YÖRÜKLER

Temmuz 1 2003bir Yorum Kategori: Kültür-Antropoloji

Eskiden akın akın gelirmiş Yörükler yaylaya. Kara kıl çadırlardan görünmez olurmuş yayla. Bugün artık tek tük kara çadır. Havcar denen ardıç ağacı kabuğuyla örterlermiş çatılarını serin tutsun diye şimdi naylon almış yerini. Serinlik bir rüya. Ardıç ormanları bu bölgede çok zenginmiş şimdi çok az. Yine de ardıçın keskin kokusu yaylaya çıkarken burnunuza doluyor. Sarı İdris’den Belediye Başkanı Yaşar Özkan ve ailesiyle yola çıktık. İkibuçuk saat traktörle tırmandık Anamos yaylasına. Bizi karşıladılar sevgiyle muhabbetle. Eskiden kadın şenliği yapılırmış buralarda. Abdallar gelip çalar söylermiş. Abdalların çadırı uzak kurulurmuş ama uzun bir süre abdallar bu yörede çalar söylermiş. Yörük kadını çok çalışkan ve kadın erkek birarada çalışma alışkanlığında.Eski Türk geleneklerini sürdüren yörüklerin çoğu bugün Antalya’da yerleşik olmuşlar.
Bu bölge elma üreticisi geçen yıl elmalar ellerinde çürümüş, tüccara mahkumuz diyorlar kasası elmanın 500.000 lira. Ne biz tüketici olarak ne onlar üretici olarak kazanamıyor. Yeter ki fiyat düşmesin!
Yaylanın temiz sularının serinliğinde yeniden kendimizi buluyoruz. Ayşe teyze bize ayran yapıyor buz gibi.
Anason kokusu binbir çağrışımıyla insanın burnuna çarpıyor. Tarla sahibi erkek kadınların başında gözlemci . Önce kadınlar çekinince ben onların yerine konuşuvereyim diyor ama biz kadınları istiyoruz.
Anason yolan kadınlar para kazanmanın ne kadar önemli olduğunun farkına varmışlardı. Kızlar çeyiz için kadınlar evleri, çoluk çocuk için çalışıyor sabahtan akşama kadar. Anason yolmak zor bir iş ama kadınlar bu benim mesleğim diyerek sahipleniyor işini.
Sarı sıcakta Ege’nin yollarındayız. Yolun alevi arabanın içini sarıyor sanki. Biz ise Söke Bağarasına yöneliyoruz.
İstanbul bitti diye karı koca terk edip sevdikleri yerleri Bağarasını mekan tutmuş. Eski İstanbullu olarak Florya plajını anlatıyor ballandırarak. Dört çocuk sahibiyken burada bir çocuk daha dünyaya getiriyor hanım. Böylece Bağarasına kök salıyorlar. Sonra eşine banka işlerinde yardım etmek için başlıyor işe. Banka senet sepet derken kendini torna tezgahının önünde buluyor. Bölgede herkes tanıyor İstanbullu diye. Her iş elinden geliyor hanımın. Çok becerikli ve çalışkan. Ona bu enerjiyi veren eşi. Çünkü birbirlerine olan sevgileri çok yoğun. Eşine sevgi dolu sesleniyor her zaman. Aradaki sevgi elle tutulucak kadar etkileyici. Onlar yaşamı her türlü güzelliği ve yorgunluğuyla paylaşıyorlar.

yerleşen Yörüklerden oluşan bir şirin belde. Çoluk çocuk traktörle yaylaya tırmanmamız iki saatten fazla zaman alıyor. Taşların üstünde atlaya zıplaya gidiyoruz. Eskiden tüm bu dağlar sık ardıç ormanıymış. Geceleri gizli gizli kese kese bitirildi diyorlar. Kalkan toz genzimizi yakıyor, sıcaksa bedenimizi .
Bu yol grayderlerle yeni açılmış, eskiden traktörle bile çıkılamaz bir yer. Buraları Mayıs da yemyeşil bir cennet olur diyor belediye başkanı. Şimdi kupkuru ortalık.
Yol boyunca kelebeklerin çokluğu ve çeşitliliği beni şaşırtıyor. Binlerce kelebek uçuşuyor yanımızda yöremizde. Burası bir kelebekler vadisi diyorum, belediye başkanı hayret ediyor şimdiye dek hiç dikkat etmemiş kelebeklere. Kelebek gözlemcilerinin turizm potansiyelini konuşuyoruz.
Şimdi bir çeşme başındayız, buz gibi suyu avucuma doldurunca başka bir dünyanın serinliği doluyor içime. Etrafta yükselen koku ve buğular sıcakla birlikte gögsümüze doluyor sanki. Yollara düşüyoruz yeniden. Etrafımız dağlarla çevrili ve yükseliyoruz durmadan. Çevrede küçük ve büyük baş hayvan sürüleri otluyor.
Yol boyunca sohbet ediyoruz. Değişik yemekleri nedir merak ediyorum. Diş ve un tarhanası yaparlarmış. Bulgurla yapılan değişik bir tür tarhana. Burada insanalar ikiye ayrılıyor çoban sahipleri ve katılımcılar. Katılımcı sürüsü az olana, çoban sahibi sürüsü fazla olana deniyor.Çevrede keçi sürüleri yayılmış. Buralarda oğlak ve keçi eti koyun eti kadar seviliyor. Sıcakta sürüler ağaç gölgesine sığınmışlar. Bir sebze bahçesi , dağda sebzeyi nereden bulacaksın? o nedenle oluşturulan küçük bahçelerde domates, biber, fasulye yetiştiriliyor. Yoğurt, süt ve yağ ise bol bulamaç. Nihayet vardık ardıç gölgesindeki Anamos dağları arasındaki çatmalı yaylasına.
Taş evlerin serinliği pek yok. Çünkü damları naylonlarla kaplı evlerde serinlik uçmuş gitmiş. Eskiden havcar denilen ardıç ağacı kabuğu ile kaplanırmış çatılar. Bu nedenle evlerin içi pek serin olurmuş. Şimdi kolaylık adına naylon medeniyti istila etmiş her yanı.
çoban ve ailesi bizi sevgiyle karşılıyor. İnanılmaz bir konukseverlik ve ilgi Anadolu ‘da her gittiğimiz yerde bizi kucakladığı gibi burada da kucaklıyor. Bir nedeni de yaylaya çok az insanın çıkması artık, yalnız ve ıssız kalmış yaylalar. Aylarca yeni bir yüz görmeden geçer zaman diyorlar. kadınlar, kızlar yere seriliyoruz hemen. OH! dünya varmış hoplayıp zıplamadan oturmak ne iyi.
Hemen yemek telaşı başlıyor kadınlarda. Ateş yakılıyor Temmuz güneşinin altında. Bazlama için malzemelre diziliyor. Has tereyağı kokulu, peynir ufalanıyor bir yandan. Saç iyice kızdırılıyor ateş üstünde. Ateşin yanında sıcaktan bunalıyoruz. Ayşe teyze tepsisi elinde geliyor ve lavaşlarını tek tek yağlıyor.
AYŞE teyzeyle ropörtaj
STV hayatın Aynası programında yayınlandı.

Ayşe teyzenin gelini de Ayşe iki ayşe arasında sohbetimiz. Teyze kızıymış gelin Ayşe. Ayşe teyze ye nasıl evlendiğini soruyorum, başlık alıp almadığını; o zamanlar ne altını diyor. Gönülle evlendim, sevmeden evlenilmez diye ekliyor. O zamanlar herkes birlite otururmuş Ayşe teyze 21 yıl geniş ailenin içinde yaşamış. Gelini de biz de 25 yıldır birlikte oturuyoruz diye söze karışıyor.
Güzel gözlü kızlar etrafımızda dönüp duruyor. Sonra hepimiz çok acıkmış olarak oturuyoruz yer sofrasına. Güneş ve ateş kadınları çok yordu ama buz gibi ayran içimizi serinletiyor birden.
Ayşe teyzenin dövme yayıyığında yağın kokusu kekremsi.

Ayşe teyzenin tek eliyle yaptığı yayığı ben iki elle zor başardım. Yayık hiç kolay değil!
Artık akarca yaylasına doğru yola çıkmanın vakti geldi. Atladık traktöre kekik kokuları arasında çoban kızlarıyla meşhur yaylaya çıkacağız önümüzdeki programda.

ANASON
Yoldan geçerken hızla yol kenarındaki tarlalarda eğilip kalkan kadınları görürsünüz. Biz de gördük ve durup konuştuk.Afyon Sandıklı’ya girerken anason yolan kadınlarla sohbet etitk. yanlarına varıncaya kadar bize pek selam sabah etmediler. çobansaray köyündenmiş herkes ve başlarında duran tarla sahibi yanımıza geliyor. Merhaba diyor. Kadınlar önce konuşamıyor o atılıyor ben onların yerine söyleyivereyim diye biz olmaz bu kadın programı diye olmazlanıyoruz.

Nadire teyze yaptığı işi meslek olarak değerlendiriyor. Kadınlar ev ve çocuklar için, kızlar çeyiz için çalıştığını söylüyor. Geçim derdi kadını, erkeği birlikte çalıştırıyor. Yine de Nadire teyze ısraralı bir kadın için meslek önemli diyor.

Hülya parasızlıktan okuyamamış. Tarlanın sahibinin kızı da çalışıyor ve çeyizi için para biriktiriyor.
Önce kadın utandığı için arkasını dönüyor kameramıza bize doğru dönünce görünmek için para istiyor Döndü teyze. Ona göre böyle zengin oluyor televizyondakiler herhalde. Yabancılaşmaya ilginç ibr örnek Döndü.
Bende anason yoluyorum ve işin zorluğunu kavrayarak vedalaşıyoruz.

FIRINCI
Sandıklı da Melahat hanımın elindeki tek yeteneği; hamur yoğurmak. Bunu mesleğe dönüştürüp fırıncı olmuş o. Sekiz yıllık bir girişimci olan Melahat hanım üç çocuğuyla tüm aileyi kendi geçindiriyor. Düşü ise hamur yoğurma makinasına kavuşmuk. kendi gücüyle buraya kadar gelmiş ne kredi ne teşvik.

Melahat hanım televizyonda gördüğü kentli kadına biraz öfkeli yiyorlarda azıyorlar diyor sonra ekliyor onlar salınsın diye biz çalışıyoruz. Ev geçindiren bir başka kadın geliyor satmak için ekmekleri el arabasına yüklüyor. Sıcacık somunlar sıra sıra diziliyor yere. O sıcakta ve inanılmaz bir tempoyla çalışıyor Melahat hanım. Şunları söylüyor: Çalışmak gibisi var mı? Ben şimdi fabrikatör gibiyim, ben çalışırım benim moralim bozulmaz.
Güleryüzle bize bir somun ikram ediyor vedalaşırken.

HALI KOOPERATİFİ
Manisaya 45 km. uzaklıktaki Örselli köyü kadınları inanılmaz işler başarıyorlar
SS Doğal Boyalı el dokumaları ve pazarlama kooperatifi adı altında örgütlenmişler. 150 ortaklı ve 550 çalışanı olan bu kooperatif tamamı kadınlar tarafından yönetiliyor.
1983’de bir kaç kadınla başlayan bu girişimcilik bugün çığ gibi büyümüş. Sadece ihracat yapan kooperatif’in Başkanı Cennet Deneli. Alm, isveç, danimarka,ingiltere, Amerika’ya ihracat yapan başkan dokuz kez Amerika ‘ya gitmiş. Amerika ‘da San Fransisco ‘da bir show-room’ları bile var! Marmara üniversitesinden de yardım alıyorlarmış. Metrekaresi 500 marktan satıyorlar. Aylık ortalama elli milyon kazanıyor kadınlar ayrıca kar ortağı olarak yıllık bir gelirleri de var.
Şirin bir köy Örselli ve bizim ekip çocukları okrkutuyor. Biri ağlarken biri gülüyor dünyanın haline.
İçme suyunu kuyulardan çıkarıyor kızlar.
Kök boyaların renkleri ışıl ışıl. Yaşlı kadınlar ip eğiriyor çıkrıkta. Toplanan yün orada ip olduktan sonra yıkanıp, doğal kök boyalarıyla boyanıyor. Yeşil renk için muhabbet çiçeği , sarı renk için papatya , siyah renk meşe palamutu ve meşe kozalağı, kırmızı için rubiye kökü kullanılıyor. Rubiye kökü az ısıtılınca mor renk elde ediliyor. Isı çoğaltılarak kırmızının çeşitli tonları elde ediliyor. Her ne kadar mavi Türk rengi dense de mavi ithal edilen bir renk, Hindistan’dan.
o renk renk kök dünyası kızların elinde başka bir duygu pınarından dökülen desenlere dönüşüyor. Desenler otantik ve hepsi kadınların insiyatifiyle üretiliyor.

Bizim bildiğimizden farklı kırsal kesim. Kadınlar erkeklerden daha fazla para kazanıyor. Kendi örgütleniyor ve evini donatıyor kadınlar. Kooperatif başkanı Cennet hanım Türk kadınının girişimci ruhuna iyi bir örnek.

renk renk halılar çağıldıyarak dökülüyor önümüze. Türk kadınının becerisi örgütlenme ve pazarlama olarak da önümüze seriliyor onlarla birlikte.

İyi günler size önemli bir konuda yazacağım… Ben Beritanlı
Aşiretine mensup bir gencim… Biz tam bir konar göçer Türkmen yörük
aşiretiyiz… Her yönümüz yörük kültürüdür… Bizlere dedemin de
anlattığı gibi yıllardır batılı istihbarat örgütlerinin diğer Türkmen
aşiretlerine de yaptığı gibi Kürtlük propagandası sonucunda
insanlarımızın önemli bir kısmı kendini Türkten ayrı bir şey
zannetmektedir… Aynı şey Karakeçili Türkmenlerine de yapılmıştır
fakat insanlar tarihini araştırdıkça Türklük gerçegi ile
karşılaşmıştır… Şuan 3 arkadaşız… Birimiz Karakeçili birimiz
Badilli yani Begdili Türkmeni ben de Beritan Türkmeniyim… Karakeçili
arkadaşım sırf bunun için Kırıkkale’ye ve Kütahya’ya gitti ve oradaki
Karakeçililerle her şeylerinin aynı olduğunu ve dokudukları kilimlerin
motiflerinin bile aynı olduğunu gördü… Söylenenlerin propaganda
değil koskoca bir gerçek oldugunu gördü… Araştırdı ve Kayı boyuna
mensup olduklarını ve Osmanlının kuruluşunda varolduklarını gördü ve
gözümüzün önünde Türkçeden başka bir dil konuşmayacağına yemin etti…
Badilli arkadaşım Türk olduğunun zaten farkındaydı ama
araştırmamıştı… Araştırdığında 24 Oğuz boyunun olduğu ve onların da
Begdili boyunun ta kendisi olduğu gerçeğini gördü… Akrabalarının
soyadlarınn Beydili Beydilli Baydilli Baydil ve Badilli olduğunu zaten
biliyordu… Bir an doğunun üzerinde nasıl bir oyun oynandığını
konuşmaya başladık… Türk olmamıza rağmen nasıl Türkten ayri bir şey
zannettirdiler bize diye düşündük ve o gün bizler de Türkçeden başka
bir dil konuşmamaya yemin ettik… Ve harıl harıl Türk tarihi okumaya
başladık… Kürt sözünün tarihte ilk defa Orta Asya’da Eleges
yazıtlarında geçtiğini öğrendik.. Alp Urungu Begleri idi ve öz be öz
Türk idi… Sonra düşündük Kürt ne demekti… İlk defa farkettik ki
konuştuğumuz Kürtçe dediğimiz dilde Kürt diye bir kelime yoktu… Bunu
neden daha önce düşünmediğimize yandık.. Anlaştığımız dil ise Türkçe.
Ben Zazaca konuşuyorum hiç anlamıyorlar… Onlar Kürtçe konuşuyorlar
ben anlamıyorum… Anlaştığımız dil tabii ki Türkçe… Beritan sözünü
araştırdım tamamen Türkçe bir kelime… Göçer göçebe anlamında…
Yörükleri araştırdım. Her şeyimiz aynı… Çok yaşlı dedelerimize
danıştım, çok önceleri yalnızca Türkçe konuştuğumuzu söyledi…
Anladık ki bizler öz be öz Türküz… Şimdi ise yeminimizde olduğu gibi
Türkçeden başka bir dil konuşmuyoruz… Vatanımıza sımsıkı bağlandık
milli kimliğe sımsıkı bağlandık… Bekliyoruz ki vatansever
gazeteciler, üniversite hocaları bu konuyu ele alsınlar… Biz
insanlarımızı uyarıyoruz ve inanın insanlarımız Türk olduklarını
duymak istiyorlar… Koskoca Avşar boyunu Kürt yaptılar ama onlar bunu
yemiyorlar artık gençleri araştırıyorlar. Avşarların Oğuz Türkünün
genis bir boyu olduğunu öğreniyorlar… Sizleri gazeteciliğe davet
ediyorum… Neden gidip Türkan aşiretinin üyeleriyle yaşlıları ile
röportaj yapmıyorsunuz, neden kendine Kürt denmesinden hoşlanmayan
zaza dedeleriyle röportaj yapmıyorsunuz… Neden Karakeçili
Türkmenleriyle röportajlar yapmıyorsunuz… Neden Kürt sözünün Türkçe
olduğunu ve ilk defa Türk yazıtlarında geçtiğini söylemiyorsunuz…
Neden Hakkari’ye adını veren Türk aşiretinden Saka Türklerinden Akari
aşiretiyle konuşmuyorsunuz… Neden Gur Türklerinin Aşireti olan Guran
Türklerini üniversite hocalarından dinlemiyorsunuz… Fatih’in hocası
Molla Gurani’nin aşiretinin neden kendini Türk saymadığını
araştırmıyorsunuz… Neden aynı aşiretin Azerbaycan’daki kolu kendini
Türk biliyor da Kürtçe tek kelime bilmiyor da Türkiye’deki kolu
kendini Türkten ayrı bir şey sanıyor… Araştırmak bir vatan
görevidir…. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır demiş
Peygamberimiz… Bu araştırmalar terörü bitirir… Çünkü hepsi öz be
öz Türk… Kaynak bir sürü… Korktuğunuzu aklıma bile getirmek
istemiyorum inanmıyorum da… Allah aşkına araştırmaya değmez mi?
Devletin dikkatini neden bu noktaya çekmiyorsunuz… Lütfen. Ben
üzerime düşeni yapmaya çalışacağım. Şimdi bu yazıyı karalamak
isteyenler saldıracaklardır ama böyle yürekli çıkışların, ülkemize göz
dikenlere en geçerli gözdağı olduğunu düşünüyorum… İşte budur… Ne
Mutlu Türküm demenin bir önemli yolu da budur…

————————————————-

Turklerin tarihi ile ilgili batili bir bilim adaminin kaleminden bilgi edinmek isteyenler Jean Paul Roux’un “Turklerin tarihi” kitabini okusunlar.

  1. KARAHAN diyor ki:

    sAYIN ARKADAS

    BENI MUTLU KILAN KURTLERI ZORLA TURK YAPMA CABASI DEGIL AMA KURT OLARAK IFADE EDILEN VE HERYANIYLA BIZIM OLAN BU HALKIN COCUKLARININ COK BASIT VE ASIKAR KONULARDA BIRAZ DAHA ISRARLI VE YUKSEK SESLEKONUSMASI GEREKTIGIGINI?ZORLANARAK BABILONDA OLMADI ISVECDE KENDINE KOKEN ARAMAK ZORUNDA BIRAKILAN BU TOPLUMUN ILERI DEGERLER ADINA BUNCA BAGNAZLIGA DUSMESI KABUL VE HOSGORU SINIRLARINI ZATEN ARTIK ASAN BIR DURUM GIBI GELIYOR BANA….YAKLASIMINIZDAKI IYINIYETIN OTESINDE OLDUKCA SAMIMI VE OBJEKTIF IFADELERINIZ BENI SOVEN OLDUGUM ICIN DEGIL AMA AKLISELIM OLMAYA CALISTIGIM ICIN MEMNUN OLDUM VE SEVINDIM…CUNKU SOYLEDIKLERINIZ DOGRU…..SELAMLAR

Yorumunuzu Paylaşın