Yemek kültürü
YENİ ŞAFAK gazetesinde yemek kültürüne olan ilgimi
bir nebze aktardım.Çoğu bilmez ilk 1992′den başlayarak sözlü tarih yöntemiyle İstanbul’da Rum, Ermeni,YAhudi, Rumeli ve ada yemeklerini yazmıştım.
Kurduğum sofralarla meşhur oldum
Yemek molasını Gazeteci Yazar Nevval Sevindi’nin verdiği adreste, Yeniköy’deki Takanik Balıkçısı’nda verdik. Sevindi’nin entelektüelleri ağırladığı dillerden düşmeyen ziyafet sofralarını dinlemek ayrı bir keyifti.
RAMAZAN BİNGÖL
Yağmurlu bir İstanbul gününde buluştuğumuz Gazeteci-Yazar Nevval Sevindi ile boğazda Takanik Balıkçısı’nda “yemek molası” vermeyi kararlaştırdık. Nevval Hanım, yıllardır ilgiyle takip ettiğim isimlerden. Pek çok önemli işe öncülük etti bugüne kadar. Zihinlerimizin en kuytu köşelerinde kalmış âhilik gibi meseleleri sevdirmek için verdiği uğraş, kansere yenilmemek adına yaptığı mücadele, AB konusundaki çalışmaları ve yıllardır yazdığı köşe yazıları Sevindi’yi, güçlü ve başarılı bir kişilik olarak çıkartıyor karşımıza. Konuğumuz bir balık sever olunca adres doğrudan Yeniköy’deki Takanik Balıkçısı oluyor. Burası Nevval Hanım’ın sık gittiği bir adres. Bir zamanlar boğaza sıra sıra dizilen balıkçı teknelerini hatırlarsınız hepiniz. Takanik de önceden bu kayıkçılardan biriymiş. Teknelerde balık satmak yasaklanınca, kayığın müdavimleri için açılmış burası. Nevval Hanım, lüfer ben ise hamsi ve çinekop söyledim. Salata olarak roka ve maydanoz salatasını tercih ettim. Sevindi ise karışık salata söyledi. Neden özellikle burayı tercih ettiğini sorduğumda ise; “Annemler Rumelili, babamlar ise adalı olduğu için ailecek balığı çok severiz.” cevabını alıyorum. Mekândaki atmosferi farklı bulduğunu, servisin hızlı olduğunu ve çabuk bir şekilde yemek yiyebildiğini de eklemeyi ihmal etmiyor. Nevval Hanım’ın restoranı çok beğenmesine rağmen benim ilk gözüme çarpan garsonun kıyafetindeki özensizlikti ancak mekan sıcak ve sevimliydi.
“Otuz beş yıllık yemek defterim var”
Sohbetimize devam ettiğimiz sırada siparişlerimiz de geldi. Ancak balıklarımızı yerken hayal kırıklığına uğradım. Hamsi vıcık vıcıktı ve özensiz pişirildiği belliydi. Çinekop ise çok sıradandı ve ikisi aynı tabağa konmuştu. Sadece taze olduklarını söyleyebilirim. Salatalarda bundan çok farklı değildi. Doğrusu Nevval Hanım’ın, tavsiyesi üzerine buraya geldiğimizden daha lezzetli yemekler bekliyordum. Bu arada Sevindi’nin yemek merakını dinlemeye başlıyorum. Nevval Hanım, 15 yaşından beri yemek tariflerini yazdığı bir defteri olduğunu ve sadece Türkiye’den değil dünyanın değişik köşelerinden yemek tarifi kitaplarından oluşan bir koleksiyonu bulunduğunu da aktarıyor. Emekli olduğu takdirde bu birikimlerini aktaracağı bir yemek kitabı yazacağını söylüyor.
“Türk mutfağı pazarlanamadı”
Nevval Hanım, yemek seçmediğini, az da olsa her yemeği yediğini aktarıyor. Türk Mutfağı’nın binlerce yıllık bir tarihi olduğuna değinen Sevindi, İngiltere’ye yaptığı bir seyahatte ‘Yoğurtlu Yemekler’ kitabını görünce “Yoğurdu bulan biz, kitabını yazan bunlar.” diyerek hayıflandığını anlatıyor. Yemekle birlikte devam ettiğimiz sohbetimizde sıra tatlılara gelmişti. Kabak ve kayısı tatlısı nefisti. Tatlılarımızın ardından içtiğimiz kahvelerin kıvamı ve tadı da güzeldi. Kahvelerimizi yudumlarken yemek yazarlarını nasıl bulduğunu soruyorum. Gurmeliği, ‘iyi tatların içinden seçmek’ olarak değerlendiren Sevindi, yediğimiz her türlü yemeğin atmosferini, pişirilişini, nerden geldiğini bilerek o yemeğin kültürle birlikte yazılması gerektiğini de sözlerine ekliyor.
Beş saatte bütün yemekler hazır
Yemek konusunda bu derece meraklı ve bilgili birinin yemek yapmaması mümkün mü diye düşünürken Sevindi, değişik dönemlerde kendi yaptığı yemeklerle kurduğu masalarda birçok ünlüyü ağırladığını anlatarak şöyle konuşuyor: “Aydınlardan, sanatçılara, yazarlara kadar pek çok kişiyle kurduğum sofralar meşhurdur. Benim, verdiğim davetlere Doğan Hızlan gibi çok iyi gurmeler katılıyordu. Bütün yemekleri tek başıma yaparım ve her gruba göre ayrı bir menü hazırlarım. Yemeği başkasına yaptırmayı hiç sevmem. 15 kişilik bir yemeği rahatlıkla 5 saat içinde yapar ve çok süslü bir sofra kurabilirim.” Sohbetimizin sonuna yaklaşırken kendi kültürüyle bu kadar iç içe yaşayan Nevval Hanım’a bundan sonrası için neler yapacağını soruyorum Sevindi, DYP’den siyasete girdiğini ve Mehmet Ağar’ın danışmanlığını yaptığını söylüyor. Siyasette nedense herkesin kendisine Kültür Bakanlığını yakıştırdığını belirterek: “ Eğer Kültür Bakanı olursam Türk mutfağını dünyaya tanıtmak için çalışacağım” diyor.
17.12.2006