Urfa’da kadın olmak

Şubat 11 2002Yorum Yok Kategori: Kadın

Aralık ayı için ılık ve güneşli bir günün keyfini süren Urfa’ya inerken bereketli topraklar insana umut vaadinde bulunuyor.Konik kubbeli tipik evleri ve ihram giymiş kadınlarıyla,yerel giysili erkekleri sakin görünen sokaklarda başka bir dünya sunuyor konuklarına. Geçtiğim kent meydanında kaç kadının namus yüzünden koyun gibi kesildiğini bilmesem, belki de egzotik bir çiçek kokusu sunacak Urfa bana. Son olarak sinemaya gitmesi nedeniyle bıçakla boğazı kesilen kadını ve yaralanan kuzeninin başına gelenleri anlamak için gittim Urfa’ya.

Yoksul bir mahallede toprak damlı ve avlulu eve daracık bir sokaktan girdim.Yeni yıkanmış avluda ayakkabılar bekleşiyordu.Birden çok çocuk sümüklü burunlarıyla birlikte meraklı bakışlarnı da bana doğru çevirdiler.Renkli giysileriyle kadınlar ve şalvarlı erkekler bir odada oturmuş çay içiyorlardı.Köşede bir beşik içinde bebek yarı uykulu viyaklıyordu.Sonra sustu.Erkekler suskun ve granit ağırlığında bir bakışla benim “Merhaba”ma Arap aksanıyla karşılık verdiler.Renk renk pırıltılı giysili kadın ve bu erkekler aslında yastaydılar.”Yüreğimize ateş düşmüştür”dedi kadın hiç bir bildik üzüntü emaresi göstermeden.Yüzyıllardan damıtılmış bir kaderci ağırbaşlılık saltanatını sürmekteydi üstlerinde.Ağlamadan üzgündüler. Dilber kara gözleri ürkek,başında “necek” denen beyaz başörtüsü suskunluğun doruğunda.Kara gözlerinde anlatılmakta tüm öykü. Sol böğründe bıçak yarası benim sorularıma kısa cevaplar veriyor. Sinemaya girmişler birlikte ama film seyretmemişler,su içmişler. Bir de para almış sinema sahibinden öldürülen kadın,bu karşılığı bilinmeyen bir soru olarak odada asılı kaldı.Kocası görmüş bunları sinemadan çıkarken ve yakalamış.Onlara film seyredip seyretmediklerini sormamış ve sövmüş karısına.Demiş ki şimdi seni öldüreceğim ve çekip bıçağı kesmiş.O arada Dilber araya girince yemiş bıçak darbelerini.Her gece rüyasında görüyormuş öldürülen kuzenini.Onu özlüyormuş.Biz film seyretmedik diyor.Çünkü o sinema Urfa’nın tek sineması ve porno film oynatıyor.70’li yılların bayağı Türk filmleri aslında oynatılanlar.Dilber diyor ki ben o filme gitmem zaten.İyi bir kadın sinemaya gitmez biz su içmeye gittik diyor.Ama parayı açıklayamıyor.Babası atılıyor oradan bu işte kötü niyet var,su içmek olsa maksat çevreden içerlerdi.Sinemaya girmezlerdi diyor.Zaten oğlan bunu da öldürseydi sözümüz olmazdı diye ekliyor.Yani öldürmekte haklı mıydı diyorum. Hiç kuşkusuz yanıtlıyor kadın ve erkekler:Haklıdır.Bu namus meselesidir.O öldürmese babası öldürmek zorunda kalırdı diyorlar. Hepsi birbirine akraba bu insanların.Dedesi başında poşu yetmiş yaşında görmüş geçirmiş bir Urfalı:İnsan ne için yaşar namustan başka hanımefendi diyor parlak gözleriyle.Ölen de torunumdu,öldürende ve bu kız da torunum işte.Kader neyleyelim. O bu mahallenin en güzel kızıydı.Türk’e benzerdi,saçları senin gibi sarı boyalıydı.Çok güzel kızdı,yedi ay önce evlendiler.Daha 17 yaşındaydı. Dilber’e dönüp kaç yaşında olduğunu soruyorum bilmiyor babası 16 yaşında diyor.Dilber 15’inde töre gereği evlendirilmiş.Burada 15’ini bulanlar için “ya eve ya yare” denmesi adet.Sonra bir yıl geçmiş getirip bırakmış kızı baba evine.Evlenmek ister misin diyorum ilk kez şiddetli bir tepki gösteriyor :Yok,yok.Bir kabustan kurtulmak ister gibi eli ayağıyla çırpınıyor.Çok mu dayak yedin diyorum.evet diyor.Her gün mü yedin soruma her gün diye karşılık veriyor.Erkekler sessiz çaylarını içiyor.Kadın yalnız başına bir yere gidebilir mi diyorum.Yok gidemez diyor.Ben evden çıkmam diyor.Hiç okula gitmemiş Dilber.Doktor olmak istermiş okusaymış.Evde bütün gün çocuklara bakar ve televizyon seyredermiş Dilber.Kadir İnanırlı Türk filmlerini ve mutlu sonla biten aşkları seviyor Dilber.Kadın kadına dertleşiriz diyor usulca.Erkekler “boşu boşuna kimse kimseyi öldürmez, “pisliğe gitmişler ,ailesine para verilen bir erkek öldürür” diyor ısrarla.Bir kadının cezasını kesmek ve uygulamak erkeğin görevi midir?soruma hepsi “he”diyor.Boşasanız olmaz mı,bak erkek de hapiste çürüyecek “ Namus az bişey midir hanımefendi diyor dede,kızı boşatmazlar burada. Kocan var ya!Eğer çirkin,eğer eğri ama Allah kader etmiş sana.Tuz,ekmek yemişsen,sana cücük çıkartmış.Böyle şeylere koca dayanamaz.Oğlan dayanamamış vurmuş.Dolanmak istemiş kız olmaz.” Herkes akraba onun için mi vurmak şart olur?diye sorunca dede yok, yok yabancı olsa birbirimizin kökünü kuruturduk dedi.Kızın kötü hallerini daha önce hiç görmemiştik,günahını almak istemeyiz. Ama birden bire böyle oldu diye ekliyor dede.Görümcesi cahilliğinden yapmıştır diyor.Bilseydi başına gelecekleri yapmazdı.O da bizim ciğerimizdi diyor bebeğini sallarken.Biz oğlana yanmıyoruz biz kıza yanıyoruz diyor ve dede onaylıyor bu sözü.Son öldürülen kadınlardan söz ediyoruz dede geçenlerde birini de boğdular diyor.Hep kadınlarını öldürüyor Urfalılar diyince ben ,namusuna sahip çıkarsa mesele yoktur diyor gülerek.Dilber öldürülse davası olmayacak şansından yaşayan biri olarak dinliyor konuşulanları.Televizyon seyrettiği halde evin içinde ömrünü sürmesi gereken bu onbeş,onaltı yaşında kızlar yaşamı hiç bilmiyorlar.Evin içinde ve yaşamdan uzak yaşadıkları için sokağa çıktıklarında televizyonda gördüklerini normalmiş gibi yapmaya çalışıyorlar.Hiç okula gitmemiş,televizyonun eğitiminden başka yaşama dair bilgileri olmayan Urfalı kızlar namus töresi gereği ölmek zorundalar.Onların direnmesi sokağa çıkıp ölmek gibi görünüyor. BEN DE OLSAM ÖLDÜRÜRDÜM Urfa’da isim vermeden konuşmak istiyor insanlar,sözleri var ama tanınmak töreyi bozmak anlamına geliyor.Çünkü herkes töreye uyuyor ama töre aleyhine konuşuyor.Her sınıftan erkek Urfa’nın tek sineması olan “kötü film” oynatan yere karısının gidemeyeceğini söylüyor ve giderse öldürmek zorunda kalacağını söylüyor.Bir makine mühendisi; “çevrenin etkisi çok fazla insan karısını öldürmek zorunda kalıyor” diye açıklıyor durumu.Yoksa erkeği yaşatmaz çevresi diyor. Neden hep bıçakla kesildiğini soruyorum.”Silahın seçimi ailenin geliriyle ilgilidir.Aslında eski gelenek kireç kuyusuna atmaktır.Yani kaybetmek bu ceza yememek için yapılır,kaybolup gitsin diye.Kız çocuklar zaten nüfusa kaydedilmez.Kaç çocuğun var diye sorarlarsa sadece erkek çocuklar sayılır.Burada herkes 1 Ocak doğulmudur genelde.İlkokula giderken nufüs gerekir,okula gitmediklerinden kağıt lazım değildir. Evlenirken de imam nikahıyla evlendiklerinden nufüs kağıdı gerekmez. Kadını kaybetmek kolaydır kimse gelip sormaz.Hatta kız öldürüleceğini bildiğindenağabeyi,kardeşi ceza yemesin diye kendi ona yardımcı olur. Köylerin birinde kız traktörün altına yatmıştı ağabeyi üstünden geçti ve kaza oldu dediler,gitti.” Gözaltındaki kayıpların kadınlar için çok eski bir gelenek olduğu anlaşılıyor Urfa’da.Urfa’da töreye uymayanı erkek ise aşiret,kadın ise erkek cezalandırıyor.Kuvvetli aşiret yapısı tüm gücüyle sürüyor. Devlet memuru bir erkek devletin kalkınmadan sadece mühendislik işlerini anladığından yakınıyor.”Sinemamız yok.O pornocu sinema bile İstanbul Kanatlarımın Altında filmini oynatmayı red etti.Tiyatromuz yok.Bize sadece kanallar,havaalanı yeter sanıyorlar.Bunlar bizi sevdikleri için değil herhalde.Diyarbakır’da kültür sarayı var bizde yok.Akşam yedi sekiz dedin mi herkes evindedir.Ya çiğ köfte yoğurur, ya televizyon seyreder.On dedin mi uyur.Hayat bu kadar. GAP’ın başkenti Urfa’nın en büyük sorunu kültürel kalkınma .GAP’tan 140 aile Harran’da yararlanacak.Kente göç çok fazla bu insanlar çiftçilikten başka bir şey bilmez.Ücretli işçi olmak ayıp sayılır.İnsanlar aç ve işsiz. Köy tümü göçüyor mahalle oluyor burada,köyün adını da mahalleye veriyorlar.” Şanlıurfa Genç İşadamları derneği’nden bir iş adamı bile karısını bir yere götürememekten yakınıyor ve “günaha girerim diye korkuyorum”diyor.GAP’la birlikte ekonomik ilişkiler çözülmeye başlamış Urfa’da.Sosyal alanda hiç bir çaba olmadığı için tam tersi devlet feodal ilişkileri korumaya çalışıyor.Çünkü toplum güvenliği töreler ve yaptırımlarıyla sağlanıyor.Bu düzen ve intizam sürsün diye çaba var.Ama hiç bir sosyalizasyon çalışması yok denebilir.Bireysel dramların çok derin yarası en ufak bir ilgiyle kanamaya başlıyor. Ruh hastalığı,psikosomatik hastalıklar çok yaygın diyor uzmanlar.Özelikle kadınlar hep hasta.Bölgede antidepresif ilaçlar çok tüketiliyor.Genç ve okumuş bir erkek Urfalının sosyal açıdan dünyadan kopukluğunu gerçek bir öyküyle özetliyor:Bir arkadaşım Urfa’da başı bağlı,geleneklere uygun bir kızla evlendi.Sonra İzmir’e gitti iş için.Şortla gezen kadınları görünce şok geçirmiş adam.Kocasıyla birlikte askılı,mini etek giymiş gezen kadınlara hayretle bakmış ve onların buna nasıl tahammül ettiğini kavrayamamış adam. Kafası çok karışmıştı.” Urfalıların saygı duyduğu kadın ise Nevin Güllüoğlu. Şanlıurfa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nin müdiresi olan Nevin hanım evlenmemiş ve ömrünü Urfa’nın plastik sanatlarla tanışması ve kültürel yenilenmesi için harcamakta kararlı bir genç kadın.Sade ve güleryüzlü kimliğini daha kapıdan girerken onu çevirmiş çocuklarla birlikte yaşıyoruz. Hollanda Büyükelçiliği ile ortak açtığı Hollandalı çocuk resimleri sergisi güzelim Urfa konağının avlusuna sere serpe serilmiş.Bu incelik ve güzellikte mimari konutlar üreten Urfalının estetik değerlerden uzak olduğu söylenebilir mi?1985’den Urfalı ilk defa plastik sanatla burada yüzyüze gelir. Kültür Bakanlığı’nın bu armağınına Nevin hanım sahiplenerek 1989’dan beri çok çalışıyor.Bir çok insanın yeteneklerinin farkına varamadan göçüp gittiğini söyleyen Nevin hanım yüzyüze ilişki kurulan tüm kadınların kültürel çalışmaya kazanıldğını söylüyor.İnsanlarımızın kendini ifade edeceği yer bulunca harikalar yarattığını ekliyor.Babası onları bir gün memleketlerine hizmet etmek için geri dönmeleri şartıyla okutmuş.Urfalı olarak sorunları bilen bir insanın çözümlemede nasıl başarılı olabileceğini anlatıyor Nevin hanım ve başkalarının Urfalıları sorun olarak gördüğünü vurguluyor.” Yeterki kararlı olun çözülmeyecek hiç bir sorun yok”. CÜBÜLHAYAT KÖYÜNDEN YÜKSELEN HÜLYA’LI SES Sağlık köyü diye aranıyoruz ve kimse bilmiyor,çünkü onun adı cübülhayat hala.Çamurun bileği geçtiği sokaklardan,toprak evlerin arasından bir evi ayırmaya çalışıyoruz,hangisi Hülya Demir’in evi diye. Sedat Atilla’nın yaptığı Atv haberlerinde ilk onun kara gözlerini görmüştüm.Hülya onbeşinde bir Arap kızı.Bir toprak evden rengarenk giysileriyle fırlıyor Hülya,çıplak ayaklarıyla çamura aldırmadan parlak bir halının üstünde kayar gibi yanaşıyor bana.Sıcak ve ateşli bakışları sevinçli.Onu televizyona çıkaran toplantıda okuduğu şiir gibi duru her davranışı.Onu bir daha arayan soran olmamış.Hayatında bir değişiklik yok yani.Evin içi kadın ve çocuk dolu.Hızmalar,dövmelerle süslü kadınlar tropik çiçekler gibi renk renk açmış giysileriyle oturuyor.Gençler Türkçe konuşuyor ve yaşlılara tercümanlık ediyorlar. GAP’dan nedir umudunuz soruma hiç karşılığını veriyor kadın erkek.Toprağı olana su lazım,GAP ona bize değil diyorlar.Bu köydeki ikiyüz öğrenciye iki öğretmen bakıyor ve onlar da her zaman gelmiyor! Hülya dördüncü sınıfa kadar okumuş.Geçen sene yetişkinler için gece okulu yapılmış ve Hülya ilkokul diplomasına kavuşmuş böylece.Bu yetişkin kursuna katılanların en yaşlısı onsekiz yaşındaymış!GAP idaresi iki yıldır çeşitli sosyalizasyon çalışmaları yürütüyormuş bölgede. Hülya ilk kez ütü ile böyle tanıştığını anlatıyor heyecanla. Bir çok şeyi GAP’la öğrenmişler.Biz hiç bir şey bilmiyoruz diyor defalarca. “Ne sunulsa öğrenmeye hazırız”diye çağıldıyor sesi. Sonra GAP idaresinin konferansında okuduğu şiirin yazılı olduğu defteri getiriyor bana.Şiir defterinde duygularını bir kaynak gibi akıtıyor Hülya.Babası ilk şiiri dinlemiş ve çok beğenmiş.Babası annesine hiç el kaldırmamış şimdiye kadar.Babası da Hüyla gibi başlık parasına karşı,ben almam diyormuş.Ama ağabeyi ben alırım demiş. Oysa Hülya evlenmek istemiyor.Nedenini şiirle anlatıyor:”Onüç-ondört arası evlilik yaşı/bir kaç ay sonra başlar gözyaşı/kalmaz ne dostu ne arkadaşı/ kucağında bir bebekle gelir/yaktın başlık parası/yıktın başlık parası/ ayırdın başlık parası.”Bu uzun şiirde kadınların insan değil koyun sayıldığını söylüyor Hülya.İnsan severek evlenmeli diyor ama ana babasının birbirini görmeden evlendiğini söylüyor.”Burada kıza sormazlar evlendirirken.Babam benim örnek bir insan.Babam başlık parası almam yeminliyim diyor.Biz beş kız dört erkek kardeşiz.Pamuk zamanı bitti şimdi kursa gidiyorum.Dikiş nakış öğreniyorum.Geçen sene Tarım İl Müdürlüğü konserve yapımı kursu açtı.Cuma günleri de doktor ve ebe geliyor geliyor köye.Ana çocuk sağlığı ve aile planlaması konusunda anlatıyorlar.Kadınlar evlenince artık kursa falan gitmezler.”Evde çocuk bakmaktan başka görevi olmayan kadına erkek evin içinde Hülya’nın anlatımıyla “sadece paspas kadın.Bir milyar veriyor ya adam hep kızı çalıştırmak istiyor.Yani kızın dili kalmıyor suçlu kız,babası bir milyar almış.Hem satılan biziz hem paspas gibi basılan da biziz.Olan hep bize oluyor.”Şıh kızı olan bir milyar dört yüze gidiyormuş piyasada.Kızın beyaz,güzel ve akıllı olması başlık parasını arttıran özellikler.Aklı ne yapacak erkekler diye merak ettim.Senin gibi mi dedim Yok .Beni istemezler,ben konuşuyorum dedi.Hülya dili uzun diye şimdilik evde kalmış.Akıllı olacak ama kadın konuşmayacak prensip olarak.Hülya “benim şartlarım var kabul edenle evlenirim”diyor.Ben sesimi duyururum,kadın erkek farkı yok benim şartımda ,nasıl kızının önünde anasını döverler,benim babam hiç benzemez onlara “diye bir baba kızı olduğunu fısıldıyor heyecanlı sesi. Erkekler de “yoksul adam nasıl iyi olsun “diyorlar.Bir özlemim var diyor Hülya”çalışmak istiyorum,pamuk işi olmasın.Annem hayatın kurtulur diyor.”Tarlayı istemiyor Hülya.”Fabrika olursa çalışırım, köyde hergün gidip geleceğim bir işim olsa.Kadınlar para kazansa durumları değişir.”Annesi “biz hep çalıştık”diye lafa giriyor.Hayatındaki zorluk sadece para mıydı soruma “külliyen”diyor.Herşey zordu,her şey…. GAP’IN BAŞKENTİ URFA’DA SOSYAL YAŞAM YOK “Akın akın insanlar göç etmektedir.Göç edenleryalnız şehirleşme açısından sıkıntı vermemekte,köydeki yaşam şeklini beraberinde getirmeleri nedeniyle şehrin sosyal,kültürel ve yapısal yıkıntıya uğramasına neden oluyorlar.”diye söze başladı Şanlıurfa Belediye Başkanı Ahmet Bahçıvan.”Köyündeki aşiretlik anlayışını ve akrabalarını birarada tutuyor,aşiretler farklı güçlerini de şehre taşımış oluyorlar.Hayvancılığını,köyünü buraya taşıyor.Bir umutla geldiği şehirde GAP’tan umut ettiklerini de bulamayınca şiddet meydana geliyor,şehirciliğe kinle bakış,öfkeyle yoğruluyor.Köye geri dönmeyi de statü düşüklüğü olarak görüyor.Çıkmaza giriyor.Öyle sokaklar var ki 80 santimetre genişliğinde,in san hayretler içinde kalıyor.Buna nasıl müsaade edilmiş anlaşılır gibi değil.”Refah Partisi’nden olan Ahmet Bahçıvan’dan önceki yönetimlerin suçlu olmasından çok hükümetleri suçluyor.Hazine arsalarını alamayan yerel yönetimlerin eli kolu bağlı diyor Başkan.Urfa’nın nüfusu önümüzdeki yoıllarda üç-üç buçuk milyona çıkacak.Çukurova’nın otuz misli ekili alanı olacak Urfa onbeş yıl içersinde korkutucu bir büyüme yaşayacak.Şehir merkezindeki okullarda bile bir sınıfta 70-80 öğrenci okuyor. Urfa ili bazında 670 okulumuzda öğretmensizlik ve açık var.”Yatırımlar insan için yapılır.GAP bölgesinde büyükbir harcama var,herkesin umutla baktığı.Ülke dışında bile projemiz önemli.GAP sadece bizim için değil Türkiye için bir proje.Diğer taraftan ise eğitimde tam bir başıboşluk yaşıyoruz.İnsana yatırımı vurdumduymazlıkla savuşturursak,sosyal gelişmesini sağlamazsak varoşda yetişecek nesilden ne bekleyebiliriz? Mutlaka insana yatırım yapmalıyız.Bunu bir fon altında mı verir,başka türlü mü verir versin.Biz bir nesli mahvederken suyun bereketinden söz edemeyiz.Gelecekte bizi kim temsil edecek.Park,sosyal tesisi olmayan şehir olur mu?Ben İngiltere’de yüksek lisans yaptım,Amerika’da,Avrupa’da bir çok yer gördüm.Biz çok şeyi yapmayı arzu ediyoruz ama gücümüz yok.Sivillerden kültürel katkı yok.Urfa’da sosyal yaşam yok. Urfa’da “sıra geceleri” geleneksel,eğer o da olmasa insanları bu stress patlama noktasına getirir.”Sıra geceleri” sosyal boyutu olan toplumsal bir ilişkidir.10/12 kişilik gruplar oluşturulur ve haftada bir gece sıra gelir size.Şehrin sıkıntıları,sorunlar ve politika konuşulur.”Evlerini kültürevine dönüştüren Urfalılar içlerini sıra gecelerinde dökerek eleştirileri rahatça yapıyorlar.Ama bu eğlence ve sosyal yaşam kadın kadına ve erkek erkeğe geçen bir dünya. Sazlı sözlü bu geceler genelde erkek ağırlıklıdır.Kadınlar ancak gündüzleri batıda “gün” denilen tarzda biraraya gelir ve çiğ köfte yaparak eğleniyorlar.Başkan “Urfa’da sosyal ve kültürel yaşam kendi haline bırakılmaya devam ederse gelişmemiz çok zaman alır”diyor. Bir yandan da şehrin fiziksel alt yapısını geliştirmeye çalışıyor.Karakoyun deresinin üstüne kurulacak Karakoyun projesi içinde kültürel mekanlarda barındıracak.Eskiden Kız Lisesi olmayan Urfa’nın artık Kız Meslek Lisesi bile var.Anadolu Müzik Lisesi yeni açılmış.İmam Hatip’te kız erkek karışık okuyan sınıflar var.Hala erkek çocukların sayıldığı Urfa’da kız çoçuğunu saymayan anlayış kısmen sürüyor.”Erkek egemenliğinin sürmesine bağlıdır,erkeklik duygusu. Kültür Bakanlığı’nın bir kültür binası yapamadığı bir şehir Urfa,ne acı gerçek .Ben Karakoyun projesinde anfitiyatro dahil kültür binası yapıyorum gençler için “diyor Başkan.Kültürel değişim için fabrikaların çoğalmasına güvenen Bahçıvan zenginleşen Urfa’nın geleceğine güveniyor.110 fabrikanın inşaatı devam eden ve toplam 200 fabrikanın devreye gireceği URFA kültürel yaşam talep ediyor. Harran Belediye Başkanı İbrahim Özyavuz da eğitimin önemini vurguluyor özellikle.Harran’da kalkınma sürecinin sadece çiftçilikle olmayacağına inanıyor Özyavuz.Şu anda 62 köye su verilmiş Harran’da.Bunlarda Halk eğitim merkezleri kurslar açıyormuş.Çiftçi Eğitim Merkezleri kurulmuş.62 köyün tamamındaki öğretmen açığı bu yıl kapatılabilmiş.Sağlık taramaları yapılmaktaymış.Taşımalı eğitim sistemi modelini uyguluyor Harran bu konuda pilot uygulama bölgesi.Daha önce Denizli ‘de denenmiş bu model üç yıldır Harran’da Milli Eğitim Bakanlığı tarafından uygulanıyor.Köylerden öğrenciler Harran’a arabalarla taşınıyor ve evlerine geri bırakılıyor.Öğlen yemeklerini yiyorlar.Su bırakılmadan önce Harran ovasında eğitim çok düşükken şimdi yükselmekte deniyor.Daha önce kız çocukları okutulmuyordu,yoksul insan onu yatılı bırakamıyor.Geçen sene kız yatılı okulu da açılmış.”Eskiden ulaşım sorunu okumaya büyük engeldi” diyor Özyavuz.Bölgenin sosyal örgütlenmesi aşiret düzeni ve caydırıcı olarak toplumda güçlü bir sistem oluşturmakta.Yine de bir şeyler değişmekte 6000 yıllık Harran’da. Gaziantep Belediye Başkanı Celal Doğan’a sosyal demokratların neden kadın projeleri olmadığını sordum.Bana “hangi konuda projeleri var ki?”diye cevap verdi.Toplum yaşamında kızların deneyim kazanma şansı olmadığı,gençlerin birbiriyle karşılaşacak mekanlarının olmadığı kentlerde kızların yanlış yapmasının çok kolay olduğunu anlatan Doğan içecek suyu olmayan adamın kültürel kalkınma ile pek ilgilenmediğini söylüyor.Çevredeki 608 köyün %8’inde temel kitaplar yok,sıra yok,öğretmen yok.Sınıflar 84 kişi.”Çocuklar bana neden okul bahçemiz yeşil değil, neden müzik spor alanımız yok diye soruyorlar.Ama yasal olarak bunlar benim sorumluluk alanımda değil .Ben kentimin sahibi değilim,kentimi yönlendirme şansına da sahip değilim. Bazı yerlerde asfalt dökmeye yetkim yok.Her yerde yetki karmaşası var.Ben 73.000 metrekare park yaptım tüm sosyal alanlarıyla.Cep sineması yapıyorum. Demokrasi sivilleşmedikçe bunlar çoğalmayacak.Sosyal demokrasi ideolojik olarak yenilenmeli.Örneğin eğitim paralı olmalı ,yoksul için parasız olmalıdır.Antep’te çok şükür hiç devlet yatırımı yok,olanlarda özelleştirildi.Başarımızın nedeni bu. “ Kadın Dayanışma Evi’ni kurmuş,kirasını ödeyen Belediye kadına bakışın “seçkinci bir göz”le sınırlı olduğundan yakınıyor.”Kadını ayak işlerinde kullanıyoruz ama karar mekanizmasına koymuyoruz.Sosyalizasyon çalışmaları için Anadolu’da ihtisas kadroları bulamıyoruz.Türk aydını vatansever değil. “diyerek sosyal demokratların kadını siyasete teşvik etmediğini vurguluyor. Her sınıftan,eğitimden erkeğin kadına bakışındaki ortaklık ürkütücü. Bu tüm Türkiye’nin sorunu.Türkiye kadınlarını keşfetmeli. abla ben urfa v.şehirden ibrahım sizin sitenıze hayran kaldım bide urfadakılerın tatıle gıdışlerıde komıkmış bayağı abla sana başarılar dılerım bide siz urfalımısınnız
Gönderim Zamanı: 13-09-2005 20:41:46
Yukarıdaki Urfalıya bakın bir de bu kalitesiz zavallıya ve neden Urfa bu durumda anlayın artık. Gönderen: kadriye gökçe
E-Posta: çiko_karo@hotmail.com
Konu: çoook salak bir karısın
Mesaj: 10 gün urfada kaldın diye kendini ilahiyat prof.mu sandın.ondan bundan kulaktan dolma laflarla gazetecilik olmaz O kadar yiğitsenkarşıma gel
Gönderim Zamanı: 12-05-2007 14:44

Yorumunuzu Paylaşın