TATAR KÖYÜ
TATAR KÖYÜ ŞELİ
Kristal çiçekler halinde yağıyor kar Kazan’da. Bir toz bulutu kalkıyor bembeyaz yoldan. Beyaz bir rüyanın içinde karlı kayın ormanlarından geçiyorsunuz . Karın büyülü dünyası içindeki Şeli köyüne vardığımızda kırmızı yanaklı, güçlü Tatar kadını Minzifa hanım bizi kapıda karşıladı. Beyaz dantel baş bağı onu Balkanlar’daki bir ülkenin kadını yapıvermişti. Önündeki önlük ve sıcak kanlı hali karın soğuğunu delip geçiyordu.
3800 kişilik Şeli köyü 1552’de Kazan Ruslar tarafından işgal edildiğinde bile savaşarak Tatar köyü olarak kalmayı başarmış çok eski bir yerleşim. Rengarenk süslü pencere pervazları,kapılar ve evlerin ön cephesi Gagauz evlerine yüzde yüz benziyor. Bu uzaklıktaki kültürel yakınlık beni çok etkiliyor. Minzifa Hasanov (ki Min benli demekmiş) Tatar dili ve debiyatı öğretmeni. Çok sevilen,titiz bir öğretmen Minzifa hanım çünkü mezun ettiği çocukların fotograflarını, yaptıklarını dosyalamış bize gösteriyor.Altın madalyalı bir öğretmen ve sıradan öğretmenlerin iki katı para kazanıyor. Babası molla olan Minzifa hanımın nenesi otacıymış. Üç kızı olan Minzifa hanım çocuklarının bir kez bile doktora ve hastaneye gitmediğini söyledi. Büyük kızından iki torunu olan Minzifa hanımın diğer bir kızı da evli. Bekar küçük kızı da 20 yaşlarında ve Tatar halk şarkıları bölümünde eğitim görüyor. Harika soprano sesiyle bize şarkı söyledi. Evli kızı ve damadı da eğlenceye katılıyor. Matematik öğretmeni eşi Hamid efendi akordiyonunu çıkarıyor, Minzifa hanım harika bir Tatar şarkısı söylüyor. Bütün aile çalıp söylüyor,çok sosyal ve misafirperver. Minzifa hanımın yetenekleri bunlarla bitmiyor, köyüne bir Tatar kültürü müzesi kurmakta. Yıllardır topladığı alet edavatı,yöresel malzemeleri köy müzesinde topluyor. Örneğin eskiden karda giyilen ıhlamur ağacından örme kocaman ,palet gibi ayakkabıların adı Şabata. Ayağa su girmesin diye altınada kalın bir tahta çakılarak karda yürüyorlarmış. Ayrıca nefis Tatar yemekleri yapan ev sahibemiz bizim Rumelilerin Lalangı dediği Tatarların kuymak ismini verdiği bir hamur işini getiriyor sıcak sıcak. Kuymak ıhlamur ağacı odunuyla pişiriliyor. Tukmaç denen et suyuna ince kesilmiş hamurla yapılan çorba içimizi ısıtıyor.Peremeş yine elle açılan bir hamur içine konan kıymadan oluşan bir lezzet. Ancak en zoru kocaman bir tepside pişirilen Beliş. Hamurun açılarak içine et,patates konan beliş fırında zor bir yemek.
Balıkların yanısıra çekçek denen hamurla bal karışımından oluşan bir tatlı da geliyor masaya.
Bal da ıhlamur çiçeği balı ve bembeyaz rengi. Olağanüstü bir lezzete sahip bala eşik eden kırmızı çay on çeşit bitkiden oluşuyor.Kayın çileği,yer çileği,matruşka denen sarı,yeşil maydanoz, yalut isimli terleten bir ot, çilek yaprakları, iğde ve çeşitli otları presleyerek suyunu meyva suyu olarak içiyorlar. Kalan posa kurutuluyor ve kış boyu çay yapılıyor.Çocukların bir yeri ağrısa bundan içiriliyor. Çocukken ormandaki bütün otları,mantarları öğrenen Minzifa hanım iğdeyi yanık tedavisinde kullandıklarını anlatıyor.
Köyler tertemiz,rengarenk evleriyle oyun bahçesi gibi. Evlerinde sauna olan bu evler iki katlı, sevimli yerleşimler. Saunada akkayın ağacı dallarından yapılan demetler sıcak suya bırakılıyor. O suyla hem yıkanıyorsunuz,hem de o dallarla sırtınızı döverek size sağlık aşılıyorlar. Akkayın yaprakları,baharda yürüyen özsuyu kanser dahil bir çok şeye yararlı diyorlar. Baharda akkayın gövdesine bir çivi batırarak ağaçtaki özsuyu içiyorlar. Şifa denilen bu su ayrıca satılıyor.Delmesini bilemezseniz akkayın şakır şakır ağlıyor önünüzde. Doğanın bağrındaki Tatar köyü insanla doğanın ayrılmaz bütünlüğüne inanarak yaşamını sürdürüyor. Türklerin neden her bebek doğanda bir ağaç diktiğini bir kez daha anlıyorum. Neşeyle yaşam iç içe.