Modernleşme, insan odaklı özgürleşmedir
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’la yediği yemekte Başbakan Erdoğan, çok önemli bir mesaj verdi: “Halkımız, modern ve çağdaş bir medeniyet topluluğu içinde yer almayı çoktan hak etti.” Bu tespiti toplumun nabzını tutmaya çalışan biri olarak yıllardır yapan ve tüm yüreğiyle katılan bir aydınım.
Modernleşme negatif bir kavram mı, bazılarının ısrarcı olduğu gibi pozitif kavram mı acaba? Uzun yıllar modernleşme sadece Batı’nın taklidi ve benimsenmesi olarak vaaz edildi. Modernleşme bu içeriğinden dolayı sevilmedi. Modernleşme eşittir gavurlaşma tanımı yapılınca kızgınlık toplayan bir kavram haline geldi. Modernleşme eski iyi hayat ve normların yeni kötü alışkanlıklarıyla yer değiştirmesi gibi sunuldu.
Bence modernleşme, ilkel ve geri formlardan ve içerikten kurtulma çabasıdır. İnsan odaklı bir özgürleşme içerir. Yaşam kültürünün ve formlarının daha estetik, daha verimli ve daha iyi gelişim sürecidir.
Hafta sonu Bursa’da gezdiğim Muradiye çevresinde caminin örgütlenme formu modernizmi temsil ediyor. 1300’lü yıllarda cami namaz kılınan bir yer olmakla kalmıyor, yönetici güç Divan’ın toplandığı mekanıyla, misafir ağırlama odalarıyla, aşeviyle, sübyan mektebiyle sosyal bir tesis. Muradiye İlkokulu, Fatih’in annesinin yaptırdığı bir sübyan mektebinin devamı bugün. Ulucami yanında ilk bedesten kuruluyor. 1300’lerin kapalı çarşısı bugünün hiper marketleri gibi bir yer anlamında. Serbest ticaret, günlük yaşamı modernleştiriyor. Yani İslam o dönemin modernleşmeci dönüşümü bence. Yaşam kültürünün yenileşme talebine modernleşme cevaptır.
Mimar Sinan da modern Batı ile Doğu içeriğini mimaride sentezleyen dehanın adı. Bu sentezi bugün biz gerçekleştirmek zorundayız. Türk halkı, iyi bir hayat ve modernliğin nimetlerinden yararlanmak istiyor.
Kadınların bu konuda büyük çaba harcadığını görüyorum. Kendilerini geliştirmek için koşuşturuyorlar. İSMEK’in Feshane’de açtığı sergide bunu gördüm. Zaten modernleşme kadının yerinin belirlenmesi demek. Kadının statüsünün yükseltilmesi ve ailede kadının söz sahibi olmasıyla yakından ilgili. Ülkemizde okuma yazma bilmeyen 7 milyon nüfusun altı milyonunun kadınlar olması çok düşündürücü. Sadece dış görünüşlere kafayı takmak modernlik anlamı içermiyor. Örneğin Cumhurbaşkanı modern dünyayı tanısaydı işadamlarının, ticaretin ve kültür işbirliğinin önemini bilir ve dış gezilerini özel gezisi gibi müzelerde geçirmezdi. Bizim lobilere ihtiyacımız var. Modern dünya kültürler savaşıdır. Kimin kültürü sevilecek?.. Bunun için çalışmaktır bence.
Anadolu’da birçok yerde modern bir anlayışın köklerini gördüm. Türk kültürü yeniliğe açık ve gelişimi seven bir geçmişten geliyor. Ne yaşarsa yaşasın bu kök kurumaz. Ancak geciktirilebilir. Bizim gücümüz, onu hak ettiği noktaya bir an önce taşımaktır. Çünkü dünya artık hızlı dönüyor. Hükümetin bu noktayı yakalayacağını umut ediyorum. Türkiye onlardan çok şey bekliyor.
Aslında halkımız gelenek ve modernleşmeyi kendi bağrında birleştiriyor. Bursa’da Emir Sultan inanılmaz folklorik bir mekan. Bütün gelinler açık, kapalı, yarı açık her neyse buraya geliyor. Sünnet çocukları Emir Sultan’ın sandukası yanında fotoğraf çektiriyor ve sürekli ortada video kameralar dolaşıyor. Olağanüstü kültürel mirasımız modernleşmeyi bekliyor. Eski formlar, içinin modernleşmeyle doldurulmasını istiyor. O zaman bu kültürden Mimar Sinan’ın şaheserleri çıkacak ve iş sadece dünyaya pazarlamaya kalacak. Bursa’nın kültürel çekirdeğimiz olan mekanlarını gezerken İzmir’den, Ankara’dan, Isparta’dan gelenlerle karşılaştım. Keşke daha fazla insanımızı, gencimizi bu çekirdek mirasa götürüp göstersek ve hikâyelerini anlatsak. Maalesef ortada hiç rehber yoktu.
Sentezi yakalamak için geçmişi bilmek; ama geçmişe demir atmak yerine o yükü gelecek gemisine yüklemek, işte yapmamız gereken budur. Kendi teorimizi üretecek entelektüel ve akademik kadrolara ne çok ihtiyacımız var…

