ÖZGÜN KÜLTÜREL SENTEZ

Ağustos 17 2002Yorum Yok Kategori: Kültür-Antropoloji

ÖZGÜN KÜLTÜREL SENTEZ
AGİT başlığı altında sayısız konuşma, panel ve yazı yayınlandı. Askeri ve sivil her kesim ilgilendi. Değişik bir şey söylemenin sıkıntısı çekilebilir. Kısaca çerçeve belirlenilse; Türkiye’ye biçilen, bölgenin laik ve demokratik rol modeli olması. Bunun maddi ipuçları bulunmakta. Tüm komşularımızdan, Kuzey Afrika ülkelerine Türk televizyonları izlenmekte. Türkçe yaygınlaşıyor televizyonla. Kosovalı mültecilerle yaptığım söyleşilerde gençlerin Türkçeyi televizyondan öğrendiklerini anladım. Aynı şekilde Kuzey Afrika ülkelerinde ve İran’da özellikle gençler Türkçe öğreniyor. Türkçe eğlence programları büyük izleyici kitlesi çekiyor. Dizilerin tiryakisi olanlar var. İran’da İngilizce dil kurslarından sonra en büyük talep Türkçe kurslarına. Gençler internet yasağını Türkiye’ den telefon hattı kiralayarak kırıyor. Dünya ve Avrupa ile ilişkinin adresi bölgede Türkiye. Türki Cumhuriyet’ lerde öğrencilerle konuştuğumda neden Türkiye’ de okumak istediklerini sordum. Cevapları: Çünkü Türkiye Avrupa’ dır. Oradan Avrupa ve Amerika’ ya atlamak kolay. Türkiye önemli bir referans noktasıdır.
Irak koyu diktatörlüğü içinde yine Türk televizyonu izleyerek siyasi bilgilenmesini sağlıyor. Tüm bölgede Türkiye’ye biçilen rol hediye edilen bir rol değildir. Osmanlı ‘dan beri 700 yıllık bir hinterland içinde yerinin öneminin tekrar altının çizilmesidir. Bu hinterland Osmanlı kültür coğrafyası. Türkiye Cumhuriyeti sınırları siyasi sınırlardır. Oysa kültürel sınırları devamlılığını gerek Balkanlarda gerek Ortadoğu’ da sürdürmektedir. Osmanlı’nın yüzyıldan fazla Batı macerasına eklemlenen T.C.’ nin Batılılaşma tarihi Türkiye’yi Batı’nın uzantısı yapmıştır. Devamlı batı’ya doğru hareket eden Türklerin tarihi Osmanlı ile Batı ‘da kültürel köklerini salmıştır. Bunun izlerini tüm Balkanlarda sürmek mümkün. Bu nedenle kıyıma uğrayan Bosnalılar ve Kosovalılar kültürel bir savaşın şehitleridir. Orada yaşanan kültür savaşıydı.
Türkiye kültürel olarak sarıp sarmaladığı milyonlarca kilometrelik alanda Çin’den Viyana’ya kadar uzanıyor. Bu milliyetçi bir ahkam ile söylenmemekte. Kültürel bir coğrafyanın tanımı için kullanılmaktadır. Uygur pazarında İstanbul fotoğrafı asılı çadır bezinden İbrahim Tatlıses türküsünün oynak havasıyla hareket edersek büyülü halımız bizi tüm coğrafyada dolaştırırken kulağımız Türk popu ya da türküleriyle çınlayacaktır. Peki, sadece müzik mi? Hayır. Yüzlerce döner büfesi açılan Çin’ den başlayalım yine israil’ e kadar gelelim. Türk damak zevkinin yaygın coğrafyasında gezinelim. Batının “fast food” una karşılık Türk “fast food” ürünleri her yerde başa güreşmektedir. Lahmacun, pide , döner , tatlılarımız Rusya dahil her yerde alternatif tatlardır.
Giyim ve moda zevkinin yaygınlığını da hiç hafife almamak gerek. Bölgede yine önderlik Türkiye’ de. Tekstil konusunda , her türlü olumsuz ekonomik göstergelere rağmen, Türkiye çok başarılı bir ilerleme kaydetmiştir.
Bölgede moda yaratıcısı, marka üreticisi olma konusunda iddialı bir ülkedir.
Çeşitli sanat dallarında ve uygulama alanlarında yine özgün bir yere sahip Türkiye. En önemlisi de Bernard Lewis ‘in de söylediği gibi: “ Ortadoğu’da ilerleme olacaksa kadınlarla olacaktır.” Türkiye kadına verdiği yasal haklarla önderliği elinde tutuyor. Pratik toplumsal yaşamda kentli, okumuş kadın kesimi bir çok meslek dalında çok başarılı. Polis ve askerden tutun operatör ve hakime kadar Türk kadını geleneksel olan ya da olmayan iş kollarında temsil edilmektedir. Kadın erkek ilişkilerinde son 20 yılda değişim yaşanmaktadır. Televizyonun yurt içindeki etkileri kırsal alanla kenti yaklaştırmaktadır birbirine. Toplumsal ve kültürel değişimler hızlı olmaz. Olduğu kadarı dikkate değerdir. Kadının toplumdaki yeri önemli gelişmelere gebedir. Bölgenin İslami tek kadın Başbakanını çıkaran Türkiye kadını kalkınmanın merkezi olarak görürse hızla yol alacaktır. Nitekim, Güneydoğu Anadolu’da kadın merkezli kalkınma modelleri uygulanmaktadır. GAP projesi kapsamındaki ÇATOM ( Çok Amaçlı Toplumsal Kalkınma Merkezleri) kurulduklarından kısa bir süre sonra kadın merkezlerine dönüşmüşlerdir. Kadının sokakta, toplumda görünür olması sağlanmıştır. Okuma yazma bilmeyen kadından bilgilenen kadına geçiş kolay değil. Kadın girişimciler Anadolu’nun bir çok yerinde aktif iş yaşamına katılmakta. Bir Arap köyünden konuştuğumuz Hülya bile “paspas olmak istemediği”ni belirtip babasının onayıyla sesini yükseltmekte ve başlık parasına meydan okumaktaydı. Bana söylediği “ tarlada çalışmak istemediği artık fabrikada çalışmak istediği” idi. Bunun sosyal anlamları çok zengin bence.
Türkiye Batı’nın Doğu’ya rasladığı yer olması nedeniyle “Türk” sözcüğü müslüman yerine kullanılmıştır yüzlerce yıl. Türkiye aynı zamanda Doğu’nun Batı’ya rasladığı yerdir. Bu jeostratejik konumu coğrafi değil , aynı zamanda kültüreldir.
Almanya’da ya da Hollanda’da üçüncü kuşak Avrupa değerleriyle Türk kültürünün sentezini yaptıkları işlere yansıtmaktadır. Ekonomik güç olmanın yanı sıra , sanat, siyaset ve edebiyetta artık yol almaktalar.
Tarihsel değişme sürecini tarihsel perspektif kullanarak temellendirebiliriz. Bu kültür tarihini de içerir. Özgün olma ve özgün üretim dinamik bir temelde mümkün. Türkiye bu dinamiklere sahip. Dinamikleri anlayacak siyasi kadrolara sahip olmaması şanssızlığı. Bize biçilen rol den kasıt bunun yabancı pasaport tarafından anlatılması olabilir. Genelde bizim pasaportumuz söylediklerimizin dinlenmesine yeterli olmamakta.
Eğer Türkiye Batılı değerlerle kendi değerlerini sentezleyerek özgün bir kültürel yeniden üretimi gerçekleştirirse bu rönesans olur. Bu Türk Rönesans ‘ ı Türkiye’nin de kendine biçmesi gereken roldür. Tarihsel birikimimiz bunu yapacak kudrette. Yeter ki, zafiyetlerimiz kadar gücümüzü de görelim.
Bugün dünyanın bulmaya çalıştığı “akıl ve gönül beraberliği” felsefi olarak kültürel temelimiz. Duygu ve sezgiyi akıl kadar önemseyen yeni anlayış yeni binyılın da sloganı olacak. Sevgi, sezgi ve akıl üretimi bilgi çağının felsefesiyle uyumludur.
Türkiye kültürünü ve felsefesini yeni oluşmakta olan dünya için üretirken demokrat bireye değer vermek zorunda. Özgün olan toplumla çok uyumlu olan değildir. Özgün olan çatışma yaratır ama sonunda bir sentez yumağıdır. Doğumu sancılı bir sevinç içerir.
NEVVAL SEVİNDİ
Gazeteci /yazar

Yorumunuzu Paylaşın