Ortak Akıl
Özgür düşünce ve ortak akıl
Özgür düşünceye “ortak akıl” ile ulaşılır.
Bilginin kaynağı akıl ve nakil. Nakil bizden öncekilerden bize intikal eden her türlü yazılı ve sözlü bilgi; genetik aktarımı da nakilden sayabiliriz. Akıl, iyiyi kötüden ayırma yeteneği, zekâ ise onun aracı. Akıl, zekâyı kullanarak değerlendirmesini yapar; kâinatı anlamaya çalışır. Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Ne için geldik? Dünya hayatının maksadı nedir? Fayda ve zarar deveranında olmak nasıl bir aksiyon gerektirir? Gibi sorulara cevap arar durur.
Öte yandan da (kısa da olsa) Dünya hayatını daha yaşanılır hale getirmek veya Cehennem’e çevirmek için fikirler üretir. İnsanlığın faydası için çalışanlar minnetle anılırken, insanlığa zulüm ve sefalet getirenler lanetle anılır!
Ortak akıl insanlığın özgür, barış içinde ve müreffeh yaşaması için nasıl bir fayda sağlar? Herkesin aklı her şeye yetmeyebilir. Bu durumda nakil devreye girer; nakil yoluyla edinilen bilgilerden her ihtiyaca cevap bulunamayabilir. Yani bu bilgilerin güncellenmeye ve yorumlanmaya ihtiyacı vardır. Bu da yine akıl ile olur. Akıl ise herkeste aynı ölçüde bulunmadığından, insanlar hemcinsleriyle akıl alış-verişinde bulunmak zorundadır. Bu alış-veriş her zaman olumlu neticeyi vermez. Çok akıllı olanlar diğerlerini kontrollerine almak ve aşağılamak isteyebilir. Hatta bir kısım insanlar diğerlerini sömürmekle yetinmez köle yapmak (Firavunlar onlara tanrılık iddiasında bulunmuş) isteyebilir.
Bu olumsuzluklar nasıl giderilir? “Ortak akıl”, insanlık için çok büyük faydalar sağlayabilir. Her birey insanlığın yararı için aklını kullanır ve ürettiği bilgiyi diğerlerinin istifadesi için sunar.
Sitemiz “sonsuzus” u örnek verelim.
Durum: Fikirler site sahibi veya yöneticileri tarafından üretilir, üyelerin istifadesine sunulur. Yeni fikirler üretilirse yöneticilerce incelenir ve uygun görürse onaylanır.
Durum: Fikirler, yöneticiler de dâhil tüm üyeler tarafından üretilir ve herkesin ortak istifadesine sunulur. Yeni fikirlere açıktır ortam. Değerlendirmeler kolektif yapılır.
Birinci durumda üretilen fikirler yöneticilerin aklı ve anlayışı ile sınırlıdır.
İkinci durumda üretilen fikirlerin gelişmesine açıktır ortam. Herkes üretir ve topluca istifade etmek için sunar. Herkes kendine yarayanı alır. Daha zengin bir fikir ortamı oluşabilir. Tabiî ki topluluğun genel kabiliyeti nispetinde.
“Aklın yolu birdir” Ortak havuzda biriken akılların doğruyu bulması daha kolay olabilir. Günümüzde iletişimin de gelişmesiyle bu havuzun dolması ve havuzdan istifade daha kolay olabilir.
Akıl danelerin, efendilerin, şeyhlerin, neredeyse ilahlaştırılan çokbilmişlerin pabucunun dama atılması kaçınılmazdır “ortak akıl” ile.
Hadi! Kolektif, külli “Ortak akıl” havuzu oluşturalım. Akıllarımızı orada toplayalım, gerektiğinde oradan alıp kullanalım ki kimselere akıl için diyet, telif ödemeyelim. Minnet de etmeyelim.
Ahmet Bektaş
http://www.antoloji.com/siir/sair/sair.asp?sair=25038
RADİKAL
“Ben biraz farklı düşünsem de, çevremde pek çok kişi üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasının baraj duvarlarının yıkılması sonucunu doğuracağı görüşünde. Ardından olabilecekler konusunda çeşitli ürkütücü senaryolar üretiliyor. ”
Ben bu durumu çocukların geceleyin birbirlerine korku hikâyeleri anlatarak daha da korkmalarına benzetiyorum ama, bazen öyle senaryolar çıkıyor ki karşıma, ben de ürperiyorum.
Bugün sizlere ülkemizin önde gelen üniversitelerinden birinde fen bilimleri alanında çalışan bir bilimkadından aldığım mektubu, kimliğine ilişkin bilgileri çıkararak sunuyorum. Korkutucu bir gelecek senaryosu bu. Haksız mı, siz karar verin:
“Şimdiye kadar çok türbanlı öğrencim oldu. Tabii ki onları derslerime aldım, onlara öğrencim olarak elimden geldiğince yardım ettim, sevmeyecekleri başınızı açın konuşmaları da yapmadım. Yine de böyle bir kural olması gerektiğini düşünüyorum. Üniversitede ve kamu hizmeti verilen kurumlarda, dini semboller yasak olmalı; eğer mazbut giyinmek; başını da örtmek, isteyen olursa, bu dini bir zorunluluk olduğunu söyleyerek hak olduğunu iddia etmeden, giyim özgürlüğü çerçevesinde çözümlemelidir. Mümkündür; dikkat çekmeden yapılmak istenirse.
Amaç bu değildir: Amaç bunun bir dini özgürlük olduğu, dolayısıyla dini yasağın karşısına bir şey çıkamayacağını yasayla tespit ettirmek; dolayısıyla dini kuralların yasaların üstünde olduğunu tescil etmektir.
Bize türbanlı gelen öğrencilerin çoğu, 12-13 yaşında başını örten, bir daha da hiç açmayan öğrencilerdir. Dolayısıyla asıl sorun, üniversite kapısında değil, ilkokuldadır: Kızım bu yıl, ilkokul 6. sınıfta (11.5 yaşında) kentin belki en elit özel okuluna gidiyor. Üç senedir zorunlu din dersi alıyor ve evde ne yapacağımızı bilemiyoruz. İlk sene, şarap içtiğimiz için cehenneme gideceğimizi söyleyerek bizi cok şaşırttı. Okul yönetimi ile konuşarak bu konuların sınıfta konuşulmamasını sağladık (öğretmen değişti). Yerine gelen öğretmene, veli toplantısında, çağdaş yaşam ile bağdaşan bir din dersi istediğimizi söylediğimde, ‘Müslümanlığın kuralları çok açık. Kızınız da, bu kurallara uyup uymamayı seçecek’ dedi. Bu sene, ders kitaplarında, kızım yaşında (11-12 yaşında) başı örtülü, uzun etekli bir kız çocuğunun namaz kılan resmi var. İşte Müslüman olarak yapması gereken bu. Türban takacak, ağzına içki koymayacak, domuz eti yemeyecek, din kurallarına uyacak.
Bu yaştaki bir çocuk için öğretmenin dediği mutlak doğru; onun için nasıl olup da ailemizin bu kadar kural tanımaz olduğu onu dehşete düşürüyor…
Din dersi zorunlu. Burası olabildiğince elit bir okul. Yöneticileri son derece aydın kişiler. Burası bile böyleyse, diğer yerlerin ne olduğunda en ufak bir Şüpheniz olmasın: Gazetelerde okuduğumuzun fazlası yok; eksiği var. İşin ne boyutta olduğunu anlayamıyoruz daha. 11-12 yaşlarındaki çocuklara evde aileleri, okulda öğretmenleri, ‘Sen artık kadınsın, günah kaynağısın, kafanı örtmelisin’ diye buyuruyorlar. Bir taraftan böyle deyip, bir taraftan okulda başlarını açtırıyorlar. Zavallıcıklar okul kapısında başlarını kapatıp, içeride açmanın utancıyla, bilinçaltlarında suçluluk duygusuyla yaşıyorlar. Adana’da şiir yarışmasında ağlayan kızcağıza ben de üzüldüm: okulda öyle, kaymakamın, başının önünde böyle. Ruh hastaları yetiştiriyoruz. Sonra imam-hatibe girerlerse kurtuluyorlar; üniversitede de tabii ki küçük yaşta şartlandıkları gibi devam etmek istiyorlar.
Hiç şüpheniz olmasın 10 yıl içinde tüm genç kadınlar başını örtecek. Mahalle baskısı diye bir şeye gerek bile olmayacak, milli eğitimimiz sağ olsun, rıza ile kapanacaklar; zaten yeni düzende üniversitelerden yetişen tüm öğretmenler de türbanlı olacak, aksini düşünmeye imkân var mi? Belki 30-50 yaşları arasındakilerin üstünde baskı olur-iş hayatında kalabilmek için, tutunabilmek için zorunlu olarak başını örtenler bunlar arasından çıkar. Başı açık tek tük kadın, 50 yaş üstü kadınlar (bizler) olacak onlara da göz yumulur, hoşgörü gereği.
Baş örtmek, dünyanın sonu mu? Sonu değil de, başı olacak, yeni, laik olmayan bir düzenin. Bundan sonra tüm dini kurallar, yasaların üstünde olacak.”
Haluk Şahin arşivi – Diger Yazarlar
Üniversiteler tartışılırken açık lisede türban çıkarması vardı
Peçe de var
AKP ve MHP üniversitede türbana serbesti için yol ararken, liseler hareketlendi. Açık liselerde bir çok kız öğrenci, öğretmenler itiraz etse de başörtüsüyle sınavlara girdi. Konya’da bir öğrenci peçesini bile açmadı.
Danıştay kararı
Eğitim-İş Başkanı Adıbelli: “Danıştay kararı var ama türbanlılar hükümetten cesaret alarak adeta kafa tutuyor.” Ankara’da öğrenciler, “İsterseniz tutanak tutun, başımızı açmayacağız” diyerek sınavlara katıldı.
Suç duyurusu
Eğitim-Sen lideri Dinçer: “İzmir’de öğretmenler ancak tutanak tutabildi.” Erzurum’da da türbanlılar tartışma sonrası sınava girdi. Eğitim-İş, Denizli’de 13 Ocak’taki sınava dair suç duyurusu yaptı.
301 değişikliği türbana takıldı
AKP, ‘Meclis’e sunulacak’ denmesine karşın 301 teklifini gündeme getirmedi. Bunda teklife karşı çıkan MHP’yle yapılan türban pazarlığı etkili oldu
Başbakan ve Adalet Bakanı’nın, ‘Meclis’e sunulacak’ sözlerine karşın 301. değişikliği gündeme gelmedi. Bunda teklife temelden karşı çıkan MHP’yle AKP’nin yürüttüğü pazarlıklar etkili oldu.