ORTAÇAĞDAN KALMA BİR DÜŞ :HİVA

Ocak 30 2003Yorum Yok Kategori: Kültür-Antropoloji

Harezm bölgesinde Amu Derya ile Siri Derya arasında, Kızılkum ile Karakum çölünün ortasında efsanevi bir vaha Khiva. Zerdüştlerin Avestasında adı geçen Khiva Neolitik döneme kadar uzanan geçmişiyle sapsarı bir şehir.Ortaçağa ayak basmak isteyen Khiva’ya görkemli şehir kapılarından girebilir.Çünkü bu sene 2500.kuruluşunu kutlamaya hazırlanıyor Khiva.Mavilerin şehri çölün bittiği yerde bir serap gibi elini uzatıyor insana.Yabani bir çok devenin başıboş dolaştığı kumul tepelerinin boş ufkundan sonra sarı çamur bir şehir selamlıyor beni. Sarının altın tozuna bulanmış rehavetinin üstünde mavi çiniler yükseliyor.Uzaktan mavi ve turkuazın binbir rengi eski bir masal çümbüşü sunuyor insana.Eski adı Khivarizm olan şehrin adı Hive diye okunuyor.Çoğu Türk,hepsi müslüman olan halkından,eski coğrafya ve tarih bilginleri pek çok bahseder.Bahsettikleri kadar da vardır.Hiveliler uzak ülkelerde tanınmış tacirlerdir, mallarıyla yedi düvelin ülkesini dolaşırlar.Yalnız böyle bezirgan bir kavim için garip görünen tarafları çok iyi silah kullanmalarıdır.Ruslar bu tacir kavme Kaliz derlerdi. Alış verişin karışık girdi çıktısını bunlardan iyi bilen kimse olmadığı gibi,para işlerinde neredeyse tehlikeli olabilecek bir ünleri vardı.Bu müslüman Kalizler alış veriş için Macaristan’a kadar uzanmışlardı.
İbni Batuta Hiva’den övgüyle söz eder.Burası Türklerin en güzel şehriydi.Bu şehirde oturanların sayısı adeta belirsizdir,sokaklarda her zaman büyük bir kalabalık itişir kakışır,gelip geçenlerin adımları sanki yeri titretir,uzaktan bu insan seli adeta köpüren, dalgalanan bir denize benzer.Bu zamanlarda Hiva Özbek Sultanının hükmünde bulunuyordu.Çok cömert ve konuksever olan halkı övmekle bitiremez İbni Batuta.Yeryüzünde onlardan daha sıcak kanlı,daha müslüman insanlar hiç bir yerde bulunmaz.Cennetten çıktığına inanılan dört ırmaktan biri olan Amuderya tıpkı Volga gibi kışın donar ve buz tabakası beş ay kadar çözülmez.Yazın ise üzerinde gemi seferleri işlektir ve Termez’e kadar gidilebilir.Bunlar buğday ve çavdar taşırlar buralara.İbni Batuta şehrin valisi olan Türk Kutlu Demür’ün konağına varınca onu ahşap kabul salonuna alırlar.”Kabul salonunun ağaç kısımları yaldızlı süslerle kaplıydı,duvarlara ağır pahalı kumaşlar çekilmişti ve tavan boydan boya altın işlemeli ipekle kaplı idi. “Bugün hala Orta Asya’da duvara kumaş kaplama,kumaş ya da halı asma geleneği sürmektedir.Duvarlar resimlenir ve renkli boyanır.Kapı pencereler ise mavi renktedir.Gök Tanrı Tengri’nin kutsal rengi mavi tüm giriş çıkışları kutsamaktadır böylece.Sapsarı toprak evler mavi kapı pencereler ve mavi çinili mekanlarla Hiva bir düş ülkesi sunmakta.
İbni Batuta’ya altın gümüş tepsilerde piliç,turna,güvercin kızartmaları,tereyağı ile yapılmış Kuluça denen bir tür pasta,çörekler vemeyva sofraları getirirler.Narlar,üzümler,kavun ve karpuz nefistir.
Bize de üzüm,badem,ceviz ve nar ikram ettiler ve kolumu dayadığım yastıklara yaslanarak yer sofrasında harika yemekler yedim.Kefir içmeden yemeğe başlayamaz oldum.Yemek süresince yeşil ya da kara çay servisi var.Küçük çanaklardan içilen çay şekersiz ve bol .Kuru üzüm kadar yaş üzüm de ikram da itibarlı bir meyva. amma ille de kışlık kavunlar mis gibi bir rahiya saçarak masayı şenlendiriyor.Geniş sofalı evlerin içinde Doğu’nun rehavetini yaşıyorum.Her yan halı ve yastık yerlerde serilip sohbet etmenin keyfini çıkarıyorum.Kaldığım evin kızları hizmet ediyor,yüzleri açık ve çok rahatlar.Burada kaç göç yok,zaten Türk kültüründe kadın egemen bir anlayış var.Kadınlar güçlü ve erkekleriyle birlikte yaşıyorlar her yerde. Bunu pazarda gözlemek mümkün.Satıcı çok sayıda kadın var.Kalabalık pazar içinde kadın erkek eşit sayıda görünüyor.Ramazan ayı olması nedeniyle yapılan Nişalla denen bir tatlı satılıyor.Beyaz,yoğurt gibi bir görünümü var.Rişe-i deraht ile şeker kaynatılıyor bembeyaz oluncaya kadar.Beze tadında bir şey oluyor.Dağlar gibi her yanda üzerlik bitkisi yığılı ,insanlar evlerini tütsülüyor bunlarla.Nazara gelmemek için.
Pazarda haşhaş ve bizde Maraş otu denen keyif verici bir toz her yerde satılıyor.Dil altına koydukları bu yeşil renkli madde yüzünden kekeme gibi konuşuyorlar.tüm ağız içi yemyeşil oluyor.Burada esrara “neşe” deniyor.Sigaraya sarıp size de “neş çeken mi?” diye soruyorlar.
Dişler ise sapsarı altın. Çünkü altın diş zenginlik göstergesi.tüm dişleri altın kaplatıyorlar. Tüm servetleri ağızlarının içinde saklı.
Beşikler,süpürgeler,renkli çeyiz sandıkları arasından Türk pop müziği eşliğinde geçiyorum.Herkes Türk pop müziği seviyor,dinliyor.
Eski geleneksel el sanatları yok edilmiş,insanların yerel giysileri bozulmuş her yan grinin,kahverenginin tonlarına boyalı gibi.O soğuk ve ağır komünizm damgası insanların yüzüne,yaşamlarına vurulmuş.
Antik ve bilinmeyen bir dünyaya yolculuk olan Hiva şehri tarihin sayfalarından önünüze çıkartılmış bir sayfa gibi.Bu şehir çamurun ve tozun öyküsünü bağrında taşıyor .Tüm ipek ticaretinin yapıldığı İpek yolu üstündeki Hive kenti kutsallığının haşmetiyle mağrur mavi kubbelerini güneşe tutuyor.Tüm şehre şekil veren çamur sarı bir tül perde gibi iniyor şehrin üstüne.Ortaçağın otantik yapı formunu sürdüren Hiva kenti iki bölüm:İçan Kala,Dışan Kala.Antik şehir kale içindeki bölüm,kale dışındaki şehir ise kerpiçten.Kerpiçin içinden fışkıran mavilikler sizi gökyüzüne savuruveriyor.Mavinin, sarının ve turkuazın sonsuz gün batımında başınız dönüyor.Kerpiçten kale duvarları şehri koruyan asık suratlı muhafızlar gibi.Bu bilinmeyen dünyanın çağlar ötesinden gelen mistik havası tüm çinilere kakılmış sanki.Çamurun görkemli dünyasında daracık sokaklar boyunca dolaşıyorum.Gece karanlık sokaklara, arnavut taşı döşeli genişçe meydanlara bastırınca gökyüzünde kocaman bir dolunay Binbir Gece Masallarını anlatmaya devam ediyor. İslam aleminde fayansın adı kaşi ya da kaşanidir.Kaşipaz ise bu işin ustasına denir.Bir kaşipazın çok yetenekli bir ögrencisiyle olan öyküsü muhteşem fayansların sırrını bize fısıldıyor.Kaşipaz’ın öğrencisi çok yeteneklidir,hırslıdır.Herşeyi bildiğini düşünerek ustasından daha iyi kaşi yapabileceğini kanıtlamak ister.Ustasından gizli çok çalışır.Tüm yaratıcılığını kullandığı fayanslar ateşten çıkınca çarpuk çurpuktur.Hırsının cezalandırıldığını düşünen ögrenci ustasının yanına gider ve hoşsohbet usta ona şunları söyler: “ Sen şimdiye dek sadece zanaatçılık yapıyordun ama bir de son adım var ki orası zanaatı sanata dönüştürme noktasıdır.
Hiva fayansları, seramikleri gerçek bir sanat eseri.Oyma,bazı yerleri kabartma bazı yerleri oyma olan işler,rengarenk parlak çiniler ve mozaikler olağanüstü Maveraünnehir seramikleri Hiva’nin ruhunu yaratanlar.UNESCO dünya kültür mirası listesinde olan Hiva şehri Ahmet Biruni’nin ve İbni Sina’nın doğduğu yer.Bu bölge 9. ve 10. yüzyıllarda Doğu Rönesansının yaşandığı bölge.Ama İbni Batuta’nın gittiği dönemde bile “ artık buralarda ne irfan,ne alim kalmış” diye yazılır.Bugün sosyal alanda eskinin mavi düşlerinden başka bir şey yok.
Hiva’yi kurduğu rivayet edilen Nuh’un oğlu kadar uzak bilim üretenler Hiva’ya.Hayyam’ın ünlü dizelerin Tacik olan rehberimiz söylüyor ve biraz teselli buluyorum.Şevket 400 mısrayı Hayyam’dan ezbere biliyor.
Tacikler Farsça biliyor ve Semerkant gibi yerlerde Farsça yaygın.Şevketle Farsça konuşuyorum ve o şaşırarak yüzüme bakıyor.
Yarım kalmış koca bir minare görüyorum.Kalta Minor müthiş bir mavi şenliği.Bunu yapan mimarı Han yapı bitince öldürecek diye rivayet çıkınca mimar yarım bırakıp kaçmış.26 metre yüksekliğindeki minare Orta Asya’nın en yükseği.Cuma Mescidi ise olağanüstü güzellikte ahşap oymalardan oluşan 212 sutünuyla çok etkileyici bir mekan.Tam ortasındaki ağaçın olduğu noktadan ışık boşalıyor mekana.Daracık minareye tırmanıyorum,şerefesiz minarede küçük kafesli pencereler var.İslam Hoca Medresesi ve minaresi ise yerel yaratıcılığın şaheseri, labirent gibi bir yapı.Lacivert ve açık mavi tonların süslemelerdeki görkemi 42 odalı medresenin eski günlere ağıtını yakar gibi.
İçan Kala’nın 2100metre uzunluğundaki surları 7-8 metre yüksekliğinde ve 5-6 metre genişliğinde.Çok güçlü savunma yapıları olan bu duvarların kapıları:Kuzeyde Bağça darvaza Urgenç şehri yolu üstünde,Doğu kapısı Palvandarvaza Amuderya ‘ya doğru mevzilenmiş.Güney kapısı Taş darvaza ve Batı kapısı Atadarvaza ki 1920’de ciddi olarak hasar gören kapı yeniden yapılmış sonraları.Mimari değer olarak Palvan-darvaza gösterilir.Silahşörler kapısı denen bu kapı massif. Kapının üstündeki mermerde “Şehri Kheyvak 1221-1806- Khivak şehri” yazar.Ünlü Allaqulikhan medresesi 99 hücreli ve kervansaray barındırmakta bünyesinde.
Kente girişin yapıldığı çifte ana kapı ise Koş darvaza seramik detayları ve pişmiş tuğlalarıyla ünlü.Geometrik abstract desenler ya da bitki motifleri mekan cephelerini süslüyor.
Taş-avli(avlu) isimli saray ise daha geç dönem mimari özelliklerle birlikte Hiva’da kullanılmış tüm mimari çeşitliliğin özelliklerini taşımakta.Küçük kulelerle süslü duvarlar ve sokak fener direkleri karakteristik.Bu kompleksin giriş bölümünde yüksek tuğla duvarlar bulunmakta.Güney bölümde ise Arz-havli (kabul avlusu) bulunmakta, eğlence için isthrat-havli öncelikle tamamlanmış bölümler.
Kunya Arka denen antik kale Aranghan zamanında yapılmış (1686)Kunya ark’ı koruyan surlara pakhsa duvarı deniyor.Kaleye giriş kapısı anıtsal bir mimari ve portallar içermekte.Bir çok avludan oluşan iç bölümlerde ahşap kolonlar kullanılmış.Fasatta mavi ve beyaz fayanslar süslemede kullanılmış.Yazlık ve kışlık camilerin olduğu bölüm dışında kullanılan günlük alanlar var.
Pehlivan Mahmut Musoleum ise Harezm’in değişik mezarlarına bir örnek olmakta.Bazı yerlerde çadır biçiminde olan mezarlar burada tümsek biçiminde.
Asya’nın en büyük köle pazarlarından birini barındıran Hiva 1740’da İran Şahı Nadir Şah tarafından harap edilmiş.2500.yıl şenliklerine hazırlanan Hiva da her yer şantiye halinde çalışıyor,yenileniyor.
Bulunmaz bir zaman makinası macerası yaşamak istiyorsanız kendinizi İpek yolunun bu ünlü şehrine atın ve ortaçağa kadar gidip geri gelin. Hiva eski zengin pazarların ve görkemli günlerin düşünü turizmle yeniden kazanmaya çalışıyor.Eldeğmemiş bir güzellik Hiva,maviliklerin sarı çamurdan fışkırmasının öyküsü.
NEVVAL SEVİNDİ

Yorumunuzu Paylaşın