Mevlana

Ekim 18 2006Yorum Yok Kategori: Kültür-Antropoloji

İnsanı Sev, Yaradandan Dolayı…
Nevval SEVİNDİ

Mesnevi:
“Hakk canlara nur saçınca yaklaşanlar eteklerini kaldırdılar
O nur serpintisinden nasip aldılar, Tanrı’dan gayri olandan yüz çevirdiler
Aşk eteğini germeyenler nur yağmurlarından mahrum kaldılar.”

Cenabı Hak bütün eşyaya eşit şekilde tecelli eder, fakat ondan herkes yeteneğine göre yararlanır.
Kıskançlık, haset, nefret, ikiyüzlülükle egosunu her şeyin üstünde tutanlar da tecelli kapsamında…
Her şeye yeteneği ölçüsünde tecelli etmek de O’nun hikmetlerinden…
O rahmet edilmesi gerekenden intikam almaz; intikam alınması gerekene de acımaz.
“Neden kötüler bunca uzun yaşar, iyiler erken ölür” deriz.
Ya da “neden iyiler kötüler gibi kolay mevki, makam ve para sahibi olmaz” diye düşünürüz. Konuşuruz…
Kötülük sonsuza kadar kalır mı?
Kötüler hep mutlu mu gerçekten?
Kıskançlık krizleri bedenlerini ve ruhlarını yiyenler ne kadar yükselseler alçaldıklarını bilmezler mi?
İçlerindeki kurutup öldürdükleri cevher ışık hızıyla geçip bir an bunu bildirmez mi?
Bir çok perdenin ardında yaşamaktan yorgun düşen günümüz insanı gürültüye mahkumdur. İç dünyasını kaybettiğinden beri gürültü olmadan tek başına kalamaz. Ya televizyonu açar eve girer girmez, ya kulağına bir mikrofon dayar müzik diye ki, iç sesini duymadan bitirsin günü.
Kimseleri dinlemek istemez.
Sadece konuşur.
Kafasındaki yargılardan başka bir şey duyduğu yoktur.
Mikrofonun sesi kulakları sağır edecek fiziği güçte neden kullanılır cümle âlemde?
Nedir bu gürültüye sevda?
Türk sanat müziği ya da sufî müzikte ruhumuza doğru ilerleyen nağmeler gündelik müzik türleri insanın beynine çivi çakmakta. Düşünmekten kurtarmakta (uzaklaştırmakta) insanı…
Düşünmeyen ve iç dünyası olmayan insanın her dâim kafası karışıktır.
Her söylenen yalana ve övgüye sapar gider.
Yolunu ve hedefini bilmez bir türlü, bilemez.
Ya doğruysa her gün tekrarlanan?
Nasıl öğrenecek bunu insan?
Elbette, merak ederek… Perdeleri kaldırmayı isteyerek, cesaret ederek. Kendi içindeki perdeleri açmaya cesareti olmayanın etrafla ne işi olur ki?
Bugün cesaretten anlaşılan, kaba saba olmak ve kaba güçle saldırmaktır.
Elindeki unvanları, şöhreti ve makamları bir köpek gibi başkalarının üstüne salmaktır.
Ne yazık ki, Hakkın okyanusundan çay kaşığı ile almayı denemek bile gelmez yâdına.
İş almak istemez üstüne. Âlemden ona ne desek, “el hak ne bu kıskançlık” diye sorası gelir insanın.
“Tanrı vergisine kabiliyet şart değil, kabiliyetin şartı onun vergisidir.”
Bu mertebe ölçüyle olur. Gerek Zatî, gerekse Esmaî olsun bağışlar, bağış isteyenin hâl diliyle istemesinden meydana gelir. Hâl diliyle istemeye uygun olan beyt:
“Ben de ihtiyaçlar sizdeyse anlayış var
Susuşu huzurunuzda hitâptır, hâlimi açıklar”
Bu yüzden isteyenin hâl diliyle istemesi esastır.
Hâl diliyle istemek yerine çok bilmişlikle istemek /ya da görünmek kimsenin kâlbine hitap etmez.
Kâlbi olmayan kâlbi bulur mu?
Kâlbine özenmeyen aşkla kâlbine yangın salmayan başka kâlbi görür mü?
Nereden bilir gönül gözü iki delikten aladır bu dünyada. Kâlp gözünüz var mı?
Sadece namaz kılan sabahtan akşama ve hiç çalışmadan, hiç halka varmadan namaz niyazda olan acep kendini herkesten üstün mü görür?
Peygamberimiz ne demiş “Oruç tut ama iftar da et. Hem namaz kıl, hem uyu”.
Yâni aşırılıklar kemâle ermenin önünde dağlar gibi engel.
Bugünün modası da hep aşırılıklar üstüne.
Dinden bahseden de aşırılık seviyor, eziyet istiyor; dinden geçmiş olan da aşırılıların rüzgârına kapılıp gidiyor.
Bir senfoni yok ortada. Âhenk yok. Sesler, renkler, duruşlar karmakarışık. Bu bozuk film gibi birbirine girmiş renkler ruhları hasta ediyor. Savurup duruyor herkesi bir sonbahar yaprağı gibi.
Danışacak kimse de yok ki. Mürşîd bulana ne mutlu! Ancak bu da kolay değil. Bu zelil olmayacağı anlamına da gelmez ya! Çünkü insan Rabb’lık özellikleri de taşır, kulluk özellikleri de. Her iki yanı dalgalı denizdir. Nasıl ondan tek bir model insan olması beklenir?
Allah bizi farklı yarattı, insanoğlu buna itiraz etmekte. İllâ sen de benim gibi ol demekte ısrarcı.
O yüzden midir artık ismiyle müsemma değildir insanlar. Ne güzel isimler konurdu eskiden. Çünkü bilirdi ki büyükler, insan ismiyle müsemma olur. Yarısı ana ismi, yarısı baba ismi anlamı kaymış sözcüklere itibar olmazdı.
“Dünyadaki varlığımızdan ne kadar yararlanıyoruz” diye sormak lazım kendimize.
Başkalarını ne kadar nasiplendiriyoruz?
Halk için çalışmayan Hak için ne yapar acep?
Hak bize halkı işaret eder her daim.
Kıskanç, hain ve de kibirli insanlar varsa da sen hal dilinle farklı olanları da anlat.
Allah İblis’e der ki:”İki elimle yarattığım şeye seni secde etmekten alıkoyan şey nedir?”
İnsandan başka bütün yaratıklar tek elle yaratılmıştır. Çünkü insan ya melek gibi Cemâl sıfatının yahut şeytan ve azap melekleri gibi Celâl sıfatının tecelli ettiği bir varlıktır.
İnsan bir bütünü içine toplayan, karşılıklı iki denizi birleştiren bir varlık.
Neden tek yanımız varmış gibi numara yapıyor insanlar?
Herkes bir melek! Hiç kötü huyu yoktur, hiç yalan söylemez, hiç kıskanmaz hep başkaları yapar bunları.
İnsanın önünde secde etmeyen bu nesiller de şeytana yakın mı durur acep?
İnsanın görkemi iki denizi birleştirmektir ve böyle tecelli etmiştir, o zaman yasaklar ve baskılar neden?
Çok dindar olduğunu sanan baba kızına ve karısına yasaklar koyarak, döverek ya da haşin davranarak mı Allah’a yaklaşır yoksa şeytana mı yaklaşır?
Arif olmayanlar anlamaz deniyor ama anlatmak da görevdir elbette.
İnsanları kusurları için yargılamak ya da dışlamak bunları düşünce ne büyük bir gaflettir. Erzurum’daydım. Birçok yerde olduğu gibi, dul kadınların çocuklarıyla kaldığına mı yansın, toplumda kötü gözle bakılmasına mı diye konuşmak kâlbimi acıttı.
Nasıl Müslümanlıktır bu ki emredilen hiçbir şeyi dinlemez, peygamberin hayatını izlemez ve örnek almaz. Zahiri Müslüman olmak yalancılıktır ve yalan İslâmiyet’te en büyük günahtır.
Cemâl tecelli etsin her Âdem’de. Sadece insan olduğu için sevelim çevremizdekileri. Nâsip olsun da. İnşallah.
Sevgili nevval ablacim;
Ianiniz ki cok agliyordum… Icimdeki tarifsiz bir bosluk vardi.. Bilmiyorum
cok okudugum tarih kitaplardan mi kaynaklaniyordu ama bosluk vardi
iste…Ben mardin tarihi ile ilgileniyordum.. Mardinhaberdeki mevlana ile
ilgili yazinizi okuduktan sonra icime bir ferahlik geldi cok mutlu oldum
inaniz ki bu yüzden cok cok tesekkürler..
Bu arada ismim samet… Almanyada 13 yasinda getirilen ve tam 8 yildir hep
vatan ve yasamis oldugu istanbul hayaliyle yasayan biriyim… Her ne kadar
her sene gidiyor olmus olmama rahmen gene özlüyorum o yeditepeli sümbüllü
yeditepe sehrini… Adresinizi okudukdan sonra harbiyede olmus oldugunuza
cok duygulandim… Anilarim canlandi gözyaslariminda izinde… Orda biz
mehter takinimini seyretmistik 10 sene evvel… O zaman samet cok mutluydu
cok neseli… Simdi ise siir ve fotograf cekmekten baska ise yaramayayn
birim…Iletisim bölümünde numarinizi yazmissiniz her ne kadar not etmis
olsam dahi aramaya size o cesareti kendimde bulamadim bu yüzden de mail
yazmayi uygun buldum acizane…
… Kimbilir kitabini okuduktan sonra bir fuar da imzalamak icin karsinizda
sevincli gözlerle size bakiyor olabiliyorum

kendinize cok iyi bakin ablacim.

Gönderen: Emrah Eker
E-Posta: emeker@hotmail.com
Konu: Mesnevi Etrafında Kunatum Çekirdekler
Mesaj: Merhaba Nevval Hanım :)

Göz Neyi Görürse…

Başlıklı makalenizi okuduktan sonra yorum yazmak istedim ama projeye hazırlandığım için yazamadım… Çünkü çok uzun bir yazı olacaktı hatta projenin kendisi olacaktı…

sonra Projeye katıldık. Zampfir hariç diğer güzelliklerin hepsi vardı…

Sonuç projemiz lise alan etüdü dalında birinci oldu müsadenzi olursa sizin gibi aydın bir insanla paylaşmak istiyorum mail adresinizin kotasını bilmediğim için ve tanımadığınız için ekli dosya göndermedim.
Sunu halindeki dosya 4 MB proje raporu (word) olarak 300 kb…

Cevabınızdan sonra hemen göndereceğim…

Saygı Ve Sevgilerimle

Emrah Eker
Tarih Öğretmeni
NLP Trainer…

Yorumunuzu Paylaşın