MESS
1997′de MESS’in “Değişim” konulu sempozyumunun şeref konuğu olarak yaptığım konuşma metni
1.Zihinsel Değişim
Çünkü sağ-sol ayrımı kalkıyor.Erdem yükseliyor.İnsani değerler öne çıkıyor. Alçakgönüllülük, dürüstlük, sevecenlik gibi. Çok-kültürlü, çok dinli evrensel barış anlayışı doğmaya hazırlanıyor. Tony Blair ve Fransa’da Josh Pen’in değişimde dayandıkları nokta kendi kişisel özellikleriyle topluma güven duygusu verme.
Geçen Mayıs’da seçimleri izlemeye İran’a gittiğimde kamuoyunun tepkilerini ölçünce Khatemi kazanacak dedim. Buna İranlıların yanıtı ben oyumu Khatemi’ye vereceğim ama kazanamaz idi. Türkiye’de ise kimse Khatemi’nin kazanacağına inanmıyordu. Khatemi kazanınca her zamanki gibi düşünmeden sadece tepki verdi çevre:O da bir molla, bir şey değişmeyecek. İşin ilginci sağda ve solda bu noktada ortaklık sağlanması zihinsel haritamız açısından çok anlamlıdır. Önyargılarımız bilgi yerine geçerek bizim istediğimiz formatları doldurmakla yükümlüler sanki. Oysa Khatemi 20 Ekim 97’de gazetelerimizde yayınlanan konuşmasında Batı referansları kullanıyor:
“Zamanımızı ve zamanımızdaki kadını tanımalıyız. Şimdiki zamanın geçmişten farklı olduğunu ve bu zamanda kadın için uygun olan durumu bilmemiz gerekir.Bu çağa uygun , örnek Müslüman kadına ulaşmak için, tarih boyunca Müslümanlar dahil, insanların zihninde, kadınla ilgili ve zaman zaman din kisvesine bürünen yanlış zihniyetle mücadele etmeliyiz.Bugün, Batı dünyasının, kadınlar dahil, insanlık için getirdiği olumlu sonuçları tanımalıyız.”
Buradaki zihinsel açılım kendi kültürünü yitirmeden de diğer kültürlerle alış veriş yapılabileceğini, kadın olmadan toplumsal yaşamın olamayacağının analizidir.
İş değişimden söz etmeye gelince değişimden ne anladığımızı açıkca beyan etmeliyiz. Çünkü değişimden söz etmekle değişimi gerçekleştirmek farklı şeylerdir. Bunların farklılığı cesaretle kabadayılık arasndaki ayrım gibidir. Söz etmek kabadayılığı kaldırır da , yapma fiili cesaret gerektirir. Ama değişimden hep korkulur ve değişim hep bir dirençle karşılaşır.
Özellikle 20.yüzyılda “insan” atlanmış ve yerine ideolojiler sahiplenmişken değişim pek sevilen bir kavram değildi. Teknolojik devrimler insanı atlayıp geçmişti. İçi boşaltılan insan kültürüne sarılarak kurtulma çabasına girişti. 20.yüzyıla tüm insansız ideolojik anlayışlar gömülürken, insanı ve kültürünü küçümseyen anlayış tüm acımasızlığıyla eski yüzyılın çöp sepetine gitti. Yeni yüzyıl insanın ve kültürün yüzyılı olacak. İnsanı merkez alan akıl ve gönül beraberliğine yaslanan çalışmalar yükselerek sürmekte. Ben toplumsal yapıda tıpkı biyolojik yapımızda olduğu gibi “sosyal genlerin” varolduğuna inanıyorum. Her şeyi tümüyle yok edip bozamıyorsunuz. Geçmişten akıp gelen doğal sosyal yapılanma antikorları üretmeye devam eder.
Senatör Al Gore “Küresel Denge” kitabında bakın ne diyor:
Dünya yüzündeki genetik kaynakların zengin çeşitliliğini sürdürmenin fiyatını biçmek olanaksızdır.eçtiğimiz günlerde Kaliforniya Tarım Alanları Projesi arpanın bilinen 6500 türü üzerinde Tarım Bakanlığınca yapılan araştırmalar sonucunda, günümüzde 160 milyon dolarlık Kaliforniya arpa ekinini, sarı cüce virüsten koruyacak tek bir Etipyalı arpa türünün bulunduğunu bildirdi. Benzer yabani genler geçtiğimiz yıllarda da ürün verimlerinde, bazı türlerde %300 ‘ü aşan artışlar sağlamıştı.Proje tarafından keşfedilen ve yabani genlerin taşıdıkları değeri belirten pek çok örnek arasında Türkiye’de doğal olarak yetişen bir buğday türü de bulunmaktadır.Görünüşte hiç bir işe yaramayan bu bitki, ABD’nın yılda 50 milyon doların üstünde değere sahip olan buğday ekinlerine, hastalığa karşı dirençli genler sağlamıştır.”
Genetik çeşitlilik merkezlerini ilk tanımlayan Rus genetikçi Vavilov Türkiye’yi bu kuşak içinde değerlendirmektedir. Bu sosyal ve kültürel çeşitlilik için de geçerli bence. Oluşturulacak yeni kültürel sentezde Türk kültürü genetik çeşitlilik açısından en parlak örnektir. Biz onu tanımıyoruz ve bilmiyoruz diye işe yaramaz gibi görünüyor olabilir ama o dirençli genlere sahip ve üretilecek yeni sentezin donelerini bağrında saklıyor. Zihniyet değişiminin önemli bir ayağı çevre sorunlarında yatıyor. Önümüze getirdiği yaşamsal sorunlar tüm siyasi kamplaşmaların üstüne çıktı.Suyumuz, havamız, atmosfer kirleniyorsa bu hepimizi ilgilendiriyor.Küresel çevre sorunları öyle bir hızla üstümüze geliyor ki, bunu ancak ortak insani değerlerle ve tavırla çözebiliriz. Bunun sağı solu yok. Kentleşme de aynı. Burada kaos yaşınıyorsa hiç birimiz nefes alamayız. Antalya’da kanalizasyon olmadığı için nüfus artınca fosseptik çözümsüzlük halini aldı ve Lodos esince Antalya’yı igrenç bir koku kaplıyor. Bundan hepimiz şikayetçiyiz. Planlama eskiden solcuların işiydi şimdi herkesin. İnsanlara değer verme ve dürüst olma politikacıları ayıran özellik olarak öne çıkıyor ve sosyal dayanışma talebi geliyor insanlardan. Bu yapılmazsa Cezayir uç noktasına gitmek olmayacak bir durum değil.
Türkiye’de herkes değişim istiyor, sistemden nemalananlar hariç.
2.Siyasal Değişim
Artık eski örgütlenme biçimlerinin çöktüğü ve yeni sistemlere ihtiyacımız olduğu aşikar. İngiltere’de Tony Blair ;” Ben artık çok kültürlü bir toplum istiyorum.” diyebiliyor. Batı kültürünün bugüne kadar ki uygulamalarını, büyük burnunu kırarak.Ve devam ediyor:
“Bir ülkede ki kültürel değişim talebi yansımasını politik deneyimlerinde bulur.” Kültürle değişim arasındaki koparılamaz bağ çok açık seçik sanırım.Değişim yeni bir örgütlenme biçimidir. Bu kültürel ve sosyal örgütlenmenin yeniden modellenmesinde nefes alabilir ancak. Ruhunu bulmayan değişim ekonomik modellerde can verir. Değişim ruhu kültürdür ve onun uzun soluğu ise sivil toplumdur. Sivil toplum Türkiye’de yanlış tariflendiği gibi , devlet karşıtı bir kavram değildir. Cumhurbaşkanı “Bu ülke böyle yönetilemiyor, Başkanlık sistemini tartışın “diyor. Başbakan “Ankara’dan yönetilemiyor ülke” diyor, Adalet Bakanı adalet sisteminin iflasettiğini haykırıyor.Ama bir şey yapılamıyor. Çünkü siyaset ve ekonomi ilişkisi o kadar içiçe geçmiş durumda ki çıkar çeteleri oluşmuş.
Devlet küçülsün diye kulaktan kulağa yayılan rivayetin yerine ne konacağı hiç söylenmemekte. Sorun yerel Ankaralar yaratmak değil. devletin hantallığı nedeniyle siyasi mekanizmanın tepki verememesi üzerine devlet içindeki küçük birimler çeteleşerek bunlara cevap vermekte. Çünkü devlet güçsüz.Oysa Devletin güçlü olması ve organizatör olması bekleniyor yeni modelde. Burada sosyal devlet olarak yapması istenen çok şeyi sivil toplum yüklenmek zorundadır. Yani toplum devletleşmelidir. Devletin yerine bazı taşları oynamayı öğrenmelidir. Modern toplum işçi- işveren çatışmasını tali duruma getiriyor.İnsan kaynağının verimli kullanılması önemli. Bu nedenle İşçinin işyeri dışındaki zamanını da örgütlemek sosyal verimlilik modelinde yer almalı.
Toplumun temel talebi iki konuda odaklanıyor:Adalet ve ekonomik adil bölüşüm demokrasi çerçevesinin yeniden düzenlenmesi gerekir.
Solda değişim konusu d a çok büyük talep görüyor. Değişim söylemek yetmiyor ne değişecek,nasıl olacak? Bu toplantı da çıkan sonuç diyalog ihtiyacı oldu. Değişim istiyorsan diyalog örgütlenmesi gerek. tv
3.Toplumsal Değişim
Buna toplumun devletleşmesi diyebiliriz.
Değişimin mantığı sosyal alanın organizasyonunun yeniden yapılandırılması.Sosyal dayanışma ruhunu yeniden diriltmek gerekli. Yoksulları cangıla terk edemeyiz.Onları tarikatlara, sahte kimliklere ve siyasi kamplara teslim edemeyiz. Toplumsal denge için bunun yapılandırılması gerek.
Osmanlı zenginleri ne yapardı? Vakı gureba gibi gariplere vakıf hastaneleri, hamamlar, medreseler, hanlar ve kütüphaneler.
Burada doğal genler Ahilik ve lonca geleneğimizde de var, bunlar yeniden formüle edilmeli. Ulusal kültür sentezinin üretilmesi toplumun yeniden örgütlenmesini de içermektedir. Tek çare toplumun sosyal alana sahip çıkmasıdır.Bu yerel sahiplenme olarak şöyle formüle edilebilir: Benim bölgemde aç, açık, çıplak kalmayacak.” Sanat ve kültürü yerele taşıyan eskiden devletti; operasıyla,konseriyle. Şimdi Eskişehir Festivalini yerel güçler yapıyor. Borusan Kültür Merkezi kuruyor.Ben beş yıl önce PİMAŞ grubuyla kurdum.
En büyük çelişki ; devlet küçülsün ama sosyal devlet olmayı sürdürsün!
4.İlişkiler Biçiminin Değişimi
Burada sorulacak can alıcı soru neden değişim istiyoruz?
Çünkü değişim sürekli ve ısrarcı bir hale geldi. Değişim sabit bir değer olarak günlük yaşamımızda yer almakta. Ülkeyi olduğu yerden alıp olmasını istediğimiz yere götürmeyi ; sadece eski sistemleri, bildiklerimizi eğip bükerek ,yeniden şekillendirmekle başaramayız. yepyeni süreçler oluşturmak, yeni bir model kurgulamak zorundayız. Bunu yaparken de kendi kafamızda inandıklarımızı, eskimişleri atıp etrafımıza bakmak zorundayız. Bu ülkede varolanları tespit etmeden yeni bir aşıyı bulmamız imkansız. Çünkü toplum sosyal genlerinde yapmak istediğimiz modelin tüm donelerini ve bilgisini taşımakta. Bu bir tek süreç değildir.Çünkü kültür toplumda gündelik yaşamın her birimine karşılık veren, bir cevabı bulunan katmandır.Bunu dinle, dille, çeşitli üretim formlarıyla gerçekleştirir.Ayrıca her sınıfın da iç farklılaşma süreçleri bulunur. Belli bir sınıfla diğer sınıflar arasında değişen ilişkiler, iletişim modelleri çeşitlilik sağlar. Yani düz bir mantıkla çözme güçlüğünün altını çizmeye çalışıyorum.
Yoksulluğu yeni organizasyonlarla aşma anlayışı geliyor.Düşmanlık kültürünün zararını yaşayan geçen yüzyıl yerini barışa bırakmaya niyetli. Gerek din, gerek ideolojik planda totaliter ve dayatmacı zihniyetler yerini yeni bir insan modeline bırakmaya aday.Hoşgörülü, esnek, bilgiyi üreten ve paylaşan yeni bir kalite anlayışı. Eğitimde yeni bir insan modelinin arayışları sürüyor.
Tony Blair’in birebir uyguladığı değişim mühendisliği çağdaş işletmeler için hazırlanmış bir tasarım. Yani iş alanında değişen ilişki biçimleri ve yöntemleri üstüne.Kitabı Sabah Yayınları’ ndan çıktı. Orada şirketlere değişim mühendisliği uygulamaya karar verince nereden başladıklarını anlatıyor yazarlar ;” önce kültürel bir araştırma yaptık.Bu araştırma bize elemanlarımızın davranışlarını öğrenip anlama fırsatını sağladı. “ Ülkemizi tanımak için de önce antropolojik yani kültürel tespit çalışmalarından başlamalıyız. Bunu TESEV’e ve başkanına, Avrupa Birliği elçisi Michel Lake anlattım bir proje olarak.
Elimizde ne olduğunu bilmeden yeni bir şey yaratamayız. Zihinsel üretimin kısır dünyası çevresine bakmadan kafasının içindeki yargıları doğru niyetine yazmaktan kaynaklanıyor. Kültürel yeniden üretim ve zihinsel üretim olmadan ekonomik gelişme, kurtuluş ya da çözüm yoktur. “Yolumuzdaki kültürel ya da kişisel engelleri anlamadan süreçlerimize ve sisteklerimize değişim mühendisliğini uygulamamızın mümkün olmadığını artık biliyoruz” diyor kitabın yazarı da zaten.
Çünkü araştırdıkça keşfettiklerimizin önümüzü aydınlatacak, çok şeyi değiştirecektir. Bunu Urfa’da yaşadım. Şıh kurumunun bir sosyal başvuru merkezi olarak çalıştığını anladım. Diyalog isteği toplumda en büyük beklenti. Benim kitabımın kapağı bunu yansıtan bir simge.
Birey, toplum ve devlet birlikte değişip gelişebilir. Çok farklı süreçler aynı anda değişim rotasına sokulabilir. Değişimi yaşadıkça yenilenen formlar , ilişki biçimleri birbirini etkileyerek dönüşecektir. Türkiye’de değişimin motoru teşkilatlı güçler olacak. MESS,Odalar Birliği, TÜSİAD gibi. Yöntem diyalog ve katılımcılık esasına dayanacak.
Türkiye Cumhuriyeti tarihi toplumun kendini yeniden üretmesinin hikayesidir.Bu süreçlerin tanımının yapılması ve incelenmesi kültürel bağlantıların ve referans noktalarının bilinmesiyle mümkündür. Toplumsal süreç sözel kültürden yazılı kültüre geçişin, iletişim modellerinin değişiminin tüm paradokslarını yaşamakta.
5.Kadın
Değişimin kilit kavramı “zihinsel değişim”, anahtarı ise “kadın”. Burada zihinsel devrimin anahtarı olarak kadını belirtmem boşuna değil. Bu dünyada gelişen eğilim. Türkiye kendi kültüründe varolan kadınla yanyana toplumsal anlayışını Dede Korkut öykülerinden bugüne yeniden uyarlamalı. Kadına bakışı değişmeyen tutucu değerlerin elinde ölür. Kadını kalkınmaya entegre etmeyen anlayış bilgi toplumunu falan yakalayamaz. Kadın ve erkek toplumda sosyalızasyonu gerçekleştirmeden zihinsel fukaralığı aşamaz Türkiye. Evde olmayan demokrasi ülkede olamaz.
Atatürk’ün dediği gibi: “Toplumun bir yarısı sımsıkı zincirlerle toprağa bağlıyken diğer yarısı nasıl gökyüzüne yükselebilir.” Değişimin adı kadın, Atatürk böyle başardı. Türk Rönesansını 21. yüzyılda yaratmak için zihinsel dünyamızdaki devrimi kadınla yapacağız. Aşkı ve sevgisi olmayan bir toplum bir çöldür. Sadece özgür rüzgarlar yagmur getirir. Yaşam ve sevgi çeşitliliktedir, tek tip elbise gibi yaşamlar insani olan her şeye aykırıdır. Yaşam, kültür ve insan değişir, değişmeyen sabit fikirliler ölümün yüzüdür.Değişmek gelişmekti ve sevginin adıdır. Sevgi ise kadın erkek birarada yaratılacak . Kadınlar olmadan asla!
NEVVAL SEVİNDİ
Değişimi şu başlıklar altında değerlendireceğim:
1.Zihinsel değişim
2. Siyasi değişim
3.Toplum devletleşmeli, toplumsal değişim
4.Toplumun örgütlü güçlerinin sosyal görevleri, kültürel açılımları yüklenmesi , İlişkiler biçiminin değişimi
5.Kadın
Neleri değerlendirdik tekrar edelim ve öneriler:
1.Neden MESS’in bir hastanesi yok? çünkü SSK sistemi çöktü. MESS sigortalama sistemini yeniden yapılandırabilir kendi için.
2.Neden sendikaların bir üniversite kurması mümkün olmasın? Çünkü tıpkı sanayicilerin üniversitelerinde kendi teknik adamlarını yetiştirmesi gibi kendi okullarını kurup kendi elemanlarını yetiştirebilir.
3.Güneydoğu’da çözüm ne olacak?Kürtler Avrupa Birliğine girmek istemiyor mu ki Türkiye’ye zarar veriyor.TC’yi yıkma fikri yıkılmalı.
4.Kentlerde yetişkin eğitimi için Kültürevleri, Danışma merkezleri, tıpkı Avrupa’daki TÜrk-Danış gibi.
5.Ekonomik sorunların aşılması kültürel sorunların aşılmasıyla birebir ilgilidir.