Kürt-Türk ortak değerlerini saptayalım
İşte! Gelecek burada
DTP silahsız siyasete talip olmalı
Dağa bakarak siyaset yapma yerine Kürt bireylerin yüreğine bakarak sivil siyaset yapma
PKK siyasi bir aşiret gibi çalışır, her türlü demokratik çiçeği yolar
DTP ise demokratik bir fırsattır demokratik zemindir
İşte!Gelecek burada
DTP silahsız siyasete talip olmalı
Dağa bakarak siyaset yapma yerine Kürt bireylerin yüreğine bakarak sivil siyaset yapma
PKK siyasi bir aşiret gibi çalışır, her türlü demokratik çiçeği yolar
DTP ise demokratik bir fırsattır demokratik zemindir
PKK emre itaat kültürüdür, itaat etmeyeni vur kültürüdür
DTP çağdaş siyasetin zeminidir
Ben buraya DTP’nin PKK üzerinde etkisi olur diye geldim çünkü o zaman barış gelir
PKK şiddet,silah ve nefret kültürüdür
DTP yeniden demokrasiyi ve barış kültürünü inşa edebilir burada
Demokrasiyi birlikte inşa edelim ve ölüm yerine hayat çiçek açsın
ANA NOKTALAR:
-Şiddet barış ikilemi yaşanıyor. Hala sürüyor.
-Sözde barış isteniyor, silahların susmasından söz ediliyor
-Ama adres olarak silaha gönderme yapılıyor
-Kandil adres gösteriliyor
-İmralı adres gösteriliyor
-Oysa gerçek adres DTP’nin kendisi olmalıdır.
-DTP Kürtlere de, Türklere de net, açık ve tartışmasız bir silahsız siyaset yolu açmalıdır
-DTP’ye verilen oyları PKK’ye verilen oylar olarak okumak yanlıştır
-Bu siyaseten sorumsuzluktur
-Sandığa giden oyları silahların iradesine teslim etmektir.
-Oysa sivil siyaset, silahlı siyaseti kaldırmaz
-Silah silahı çağırır
-Silah ve şiddet yıllardır süren kavgayı devam ettirmek demektir
-Bu tutum çözümsüzlük demektir
-Çözümsüzlük de bir yoldur
-Bölgede çok eski ve geniş bir yoldur
-Daha da yıllarca sürebilir
-Çatışma sürer, çözümsüzlük sürer, kan ve gözyaşı sürer
-Mezopotamya çözümsüzlüklerin ve kanlı çatışmaların tarihi ile doludur
TARİHE YENİ SAYFA
-Tarihe yeni bir sayfa açmak mümkündür
-Bu imkan şimdi burada DTP’nin elindedir
-DTP’ye verilen oylar bu imkanı güçlendirmiştir
-DTP bu tarihi fırsatı doğru kullanmalı bir kere daha harcamamalıdır
-Çözüm Kandil’de değildir
-Çözüm İmralı ‘da değildir
-Hatta çözüm Ankara’da da değildir
-Çözüm burada Diyarbakır’dadır
-Diyarbakır’daki insani ve siyasi duruşla ilgilidir
-Bu duruş başta aktardığım Mehmet Uzun’un duruşudur
-Kürt kimliğine, Kürt kültürüne barışçı ve evrensel bir şekilde sahip çıkan
-Kürtlerin insani gururunu yüksek tutan, tarihin zenginliğine sahip çıkan
-Ama silahı, şiddeti kesinlikle dışlayan onurluklu ve kişilikli bir duruş
-Onurlu ve kişilikli bir siyaset
-Tarih DTP’nin önüne bu şansı çıkarmıştır. Beyaz bir sayfa açma şansını vermiştir.
-Bu duruş PKK’nın bu güne kadar izlediği silahlı ve çatışmacı siyasetten farklı
Bir duruşu gerektirir. DTP bu siyasi olgunluğu ve dirayeti gösterirse
Çözümün parçası olacaktır.
-PKK’nın gölgesinde yürütülen siyaset ise çözümsüzlüğü körükler
-Diyarbakır bu ayrımı yapacak kadar zengin bir tarihe ve birikime sahiptir.
-Bu topraklar çok çatışma görmüştür.
- DTP bu barışçı siyaseti öne çıkarabilirse, Türkiye’nin tümünde farklı bir kabul görecektir
- Ama “bizim tabanımız PKK tabanı ile aynı” gibi sözler kolaycı siyasettir
-DTP bölgede Kürt halkına siyasi önderlik yapacaksa daha cesur, yol gösterici
Ve daha kararlı şekilde barışçı olmalıdır
-Daha kararlı şekilde silaha karşı çıkmalıdır
-Siyasi çözüm dağda değil, düzdedir
- Siyasi formüller tartışılabilir
- Ama “yerel seçimlerde verilen oylar bölgenin sınırını çizmiştir gibi sözler”
Türkiye’nin tümünde varolan bölünme korkularını hızlandırmaktadır.
Bu söylem çözümü değil, çözümsüzlüğü ve çatışmayı körükler
-Bu söylem İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Adana’da ve Türkiye’nin
her yanında yaşayan milyonlarca Kürt kökenli vatandaşımıza karşı da
bir haksızlıktır.
-Çağımız globalleşme çağıdır ve bu toprağın insanları mobilize insanlardır.
Milyonlarcası ekmek parasını gurbette bu toprakların dışında kazanmaktadır.
Kazanmıştır ve kazanacaktır.
-Dar bölgede küçük devletçilik oynamak hevesi, çağımıza uygun bir heves değildir
-Bugün Türkiye Avrupa Birliği’ne girmeyi ve tüm statüleri buna göre düzenlemeyi
konuşurken, farklı çözümler aramak çağımızın gerçekleri ile bağdaşmaz…
Mehmed Uzun:
“Yazarın tek bir görevi vardır: Adalet, vicdan ve merhamet için direnmek.”
“Kürtler hızla şiddetten uzaklaşmalı ve asla bir daha şiddete başvurmamalı. Bir an önce sivil siyasete dönmek zorundalar. Bakın AB süreci sayesinde demokratik üslup ve usullerle mücadele etme yolları da açılıyor önlerinde. Hem Kürtler, özellikle de PKK’lılar bağımsız bir devlet, ya da federasyon, özerklik istemiyorlar şimdi. Sadece bireysel haklar istiyorlar. Bunlar için şiddete başvurmak yanlış. Ama Kürtlerin şiddete başvurmasını isteyenler var. Bunlar ne Kürtlerin ne de Türkiye’nin dostlarıdır. Kürtler, kendisine şiddeti kim öneriyorsa ona kuşkuyla bakmalı. Şiddet, Türkiye’yi demokratikleşmeden uzaklaştırıyor, derin devleti, otoriter güçleri, milliyetçiliği güçlendiriyor.
Kürtlerin şiddetten, silahtan arındırılıp sivil siyasete çekilmesi ve Türkiye’nin demokratikleşme ve AB sürecinin hızlandırılması için bunların parlamentoya girmesi çok önemli. Kürt halkına benim önerim, kendi adaylarını desteklemeleri. Silahtan arındırılmış sivil siyasetin Kürt dünyasında egemen olması için Kürt halkından bunu rica ediyorum. Bu, hem Kürtler hem Türkiye için bir fırsattır.
Türkler ve Kürtler için bizim şimdi unuttuğumuz kimi vasıflara uygun bir gelecek yazardım. Biz tahammülü unuttuk. Sabrı, vicdanı, merhameti unuttuk. Adalet ve utanma duygusunu yitirdik. Türkiye’de utanma duygusu yok. Utanma duygusunu yitirdiğinizde, her şeyi söylersiniz, yaparsınız ve utanmazsınız. Ben bütün bu kaybettiğimiz duyguların yaşandığı ve bunların bir erdem olarak kabul edildiği, olmadığı zaman da utanıldığı bir gelecek yazardım Kürtler ve Türkler için. “ *(2007)
Mehmet Uzun Kürtçe yazmış bir edebiyat adamı.Ama değerleri var. Vicdanı var ve yukarıda alıntı yaptığım söyleşide bunları dile getirmiş. Her konuda onunla ayni düşünmüyor olabiliriz ama ölmek için vatanına gelmiş bir vatandaşımız o. Bugün Diyarbakır’da gömülü.Biz ortak değerleri inşa etmeliyiz. Mehmet uzun bu ortak değerleri bize iletmiş. Bakın Dicle’nin Sürgünleri kitabında söz üzerine ne diyor:
“Berraklık ile bulanıklık,aydınlık ile karanlık insan ruhunun iki yönüdür, hayatta iki yöne de ihtiyaç var, fakat karanlık taraf, ancak aydınlık taraftan seçilir, ruhumuzun ve yüreğimizin karanlık tarafında gizlemiş olan fikirler, düşünceler, kuşkular, arzular, korkular, öfkeler, hüzünler ve sevinçler ise, sadece berrak söz ile ortaya çıkarlar. Sözün üslubu, türkünün konusu berraksa eğer, o zaman hem sözün gücü, hem de insan için çok gerekli olan sözün sıcaklığı ruhlara ulaşır. Bahar aylarında talan Dicle sellerine benzeyen, onun suları kadar temiz olan bir berraklık ; içinde hem damlaları, hem de selleri barındıran, ikisi de aynı anda seçilen bir berraklık.Ustaların hüneriyle biçimlenmiş,edebi güçle süslenmiş,fikri bir derinlikle örülmüş bir berraklık Mirim.”*
Zihni ve kalbi berrak olanın sözü berraktır elbette. O zaman samimiyet olur.
Söz fikirle coşar ve akar Dicle Fırat misali milletin koynuna.
Sözün yoksa söyleyecek fikir yokluğundandır.
Fikir yoksa karışık kafaların ve kararmış kalplerin cengi girer devreye.
Söz duru ve berrak olursa ebedidir.”
Nevval Sevindi
*Neşe Düzel Radikal 2007