İRAN DİZİSİ3
Tahran’da on günlük propoganda süresinin üç günü Aşure Tasua ile geçti ,son iki gün de halk etkilenmesin diye propoganda yasaklandı ve böylece göz açıp kapama hızında bir seçim çalışması yapıldı. Elenen yüzlerce aday arasında 9 tane de kadın aday vardı. Tahran’ın her mahallesinde bulunan adaylara ait propağanda merkezlerinde sessiz bir çalışma vardı.Her yere posterleri yapıştırılan adaylar sonra bunların temizlenmesi için para ödüyorlarmış.Gençlerin gruplar halinde dağıttığı basılı malzeme bolluğuna karşılık söz fazla yok.Gösteri yasak.Gençler genellikle iki gruba ayrılmış durumda; Natık Nuriciler ve Khatemiciler.Mirdamat’ta bu iki grup karşı karşıya geldi ve birbirlerine laf atmayla başlayan sataşma kavgaya dönüştü.Askerler gençleri ayırdı ve ayrı yönlerde yürümeye mecbur etti.
İran tarihinin en belirsiz seçimini yaşıyor,seçim sonuçları tam ortada. Geçen gün yayınlanan bir karikatür herkesin dilinde ; şimdi İran dilini sadeleştirme modası var.Bu nedenle her yabancı sözcüğün Farsçası bulunup kullanılıyor.Karikatürde biri Khatemi yazılmış bir oyu sandığa atıyor oy diğer karede Natık Nuri diye okunuyor.Altında şu yazıyor: Farsçayı doğru yazıp doğru okuyalım!
Özellikle Tahran’ın iyi semtlerinde ve üniversite çevrelerindeki Natık Nuri posterlerinin gözü oyulmuş ya da yırtılmış.Bu nedenle poster yırtmak yasaklandı ve halktan yırtanları ihbar etmesi istendi.
Hiç bir slogan yok yazılı görünen,gençlerin söylediği ise “mutlaka Khatemi”.Natık nuri için ise “Natık-ı Nuri reiscumhuri zuri” sloganı var,yani zorla yapılan cumhurbaşkanı demek.
Genç kadınlar siyah çadıra giymeyerek tepkilerini anlatmaya çalışıyorlar.On milyonluk Tahran’da protesto rengi açık renk giyinmek.Ya da pardesünün boyunu diz hizasında tutmak.Eşarp takarak tesettüre uymak.
Tahran bir rivayetler kenti! Natık Nuri posterleri yapıştıranlara 3000 tümen veriliyormuş, ama yapıştıranlar Khatemi’ye verecekmiş!
Yayınlanan on kadar kadın dergisi Khatemi’ye açık destek veriyor. 7.Gün isimli haftalık dergide Khatemi’nin kızı Leyla Khatemi ile ilginç bir ropörtaj yayınlandı.Zenan (kadınlar) isimli kadın dergisi ise Khatemi kadınlar hakkında neler söylüyor isimli bir makale yayınladı.
Ayni dergide kadınlar Natık Nuri ile ropörtaj yapmışlar ve incelikli sorular sormuşlar ve Natık Nuri’nin cevap vermediği yerleri boş bırakmışlar.İran kadının en önemli sorunları nelerdir diye bir yuvarlak masa tartışması yayınlandı ayrıca.
Şu anda Milli Kütüphane müdürü olan Khatemi üniversitede siyasi felsefe dersi veriyor ve propoganda konuşmalarında sürekli yurt dışında eğitim yapmış olması vurgulanıyor.
Televizyon’da dört adayla birlikte yapılan seçim konuşmalarını yöneten sorular soruyor adaylara ve onlar da her konuda fikirlerini iletiyor halka.Khatemi’nin en önemli sözü “insanların özel hayatına karışmayacağım”.
-Refsencani televizyonda hiç bir adayın diğerini kötülemeye hakkı olmadığını söyledi.Sürekli televizyonda söylenen “halkın güvenini suistimal etmeyin, sandıklarla oynamayın ve halkın güvenini sarsmayın.”Halkla yapılan ropörtajlarda insanlar kampanya önemli değil ben adayımı seçtim diyor.Kampanyayı “etkileyici” olursa kötü buluyorlar,sadece tanıtıcı olması yeter diyorlar.
Halkın içinde serbest konuşma ve propoganda yok.Adayların yaptığı konuşmalara özel giriş kartı olmayanlar giremez ve bunu elde etmek çok zor bir iş!
Geleceğin İran’ını nasıl düşünüyorsunuz sorusuna Khatemi’nin yanıtı:
İran-ı abad, İran-ı azat, İran-ı mütefekkir,İran-ı müstagil ve hukukun olduğu İran.
NEVVAL SEVİNDİ
GİZEMLİ DOĞU’NUN PENCERESİ iRAN
“Bir pencere yeter bana “der İranlı kadın şair Furuğ. İran Doğu’nun penceresidir ve size çok şey anlatabilir. İran en kadim uygarlıklardan, dinlerden ve inançlardan bir demet sunar insana. Türkiye’nin Doğusuna geçince birden Asya’nın ve Doğu’nun gizemine yolculuk başlar. Binlerce yıllık Zerdüşt tapınaklarının bitmeyen ateşlerinin gölgesinde ölülerin vahşi kuşlara bırakılan bedenleri uzak geçmişlerin anısınadır sanki. İran dili Farsça olan ve ülkemizle sınırı doğal sınır olup hiç değişmemiş komşumuzdur.Farsça melodisi şen şakrak bir dil ve eski dünyanın edebiyat dilidir. Selçuklu saraylarında Farsça konuşulurdu, Osmanlıca’nın önemli bölümü Farsça sözcüklerden ve gramerinden oluşmuştu. Türkçemizde hala Farsça sözcük sayısı çok fazladır. Farsça bir şiir dilidir ve İranlılar da Türkler gibi şiir sevdalısıdır. İran’a karadan giderseniz Azerbeycan’dan geçerek ve türkçe konuşarak “yahşi” gidersiniz. Dümdüz, bozkırda küçük kasabalar geçerek Tebriz’e vasıl olursunuz. Tüccar Tebrizliler halı ticaretinde ve yapımında ustadır. Tebriz Azerice konuşur ve güzel bir kent dokusu vardır.
Eğer İran’a trenle giderseniz Van’ı ve Van gölünü geçersiniz kurak topraklar boyunca bir ağaca hasret kalır gözleriniz. Tahran’a Güneyden giren tren en yoksul yelerden geçerek bir düş ülkesine bırakır sizi gar niyetine. Zaman tüneline düşmüş gibi şaşkın kalırsınız binbir çeşit insan ve giysinin ortasında.
Eğer uçakla Tahran’a inerseniz uygar bir havaalanına indiğiniz için Türkiye benzeri bir yer sanabilirsiniz, ama dışarı çıkar çıkmaz yüzünüzü yalayan sıcaklık sizin Doğuda olduğunuza delil sunar. Gece indiyseniz havaalanına ışıl ışıl Tahran uygar bir kent olarak size kendini sevdirir. Şah’ın görkemli Şehriyar meydanı ve anıtının adı artık Meydan-ı Azadi (Özgürlük alanı) ilk göreceğiniz kent anıtı bu.Gerçekten şehirçilik ve planlama açısından Tahran çok ileri bir kent tasarımı sunar. Belediyecilik çalışmaları açısından başarılı olan Tahran güller,parklar ve sular içindedir.İranlılar havuz ya da fiskiye görmeden yaşadıklarını anlamazlar çünkü. Büyük parklar bizi kıskandırır. Daha karmaşık GüneyTahran’a göre bakımlı ve Batılı Kuzey Tahran lüks restoranlar, alış veriş merkezleriyle doludur. Burada Sorneto en lüks restorandır. Eskiden barı tıklım tıklım dolu bir yerdi. Şah zamanından kalma bir mekan olarak nostaljik. Elbruz dağlarından adını alan kebap restoranı ise her zaman kalabalıktır. Çelo Kebap İran’ın en ünlü yemeği. Bembeyaz ve kokulu pirinçle gelen kebap tanıdık bir tat. En lüks restoran bile 18 dolara sizi doyuruyor. İran’da yemek her zaman bol ve ucuzdur.Tüm Asya ülkelernide olduğu gibi, porsiyonların küçüldüğü ilk ülke Doğu’dan gelirken Türkiye’dir. Hele pilavın sunuluşuna çok gülerler ; minicik bir kase! Güneydeki Gülistan Sarayı ve civarı eski kentin olduğu yerdir, “old town” binaları ve çevresiyle görülmeye değer. Tahran Arkeoloji müzesi ise dünyanın önemli müzelerinden. Özelikle Persopolisten parçalar çok görkemli.
Persopolis 2500 yıllık arkeolojik bir değer.
İran’a gidip de Şah’ın Kuzeydeki sarayını gezmemek olmaz elbette. Bu görkemli sarayın önemli bir bölümü dışişleri ve konuk ağırlama için kullanılıyor. bu nedenle kapalı bölümleri açık olanlardan daha fazla. Son Şah’ın babası Rıza Şah’ın kaldığı bölüm açık. İran’ın çok ünlü ayna,minyatür ustası olan Ağai Behzat tarafından yapılmış duvar süslemeleri muhteşem.Tavanlar ve tüm duvarlar ayna işlemeciliğinin harikası. Yatak odasında Fransız karyola ve mobilyaları olan baba Şah her zaman yer yatağında yatmıştır. Eski İran geleneğinde adet olduğu üzre. Yazı masasındaki Antionette resimleri o nedenle biraz komik geliyor bana. İtalyan yapımı çıplak kadın heykellerine hayretle bakıyorum, onlara dokunulmamış.Üstelik genç bir asker bana bunların İtalyan olduğunu anlatıyor rahatlıkla! Önyargılarımız bizi ne kadar yanıltıyor, şimdi bunu Türkiye’de anlatsam kimse bana inanmaz biliyorum. Şahbanu ve Şehinşah’ın yaşadığı bölümde her ikisinin büstü salonu süslüyor. Bronzdan yapılmış büstler gibi heykelleri de var. Sanki Farah Diba ve Pehlevi oradan insana bakıyor gibi. Devrimde buraya akan insan selini gördüm ben, şimdi turist gibi gezmek garip geliyor.
Goblen duvarlar, 17. ve 18. yüzyıl resimleri, fransız, Çin ve İtalyan mobilyaları gerçek bir zenginlik sunuyor . Tüm avizeler görkemli ve İtalyan. Sarayın girişinde birebir yapılmış Şah heykelinin yarısı devrimi hatırlatır gibi kırık. Sadece iki çift çizmeli bacak kalmış geriye Şah’tan!
Sıtını Elbruz dağlarına yaslamış görkemli binalardan oluşan sarayın bahçesi cennetten bir köşe gibi. Dağlardan kopup gelen gürül gürül bir dere tüm bahçeyi gürültüye boğarak çağıldıyor. Her yer çına ağaçları ve güllerle donanmış. Tahran’ın simgesi çınar ve gül diyebiliriz.
Sarayın tüm iç mekanlarında ipek ve ipek kadife perdeler kullanılmış ve hepsinin üstüne kraliyet arması işlenmiş. Banyolar altın musluklardan ve beyaz mermerden.
Minyatür müzesi sarayın içindedir. İran minyatür sanatının seçkin örnekleri bize başı açık, saçları beline kadar, zülüfleri dağınık kadınları resmeder. Bu kadınlar erkeklerle kucaklaşır, birlikte yiyip içerler,şiirler okurlar. Tüm etnik kökenli kadınların giysiler renk renk ve çok ihtişamlıdır. Başlıklar görkemli ama kapanma yok. İran’da Hz.Muhammed’in yüzü resmedilir. Genç ve güzel bir erkek olarak resm edilen Hz.Muhammed’in altın paraları da var, kolyesi de. Bir minyatürde Hz.Yusuf’un güzelliğini görünce bayılan, birbirine sarılarak nefesini tutan kadınlar işlenmiş. Bir erkeğe karşı duyulan aşk, zevk ve ilgi bu kadar iyi anlatılır.
Etnoloji müzesi de görülmeye değer zenginlikte. Ne çok etnik grup ve malzeme var görebilirsiniz. Çok eski tekerlekli film makineleri teneke bir şenlik aracı gibi duruyor köşede.
Tahran dışında en ünlü kent Şiraz Hafız’ın ve Sadi’nin Şiraz’ı güller kenti. Meşhed ise kutsal kent ve hep deprem kuşağında sallanır.
İsfahan hemen sonra sıraya girer ve İsfahanlılar cimrilikleriyle ünlüdür İran’da. İbni Batuta Şiraz’ı şöyle tarifler bize:
“Birg ün Şiraz çarşılarından birinden geçerken,güzel bir mescid gördüm. İçinde bir rahle üzerinde ipek keselere yerleştirilmiş mushaflar konmuştu,orada da güzel giyinmiş bir şeyh oturmuş Kuran okurdu..
Şiraz haricinde bulunan makamlardan biri de Şeyh Sadi’nin kabridir.Sadi farsça lisanında zamanın en büyük şairi idi.Mezarı yanında kendisinin inşa etmiş olduğu ve bir bostanı bulunan bir zaviye vardır.Bu zaviye rüknabad nehrinin yakınındadır.Şeyh , orada elbisesini yıkamak için, mermerden küçük havuzlar yapmış olmasıyla, halk şehirden şeyhin ziyaretine gider ve sofrasında yemek yiyerek nehirde çamaşırlarını yıkadıktan sonra dönerler. Ben de öyle yaptım. Şiraz’dan iki günlük mesafede bulunan Kazrun’da Şeyh Ebu İshak Kazruni’nin kabrine gitmek için acem kabilelerin olduğu çöllerden geçtik.”
İran’ın Kürt bölgesindeki Kirmenşah da çok renkli bir göçebe bölgesi. Kürt göçebeler yaylakda çadır kurarlar, renk renk giysileriyle çalışırlar. Düğünleri ise pek neşeli ve değişik geçer.
Hazar kıyıları İran’ın ve özellikle Tahran’ın sayfiyesidir. Bi kapalı deniz kıyıları çok ünlüdür. Kadınlaral erkeklerin ayrı ayrı denize girdiği kıyılarda oturanlara “Laz” denir ve lazca konuşurlar. Buranın sarmısak turşusu, uzun burun balığı ve el altından vodkası meşhurdur.
Güneye Arap bölgesine inerseniz İran körfezisinin sıcak ve balık zengini sularına kavuşursunuz. Buradaki kadın giysileri v ekadınların yüzüne örttüğü maskeler çok ilginçtir. Deniz okyanus balıkları ve köpek balığı kaynar.Burada Kiş adası çok meşhur bir yer ve kaçak her türlü mal bulunur. Kiş tam bir Arap uslubu sergiler.
İran çok geniş topraklarının önemli bölümünü Deşti Kebir olarak çöle verir. Dağlar heybetli ve aşılmaz gibi görünür. Devrimden sonra bir çok kaçak Kürtlerin rehberliğinde buraları aşıp Türkiye’ye kaçtı.
Rizayiye ise Azerilerin, Ermenilerin çok bulunduğu uygar bir kenttir.
Rizaye Gölü sodalı göllerden. Buranın yaptığı şaraplar ünlüydü eskiden. Şarap yapılır ve toprağa gömülürdü. Bir yıl sonra topraktan çıkarılan küpten kesilerek alınan parçalar sulandırılarak içilirdi.
İran turistik açıdan keşfedilmeyi bekleyen bir kapalı dünya. Bu gizemli dünyaya yolculuk kendinizi ve bu ülkeyi tanımanız için fırsat olabilir. Gitmeden mutlaka bir bilene danışın, yapacaklarınızı planlayın. Orada başınız ağrımasın istiyorsanız, kuralları bilerek gitmenin sayısız yararları var elbette. Macera arayanlara gizemli bir yolculuk; İran.
NEVVAL SEVİNDİ