İNSAN KÜLTÜREL BİR VARLIKTIR
“Yaşam başlıbaşına,her zaman için bir deniz kazasıdır.Ancak,geminin batması ille de boğulmak demek değildir.Biçare insancık,dibe doğru gömüldüğünü duydukça,batmamak için kullarını oynatır.Ölüme sürüklenmemek için bir tepki olarak yaptığı o kol hareketedir-yüzme hareketidir- kültür.Ve ancak bundan başka bir şey olmadığı zamandır ki,gerçek anlamını bulur.İnsanı kendi burgacından yukarıya doğru yükseltir.” der Ortega,çünkü ona göre insan tam anlamıyla bir “kültür yaratığı” dır.
İnsan kendi yarattığı bir dünyada yaşamaktadır bu nedenle.Kültür insan eliyle ve aklıyla yaratılmıştır.İnsanların ve toplumların,birbirine neden benzediği ya da benzemediği,nasıl ve neden değiştiği kültür sözcüğü içinde gizlidir.Efsaneler,masallar,destanlar gibi sözlü ya da yazılı kaynaklar bize kültürü aktarırlar.Bunların tümüne o toplumun mitosları ya da kültürel mirası denir.Mitoloji,folklor ve sosyal bilimler bu mirası derlemeye çalışır. Belli bir toplumun üyesi olarak insan,kendi kültürel mirasını öğrenir, onu savunur,yaşatır.Kendinden sonraki kuşaklara aktarır.Bu süreç kültürel varlığımızın bir ön şartı ve kaçınılmaz işlevidir.Yabancılaşmayı, bir yana itilmeyi göze almadan, inanç ve değerlerimizin kültürel kaynaklarını rededemeyiz.Sosyal bilimler yavaş gelişmişlerdir.Çünkü bilimsel verilerle geleneksel değerler,yaygın inançlar ve töreler çoğu zaman birbirine ters düşmüşlerdir.İnançlara uygun düşmeyen bilgiler,bulgular ve belgeler kabul edilmemiştir.Ortaçağ Galilei gibi öykülerle doludur.Bu nedenle bir toplumun kültür tarihi çok önemlidir.Ayrıca sadece bilmek değil kültür tarini günümüzle ilişkilendirmek gerekmektedir.Çünkü sosyo-kültürel değişim süreklilik gösterir çağlar içinde.Bu değişim,toplumun kendi iç dinamiğindeki etkileşimlerin bir sonucu olabileceği gibi,dıştan gelen etkilerin bir ürünü,daha doğrusu,dış ve iç dinamiğin bir bileşkesi olarak ortaya çıkmaktadır.Kültür de sosyal değişimin en değerli belgelerini içinde saklayandır.Kültür tarihidir,süreklidir.Öğrenilir,toplumsaldır ve idealleştirilmiş kurallar sistemidir.Kültür ihtiyaçları karşılayıcı ve doyum sağlayıcıdır.
En azından kültürel öğenin verdiği doyum yada umut,onun sebep olduğu acıdan daha büyük olalıdır ki devam edebilsin.Biyolojik ve psikolojik ihtiyaçları karşılayan kültür kurumlar aracılığıyla devamlılık sağlar. Hiç bir sosyo-kültürel sistem ne gökten iner;ne de durup dururken yok olur.Her toplumun bir dünü,önceki günü,kısa veya uzun tarihi vardır.
Kültür sorunu sadece bir tarih,coğrafya ve folklor konusu değildir. Bugün kültür araştırmaları adı altındaki çağdaş yakınlaşma sosyolojinini bir dalı haline gelmiştir.Kültür sosyolojisi kültür pratiklerini ve kültürel ürünleri kendine konu edinmiştir.
Kültür dil,yazı gibi maddi üretim formlarına sahiptir.Bu formların en önde geleni dildir.İnsan bir kültürün içine doğduğu gibi bir dile doğar.Zihni kalıpları,düşünme biçimi dille forme edilir. Kültürel örgütlenme dil ve yazının üstüne oturur.İç örgütlenmede ilk kuralları ozanlar,aşıklar koyar.
Bunların önemi nedir?Neden kültürü tanımlamak zorundayız?
Çünkü kültür sadece manevi ve folklorik bir geçmiş gibi algılanmakta ülkemizde.Ya da bilgili adam anlamına kullanılmakta. Kültür çok daha farklı ve geniş bir anlam içermektedir. Bizim gibi kültürel farklılıklara ve zengin bir geçmişe sahip bir toplum bunun nelerden oluştuğunu bilmek zorunda.Sloganist yaklaşım hevesi ve kolaycılığı bizi kültürden koparır ve yabancılaştırır.Kültürel yeniden üretim ve sentez için kültürü tanımak zorundayız.Maddi olanın karşıtı gibi gösterilen kültür baştan aşağı maddi ve toplumsal formlarla ilişkili bir alandır. En genel ve yaygın form olan dans ve şarkının,bizde davulun en erken dönemlerden bu güne devşirilmesi bir raslantı değildir.Modernleşme sürecinde de Batı Avrupa ve Amerika, toplumsal ve kültürel örgütlenme üzerindeki ulusal denetimi ekonomik açılmayla birarada götürdüler.Değişimle sürekliliği birarada götüren bu örnekler kültürel anlamda tartışılmalıdır.