Hz.Mevlana
Mesnevi şöyle başlar:
İŞİT
Bu ney neler anlatıyor;
Dinle, ayrılıklardan nasıl şikayet ediyor
Kim senin can dostun?Biliyor musun?
Ben kendime bunu sordum.Kim benim can dostum?
Çocukken annem sokağa çıkmamıza izin vermezdi.Yakın akraba çocukları dışında kimseyle pek oynamak kısmet olmadı. Yazları üç,dört ay gidilen yazlıklarda arkadaşlarım oldu. Ancak her yıl başka bir yerde olduğumuz için hiç biri devam edemedi.
İlkokulda arkadaşlarım vardı,en sevdiğim arkadaşımın babası piyangodan para kazandı ve hayatları değişince uzaklaştı.Çok kibirli bir yetişkin olduğunu gördüm sonraları.
Ortaokulda yakın kız arkadaşlarımı lisede kız-erkek karışık ilk açılan sınıfa geçince kaybettim. Orada can dostum vardı.Uzun süre birlikteydik.Üniversite döneminde o yurt dışında,ben Türkiye’de olmamıza rağmen dostluğumuz sürdü.Ben evlenince koptuk. 24 yıl görmedim.Sonra öldüğünü öğrenince çok ağladım.Anladım ki, o benim can dostum olabilirdi ama içimizdeki kibir bırakmamıştı.
Bir çok arkadaşım vardı.Arkadaş sandığım insanların dedikodusu, kaprisleri, ihanetleri, kendini beğenmişlikleri ve derin kıskançlık duyguları koparıp atmış her şeyi.
Evlilikler sonuçlandığında herkesin birbirinin boğazına sarılması, en ilkel dürtülerle davranması evlilik bağında da “can dostluğu” olmadığını anlatıyor açıkca.
“can dost” ihtiyacımı 6 yaşından itibaren dünyanın en ünlü yazarları karşıladı.Türk veya yabancı tüm yazarlarla konuştum,heyecanlandım ve hayranlık besledim.Onları deli gibi sevdim.Onlar can dostumdu. Kitaplar can dostumdu.Onların öykülerini ben de yaşadım.
Yıllar sonra fark ettim ki, can dostum dediğim her şey yaşamayan ve birlikte yaşamadığım insanlar. Asla sizi kırmayacak yerde olanlar. Asla size günlük hayatın çekişmesi içinde üzecek bir şey yapma imkanı olmayanlar. Kitapları sevmemin nedeni karşılanmayan “can dost” ihtiyacımdı. Bilgiye olan açlığımın doymaması benim direncimdi.
Bir gün farkındalık geliştirdiğinizde yaptıklarınızı neden yaptığınızı anlarsınız. Her şeyi bir anda anlamazsınız. Ancak birçok iç içe geçmiş düğümü çözmeye özlem duymaya başlarsınız. Birini çözünce diğerine atlarsınız. Her bir çözme süreci çok acı verir. Kendin hakkında yeni ve istemediğin şeyleri öğrenme acıdır. Çocuğuna kötü babalık ettiğini anlamak, kendini kandırmaktan vazgeçmeyi gerektirir . Yaptığı fedakarlıkları sıralayan biri, çocuğuna bunları kendi için yaptığını keşfetmesi ve çocuğunla sevgi dolu bir ilişki kuramadığını anlaması yaralar açar.Kocana veya karına yaptıklarını gözden geçirince , yaptığın her şeye bir kılıf uydurduğunu bulmak şaşırtır. Kendinden pek emin olarak yaşamak varken içinde bir samimiyet arzusu uyanması sonsuz bir arayışın kapısını açar.
Ölümcül bir kaza ya da hastalık geçirenlerin yüzleşmeye kapı aralaması da bundandır. Ölümden ötesi yoktur. Sonsuz sanılan zaman bitmektedir ve ben ne yaptım sorusu demir bir çekiç gibi kafasını döver insanın.Ben kimi sevdim? Kimlere sevgimi verdim ya da öyle sandım.
Son yıllarda “kanka” lafı moda oldu. Yani “can dostu” anlamı içermeyen ama yerine kullanılan bir sözcük.Kankalara baktığınızda her an birlikte olmayı isteyen sanırsınız. Oysa ayni masada oturan dört kişinin ayni anda cep telefonuyla konuşması hayatlarının özeti.
Köpek çok seviyorum diyerek köpek alanların sonra sabahları ben kalkamam diye kapıcıya emanet etmeleri. Kapıcıların gezdirdiği köpek kimi sever acaba? insanların köpeği kullandıkları gibi insanları da hayatlarında bir aksesuar haline getirdikleri açık.
“Köprünün altından çok sular geçti şimdi biz büyük adamız” diye böbürlenenleri duymuşsunuzdur. Yani kibir, gurur,kendini beğenmişlik, ezber okuma ile bilgi hıfz eden malumatfuruşluk, sınıf veya unvanlara sığınma, paraya tapma ve devamlı sayma hali. Bunların hepsi insan var olduğundan beri var.13.yüzyılda insan farklı değildi. O dönemde de Moğolların ya da Haçlıların önünden kaçan insanların yaşadığı köksüzlük duygusunu bugün de derinden yaşıyoruz. İnsanların geçmişi yok. Çok hızlı vaz geçiyorlar.Unutuyorlar. Yaşadıkları ,sevdiğini iddia ettikleri hiçbir şeye sahip çıkmıyorlar. Sahip çıkmak için gereken irade,inanç ve cesaret yok. Korkular yönetiyor hayatları.Korku insanı kör,sağır ve dilsiz hale getirir. Kimsenin kimseyi dinlemediği ve dinlemeyi bilmediği bir dünyadayız.
Mesnevi DİNLE diye başlar.İşit der . Kulakların işitmesi yeterli değil elbette duymak ,algılamak da elzem.Mevlana neden bu gün okunmalı diye soracak olursanız dinlemeye yarar.Önce kendi içini,özünü dinlemeye sonra başkalarını dinlemeye.
Eğer kendini dinlemekten korkuyorsan kimseyi dinlemezsin.İçindeki özün sesini işitmezsen kimseyi işitmezsin. Kendini sevmiyorsan kimseyi sevmezsin. Kendine inanmıyorsan kimseye inanmazsın. Etrafımızda genç,yaşlı herkesin kulaklıklarla dolaşması boşuna değil.Onların mesajı:”sadece istediğimi dinlerim.Önem verdiğimi dinlerim.Başkalarını da hiç merak etmem.”
Gençlerin deli gibi yüksek sesli müzik dinlemesi kadar herkesin inanılmaz gürültücü oluşu ve sonuna kadar açılmış aletlerden fışkıran seslerde boğulması da kendilerinin sesini işitmemek için. Gürültü içlerindeki sesi bastırıyor.O diyor ki, yanlış yapıyorsun.Adam kazıklamak günahtır. Yanlış yapıyorsun kibirli ve gururlu olmak zavallılıktır. Yanlış yapıyorsun paraya tapmak dinsizliktir.Yanlış yapıyorsun dedikodu etmek en büyük günah ve ayıptır.Suçtur. Yanlış yapıyorsun hep yalana baş vuruyorsun. Neden bu kadar insanlar yalan söylemekten nefret ederim dediği halde sürekli yalan söylemede. Kim bir duygu,düşünce veya eylemden nefret ettiğini tekrarlayıp duruyorsa hayatında o derin bir şekilde kazınmıştır. Çıkmayan bir leke gibi siline siline solmuş, izi inatla rengini gösteren bir leke.
Mevlana bütün insanlık deneyimini sentezleyerek insanın özüne varır. Mevlana’nın işi insandır. Özü de sevgidir.Çünkü insanı insan yapabilen tek değer sevgi.
İŞİT
Bu ney neler anlatıyor;
Dinle, ayrılıklardan nasıl şikayet ediyor
Dinle diye başlar Mesnevi.Dinlersen işitirsin karşındakini ve anlarsın ne dediğini.Kul ile Allah arasındaki perde yerle gökler değildir.Bu perde nefsin
Kendisidir.
Nefs nedir peki?
Şikayetçi olduğumuz ,acı çektiğimiz ve başkalarında beğenmediğimiz her şey. Kendimizde görmediğimiz ama başkasında çok dikkatle izlediğimiz nefs .Kötü alışkanlık adını verdiğimiz şeylerden vazgeçememe hali. Örneğin sigara bu gün kanser dahil bir çok ölümden sorumlu. Yine de bir çok insan onu bırakamam,seviyorum diyor.Yani kendinden daha çok seviyor. Bu aşkı bir insana böyle karşılıksız vermesini söyleseniz “ben aptal mıyım”der!
Geçen gün bir oyuncu öldü. Cenazesini alması için ne ağabeyi, ne eski ve yeni karısı, ne çocukları geldi. Onu arkadaşları kaldırdı.Bir çok kadın eski kocalarından intikam almak için çocuklarını asla babaya göstermiyor.Çocukları kendi hırsları için kullanmak en yaygın yol. Bu nefs.Sadece kendi kibiri, nefreti ve düşmanca duygularını tatmin etmek için yapılan her şey . Ya da eğitim konusunda anne veya baba kendi başaramadıklarını,heveslerini zorla çocuklara yaptırıyor.Yani çocukları kullanarak tatmin sağlıyor.Bu kocaman bir bencillik kayası.Bunu da çocukların iyiliği için diye etrafa satmak ego beslemektir.
Mevlana bize bunların hiç birinin yeni olmadığını onun tarif ettiği insandan anlıyoruz. İnsanı eksikliklerinden ve güzel yanlarından anlıyoruz. Yani eski günler güzeldi şimdi dünya bozuldu diye bir şey yok.
İnsan var olduğu sürece bir değişiklik yok yer yüzünde. Mevlana’nın hayatındaki dramlardan biri Habil ile Kabil gibi olan iki oğlu. Sultan Veled ve Alaaddin. Veled ne kadar babasına hayran ve yüce gönüllü ise,Aladdin tersi.
Mevlana’nın büyük bir düşünür,felsefeci, alim ve irfan sahibi olması bir çok sorunla karşılaşmasını engellemiyor. Bugün dünyanın en önemli isimlerinden biri olan Mevlana milyonlarca kitap satıyor, yüzlerce dile çevrilmiş Mesnevi hayranlık topluyor 800 yıl sonrada. Peki, siz Mevlana ne demek biliyor musunuz?
Mevlana , efendimiz demektir. Allah dostu anlamına da gelir.
Peki, Mevlana Celaledin-i Rumi adı. Rumi ne demek?Adam Rum falan mı? Rum Anadolu topraklarına denirdi.Burada oturanlara da Rumi denirdi. Balkanlara da “Rumeli denir . Rumi adında takvimimiz,çiçek isimlerimiz ve de süsleme sanatımız vardı.
Rumi adıyla ünlenen Mevlana Konya’da uzun yıllar yaşadı ve orada gömülü.
Onun İranlı olduğunu söylüyor herkes, doğru mu?
Mevlana Farsça yazdığı için onu İranlı sanan çoktur. Anadolu Selçuklu Türk devletinin saray dili Farsçaydı.O dönemde bilim ve sanat dili de Farsça . Bu yüzden Mevlana eserlerini Farsça yazdı.Dili halk Farsçasıdır. Konuştuğu gibi yazar ve herkes onu anlar.
Nerede doğdu? 30 Eylül 1207’de Belh şehrinde doğdu.Ortaçağda Harezm imparatorluğunun yaşadığı bir Türk beldesidir. Kozmopolit bir şehirdir.
Bugün Afganistan sınırları içindeki Horasan beldesinde Belh şehrini babası gönlü incindiği için terk etti.
Bu göçten kısa süre sonra Belh Moğol saldırısına uğradı. Yandı ve yıkıldı.On iki bin cami yıkıldı, on dört bin çok değerli el yazması Kuran yok edildi.
Bugün gibi hep savaş mı vardı?O günlerde mi daha saldırgandı insan,bugün mü?
Hiç fark etmiyor .İnsan hep ayni insan. Mevlana’yı bu kadar büyük yapanda bu zaten. Sadece insana bakmış, onun iç dünyasında dolaşmış. 13.yüzyıl’da yaşayan Mevlana savaşların ortasında yaşadı.
13.yüzyıl Anadolu’da mezheplerin, dinlerin kaynaştığı bir dönem.Tasavvufun çok geliştiği Anadolu toprakları
Mevlana gibi bir çok hümanist tasavvuf ehlini yetiştirdi.
Selçuklular din ve mezhep konusunda çok toleranslıydı. Moğol akınları önlerine bir çok alimi katarak onların göçmesine neden oldu. Anadolu bu büyük alimlerle, din adamlarıyla doldu. Mevlana’nın Türkçe yazanı Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Hacı Bektaş Veli İslam aydınlanmasının isimleridir.
İbn-i Arabi,Konevi ve Horsaniler denen Horasan Erenleri de Yesevinin aydınlattığı erlerdir. Tahta kılıç taşırlar asla gönül kırmaz, zorla iş yapmazlar. Gönül feth ederlerdi. Anadolu ve Rumeli’yi Türkleştirme ve İslamlaştırma çalışmasını başarıyla yürüttüler.
Anadolu’yu Haçlı seferleriyle yağmalayan Hıristiyanlar da Moğollar gibi halka zulm ediyordu.
Selçuklu devletinin başında ise Alaaddin Keykubat vardı.
Karışıklık,korku ve savaş yüzyılında insanları sevgiye çağıran Mevlana’ nın ölümsüz sesi bize ulaşır:
“Bütün illetlerin devası sevgidir”
Mevlana 13.yüzyılda Avrupa’da yaşıyor olsaydı çatır çatır yakılırdı.Hümanizmin vatanı Avrupa 13.yüzyılda onu bütün hayatı ve yazdıklarından dolayı değil,tek bir şiiriyle işkence altında öldürürdü.Ondan bir yüzyıl sonra Dante “ilahi komedya”yı yazarken Cehennemine Hz. Muhammed’i atacaktır. Çünkü o Hıristiyan değildir ve düşmandır. İslam’a düşmanlığın temeli çok eski Avrupa’da.Ayni yüzyılda Mevlana “düşmanolmayın ,öldürmeyin ve sevin” diye camilerde vaaz veriyordu. Yunus Emre “Sevelim sevilelim” diyordu.
Bugün ise AB ‘ye girmek isteyen Türkiye’de “İslam’a düşman Batı “ en çok işlenen konu. En soldakilerle en sağdakilerin birleştiği ortak nokta.Bugün sevgi ve birlik için savaşanlar azaldı mı?İktidarlar artık Mevlana ve babası gibi büyük alimlere danışmak istemiyor. Gerçi babası
MEVLANA NEDEN MEŞHUR?
Mevlana insanları insan olduğu için sever.
Onların ırk,dil,din ya da farklılıkları hiç önemli değildir.
“Ben hacetler kıblesiyim
Gönlün kıblesiyim ben
Ben Cuma mescidi değilim
İnsanlık mescidiyim ben.”
Mevlana insanı kusurlarıyla,günahlarıyla ve sevaplarıyla kabul eder.
Mevlana Allah’a giden yolda müzik ve dansı bir ahenkle bir araya getirir.
Mevlana sevgi dilini kullanır.
“bu kavga ,bu hır gür nereye dek?
Ben sensin işte,ben de senim işte”
Mevlana ayrılık ve bölücülük yapan bizden değildir der.
Mevlana için insan büyük bir alemdir.Kainat küçük alemdir.
Mevlana insanı anlamaya çalışır.
Kötülüklerde bile iyilik meyli sezer.
“Yok olmayı istemiyor musun,
İyi şeylerden evladın olsun
İyiliklerin bükülmüş ipliğidir kalan
Odur dünyaya direk olanların canı.”
Mevlana mütevazidir.
“Gerçeğin tadını alan er
Ne altına aldırış eder,
Ne kalender tacına bakar
Ne tasası vardır,ne kini”.
Mevlana ‘da tevazu, mükemmel insan olmanın önemli şartıdır .
Mevlana bağnazlığa karşıdır.
“Körler Kuran’ın harflerini ezberlemişlerdir. Eşeği görmezler de semeri döverler.Gözün açıksa kaçan eşeği gör.Ey puta tapan,niceye dek semercilik?”
Mevlana hep kadınlara değer vermiştir.
İlim, alim ve akıl değerlidir der.
“Aklın varsa bile baka bir akılla dost ol,görüş, danış.”
İlim mana ile bütünleşsin der.
“Bilgi sahibi alemlere rahmettir”
Mevlana’da asıl ilim, araştırma,gizli olanı bulma,yaratıcı özellikleri ortaya koymadır.
Ezbere yapılan ilim sadece çalım satmadır der.
Mevlana nükleer fiziğin keşfinden 7 asır önce, atomun parçalandığı zaman bir güneş ve onun etrafında dönen gezegenler görüldüğünü yazıyor.
Batı’da bilinmeyen gezegenlerin sayısını biliyordu.
İnsanın evriminden söz ediyordu. Hayvani yönlerden kurtulup insan olma yolculuğunu sağlamalı der.
Mevlana değişim ve yenilik aşığıdır.
“Eski mallar satanların nöbeti geçti. Yeni şeyler satıyoruz.Bu Pazar bizim pazarımız şimdi”
Bunların Hepsini sadece söyleyen değildir, günlük hayatına uygulayandır. Herkes onu sever hayattayken. Gönülden gönüle yol kurandır.
Mevlana kimseyi yargılamaz. Yargılayana karşı çıkar.
İnsan kendin içine bakmalı der
“Ne mutlu o kişiye ki kendi ayıbını görür!Kim birinin ayıbını görürse o ayıp satın alınır,o ayıbı kendinde bulur”.
MEVLANA’ YA KOŞAN KİMLER?
Mevlana’nın etrafında her daim halktan insanlar vardır. Kuyumcular ,bakırcılar, marangozlar, bekçiler, köylüler ve ahiler yani loncalar.
O der ki;gönlü aydın bir ere kul olmak padişahların başına taç olmaktan daha iyi”.
“Temiz erlerin taşını,toprağını öpüp yalamak,aşağılık adamlara hizmet etmekten,onların bağlarına,bahçelerine sahip olmaktan yeğdir.”
Temiz ve namuslu olana can fedadır.
Ahlaksızla işi olmaz onun. Bizim neden olsun?
Büyükler Mevlana’yı diğer şeyhle gribi meclislerinde görmek istiyorlar.
Onlarla düşüp kalksın,şiirler okusun onları neşelendirsin istiyorlar.Onların sofrasında yesin içsin,onlardan olsun istiyorlar. Bugün d ebeli gruplarla,zenginlerle oturup kalkmazsan hiçbir yerde mevki ,para bulamazsın. O zamanda ayni. Mevlana , evinde altın, gümüş sahanlarda yemek yendiği gördüğü bir yerden yemeden çekilip gider.
Fihi ma-fih ‘de der ki:” Bilginlerin kötüleri,beyleri ziyaret edenler, beylerin iyileri bilginleri ziyarete gelenlerdir.”Bugün farklı mı?Akademik unvanlara sahip beyler kimlere yüz sürer?
On batman ekmek taşınır da bir batmanı yemek zordur diyen Mevlana bilginlerin ekmeği taşıyanlar olduğunu ama yemeği bilmediklerini söyler.Bilgi hamallığı yapmakla o bilgiden bilgi üretmek,gerçek alim olmak başka şeyler tabii.
Sadece akademisyenler değil yoksula da sözü vardır. Onursuz,yüzsüz yoksul olmak da kötüdür:” Yoksulun kapısındaki bey,ne güzel beydir, beyin kapısına baş vuran yoksul,ne kötü yoksuldur.”
“Söz bilmeyene bir şey öğretmek için onun dilince konuşmak gerek”
MEVLANA’NIN DEDİKLERİ KURAN-I KERİMDE DE YAZIYOSA ONUN FARKI NE?
Bugün ideolojik İslama bakanlar Kuran-ı kerim var ve ben buna bakar her şeyin cevabını orada bulurum” diyor. Yüzlerce yıllık birikimi, arifliği,bilgiyi red ediyor. Kendi zavallı okuma yazma becerisini Kuran-ı kerim’i tefsir etme olarak görüyor.Onlara göre “aşk” sözcüğü Kuran_ı kerim de yoksa hayatta “aşk” gereksizdir.Üstü çizilebilir hemen. Hatta bir koyu ezberci bana “Mevlana’yı kaldırsan İslam’dan ne eksilir ki?Hiç bir şey” demişti.
Her şeyi şirk ilan eden bu zihniyet kendini(özbenini,egosunu)en üst makama oturtmakta!
Mevlana peygamberimizin yolunda bir avuç toprak olduğunu yazan bir alim.Her zaman
Kuran-ı kerim ve hadislerden yola çıkar, bir ayağı “şeriat” denen asılda durur, diğer ayağıyla 72 milleti dolaşır.Ortak bir dilden seslenir:sevgi dili
İdeolojik bakanlar sevgi bilmez onlar insanları ikiye ayırır:”bizden olanlar ve olmayanlar”
Mevlana günlük hayatın içindeki İslamiyet’in esaslarını öykülerle gösterir.Şiirle anlatır. Kalbe hitap eder.Günlük hayatın içindeki aşkı yakalamayı öğütler,yol gösterir.
Kuran’da bize günlük hayatın içindeki güzellikleri bulmamızı söyler.
Kuran-ı Kerim’i ve peygamber ahlakını hayata geçiren, bilgeliği ile bunu yaşanır kılan Mevlana günümüz için çok değerli bir “rol model”dir.Peygamberimizin dediği gibi:” Ümmetimden öyleler vardır ki cevherleri ve himmetleri benimle müşterektir.”
Günümüzde kendini peygamberimizden üstün gören ve öyle davranan ideolojik İslamcılar var.Oysa 20.yüzyılda ideolojiler çöktü.İdeologlar ve peşinden koşanlar gaflet kuyusunda kalakaldı. İpsiz sapsız nereye gideceğini bilemeden.İslam’ı Mevlana gibi velilerin şahsında tanıyanlar hayata iyi insan olma ideali olarak bakacaklar. İdrakleri açılacaktır.
İlim eğer onun ki gibi gönül nuruyla aydınlanınca insanlığa ışık tutuyor.İdeologlar sadece arşivlerde kalacak hiç şüphesiz.Zaten Allah bunu bize anlatmış:”Onların bilgileri yoktur.Onlar yalnız zanna uyarlar.Zan ise, hakikati ifade etmez” Çünkü zan şüphe içinde olma ve kafa karışıklığının ifadesi.
MEVLANA TÜRK-İSLAM SENTEZİ Mİ?
Atatürk :O,büyük bir dahi,çağlar aşan bir yenilik aşığıdır. Mevlana’dan sonra devam eden Mevlevilik ,Türk ananesinin Müslümanlığa nüfuz örneğidir.”der bize.
Haktan alıp Halka vermek Mevleviliğin esaslarından.Mevleviliği tek sözcükle ifade edersek ona hoşgörü yakışır.Mevlevilikte acı,hüzün ve neşe hakimdir . Türk kültürü yaşama sevinci odaklı bir yapı. İslamla bütünleşince bu neşeyi İslamiyet’e taşıyor.Mevlevilik’te bunu çok iyi görüyoruz. Mevlevilik 13.yüzyılda sarayın değil sokakların, toplumun ses. Mevlana’nın Türkçe yazan karşılığı Yunus Emre ile karşılaşıp yirmidört saat bakıştığı yazar kitaplarda.
“Mevlana Hüdevandiğar bize nazar kılalı
Anun görklü nazarı gönlümüz aynasıdır” der Yunus Emre.
Çünkü 13.yüzyıl Türk kültürünün İSlamla harmanlanıp zirveye tırmandığı bir dönem.
Türk kültürünün medeniyet kurması ve Osmanlı kültürünün yayılmasını sağlamasının alt yapısı oluşur bu yüzyılda. Osmanlı bu sağlam zeminde yükselir. 700 yıl ayakta kalır.
Türk İslam sentezinin en güzel ismi Mevleviliktir. Mevlana düşünür,din adamı,akademisyen ve aşk erbabı olarak bunun yapı malzemesini üretmiş bize. Bugünün değerleri, yaşam kalitesi, ruh sağlığı açısından da Mevlana bize kimliğimi verir. Dine inanmayanların bir fikri çok kolaylıkla kutsadığını geçmiş yüzyılda gördük. Kutsallık atfedilerek inanç haline getirilen solculuk fikirde bağnazlıktır. Oysa bir dine inanırsanız kutsal alan bellidir,kutsallık atfedilen bilinir. O zaman bütün diğer fikirler serbest kalır. Değişebilir.Tartışılabilir.Çünkü onlar ne kutsaldır,ne dogmatik. İşte bu hoşgörünün yapılanması için uygun zemin.O zaman bir medeniyet için gerekli fikri zenginlik fışkırır.Rönesans ortamı doğar.Bunub u gün yeniden yapmalıyız.Yoksa siyasal İslam denen ideolojik dinin kullanımı fikrin düşmanıdır. Sansür ebedidir. Bakınız Avrupa’da bunun karşılığı ortaçağdır. Hıristiyan din adamlarının bağnazlığı herkesin ateşlerde yanmasına nende oldu. Radikal İslam diye bize laf edenlerin geçmişinde kaç yüz yıl din bağnazlığı var.Bakın.Okuyun.Anlayın. Barış kültür demektir. 13.yüzyılda barışı sağlayan Mevlana kültür sahibiydi. İslam’ın kelime anlamı da barış” demektir. Yani İslam kültürü barışı emreder. Bugün kötülük güçlü. O zaman bütün dinler ve inananlar birlik olmalı. İnsan sevenler ,ayrımcılık yapmayanlar bir araya gelmeli. Bizim kültürümüz 1000 yıl bunu söyledi ve yazdı.
MEVLANA’YI HIRİSTİYANLAR NEDEN SEVİYOR?
Mevlana Hind-İran-Yunan-Bizans ve İslam kültürlerinin sentezlendiği bir tefekkür kaynağı.İnsanı iyi tanıyor ve insandan dünyaya bakıyor.
Bir ideolojik insan mühendisliğinden bakmıyor insana.Bir şiir dehası ve söz üstadı.
Bu dünyada huzur bulmanın yollarını öğretiyor.
Mevlana gönül Müslümanlığının temsilcisidir. Gönül kırmak en büyük günahtır.
Hıristiyanlıkta sevgi vardır.Hz.İsa sevgiyi yüceltir.Sevin birbirinizi der. Mevlana Hıristiyanlıktaki bu sevgiye karşılık verir.El verir. Hıristiyan ermişler de tevazu,alçak gönüllülük ve sade yaşam önerir. Hayatları buna delildir.Mevlana’nınn tahta,taca,bayrağa ne iltifat gerekir demesi herkesi ortak paydaya toplar.
Mevlana’ya göre İsa,Musa;Hıristiyan ,Müslüman yoktur ve tevhid hikayelerle gerçekleşmezdi. Tevhit için egodan kurtulmak gerekir. Egoizmden tamamen kurtulmak kurtuluştur. İnsanlara,hayvanlara ve bütün dünyaya yayılış böyle mümkün. Sevgi egoizm gidince gelir. Bugün seviyorum sananlar sahiplenmeyi,mal edinmeyi sevmek sananlar.
“ölümden önce birbirimizi sevmeliyiz, birbirimizin kadrini bilmeliyiz” der.Okunacak ayetleri,duaları bu sevgi adına okumamızı öğütler.
Mevlana bir üstad ve bilgin.Hiç bir zaman halktan ayrılmayan Mevlana’nın özlü bilgisi, sonradan kendine uyanların kentli,aristokrat bir zümre olmasına da vesile oldu.Mevlevilik ,müzikte klasik şark müziğine ve İran edebiyatına kaynak oldu.Mevlevi zerafeti, Mevlevi neşesi,Mevlevi nüktesi yüksek ve entelektüel sınıfa hitap ediyordu.
Halkın gittiği ılıcalarda cüzamlılar da gelince yanındakiler Mevlana’yı uzaklaştırmak ister.O soyunur havuza girer.Onların yanına gider.Bedenlerinden akan suları elleriyle alıp başına döker. Cüzamlılar bu merhamet karşısında ağlamaya başlarlar.
Ayni merhameti hayvanlara karşı da var. Tıpkı peygamberimiz gibi hayvanlara eziyet edilmesine izin vermez..Bir sema meclisinde ,Gürcü Hatun’un gönderdiği iki sin dolusu yemeği silip süpüren köpeğe kimsenin ellemesine izin vermez.O sizden daha muhtaç, istek ve meyil bakımından da sizden daha sadık der etrafına.
İnsan zaafını her daim göz önünde tutar ve hiç kimseden yüzde yüz hayır ev fazilet beklemez.O bilir ki” deniz dibinde incilerle taşlar karışık durur”
BİR HİKAYE
Bir Gün yolda giderken ,daragacının dibinde bir genç görüyor.Asılacak. Ferecesini çıkarıp gencin üstüne atıyor ve himayesine aldığı için genci asmıyorlar.Makama arz ediyorlar. Genç affa uğruyor. Ölümden kurtulan Rum genci doğru Mevlana’nın medresesine gidiyor.
Süryanos olan adına bir ALaeddin ekliyor Mevlana.Varlık birliğini onun haliyle,hal diliyle kavrayan Süryanos taşkın sözler etmeye başlıyor.Tanrı diyor Mevlana’ya. Neden bunu Diyorsun diyenlere ne yapayım bundan üstün makam yok.Olsaydı o makamın adını takardım ona derken ileri gidiyor bu genç. Mahkemeye veriliyor.Orada sorgu sual.Sen neden Mevlana’ya Tanrı diyorsun? Süryanos cevap verir:Haşa,ben öyle manasız söz söylemedim. Ben Mevlana Tanrıyı yaratandır dedim. Mahkeme heyeti hayretler içinde kalır.O devam eder:Evet,küfür ,iman Tanrı elinde.Ölümle hayatta. Ben kafirdim bana iman verdi. Ölüydüm diriltti. Kuldum ben Tanrı yaptı:Tanrı benim,o Tanrıyı yaratan.
Mahkeme bu meczuptur,aklı başında olmayana mesuliyet yoktur diye salıverir kendisini.
MEVLANA’NIN KADINA BAKIŞI NASILDIR? Buna Cemalnur Sargut hanımefendi cevap veriyor:Osmanlı hanımefendilerinden Semiha Ayverdi’nin kurduğu Türk Kadınları Kültür Derneği İstanbul Şubesi olarak, toplumun inşasında kadının rolünün önemli olduğundan, faaliyetlerimizde kadını fikri, mana ve kültürel anlamda kuşatmayı hedefledik. Dernek üyesi kadınlar bir yandan kendilerini geliştirirken diğer yandan da yoksul ailelerin ihtiyaçlarını gidermek için ortak çalışma yürütüyorlar..
ABD’de Mevlânâ’ya büyük ilgi var. Üç yıldır “Hazreti Mevlânâ Festivalleri” düzenleniyor. Her festivale veya etkinliğe katıldığımızda, insanların İslâm’a ne kadar aç olduklarını görüyoruz. Ama işin acı tarafı onların kâlplerini teskin edecek ellerinde hiçbir kaynak, hiçbir mürşid, hiçbir öğretmen yok. Mesnevi ellerinde var ama Mesnevi, şerh olmadan anlaşılamıyor. Şimdi tüm şerhleri İngilizce’ye çevirerek onlara ulaştırmaya çalışıyoruz
Mevlânâ, Peygamber Efendimiz’in (sav) o devirdeki halidir. Batı’da olmayan Tevhid inancıdır ve Mevlânâ bunu hem eserlerinde hem de yaşamında öne çıkaran bir isim. Her şeyde Allah’ın varlığını ve birliğini görmek onları cezb ediyor. Kendilerinin ‘tolerans’ dedikleri ve çok zorla yerine getirdik-leri hoşgörüyü İslâm’ın özünde görünce şaşırı-yorlar. Mevlânâ’yı diğer felsefecilerden ayıran inanç ve âşktır. Söylediklerini yaşantısıyla ortaya koymayı başaran Mevlânâ, bu özelliği ile asırlardır unutulmuyor. Bu da Mevlânâ’yı popüler yapıyor.
Mevlânâ’ya göre kadına ancak ‘kâmil erkek’ değer verir. Hayvanî erkek ise kadına kötü davranır. Kadın koruyucu ve doğurucu olma özelliğinden dolayı Allah’a en yakın mahlukâttır. Çünkü rahim taşır ve taşıdığı bu rahimle Allah’ın koruyuculuğunu evrende en iyi şekilde ifade edebilen kişidir. Yine Mevlânâ’ya göre her beşer insan değildir. İnsan olmak için kişinin Hz. Peygamber (sav) gibi Sitre-i Münteha’ya ulaşması lazım. Hristiyanlar’a, Kur’an-ı Kerim’de tasvir edildiği şekilde Hz. Meryem’i anlattığımızda “Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de tasvir ettiği Hz. Meryem’i dinleyince büyüleniyor. Hazreti Meryem’in Kur’an’da böyle tasvir edildiğini öğrendiklerin-de hayretleri, mutluluğu ve iknâ olmayı beraberinde getiriyor. Ve Hazreti Meryem’i onlardan daha iyi tanıdığımızı itiraf ediyorlar. Biliyorsunuz Kur’an-ı Kerim’de Hz. Meryem kadınların en yücesi olarak tarif edilir. Dolayısıyla o yüce bir makamdır ki peygamberler arasında bile adı geçen tek kadındır.” Müslümanların bütün dinlerin peygamberlerini bu kadar sevmesini anlayamayan Hıristiyanlara “Hazreti Ahnedî Muhammed Mustafa’nın ‘Ben âlem binasının son tuğlasıyım’ hadis-i şerifini açıklayıp, şimdi ben son tuğlayı sevmem için tüm binayı (ve bütün tuğlaları) sevmemin şart olduğunu söyleyince, anlıyor ve hayran oluyorlar. Eğer gerçek manada insan-ı kâmili yakalarsak Allah’ın manasını taşıyan bu insanlarla Batı’ya örnek olabiliriz” Bugüne ışık dünden geliyor.
MEVLANA’NIN DÜŞMANLARI VAR MI?
Her yerde düşman bulunur. Bu gün de onu karalayanlar var dün de vardı. Dün de kıskananlar vardı bugün de. İdeolojilere mahkum kafalar onu sevmez.Kör nereden bilsin suyun rengini, sağır nasıl duysun bülbülün ötüşünü.
Şeyh Mecdeddin Cendi , Mevlana’yı sevmeyenlerden.Bir gün bir Mecliste Mevlana gelince ne derse desin kabul etmeyeceğim der.Tam bu sözün üstüne gelen Mevlana Cendi’ye bakıp “La ilahe illahlah Muhammedin resullulah” deyince ağzını açamaz bizim şeyh. Saygı göstermek zorunda kalır.
“Haşa ,ok ve hançer yarasından,ayağımızın bağlanmasından ,başımızın gitmesinden korkmayız biz.Biz ateş gibi gidenleriz, biz cehennemi içenleriz.Halkın dedikodusundan az korkarız biz”.o zamanlarda dedikodu denen felaket insanları yoldan çıkarır,dinden eder. Şems için de dedikodu ederler öldürürler sonunda, kuyumcu Sadeddin için de….
“HAMDIM,PİŞTİM ,YANDIM”NE DEMEK?
Onun için yaşamak hayatla birlikte değişmek demekti.
“Bugün AHmed benim, ama dünkü Ahmed değil
Bugün anka benim,ama kursağı yemle dolu olan değil
Bir padişah vardır ki, bütün padişahlar onu arar
Bu gün o padişah benim;dün bildiğin padişah değil.”
Eserleri neler?
Mesnevi:En tanınmış eseri olan Mesnevi 6 cilt. 26.66o beyit olan kitap dünya dillerin hemen hepsine çevrildi. Sayısız defa basıldı. Üç dört yıldır Amerika’da en çok satan kitaplar listesinde bir numarada oturuyor. Beş milyondan fazla satıyor.
Mesnevi tarzında yazılan kitap bu isimle de anılıyor.Mesnevi bir şiir biçimidir. Şark –İslam edebiyatında eşsiz bir yeri olan Mesnevi bir çok bilim adamı, arif tarafında da “şerh” edilmiştir.
Mevlana Mesnevisine “birlik dükkanı” der:
“Mesnevi’miz, Birlik dükkanıdır
Birden başka ne belirirse puttur”
Diye över bize.
Tasavvuf ve Mevlana için bu günün kıt bilgisi ve nefsiyle söz edenler onun İslam’dan farklı bir yol olduğunu anlatır. Bu tamamen uydurma ve çarpıtmadır.
Her güzellikte O’nu ,Sevgilisini gören Mevlana der ki:
“Canım, bedenimde oldukça Kuran’ın kuluyum; seçilmiş Muhammed’in yolunun toprağıyım.”
Divan-ı Kebir: 2073 gazel var, tamamı 21366 beyit. Ayrıca 1791 rubai yazılıdır eserde.
Türkçeye çevrilen eser 7 cilt.
Mektubat: Çeşitli nedenlerle ve çoğu birisini tavsiye etmek ya da derdine derman olmak için yazdırılmış mektupların toplamıdır.
Mecalis-i Seba:Mevlana’nın yedi vaazının not edilmesiyle ortaya çıkmış bir eser.
Fihi ma-fih: Mevlana’nın sözlerinin not edilmesiyle oluşturulmuş.Mevlana’nın dünya görüşünü, yaşadığı devri de bize aktarır.
Hepsi bir yana Mesnevi çok sevilen eseri.