<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>NevvalSevindi.com</title>
	<atom:link href="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 17:57:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Balkanlarda Türk kıyımı sistematik</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/balkanlarda-turk-kiyimi-sistematik/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/balkanlarda-turk-kiyimi-sistematik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 17:57:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=4369</guid>
		<description><![CDATA[Balkanlar Savaşında, Türk Dünyasının Katliamı, Soykırımı ve Acı Çileleri Yazan: Sadun Köprülü Acı baskılarla, Asimilasyon politikasıyla yaşamakta olan Türk Dünyasında Kardeşlerimiz, Soydaşlarımız bugün olduğu gibi eskiden yüzlerce katliam, soykırım acısıyla yüz binlerce Türkler öldürülerek, şehit olmuşlardır, Yerlerinden, topraklarından uzaklaşarak, sürgün olarak, göçe zorlanmışlardır. Düşmanlar binlerce kadın, çocuk, yaşlıları her türlü işkenceyle, baskıyla öldürerek, yaşamlarını kayıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-4370" title="11" src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/wp-content/uploads/2012/02/11.bmp" alt="" />Balkanlar Savaşında, Türk Dünyasının Katliamı, Soykırımı ve Acı Çileleri<br />
Yazan: Sadun Köprülü</p>
<p>Acı baskılarla, Asimilasyon politikasıyla yaşamakta olan Türk<br />
Dünyasında Kardeşlerimiz, Soydaşlarımız bugün olduğu gibi eskiden<br />
yüzlerce katliam, soykırım acısıyla yüz binlerce Türkler öldürülerek,<br />
şehit olmuşlardır,</p>
<p><span id="more-4369"></span><br />
Yerlerinden, topraklarından uzaklaşarak, sürgün olarak, göçe zorlanmışlardır.<br />
Düşmanlar binlerce kadın, çocuk, yaşlıları her türlü işkenceyle,<br />
baskıyla öldürerek, yaşamlarını kayıp etmişlerdir,<br />
Açlıktan, hastalıktan dolayı öldürülmüştür.</p>
<p>Türkler dünyada ilk millet olarak her bir dönemde dünyanın her yerinde<br />
Rusların, Çinlerin, Sırpların, Amerika, İngilizlerin, Bulgarların,<br />
Rumların, Ermenilerin, Yunanların, Farsların, Arapların katliamına,<br />
soykırımına maruz kalarak,<br />
Önde gelen yüz binlerce insanlarını Türk olduklarından dolayı<br />
katliamda şehit vermişler.</p>
<p>Dünya yüzünde kıyıcı diktatörler Türk dünyasının her karış toprağında,<br />
yerinde, bölgesinde gözü olarak baskı zoruyla Türkleri göçe,<br />
uzaklaştırmaya her türlü sindirme politikasını uygulamıştır.</p>
<p>Amerika 100 Milyon Kızılderili Türkünü, Çinler yüz binlerce, Uygur,<br />
Doğu Türkistan Türkünü, Ruslar milyonlarca Azerbaycan, Kırım,<br />
Türkmenistan, Kırım, Tatar,  Özbek Kafkas, Gagavuz, Ahıska Türküne<br />
soykırım, katliamla Sürgün ederek öldürmüştür.,<br />
Sırplar<br />
Kosova, Bosna Türkünü, Emriler<br />
yüz binlerce Türkiye, Azerbaycan, Karabağ, Hocalı, Bakü, Irak Türkünü,<br />
İngilizler 1920 Telafer Kaçakaç katliamını,<br />
1944, 1924 Kerkük Katliamı düzenlemişlerdir.<br />
İran Farslar yüz binlerce Tebriz, Erdebil, Urumya, Türkmen Sahra,<br />
Tahran Horasan, Kaşgar, Zincan, Hazar Türkünü,<br />
Romlar Yunanılar Kıbrıs, Lefkoşa, Yeşil Ada Türkünü<br />
Araplar ve Kürtler, komünistler, Irak Kerkük Katliamı 14 Temmuz 1959,<br />
Telafer Katiamı 2004- 2007,<br />
Erbil Katliamı 31 Ağustos 1996<br />
Altunköprü Katliamı 28 Mart şehit etmişlerdir.<br />
Suriye yüz binlerce Lazikiya, Helab, Colan, Hama, Hamıs Türkünü,<br />
 Filistin, Lübnan, Cezayir, Mısır Türkünü her türlü baskı, işkenceyle<br />
şehit ederek topraklarına el koyarak Türkleri kendi ana yurtlarında<br />
sürgüne göndererek yok etmeye her yolu deneyerek, her yönüyle acı,<br />
çile, ölüm dolu soykırım politikasını uygulatarak sürdürmüşlerdir.</p>
<p>Balkan Ülkeleri  yaşanan en çok bu acıların kaynağı olarak güzel bir<br />
ülkeden veremeye dönmüştür.<br />
Balkan Ülkeleri<br />
Dağlık yer bilinerek, Karadeniz ile Adriyatik denizi<br />
Arasında dağlık ve engebeli alanlar kapsamaktadır.<br />
Eski Yugoslavya&#8217;nın parçalanması ile kurulan Slovenya, Bosna-Hersek,<br />
Sırbistan, Karadağ, Hırvatistan, Arnavutluk, Makedonya, Kosova, Romanya,<br />
Türkiye,<br />
Makedonya<br />
Yunanistan ve<br />
Bulgaristan&#8217;ı içermektedir.<br />
Balkanlarda ülkelerinizde Alp dağları ile<br />
Dinar, Pindus, Balkan, Rodop ve Karpat dağlarının çoğunlu bölgeyi almaktadır.</p>
<p>Balkan Devletlerinin Dağlarını ormanlar kaplamakla ormanlarında<br />
ovalar ve geniş akarsu vadileri bulunmasıyla buralarda önemli tarım<br />
alanları yapılmakla<br />
Ülkelerde tarım önde gelen insanların geçim kaynakları tarım ürünleri; tahıl<br />
Buğday, mısır, tütün,<br />
Ayçiçeği, üzüm ile çeşitli sebze ve meyvelerdir. Hayvancılık<br />
Gelişmiş durumdadır<br />
Öte yandan sanayi ilerlemiştir.<br />
Balkan ülkelerinin çoğu, 14. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına kadar<br />
Osmanlı Devleti&#8217;nin yönetiminde uzun yıllar kalarak, Osmanlılar, bu<br />
Ülkelere her türlü yatırımda bulunarak cami, yol, çeşme, köprü ve<br />
okullar gibi birçok eser inşa<br />
Ederek izleri kalmaktadır.<br />
Balkanlarda, çok sayıda etnik grubunun olduğu bir bölgedir.</p>
<p>Buralarda<br />
Türkler, Slavlar, Bulgarlar, Sırplar, Hırvatlar, Boşnaklar,<br />
Arnavutlar, Yunanlılar yaşarlar.<br />
Dinleri Müslüman Hıristiyan olanlar yaşamaktadırlar.</p>
<p>Türk Osmanlı İmparatorluğun çoğunluk Türklerin yaşadıkları Balkan<br />
topraklarından çekilişiyle arkada bırakmış olduğu milyonlarca Müslüman<br />
Türkler sahipsiz, kimsesiz, çaresiz Türk düşmanı olan aşırı komünist<br />
kıyıcı dikta rejimlerin<br />
Baskı, işkencesi katliamı, soykırımı altında kalmıştır.</p>
<p>14. yüzyılın yarısında Anadolu&#8217;ya baskı, soykırım, işkence nedeniyle<br />
çok sayıda Türkler Balkanlar&#8217;dan<br />
Göçler gerçekleştirerek 19. yüzyılda Osmanlı Devleti&#8217;nin birçok dünya,<br />
Arap devletlerini, bölgeyi adalet, hoşgörü, kardeşlik eşitlik,<br />
felsefesi ile yöneltmiş olduğu için Osmanlı devletine birçok milletler<br />
İmparatorluğuna sıkınayı, barınmayı göz alarak yerleşmiştir.</p>
<p>Balkanlarda yalnız başına kalan Türkler etnik kimliklerden dolayı<br />
düşmanlar tarafından yok etme, sinsi, temizleme politikasına uğrayarak<br />
devletler arasına çıkan savaşların ve trajedim olayların, dikta<br />
rejimlerinin kurbanı olmuşlardır ve çok sayıda Türkler vatanlarından,<br />
topraklarında uzak ülkelere trenler Türklerle taşarak Sibirya gibi<br />
ölüm yolcuğuna bırakılarak, boz karlar,<br />
Soğuktan<br />
Canlarını kayıp etmişlerdir.</p>
<p>Türklerin kendi toprakları olan Balkanlarda uzun tarihlerden beri<br />
yaşayan Türk soydaşlarımıza yönelik katliamlar, soykırımlar, acı<br />
işkence baskılar her yönüyle sürerek, ölüme bırakılan Türkler artık<br />
yok olmaya doğru acı hayatlarını, göz göre, göre vahşi Avrupa&#8217;nın<br />
karşısında sessiz kalarak yok olmaya gidiyorlar.</p>
<p>Evet, Türk kardeşlerimiz, soydaşlarımız Balkan Savaşları 93 savaşında<br />
Türkler öldürülüyorlar, şehit oluyorlar ve daha acısı 1992-1995<br />
yıllarında Bosna&#8217;da yaşanan katliam, soykırım başta olarak binlerce<br />
insanlar Müslüman Türk olduklarından dolayı öldürmüştür.</p>
<p>Soğuk Savaşlar dönemi ve sonrasında acılar artarak her Türk kendisini<br />
güvenceye alınmadan gecenin son saatlerinde ve gündüzün başlangıcıyla<br />
ölüm karşılamaktaydı düşman her an Türkleri yok etmeye, ortadan<br />
kaldırmaya soykırıma doğru planlarını çizmekteydi, yönetmekteydi kendi<br />
toprakları olan Bulgaristan ve Yunanistan Türkleri acı, baskılı,<br />
çileli günleri bitmeden her Türk&#8217;e yönelik sistematik asimilasyon<br />
politikalar sürmekteydi.</p>
<p>1999 yılında<br />
Yugoslavya&#8217;daki Sırplar, Kosova&#8217;da yaşayan Türklere karşı katliam<br />
düzenlemekle Türkleri, öldürerek<br />
Kosova&#8217;da yönetim ele almak isteyerek<br />
NATO devreye girmesiyle<br />
Sırpların Kosova&#8217;dan<br />
Çekilmeye başladılar Kosova Türkleri bir bölüm haklarına kavuşmalarına<br />
rağmen yene acıları vermiş oldukları şehit kardeşlerini unutmadılar.</p>
<p>Ahıska Türkleri uzun yıllar Ruslarının acı baskı, soykırım, katliamına<br />
maruz kalarak dikta rejini tarafından binlerce Ahıskalı Türklerinin<br />
çocukları, kadınları, gençler, yaşlıları öldürülerek, Vatansız yaşayan<br />
Ahıska Türkleri sürgün olarak kimsesiz, sahipsiz 9 devlette acı<br />
durumları sürdürerek yaşamaktadırlar,</p>
<p>Bu acı asimilasyon baskılar 1877-78 Osmanlılar, Ruslar arasındaki<br />
Savaşlarla, Balkan Savaşları doğrultusunda çok tehlikeli acılı günler,<br />
ölüm korkusunu Bosna Hersek Türkleri Müslümanları Yaşayarak, yüz<br />
binlerce suçsuz yere dünyanın BM, İnsan Hakları Örgütünün, Af Örgütü,<br />
Avrupa devletlerinin gözü önünde öldürülmekteydi.</p>
<p>1877-78 Osmanlı ile Ruslar Savaşı söylenen, 93 savaşı tam olarak etnik<br />
Irklara karşı sinsi, yok Etme politikası korkunç, dünyanın sonu geldi<br />
diye yok olma Savaşta söylenmekteydi.</p>
<p>1877- 1878 Osmanlı-Rus Savaşında<br />
1.253.500 Türk Müslüman insani göçmen olarak yurdundan, toprağından<br />
ayrı kalma durumunda yaşamaktaydı.</p>
<p>İnsanların canları yok olarak, bu savaşlarda göç edenlerinin sayıları<br />
birçok kaynaklara göre 1 milyonun üstünde olmaktaydı,</p>
<p>93 savaşında bizler için en acı taraf ise bu korkunç savaşta 260.000<br />
Türk kardeşlerimizin şehit olması, öldürülmesidir, ayrıca çok üzücü,<br />
acılı olarak çok sayıda uzaklaştırma, sürgün olan kardeşlerimiz<br />
soğuktan ve açlıktan, hastalıktan ölmesidir.</p>
<p>Ayrıca 93 savaşında Türk Balkanlar topraklarında önemli birçok Türk,<br />
İslam kültür yapıtları, anıtları, eserleri bina, camiler sanat<br />
eserleri kalıntıları tahribata uğrayarak, yıkılarak yok olmuştur.</p>
<p>Türklerinin Balkan Devletlerinde çoğunluk olmalarına rağmen düşmanının<br />
acımasız sinsi politikasıyla<br />
93 savaşında ne yazık ki  azınlık konumuna düşmüşlerdir yerlerine,<br />
topraklarına, yurtlarına el koyunmuş duruma gelmiştir.</p>
<p>1912-1913 yıllarında<br />
Balkan Savaşlarının başlamasıyla tüm düşmanlar bir araya gelerek<br />
Osmanlı Türk devletine karşı Bağımsız 5 Balkan devletlerinden olan<br />
Bulgaristan, Karadağ, Sırbistan, Romanya ve Yunanistan aralarında<br />
birleşerek Osmanlı Devleti&#8217;ne savaş açmışlardır.</p>
<p>Bu Balkan Savaşında Osmanlı Devleti 93 savaşı ile birlikte çok sayıda<br />
soydaşlarımızı şehit vererek, milli topraklarımız ağır saldırılar<br />
sonucu Ruslar, Bulgaristan, Yunanistan düşmanların toprağına<br />
katılmıştır.</p>
<p>Bu korkunç savaşta düşmanlar Türklere karşı saldırılarını<br />
yoğunlaştırarak Bulgar ordusu kıyıcı Çeteleri Balkanlarda<br />
topraklarında yaşayan Türklere ve Müslümanlara saldırarak, birçok<br />
yerde soykırımlar, katliamlar uygulamışlardır.</p>
<p>Bu acı durumdan, katliamdan çok Türkler Müslümanlar göç ederek, kendi<br />
yerlerini, yurtlarını, evlerini bırakmışlardır.</p>
<p>Balkan Savaşları tüm hızıyla sürerek bu dönemlerde soykırım katliamlar<br />
gerçekleşerek, 500.000 Müslüman Türkler Bulgarlar, Sırplar, Yunanlılar<br />
tarafından öldürülerek, şehit edilmiştir.</p>
<p>Aynı durum Balkan Savaşlarından sonrası 1912-1920 yıllarında 413.000<br />
Türk Türkiye&#8217;ye göç ederek yaşamış oldukları işkence, acıları,<br />
Türklerinin vahşice öldürülmesi yaşamış oldukları üzüncü, çileleri<br />
önemli trajedinin anları gönül yakıcı, kadınlarının, çocukların,<br />
yaşlıların iniltisini, ağlayışını gözler önünde ibret verici anları<br />
sergilemektedir.</p>
<p>1992-1995 yıllarında daha acı durum, soykırım, katliam, üzüntüler,<br />
çileler Bulgaristan, Yunanistan, Doğu Türkistan&#8217;da olduğu kadar<br />
Balkanlarda Türk ve Müslümanlar Bosna&#8217;da kendi topraklarında<br />
Yaşamaktaydılar.<br />
Türklere, Müslümanlara karşı toplu katliamlar<br />
başlatılmıştır.</p>
<p>Sevinç, mutluluk içinde bağımsızlığını dünyaya bildiren Bosna Hersek,<br />
düşman Sırplar tarafından kanlı bir iç savaşı başlatılmıştır.</p>
<p>Bosnalı Sırpların Türklere Müslümanlara ve Hırvatlara karşı saldırlar<br />
katliamlar düzenleyerek 200.000 insan suçsuz, günahsız yere<br />
öldürülmüştür, her türlü işkence yapılarak, Ayrıca yüz binlerce<br />
Müslüman Türkler Bosnalılar göçmen durumuna geçmiştir ve ülkelerini<br />
bırakmışlardır.<br />
 İşkenceler katliamlar sonucu<br />
Srebrenitsa&#8217;da 8.000 Bosnalı Türk Müslümanlar Sırpların ordusu<br />
tarafından topluca öldürülmüştür.</p>
<p>Bosna Hersek&#8217;te yaşanan bu iç savaş, Dünya Savaşının hatırlatarak<br />
Avrupa&#8217;da en büyük soykırım yaşanarak Türkler Müslümanlar zorla<br />
Sırplar eliyle öldürülmüştür.</p>
<p>Artık buna savaş söylemeden yanı başında düşmanlar tarafından uzun<br />
yıllardan planlanan ve gerçekleşen büyük bir soykırımdır bu acı<br />
duruma, ölüm kokusunu seyir eden Batı Avrupa Bosna&#8217;da olan soykırım<br />
gündem olmalıdır cezalar buna neden olanlara doğrudan verilmelidir.</p>
<p>Balkanlar&#8217;da uzun yıllar yaşanan acı olaylar, soykırım katliamlar Türk<br />
ve Müslümanlar çok sayıda insanları kayıp ederek Türk nüfusuna daha<br />
fazla etkisi olmuştur. Çünkü bu büyük kıyımları çoğunluk ölenler hep<br />
Türkler olmuştur</p>
<p>Ve bu nedenle Türklere yönelik değişik yönlerde  şiddet ve baskı,<br />
saldırılar, korkutma, soykırım süreci uygulanmıştır ve yeniden<br />
uygulama birçok Türk düşmanları Ermeniler gibi soykırımını Karabağ ,<br />
Hocalı, Bakü Nahçivan Azerbaycan topraklarını işgal ederek baskısını<br />
sürdürmektedir.<br />
Türklere karşı her Türk topraklarında baskılar, soykırım politikası,<br />
işkence acılar her yönüyle<br />
Sürmek üzere<br />
Bulgaristan, Batı Trakya&#8217;daki Türklerin durumu başka ülkelerden hiçte<br />
farklı değildir her Türk dünyasında olduğu gibi buralarda da her türlü<br />
baskılara Maruz kalarak Türkler her türlü ana yasal, kültürel,<br />
insanlık haklarından yoksun olarak<br />
Katliamlar, acı, işkenceler Bulgaristan ve Batı Trakya&#8217;da Türklere<br />
yönelik sistematik açıda baskı, asimilasyon, sindirme politikaları<br />
kapsamlı olarak yürütülmektedir.</p>
<p>Bu yönden acıların, baskıların devam etmesiyle Türklerin göçleri bu<br />
ülkelerden anavatan Türkiye&#8217;ye kurtuluş, yaşam mücadelesi sonucu<br />
zorluklarla artmaktadır.</p>
<p>Ayni durum Türklere karşı Yugoslavya&#8217;dan Türklerin göçleri imzalanan<br />
Yugoslavya ile Serbest Göç Antlaşması gereği ile 1953-1967<br />
tarihlerinde 175.392 Türk milli siyasi, ırk, Dil, dini sosyal,<br />
ekonomik nedenlerden dolayı Türkiye&#8217;ye yerleşmişlerdir.</p>
<p>Bulgaristan devletinin kendi Türk topraklarında yaşayan Türklere karşı<br />
Bulgar Devleti her dönemde, acı baskısı sonsuz asimilasyon<br />
politikaları artarak Türkler Dillerinden, Dinlerinden dolayı<br />
öldürülmektedirler çoğunluk olarak Bulgaristan Türkleri azınlık duruma<br />
konularak göç ettirmeye kendi yerlerinden, topraklarından değişik<br />
bölgelere gönderilmektedirler.</p>
<p>1951 yılından başlayan Türk göçleri<br />
Moskova Sofya&#8217;nın izlemiş olduğu baskılı politikasıyla 154.000 Türk<br />
Bulgaristan Türkiye&#8217;ye zorla, baskı nedeniyle göç ettirilmiştir.</p>
<p>Bulgaristan yönetiminin Türklere karşı asimilasyon politikasının<br />
artması en önemli nedenler biri Türklerinin diğer Balkan Türklerinin<br />
nüfus daha fazla görünmesi Bulgaristan&#8217;ın demografik dengelerinin<br />
bozmakla tehdit etmesi nedeniyle Türklerinin nüfusunun az göstermesi<br />
için her bir yolu denemektedirler.</p>
<p>En çok Bulgaristan&#8217;ın komünist dönemlerinde Türkleri Türkiye&#8217;ye göç<br />
ettirmek için Bulgaristan&#8217;ın temel politika olarak 1968 yılında<br />
imzalanan Göç Antlaşması&#8217;yla 130.000 Bulgaristan Türkü 1978 yılına<br />
kadar Türkiye&#8217;ye göç ettirilmiştir.</p>
<p>Bulgaristan rejimi bununla yetinmeyerek<br />
Kendi topraklarında yaşayan Türkleri etnik kimliklerini yok etmek,<br />
kaldırmaya yönelik her türlü acımasız baskılar politikalar uygulamaya<br />
başlamıştır.<br />
1972-1974 tarihlerinde Türk Pomakların, 1981&#8242;de ise Romanların ana<br />
dillerinde bırakmış oldukları adlarını baskıyla, zorla değiştirerek<br />
1984 yılından tam olarak bu politika Türklere karşı uygulamıştır.</p>
<p>Bulgaristan Türkleri değişik dönemlerde her zaman tehlikeli, baskılı<br />
anlar, karanlık günlerini yaşayarak Bulgaristan Dikta rejimi Türkleri<br />
azınlık göstererek sistematik olarak baskı, ölüm kalım politikasına<br />
maruz kalarak Türklerin adları zorlukla Bulgarcaya değiştirilmiş,<br />
İslam dininin görevler yasaklanarak, her türlü din ibadet<br />
engellenmiştir komünizm diye camilerin kapılarına kapatılarak, kilit<br />
vurulmuştur.</p>
<p>Ekonomik bakımından Türklerin yoğun yaşadıkları bölgelerde yerlerde<br />
yatırım, ticaret yapılması yasaklanarak,  Türkçe konuşmalar<br />
kaldırılarak konuşanlar para cezasına çarptırılmıştır okullarda Türkçe<br />
eğitim yasaklanarak kaldırılmıştır. Bu uygulamalara karşı duranlara<br />
karşı her türlü baskı işkence yapılarak Belene&#8217;de bulunan hapishane<br />
götürerek toplama, yok etme kampına gönderilerek işkence altında<br />
öldürülürlerdir.</p>
<p>Bulgaristan yönetimi Bulgaristan Türklerine karşı asimilasyon<br />
politikçi değişmeden yine Irk Ayrımı sürmektedir, birçok Medeni ve<br />
Siyasi, eğitim, Ekonomik Sosyal, Kültürel hakları bulunmamaktadır<br />
İnsan Hakların Evrensel Beyannamesi ve Helsinki&#8217;nin   birçok<br />
antlaşmasını da çiğneyerek yerine getirmemektedir..</p>
<p>Türklere İnsan Haklarını, Anayasal, eğitim, yayın, basın haklarını<br />
uygulamamanın yanında 1989 yılında 350.000 Bulgaristan Türkünü<br />
Türkiye&#8217;ye göç ettirmiştir. Buda günümüze kadar gerçekleşen en büyük<br />
göç hareketi sayıla bilinmektedir.</p>
<p>Batı Avrupa, Balkanlarda sinsi Asimilasyon politikası, tüm yönüyle<br />
hareketlenerek Avrupa&#8217;da, Türk bölge, topraklarında insanların değeri<br />
olmadan birçok haklardan yoksun kalmaktadırlar.</p>
<p>Ve Türklere karşı olayları İngilizler, Ruslar tarafından<br />
Kışkırtmalar sürerek, Ermenilerin, Teröristlerin kanlı eylemleri<br />
birçok ülkede görünmektedir.</p>
<p>Bu son dönemde Bulgaristan Türkleri kendileri nasıl olursa da<br />
toparlayarak, demokratik yollarla kısıtlı olarak Partileşme haklarını<br />
elde etmeye çalışmaktadırlar.<br />
Bulgaristan Türklerine Komünist döneminden iyi olsa bile birçok<br />
sorunlar yaşanmaktadır.</p>
<p>Bulgaristan Anayasası&#8217;nın 36/2. maddesinde Türklere haklar tadılmasına<br />
rağmen bir millet ve bir Bulgar Vatandaşı olarak Anadillerinde birçok<br />
haklardan, etnik kimlikleri yok durumuna düşmektedir.</p>
<p>Son yıllarda Bulgaristan Anayasasında Türklere ana dillerinde<br />
okumaları, Türkçe Eğitim: yapmaları 1999 yılında kabul edilen bir<br />
yasa olmasına rağmen tam olarak yerine getirilmemektedir.<br />
Türkçe ders vermek, okumak için Türkçe kitaplar basılmasında devlet<br />
çok sıkıntılar yaratmaktadır.</p>
<p>Eğitim yanında Türkçe Yayın basın, Türkçe TV ve radyo programlar yok<br />
sayılmaktadır,<br />
Bulgar Devleti günlük olarak yayın<br />
Organlarını yasaklayarak Yalnız birkaç dakika yayınlanan Türkçe TV&#8217;nin<br />
devlet kaldırmaya uğraşıyorlar.</p>
<p>Bulgaristan Türklerinin başka bir önemli sorunlar ise Ekonomik<br />
alanında Türk nüfusun yoğun olduğu kentlerde, bölgelerde yatırımların<br />
yasaklanması,  nedeniyle Türklerinin arasında işsizlik oranının<br />
artmaktadır.</p>
<p>Bulgaristan Türkleri Ekonomikten sonra devlet kademelerinde dairelerde<br />
görev almak genel olarak siyasette yeterince temsil etmek,  kamu<br />
personeli olmak birçok engeller ile karşılaşıl anarak,<br />
Ayrıca orduya katılmak subay ve önemli görevlerde bulunmak Türklere<br />
karşı hiçbir fırsat tanınmamaktadır.</p>
<p>Bulgaristan yönetimi Türklerin Müslüman omlarına karşı birçok Dini<br />
ayinlerini, camilerde Din derslerini, Türkçe konuşmalara sert çıkarak<br />
Dini Sorunlar yaratmaktadır. Türkçe Müslüman din adamı, öğretmen<br />
atanmak  konusunda da kendisini göstermektedir.baskılar yaranmaktadır.<br />
Ayrıca Türk-İslam kültür miraslarına, camilere, Türk Osmanlı<br />
yapıtlarına, izlerine eserlerine provakatif saldırılar düzenleyerek,<br />
camilere çeşmelere tahribe etmektedirler</p>
<p>Bulgaristan olduğu gibi bu saldırılar, asimilasyon, planlı sindirme<br />
politikalar Yunanistan, Batı Trakya&#8217;da Türklere karşı artarak büyük<br />
ırk, milliyet sorunları yaşamaktadır.</p>
<p>Batı Trakya&#8217;da Türkler de her yönüyle baskı, işkence asimilasyon<br />
politika eskiden olduğu gibi bu günlerde artmak üzeredir.</p>
<p>Türkiye&#8217;ni Kıbrıs adasında Türkleri kurtarma nedeniyle günümüze kadar<br />
Türk Yunan ilişkileri bozulmuş durumdadır.<br />
Ortaya çıkan her olumsuz sorunlar Batı Trakya Türklerini ilgilendirmektedir.<br />
Batı Trakya&#8217;daki Türklerin anayasal hakları Lozan Antlaşmasının<br />
güvencesi altına alınması rağmen birçok insan hakları sorunları<br />
yaşanmaktadır.</p>
<p>Yunanistan devletinin 1967 yılında Batı Trakya Türkler Vatandaş olarak<br />
tüm haklara sahip olarak bu dönemlerde ise Yunanistan Türklerinin<br />
olduğunu yok saymaktadırlar ve tüm haklardan yoksun bırakmaktadırlar.<br />
Etnik kimliğin inkârı ederek tabelasında Türkçe yazılan, dernek, vakıf<br />
kuruluşları kapatmaktadırlar.<br />
Bu kapatılan kuruluşlardan<br />
Türk Gençler Birliği, Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği dernekleri<br />
baskıyla Türkleri tutuklayarak 1987 yılında Ve İskeçe Türk Birliği<br />
2005 yılında kapatılmıştır. Yunanistan devleti Türkleri birbirinden<br />
ayırmak,  bölmeye yönelik girişimlerde bulunarak Türk Pomak, başka<br />
Türkleri birbirinden ayırmak politikasını ne kadar uygularsa bile<br />
sonuç getirmeden tüm Türkleri birbirlerine karşı sevgi birlik<br />
göstermektedirler.<br />
Bu politikayı birçok dikta rejimler Türk, Türkmen, Özbek, Kırgız,<br />
Türkmen, Gagavuz, Uygur, Ahıska, Tebriz, Azeri, Kızılderili Türklerine karşı<br />
bu siyaseti uyguladılar.</p>
<p>Yunanistan yönetimi son yıllarda Türklere yönelik önemli kararlarından<br />
vatandaşlıktan çıkarmayı tüm hızıyla uygulamaktadır.<br />
Yunanistan Vatandaşlık yasasına göre 19. maddeye dayanarak Haziran<br />
1998 yılına kadar 46.638 Türk Yunan Vatandaşlığından çıkarılmıştır.<br />
Bir bölüm kaynaklara göre 60.000 olarak bilinmektedir.</p>
<p>Yunanistan&#8217;ın Bu asimilasyon politikası binlerce Batı Trakya<br />
Türklerini yurtsuz, yersiz bırakmaktadır.<br />
Ve imzalanmış olduğu tüm İnsan Haklarının<br />
Birleşmiş Milletlerin Vatandaşlık ve öteki Sözleşme kararını İhlal<br />
etmiş olmaktadır, ama buna ilişkin hiçbir devlet, hiçbir kuruluş sesiz<br />
çıkarmamaktadır.</p>
<p>Yunanistan İslam Dinine karşı durarak Türk müftülerini kendisi seçerek<br />
göreve atamaktadır. Ayrıca görkemli camilerin yapılmasına karşı<br />
durarak İslam Diniyle ilgili çok engelleri çıkarmaktadır.</p>
<p>Önde gelen önemli konulardan sayılan Anadilde eğitim yapmak Batı<br />
Trakya Türklerinin bölgesinde büyük bir sorun olarak yasaklama yönüne<br />
gedmektedir.</p>
<p>Ekonomik alanında yatırım yapma, çalışma iş görme, Hükümet<br />
dairelerinde, Siyasette Orduda görev alma büyük bir sorun olarak her<br />
bir bakımdan Türklere karşı her türlü engeller büyümektedir.</p>
<p>Balkan devletlerinde tarihimiz boyunca Türklere yönelik soykırım,<br />
katliam ve acı, çile, işkenceler yapılmasıyla asimilasyon ve baskı,<br />
saldırı kin düşmanlık politikaları sürekli olarak her Türk Dünyasına,<br />
bölgesine, yurduna yayılmaktadır.<br />
Ve kendi yurdundan, yerinden göçe zorlanarak soykırım, katliam<br />
uygulanmasıyla yok olarak, asimilasyon ve zorunlu göç politikaları<br />
Balkanlar&#8217;da olduğu gibi birçok Türk dünyasında günümüzde İran, Irak<br />
Kerkük, Suriye, Uygur Türkistan Türklerine uygulanmaktadır.<br />
Ve tüm<br />
Avrupa, dünya devletleri, insan Hakları, BM, Af Örgütleri uluslar<br />
arası hukuk hukuksal bir işlem alınmadan ceza verilmeden bu acı<br />
durumları görerek, ser ederek ses çıkamamaktadır.</p>
<p>Buda bunu gösteriyor<br />
Sorun Türkler olduğu için çifte standartlı ve art niyetli<br />
politikaların göz önüne serilmektedir.<br />
Uzun yıllardan, günümüze kadar<br />
yapılmamış ve yapılmakta olan acı soykırımları bizlere uygulayanlardan<br />
karşı kayıtsız şartsız kalmaları ile sesiz durarak kımıldamadan birde<br />
gelip İnsan Hakları, sevgiden, kardeşlikten, haktan eşitlikten söz<br />
ederek konuşmaktadırlar.</p>
<p>Artık biz Türkler olarak kendi yaramızı kendimiz sarmalıyız, kendi,<br />
acımıza, halımıza, yanmalıyız kaynaşmalıyız, bir olalım, birleşelim, Türk<br />
olduğumuzu tüm düşmanlara, dikta rejimlere, dünya devletlerine<br />
gösterelim.<br />
Biz, Bize dost oluruz, Kardeş oluruz ama yabancılardan, Türk<br />
olmayandan bizlere hiçte, dost, kardeş olamaz.</p>
<p>Kaynak:<br />
1-Balkanlar Tarihi 1912&#8242;den Günümüze<br />
2-Balkanlar Tarihi, 1912 Yılına Kadar<br />
3-Osmanlı Tarihi (1402-1451) Kuruluşu .<br />
4-Yıldırım Ağan oğlu, Osmanlı&#8217;dan Cumhuriyet&#8217;e Balkanlar&#8217;ın Makûs Talihi<br />
Göç, Kum Saati Yayınları, İstanbul, 2001<br />
5- Balkan Savaşları<br />
Ord.Prof. Dr. Bayur, Yusuf Hikmet<br />
Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.<br />
İstanbul</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=4369&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/balkanlarda-turk-kiyimi-sistematik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>500 YIL BALKANLARDA YAŞADIK</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/500-yil-balkanlarda-yasadik/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/500-yil-balkanlarda-yasadik/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 16:30:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=4365</guid>
		<description><![CDATA[Rumeli memleketim Balkanlar’a 1346’da adım atan Osmanlı’dan 1689’da çoğunluğu Türk ve Müslüman Üsküp yakıp yıkılıncaya kadar  ki zaman diliminde büyüdük genişledik. Rumeli’yi vatan bildik. 1912 Balkan harbinde kaybettiğimiz Rumeli göçümüz  ve soykırım hiç durmadı. Akla hayale gelmeyecek mezalimler, dini baskı ve zulümler ve bölge Hıristiyanlarının Türklerin malına mülküne el koyma isteği,çeteciliği sistematik bir soykırımı da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rumeli memleketim</p>
<p>Balkanlar’a 1346’da adım atan Osmanlı’dan 1689’da çoğunluğu Türk ve Müslüman Üsküp yakıp yıkılıncaya kadar  ki zaman diliminde büyüdük genişledik. Rumeli’yi vatan bildik. 1912 Balkan harbinde kaybettiğimiz Rumeli göçümüz  ve soykırım hiç durmadı. Akla hayale gelmeyecek mezalimler, dini baskı ve zulümler ve bölge Hıristiyanlarının Türklerin malına mülküne el koyma isteği,çeteciliği sistematik bir soykırımı da içeriri. Mora’da Yunan Ayaklanması’nda (1821) 25.000 Türk’ün soykırımı sonraki mezalimler için metot teşkil etmiştir.</p>
<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4366" title="imagesCAD5TF4R" src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/wp-content/uploads/2012/02/imagesCAD5TF4R-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /><span id="more-4365"></span></p>
<p>1877-78’de Osmanlı  Rus harbi sonucunda da Rus ve Bulgarlar tarafından yarım milyondan fazla Türk katledildi.1.250.000 insan da göç etmek zorunda kaldı.</p>
<p>1911’de Rumeli’de Müslüman  nüfusumuz 2.315.000 savaş sonunda 600.000 kişi soykırıma uğradı. Katledildi veya göç yollarında  can verdi. 400.000 kişi de topraklarımıza ulaştı. Cumhuriyet tarihi boyunca da ne göçler durdu ne soykırım. Boşnak soykırımı,Kosova’da Sırpların yaptığı soykırım,Makedonya ve Bulgaristan,Yugoslavya uygar Avrupa’da görmezden gelindi.</p>
<p>1913’de Rumeli Muhacirleri Derneği ‘nin yayınladığı şiirden:</p>
<p>“Rumeli’nin dağı ,taşı ağlıyor!</p>
<p>Kan içinde her subaşı Ağlıyor!</p>
<p>Parçalanmış gövdelerin yanında!</p>
<p>Can çekişen arkadaşı ağlıyor!”</p>
<p>Hele hele tutsak sivillere reva görülen insanlık dışı işkence ve mezalim türkülere yansımıştır. Tutsak kızların dramı motifi çoktur.Kadına,kıza yapılan saldırılar acımasızdır.</p>
<p>Türk kimliğine ve kültürüne saldırılar hiç bitmemiştir. Avrupa kültürünün temelini yapılandıran bir çok maddi ve manevi  eserinde yaygın şekilde işlenmiştir. Günümüze dek bu nefret canlı tutulmuştur.</p>
<p>1912-2012 Rumeli’yi kaybedişimizin ve uğradığımız soykırımın 100.yılıdır.</p>
<p>Bu sadece arşivlerin tozlu raf süsü değildir. Atalarımızın,anneanne dedelerimizin, amcalarımızın dramları ve acılarıdır. Buna sahip çıkmak  kimliğimizin bir parçasıdır. Bize  Bosna’da yaşanan soykırımı ve kültürel yok etme hırsını bile unutturmaya çalışan  Avrupa medeniyetine karşı hafızamızı taze tutmalıyız. Bizi biz yapan köklerimizi kesmeden  ve ne olduğunu bilerek bize dayatılanlara karşı durabiliriz. Bu nedenle Balkanlarda Türk soykırımı önemli.</p>
<p>Öğrenmen gerekeni öğren, yazacağını yaz, ağlaya ağlaya geç yolları ama bugüne ancak o yollardan gelebilirsin.</p>
<p>Unutma!</p>
<p>Rumeli muhacirleri ve Ermeni tehciri</p>
<p> 1912-2012 Balkan Savaşı ile birlikte Rumeli’de Türk soykırımının 100. yılını gündeme getiren kampanya kamuoyunda büyük ilgi görüyor.</p>
<p>Zaman gazetesinin bugünkü manşetinde yeralan Fransız Büyükelçi’nin “Kayıp 2.5 milyon Türk’ü de Fransız kamuoyuna anlatmalıyız” sözleri bu kampanyanın ne kadar önemli ve etkili olduğunu bir kez daha gündeme taşıdı.</p>
<p>Bu kampanyaya karşı Ermeni propagandasına endeksli bazı çevreler ise şimdi panik içinde “Rumeli zaten Türklere ait değildi”şeklinde bir karşı-kampanya örgütleme çabasındalar.</p>
<p>Bu çabaları boşuna!</p>
<p>Türkler 500 yıl Rumeli ve Balkanlar’da kaldılar ve orada kök saldılar. Osmanlı döneminde camisiyle, kimliğiyle, türküsüyle ve mutfaktan hamama her türlü kültürüyle Rumeli’ye kök salan Türk izleri, günümüzde de tüm görkemiyle kendini ‘gören gözlere’ göstermektedir.İzleri silmek için her  şey yapıldı ama kültür varlıkları yaşıyor. Sarı Saltuk selam ediyor oradan.</p>
<p>Ama ‘Gözleri vardır, görmezler’ denebilecek propaganda elemanları için küçük bir hatırlatma yapalım.</p>
<p>Soru şu: Rumeli muhacirleri ile Ermeni tehciri arasındaki bağlantı nedir?</p>
<p>Yanıtı net: 1912’de Balkan Savaşı ve o bölgelerde yaşanan ‘Türk soykırımı’ nedeniyle yaklaşık 500 bine yakın Türk ve Müslüman İstanbul ve Anadolu’ya geliyor. Bunların perişanlığı ve çaresizliği kamuoyunu adeta kalbinden vuruyor. Herkes yardıma koşuyor. Bu durum aylarca, yıllarca dönemin basınında yer alıyor.</p>
<p>Daha ‘Balkan muhacirleri’nin acısı dinmeden ve tam da Osmanlı 1. Dünya Savaşı’na girdiği sırada, yani 1915’in başında özellikle Sarıkamış faciasından sonra Ermeni tugayları, Rus ordusu ile birlikte Erzurum ve Van üzerinden Anadolu’nun içlerine doğru ilerlemeye başlıyorlar.</p>
<p>Bu bölgeleri terk etmek zorunda kalan onbinlerce Türk ve Müslüman Ermenilerin önünden Anadolu’ya kaçıp sığınıyorlar. Bunların bir bölümü “Balkan muhacirleri” gibi görüntüler vermeye başlıyorlar.</p>
<p>O dönem Osmanlı ordusu’nu yöneten Alman Genelkurmay’ı Anadolu’nun tümüyle elden çıkıp Rus ve Ermeni kontrolüne girmesinden endişe ediyor.</p>
<p>Bunu dönemin yöneticileri olan Enver Paşa-Talat Paşa ikilisine aktarıyorlar. Bu ikili “Balkan Savaşı sonrası yaşanan Balkan göçü faciasının” çok yakın tanıkları oldukları için “İkinci bir Balkan göçü”nün Rus-Ermeni saldırısı sonrası Anadolu’da yaşanmasından aynı şekilde endişe ediyorlar.</p>
<p>Ünlü “Ermeni tehciri”, yani Ermenilerin Anadolu’dan boşaltılıp, Suriye- Filistin bölgesine yollanması kararı işte bu endişeler sonucu alınıyor.</p>
<p>Yani 1912 Balkan Savaşı’nda yaşanan Türk soykırımı ve bunun 1915’te bu kez Anadolu’da yaşanması ihtimali “Ermeni tehciri”, yani Ermenilerin Anadolu’dan gönderilmesi kararının ana nedenleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Balkan faciası olmasa, dönemin yönetimi Ermeniler konusunda belki böyle bir karar almayabilirdi.</p>
<p>Bugün Ermeni tehciri konusunda Rumeli ve Balkanlar’da Türk soykırımının hatırlatılmasından tedirgin olanlar, gerçeklerin bilinmesinden rahatsız oluyorlar.</p>
<p>Tarihi olayların birbiriyle bağlantısının anlatılmasından da rahatsız oluyorlar.</p>
<p>Onlar “kendi propagandaları dışındaki” her türlü gerçeğin dile getirilmesinden rahatsız oluyor.</p>
<p>Olabilirler…</p>
<p>Birileri rahatsız olacak ve kirli propagandaları ortaya çıkacak diye, tarihi olayların gerçeği yıllar sonra kimsenin keyfine göre değiştirilemez…</p>
<p>Rumeli ve Balkanlar’da Türk soykırımı yaşanmış bir gerçektir.</p>
<p>Ve 100. yılında çeşitli etkinliklere anılacak olan bu soykırım, Ermeni tehcirinin ana nedenlerinden biri olmuştur…</p>
<p>Gerçek acıtsa da gerçektir….</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=4365&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/500-yil-balkanlarda-yasadik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kimliksiz ne çok insan var!</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/kimliksiz-ne-cok-insan-var/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/kimliksiz-ne-cok-insan-var/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 12:21:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=4358</guid>
		<description><![CDATA[KİMLİKSİZLER Ortaokuldaydım yanımdaki arkadaşım evlerinde hiç namaz kılınmadığı için namaz kılan görmediğini söylediğinde şaşkınlığa düşmüştüm. “Senin anneannen yok mu?” diye sormuştum. Çünkü 19 Mayıs veya 29 Ekim beni Kuzey Koreli yapmamıştı Kurtuluş Savaşı’na katılan dedelerim ve ninelerimden kültürel kimliğim su içiyordu. Zengin sınıftan ve Avrupalı eğitim verilen okullardan arkadaşlarımdan ise yabancı dil bilmeyenlerle  alay edilmesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KİMLİKSİZLER</p>
<p>Ortaokuldaydım yanımdaki arkadaşım evlerinde hiç namaz kılınmadığı için namaz kılan görmediğini söylediğinde şaşkınlığa düşmüştüm. “Senin anneannen yok mu?” diye sormuştum.</p>
<p>Çünkü 19 Mayıs veya 29 Ekim beni Kuzey Koreli yapmamıştı Kurtuluş Savaşı’na katılan dedelerim ve ninelerimden kültürel kimliğim su içiyordu.</p>
<p><span id="more-4358"></span></p>
<p>Zengin sınıftan ve Avrupalı eğitim verilen okullardan arkadaşlarımdan ise yabancı dil bilmeyenlerle  alay edilmesi veya hepsi Türk olan insanların sohbeti İngilizce yapmalarına şahit oldum. Dışişleriyle veya yurt dışında bazı anılarımda ise Türk gibi giyinmek veya kültürel örf ve adetini uygulamaktan utanan insanlar var.</p>
<p>Üniversitede solcular Rusya’ya veya Çin’e gitme hayali kuruyordu. Dünyanın en ideal yaşamı oradaydı. Sağcılar Türklüğün çıktığı yere dönmeyi hayal ediyordu. Demek ki bu topraklardan ve kültürel kimlikten nasiplenemediklerinden boşluğu herkes bir şeyle doldurmaya uğraşıyor diye düşündüm.</p>
<p>Kültür en genel anlamıyla, tarihsel ve toplumsal bir bağlamda etkinleşen insanın, yaşamı iyileştirmek ve insanlaştırmak amacıyla  özünü,toplumu ve doğayı değiştirmeye ve geliştirmeye dönük düşünce ve eylemlerinin tümüdür. Uzun bir tarihsel süreç içinde öncelikle bir yaşam tarzı olarak ortaya konan kültür, hem gelenekselleşerek sabitleşmiş bir düşünce ve davranış  biçimleri bütünüdür,hem de bir oluşumdur.</p>
<p>Kültürel miras üzerinden manipülasyon ve kimliksizleştirme sömürge tarihi kadar eskidir. Şimdi de küreselleşme güdümlemekte kültürel mirası. Bunu da “kimliksizler” eliyle yapmaktadır.</p>
<p>Sovyetik otoriter yapının kimliksizleştirdiği ve “evrensel kültür” diye uydurduğu manipülasyon, Çin’de kendi yöneticilerinin eliyle kültürel miraslarını yok ederek yapıldı. Buna itiraz eden aydınlar öldürüldü, sürüldü ve işkence uygulandı. Aileler parçalandı.</p>
<p>Kültürel kimliği olmayanın kişiliği de olmaz. Aileler ve eğitim sistemi milli kültürel mirastan koptu ve ideolojik politizasyonun esiri oldu. Türk demekten utanan, Türkçe konuşmayan ve hayali yabancı ülkelerde yaşamak olan  kuşaklar yetişti.</p>
<p> “Başka ülkelere bilgi kazanmak üzere akın eden gençlerimiz,ne yazık ki gittikleri ülkelerdeki madde üstünlüğüne takılıp topladıkları madde ve teknik bereketlerini kendi ülkelerine taşıyacakları yerde o tarihi fedakarlıkları unutarak milli zürriyetlerini,esiri oldukları ülkelere feda edip piçleşiyorlar. Bu , ayıp ve hem de çirkin..”* (Semiha Ayverdi- Ah Tuna Vah Tuna)</p>
<p>Kimliksizleşen kuşaklar karmakarışık kafaları ve eklektik bilgi depolarıyla koltuklar, kalemler edindiler.</p>
<p>“Bir fit bin büyüden yeğdir” derler. Her gün medya aracılığıyla, filmlerle  kafalara kazınmak istenen batıl kelam bütün şiddetiyle esen bir fırtına ve sömürge zihniyetinden başka bir şey değildir.</p>
<p>“Acaba Türk aydınını, örf , adet, iman ve kültür fakiri haline getirmek günahını kimlerin sırtına yüklemek gerekmektedir?” diye sorar Semiha Ayverdi. Tarih bilinci olmayan insanın aydınlığından ne olacak ki?</p>
<p>Milliyetçilik Batı devletlerinin buluş ve uygulamasıdır. Bu da Osmanlı imparatorluğunu parçalayarak yok etmiştir. Şimdi sadece Türk milliyetçisi olmak suç, gerisi teşvik dahilinde!</p>
<p>Avrupa devletlerinin ve milletlerinin hepsi sapına kadar milliyetçidir. Bakınız: Tarih!</p>
<p>Benim pasaportuma yine güvenilmez, ben Fransız yazarına söz vereyim, Balzac der ki:</p>
<p>“Millet, edebiyatı olan topluluktur! Edebiyatsız millet olmaz.” Edebiyatın temel malzemesi dildir.</p>
<p>Bizi kültür köklerimize bağlayan edebiyat ve dilimiz. Yahya Kemal’in dediği gibi ,“dilimiz anavatanımızdır”.</p>
<p>“Çanakkale Şehitleri” ve İstiklal marşımızın şairi Mehmet Akif  derin bir vatan ve millet sevgisiyle yazdı bunları. Milletine hiç utanmadan ihanet edenlere: “Bir kızarmaz çehre bulmuşsun ey cani bürün!” diye haykırır. Kendi milli değerlerinden cahil, Avrupa’nın iç yüzünden habersiz şaşırmışlar için de:</p>
<p>“Bir kızarmaz yüz, yaşarmaz göz bütün sermayesi!” diye hiddetle bağırır.</p>
<p>Vatanını ve milletini Akifcesine sevenler ebediyete yazılır!</p>
<p>İyi ki….</p>
<p>NEVVAL SEVİNDİ</p>
<p>2012</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=4358&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/kimliksiz-ne-cok-insan-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>5 YILDA NE YAPILDI?</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/5-yilda-ne-yapildi/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/5-yilda-ne-yapildi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2012 12:40:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=4355</guid>
		<description><![CDATA[  Nevval Sevindi Ağlamak yerine çözüm istiyorum Dost Hrant Dink&#8217;in Agos gazetesinin ilk sayısında &#8220;Kültürel Çeşitlilik ve Hoşgörü&#8221; başlığıyla bir yazım yayınlanmıştı:  &#8220;Ağaca bakar-görmez ağacı-kendini görür Yola bakar-görmez yolu-kendini görür Ve aynaya bakar-görmez kendini- -Selam verir&#8221; Ermeni şair Zahrad, şiirinde kendimizden başka bir şey görmemenin başkalarını görmemizi engellediğini şiire döker.&#8221; Türkiye&#8217;de herkesin sorumlu olduğunu söyleyenlere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="news-detail">
<div id="mainpage2">
<div id="top-page"></div>
<div id="container">
<div id="container-news">
<div>
<div>
<div>
<tbody>
<tr>
<td width="35%" valign="bottom"><a href="mailto:n.sevindi@zaman.com.tr"><img src="http://medya.zaman.com.tr/zamantryeni/pics/yazarlar-detay-yeni/nevvalsevindi.jpg" border="0" alt="" width="235" height="110" /> </a></td>
<td width="2%" valign="bottom"> </td>
<td width="40%" align="left" valign="bottom"><a href="mailto:n.sevindi@zaman.com.tr">Nevval Sevindi</a></td>
<td width="23%" align="right" valign="bottom"><img id="kucukA" src="http://medya.zaman.com.tr/extentions/zaman.com.tr/pics/sabit/resim/kucuk_a.png" border="0" alt="" /> <img id="buyukA" src="http://medya.zaman.com.tr/extentions/zaman.com.tr/pics/sabit/resim/buyuk_a.png" border="0" alt="" /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="4">Ağlamak yerine çözüm istiyorum</td>
</tr>
</tbody>
</div>
<div>
<table cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>Dost Hrant Dink&#8217;in Agos gazetesinin ilk sayısında &#8220;Kültürel Çeşitlilik ve Hoşgörü&#8221; başlığıyla bir yazım yayınlanmıştı: </p>
<div id="haberMetinDiv">
<p>&#8220;Ağaca bakar-görmez ağacı-kendini görür</p>
<p>Yola bakar-görmez yolu-kendini görür</p>
<p>Ve aynaya bakar-görmez kendini-</p>
<p>-Selam verir&#8221;</p>
<p><span id="more-4355"></span></p>
<p>Ermeni şair Zahrad, şiirinde kendimizden başka bir şey görmemenin başkalarını görmemizi engellediğini şiire döker.&#8221;</p>
<p>Türkiye&#8217;de herkesin sorumlu olduğunu söyleyenlere bakılırsa ülkenin kafası iyice karışık. Sorumlu olan medya, aydın ve de elinde güç olup da bunu toplum lehine kullanmayanlar. Hrant Dink ne yazmıştı:</p>
<p>&#8220;İtiraf etmeliyim ki ülkemdeki &#8216;adalet sistemi&#8217;ne ve &#8216;hukuk&#8217; kavramına güvenim fazlasıyla sarsılmıştı. Demek ki, bu ülkenin yargısı birçok devlet adamının ve siyasetçinin de dile getirmekten çekinmediği gibi bağımsız değil. Yargı yurttaşı değil, devleti koruyordu.</p>
<p>Nitekim şundan bütünüyle emindim ki, hakkımda verilen kararda da her ne kadar millet adına deniyor olsa da, şu çok açık ki millet adına değil, devlet adına verilmiş bir karardı bu. Dolayısıyla, avukatlarım Yargıtay&#8217;a başvuracaklardı, ama bana haddimi bildirmeye karar vermiş derin güçlerin orada da etkili olmayacaklarının garantisi neydi?&#8221; Evet, ben de bunun altına bütün kanımla imza atarım. Çünkü bu acıyı aynen yaşadım. &#8220;Haddimi bildirmek&#8221; için yalan yanlış yazan, iftira atan medyayı, yazarları, aydın geçinenleri, ilgisiz duranları, yetkili kurumlarda ilgisizleri, siyasallaşmış davaları ve hazır bulunanları ben de gördüğümden Hrant&#8217;la iyi anlaşırdık. İkimiz de &#8220;haddimiz bildirilmesin&#8221;, &#8220;özgür ifade hakkımız olsun&#8221; ve de &#8220;bağımsız yargı ve adaletten yararlanma&#8221; istemiştik. Birilerinin hoşuna gitmiyor diye ellerinde güç olanlar vuruyor. İkiyüzlü arkadan ağlama krizleri asla çözüm olmuyor hayatımıza. Yani ister Ermeni olalım, ister Türk veya Müslüman, Ortodoks ya da Yahudi fark etmiyor. Doğu&#8217;da ya da Batı&#8217;da oturalım yine fark etmiyor. Hepimiz haksızlığa uğradık ve uğruyoruz. Yıllarca süren mahkemelere katlananlar var, parası olup dava açabilenler var ya da Allah&#8217;ından bulsun deyip bırakanlar. Ama hepimiz adalet denilen güzel kadının elinden bir tokat yedik. Günlük hayatımızda, askerde, mahkemede, işyerinde haksızlığa uğradık. Adalet aradık. Çok ileri gidersek bize &#8220;haddimizi bildirecek&#8221; birilerine tosladık. Ya kadın olduğumuz için aşağılandık ya Ermeni ne fark eder? Ben adalet istiyorum. Bunu istemeden &#8220;hepimiz suçluyuz&#8221; diye terane satanları dinlemiyorum. Tam bağımsız yargı reformu için siyasiler ne yaptı? Hükümet beş yılda ne yaptı? Medya ne yaptı? Hangi baskıyı uyguladı? Hangi kampanyayı açtı?</p>
<p>Türk milleti suçlu değil. Millet adalet istiyor, bekliyor. Kim verecek? Kim yıllardır temsil adaletini engelliyor? Milliyetçi Türkler mi? Neden partiler yanaşmıyor temsil adaletinin uygulanmasına? Neden yasaları değiştirmiyorlar? Oy için yaş sınırını hemen indirenler neden seçim barajını indirmiyor? Daha mı zor? Onunla aynı fikirde olmamız gerekmezdi. Adalet arayan Hrant Dink&#8217;e adalet veremedik. Çünkü hep çifte standartta davranıyor çevremiz ve herkes susuyor. Bu bıçak benim kalbime çok saplandı. Nefret kültürü yerleşmesine, yeşermesine su taşıyan medya 28 Şubat&#8217;ta yazdıklarını unuttu mu? Herkes kendine çekidüzen vermeden &#8220;hepimiz suçluyuz&#8221; nakaratına karnımız tok. Sen suçlusun! Bir kez bari ağaca bak ağacı gör! Aynaya bak ve kendini gör. Beni bırak&#8230;</p>
<p>93&#8242;te Mevlüde ana Solingen&#8217;de iki kızını, iki torununu ve kız kardeşinin kızını ırkçıların yaktığı evinde kaybetti. Hiçbir yere Alman halkını suçlayan beyanat vermediğinden cumhurbaşkanı ödül verdi. Posta kutularına aylarca &#8216;sizi yakacağız&#8217; kâğıtları atıldığında kimse onları korumaya almayı düşünmedi. Yakıldılar. Sonra verilen evde bütün güvenlik önlemleri, kameralar tamdı gittiğimde. Kızgın, öfkeli konuşmamasının nedeni? Dedi ki; &#8220;Biz buraya insan geldik insanlığımızı gösterelim&#8221;.</p>
<p>Hükümet duyarlıysa Ermenistan&#8217;a kapı açsın hiçbir koşul olmadan ve adını Hrant Dink koysun. Medya duyarlıysa Seçim Yasası değişsin ve de baraj insin diye yayın yapsın başarıncaya kadar. Aydın duyarlıysa yargı reformu için baskı yapsın. Tarafsız olsun. Sen duyarlıysan vatandaş, hakkını aramaktan vazgeçme ve hesap sor herkesten. Toprağın bol olsun Hrant.</p>
<p><a href="mailto:n.sevindi@zaman.com.tr">n.sevindi@zaman.com.tr <img src="http://medya.zaman.com.tr/extentions/zaman.com.tr/img/columnist/ma-16.png" border="0" alt="" /> </a></p>
<p>23 Ocak 2007, Salı</p>
</div>
<p> </tr>
</tbody>
</table>
<tbody>
<tr>
<td valign="middle">
<table id="yaziYorumTablosu" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<div id="yorumlaPanel">
<table style="height: 16px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="155" background="http://medya.zaman.com.tr/extentions/zaman.com.tr/pics/yazi-puan/y-base.png">
<tbody>
<tr align="center">
<td width="15" align="right"><img src="http://medya.zaman.com.tr/extentions/zaman.com.tr/pics/yazi-puan/y-buton.png" alt="" width="10" height="10" /></td>
<td align="right" valign="middle"><span style="font-family: Arial; font-size: xx-small;">YORUMLA</span></td>
<td> </td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<div id="yorumSecenek">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="155" bgcolor="#ffffff">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2" height="25" bgcolor="#f2f2f2"><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;"> <strong>Bu yazıyı yorumla</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="20">
<input id="yorum_secenek5" checked="checked" name="yorum_secenek" type="radio" value="5" /></td>
<td width="133"><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Katılıyorum</span></td>
</tr>
<tr>
<td width="20">
<input id="yorum_secenek1" name="yorum_secenek" type="radio" value="1" /></td>
<td width="133"><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Katılmıyorum</span></td>
</tr>
<tr>
<td width="20">
<input id="yorum_secenek6" name="yorum_secenek" type="radio" value="6" /></td>
<td width="133"><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Fevkalade</span></td>
</tr>
<tr>
<td width="20">
<input id="yorum_secenek3" name="yorum_secenek" type="radio" value="3" /></td>
<td width="133"><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Vasat</span></td>
</tr>
<tr>
<td width="20">
<input id="yorum_secenek2" name="yorum_secenek" type="radio" value="2" /></td>
<td width="133"><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Yanlış değerlendirme</span></td>
</tr>
<tr>
<td width="20">
<input id="yorum_secenek4" name="yorum_secenek" type="radio" value="4" /></td>
<td width="133"><span style="font-family: Arial; font-size: x-small;">Bir kısmına katılıyorum</span></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2">
<hr /></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2">
<table cellspacing="1" cellpadding="1">
<tbody>
<tr>
<td>
<input type="button" value="Oyla" />  </p>
<input type="button" value="İptal" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td valign="top"><!-- @AddThis yazisini kaldirip @zaman yazdirmak icin   --><!--  eklenen --><!-- AddThis Button BEGIN --><!--</div>
<div>&#8211;><!-- 	<a fb:like:layout="button_count"></a> &#8211;><!-- 	<a></a> &#8211;><!-- 	<a></a> &#8211;><!--</div>
<div  mce_tmp="1">&#8211;><!-- 	<mce:script type="text/javascript"><!  var addthis_config = {"data_track_clickback":true}; // -->&#8211;&gt;<!-- 	<mce:script type="text/javascript" mce_src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=matak66"></mce:script> &#8211;><!-- 	<mce:script type="text/javascript" mce_src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#pubid=xa-4e671b1f237cd7cd"></mce:script> &#8211;><!-- AddThis Button END --><!-- eklenen: end --><!-- AddThis Button BEGIN --></p>
<div><a title="Send to Facebook_like" href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=491350#"></a><a title="Send to Facebook" href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=491350#"></a><a title="Tweet This" href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=491350#"></a><a title="Email" href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=491350#"></a><a title="Print" href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=491350#"></a><!-- <a></a> msn ikonu görünür&#8211;><a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=491350#"></a><a></a><a title="View more services" href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=491350#">0</a><a></a></div>
<p><!-- AddThis Button END --></td>
<p><!--</div>
<td valign="middle">&#8211;><!-- 					href="#"> <img border="0" --><!--</td>
<div  mce_tmp="1">&#8211;></p>
<td valign="top"><a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=491350#">Yazdır</a></td>
</tr>
</tbody>
<p> </p>
<div>
<tbody>
<tr>
<td height="25" background="http://medya.zaman.com.tr/extentions/zaman.com.tr/img/bolum-as-diger.jpg"> </td>
</tr>
<tr>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</div>
</div>
</div>
<p><!--</div>
<div id="news-detail-bottom-banner" style="float:left; padding-top:10px;" mce_style="float: left; padding-top: 10px;" >&#8211;><!--</div>
<div  mce_tmp="1">&#8211;></p>
</div>
<div id="container-right">
<div id="right-menu">
<div id="right-menu-search">
<tbody>
<tr>
<form action="/arsiv.do;jsessionid=34EA11AADE7F653F09A010D335AEEBBB" enctype="application/x-www-form-urlencoded" method="post">
<td width="80" align="left" valign="middle"></td>
</form>
<form action="/ara.do;jsessionid=34EA11AADE7F653F09A010D335AEEBBB?method=home" enctype="application/x-www-form-urlencoded" method="post">
<td align="right" valign="middle"> </td>
<td width="32" align="left" valign="middle">
<input src="http://medya.zaman.com.tr/extentions/zaman.com.tr/img/search/ara.png" type="image" /></td>
</form>
</tr>
</tbody>
</div>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="90%" bgcolor="#6b87bc">
<tbody>
<tr>GÜNÜN YAZARLARI</tr>
<tr>
<td>Ahmet Kurucan<br />
Reform ve içtihadAhmet Selim<br />
Güven ve sevgiAli Bulaç<br />
Ne oldu da 10 yıl öncesine döndük?</p>
<p>Atıf Keçeci<br />
Kanun, yönetici yanlışlarının önüne geçmeli</p>
<p>Beşir Ayvazoğlu<br />
Veliahd Dairesi meselesi</p>
<p>Etyen Mahçupyan<br />
Soytarı artık çıplak</p>
<p>Fikret Ertan<br />
Ertelenen tatbikat&#8230;</p>
<p>Günseli Ö. Ocakoğlu<br />
Bu Erzurum için fırsattır, kaçırmayalım!</p>
<p>İbrahim Öztürk<br />
Genel denge yetmez, bütüncül denge!</p>
<p>Mümtaz&#8217;er Türköne<br />
19 Mayıs ne zaman bayram oldu?</p>
<p>Şahin Alpay<br />
Bu dava burada bitmez</td>
</tr>
<tr>TÜM YAZARLAR</tr>
<tr>
<td>A. Ali Uralİnsanın pişirildiği yerA. Rasim Küçükusta<br />
Bilinmeyen bir hastalık Soğuk ürtikeriA. Turan Alkan<br />
Milletimizin varlık değerleri bunlar mıdır yani,</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div id="footer">
<table style="height: 79px;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="970" background="http://medya.zaman.com.tr/pics/toolbar-blue/bg.gif">
<tbody>
<tr>
<td width="2" height="79" background="http://medya.zaman.com.tr/pics/toolbar-blue/bottombar-left.gif"> </td>
<td width="960" height="65" align="center" valign="middle">
<table cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://www.zaman.com.tr/import.do?haberci" target="_blank"></a></td>
<td> </td>
<td><a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=491350#"></a></td>
<td> </td>
<td><a href="http://www.zaman.com.tr/zamanim.do" target="_blank"></a></td>
<td> </td>
<td><a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=491350#"></a></td>
<td> </td>
<td><a href="http://wap.zaman.com.tr/" target="_blank"></a></td>
<td> </td>
<td><a href="http://www.zaman.com.tr/okuranket.do" target="_blank"></a></td>
<td> </td>
<td><a href="http://www.alexa.com/site/download/?amzn_id=zamagaze-20" target="_blank"></a></td>
<td> </td>
<td><a href="https://abone.zaman.com.tr/abone/" target="_blank"></a></td>
<td> </td>
<td><a href="http://www.zaman.com.tr/multimedya.do" target="_blank"></a></td>
<td> </td>
<td><a href="http://www.zaman.com.tr/import.do?gizlilik" target="_blank"></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="2"> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div id="ad_loader_3">
<div id="bannerPlan-4247"><!-- #bannerPlan-4247 { 	WIDTH: 645px; HEIGHT: 150px } #banner-4247 { 	Z-INDEX: 0; POSITION: relative; WIDTH: 645px; HEIGHT: 150px; TOP: 0px; LEFT: 0px } --><a href="http://adspace.zaman.com.tr/adspace/onClick.ads?bp_id=4247" target="_blank"></a></div>
</div>
<div id="ad_loader_11">
<div id="bannerPlan-4245"><!-- #bannerPlan-4245 { 	WIDTH: 300px; HEIGHT: 250px } #banner-4245 { 	Z-INDEX: 0; POSITION: relative; WIDTH: 306px; HEIGHT: 250px; TOP: 0px; LEFT: 0px } --></div>
</div>
<div id="ad_loader_14">
<div id="bannerPlan-4207"><!-- #bannerPlan-4207 { 	WIDTH: 300px; HEIGHT: 250px } #banner-4207 { 	Z-INDEX: 0; POSITION: relative; WIDTH: 300px; HEIGHT: 250px; TOP: 0px; LEFT: 0px } --></div>
</div>
<div id="ad_loader_16">
<div id="bannerPlan-3692"><!-- #bannerPlan-3692 { 	WIDTH: 300px; HEIGHT: 88px } #banner-3692 { 	Z-INDEX: 0; POSITION: relative; WIDTH: 300px; HEIGHT: 88px; TOP: 0px; LEFT: 0px } --><a href="http://adspace.zaman.com.tr/adspace/onClick.ads?bp_id=3692" target="_blank"></a></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><!-- (C)2000-2009 Gemius SA - gemiusAudience / zaman.com.tr / yazarlar --></p>
</div>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=4355&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/5-yilda-ne-yapildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kitapyurdu.com&#8217;da</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/kitapyurdu-comda/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/kitapyurdu-comda/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 16:21:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=4347</guid>
		<description><![CDATA[Kanaltürk&#8217;te Ramazan ayında yayınlanan programım &#8220;Mesnevi Sohbetleri&#8221; Nefes yayınları tarafından yayınlandı. Cemalnur Sargut ile yaptığım programın kitabı &#8220;Aşktan Dinle&#8221; adıyla yayınlandı.Bu gün kitabımız 1.sırada. Kitaba yazdığım önsözle sizi baş başa bırakıyorum. KENDİ GÖNLÜNE DOĞRU YOLA ÇIK Çok Sevgili Cemalnur Sargut hanımefendi ile ne zaman program yapsak tadı doyulmadı.2011 Ramazan ayında yine her gün söyleştik ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kanaltürk&#8217;te Ramazan ayında yayınlanan programım &#8220;Mesnevi Sohbetleri&#8221; Nefes yayınları tarafından yayınlandı. Cemalnur Sargut ile yaptığım programın kitabı &#8220;Aşktan Dinle&#8221; adıyla yayınlandı.Bu gün kitabımız 1.sırada. Kitaba yazdığım önsözle sizi baş başa bırakıyorum.</p>
<p><span id="more-4347"></span></p>
<p><strong>KENDİ GÖNLÜNE DOĞRU YOLA ÇIK</strong></p>
<p><strong>Çok Sevgili Cemalnur Sargut hanımefendi ile ne zaman program yapsak tadı doyulmadı.2011 Ramazan ayında yine her gün söyleştik ve tasavvuf neden bu gün hayatımızda olmalıdır sorusuna cevap aradık. Güncel sorunlara tasavvuf ve Mesnevi’nin geniş açısından baktık. </strong></p>
<p><strong>Hiç bir üzüm tekrar dönüp koruk olmaz. Koruk kalmakta ısrar edenlerin de üzüm oldum iddiası olmasa aslında mesele de kalmaz.</strong></p>
<p><strong>İnsan kendini keşfetmek zahmetine katlanmaz,iç dünyasında yol almazsa yaşlanarak koruk üzüme dönüşmez. Günümüz dünyası insani yanlarımızı </strong></p>
<p><strong>Çalarak bizi maddi varlığımızla baş başa bırakıyor.</strong></p>
<p><strong>İç dünyası olmayan, kendi derinliklerinde düşe kalka yol almamış insanın insani duyarlılıkları taşlaşır.</strong></p>
<p><strong>İç dünyamız bize hediye edilmiş kainatın bir parçasıdır. Kainatın içinde insan,insanda kainat bunun için var. Bu olağanüstü heyecanlı, zor yolculuğa çıkmadan yapılan ibadet &#8220;zahiri&#8221; dir. Batini olan sevgi,içtenlikle kotarılan ibadet  ve hayatın her alanında şeffaf olabilmektir.</strong></p>
<p><strong>Bulutlar rüzgar bekler. İçtenlik  olmadan imanın ruhu temizleyen pınarı akmaz. </strong></p>
<p><strong>Mevlana  yolculuğa başla ve bir an bile mola vermeden,sürekli değişerek dönüşerek yola devam et der . Eğer bir yerde durursan tekrar yola düşecek takatın olmaz. Rahat, su gibi yapışır eteklerine,seni ağırlaştırır ve dibe çeker.</strong></p>
<p><strong>Kötü ve yetersiz yanlarımızı gördükçe gönül gözümüz açılır, gizleyerek değil. Ne kadar aşikar olursa ruhumuz ,o denli nura boğulur gözlerimiz .</strong></p>
<p><strong>&#8220;Güneş bütün gece perdeler altına girmeseydi</strong></p>
<p><strong>Dünya,seher çağı,nasıl aydınlanabilirdi?&#8221;</strong></p>
<p><strong>Seher vakti salalım ruhumuzu ummana kuş gibi uçuralım. Kurtulalım şu ağırlıklardan vesselam!</strong></p>
<p><strong>Nevval Sevindi</strong></p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=4347&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/kitapyurdu-comda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DENKTAŞ HAKKA YÜRÜDÜ</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/denktas-hakka-yurudu/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/denktas-hakka-yurudu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2012 21:18:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=4343</guid>
		<description><![CDATA[Yıllar önce yaptığım Kıbrıs dizisinden Denktaş söyleşisini onun anısına yayınlıyorum. Yaşadığı ölüm kalım mücadelesini, mücahitliğinin ateşini anlatan Denktaş Hakka yürüdü. Onunla bir devir kapandı.Allah rahmet eylesin. DENKTAŞ: 40 YIL BOŞA MI GEÇTİ? Spotlar: *O bir efsane. Kıbrıslı Türklerin anası, babası, atası. İneği sütten kesilen ona koşuyor. 40 yıldır Kıbrıs Türklerini ayakta tutan çadır direği gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-4345" title="images" src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/wp-content/uploads/2012/01/images.jpg" alt="" width="200" height="200" />Yıllar önce yaptığım Kıbrıs dizisinden Denktaş söyleşisini onun anısına yayınlıyorum.</p>
<p>Yaşadığı ölüm kalım mücadelesini, mücahitliğinin ateşini anlatan Denktaş Hakka yürüdü. Onunla bir devir kapandı.Allah rahmet eylesin.</p>
<p>DENKTAŞ: 40 YIL BOŞA MI GEÇTİ?</p>
<p>Spotlar: *O bir efsane. Kıbrıslı Türklerin anası, babası, atası. İneği sütten kesilen ona koşuyor. 40 yıldır Kıbrıs Türklerini ayakta tutan çadır direği gibi dimdik duruyor. Seçim sanki Denktaş için bir referandum.</p>
<p><span id="more-4343"></span></p>
<p>*Denktaş’a göre Rumlar 40 yıldır yapamadığı Enosis’i şimdi Annan Planı ile Avrupa üstünden yapmak istiyor. Denktaş haklı olarak soruyor: “40 yıllık direnç boşa mı gidecek?” Bakalım çözüm Denktaş’a nasip olacak mı? * Denktaş’lar aile boyu siyaset yapıyor. Küçük oğul Serdar Denktaş babasına rağmen 23 Nisan’da Rumlara kapıları açtı. Seçimle anahtar parti olarak koalisyona girerse AB kapısını da açacağına inanıyor. Küçücük bir köpek hemen yanımıza koşup kokladı. İki kanarya, biri tepeli ve çok güzel, en baş köşeye kurulmuşlar. Denktaş’ın ofisinde doğanın parçalarını ve bol kağıt görüyorsunuz. Geç saatlere kadar ve her gün çalışan Denktaş adadakilerin babası gibi. Onların her derdine koşuyor. Kızı evlenemeyen, ineği süt vermeyen Denktaş’a koşuyor. O da her isteğe cevap vermeye ve yapmaya uğraşıyor. Çok eski bir gelenek halindeki bu davranış biçimini sorunca Rauf Denktaş’ın yorgun yüzünde buruk bir ifade oluştu: “Ne olursa benden bilirler. Maalesef öyle. Yüreğim yufka her şeyi yapmaya çalışırım. Olmaz diyemiyorum. İşleri olmayınca da yapmadı diyorlar.” İnek süt vermeyince bile size danışırlarmış? diye sorunca gülümseyen Denktaş naif bir aile reisi gibi. 40 yıllık lider ve efsane yaşamın kırgınlıkları. Evi idare edemeyen baba durumuna düşen Denktaş’a öfke biraz da bundan kaynaklanıyor. Herkese iş bulması, işe yerleştirmesi beklenen Denktaş’a öfke var. “Ne yapalım insan tabiatı bu. Değişmez” diyen Denktaş çok müracaat olduğunu vurguluyor. Başbakan Erdoğan’ın konuşmasındaki “Yolumuz AB yoludur. AB tam üyelik stratejik hedefimizdir. Bu vizyona Kıbrıs dahildir” sözünü sordum. Denktaş: “çok güzel,çok doğru bir söz “ diye söze girdi: “Biz de AB’ye girmek istiyoruz. Haklarımıza riayet edilmesi şartıyla girmek istiyoruz. Kıbrıs meselesinin Türkiye’nin önüne konulması haksızlıktır. Engellemek için zorluk çıkaran adam olarak lanse ediliyorum muhalefet tarafından, bu doğru değil. Vizyon aynıdır. Türkiye önce girerse işimiz çok kolaylaşır. Bizim Türkiye ile gireriz dememizin nedeni bu. 1960 anlaşmalarına göre ısrarımız Türkiye’nin girişini çabuklaştırır. Ben de AB’ye girmek istiyorum. Devlet olarak tanınmamız gerekir. Rum’un müracaatı bizi ilgilendirmez. Kıbrıslıların AB’ye girme isteğini muhalefet başlangıçta kullanmaya kalktı. Annan Planını her istediğimizi veren bir anlaşma gibi sundu. Bizim aydınlatma kampanyalarımız sonucunda halkımız gerçekleri görmeye başladı. Şimdi Simitis diyor ki: Türkiye’nin AB üyeliği Helenizm için yeni bir sayfa açma anlamına geliyor. Kıbrıs şimdi AB içinde bizimle beraber. Yani dolaylı Enosis yapıyor adamlar. Bakıyoruz 1989 Konsey kararına ki bu Rum liderleri bağlar. Nedir istekleri: Tek devlet, tek egemenlik, Türkiye garantörlüğünün kaldırılması, bütün askerin çekilmesini sağlamak. Biz ne istediysek hepsini aldık Annan planında diyor Vassiliou bir önceki Cumhurbaşkanı.” Rum tarafı için AB Kıbrıs’ın ve Türkiye’nin sırtında bir sopa mı? soruma Denktaş’ın cevabı şöyle: “Açıkçası acele edin gelin diyor bize, sonra Türkiye’yi dışlarız Kıbrıs bizim olur. Oynanan oyun budur. Biz ısrar etmezsek Avrupa aracılığıyla Kıbrıs’ı alacaklar. Türkiye de uzaktan bakacak. Türkiye’yi hala AB’ye alacaklar mı bilemem.Almayacaklar bence. Bu Hıristiyanlık Müslümanlık meselesi haline geldi. Ben iyi niyet göremiyorum. İnşallah alırlar.” Rum tarafı AB’ye girerse açılan kapıların kapatılacağı söyleniyor Kıbrıs’ta ne olacak? diye soruyorum. 40 yıldır kapıların kapalı olduğunu, o zaman kendilerinin başka kapılar açacağını öne süren Denktaş şöyle diyor: “Burayı tam serbest liman haline sokarsak daha faydalı olur ve kimse de AB’yi arar olmaz artık. Rum tarafına geçen en fazla 2000’i bulmaz. Muhalefet bunu abartıyor.” 2004 Mayıs’a kadar ne olacak herkes merak ediyor. Bunun Rum tarafına bağlı olduğunu söyleyen Denktaş Klerides’in “Ortaklık cumhuriyetini Rum Cumhuriyetine dönüştürmek için harekete geçtik” beyanatı verdiğini dünyanın duyduğunu anlatıyor hiç bitmeyen enerjisiyle. Söz yine Denktaş’ın: “Rumlar 40 yıl daha meşru hükümet olarak ‘Kıbrıs meselesi 1974’de başladı, göçmenlerin geri gitme meselesi, işgal meselesidir’ yalanını söylemeye devam eder. Bizim de basınımızda ‘mesele 1963’de başlamıştır, mesele uluslararası anlaşmalara uymamadır’ demiyor. Basın gözlerini gerçeklere kapamak kararını aldıysa ben ne yapabilirim? Basın gerçeği arar ve bulur. Burada bir gazetemiz milli çizgideyken bir gecede dönüp Annan planını destekledi. Sonra dedi ki, İngiliz bir gazeteciye: Patron o gece geldi ve bundan sonra Annan planını destekleyeceksiniz dedi. Biz de öyle yazıyoruz!” Seçimlerin önemli olduğunu vurgulayan Denktaş kimin nereye oturacağının değil, devlete inananlar ve savunanlarla, Annan planı çerçevesinde biz Türkiye’den koparak gidelim Allah Kerim diyenler arasında seçimin geçeceğine inanıyor. Seçim nasıl bir çözüm getirecek Kıbrıs’a? soruma cevabı: “Devletim Türkiyem diyenler kazanacak. AB komiseri şimdiden, eğer Denktaş tarafı kazanırsa tanımayacağız dedi. Şu terbiyesizliğe bakın siz. Anti insani! Şimdiden söylüyor. Seçimler şeffaf olmayacak diyorlar bir de. Bu ne ki? Gözleri kararmış halde. Türkiye’nin elinden Kıbrıs’ı çekip alacaklar. Çünkü stratejik olarak kendilerine lazımdır. Eğer biz kazanırsak eğer Türkiye’yi AB’ye almak istiyorlarsa; altını çiziyorum, bizimle gelip anlaşacaklar. Seçimlerden galip çıkarsanız ilk adımınız ne olur soruma cevabı: “İlk adımımız halkımıza teşekkür etmek ve Rum tarafını davet etmektir. Sonra ambargoların kaldırılıp bizim seviyemizin de Rum seviyesine çıkmasını sağlamak. Rumlarla yaptığınız yasaları bir bir gözden geçirelim deriz AB’ye.” Hem AB, hem Rum tarafı ile masaya oturacağını söyleyen Denktaş seçim başarısını bekliyor çözüm için. Bu başarı Kıbrıs’a ne kazandırır ne kaybettirir dediğimde şöyle yanıtlıyor: “Kimliğine sahip çıkan bir devlet olur. KKTC tanınması için bu kafi bir nedendir. Daha önce yasa dışı dedikleri devletimizin tanınması için bu referandum kafidir. Bizim kimliğimizin altının çizilmesi anlamına gelecektir bu.” T.C. kökenlilerle aramızda hiçbir sorun yok diye Denktaş Türk köylerinin biraz yoksul olduğunu itiraf ediyor: “T.C kökenlilerin köyü gerçekten gerektiği gibi kalkınmış değil. Ayrıcalık yapılmadı mı bazı zamanlarda. Yapılmış olabilir. Bu neden değil. Hepimiz Anadolu’dan geldik. 1975’de gelenler yavaş yavaş kaynaşıyor toplumumuzla. Bunların altını çizmek hatadır. Hükümetin kendilerine yardım etmediğini söyleyen T.C. köylerine gittim geçenlerde. Karpaz bu şikayetlerle dolu bir yöre. Toplantı yaptım. Çok acı şeyler göreceğiz sandım. Yapılan hizmetlerin listesini koydu hükümet önüme şaşırdım. İşsizlik hepimiz için geçerli. Dünyanın hiçbir yerinde iç sıkıntılar nedeniyle devletten vaz geçilmez. Muhalefet bunu söylüyor. Ben muhalefeti hep korudum. Demokrasi varsa benim sayemde var. Ama artık burama geldi mecburum halkıma onların yanlış olduğunu söylemeye. Onları destekleyemem.” Sayın Denktaş Annan planına alternatif bir plan üstünde çalıştıklarını söyledi. Seçim yeni şeylere gebe.</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=4343&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/denktas-hakka-yurudu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pembe Hanım Derneği</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/pembe-hanim-dernegi/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/pembe-hanim-dernegi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 17:36:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=4330</guid>
		<description><![CDATA[Pek yakında kendi yerinde faaliyete geçiyor ve herkesi bekliyor. Kanserli hasta ve yakınlarına siz de yardımcı olun!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4331" title="LBF_3603" src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/wp-content/uploads/2012/01/LBF_3603-199x300.jpg" alt="" width="199" height="300" />Pek yakında kendi yerinde faaliyete geçiyor ve herkesi bekliyor. Kanserli hasta ve yakınlarına siz de yardımcı olun!</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=4330&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/pembe-hanim-dernegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadın sadece meme değildir</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/kadin-sadece-meme-degildir/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/kadin-sadece-meme-degildir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 17:31:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=4326</guid>
		<description><![CDATA[Nevval Sevindi-Habertürk Helin Avşar Röportajı- 8 Ocak Pazar 2012 ‘Bedenim kanser olabilir, ama ruhum değil’ O bir gazeteci…Bir yazar… Bir kanser savaşçısı… Kimden mi bahsediyorum? Kendisi de kanser olan ama hiçbir zaman yenilmeyen, çalışmalarıyla binlerce kişiye ulaşan Nevval Sevindi’den. Son haftaların en önemli gündem maddelerinden olan meme kanserini daha doğrusu kanseri, memelerini bu yüzden kaybeden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4327" title="410819_10150499033339633_51351564632_8799744_767323554_o" src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/wp-content/uploads/2012/01/410819_10150499033339633_51351564632_8799744_767323554_o-300x160.jpg" alt="" width="300" height="160" /></p>
<p><span id="more-4326"></span></p>
<p><strong>Nevval Sevindi-Habertürk</strong></p>
<p><strong>Helin Avşar Röportajı- 8 Ocak Pazar 2012</strong></p>
<p><strong>‘Bedenim kanser olabilir, ama ruhum değil’</strong></p>
<p>O bir gazeteci…Bir yazar… Bir kanser savaşçısı… Kimden mi bahsediyorum? Kendisi de kanser olan ama hiçbir zaman yenilmeyen, çalışmalarıyla binlerce kişiye ulaşan Nevval Sevindi’den. Son haftaların en önemli gündem maddelerinden olan meme kanserini daha doğrusu kanseri, memelerini bu yüzden kaybeden Sevindi ile masaya yatırdık.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Helin Avşar-Habertürk</strong></p>
<p>Sanırım aranızda kanserle tanışmayan yoktur. Direkt size bulaşmadıysa bile yakınlarınıza sızmıştır. Bugün kanserden bahsedeceğiz ama hikayemizin içinde umutsuzluğun, yenilmişliğin vazgeçmenin kırıntısına rastlamayacaksınız. Sizi meslektaşım Nevval Sevindi ile tanıştırmak istiyorum. O iki kez meme kanserine yakalandı. İkincide iki memesini aldırdı, ama kadınlığını, yaşama inancını, aşkı hiçbir zaman kaybetmedi. Bu mücadeleci ruh kemoterapi görürken köy köy Anadolu’yu dolaşıp adının anılması bile yasak olan hastalık konusunda binlerce kişiyi bilinçlendirdi. Dernekler kurdu, sempozyumlar düzenledi, orada yaptığı konuşmalar sayesinde hayat kurtardı.</p>
<p><strong>-Kanser nasıl bir şey?</strong></p>
<p><strong>Nevval Sevindi (NS</strong>)-Hiç kolay değil, çünkü herhangi bir hastalık başınıza geldiğinde ameliyat ya da tedavi oluyorsunuz, bitiyor. “atlattım” diyorsunuz. Kanser böyle değil. Varlığını her zaman hissettiriyor. Bu yüzden kitabımın adını “Kanserle Yaşıyorum” koydum. “Başım ağrıdı. Acaba yine tümör mü çıktı?” diye her dakika düşünmek değil tabii ki, ama tekrar ettiğinde ne yapacağınızın bilincinde olmak gerekiyor. Kanserle yaşamak ya da hayatınızdan birinin kanser olması travmatik bir olaydır, çünkü ölüm duygusuyla burun buruna geliyorsunuz.</p>
<p><strong>-Kendimden biliyorum. “Hayat çok güzel” diye düşünürken bir anda hastalığın getirdiği farklı duyguları yaşıyorsunuz..</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Damdan düşmeden anlamıyorsunuz. Teyzemi, anemi, halamı meme kanserinden kaybettim. Annem kanser olduktan 1,5 yıl sonra meme kanseri oldum. Kimseyi anlamadığımı anladım. Doktor “Kansersin. 48 saat sonra acil ameliyat olman gerekiyor. Göğüslerini alacağız” diye sıralıyor, ama hayatınızda nelerin değişeceğini, ruh halinizi anlatmıyor. Mesele sadece meme alma işi değil. Arkasında bir anne, eş, işkadını, bir gazeteci var. Bunlar göz ardı ediliyor. Aniden bir boşluğa düşüyorsunuz. Sadece hastasın. Hasta diye koydukları yerde kendinizi yapayalnız hissediyorsunuz.</p>
<p><strong>-Öğrendiğinizde “Ben kanserim” diyebildiniz mi?</strong></p>
<p><strong>NS</strong>: Evet. Türkiye’ye de  söylettirebildim üstelik. Bulaşıcı sananlar var. Anadolu’ya konferans vermek için gittim.Kanser olanların evine arkadaşlarının gitmediğini, çocuklarını göndermediğini öğrendim. Yalnız bırakıp izole ediyorlar. Halbuki hastanın yaşama sevincini kaybetmemesi, dinlemesi, konuşması, psikolojik destek bulması gerekirken daha kötüsünün yapıldığını dehşetle gördüm.</p>
<p><strong>‘BU BİR İNSANİ MESELE’</strong></p>
<p><strong>-O zaman doktorlar bu kadar ilgileniyor muydu konuyla?</strong></p>
<p><strong>NS</strong>: Hiç konuşmazlardı. Yapılması gerekeni söylerlerdi. Bitti… Tıbbi bir mesele olduğu düşünülürdü. Ama bu yanlış. Kanser sadece tıbbi bir mesele değil. Aynı zamanda insani bir mesele. Hastalar da nesne değil, insan.</p>
<p><strong>-Psikolojinin ne kadar önemli olduğunu bilmiyorlardı belki o zaman?&#8230;</strong></p>
<p><strong>-NS:</strong> Hayır. Soru sorduğunuzda cevap vermezlerdi. “Sen doktor musun? Ne işine yarayacak? Sana ne?” derlerdi. Ya da doktor jargonuyla öyle bir cevap verirlerdi ki zaten anlama şansınız olmazdı. Doktor, Allah yerine konuluyordu. “Büyücü doktor” diyorum ben buna. Böyle bir doktor ve hasta modeli vardı. Bunu kabul etmedim. “Hasta olarak benim de haklarım taleplerim var. Bundan sonra nasıl bir hayat yaşayacağımı bilmek istiyorum” dedim. “Göğüslerin ne önemi var? elin kolun gibi kullandığın bir organ değil ki” dediler. “Siz kullanmıyor olabilirsiniz, ben kullanıyorum” dedim.</p>
<p><strong>-Bunu size doktor mu söyledi?</strong></p>
<p><strong>-NS</strong>: O zaman birçok doktor böyle söyledi. Kemoterapi çok fazla bilinmiyordu. Onkolog da yoktu.</p>
<p><strong>-Bahsettiğiniz dönemlerde zaten kanser bu kadar yaygın değildi.</strong></p>
<p><strong>NS:</strong>1980’li yılların ortalarında böyle davranılıyordu.</p>
<p><strong>-Sinir olduğunuz bir doktor var mı o günlerden? Sonra karşısına çıktığınız mesela?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Doktor hasta ilişkilerinden bahsettiğim için bana sinir olan doktor çok fazlaydı. Destek ve bitki tedavilerinden bahsettiğim zaman kızıyorlardı. Bunlar doktorların reddettiği şeylerdi. O zaman kızanların çoğu, şimdi bu konulara sıcak bakıyor. Buna seviniyorum tabii.   </p>
<p><strong>-Hastaların bazıları kemoterapiye inanıyor, bazıları doğal yollarla tedavi oluyor. Elinizde olsa hangi yolu seçmek isterdiniz?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Bizim seçme şansımız yoktu ama İsviçre’deki hastaların vardı. Ben bunu söyleyince bana kızıyorlardı. Oradaki doktorlar “onkoloji mi istiyorsunuz, yoksa alternatif tedavi mi?” diye sormakla yükümlüydü. Yine de bitkisel tedaviye cesaret edemezdim. Kemoterapiden sonra destek tedavisi olarak birçok bitkisel ürün kullandım.</p>
<p><strong>-Göğüsleriniz alındı mı?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> İlkinde mücadele ettim, aldırmadım. 2009’da yeniden kanser oldum. Önce sol memeydi. 2009’da sağ da kanser oldu. Test sonucu kanserin genetik olduğu anlaşılınca bu riski alamayacağını söyledi doktor. Bu yüzden ikinci kanser birinciden daha travmatik oldu. Her şeye baştan başladık. Hem de bu sefer göğüslerimi kaybettim.</p>
<p><strong>-Eşinizle neler yaşadınız?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Bir kadın sadece “meme” değildir. Eşim bana çok destek oldu. Bana çok aşık. Yıllarca bunu ispatladı.</p>
<p><strong>-Böyle bir kadına aşık olunmaz mı?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Hep çok neşeliyimdir. Ameliyattan çıktıktan sonra bile ilk istediğim şey makyaj çantam oldu. Çekim için televizyondan gelmişler. Kız kardeşim perişan halde. Her gelen ona bakıyor, “vah vah… Hasta mısınız? Diyor. Kız kardeşim dedi ki “Bu ne rezalet! Hasta olan sensin.”</p>
<p><strong>‘EŞİM BANA MÜTHİŞ BİR SEVGİYLE  SARILDI’</strong></p>
<p><strong>-Hastalık döneminde hayattan kopmamak gerekiyor, değil mi?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Hayattan kopmak hastalığı tetikliyor. İlaç kadar içinizdeki enerji, güç, iman da çok önemli.</p>
<p><strong>-Aşk da önemli mi?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Kesinlikle. Yaşama sevincinin doruk noktası. Her şeyle savaşacak iyi hücreleri böyle üretebilirsiniz.</p>
<p><strong>-Eşiniz hastalığınız öğrendiğinde ne dedi?   </strong></p>
<p><strong>NS:</strong> “Sen her halinle güzelsin” dedi. Sinirlendim. Güzelliğine düşkün biriyimdir. İnsanın göğüslerini kaybetmesi o kadar da güzel bir şey değil.</p>
<p><strong>-Sonradan yaptırabilirsiniz ama</strong>.</p>
<p><strong>NS:</strong> Serdar Eren gibi çok iyi bir doktorun elindeydim. Fakat sol tarafım daha önce radyoterapi gördüğü için sırtüstü yattığım halde patladı. Yeniden yapılması gerekti. Tabii bunlar çok büyük acılar.uzun süreçler gerektirdiği için ciddi olarak üzüldüm.</p>
<p><strong>-Hayata çok bağlı olduğunuzu görüyorum. Kemoterapi sırasında kadınlar neler hissediyor?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Size aşık bir kocanız varken bile çok zor. Bunları yalnız yaşayan insanlar da var. Anne kız birlikte kanser olanlar da. Kanserle karşılaştığınızda etrafınızdakilere rağmen kendinizi yalnız hissediyorsunuz. Çünkü onlar sağlıklı, ama siz hastasınız. “Neden benim başıma geldi?” diye içten içe düşünüyorsunuz. Kemoterapi çok ağır bir tedavi: kadınlığınıza ait saçınızı kaybediyorsunuz. Sürekli görüntü veriyordum. Dolayısıyla kuaförde çok zaman geçiren biriydim.Peruğuyla kuaföre giden ender hastalardan biriydim galiba. “Peruk Takan Kadınlar” diye bir filmin de kahramanı oldum.</p>
<p><strong>-Perukla kuaföre gittiğinizde ne diyorlardı?</strong></p>
<p><strong>NS</strong>: Kuaförüm “Böyle başka müşterim yok. Kanser olanlar var ama onlar saçları olmadığı için üzülüp gelmediler” dedi. Televizyona çıkıp programı yapmaya devam ettim. “Nevval Hanım kemoterapi olanların hepsinin saçları döküldü.Sizin hiç dökülmedi. Çok güzel görünüyorsunuz” diyorlardı. Evin içinde de saçsız dolaşmazdım.</p>
<p><strong>-Anladığım kadarıyla hiçbir zaman hayatı bırakmamışsınız. Güzelliğiniz de hep korumuşsunuz. Eşinizi kaybetme korkusu olabilir mi bir yandan?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Hayır bırakmadım. Ben kendimi güzel görmeyi seviyorum. Ona da aşkının karşılığı olarak böyle bir hediye vermem gerekiyordu. O kadar aşık bir adamın darmadağınık bir kadın görmesi hoş olmazdı.</p>
<p><strong>-Aklınızda kalan size söylediği güzel bir cümle var mı? </strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Çok üzüldüğünü biliyorum. Sert görünür genelde ama acısını gösterdi, ağladı. “Önemli olan tek şey senin varlığın. Başka hiçbir şey benim için önemli değil. Her halinle güzelsin. Senin sadece ruhun bile kalsa benim için yeterli. Bedeninle ilgilenmiyorum” dedi. Müthiş bir sevgiyle sarıldı.</p>
<p><strong>-Eşinizle ya da çevrenizdekilerle yaşadığınız trajikomik olaylar oldu mu?</strong></p>
<p><strong>NS</strong>: İkinci kez kanser olduğum dönemde bana dokunulmasından hoşlanmıyordum. Bunun organ kabıyla alakası vardı. Vücuduma yabancılaşmam söz konusu oldu.</p>
<p><strong>-Bir takım felaketlerin aile bağlarını güçlendirdiğini düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Evet, aileyi sevgiyi hatırlatıyor.</p>
<p><strong>-Sevimsiz gelen hareketler oluyor mu o dönemde?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> oluyor tabii. İlk dönemde huzursuz ve aksi olduğunuz için yaşanıyor. Hastalığı geçirmiş ve bilen biri olarak beni yönlendirmeye çalışmaları da hoşuma gitmiyordu. Çünkü o anda istediğiniz bunlar değil. Sıcak bir sohbet benim için çok daha anlamlı.</p>
<p><strong>-Çok fazla konferansa katılıyorsunuz, insanlarla iletişim kuruyorsunuz. Şu an kansere tepki nasıl?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> İlk kanser olduğumda Anadolu’ya gittim. Kemoterapi alırken yatmadım. Belgesel çekiyordum. Hafta sonlarında köy köy dolaşıp “Kanser nedir?” diye konferanslar veriyordum. Meme ve rahim kanserinin çok acımasız bir tarafı var. Köylerde göğüsleri ve rahimleri alınan kadınlar kocaları tarafından terk ediliyordu. Büyük şehirlerde de böyle şeyler oluyor, ama Anadolu’da erkekler aileleri tarafından eşlerini terk etmeleri için zorlanıyordu. “Sana yeni bir kadın almamız lazım” diyerek, o kadını hepten ölüme terk ediyorlardı.</p>
<p>Kanserle ilgili önyargıları ve erkeklerin bakış açısını kırmak için yaptığım çalışmalar işe yaradı, insanlar bilinçlendi.</p>
<p>Türkiye’yi hasta hakları konusunda dünyada temsil ettim. Fransa, Almanya, İsviçre gibi pek çok Avrupa ülkesinde çalıştık. Bunun içinde Filistin, mısır gibi Ortadoğu ülkeleri de var. En son Almanya’da Avrupa Birliği Kanser Günü vardı. Bu arada 2000’li yıllarda “Hasta Hakları Yasası” çıktı. Kanserin hastayı söylenmesi için çok mücadele ettim. Hastanın içindeki enerji ve bilgi harekete geçirilmeli. Kanser sevgiyi ve bilgiyi bir araya getirerek yenebileceğiniz bir hastalık. İrademize ihtiyacımız var.</p>
<p><strong>-Kanser hastalarının yakınlarına ne önerirsiniz?</strong></p>
<p><strong>NS</strong>: Hasta olduğunu hissettirmemeliyiz. Yoksa insan hasta psikolojisine girer, pasifliğe alışır. Hastalık da hayatın gerçeklerinden biri. Hastaların da “Bu gerçeği kabul ediyorum ve elbette sevdiklerime ihtiyacım var ama bana farklı davranmalarını istemiyorum” demeleri lazım. Mesela yatakta kek yapardım. Bana bakması gerekenler yaptığım keki yedi.</p>
<p><strong>-Bugüne kadar kaç sempozyum düzenlediniz?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong>  Anadolu’da 7 dernek kurdum. İstanbul’da da Boşnak büyükannem adına Pembe Hanım Derneği’ni. Kurdum.</p>
<p><strong>-İlginizi çeken olaylar oldu mu?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Bir kadın “Nevval Hanım iyi ki burada konferans verdiniz. Aklımın ucundan geçmezdi mamografi çektirmek. Söyledikleriniz etkilendim ve ertesi gün mamografiye gittim. Başlangıç düzeyinde kanser tespit ettiler. Siz olmasanız ölebilirdim” dedi. Bu durum çok sevindirici tabii. Bir insanın hayatını değiştirecek bir karar vermesini bir saatlik bir konferansla sağlayabilirsiniz.</p>
<p><strong>-Yıllar önce gazetede yazmaya karar verdiniz. Şimdi sempozyumlar düzenliyorsunuz. Belki binlerce kişinin hayatını kurtarıyorsunuz.</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Toplumsal bir bakış açım var. Kanser olduğumda bunun bireysel bir sorun olmadığını algıladım. “Bu hastalık bana geldiyse başka insanlara yardımcı olmak gibi bir görev de getiriyor” diye düşündüm. Hepimizin bir misyonu var, farkında olmasak da binlerce insanı etkiliyor. “iyilik başkası için yapılan bir şey değildir” derim hep. O iyilik bizi de iyi ediyor. Bana ettikleri duanın beni iyileştirdiğini biliyorum. “Biz ne yapalım?” diye sorduklarında “Benim yaptıklarımı yapn” diyorum.</p>
<p>Hiç yol yordam bilmeyenler, korkanlar var. Bir kadının kanserden midesi alınmış, haberi yok. Etrafındakiler biliyor. Hastanede Mavi Melekler’le program yaptım.</p>
<p><strong>‘ACIYI BAŞKASINA FATURA ETMEK GEREKMİYOR’ </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>-Eşiniz size “O kadar şey yaşadın, bu kadar güzelsin, ne oluyor sana” diyor mu?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> İkinci kez kanser olduktan sonra biri bana “Ameliyat oldun, kemoterapi oldun.Kansersin diye üzülerek geliyoruz. Her defasında daha da güzelleşmiş oluyorsun. Estetik ameliyat olup bize numara mı yapıyorsun?” dedi. Bir kadın da Hürriyet’te “Onun ki gerçek kanser değil. Olsa bu kadar gülemezdi” diye yazmış. Çok acı çekmek insanın suratının asık olmasını, o acıyı başkasına fatura etmeyi gerektirmiyor. Çok acı çektim diye kendinizi acındırmak zavallılıktır. Ruhunuzu kanser ediyorsunuz. Bedenim kanser olabilir, ama ruhum değil.</p>
<p><strong>-Kanser olduğunuzda ruhunuzu temizlemek adına yaptığınız bir takım çalışmalar var mıydı?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Kitabıma attığım başlıklarda Mevlana’nın sözlerinden alıntılar var”Yüreğimin özünde başka yarınlar var” sözünü kapak başlığıma koydum. İmanımı geliştirmek, Sufi yollara yakın hissetmek, Allaha yakınlaşmamı sağladı. Kendini mümin bilenlerin bile söylediği çok yanlış bir şey vardı. “Kim bilir neler yaptı da başına bu geldi.” İslamiyet’in içinde böyle bir şey yok. Hastalık verilmiş nasiptir, imtihandır. Allah sadece sevdiği kullarına verir. HZ. Mevlana da kanserden ölmüş. İslamiyet’te hastalıkla ilgili söylenen her şey çok sıcaktır. Diğerleri bağnaz, gerici,kendi başına uydurulmuş laflar. Hiç kimse kendini Allah yerine koymasın. Hastalık, işlediğiniz herhangi bir günahın karşılığı değildir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>‘BAL BAŞLIBAŞINA İLAÇ’</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>-Hasta olduğunuz dönemde özel olarak yediğiniz, içtiğiniz bir şeyler oldu mu?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> İzmirliyim. Mutfağımız zeytinyağı ve ot üzerine kurgulanmış. Zeytinyağı, deniz ürünleri, ısırgan otu kullanırım. Isırgan otunu ve ıspanağı karıştırıp börek yaparız. Isırgan otu tohumun salataya koyarım. Yağını da kullanırım. Suya çam çırası atıyorum. Anadolu’da gördüğüm otacı denilen bitkiciler vardı. Balla karıştırılmış bir takım otlar yapıyorlardı. Bal zaten başlı başına bir ilaç.</p>
<p><strong>-Arı sütü de tavsiye edilir.</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Evet. Kitabımda “Mutfağımda neler değişmeli” diye bir bölüm var. Korkmayın. Sevgiyle bu hastalığı yenebilirsiniz.</p>
<p><strong>‘BİLGİ HAYAT KURTARIR’</strong></p>
<p><strong>-Pembe Hanım’ı anlatsanız biraz da</strong></p>
<p><strong>NS</strong>: İstanbul’da Pembe Hanım Kanserli Hastalarla ve Yakınlarıyla Dayanışma Derneği. Sorunlarınız ya da destek için gelebilirsiniz.</p>
<p><strong>-Her türlü soruyu sorabilirler mi size?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Kesinlikle.</p>
<p><strong>-Sadece meme kanseri olanlar mı gelebiliyor derneğe?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Her türlü kanser hastası ve yakınlarıyla dayanışma içindeyiz. Kanser hastalarının cinsel sorunları yokmuş gibi davranıyorlar. İstanbul’da her ay kemoterapi hastalarını ziyaret ediyoruz. Doktora sormadıkları soruları bize soruyorlar. Kanser hastası olmamız yakınlık sağlıyor. Moral veriyoruz. Yabancı hastalarla da konuşuyoruz. Kanser hastası kadınların eşiyle beraber psikolojik destek alması lazım. Bilgi hayat kurtaran bir şey, Yaşam kalitesi çok önemli.</p>
<p><strong>Nevval Sevindi kim?</strong></p>
<p>Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde kadın-erkek ilişkileri, sosyal ve kültürel politikalar üzerine yazılar yazdı. Fethullah Gülen’le New York’ta ses getiren röportajlar yapan Sevindi, bu röportajları kitap olarak da yayınladı.</p>
<p>Sevindi kanser ve hasta hakları üzerine çalışmalar yapıyor. Bu konuda dernekler kuran Sevindi çalışmalarıyla Sağlık Bakanlığı’ndan ödül aldı.</p>
<p><strong>13 kitabı var</strong></p>
<p>Sevindi’nin aralarında Aşk Kapıyı Her Zaman Çalar, Kent ve Kültür, Ne kadar ilgi O Kadar Sevgi, Daha Fazla Özgürlük adlı kitaplarının yanı sıra yayınlanmış 13 kitabı bulunuyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Meme Kanseri</strong></p>
<p>Akciğer kanserinden sonra görülme sıklığı en yüksek kanser türü. Her 8 kadından birinin hayatının belirli bir zamanında meme kanserine yakalanacağı söyleniyor. Kadın hastaların sayısı erkeklerden 100 kat fazla.</p>
<p><strong>Erken teşhisin önemi</strong></p>
<p>Meme kanseri yayılmadan önce tespit edilirse hasta yüzde 96 yaşam şansına sahip oluyor. Ama her yıl dünyada 44 binde bir kadın da meme kanserinden hayatını kaybediyor.</p>
<p><strong>Riski arttıran faktörler</strong></p>
<p>50 yaş üzerinde olmak. Yakın akrabalarından birinin meme kanseri olması. Adet görmeye 12 yaşından önce başlamak.Hiç gebe kalmamış olmak. Adetin 50 yaşından sonra da devam etmesi.</p>
<p><strong>Son Spot:</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“Bir kadın sadece ‘meme’ değildir. Eşim bana çok destek oldu. Bana çok aşık. Yıllarca bunu ispatladı.” </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=4326&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/kadin-sadece-meme-degildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Habertürk</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/haberturk/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/haberturk/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 17:30:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=4323</guid>
		<description><![CDATA[Pembe Hanım Derneği tel:05325150506 Nevval Sevindi-Habertürk Helin Avşar Röportajı- 8 Ocak Pazar 2012 ‘Bedenim kanser olabilir, ama ruhum değil’ O bir gazeteci…Bir yazar… Bir kanser savaşçısı… Kimden mi bahsediyorum? Kendisi de kanser olan ama hiçbir zaman yenilmeyen, çalışmalarıyla binlerce kişiye ulaşan Nevval Sevindi’den. Son haftaların en önemli gündem maddelerinden olan meme kanserini daha doğrusu kanseri, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4324" title="377956_10150499038454633_51351564632_8799769_1515432956_n" src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/wp-content/uploads/2012/01/377956_10150499038454633_51351564632_8799769_1515432956_n-262x300.jpg" alt="" width="262" height="300" /></p>
<p>Pembe Hanım Derneği tel:05325150506</p>
<p><strong>Nevval Sevindi-Habertürk</strong></p>
<p><strong>Helin Avşar Röportajı- 8 Ocak Pazar 2012</strong></p>
<p><strong>‘Bedenim kanser olabilir, ama ruhum değil’</strong></p>
<p>O bir gazeteci…Bir yazar… Bir kanser savaşçısı… Kimden mi bahsediyorum? Kendisi de kanser olan ama hiçbir zaman yenilmeyen, çalışmalarıyla binlerce kişiye ulaşan Nevval Sevindi’den. Son haftaların en önemli gündem maddelerinden olan meme kanserini daha doğrusu kanseri, memelerini bu yüzden kaybeden Sevindi ile masaya yatırdık.</p>
<p><strong> <span id="more-4323"></span></strong></p>
<p><strong>Helin Avşar-Habertürk</strong></p>
<p>Sanırım aranızda kanserle tanışmayan yoktur. Direkt size bulaşmadıysa bile yakınlarınıza sızmıştır. Bugün kanserden bahsedeceğiz ama hikayemizin içinde umutsuzluğun, yenilmişliğin vazgeçmenin kırıntısına rastlamayacaksınız. Sizi meslektaşım Nevval Sevindi ile tanıştırmak istiyorum. O iki kez meme kanserine yakalandı. İkincide iki memesini aldırdı, ama kadınlığını, yaşama inancını, aşkı hiçbir zaman kaybetmedi. Bu mücadeleci ruh kemoterapi görürken köy köy Anadolu’yu dolaşıp adının anılması bile yasak olan hastalık konusunda binlerce kişiyi bilinçlendirdi. Dernekler kurdu, sempozyumlar düzenledi, orada yaptığı konuşmalar sayesinde hayat kurtardı.</p>
<p><strong>-Kanser nasıl bir şey?</strong></p>
<p><strong>Nevval Sevindi (NS</strong>)-Hiç kolay değil, çünkü herhangi bir hastalık başınıza geldiğinde ameliyat ya da tedavi oluyorsunuz, bitiyor. “atlattım” diyorsunuz. Kanser böyle değil. Varlığını her zaman hissettiriyor. Bu yüzden kitabımın adını “Kanserle Yaşıyorum” koydum. “Başım ağrıdı. Acaba yine tümör mü çıktı?” diye her dakika düşünmek değil tabii ki, ama tekrar ettiğinde ne yapacağınızın bilincinde olmak gerekiyor. Kanserle yaşamak ya da hayatınızdan birinin kanser olması travmatik bir olaydır, çünkü ölüm duygusuyla burun buruna geliyorsunuz.</p>
<p><strong>-Kendimden biliyorum. “Hayat çok güzel” diye düşünürken bir anda hastalığın getirdiği farklı duyguları yaşıyorsunuz..</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Damdan düşmeden anlamıyorsunuz. Teyzemi, anemi, halamı meme kanserinden kaybettim. Annem kanser olduktan 1,5 yıl sonra meme kanseri oldum. Kimseyi anlamadığımı anladım. Doktor “Kansersin. 48 saat sonra acil ameliyat olman gerekiyor. Göğüslerini alacağız” diye sıralıyor, ama hayatınızda nelerin değişeceğini, ruh halinizi anlatmıyor. Mesele sadece meme alma işi değil. Arkasında bir anne, eş, işkadını, bir gazeteci var. Bunlar göz ardı ediliyor. Aniden bir boşluğa düşüyorsunuz. Sadece hastasın. Hasta diye koydukları yerde kendinizi yapayalnız hissediyorsunuz.</p>
<p><strong>-Öğrendiğinizde “Ben kanserim” diyebildiniz mi?</strong></p>
<p><strong>NS</strong>: Evet. Türkiye’ye de  söylettirebildim üstelik. Bulaşıcı sananlar var. Anadolu’ya konferans vermek için gittim.Kanser olanların evine arkadaşlarının gitmediğini, çocuklarını göndermediğini öğrendim. Yalnız bırakıp izole ediyorlar. Halbuki hastanın yaşama sevincini kaybetmemesi, dinlemesi, konuşması, psikolojik destek bulması gerekirken daha kötüsünün yapıldığını dehşetle gördüm.</p>
<p><strong>‘BU BİR İNSANİ MESELE’</strong></p>
<p><strong>-O zaman doktorlar bu kadar ilgileniyor muydu konuyla?</strong></p>
<p><strong>NS</strong>: Hiç konuşmazlardı. Yapılması gerekeni söylerlerdi. Bitti… Tıbbi bir mesele olduğu düşünülürdü. Ama bu yanlış. Kanser sadece tıbbi bir mesele değil. Aynı zamanda insani bir mesele. Hastalar da nesne değil, insan.</p>
<p><strong>-Psikolojinin ne kadar önemli olduğunu bilmiyorlardı belki o zaman?&#8230;</strong></p>
<p><strong>-NS:</strong> Hayır. Soru sorduğunuzda cevap vermezlerdi. “Sen doktor musun? Ne işine yarayacak? Sana ne?” derlerdi. Ya da doktor jargonuyla öyle bir cevap verirlerdi ki zaten anlama şansınız olmazdı. Doktor, Allah yerine konuluyordu. “Büyücü doktor” diyorum ben buna. Böyle bir doktor ve hasta modeli vardı. Bunu kabul etmedim. “Hasta olarak benim de haklarım taleplerim var. Bundan sonra nasıl bir hayat yaşayacağımı bilmek istiyorum” dedim. “Göğüslerin ne önemi var? elin kolun gibi kullandığın bir organ değil ki” dediler. “Siz kullanmıyor olabilirsiniz, ben kullanıyorum” dedim.</p>
<p><strong>-Bunu size doktor mu söyledi?</strong></p>
<p><strong>-NS</strong>: O zaman birçok doktor böyle söyledi. Kemoterapi çok fazla bilinmiyordu. Onkolog da yoktu.</p>
<p><strong>-Bahsettiğiniz dönemlerde zaten kanser bu kadar yaygın değildi.</strong></p>
<p><strong>NS:</strong>1980’li yılların ortalarında böyle davranılıyordu.</p>
<p><strong>-Sinir olduğunuz bir doktor var mı o günlerden? Sonra karşısına çıktığınız mesela?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Doktor hasta ilişkilerinden bahsettiğim için bana sinir olan doktor çok fazlaydı. Destek ve bitki tedavilerinden bahsettiğim zaman kızıyorlardı. Bunlar doktorların reddettiği şeylerdi. O zaman kızanların çoğu, şimdi bu konulara sıcak bakıyor. Buna seviniyorum tabii.   </p>
<p><strong>-Hastaların bazıları kemoterapiye inanıyor, bazıları doğal yollarla tedavi oluyor. Elinizde olsa hangi yolu seçmek isterdiniz?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Bizim seçme şansımız yoktu ama İsviçre’deki hastaların vardı. Ben bunu söyleyince bana kızıyorlardı. Oradaki doktorlar “onkoloji mi istiyorsunuz, yoksa alternatif tedavi mi?” diye sormakla yükümlüydü. Yine de bitkisel tedaviye cesaret edemezdim. Kemoterapiden sonra destek tedavisi olarak birçok bitkisel ürün kullandım.</p>
<p><strong>-Göğüsleriniz alındı mı?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> İlkinde mücadele ettim, aldırmadım. 2009’da yeniden kanser oldum. Önce sol memeydi. 2009’da sağ da kanser oldu. Test sonucu kanserin genetik olduğu anlaşılınca bu riski alamayacağını söyledi doktor. Bu yüzden ikinci kanser birinciden daha travmatik oldu. Her şeye baştan başladık. Hem de bu sefer göğüslerimi kaybettim.</p>
<p><strong>-Eşinizle neler yaşadınız?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Bir kadın sadece “meme” değildir. Eşim bana çok destek oldu. Bana çok aşık. Yıllarca bunu ispatladı.</p>
<p><strong>-Böyle bir kadına aşık olunmaz mı?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Hep çok neşeliyimdir. Ameliyattan çıktıktan sonra bile ilk istediğim şey makyaj çantam oldu. Çekim için televizyondan gelmişler. Kız kardeşim perişan halde. Her gelen ona bakıyor, “vah vah… Hasta mısınız? Diyor. Kız kardeşim dedi ki “Bu ne rezalet! Hasta olan sensin.”</p>
<p><strong>‘EŞİM BANA MÜTHİŞ BİR SEVGİYLE  SARILDI’</strong></p>
<p><strong>-Hastalık döneminde hayattan kopmamak gerekiyor, değil mi?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Hayattan kopmak hastalığı tetikliyor. İlaç kadar içinizdeki enerji, güç, iman da çok önemli.</p>
<p><strong>-Aşk da önemli mi?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Kesinlikle. Yaşama sevincinin doruk noktası. Her şeyle savaşacak iyi hücreleri böyle üretebilirsiniz.</p>
<p><strong>-Eşiniz hastalığınız öğrendiğinde ne dedi?   </strong></p>
<p><strong>NS:</strong> “Sen her halinle güzelsin” dedi. Sinirlendim. Güzelliğine düşkün biriyimdir. İnsanın göğüslerini kaybetmesi o kadar da güzel bir şey değil.</p>
<p><strong>-Sonradan yaptırabilirsiniz ama</strong>.</p>
<p><strong>NS:</strong> Serdar Eren gibi çok iyi bir doktorun elindeydim. Fakat sol tarafım daha önce radyoterapi gördüğü için sırtüstü yattığım halde patladı. Yeniden yapılması gerekti. Tabii bunlar çok büyük acılar.uzun süreçler gerektirdiği için ciddi olarak üzüldüm.</p>
<p><strong>-Hayata çok bağlı olduğunuzu görüyorum. Kemoterapi sırasında kadınlar neler hissediyor?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Size aşık bir kocanız varken bile çok zor. Bunları yalnız yaşayan insanlar da var. Anne kız birlikte kanser olanlar da. Kanserle karşılaştığınızda etrafınızdakilere rağmen kendinizi yalnız hissediyorsunuz. Çünkü onlar sağlıklı, ama siz hastasınız. “Neden benim başıma geldi?” diye içten içe düşünüyorsunuz. Kemoterapi çok ağır bir tedavi: kadınlığınıza ait saçınızı kaybediyorsunuz. Sürekli görüntü veriyordum. Dolayısıyla kuaförde çok zaman geçiren biriydim.Peruğuyla kuaföre giden ender hastalardan biriydim galiba. “Peruk Takan Kadınlar” diye bir filmin de kahramanı oldum.</p>
<p><strong>-Perukla kuaföre gittiğinizde ne diyorlardı?</strong></p>
<p><strong>NS</strong>: Kuaförüm “Böyle başka müşterim yok. Kanser olanlar var ama onlar saçları olmadığı için üzülüp gelmediler” dedi. Televizyona çıkıp programı yapmaya devam ettim. “Nevval Hanım kemoterapi olanların hepsinin saçları döküldü.Sizin hiç dökülmedi. Çok güzel görünüyorsunuz” diyorlardı. Evin içinde de saçsız dolaşmazdım.</p>
<p><strong>-Anladığım kadarıyla hiçbir zaman hayatı bırakmamışsınız. Güzelliğiniz de hep korumuşsunuz. Eşinizi kaybetme korkusu olabilir mi bir yandan?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Hayır bırakmadım. Ben kendimi güzel görmeyi seviyorum. Ona da aşkının karşılığı olarak böyle bir hediye vermem gerekiyordu. O kadar aşık bir adamın darmadağınık bir kadın görmesi hoş olmazdı.</p>
<p><strong>-Aklınızda kalan size söylediği güzel bir cümle var mı? </strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Çok üzüldüğünü biliyorum. Sert görünür genelde ama acısını gösterdi, ağladı. “Önemli olan tek şey senin varlığın. Başka hiçbir şey benim için önemli değil. Her halinle güzelsin. Senin sadece ruhun bile kalsa benim için yeterli. Bedeninle ilgilenmiyorum” dedi. Müthiş bir sevgiyle sarıldı.</p>
<p><strong>-Eşinizle ya da çevrenizdekilerle yaşadığınız trajikomik olaylar oldu mu?</strong></p>
<p><strong>NS</strong>: İkinci kez kanser olduğum dönemde bana dokunulmasından hoşlanmıyordum. Bunun organ kabıyla alakası vardı. Vücuduma yabancılaşmam söz konusu oldu.</p>
<p><strong>-Bir takım felaketlerin aile bağlarını güçlendirdiğini düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Evet, aileyi sevgiyi hatırlatıyor.</p>
<p><strong>-Sevimsiz gelen hareketler oluyor mu o dönemde?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> oluyor tabii. İlk dönemde huzursuz ve aksi olduğunuz için yaşanıyor. Hastalığı geçirmiş ve bilen biri olarak beni yönlendirmeye çalışmaları da hoşuma gitmiyordu. Çünkü o anda istediğiniz bunlar değil. Sıcak bir sohbet benim için çok daha anlamlı.</p>
<p><strong>-Çok fazla konferansa katılıyorsunuz, insanlarla iletişim kuruyorsunuz. Şu an kansere tepki nasıl?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> İlk kanser olduğumda Anadolu’ya gittim. Kemoterapi alırken yatmadım. Belgesel çekiyordum. Hafta sonlarında köy köy dolaşıp “Kanser nedir?” diye konferanslar veriyordum. Meme ve rahim kanserinin çok acımasız bir tarafı var. Köylerde göğüsleri ve rahimleri alınan kadınlar kocaları tarafından terk ediliyordu. Büyük şehirlerde de böyle şeyler oluyor, ama Anadolu’da erkekler aileleri tarafından eşlerini terk etmeleri için zorlanıyordu. “Sana yeni bir kadın almamız lazım” diyerek, o kadını hepten ölüme terk ediyorlardı.</p>
<p>Kanserle ilgili önyargıları ve erkeklerin bakış açısını kırmak için yaptığım çalışmalar işe yaradı, insanlar bilinçlendi.</p>
<p>Türkiye’yi hasta hakları konusunda dünyada temsil ettim. Fransa, Almanya, İsviçre gibi pek çok Avrupa ülkesinde çalıştık. Bunun içinde Filistin, mısır gibi Ortadoğu ülkeleri de var. En son Almanya’da Avrupa Birliği Kanser Günü vardı. Bu arada 2000’li yıllarda “Hasta Hakları Yasası” çıktı. Kanserin hastayı söylenmesi için çok mücadele ettim. Hastanın içindeki enerji ve bilgi harekete geçirilmeli. Kanser sevgiyi ve bilgiyi bir araya getirerek yenebileceğiniz bir hastalık. İrademize ihtiyacımız var.</p>
<p><strong>-Kanser hastalarının yakınlarına ne önerirsiniz?</strong></p>
<p><strong>NS</strong>: Hasta olduğunu hissettirmemeliyiz. Yoksa insan hasta psikolojisine girer, pasifliğe alışır. Hastalık da hayatın gerçeklerinden biri. Hastaların da “Bu gerçeği kabul ediyorum ve elbette sevdiklerime ihtiyacım var ama bana farklı davranmalarını istemiyorum” demeleri lazım. Mesela yatakta kek yapardım. Bana bakması gerekenler yaptığım keki yedi.</p>
<p><strong>-Bugüne kadar kaç sempozyum düzenlediniz?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong>  Anadolu’da 7 dernek kurdum. İstanbul’da da Boşnak büyükannem adına Pembe Hanım Derneği’ni. Kurdum.</p>
<p><strong>-İlginizi çeken olaylar oldu mu?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Bir kadın “Nevval Hanım iyi ki burada konferans verdiniz. Aklımın ucundan geçmezdi mamografi çektirmek. Söyledikleriniz etkilendim ve ertesi gün mamografiye gittim. Başlangıç düzeyinde kanser tespit ettiler. Siz olmasanız ölebilirdim” dedi. Bu durum çok sevindirici tabii. Bir insanın hayatını değiştirecek bir karar vermesini bir saatlik bir konferansla sağlayabilirsiniz.</p>
<p><strong>-Yıllar önce gazetede yazmaya karar verdiniz. Şimdi sempozyumlar düzenliyorsunuz. Belki binlerce kişinin hayatını kurtarıyorsunuz.</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Toplumsal bir bakış açım var. Kanser olduğumda bunun bireysel bir sorun olmadığını algıladım. “Bu hastalık bana geldiyse başka insanlara yardımcı olmak gibi bir görev de getiriyor” diye düşündüm. Hepimizin bir misyonu var, farkında olmasak da binlerce insanı etkiliyor. “iyilik başkası için yapılan bir şey değildir” derim hep. O iyilik bizi de iyi ediyor. Bana ettikleri duanın beni iyileştirdiğini biliyorum. “Biz ne yapalım?” diye sorduklarında “Benim yaptıklarımı yapn” diyorum.</p>
<p>Hiç yol yordam bilmeyenler, korkanlar var. Bir kadının kanserden midesi alınmış, haberi yok. Etrafındakiler biliyor. Hastanede Mavi Melekler’le program yaptım.</p>
<p><strong>‘ACIYI BAŞKASINA FATURA ETMEK GEREKMİYOR’ </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>-Eşiniz size “O kadar şey yaşadın, bu kadar güzelsin, ne oluyor sana” diyor mu?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> İkinci kez kanser olduktan sonra biri bana “Ameliyat oldun, kemoterapi oldun.Kansersin diye üzülerek geliyoruz. Her defasında daha da güzelleşmiş oluyorsun. Estetik ameliyat olup bize numara mı yapıyorsun?” dedi. Bir kadın da Hürriyet’te “Onun ki gerçek kanser değil. Olsa bu kadar gülemezdi” diye yazmış. Çok acı çekmek insanın suratının asık olmasını, o acıyı başkasına fatura etmeyi gerektirmiyor. Çok acı çektim diye kendinizi acındırmak zavallılıktır. Ruhunuzu kanser ediyorsunuz. Bedenim kanser olabilir, ama ruhum değil.</p>
<p><strong>-Kanser olduğunuzda ruhunuzu temizlemek adına yaptığınız bir takım çalışmalar var mıydı?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Kitabıma attığım başlıklarda Mevlana’nın sözlerinden alıntılar var”Yüreğimin özünde başka yarınlar var” sözünü kapak başlığıma koydum. İmanımı geliştirmek, Sufi yollara yakın hissetmek, Allaha yakınlaşmamı sağladı. Kendini mümin bilenlerin bile söylediği çok yanlış bir şey vardı. “Kim bilir neler yaptı da başına bu geldi.” İslamiyet’in içinde böyle bir şey yok. Hastalık verilmiş nasiptir, imtihandır. Allah sadece sevdiği kullarına verir. HZ. Mevlana da kanserden ölmüş. İslamiyet’te hastalıkla ilgili söylenen her şey çok sıcaktır. Diğerleri bağnaz, gerici,kendi başına uydurulmuş laflar. Hiç kimse kendini Allah yerine koymasın. Hastalık, işlediğiniz herhangi bir günahın karşılığı değildir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>‘BAL BAŞLIBAŞINA İLAÇ’</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>-Hasta olduğunuz dönemde özel olarak yediğiniz, içtiğiniz bir şeyler oldu mu?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> İzmirliyim. Mutfağımız zeytinyağı ve ot üzerine kurgulanmış. Zeytinyağı, deniz ürünleri, ısırgan otu kullanırım. Isırgan otunu ve ıspanağı karıştırıp börek yaparız. Isırgan otu tohumun salataya koyarım. Yağını da kullanırım. Suya çam çırası atıyorum. Anadolu’da gördüğüm otacı denilen bitkiciler vardı. Balla karıştırılmış bir takım otlar yapıyorlardı. Bal zaten başlı başına bir ilaç.</p>
<p><strong>-Arı sütü de tavsiye edilir.</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Evet. Kitabımda “Mutfağımda neler değişmeli” diye bir bölüm var. Korkmayın. Sevgiyle bu hastalığı yenebilirsiniz.</p>
<p><strong>‘BİLGİ HAYAT KURTARIR’</strong></p>
<p><strong>-Pembe Hanım’ı anlatsanız biraz da</strong></p>
<p><strong>NS</strong>: İstanbul’da Pembe Hanım Kanserli Hastalarla ve Yakınlarıyla Dayanışma Derneği. Sorunlarınız ya da destek için gelebilirsiniz.</p>
<p><strong>-Her türlü soruyu sorabilirler mi size?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Kesinlikle.</p>
<p><strong>-Sadece meme kanseri olanlar mı gelebiliyor derneğe?</strong></p>
<p><strong>NS:</strong> Her türlü kanser hastası ve yakınlarıyla dayanışma içindeyiz. Kanser hastalarının cinsel sorunları yokmuş gibi davranıyorlar. İstanbul’da her ay kemoterapi hastalarını ziyaret ediyoruz. Doktora sormadıkları soruları bize soruyorlar. Kanser hastası olmamız yakınlık sağlıyor. Moral veriyoruz. Yabancı hastalarla da konuşuyoruz. Kanser hastası kadınların eşiyle beraber psikolojik destek alması lazım. Bilgi hayat kurtaran bir şey, Yaşam kalitesi çok önemli.</p>
<p><strong>Nevval Sevindi kim?</strong></p>
<p>Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde kadın-erkek ilişkileri, sosyal ve kültürel politikalar üzerine yazılar yazdı. Fethullah Gülen’le New York’ta ses getiren röportajlar yapan Sevindi, bu röportajları kitap olarak da yayınladı.</p>
<p>Sevindi kanser ve hasta hakları üzerine çalışmalar yapıyor. Bu konuda dernekler kuran Sevindi çalışmalarıyla Sağlık Bakanlığı’ndan ödül aldı.</p>
<p><strong>13 kitabı var</strong></p>
<p>Sevindi’nin aralarında Aşk Kapıyı Her Zaman Çalar, Kent ve Kültür, Ne kadar ilgi O Kadar Sevgi, Daha Fazla Özgürlük adlı kitaplarının yanı sıra yayınlanmış 13 kitabı bulunuyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Meme Kanseri</strong></p>
<p>Akciğer kanserinden sonra görülme sıklığı en yüksek kanser türü. Her 8 kadından birinin hayatının belirli bir zamanında meme kanserine yakalanacağı söyleniyor. Kadın hastaların sayısı erkeklerden 100 kat fazla.</p>
<p><strong>Erken teşhisin önemi</strong></p>
<p>Meme kanseri yayılmadan önce tespit edilirse hasta yüzde 96 yaşam şansına sahip oluyor. Ama her yıl dünyada 44 binde bir kadın da meme kanserinden hayatını kaybediyor.</p>
<p><strong>Riski arttıran faktörler</strong></p>
<p>50 yaş üzerinde olmak. Yakın akrabalarından birinin meme kanseri olması. Adet görmeye 12 yaşından önce başlamak.Hiç gebe kalmamış olmak. Adetin 50 yaşından sonra da devam etmesi.</p>
<p><strong>Son Spot:</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“Bir kadın sadece ‘meme’ değildir. Eşim bana çok destek oldu. Bana çok aşık. Yıllarca bunu ispatladı.” </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=4323&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/haberturk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Gönül gözümün pası siliniyor”</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/%e2%80%9cgonul-gozumun-pasi-siliniyor%e2%80%9d/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/%e2%80%9cgonul-gozumun-pasi-siliniyor%e2%80%9d/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 06:14:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=4321</guid>
		<description><![CDATA[Antropolog Gazeteci Yazar Nevval SevindiHayat bazen iyi, bazen kötü sürprizlerle dolu ve neyin iyi, neyin kötü olduğunu anlayabilmek zaman alabiliyor. Bunu biliriz de buna rağmen ‘iyi’ ve ‘kötü’ tanımlarını etiket olarak avuçlarımızda hep hazır tutarız ve çabucak yapıştırıveririz yaşamakta olduğumuz olaylara.Zaaflarımız vardır, insanızdır çünkü. Zaman Britanya&#8217;da yayınlanan söyleşi:   Zaman hükmünü eda edip süreç kendi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td id="newsSpot" colspan="2"><strong>Antropolog Gazeteci Yazar Nevval Sevindi</strong><strong>Hayat bazen iyi, bazen kötü sürprizlerle dolu ve neyin iyi, neyin kötü olduğunu anlayabilmek zaman alabiliyor. Bunu biliriz de buna rağmen ‘iyi’ ve ‘kötü’ tanımlarını etiket olarak avuçlarımızda hep hazır tutarız ve çabucak yapıştırıveririz yaşamakta olduğumuz olaylara.Zaaflarımız vardır, insanızdır çünkü. </strong></p>
<p>Zaman Britanya&#8217;da yayınlanan söyleşi:<span id="more-4321"></span></td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2"> </td>
</tr>
<tr>
<td id="newsText" colspan="2" valign="top">Zaman hükmünü eda edip süreç kendi içinde tamamlanınca da çoğu zaman o etiketler yer değiştiriverir. Çünkü zaman ya sarıp sarmalamış, derleyip toparlamıştır ya da tozu dumana katmıştır. Sonuçta çoğu zaman varılan hükümler yer değiştirmiştir; ‘iyi’, ‘kötü’ olmuştur, ‘kötü’ de ‘iyi’.</p>
<p>Yaradılışımızda geleceği görebilme yetisi olmadığı için zamana ihtiyacımız olduğu kesin. Bu gerçek ışığında, olayları, sakin hallerini bozmadan yaşayan insanlar vardır ve kendi hayatımıza dikkatli gözlerle bakarsak böyle insanları mutlaka görürüz. Aynı zamanda antropolog olan gazeteci yazar Nevval Sevindi benim için tam da böyle bir örnek.</p>
<p>O, hayatından nezaketi, yüzünden tebessümü hiç eksik etmeden, yaşadıklarının ve yaşayacaklarının bir imtihan olduğu şuuru içinde, 1998’den beri kanser gibi önemli bir sağlık sorunuyla mücadele ediyor. Üstelik yaşamakta olduğu sürece ‘kötü’ etiketini yapıştırmadan, sükunetini koruyarak. Nevval Sevindi ile hastalığını ve hastalık sonrası hayatını konuştuk.</p>
<p><strong>1998 yılında kanser teşhisi ile tedavi gördünüz, 11 yıl aradan sonra 2009 yılında rahatsızlığınız maalesef nüksetti. Tatsız bir konu ama bunu konuşuyor olmak biliyorum ki sizi çok da rahatsız etmiyor. Bilakis yaşadığınız süreçle ilgili bilgi ve tecrübelerinizi paylaşmak ihtiyacı içindesiniz. İnsanlara kanseri anlatıp onları bilgilendirmek için söyleşi, sohbet ve konferanslara katılıyorsunuz, bir dernek dahi kurdunuz. Bu bakımdan rahatlıkla sorabiliyorum nasıl bir süreçten geçtiniz ve şu anda nasılsınız?</strong></p>
<p>Hiç kolay geçmedi. İkinci kez kanser duygusunu yaşamak, ikinci kez tedavilerden ve zor ameliyatlardan geçmek, beş kez narkoz almak kolay değil. Hatta travmatik! Ancak önemli olan bütün bu zorlukları bir imtihan diye düşünüp bundan da geçeceğinize iman etmeniz ve gerekenleri yapmaya odaklanmanız. İlk bir kaç ay depresif olmanız, dalgalanmanız insan olduğunuz için çok normal. Sonra toparlanmak ve kabullenmek gerekiyor. Daha sonra da eylem planını devreye sokmak ve sonuç aldıktan sonra yeniden hastaların karşısına geçip “Umutsuz olmayın! Her zaman başarabilirsiniz” demeye devam etmek insana güç veriyor, şevk veriyor. Şimdi çok şükür iyiyim.</p>
<p><strong>Bir röportajınızda denk geldim “eski bir sevgili ile ikinci kez karşılaşmak” olarak yorumlamışsınız durumunuzu. Her iki karşılaşmada psikolojik tepkileriniz aynı mıydı?</strong></p>
<p>İlk karşılaşmamda “bu yenebileceğim bir sorun, projelendirir başarırım” dedim. Sonra da hızla her şeyi planladım. Devamında kimsesiz olan kanser hastalarına dönüp onlarla örgütlenmeyle ilgili tecrübelerimi paylaştım. İkinci karşılaşma daha travmatik elbette. Yeniden her şeyi baştan yaşamak ve bu enerjiyi bulacağınıza dair kuşkular duymanız söz konusu. Üstelik sorun sadece ben değildim, maalesef annem ve babam da kanser olmuştu ve ikinci süreci onlara hissettirmeden yaşamaya çalışırken onları bir yıl göremedim ve hep yalan söylemek zorunda kaldım. Dramatik günler geçirdim. Depresif olduğum üç dört ayı atlatmak hiç de kolay değildi. Ayrıca organ kaybım vardı. Memelerim, rahim ve yumurtalıklar alındı tehlikedeyim diye. Buna hep karşı çıkmıştım ama doktoruma güvenip onayladım. Duygusal olarak çok zorlandım ama Allah’a imanım, O’na teslimiyetim, akıl ve bilgi hepsini çözdü sonunda.</p>
<p><strong>İkinci rahatsızlığınızın öncesinde aktif siyasete girme teşebbüsünüz oldu, bu arada doktor kontrolleriniz devam ediyordu. O şartlarda 2008&#8242;deki Demokrat Parti 9. Olağan Büyük Kongresi&#8217;nde Genel Başkanlığa adaylığınızı koydunuz ama ipi Süleyman Soylu göğüsledi. Şayet kazanan siz olsaydınız nasıl bir siyasetçi ve lider profili ile karşılaşacaktık, bugün dönüp baktığınızda bu teşebbüsünüze pişman mısınız? </strong></p>
<p>Aktif siyasete öneri üzerine ve davetle girdim, pek de sıcak baktığım bir konu değildi. Yoksa çok teklif aldığım ama güven duymadığım bir alandı. Genel başkanlık yarışına ilk girdiğimde Tansu Çiller’e gidip danıştım ve bu o günün Milliyet gazetesinde birinci sayfadan haber oldu. Sayın Çiller, Soylu’yu desteklediğini ve siyasi partilerin ayak işlerinde entellektüel birinin zorlanacağını, bunun için zaman gerektiğini ve benım de desteklememi istedi. Ben de Soylu’ya bu nedenle destek verdim. Hiç tanımadığım bir zattı. Kongreyi benim de desteğimle kazandı, genel başkan yardımcısı oldum. Maalesef Soylu’yu birlikte görev yaparken tanıma fırsatı buldum ve son derece başarısız bir başkan olduğunu düşündüm. Bütün genel başkan yardımcıları kendine üç yardımcı almışken bu konuda bir tek bana izin verilmedi! Güven duymadığım zeminin çok kaygan ve güvensizlik sözcüğüne bile rahmet okutacak bir yapıda olduğunu yaşamak bana çok ağır geldi ama sonuna kadar çarpışarak çekildim. Her şeyim engellendi. Başkanlık konuşmamda delegeleri zorla dışarı çıkardılar, mikrofonun sesini kıstılar ve bana oturacak yer vermediler de bir sehpanın camında oturdum. Maddi manevi zarar gördüm. Pişmanlık duyuyorum gerçekten. Eğer destek bulabilseydim ki; Türkiye’nin en önemli isimleriyle konuştum ve demokratik renklilik adına destek istedim. Maalesef, “Başkan ol sonra destekleyelim.” gibi şahane bir Türk önsezisi var! Sen güçlü ol sonra biz biat ederiz yani. Eğer başkan olsaydım çok demokratik, paylaşımcı bir başkanlık ve yönetim kurmak, toplumun siyaset yapmak isteyen kesimleriyle kucaklaşarak binlerce insanı siyasete davet etmek ve üye kampanyaları yapmaktı hedefim. Eski moda siyasi düşünce ve tavırlar, gayri ahlaki yapı ve sadece kendi adamıma güvenirim diyen yaşlı ekipler her şeyi engelliyordu. Bense her kesimin siyasete girmesini sağlayarak daha demokratik ve renkli bir meclis olması gerektiğini savunuyorum. Liderlik, hedef koyma ve yol gösterme sanatıdır. Demokrasi daha fazla özgürlük ve daha iyi bir hayat için her zaman mücadele edebilme gücüdür. Bunlar iyidir, çünkü bir ulusun geçirdiği aşamaları temsil eder.</p>
<p>Ben yeni bir lider tipi, rol model olmak istedim. Kendimi, “Türküm, müslümanım, modernim.” şeklinde tanımlıyorum. Var olan kimliğim tam bir Türkiye sentezi. Ayrıca siyasete nezaketi, insana değer veren bir anlayışı getirmek istedim. Ayrıca kararsızların, kararsızlar içinde de kadınlar ve gençlerin oylarını hedefledim. Sivil toplumculuktan, entellektüel camiadan geliyorum, siyaseti kıyasıya eleştirdim ve eleştirmeye de devam edeceğim. Türkiye’de politika üreten tek parti Ak Parti. Diğer partilerse AKP’nin politikalarına karşı çıkmayı politika üretmek zannediyorlar.</p>
<p><strong>Kanser rahatsızlığınızın nüksetmesi, siyasete tekrar girme teşebbüsünüzden sonrasına denk geliyor. Siyaset sahnesi, liderlik kavgası, parti içi çekişmeler&#8230; O zorlu süreçte kendinize fazla yüklenmiş olabilir misiniz, o günleri düşündükçe kendinize kızdığınız oluyor mu? </strong></p>
<p>Zaman zaman&#8230; Küçük bir ekip ve bütçeyle, ihanetlerle tek başına mücadele gücümü Allah Verdi elbette.</p>
<p><strong>Yaşam azmi ile dolu, mücadeleci ve aynı zamanda hayata karşı çok pozitif ve sakin bir duruşunuz var. Bir söyleşinizde kanser için “gönül gözümün pasını siliyordu” ve “zihnimi parlatıyordu” demişsiniz. Bu bakış açısını yakalamak kolay olmasa gerek, bu kadar pozitif olmayı nasıl başarıyorsunuz?</strong></p>
<p>Ben ortaokuldayken kısmet olmuş Konya’da Mevlana’yı ziyaret etmiştim. Annem de bana “ bak sana bu küçük yaşta kısmet oldu bana olmadı” demişti. Bende Hz. Mevlana ve Şems aşkı çok küçük yaşlarda başladı ama yeniden keşfim ve sevgimin kocaman bir kütüphaneye dönüşmesi 1995’ten sonra oldu. Birçok köşe yazısı yazdım ve konferanslar verdim Mevlana Hazretleriyle ilgili. Köklerimden gelen sufliliği kal dilinden hal diline çevirmeye uğraşırken kanser geldi ve gönlümün pasını silmeye vesile oldu. Yeni bir kapı açabilir hastalıklar, felaketler sizi korkutmasın derim her zaman.</p>
<p>Zihinsel olarak da kalbi durumumu destekleyen bir yapıda kurguladım kanserle mücadeleyi; bu bir proje ve ben bu projeyi sonuna kadar götürecek ve tamamlayacak güçteyim diye. Kemoterapi olurken hiçbir şey yapamazsın dediler, ben belgesel çektim ve kafamda peruk, her hafta televizyona çıkıp sunuculuk yaptım. Hafta sonları da Anadolu’yu dolaşarak binlerce kilometre yol kat ettim, binlerce insana ulaştım, onlara kanserle ilgili bilgilerimi aktardım. Sorularına cevap verdim.</p>
<p>İyilik başkalarına değil; kendimize yaptığımız bir hizmettir. Ben de çok şey öğrendim ve binlerce dua ile her gün temizlendim, dayanışma sağladım, sevgi birliği oluşturdum. Çok sevildiğimi gördüm ki bu çok iyi geldi.</p>
<p><strong>Kanser ve benzeri hastalığı olanlar en yakınlarından, en çok ne duymak isterler ya da en çok neyi duymamalılar?</strong></p>
<p>Hastanın en çok duymak istediği, ben her zaman senin yanında olacağım, sözüdür. Güzel veya çirkin olman, iyi veya kötü halde olman bunu değiştirmeyecek. Hiç duymak istemediği söz ise: Ben çok zayıfım sana layık olamam, yirmi yılı unut, ben gidiyorum. Sana destek olamam.</p>
<p><strong>Bu arada “Pembe Hanım Kanserli Hastalar Dayanışma Derneği’’ni kurdunuz. Derneği kurma amacınız ve hedeflerinizden bahseder misiniz?</strong></p>
<p>İki ameliyat arası kurdum derneği. Boşnak büyük annem adına kurdum ki hem Bosna soykırımı unutulmasın hem de kanserli hastaların sadece Anadolu’da değil İstanbul’da da sahipsiz olmadıkları bilinsin. Örneğin ilk olarak hastanelerde kemoterapi ziyaretlerini başlattık. Her ay bir merkezi ziyaret ediyoruz. Canı sıkkın hasta veya yakınlarıyla, kanseri yenmiş üyelerle sohbet ediyoruz, kitap imzalıyorum veya su içmeleri gerektiği gibi basit bilgileri anlatıyorum. Hemşireye söyleyemediği dertleri hasta bizimle paylaşıyor. Doktordan alamadığı bilgiyi ona ulaştırıyoruz. En önemli sorun bilgiye ulaşmak. Önceliğimiz doğru bilgiye ulaşmayı sağlamak, terapiler, dernekler arası kardeşlik etkinlikleri ve uluslararası konferanslarda hasta haklarını, gelişmeleri takip etmek. Ülkemizde hasta hakları yasası olmakla beraber tam olarak uygulandığı söylenemez. Örneğin doktordan bilgi almak, soru sormak hala ciddi bir sorun hasta açısından.</p>
<p><strong>Dernek tipi yapılanmalar neden önemsenmeli, bu konuda ülkemizdeki durum nedir?</strong></p>
<p>Ülkemizde ilk kanser dernekleri doktorlar tarafından kurulmuş ve doktor ağırlıklı. 1998’de bile hasta dernekleri çok azdı ve hasta hakları kanunumuz yoktu. Doktor hasta ilişkileri hiyerarşik bir ast-üst ilişkisi çerçevesindeydi. Çavuş durumunda olan hasta da sadece emirleri dinliyor maddi veya manevi hiçbir ihtiyacından söz edemiyordu. Doktorluk insanı merkeze alan ve insanın hayatını emanet alan bir meslek, insanı sevmeden yapılacak bir meslek değil ama üniversite sistemimizin sakatlığından dolayı tıbbiyeye istemeden giren öğrenciler de var. Bizde gönüllülük bilinmiyor, hayırseverlik yapılıyor daha çok. Yoksul hastalara giyecek, yiyecek, ilaç temini elbette önemli ama hastanın bireysel dayanışmayı öğrenmesi ve özgüven geliştirmesi sağlanmıyor. Hiç para almadan gönüllü çalışmak, fedakârlık, ev hizmeti önemlidir. Bunu öğrenmek zorunda toplumumuz. Devlete sırtını dayayan hiç bir kurum sivil değildir. Bu Avrupa’da da böyledir. Devlet STK işlerine karışmamalıdır, sadece destek olmalıdır. STK destekleri, belediye veya devletten sağlanmıyor ülkemizde. Batı’da yaygın olan destekler özerk konumlar için karşılıksız yapılır. Çünkü siyaset bulaşamaz sivil iradeye. Kimsenin hastaları kullanmasına izin verilemez. 1998’den bu yana bazı gelişmeler olduğu kesin ancak daha alınacak uzun bir yol var.</p>
<p><strong>Dernek olarak, yurtdışındaki, özellikle Avrupa ülkelerindeki kansere yakalanmış vatandaşlarımızla ilgili çalışmalar içindesiniz, ne gibi sonuçlara vardınız ? </strong></p>
<p>Avrupa’da yaşayan Türkler kanser konusunda bilgili değil, kendilerini bilgilendirecek ortak dernekleri de çok az. Almanya’da bu konuda verdiğim konferansta hayretle kadınların rahimlerinin alındığını fark ettim. Bu vakanın çok büyük çoğunlukta ve her yaş grubundan olması şaşırtıcıydı. Meğer kadınlarımız genelde dil bilmediğinden ve hasta haklarından habersiz oldukları için her ameliyattan bir tane yaparak ihtisas tamamlayan Alman doktorlar rahim ameliyatlarını bizim kadınlar üstünden tamamlamış!</p>
<p>Kansere dair yanlış inanışlar çoktu. Şu anda Brüksel’de böyle bir proje için çalışıyoruz. Avrupa’daki Türk toplumuna kanser konulu bilinçlendirme çalışması acilen başlamalıdır. Avrupa’da yabancı olmanız nasıl tedavi olacağınızı belirliyor, hatta suistimal edilebiliyorsunuz . Paralı yabancı hasta ile ülkedeki göçmen çok fark ediyor. Türklerin yasaları bilmedikleri için şikayetçi olmamaları en büyük etken elbette.</p>
<p><strong>Avrupa’da “ yabancı” olmak, hasta doktor ilişkisinde doktorların önceliklerini etkileyebiliyor mu? </strong></p>
<p>Çoğunlukla evet. Dil sorunu da etkili oluyor, doktor ‘uğraşamam’ deme seviyesine geliyor.</p>
<p><strong>Başka ülkelerde kanserin tedavi sureci, tedavi yöntemleri veya doktorların bakış açısında Türkiye’ye kıyasla bir farklılık var mı? </strong></p>
<p>Ben ilk mücadeleye başladığımda doktorlar hastaya kanser olduğunu söylememekte direniyordu. Ünlü bir profesörümüz bana: Türk milleti duygusaldır bunu kaldıramaz, söylenmez, dedi. Ben de Türkler, Amerikalılardan ya da Avrupalılardan daha zayıf ya da geri zekalı değil, asla! dedim. ABD’deki doktorların da bir dönem böyle düşündüğünü ve hastaya kanser olduğunu söylemediklerini, 1960’ta yasa çıkınca söylemek zorunda kaldıklarını ve hastaların bunu kabullendiğini anlattım. Hasta haklarındaki en önemli etik konulardan biri hastaya hastalığını söylemek. Çünkü kanser başka bir hastalığa benzemiyor sizin içinizdeki güce, inanca ve enerjiye ihtiyacı var. Bu ilaç kadar önemlidir. Ciddi fark şurada: Bizde doktorlar ne tedavi planladıklarını söylemiyor, hasta ile paylaşmıyor ve hasta bunların yan etkilerinden habersiz! Sonuç: Yaşam kalitesi düşmüş hayatlar. Psikolojik destek tüm ülkelerde çok az maalesef.</p>
<p><strong>Avrupa’da durum nasıl? </strong></p>
<p>“Nüks” dediğimiz, halkın “yayılma” diye anlattığı durum, Türkiye’de ele alınmıyor ve nükslüler neredeyse ölüme terkediliyor. Zaten terminal dönem hastaları için bakım merkezleri de yok. Terminal dönemi hastaları acil servislerde yapayalnız ve perişan, daha kötüsü kabul edilmiyorlar. Çünkü ölümler hastane performansını etkiliyor. Doktorların performansı da yaptığı ameliyat sayısına göre belirleniyor. Hasta hakları, kurulları var ama işliyor mu dersiniz, çok zayıf!</p>
<p><strong>Avrupa’daki vatandaşlarımız sağlık konusunda ne gibi haklara sahip, neler yapılmalı, son olarak bu konudaki tavsiyelerinizi alabilir miyiz?</strong></p>
<p>Avrupa’da hasta hakları çok geniş yasal zemine sahip. Bu hakların okunması, küçük bir broşür haline getirilmesi ve sokaktaki insanlara belli eğitimlerle anlatılması şart. İlaca ulaşmak gelir istiyor. Avrupa’da ekonomik kriz nedeniyle birçok ilaçta kesinti yapıldı ama onay almış ilaçlar AB’nin her yerinde kabul ediliyor. Bu, tedavide hız sağlıyor. Bizde onaylanmış ve kullanılan ilacı bakanlık tekrar onaylamak istiyor ve hastalar ilaca ulaşamıyor. Parası olan getirtiyor bir şekilde. Çok pahalıya patlıyor elbette. Yurt dışındaki Türkler, acilen kanser ve hasta hakları konusunda bilgilenmeli, psikolojik destek almalı. Onlara konuyu Türkçe anlatabilecek etkinlikler düzenlenmeli, yayınlar yapılmalı. Yapacak çok iş var. Ben yıllardır uluslararası çalışıyorum ve konunun birçok detayına vakıfım. Kanser ırk, kültür, din ayrımı yapmıyor. Bu çalışmalara herkes dahil edilmelidir.</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="2"> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=4321&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/%e2%80%9cgonul-gozumun-pasi-siliniyor%e2%80%9d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

