UMUTSUZLUK KAPISI DEĞİL BU KAPI
Dünyada ve Türkiye’de seçim sonrası önyargısı azanlar çok tanıdık tokmakları kafalara çalıyor. İslam öncelikle Cumhuriyet’e ve de Batılı değerleri oluşturan her şeye karşıdır davulunu ellerinden bırakmıyorlar.
Lawrence Durrell çok sevdiğim bir yazardır. Kitaplarını okudum. Özellikle birini de analiz ettim; “Afrodit’in Başkaldırısı”. Bu ciddi ve önemli yazar Türkler ve Türk müslümanlığı hakkında inanılmaz sallamıştı! İstanbul’da bir yandan 1965 model arabalar gezerken ,öte yandan fesli kayıkçıyı yazan Durrell, kadınlar sünnet olur diye anlatırken,diğer yandan güvercin yediğimizden bahseder. Kadınlar da erkekler de inanılmaz çirkindir,hele Batılı giysiler içinde! Her kitabı için kütüphaneye giden Durrell nedense konu Türkler olunca önyargılarını güzelce döktürmüştü. Bu analizim,”Batı’da Türk imajı üstüne bir çalışma Durrell’in Türkleri” diye yayınlandı.
Milletvekili seçilmiş ,seçkinci bir yazarı okuyorum,seçimden sonra Türkiye’nin iki temel eksene oturduğunu ilan ediyor. Bu önemli analiz Atatürk’ün Batılılaşma reformlarını benimseyenlerle ,bunlara karşı olanlar diye belirtilmiş. Seçim sonunda saflar belirlenmiş!
Ardından Avrupa Konvansiyonu Başkanı Giscard d’estaing’in yepyeni analiz sonucu geldi: Türkler AB’ ye girerse bu AB’ nin sonu olur!
Batı’nın Türkiye’ye ve İslam’a bakışında önyargı çok eskilere dayanır.Bu nedenle Avrupa Konvansiyonu Başkanı eski bir bakışı dile getirmekte. Politik liderlik ruhsal liderlikle atbaşı gider. AB politik liderliği yeni bir ruh yapılanması içinde kullanmalıdır. Türkiye’de zihniyet değişimine ihtiyaç var ama onların da Türk İslam anlayışını öğrenmeleri gerekiyor.
Elbette, Sünni radikal anlayışı gerçek “takva” olarak pazarlayan Suudi anlayışına prim verenler yok değil memleketimizde. Üstelik, yurt dışında doktora yapmış, öğretim görevlisi olanlar var aralarında. Türk müslümanlık anlayışını “taş fırın erkeği” anlayışlarına uygun bulmadıklarını söyleyenler kadar Batılılar da Anadolu müslümanlığından bihaber!
Türklerin müslümanlık anlayışı kültürlerinin revnaklandığı bir şelaledir. İnsan davranışlarını korkuyla sınırlamaya kalkan anlayışlara karşı Türk/Anadolu islam geleneği pozitif olan sevgiden hareket eder. Bu büyük bir çoşkuyu ateşleyen felsefi düşüncedir, kültürümüzün toprakaltı nehri olarak gürül gürül akar.
İslam bizim sahip olduğumuz bir değer ve güç. Bunu yıllardır söylediğim için çok itilip kakıldım. Yıllar öncesinden bu gücü kullanmamız gerektiğini yazıp çizen biri olarak bugün gördüğüm yumuşama beni sevindiriyor. Köprüleri üstünden kimse geçmese de zamanında örülmesine bir taş koyarak omuz veren herkes bugün bir noktaya geldik diye umutlanıyor.”AKP’nin aldığı oyların üçte ikisinden fazlası geçen seçimde merkezdeki diğer partilere oy verenlere ait. Onların bir günde “dinci” olduğunu söyleyebilecek bir sosyolojik delil var mıdır?” diye soruyor Ertuğrul Özkök köşesinde. Eskiden biz sorunca herkes ağzına geleni yazıyordu. Şimdi çok şükür sosyolojik deliller önem kazandı.
Türkiye bölgesinde ve dünyada bir model olacaksa , öncelikle bizim buna karar vermemiz gerekiyor. Bunun gereklerini yerine getirmek, entellektüel üretim yapmamız şart. Çünkü büyük bir değerler yıkımı söz konusu. Entellektüeller önyargıdan,seçkincilikten yakalarını kurtarıp bu ülkenin toprağına,insanına ve bilgisine ilgi göstermeli. Yoksa Amerikalı antropolog gelip kitabını yazıyor. Varoşlarda sadece “dinci” radikal zavallıların oturmadığını bir kültürün, değerler sisteminin varolduğunu anlatıyor. Birbirine destek vererek ayakta kalan insanların din duygusuyla ilişkilerini açıklamaya çalışıyor.
Türk müslümanlık anlayışının farkını Ürdün Prensi Hasan Bin Talal ın Bilkent üniversitesinde dağıttığı broşürde görmek de mümkün. Onun köktendincilik tarifi İslam olan herkesi kapsamakta, çünkü müslümanlar laik devleti benimseyemez diyor. Onlar için doğru.
Biz yüzlerce yıl Osmanlı egemenliği tarihimizde şeri hukuku değil , örfi hukuku (örf-i sultani) benimsediğimizden aramızdaki farkı öğrenmeden bizim müslümanlığımızı yorumlaması güç. Batılılar konu Türk ve müslüman olunca bilgiye kayıtsız kalıyorlar. Arap kökenli entellektüeller de Batılı gözlüklerle bakmayı seviyor. Tıpkı bizim içerideki sömürge valileri gibi!
Amerika’da Yüksek Mahkeme Yargıcı şöyle bir laiklik tanımı getiriyor:”Hiç bir makamın politikada, milliyetçilikte,dinde ya da düşünceyle ilgili herhangi bir alanda tek doğrunun ne olduğunu buyurma yetkisine sahip olmama yetkisidir laiklik.”
Çünkü Fransız ideolojik laikliği geçersiz artık,felsefi laiklik tanımı onun yerini aldı. Laiklik sadece dinle ilgili değildir. Ekonominin de ruhbanları var,kültürün de. O nedenle Ortaçağın din imparatorlukları her şeyi ezerken laiklik kurumuna ihtiyaç vardı. Ama bu kurum olarak Hıristiyanlığa karşı olmaktan değil, ekonominin de laikleşmesine ihtiyaç duyulduğundandı. Gerçek bir burjuvamiz olmadığından bugüne kadar laiklik tarifinde 1789 model geçerliydi. Bugün Anadolu’dan ulusal burjuvazi geliyor,daha liberal bir ekonominin talebini doğuruyor. Bunun laik olmadığını kim söyleyebilir?
En çok sözü edilen “din sömürüsü” meselesi de bir ahlak sorunudur. Ahlaki değerlerimizi yeniden yapılandırmamız ve ortak bir paydada anlaşmamız gerektiği gün gibi ortada. Siyasi ahlakımızı ve birey olarak ahlakımızı vicdan nirengisine vurursak kavga edecek konu kalmaz. Sadece farklı görüşlerin farklı renkleri ışıldar.
NEVVAL SEVİNDİ