<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>NevvalSevindi.com &#187; Zaman Turkuaz</title>
	<atom:link href="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/category/zaman/zaman-turkuaz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 17:57:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Ermeni-Türk</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Turkuaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[61]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birlikte yaşadığımız günler</p>
<p>Samsun Bafra çok ilginç kültürel öyküleri olan bir yer. Tıpkı Anadolu&#8217;nun birçok kenti, eski kent merkezleri gibi. Bafra&#8217;da, bugün yaşayanların kültürü &#8220;72 millet birdir bize&#8221; sözüne uygun düşen eski köklere sahip. </p>
<p><span id="more-2355"></span></p>
<p>Konuştuğum beyefendi, Bafralı eski ailelerden birine mensup: &#8220;Arka mahallemizin adı Ermeni mahallesiydi. Ermeni çocuklarla birlikte oynardık. Haygan teyze ailemizin bir parçasıydı son yıllara kadar. Onun kocası Zeki. Zeki amca Müslüman mezarlığına gömülmeyi vasiyet etmişti. Hoca mırın kırın etti; ama Bafra ahalisi bırakmadı yakasını. Şimdi Zeki amca Müslüman mezarlığında, karısı Haygan teyze Ermeni mezarlığında yatıyor. </p>
<p>Zeki amca müthiş biriydi. 1923&#8217;ten beri bugün bile yayına devam eden Bafra gazetesinde köşe yazardı. Yıl 1957 idi, Zeki amca bir köşe yazısı yazmış ve Samsun Maarif Koleji&#8217;ne kadar geldi. Yazıyı tahtaya iğneledi gitti. Hepimiz merakla toplaştık tabii. O zamanlar köylere taksi-dolmuş olarak motosiklet çalışırdı. Hepsinin egzozu sökülmüştü. Onların çevre kirliliği yaptığını, bu kirliliği önlemek gerektiğini yazmıştı. Bizim okulda bütün öğretmenler yabancıydı. Tam bir vatandaş sorumluluğu taşırdı. Okula kadar üşenmeden gelmesi ve o zamanlarda çevreden söz etmesi bugün bile inanılmaz. Lazanar Mahallesi vardı, Sürmene yakınında Lazların oturduğu mahallede erkek çocuklarla oynardık, küfür kıyamet olurdu. Haygan teyze bizi çağırırdı ve &#8220;Oğlum kibar konuşun.&#8221; diye uyarırdı, hiçbirimiz karşı çıkmazdık. Bafra&#8217;da çok şık bir sinema salonu vardı. Sinemanın sahibi Galip amca gaziydi. Sinema işletmecisi ise Ermeni Kenan Bey. İstanbul&#8217;dan tiyatrolar, konser için sanatçılar gelirdi ve gördükleri şık salon karşısında şaşırırlardı. Kent kültürü ve terbiyesi vardı. Hâlâ yaşayan Ermeni Kemal amca var. En sevilen isimdir Bafra&#8217;da. Biçerdöver, traktör tamiri yapar. Ermeni evlerinde bile Türkçe konuşulurdu. Biz çocuklar da oyun dili olarak Türkçe kullanırdık. Çelik çomak, beş taş, bozanak çevirme (topaç), tel tekerden oluşan araba, oyunlarımızın başlıcalarıydı. Dedemin aşçısı Rum teyzeydi. At arabası yapan çok tatlı dilli, hep &#8220;yiğenim&#8221; diyen Yusuf amca çocukları çok severdi. Yunanistan&#8217;a gitmemek için döndüğü söylenirdi. Kızları bugün başörtülü, içimizden biri gibi yaşıyor. Yunanistan&#8217;a gittiğimde buradan gidenlerin hiç mutlu olmadığını gördüm, yaşadım.&#8221; </p>
<p>Yunanistan&#8217;da Yeni Bafra adıyla kurdukları yeri bile görmüş. 1923-24&#8217;lerde Kurtuluş Savaşı sırasında Rum çeteleri oluşmadan önce yüzlerce yıl muhabbetle yaşamış farklı din ve kültürler. Bafra&#8217;da 20 sene öncesine kadar süren geleneksel panayır da ortak eğlencenin bitmesiyle son bulmuş. Bu panayıra cumartesi Türkler, pazar günü Ermeni ve Rumlar gidermiş eğlenmeye. </p>
<p>Namus, şeref ve söz değerliymiş. 1960-75 arasında kesintisiz belediye başkanlığı yapan Ali Kale kaçak bir tek kata bile izin vermemiş. En yakın akrabası bile ruhsat alamamış. Hiçbir kaçak yapıya elektrik vermemiş. O ölünce ancak villa yaptığı halde kaçak olduğu için elektrik alamayan adamın elektriğe kavuşmasının öyküsünü dinledim. Bugün hâlâ kullanılan olimpik yüzme havuzunu ve birçok sosyal tesisi yapan bu namuslu başkan Karadenizli bir balıkçı sonunda. Teknesiyle Batum&#8217;a gidip gelen, Kurtuluş Savaşı&#8217;na silah taşıyan o ruh artık yok. Torpil yapmayı zül sayan, yanlış yapana acımayan Ali Kale bugün &#8220;demode&#8221; galiba. Şimdi siyasetçiler &#8216;arkadaşım&#8217;, &#8216;akrabam&#8217; diyor bir daha da bir şey demiyor yani. </p>
<p>1980&#8217;den itibaren mezarlıklar yok edilmiş, eski evler yıkılmış, kaçak almış başını gitmiş. Eski kültür yerle bir edilmiş&#8230; Bu maalesef Anadolu kentlerinin hemen hepsi için geçerli. 1980 bir milat, yok etme ve yok olma adına. Sosyalleşme ve toplumsallaşma durmuş. Yerini ev içi ve ayrı hayatlar almış. Yeni toplumsallaşma biçimi çeteleşme üzerinden gerçekleştirilmiş. Hayatımızın ve kültürümüzün değerleri mezarlıklar, eski evlerimiz gibi yok edilmiş hunharca. Köksüz bir dünyaya fırlatılmış çocuklarımız. </p>
<p>12.02.2006 </p>
<p>Neval Hanım,</p>
<p>  Birlikte Yaşadığımız Günler yazınızı birkaç defa okudum. Günümüzde<br />
duyulması gereken yaşanması gereken sosyal ve kültürel Bafra yaşamımızı<br />
çok güzel ifade etmişsiniz. Uzun zaman geçmesine rağmen hatırlayıp<br />
notlarınızı yazıya dökmeniz beni olduğu gibi 9 ayrı Bafra&#8217;lı arkadaşımı<br />
da mutlu etti.<br />
  Teşekkürler. Sizleri yine bekliyoruz.</p>
<p>YUKARIDA SÖZ EDİLEN KEMAL BEY VEFAT ETTİ.<br />
HAMİT GENÇ BAFRA /BAFRAHABER EKİM 2007 SAYISI*<br />
KEMAL USTA&#8217;YI KAYBETTİK<br />
<http://www.bafrahaber.org/haber_oku.asp?haber=106# ></p>
<p>[image: Kategori] Kategori: Güncel<br />
Olaylar<http://www.bafrahaber.org/default.asp?kategori=1 ><br />
| [image: Yorumlar] 0<br />
Yorum<http://www.bafrahaber.org/haber_oku.asp?haber=106#yorum ><br />
| [image: Okunma] 144 Okunma | [image: Yazar] Yazan:<br />
adminoktay55<http://www.bafrahaber.org/editor_profil.asp?id=6 ><br />
| 20 Eylül 2007 18:09:08<br />
Bafra da demircilerin duayeni olan Kemal Karamanel&#8217;i kaybettik. Kemal usta<br />
1927 Yılında Boyabat&#8217;ta doğdu. Ailesiyle birlikte Bafra&#8217;ya yerleşen<br />
Karamanel Bafra da ilkokul tahsilini tamamlamasının ardından baba mesleği<br />
olan sıcak demirciliğe başladı. Kemal Karamanel, başta pulluk, saban ve<br />
tırmık olmak üzere çok çeşitli zirai aletlerin üretimini yapmasıyla yöre ve<br />
bölge çiftçisinin güvenini kazandı.</p>
<p>Kemal Karamanel, ayını dürüstlük ve terbiye ile yanında yetiştirdiği<br />
oğulları ve yeğenleri ile birlikte, COŞ-KAR adı altında oluşturduğu aile<br />
şirketi bünyesinde Tümosan Traktörleri ve yedek parça ana bayiliği, çeşitli<br />
tarım aletlerinin yanı sıra, biçerdöver paletlerinin üretimini de büyük<br />
başarıyla yapıyordu. 80 yıllık yaşamında, 30 yıl Bafra Esnaf Kefalet<br />
Kooperatifi yönetiminde ve sanayi sitesinin yapımında aktif görevlerde<br />
bulunan Kemal Karamanel evli ve 2 erkek, 3 kız beş çocuk babasıydı.<br />
Aramızdan ayrılan değerli insan Kemal Karamanel&#8217;e Allah&#8217;tan rahmet, kederli<br />
ailesine ve dostlarına başsağlığı diliyoruz.<br />
BU İLANI AGOS GAZETESİ GN.YAYIN YN. ETHEN MAHÇUPYAN&#8217;A GÖNDERDİM.MAALESEF MERHUM HIRANT DİNK GİBİ DUYARLI BİR REFLEKS GÖSTERİP YAYINLAMADI.</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2355&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadın imajı</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Turkuaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[61]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çalışır yaşarız erkek ve dişi</p>
<p>Batman yeniden intiharlarla gündeme geldi. Kadınların kendini intiharla ifade ettiği, çaresizliğini gösterdiği tepkiyi en çözümsüz şekilde gerçekleştirmesi Türkiye&#8217;nin düşünmesi gereken sosyal bir fenomen.<br />
<span id="more-2354"></span></p>
<p>Bunun altında yatan neden, kadına sadece bir nesne, ruhsuz ve dilsiz bir yapma çiçek muamelesi yapmak. Sosyolog Firdevs Gümüşoğlu &#8220;Ders kitaplarında cinsiyetçilik&#8221; konulu bir araştırma yaptı. Annenin sürekli mutfakta gösterildiği ders kitapları yüzünden 1920&#8217;lere kadar geri gidiyor ve 1950&#8217;lere kadar kadını kamu alanında anlatan söylemin parçalanmasını izliyor. Hangi araçlarla kadın-erkek olmayı öğrendiğimizi izliyoruz. Vatandaşlık kavramı içinde kadın-erkek 1950&#8217;lere kadar eski Türk geleneği çerçevesinde, yeni devrimlerin heyecanıyla yer alıyor. Beni etkileyen değişiklik 1935 Okuma kitabında yazılı: Biz esnaf takımı severiz işi / Çalışır, yaşarız erkek ve dişi / Aramızda yoktur tembel kişi / Ulusun özüyüz biz, şanımız var. </p>
<p>Aynı metin 1952&#8217;de şöyle düzeltiliyor: &#8220;Biz esnaf takımı severiz işi / Çalışkan, gayretli birer er kişi&#8221;. Artık kadın kültürümüzün dışına çıkmaya başladığımızın birçok örneği var kitaplarda. Kadınları güçsüzleştirmeye dönük 1950-2005 arası kitaplarda kadın hep pasif, sessiz. Annenin elinde devamlı bir tabak var ve mutfağa yapışmış durumda. Ev dışına çıkması çok nadir, çıkarsa pazar alışverişine gidiyor. Başka bir etkinliği ve merakı yok. Sosyal değil. Anne uysal kavramlarla özdeş hatta bir kitapta uysal olmayan anneye ceza bile var! &#8216;Anne sökük diktiği, saçları beyazladığı için sevilir&#8217; diye yazıyor. Oysa 1950 öncesi kitapta annemizi niçin severiz sorusuna çocuğun cevabı: Annemizden medeniyeti öğrendik. </p>
<p>1950&#8217;de basılan Hayat Bilgisi kitabında &#8216;anne evi temiz tutmalı, yemeği zamanında getirmeli ve baba çalışarak para kazanmalı&#8217; diye sadece iş bölümü üzerinden tanım yapılıyor. Eğer çalışırsa anne, sadece kadına özgü işlerde! Örneğin anaokulu öğretmeni&#8230; 2005&#8217;te içerik biraz daha yumuşamış ve alan genişletilmiş; çünkü hayatla çelişir hale gelmiş. Burada kadınlar doktor, mühendis olabiliyorlar şükür. Oysa 1920-50 arasındaki kitaplarda kadınlar çiftçi, gazete satıcısı gibi çok farklı alanlarda gösterilmiş. Çiftçi kadına oğlu &#8220;at al bana ana&#8221; dediğinde, ana &#8220;alırım oğul&#8221; diyor. Yani alma ve karar verme gücü var. Süt satan kadınlar her yerde konuşur, gezer bu kitaplarda. 1988&#8217;de mülkiyet el değiştiriyor ve satın alma erkekler üzerinden aktarılıyor sadece: Dedem babama at almış, babam otomobil aldı, ben de oğluma uçak alacağım. 1950&#8217;den sonra okul kitaplarında kadın, erkeğin eline bakan ve sabit duran bir varlık. Daha korkuncu boşanma ile ilgili konular yer alırken sorumluluk çocukların sırtına yüklenmekte ve şöyle ifadeler yer almakta: &#8220;Boşanma çok acı vericidir. Çalışkan ve iyi çocuklar anne ile babayı birbirine bağlar.&#8221; Bu ağır yük hangi pedagoji bilgisiyle çocuğa yüklenmiş acaba? </p>
<p>Hayatın dışında, gerçekliği olmayan bir kadın ve erkek kavramını 6-7 yaşından itibaren topluma sorumsuzca yükleyen siyasi otoritelerin cezasını çekiyoruz. Gerçek hayatla kafalara kazınan gerçek dışı imajlara, kalıplar arasına saplanıp kalan erkek nasıl mutlu olur ya da edebilir? </p>
<p>O nedenle Amerika&#8217;da bile okusa neden bütün erkekler aynı derecede saplantılı, kıskanç ya da kadını birey değil, nesne olarak değerlendiriyor diye anlamaya çalışıyoruz. Bence erkeklerin acilen eğitilmesi gerekli. Aslında benim değil, okuma yazma bilmeyen Güneydoğu&#8217;daki kadınların benden isteği buydu. &#8220;Bizi eğitip duracağınıza siz erkekleri eğitin.&#8221; demişlerdi. Amerika&#8217;da bile erkek saldırganlığının önüne geçmek için yüzlerce erkeği aynı anda seminerlere alıyorlar. Şiddetle başa çıkmak için başka çareleri yok. </p>
<p>1940&#8217;ta Çorum&#8217;un köyünde dedesini anlatıyor bana bir hanım: O yıllarda yaz aylarında geceleri samanların içine girip yatılırmış. Dedemle ninem samanların içinde uyurken ninemin ayağına bir şey değmiş bakmış komşu kadın gelmiş ayak ucuna kıvrılmış. Dedem kalkmış eve girmiş. &#8220;Neden?&#8221; dediğimizde &#8220;Rahatsız olmasınlar.&#8221; diye cevap verirdi. Biz hayretle nineme &#8220;Sen bunu nasıl kabullendin, aklına kötü bir şey gelmedi mi?&#8221; dediğimizde &#8220;Olur mu öyle şey, zavallı kadın yalnız korkmuştur her hal.&#8221; derdi. Bu ne alicenaplık ve suizandan uzak bir gönül. Hani Türk köylüsü vahşiydi, kadına mal diye bakardı? Bugün kimliksiz insanlarımız vahşi. Bir an önce kimlik inşasına ihtiyacımız var. </p>
<p>05.02.2006 </p>
<p>Er İşi </p>
<p>Şair bey yazmış, söylemiş, bazen atıp bazen tutmuş. </p>
<p>Bazen üç noktada susmuş,meydanı hep boş sanırmış. </p>
<p>Aşkdan ,sevgiden dem vurmuş; şairlik de er işiymiş. </p>
<p>O&#8217;nu alt eden kişi de ; betül, rana bir dişiymiş. </p>
<p>Ahmet Bektaş</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2354&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yerel beslenme</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Turkuaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[61]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nenenin, dedenin yemeğini ye!</p>
<p>Türkiye&#8217;de ilk defa gıda ürünlerinin kanser yapma etkisi araştırıldı. TÜBİTAK&#8217;ın 9 ay süren gıda ürünleri ile ilgili kanser taramasından çarpıcı sonuçlar çıktı.<br />
<span id="more-2353"></span></p>
<p>Avrupa Birliği&#8217;nin 6. Çerçeve Programı kapsamında 4,2 milyon Euro tahsis ettiği akrilamid-kanser araştırmasına 13 ülkeden 23 kuruluş katıldı. Yapılan araştırmada geleneksel gıda ürünlerimiz temiz çıktı. Kanser yapıcı maddeli ürünlerin yasaklanması gündemde. Cips, kraker, kahvaltılık gevrekler, bisküvi ve bebe bisküvileri ile patates ve ekmek kızartmalarında yüksek miktarda kanserojen akrilamid maddesi tespit edildi. Tulumba tatlısı ve beyaz ekmek kabuğunda da kayda değer miktarda kanserojen maddeye rastlandı. </p>
<p>Bildiğiniz gibi beyaz ekmeğin hayatımızdaki kanserojen etkisini anlatan yazılarım var. * </p>
<p>Izgara, döner, tahin helvası, çavdar ekmeği, baklava ve pilavda ise akrilamid miktarı ölçülebilir değerlerin altında çıktı. Ancak uzmanlar ızgara ve dönerde kansere yol açabilecek başka toksikler olabileceğine dikkat çekiyor. Projenin Türkiye koordinatörü Dr. Hülya Ölmez, çalışmanın sonucuna göre akrilamid içeren gıdaların yasaklanabileceğini ya da ambalaja uyarı yazıları konulabileceğini söylemiş. </p>
<p>Çorum&#8217;da kurulmasına ön ayak olduğum kanser derneği dün açıldı. Onko-Sav (Onkoloji Hastaları Yardımlaşma ve Savaşma Derneği) Başkanı Dr. Ayhanım Tümtürk&#8217;ün desteği ve çabalarıyla gerçekleşen çalışmalarımızda sloganımız: &#8220;Dedenin ninenin yemeğini ye, Sağlıklı kal!&#8221; Elma, ayva suyu ve hoşafı geleneksel Çorum&#8217;da. Bağevi geleneğinden dolayı kuru üzüm, pekmez ve pestiller harika. Badem, ceviz her zaman bulunuyor. Bu etkinliğe Bursa ve Muş&#8217;taki kanser derneklerimiz de katıldı. Doğal ve yerel beslenmeyi yaygınlaştırmak amacımız. Milyonlarca dolarlık araştırmalarla gelinen nokta da aynı zaten. Kendi yeme içme kültürümüzü korur ve sürmesini sağlarsak kanseri önlemede önemli adım atmış oluruz. Tencere yemeklerimizin ve doğal ev ürünlerimizin yüksek kalitesini göz ardı etmemeliyiz. </p>
<p>Hülya Ölmez ve ekibi araştırma kapsamında Türkiye&#8217;de 20 çeşit ürünü piyasadan tesadüfi yöntemle toplayıp incelemiş. Bunlar; ev yemekleri, kavrulmuş çerezler, ekmek ve fırıncılık mamulleri, cipsler, kahve, bisküvi, kraker, çikolata, bebek mamaları, patates kızartmaları, geleneksel Türk tatlıları, pekmez, ızgara, kebap, döner ve köfte gibi geleneksel gıdalardan oluşuyor. </p>
<p>2002 Nisan&#8217;ında İsveçli bir bilim adamı gıdaların doğal halinde bulunmayan akrilamidin, yüksek ısıyla pişerken oluştuğunu keşfetti. Ardından Amerika ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın gelişmiş ülkelerinin gıdalarında akrilamid taraması yapıldı. Akrilamidin insanlarda ve laboratuvar hayvanlarında nörotoksik etkisi kanıtlandı. Laboratuvar hayvanlarında kötü huylu tümör (kanser) oluşumuna neden olduğu tespit edildi. İnsanlardaki kanser oluşumuyla henüz bir bağlantısı kanıtlanmasa da Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu (International Agency for Research into Cancer) gıdalardaki akrilamidi &#8216;insanlar için potansiyel kanserojen maddeler&#8217; arasına aldı. </p>
<p>Bu madde plastik sanayiinde kullanılıyor. Sigarada kansere yol açtığı sanılan maddeler arasında akrilamid de bulunuyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Tarım Örgütü (FAO) insanlara akrilamid içeriği yüksek gıdaları mümkün olduğunca tüketmemeyi ve taze sebze-meyve ağırlıklı beslenmeyi öneriyor. </p>
<p>Türkiye birçok açıdan şanslı konumda. Yabancı beslenme tekellerinin alanına girmek yerine kendi yeme içme kültürümüzü koruyalım ve yaygınlaştıralım. Bu konuda bireysel çabalar kadar evimizin dışındaki alanlarda da sakıncalı ürünleri tüketmeyelim. Satın almayalım. Kimliğimizin önemli bir parçası olan yemek kültürü sağlığımızın da yapı taşıdır. Binlerce yıllık geleneklerle oluşmuş beslenme kültürümüz zengin çeşitliliğe ve lezzete sahip. Unuttuklarımızı hatırlama gayreti gösterelim. Bedenî tembellik zihnî tembellik de getiriyor doğrusu. Ailece çalıştığımız zevkli kışa girme törenleri artık yapılmıyor. Oysa reçel yapmak için çok zamana gerek yok. Televizyon seyretmek yerine ailece ortak bir çalışma halinde reçel ya da aşure yapmak mümkün. Yedikleriniz ilaç olsun ki ilaca ihtiyaç kalmasın. </p>
<p>*27.03.2005 Kabartıcılar ekmekle aramıza girmesin (Turkuaz) </p>
<p>Veriler: www.genbilim.com </p>
<p>Sayın Sevindi;</p>
<p>   Ben zaman okuyucusu ve abonesiyim çok şükür, ve Diyet Uzmanıyım.Bu nedenle kendi mesleğim alanına giren bazı konulara değinmeyi vicdani bir sorumluluk kabul ediyorum.<br />
   Zaman zaman gazetemizde Beslenme konusunda bazı yazılar görüyorum ve bunlarda ki yanlışlıklara takılıyor gözüm.Sanki bu yazılar baskıya girmeden bir uzmanının kontrolüne girmiyormuş gibi.Mesela bu haftaki Turkuazda,16.sayfada Yemek Olmadan Asla -Hatice Zengin&#8217;in köşesinde öyle bir yemek tarifi varki,sanki Zaman okuyucusuyla dalga geçilmektedir.Beslenme konusunda bir kural vardır ;mönü tüketicinin başta ekonomik ve sosyal durumuna uygun olmalıdır.Bu mönüye bir bakalım.Peynirli tavuk dolması ve ricotto peyniri,mozzarella peyniri,parmesan peyniri,fesleğen,pastırma, ve JAMBON gerekiyor.Gerçi yazarımız bu peynirleri bulamazsanız yerine şu peynirler de olur demiş ama bu kadar çeşit peynir kimin evinde bulunur Allah Aşkına !Yemek mönüleri verilirken okuyucu grubuna,özelliklerine,ekonomik ve sosyal yapısına,hatta dini alışkanlıklarına bile dikkat edilir ,sonra müslüman mahallesinde salyongoz işine döner. Bu Türk Zaman okuyucusuyla dalga geçmektir gibi ama inşallah yanılıyorum ve bu işte bir yanlışlık vardır.<br />
        Sayın yetkili ben Diyetisyen ve bu işin uzmanı olarak ,karşılıksız ,gazetemizin Beslenme konusunda danışmanı olmaya hazırım.Saygılarımla<br />
                                                                     Dyt.Nizami Kısacık<br />
                                                                        Diyetisyen</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2353&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mütevazilik</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Turkuaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[61]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevebilmek için mütevazılık</p>
<p>Türkiye&#8217;de insanlar yaramaz erkek çocuklara müsamaha gösterirler; çünkü yaramaz çocuk akıllıdır diye inanırlar ve birbirlerini de buna inandırmaya hazırdırlar. </p>
<p><span id="more-2254"></span></p>
<p>Yaramaz kızlar için pek geçerli olmayan bu dayanaksız yargı zaten şımarık ve sorumsuz yetiştirilen erkek çocuğun hepten duvarlara tırmanmasına neden olur. Bugünkü moda deyimiyle hiperaktif diyerek de masum gösterilir bütün şımarık davranışları. Oysa amaçsız hareketlilik zeka geriliği veya otistik çocuklarda da sık görülür. </p>
<p>Hiçbir disiplin görmeden büyümesi, pohpohlanması sonucu çocuk kalan ve yetişkin olamayan erkekler daha sonra toplumda önemli görevler alırlar. En önemsiz ve sıradan görünen pozisyonları da &#8220;koca ve baba&#8221; olma halidir. Bir erkek iyi baba ve koca olabilir mi diye çok ince elenip sık dokunmaz erkek olsun, ev olsun diye herkes ısrarcıdır. Bir kocan olsun da sana bakacak durumdaysa istenecek başka bir şey yoktur. Okumuş yazmış, unvanlı erkeklerin yeni yeni eşlerine şiddet uyguladığını öğreniyoruz. Vaveyla da kopmuyor. Olabilir düşüncesi alt katmanda göz kırpıyor zihinlerde. </p>
<p>Benim dikkatimi yabancı erkeklerle evlenen manken ya da medya dünyasından güzel kızların eşlerini övmekte, sevmekte Tuğçe Kazaz gibi ileri gidip hediyelerini kimliklerinden bir parça çıkarıp atmakla vermelerinin anlamı. Acaba neden bu kadar büyük bir hayranlık gösteriyor bu kızlar? Medyadan izlediğim kadarıyla mankenler çok popüler; ama erkekler gezmek konusunda, ilişki yaşamak için bayıldıkları mankenlerle evlenmekte pek acele etmiyorlar. Geçen gün Tuğçe ve eşinin basit, mütevazı evlerinde yapılan çekimler vardı. Kocası ile basit insanlar olduklarını ve basit hayatlarından çok mutlu olduğunu anlatmaya çalışıyordu röportajda. Buradaki gösteriş meraklısı ve başkaları için yaşayan insanlardan uzak bir tarz. Mankenlerin yaşadığı dünyadaki erkekler araba markalarıyla, işleriyle ve buna ilişik kadınlarının güzelliğiyle caka satan çocuk erkekler. Yetişkin bir kadını mutlu etmek bir yana konuşmak bile mümkün değil. Sadece bu sınıfta değil genelde kentli ve okumuş erkekler evlilik lafından, birine bağlanma içeren herhangi bir davranıştan inanılmaz korkuyorlar. </p>
<p>Bir İtalyan&#8217;la evlenen Burcu Esmersoy da &#8220;Kimse beni Massimo kadar sevmedi.&#8221; diyor. Daha önce çok evlilik teklifi alan ve evet dediği halde uzun flört döneminin bitmeyen sayfalarına dayanamayıp hayal kırıklığı yaşayan Burcu, erkeklere güvenini kaybettiğini söylemiş. Oysa İtalyan eşinin onu gördükten iki gün sonra evlenme kararı aldığını söylerken pek mutlu. Bu sevgiye inancı ve güveni sonsuz, bu anlaşılıyor. Çünkü kocası, kendine güvenen bir yetişkin olarak ne istediğini bilerek ona yaklaşmış ve onun hakkında polisiye araştırma gereği görmemiş. Etek boyuna ya da yaşamına karışarak emirler yağdırmamış. Tam tersine Ferrari gibi bir firmada yönetici olmasına rağmen önce işinden vazgeçmeyi o teklif etmiş. Bu fedakarlıklar bizde hep kadının yapması gereken şeydir. Erkek zaten evlenmekle büyük bir hediye verdiğinden fedakarlık yapılmış sayılır. Bu kızlar böylesine iyi eğitimli veya zengin oldukları halde mütevazı, yetişkin erkekler halindeki eşlerine hayranlık duyuyorlar. &#8220;Türkiye&#8217;de kimse beni böyle sevmedi.&#8221; diyen Burcu bence önemli bir mesaj veriyor, sevmeyi öğrenmek için yetişkin,kendine güvenen ve hoşgörü gerekir. Vay, benim dediğimi yapmadın, pata küte değil. Ferrari&#8217;de çalışan eşi bisikletle işine gidiyor. Özel bir araba olan Ferrari&#8217;yi kullanmak için henüz erken diye düşünüyormuş Massimo, oysa bizde ne çocuk yaşta, hamhalat ne marka arabalar kullanıyor bilse. Kimin parasıyla sorusunu sormadan gaza basarlar. </p>
<p>Mütevazılık, kültürümüzün en önemli yapıtaşlarından biriydi. Şimdi bu, değer olmaktan çıktı. </p>
<p>Buna bizim katkımız ne diye düşünmek gerekmez mi? </p>
<p>22.01.2006 </p>
<p>iyi günler nevval hanim ben 19 yasindayim her hafta yazinizi takip ediyorum ama bu haftaıki yazinizi sanki benim için yazdiniz bu haftaki yazinizda (sevebilmek için mütavazilik) kendimi buldum ve size yazmaya karar verdim. benim üc yildir sevdigim bi insan var ama üc yildir onu sevdigime inandirmaya calisiyorum altı aydir cikmaya basladim cikmaya basladiktan sonra onu asiri derecede kiskanmaya sanki beni aldatiyomus gibi düsünmeye basladim aslinda öyle bi insan degil ama nedense bu dusunceyi bir türlü kafamsan atamiyorum bu dusunceyi ona yansitmamaya calisiyorum ama her gecen gün biraz daha bu düsünce beynimi kemirmeye fazlasiyla devam ediyo ne olur kafamdan bu dusunceyi atmama yaardim edin onun kalbini kirmak onu üzmek istemiyorum onu kaybetmekten korkuyorum ;ama nekadar dayanacagiimida bilmiyorum bunalimin esigigindeyim bana yardim edeceginizi umuyorum bana zaman ayirirsanz sevinirim kendinize iyi bakin görüsmek üzere. hayat ne olursa olsun yasamaya degermi acaba ?</p>
<p>SAYIN NEVVAL SEVİNDİ;</p>
<p>DÜŞÜNCELERİNİZE BENDE KATILIYORUM VE ŞUNU EKLEMEK İSTİYORUM TÜRKİYEMİZDE UMUT, SEVGİ, HOŞGÖRÜ İKLİMİNDE YETİŞMİŞ GENÇLERİMİZDE VAR VE BÖYLE OLMAYA GAYRET GÖSTEREN BİZİM GİBİ GENÇLERDE VAR. İNŞALLAH İLERKİ YILLARDA GÖRECEĞİZKİ ANLATTIĞINIZ KARAKTERDEKİ İNSANLAR İSLAM KÜLTÜRÜNDE DAHA DA ONGUNLAŞARAK TÜRKİYEYİ TEMSİL EDECEKLER VE ZEDELENMEYE ÇALIŞILAN İMAJIMIZI VE DEĞERLERİMİZİ TEKRAR SAHİPLENEREK ÖRNEK BİR TOPLUM OLDUĞUMUZU GÖSTERECEKLER.GÖRÜŞLERİNİZ İÇİN VE BENİ DİNLEDİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM.<br />
MEHMET KARABAŞ</p>
<p>Merhaba,<br />
tebrikler ve teşekkürler&#8230; </p>
<p>&#8220;Mütevazılık,kültürümüzün en önemli yapı taşlarından biriydi.Şimdi bu değer olmaktan çıktı.Buna bizim katkımız ne diye düşünmek gerekmez mi?&#8221;Evet gerekir. Siz bir aydın olarak,düşünmüş ve yazmışsınız.<br />
Zavallı Türk erkeği kimseye yaranamıyor.<br />
Bazı Türk kadınlarının yabancı erkek hayranlığının altında,toplumsal bir aşağılık kompleksinin çok büyük etkisi var.<br />
Evlilikte küfüv(denklik) esastır.<br />
Oysa Türk toplumunda &#8220;erkek kadından üstün olmalıdır&#8221; hükmü caridir.<br />
Bunedenle,bazı mankenlerimiz ve &#8220;güzel&#8221; kadınlarımız ,hovarda işadamlarıyla nikahsız yaşarlar(evlenme vaadi ile)&#8230;<br />
Üstünlük onlara göre ya paradır ya da milliyet.Yani seçilecek eş zengin değilse yabancı uyruklu olmalıdır. Yabancı uyruklu mütevazı bir erkekle evlenip mutluluk edebiyatı yapanlar ,aynı şartlardaki bir türk erkeğini neden aşağı sınıftan görür? Türk erkeği de anlaşılmaz bir tavırla neden kendini üstün ilan eder? İki sorunun da çözümü;küfüv(denklik)ün doğru yorumlanması ile mümkündür.<br />
Fıkıhta küfüv(denklik) : Kadın ve erkeğin evleneceği eşle<br />
nesep,diyanet,hürriyet ve mal hususlarında musavi,denk olması hususu.(Bunun en mühimi de diyanet noktasındadır.) </p>
<p>Sevgiler ve saygılarımla&#8230;</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2254&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Huzuru bul</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Turkuaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[61]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada huzura kavuş</p>
<p>Onun kimsesizlere, zavallılara, yoksullara yönelik davranışlarını değerlendirmeyenler, görünüşe, gösterişe bağlı kalanlar, Mevlana&#8217;yı tenkit ediyorlar; Mevlana&#8217;nın müridleri acayip adamlardır. Onların çoğu, şehrin işçileri, sanat erbabı kişilerdir.<br />
<span id="more-2352"></span></p>
<p>Zengin adamlar, bilginler, onun etrafında az dolaşıyorlar, her nerede bir terzi, bakkal, manifaturacı varsa Hazreti Mevlana onları müridliğe kabul ediyor diye dedikodu yapıyorlardı. Mevlana kulağına kadar gelen bu sözlere kulak asmıyor, kimseye darılmıyor, ihtiyacı olanlardan yardımını esirgemiyordu. İtiraz edenlere kızmıyor, onlara gönül alıcı, tatlı cevaplar veriyordu. Diyordu ki: &#8220;Eğer benim müridlerim, bana ihtiyacı olan kişiler olmasaydı, ben onların müridi olurdum. Bana muhtaç oldukları için ben, onları müridliğe kabul ettim. Böylece istedim ki, onlar değişsinler, huzur-ı ilahiye kavuşsunlar, iyi kişiler olsunlar.&#8221; </p>
<p>&#8220;Acaba ben kendi yüzümü nasıl görebilirim? Acaba benim nasıl bir rengim var? Ben lekesiz yüzlü, ak yüzlü biri miyim? Yoksa kirli, günahkar yüzlü bir kişi miyim? Bu hali nasıl görebilirim? Böylece ben, iç yüzümü, can suretimi görmek için çırpınıp duruyordum, araştırmalar yapıyordum. Fakat siretim, iç yüzüm kimseden görünmüyordu, hiçbir şey beni bana göstermiyordu. Kendi kendime dedim ki, ayna neden icad edilmiştir, ne işe yarar? Herkes aynaya bakarak kendisinin kim olduğunu, nasıl olduğunu görsün, bilsin diye mi bulunmuştur? Fakat bildiğimiz aynalar, insanların dış yüzlerini, suretlerini göstermek için yapılmıştır. Can yüzümüzün aynası nasıldır, nerededir? Can aynası çok pahalı, çok değerlidir. Can aynası, ancak sevgilinin yüzüdür. Bizim iç yüzümüzü, can yüzümüzü gösteren sevgilinin yüzü bu diyarda yoktur. O, mana diyarındadır.&#8221; &#8220;Gel, gel de birbirimizin kadrini, kıymetini bilelim. Çünkü belli olmaz, birbirimizden ansızın ayrılabiliriz. Mademki Peygamber Efendimiz &#8220;Mümin, müminin aynasıdır&#8221; diye buyurdu, ne diye aynadan yüz çeviriyoruz? Garazlar, kinler dostluğu karartır, gönlü yaralar. Ne diye garazları gönlümüzden söküp atmıyoruz?&#8221; </p>
<p>Mehmet Akif merhum: </p>
<p>Beşerin taptığı bir kendisinin heykelidir </p>
<p>Sade ilanı çekilmez bu acayip aşkın </p>
<p>demektedir. Gerçekten de hepimiz kendimizin âşığıyız, fakat bunu açıkça söyleyemiyoruz. Nitekim yine Hazreti Mevlana bir rubaisinde: &#8220;Sen, sende oldukça ve sen kendine taptıkça, senden sana yol vermezler. Senin varlığın, kendini bir şey sanman düşüncesi sende bulundukça huzuru bulurum zannetme, çünkü sen, hâlâ benlik putuna tapmaktasın.&#8221; demektedir. Gerçekten de insanların bir kısmı, zenginlikleri ile mevkileri ile öğünürler, bir kısmı bilgileri marifetiyle, hünerleri, meslekleri ile gurura kapılırlar. Hak yolunda yürüdüklerini sanan gafiller de, tesbihleri, namazları, yaptıkları hac vazifeleri ile kendilerini halktan üstün görürler. Hazreti Mevlana&#8217;nın her fazileti, her meziyeti gibi, yüksek tevazuunun da nihayetsizliğini gösteren bu rubai, çok dikkati çekmektedir. Mevlana kendisinin bir ilham güneşi olan o mübarek yaşına ve o başı bir hale gibi saran, ilim ve irfan nuru sembolü olan sarığına Hakk&#8217;ın güzellik cevherine bir muhafaza olan cübbesine ne değer veriyor? </p>
<p>Sivaslı Şeyh Nefusuddin Hazretleri rivayet etti ki: &#8220;Bir gün Mevlana Hazretleri, bana iki dirhemlik çörek al getir.&#8221; diye buyurdu. O zamanlarda bir tepsi çöreğe bir dirhem veriyorlardı. Derhal çörekleri aldım. Hazreti Mevlana çörekleri benden aldı, bir mendile koyup gitti. Ben, yavaş yavaş onun arkasından yürüyordum. Nihayet Mevlana bir harabeye vardı. Orada, bir dişi köpeğin, yavrulamış olduğunu gördüm. Mevlana, çöreklerin hepsini köpeğe verdi. Ben bu büyük velinin bu merhametinden dolayı şaşırıp kalmıştım. Mevlana &#8220;yedi gün yedi gecedir bu zavallı köpek bir şey yememiştir, yavruları yüzünden de buradan ayrılamıyordu.&#8221; diye buyurdu. </p>
<p>İnsanı, hayvanı, kendini seven ama egosuna tapmayan olmayı nasip et Yarabbi. Huzuru bu dünyada buldur. </p>
<p>*Alıntılar Şefik Can, Mesnevi </p>
<p>Merhaba&#8230;<br />
&#8220;Hakiki ve elemsiz lezzet ,yalnız imanda ve iman ile olabilir.&#8221;(1)<br />
&#8220;İnsanı, hayvanı ,kendini seven ama egosuna tapmayan olmayı nasip et Yarabbi.Huzuru bu dünyada buldur.&#8221;(2)Ne güzel bir dua&#8230;Amin&#8230;<br />
İman insana cenneti kazandırdığı gibi,bu dünyada da daimi bir huzur verir.<br />
&#8220;Can yüzümüzün aynası nasıldır,nerededir?<br />
Can aynası çok pahalı,çok değerlidir.<br />
Can aynası, ancak sevgilinin yüzüdür.<br />
Bizim iç yüzümüzü, can yüzümüzü gösteren sevgilinin yüzü bu diyarda yoktur.<br />
O,mana diyarındadır.&#8221;<br />
&#8220;Gel,gel de birbirimizin kadrini, kıymetini bilelim.Çünkü belli olmaz ,birbirimizden ansızın ayrılabiliriz. Mademki Peygamber Efendimiz &#8220;Mümin,müminin aynasıdır&#8221; diye buyurdu, ne diye aynadan yüz çeviriyoruz? Garazlar,kinler dostluğu karartır, gönlü yaralar.Ne diye garazları gönlümüzden söküp atmıyoruz?&#8221;(3)<br />
&#8220;İnadın gözü meleği şeytan görür.İnadın işi budur: Şeytan yardım ederse birisine (melek) der rahmeti de okutur.Muhalif tarafında eğer meleği görse; libasını değiştirmiş ,onu şeytan zanneder, adavet,lanet eder.&#8221;(1)<br />
&#8220;Gerçekten de insanların bir kısmı,zenginlikleri ile mevkileri ile övünürler, bir kısmı bilgileriyle marifetleriyle, hünerleri,meslekleri ile gurura kapılırlar.Hak yolunda yürüdüklerini sanan gafillerde, tesbihleri,namazları,yaptıkları hac vazifeleri ile kendilerini halktan üstün görürler.&#8221;(2)<br />
&#8220;Büyük görünme ,küçülürsün.&#8221; &#8220;Kamillerde ,büyüklük mikyastır küçüklük.Nakıslarda, küçüklük mizandır büyüklük&#8230;&#8221;(1) </p>
<p>Teşekkürler,tebrikler,saygılar,sevgiler&#8230;<br />
Allah yar ve yardımcın olsun.<br />
(1) Bediüzzaman<br />
(2) Nevval Sevindi<br />
(3) Mevlana</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2352&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aydın kim?</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Turkuaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[61]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Malumatfuruş, aydın ve entelektüel</p>
<p>Aydın sözcüğü, entelektüele eş anlamda kullanılmasına karşın &#8220;entel&#8221; bir aşağılama ve küçümsemeyle birlikte anılmaktadır. Türkiye&#8217;nin Cumhuriyet dönemi aydınları vardır. Bu aydınların karizması, devlette yeri ve kariyerleri vardır.<br />
<span id="more-2351"></span></p>
<p>Aydınlara ilişkin olumsuz düşünce ve duyguların yoğunlaşması 1950 ile başlar; ama 1960&#8217;lardan sonra düşmanca bir ilişkiye dönüşür. Devletle aydın ve halkla aydın arasındaki ilişkiler kökten değişikliğe uğrar. Entelektüele daha fazla ve damıtılmış bir anlam yüklenmektedir. Anlama yetisiyle donanmış, duyuların karşılığı olarak anlama gücüne ağırlık veren insandır. Etimolojik olarak böyle bir anlam içermesine karşın Türkçede aydın ve münevver karşılığı kullanılan &#8220;entelektüel&#8221; 1980 sonrası dalga geçilen bir kavramdır. Üstelik bu dalga geçmede Türkiye yalnız değildir. Yirminci yüzyılın ortalarına kadar entelektüel, entelektüalizm ve entelijansiya gibi sözcükler İngiltere&#8217;de olumsuz tınılar içermekte. Raymond Williams bu olumsuz tutumun hâlâ sürdüğünü net söyler. </p>
<p>&#8220;İnsan, olacaksa, kendisi için, kendisine rağmen, kendisine karşın aydın olur, kaçınılmaz biçimde.&#8221; diyen Ortega için, &#8220;Gerçek aydının özgül etkinliği gerçeği zahmetle araştırmak, bulur bulmaz da, ne pahasına olursa olsun, kendisini bin parça edeceklerini bilse, açıklamaktır; aslında &#8220;çölde feryat eden&#8221; biridir o, çünkü gerçek ancak yalnızlıkta bulunur. Aydın, halka karşı, kamuoyuna karşı, yerleşik sanılara karşı fikir yürütür. Bu nedenle yazgısı anlayışsızlıkla karşılanmak ve halk tarafından sevilmemektir. Misyonu karşı çıkmak ve kandırmaktır.&#8221; </p>
<p>Edward Said ise şunları diyor: Hepimiz bir toplumda yaşıyoruz; kendi dili, geleneği ve tarihi olan bir milliyetin mensuplarıyız. Entelektüeller bu fiili durumların ne ölçüde kölesi, ne ölçüde düşmanıdırlar? Aynı şey entelektüellerin kurumlarla (akademi, kilise, mesleki örgüt) ve zamanımızda entelijansiyayı olağanüstü ölçüde kendi saflarına katan dünyevi iktidarlarla olan ilişkisi için de geçerlidir. Wilfred Owen&#8217;ın belirttiği gibi &#8220;mürekkep yalamışların tüm halkı bir kenara itip/devlete bağlılıklarını ilan etmeleri&#8221; sonuçta gerçekleşmiştir. </p>
<p>Diğer uçta Benda&#8217;nın, entelektüelleri, insanlığın vicdanı olan süper yetenekli, ahlaki donanımları gelişkin filozof krallardan oluşan bir avuç insan olarak gösteren ünlü tanımı vardır. Benda&#8217;ya göre bugünkü entelektüellerin sorunu, sahip oldukları ahlaki otoriteyi sekterlik, kitle dalkavukluğu, milliyetçi çığırtkanlık, sınıf çıkarları gibi &#8220;kolektif duyguların&#8221; örgütlenmesi adını verdiği şeye devretmiş olmalarıdır. Bunları 1927&#8217;de yazıyordu. </p>
<p>Edward Said; &#8220;entelektüelin toplumda, sadece kimliksiz bir profesyonel, salt kendi işine bakan bir sınıfın yetenekli bir üyesi olmaya indirgenemeyecek özgül bir kamusal role sahip bir birey olduğu&#8221; konusunda ısrarcıdır. </p>
<p>Buna karşın salt kamusal alana ait, sadece bir hareket, dava ya da konumun sözcüsü veya simgesi olan bir entelektüel de olamaz, der. </p>
<p>Ayrıca burada toplumun karanlık zamanlarda entelektüelden yaşadıkları acılara tanıklık beklediğini, onun adına konuşup onu temsil etmesini istediklerini bilir. Oscar Wilde&#8217;ın kendisi için kullandığı tanımı ödünç alırsak der, entelektüeller yaşadıkları dönemle simgesel bir ilişki içindedirler her zaman: Halkın kafasında sürmekte olan bir mücadele ya da savaşmakta olan topluluk yararına seferber edilebilecek bir başarıyı, ünü ve şöhreti temsil ederler. Elbette, entelektüellerin kendi etnik ya da ulusal toplulukları adına yapılan kötülüklere kör kalmalarına yol açan kendini üstün görme ve haklı çıkarma tarzı tuzaklara düşüp daha fazla popüler olmaları da kolaydır. Bu Batı&#8217;da çok yapılmıştır ve sömürgecilik hep haklı çıkmıştır. </p>
<p>Toplumla entelektüel arasında olan bu ilişkinin durduğu ayaklar; dil, kültür ve özerkliktir. Bu tanımla yeniden aydın denilenleri düşünmek lazım, ne dersiniz? </p>
<p>08.01.2006 </p>
<p>Merhaba&#8230;<br />
Bu konuda yazmanı istiyor ve bekliyordum.<br />
Teşekkür ederim ,faydalı oldu&#8230;<br />
&#8220;Gerçek aydın özgül etkinliği gerçeği zahmetle araştırmak,bulur bulmaz da ,ne pahasına olursa olsun,kendisini bin parça edeceklerini bilse , açıklamaktır;<br />
aslında&#8221;çölde feryat eden&#8221; biridir o, çünkü gerçek ancak yalnızlıkta bulunur.<br />
Aydın,halka karşı , kamuoyuna karşı yerleşik sanılara karşı fikir yürütür.<br />
Bu nedenle yazgısı anlayışsızlıkla karşılanmak ve halk tarafından sevilmemektir.Misyonu karşı çıkma ve kandırmaktır.&#8221;<br />
Maalesef&#8230;<br />
Bir entelektüel her şeye rağmen fikirlerinin arkasında yer almalıdır.<br />
Doğruları da entelektüellik adına desteklemelidir.<br />
Yanlışı uyarır,kendi yanlışını da kabullenir.<br />
Entelektüeller toplumu yönlendirme yeteneğine sahiptir,olmalıdır.<br />
&#8220;Toplumla entelektüel arasında olan bu ilişkinin durduğu ayaklar;<br />
dil,kültür ve özerkliktir.Bu tanımla yeniden aydın denilenleri düşünmek lazım,<br />
ne dersiniz?&#8221;<br />
- &#8220;Haklısınız!&#8221; derim&#8230;<br />
&#8220;İlim bir noktadır,cahiller onu çoğaltmıştır.&#8221; (Hz. Ali R.A.)<br />
Öze ve asıla bakmayı bir öğrensek,birçok sorun kendiliğinden hallolacak.<br />
Malumatfuruş,Batı kaynaklı,materyalist,bencil,dinine saygısız,insanlara tepeden bakan,cehl-i mürekkep içindeki entelektüellerden bu toplum bıktı ve onlara güvenmiyor.<br />
Toplumun güvendiği,sevdiği ve inandığı gerçek entelektüellerin birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi acilen gerekli diyorum.<br />
Gerçek entelektüele&#8230; Saygı ve sevgilerimle&#8230; </p>
<p>ZEKİ DÜŞÜNÜRLER VE AKILLI DÜŞÜNÜRLER</p>
<p>    Türkçedeki kavramların birçoğunun içi özgün anlamlarıyla ilgisi olmayan bazı anlamlarla doldurulmuş. Bu yetmiyormuş<br />
gibi, diğer dillerdeki bazı kavramlar dilimize ya yanlış anlamlar yüklenilerek alınmış/alınıyor ya da iki apayrı kavram<br />
sanki aynıymış gibi tercüme edilmiş.<br />
   &#8220;Aydın&#8221; sözcüğü bunlardan sadece biri&#8230;<br />
   Biliyorsunuz, İngilizcede &#8220;intellectual&#8221; ve &#8220;enlightened&#8221; diye iki kavram var. Fakat Türkçe sözlükler bu kelimeleri aynı cümleyle izah ediyor; aydının karşılığı entelektüel, entelektüelin karşılığı aydın olarak veriliyor. Daha kötüsü, bütün Türk aydınları ve entelektüelleri bu iki farklı kavramı aynı anlamda kullanıyorlar. Veya Öztürkçe kullanmak isteyenler bu ikisine de AYDIN diyor, yabancı sözcük kullananlar ise ENTELEKTÜEL.<br />
   Entelektüel: Çok okuyan, okuduklarını doğru anlayan ve onları yeni düşünceler üretmede kolayca kullanabilen; felsefeyi anlayan ve gerektiğinde felsefe yapabilen; duygusallıktan uzak, mantık çerçevesinin dışına çıkmayan, sansasyonel ve popülist çıkışlardan uzak duran; yüksek IQ sahibi kişidir ve el becerisi isteyen pratik işlere fazla ilgisi yoktur. Entelektüellerin sayısı ülkelerindeki nüfusa oranla oldukça düşüktür; kendilerini ya konferanslarda ya özel sohbetlerde ya da yazdıklarında gösterirler.<br />
    Aydın: 18&#8217;inci yüzyılda Avrupalı düşünür ve yazarların dine karşı çıkması ve bilimi rehber alması üzerine onlara verilmiş bir unvandır. Cehalet dairesinin dışına çıkmayı başarmış, batıl inançlarını yok etmiş, dil-din-ırk üçlüsünün dikte ettirdiği önyargılardan kurtulmuş, bilimsel ve akılcı düşünceye geçmiş kişidir. Bunlar sayesinde Avrupa&#8217;da bir Aydınlanma Çağı oluşmuştur. Bu tür insanlar hâlâ dünyada mevcut mu, kaç kişidir, bilemiyorum.<br />
    Görüldüğü gibi bu iki kavram arasında önemli bir nüans var, ama kötü tercümanlar o nüansı katletmişler. Meselâ, bir entelektüelin batıl inançları ve diğer fikirlere/insanlara/dini inançlara karşı bir soğuk duruşu olabilir, ama aydın kişininki olamaz; o, en ışıklı tavrıyla etrafını bu konularda aydınlatmaya çalışır.<br />
    Bu açıdan baktığımda, Türk &#8220;aydın&#8221;larının çoğu bana entelektüel kişiler olarak görünüyorlar ve hiç de aydın görünmüyorlar. Ayrıca, (hırçın tavırlarını yadırgadığım ama ara sıra doğru lâflar eden Engin Ardıç&#8217;ın aşağıda eleştirdiği gibi) deformasyonu bir hayli fazla olan bir de yarı-aydın grubumuz var:<br />
    &#8220;Türkiye&#8217;nin başına bela olan yarı aydın kültürü, cavalacoz köşe yazısı, laf salatası kitap, yavan televizyon programı, sıkıcı film ve genelgeçer şarkı sözüyle yürütülen bir sığlık. Ve üstelik hemen hepsi de yaşama acemisi bunların.<br />
   Kabızlık, aydınlık diye pazarlanıyor, nemfomani de özgürlük! Yüzeydelik, şiir oluyor; boş laf da makale. Her ürünleri, her işleri de buram buram özenti kokuyor. Epey de &#8216;kıl&#8217; bir kültür bu.&#8221;<br />
    O hâlde, aydın kelimesini kullanmamak ve entelektüel kelimesine de Türkçe karşılık bulmak gerekiyor. &#8220;Düşünür&#8221; demek istiyorum, fakat entelektüel için tam bir karşılık olmuyor. Tek kelimelik bir isim bulmak zor olacak galiba. Acaba<br />
&#8220;zeki-düşünür&#8221; olabilir mi?&#8230; Belki tutar&#8230; Denemeye değer&#8230;  Çünkü aydın&#8217;a da &#8220;akıllı-düşünür&#8221; ismini koymak istiyorum.<br />
    Burada zekâ ve akıl arasındaki farkı da belirtmeden edemeyeceğim; çünkü akıl, zekâ ve yetenek kavramları da çoğu kez birbiri ile karıştırılıyor veya farklı bağlamlarda kullanılıyor.<br />
   Zekâ (intelligence); beynin öğrenme, anlama, problem çözme, çözüm üretme, bilinenlerden yararlanarak bilinmeyenleri ortaya çıkarma gücü ve zihinsel yetenekleri kullanabilme özelliğidir.<br />
   Bu yetilerin çalışma gücü, hızı ve kapasitesi her insanda aynı değildir. Ayrıca zekâ; bu güç ve kapasite dışında, her meyvenin ayrı bir lezzete, kokuya ve renge sahip olması gibi farklı özellikler de gösterir.<br />
   Şimdiye dek &#8220;özel yetenekler&#8221; diye bilinen zekâ türleri, bazı eğitimbilimciler tarafından 13 ayrı isim altında kategorize edilmişlerdir:<br />
  1- Matematiksel zekâ<br />
  2- Mantıksal ve Analitik zekâ<br />
  3- Dil yetenekli (Lengüistik) zekâ<br />
  4- Pratik (Sağduyusal) zekâ<br />
  5- Ansiklopedik (Genel Kültürcü) zekâ<br />
  6- Uyumsal (Interpersonal) zekâ<br />
  7- Artistik (Şekilsever/Patternist) zekâ<br />
  8- Müziksel zekâ<br />
  9- Atletik (Physical) zekâ.<br />
10- Sezgisel (Intuitive) zekâ<br />
11- Duygusal (Emotional) zekâ<br />
12- Ruhsal (Spiritual) zekâ<br />
13- Birleşik/Ortak Zekâ<br />
    Dikkat edilecek olursa; hem Batı&#8217;da hem de Türkiye&#8217;de eği­tim programları genellikle ilk 6 tür zekânın geliştiril­mesini hedeflemiştir. Bu zekâ türleri, büyük çap­ta beynin sol yarım küresinin işlevleri arasındadır. Sağ yarım kürenin fonksiyonları arasına giren artistik, müzikal ve atletik zekâ türlerinin geliştirilmesi de genellikle<br />
ih­mal edilmektedir. Sezgisel, duygusal ve ruhsal zekânın ise, alt beynin fonksiyonları olduğu düşünülmektedir.<br />
   Beynin bu iki yarımküresi, sürekli iletişim ve koordinasyon içinde çalışırlar.<br />
   Burada önemle vurgulanması gereken görüş şudur:<br />
   &#8220;Geri zekâ&#8221; başka şey, &#8220;eğitimsiz zekâ&#8221; bir şeydir; dünyada eğitilmemiş fakat üstün yetenekleri olan pek ­çok insan vardır.<br />
   Akıl (reason/mind): Zekâ, düşün­mek, kavramak, bilmek, irade, karar vermek, hayal etmek, sezmek, dikkat etmek ve hafızaya kaydetmek gibi beyinsel faaliyetlerin tümünü kapsayan geniş bir kav­ramdır.<br />
   İşte bence salt zekâyı değil, esasen aklın onlarca özelliğini geliştirebildiğimiz oranda akıllı sayılırız.</p>
<p>    Siz ne dersiniz?&#8230;</p>
<p>Mehmet Sağlam</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2351&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeniyılda hazine</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Turkuaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[61]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hiçbir şey yoktur ki hazineleri bizde olmasın</p>
<p>Bütün gece yeni bir yıla girmenin heyecanını taşıdı insanlar. Neden bu kadar heyecan ve şevk duyuyorlar? Çünkü gelen yılın yeni ve apak bir sayfa olacağını düşünecek kadar safdil olmaya, kendilerini kandırmaya istekliler.<br />
<span id="more-2350"></span></p>
<p>Eğlenebilmenin tek yolu dünü unutmak ve bugünü yaşamak. Bugünü de kendi gerçekliği içinde değil, kafamızın içindeki sanal dünyada yaşayarak kutlamak esas olan. Ertesi gün belki ilk saatlerden ya da biraz şanslıysak birkaç gün içinde değişmesini dilediğimiz hiçbir şeyin değişmediğine, hatta daha kötü olabildiğine şahit oluruz büyük bir düş kırıklığıyla. O beyaz sayfa kendi kendine oluşsun diye dua ettiğimiz halde gerçekler capcanlıdır. Başkalarının ve durumun kendi kendine değişmesi üstüne kurulu hiçbir dilek para etmez bu dünyada. Değişmezliği kanıtlanmış durum ve insanlara saplanıp kalmak sadece umutsuzluk selinde boğulmamızı sağlar. Değişmesi gereken kendimiz ve kendimizin değiştirmesi gereken durumdur. Bunu fark etmek bile farkındalık merdiveninde bir basamak çıkmaya yeter. Bu uzun merdivende anılarla yüklü eteğimiz bizi devamlı aşağıya doğru çeker ve düşmemiz için çaba harcar. Azim ve kararlılık, umut ve heyecan bitmeden sürmelidir ki basamaklar gözünde büyümesin. Yoksa merdiven sana sen merdivene bakarak bir ömür geçirmek de mümkün. Hayıflanarak hayatı bitirmek. </p>
<p>&#8220;İnsanın somut yaşadığı hayatın yanı sıra her zaman soyut ikinci yaşadığı hayatın olması dikkate değer ve önemlidir&#8230; Sakince enine boyuna düşünme alanında, önceden onu tamamen ele geçiren ve yoğun etkileyen şeyler soğuk, renksiz ve uzak görünür; o yalnızca bir seyirci ve gözlemcidir.&#8221;* </p>
<p>Gerçekler can acıtıcı olduğu kadar işimize gelmediği için kendi kurgularımız ve algılarımız içindeki başka bir dünyada (sanal) yaşamayı tercih ederiz. Buradaki yargılara, önvarsayımlara ve bilgilere sıkı sıkı yapışırız. Sanırsın okyanusta tek tahta parçası bunlar. Değişmezliğiyle övünenler yapıştıkları bu tahtaların sudan çürüdüğünü, lime lime olduğunu bile görmekten acizdir. Kendi doğru ve bilgilerini bütün mutsuzluklar pahasına dayatanlar kendilerine yaptıklarını da göremezler. Kendilerine yapılanlardan hep söz ederler. Sabit fikirli dediğimiz bu ruh hali söze geçit vermez. Bir kitabın önsözünde yazar çok sevdiği bir insana sözle ulaşmayınca söze olan inancını kaybettiğini ve küstüğünü, iki yıl konuşmadığını yazmıştı. Sonra yavaş yavaş barışarak bir kitap yazmış. Söze küsmek! </p>
<p>Gerçekten &#8220;bir kulağından girip ötekinden çıkmak&#8221; dediğimiz aynen vakidir. Sözün diğer kulaktan çıkışını bile gözleyebilirsiniz. Öylesine duvarlara çarpar ki insan yetersizlik duygusundan ne yapacağını bilemez. İnsana sözle ulaşılmazsa neyle ulaşılır? </p>
<p>Affetmediğimiz ve gurur nedeniyle kapanan birçok kapıya söz etki etmez. O sınırlardan geçilmez. Burada sevgi eksikliği devrededir. Anne sevgisinden yoksun büyüyen çocuklar, kendilerini sevmek, diğerlerinin onları seveceğine inanmak veya başkalarını sevmek için gerekli temel güven duygusunu geliştiremezler. Yetişkin hayatlarına yabancılaşırlar, içlerine kapanırlar ve başkaları onlara düşman görünür. Düşmanca ve agresif ilişki kurarlar. Pat diye çekip giderler, sorumluluk duyguları yoktur ve bağlanma korkuları yüksektir. </p>
<p>Sosyal beceri eksikliği vardır çoğunda. Sürekli eleştirirler. </p>
<p>Canı acımasın isteyen insan başkalarının canını acıtır. Kimseyi kırmak istemediği için sorunları çözmediğini iddia edenler, herkesi kırar döker de aldırmadan seyirci gibi yürür gider. Geçmiş hatıralar ve gelecek özlemler, beklentiler sadece mutsuzluk hissimizi katlar. Ya gelecekte ya geçmişte yaşar olmak an&#8217;ı atlamak demek. &#8220;İnsanın içinde ne kadar çok şey varsa başkalarından o kadar az şey ister.&#8221; diyen Batılı felsefeciler yalnız, yapayalnız olmanın erdemine döktürürler her şeyi. Yalnızlık ve bağlanmama, üstünlük duygusu hatta kendine Tanrı gibi bir paye atfetmedir ki birçoğu da ateizmi savunmuştur. </p>
<p>Mesnevi der ki: &#8220;Gözlerimiz, bakışlarımız gönle uymuştur. Gönül isterse göz zehire bakar, yılana bakar; gönül isterse ibret alacağı, ders alacağı şeye bakar. Gönül ne tarafı işaret ederse, beş duyu da eteklerini toplar o tarafa koşar..&#8221; </p>
<p>Gönlünüz yeni yılda kendine, farkındalığa ve güzelliğe koşsun&#8230; </p>
<p>(*) Bugünü Yaşama Arzusu, Irvın Şalom</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2350&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>tasavvufta kadın</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Turkuaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[61]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın ve tasavvuf</p>
<p>Türk Kadınları Kültür Derneği ve Ailem Türkiye birlikte &#8220;Kadın ve Tasavvuf&#8221; konulu bir günlük sempozyum düzenledi. 16 Aralık&#8217;ta gerçekleşen toplantıda yerli ve yabancı bilim adamları, mutasavvıflar ve tasavvuf ehli kişilerin güzide topluluğu akılları ferahlattı.<br />
Samiha Ayverdi&#8217;nin doğumunun 100. sene-i devriyesi hatırasına düzenlenen toplantı, mistisizmde kadına bakışı inceledi. </p>
<p><span id="more-2349"></span></p>
<p>&#8220;Kadını tanımak, insanı tanımak; insanı tanımak Allah&#8217;ı tanımaktır&#8221; diye başlayan el kitapçığında insanın İlahi cevher olarak yorumlanışı var. Batı&#8217;da &#8220;insan insanın kurdudur&#8221; diyen ve yalnızlığı öven, onu överken kendi dışındaki insanları &#8220;iki ayaklı hayvan&#8221; diye niteleyen filozoflarla taban tabana zıt bir insan tasavvuru. Elbette, insana böyle bir bakış ve tasavvurun felsefesini kuran bu büyük âlimler kadından nefret edeceklerdi. Hepsinde Schopenhauer&#8217;den Nietzsche&#8217;ye, kadın düşmanlığı vahşi, deli incir gibi fışkırır. Kadından nefretleri gemlenemez bir at gibi tepinir durur sayfaların arasında. Oysa bizim kitabımızda &#8220;Allah insanı kendi suretinde yarattı.&#8221; der. Adem&#8217;den de Havva yani kadın zuhur etti. Allah, er ve kadın. Kabulümüz bu. Batı ise ilk günahın adını kadın koyar. </p>
<p>Erkek ve kadının bedene tabi olduğu Batı&#8217;ya göre bizde ruh asla vücut haline girmez. Kadın ya da erkek tamamıyla &#8220;fenafillah&#8221; mertebesine ererlerse, vücutları nihayet bulur. Er kişi olur. Her ne kadar zahir cihetiyle erkek kadına galip görünse de kadın mana cihetiyle erkeğe galiptir. Kadına hürmet manto tutmak ya da kapı açmakla sınırlı gösteriş değildir. Kadına hürmet, ona her zaman için incelikle davranmaktır. Ârif kişinin kadına hürmeti, Allah&#8217;a muhabbetidir. Nerede ârifliği arayan dersen, ariflik içimizde isimsiz durur. </p>
<p>Yaratılışta erkeğin bir parçası olan kadın, hakikat itibarıyla erkeğin aynıdır. Bütünün parçaya muhabbeti, diğer eşyaya muhabbetinden fazladır elbette. O nedenle Hz. Mevlana der ki: &#8220;Kadınlara muhabbet etmeyen ve mağlup olmayanlar, akılsız cahillerdir. Muhabbet eden ve mağlup olan ise akillerdir (akıllılar). Onun için, hayvan dişisine muhabbet etmez ve mağlup olmaz. Bu insana verilmiş bir haslettir.&#8221; Bunu bir konferansta söylediğimde erkek dinleyicilerden biri &#8216;Bu gerçekten var mı, siz mi uydurdunuz?&#8217; diye sormuştu. Ne kadar dine uzak yakın anlayın artık. Kadına bakışından vazgeçmek ne kadar zor geliyor. </p>
<p>Allah&#8217;ın yaratıcılık sıfatına mahzar ettiği kadının fendini, cinselliğini kullanarak para, makam ya da istediğini elde etmesinin konumuzla bir alakası yoktur. Hz. Mevlana, &#8220;O Hakk&#8217;ın pertevidir, Hâlık&#8217;tır güya, mahluk değildir.&#8221; der: &#8220;Hakk, güya bu ince perdeden görünür.&#8221; buyurur. </p>
<p>Allah&#8217;ın indinde makbul olan Hz. Meryem için okuduklarımız onun ruh makamına erişmesinin kanıtları. Nefis ruhun ham halidir. Hz. Mevlana, &#8216;Üzüm korukken nefs, olgunlaşıp üzüm olunca ruh adını alır.&#8217; diyor. Hz. Meryem, Hz. Hatice koruğun üzüm olma halidir. </p>
<p>&#8216;Kadın insanı Allah&#8217;a yaklaştırır ve erdirir&#8217; diyen İbn-i Arabi Hazretleri ile ilgili Lübnan&#8217;dan gelen Prof. Su&#8217;ad El Hakim müthiş bir konuşma yaptı. Onu daha sonra yazacağım, bütünlüğü bozmamak için. </p>
<p>Aşkın kadındaki tezahürü TEK&#8217;i sevmeyi, TEK&#8217;ten de Allah&#8217;a gitmeyi ifade eder. Kadınlar tek bir erkeği sever ve âşık olurken erkeklerin çoklu yerlerde dolaşması İbn-i Arabi&#8217;de açıklanır gibi. Tek kadını Hz. Hatice&#8217;yi ölünceye kadar ve sonrasında hep seven Peygamberimiz neden Müslüman erkeklerin örneği değil acaba? Tıpkı Batılı zihinler gibi onu çok eşli düşünmek hoşlarına gittiğinden mi? O dönem ve koşulların çokluğunun bugünün anlamıyla ilişkisi olmadığı aşikar. Bugünün gözüyle dünü toparlayıp işine geleni almak hak mı? </p>
<p>Aşk önce kadından zuhur etmiştir. Aşk, Allah&#8217;ın sıfatıdır. Hz. Âdem, aşkın zuhurunu Havva&#8217;dan gördüğü için ona âşık oldu. Resüllullah Efendimiz de; &#8220;Bana sizin dünyanızdan üç şey sevdirildi; kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz.&#8221; dedi. Namazla eşdeğer sevgide kadına kusur edenler utansın. Türk Kadınları Kültür Derneği Başkanı Cemalnur Sargut Hanım insanın erlik makamını böyle tarif eyledi. </p>
<p>25.12.2005 </p>
<p>Okurlar araştırmacı gazeteci mübarek!Sadece kendi doğrusundan ibaret emir kipi kullanan cahillere ne demeli ki?<br />
&#8220;Kadın ve  tasavvuf&#8221; başlıklı makalenize<br />
Adı:Cemalettin<br />
e-posta:altin_kalp_@hotmail.com olan ziyaretçi tarafından yapılan yorumdur.<br />
________________________________________________________________________________________<br />
yanlışı düzelt<br />
Oysa bizim kitabımızda &#8220;Allah insanı kendi suretinde yarattı.&#8221; der. Kitabımız da yani kur&#8217;an &#8216;da böyle bir ayet yok hadis var. O hadisin manası da Allah kendi suretin yarattı yani o insana ayit olan mukemmel en üstün surette yaratmış bu manaya geliyor makalenizi okudum burda ki yanlışı Allah rızası için değiştiriseniz bu yanlışı düzeltirseniz insanların aklında karışıklık kalmaz ..  Mevlana Cellalletin Ruminin mesnevisinde çok agza alınmıcak kıssalar var siz ne kadar araştırdınız bilmiyorum ama yeniden göz atmanız gerekir ibni arabi de kitabında Allah &#8216;ta fenafillahi kadınla cinsi münasebetle yorumluyor buna da bir araştırırsanız iyi olur meseleleri kitapları yüz üstünden araştırmayın derinine inerseniz sapıklıgı göreceksiniz. çok teşşekür ederis araştırsanız &#8230;.!!!<br />
Nevval SEVINDI Hanim,<br />
Yazilarinizi zevkle okuyorum,ayni dusunmemekle beraber degindiginiz bircok konu da farkli bir bakisin ilginc ipuclarini yakaliyorum.<br />
a-&#8221;gavur&#8221;, sozcugu hangi dilden? Osmanli Resmi yazilarinin cogunda &#8220;kefere&#8221; sozu kullaniliyormu?</p>
<p>b-Sizce kadinlar bati da mutsuz,dogu da mutlu mu?<br />
c-Bati kulturun de gunah=kadin dusuncesi nereden geliyor?<br />
Ben size Bati da, bir cirpida 10 kadin &#8220;bilim adami&#8221; sayabilirim.Siz dogu da (islam dairesinde) bir ornek verebilirmisiniz?<br />
Butun Semavi dinler de kadinin adi yoktur.Nedeni, bu yasam tarzlari ANAERKIL topluma baskaldiridir.Erkek egemen inanclardir.Hristiyanlik-Musevilik-Islam kadin konusunda hep aynidirlar.Hepsinin fikir babasi Aristo&#8217;dur,kadercidirler.<br />
Yazma sebebim tartisma amacli degil,sadece kiyaslama yaparak; &#8220;en krali bizim ki&#8221; mantigi dogru degil. Bati kadini kismende olsa ozgurlugunun bedelini odemistir,darisi dogu kadinin basina!!!<br />
Iyi seneler,saygilar&#8230;<br />
Aziz Gor Paris</p>
<p>Merhaba&#8230;<br />
Teşekkürler,mükemmel bir yazı okudum.<br />
Şunu açık ifade etmek isterim,örnek bir kadınsınız.<br />
&#8220;Kadınlara muhabbet etmeyen ve mağlup olmayanlar,akılsız cahillerdir.&#8221;<br />
Kadın erkek için vazgeçilmez ve değerlidir.Olmalıdır.<br />
&#8220;Yaratılışta erkeğin bir parçası olan kadın,hakikat itibarıyla erkeğin aynıdır.&#8221;<br />
Fakat roller farklı.Bir bütünün birbirini tamamlayan ,aynı olmayan iki parçası.<br />
Kadın daha latif,daha güzel,daha savimlidir.Erkek daha güçlü ve cesurdur.<br />
Allah&#8217;ın huzurunda ikiside kuldur&#8230;<br />
&#8220;Aşkın kadındaki tezahürü TEK&#8217;i sevmeyi, TEK&#8217;ten de Allah&#8217;a gitmeyi ifade eder.Kadınlar tek bir erkeği sever ve aşık olurken erkeklerin çokluk yerlerde dolaşması&#8230;&#8230;&#8221;<br />
&#8220;Tek kadını Hz.Hatice&#8217;yi ölünceye kadar ve sonrasında hep seven peygamberimiz neden müslüman erkeklerin örneği değil acaba?&#8221;<br />
Sevgili peygamberimizin Hz. Hatice&#8217;ye olan sevgisi ne kadar örnek ise,<br />
Hz.Aişe ve diğer eşlerine olan sevgisi de o kadar örnek olmalıdır.Kimse peygamberimizin tüm eşlerini sevmediğini söyleyemez.<br />
Buradan şu anlaşılıyor,demekki kadınlar bir tek erkeği tam sevebilir.Erkekler ise birden fazla kadını sevebilir.Dereceleri farklı olsa da&#8230;<br />
Elbet kadınların hakkıdır,sevdiği erkeği paylaşmak istemez.Problem ve<br />
çözümü de burada zaten. Hz.Aişe peygamberimizi,başka kadınlarla paylaşacak kadar sevmiştir&#8230;<br />
Hz. Adem A.S. ın Havva&#8217;ya olan aşkının ve bütün aşkların kaynağı Allah&#8217;tır.Bu hissi veren Allah&#8217;tır.Bizlere düşen bu hissi meşru dairede kullanmaktır.<br />
Sevgiler ,saygılar ve dualarımla.<br />
Ahmet Bektaş </p>
<p>Merhaba Nevval Hanım, </p>
<p>www.semazen.net <http://www.semazen.net/ > sitesine arada bir canım<br />
sıkılınca girer, rahatlarım. Orada yazınızı görünce sizi neden takdir<br />
ettiğimi bir defa daha anladım. Hatırlarsanız Faruk Şen&#8217;in daveti üzerine<br />
Essen&#8217;de bir resim sergisi esnasında tanışmış ve aynı akşam hep birlikte<br />
yemek yemiştik. </p>
<p>Yıllar önce, o zaman hiç takdir etmediğim, ama yurt dışında binlerce yabancı<br />
cocuğun türkce öğrenmesine vesile olduğunu gördükten sonra takdir ettiğim<br />
Hocaefendi hakkındaki tartışmada gösterdiğiniz cesaretten dolayı, ne yalan<br />
söyleyeyim size acayip bir hayranlık duymuş ve &#8216;ne olurdu şu Nevval<br />
Hanımdaki cesaret birçok hakaretlere maruz kalan müslüman entellektüel<br />
erkeklerde de olsaydı&#8217; diye içimden geçirmişimdir. </p>
<p>Sonra TV&#8217;de yanılmıyorsam geçirdiğiniz o meşum hastalık ve onunla<br />
mücadelenizi anlatan programı seyredince size hayranlığım bir kat daha<br />
arttı. </p>
<p>Ben de sizin gibi aynı hastalığın pencesinde kıvrandım ama elhamdulillah 8<br />
yıl oldu, şimdi çok iyiyim. </p>
<p>Hz. Mevlana&#8217;nın dediği gibi insan kendini sever. Muhatabında kendindeki<br />
haslet ve hususiyetleri bulduysa, kendine benzediği için onu sever. Onun<br />
içindirki korkak cesurla arkadaşlık yapamaz, yada cimri bir kişi asla cömert<br />
biriyle uzun zaman birlikte olamaz. </p>
<p>Bizde bir çok konuda sizin gibi deliyiz:-) Bosna ve Cecenistan&#8217;a, Keşmir&#8217;e<br />
insani yardımlar götürdük. Türkiye&#8217;de de bir çok insani proje<br />
gerçekleştirdik. Halen ailecek teşkilat gibi çalışıyoruz. </p>
<p>Ama yazınızı okuyunca hanımla sizi davet etmeye karar verdik. Almanya&#8217;ya<br />
gelirseniz mutlaka haberimiz olsun ve bize buyurunuz. Ruhsuzluk üzerine<br />
değil, ruhani, mistik sohbetler edelim. İsterseniz bir havacı olarak havadan<br />
sudan da konuşuruz. </p>
<p>Mutlaka ama mutlaka tabii ki O izin verirse bekliyoruz efendim. </p>
<p>Allah&#8217;a emanet olunuz&#8230;</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2349&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kültürsüz</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Turkuaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[61]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ruhsuz ve kültürsüz kentler</p>
<p>GAP Televizyonu kamera kontrolörü Serdar Aslanoğlu ıssız bir dağ başında kurtların, çakalların saldırısına uğrayarak ölmedi. Adana denen ve artık kent olduğu kuşkulu, varoşlarıyla her an şiddet bombası halindeki yerde öldürüldü. </p>
<p><span id="more-2348"></span></p>
<p>Sigara almak için çıktığı sokakta bir nedenle tartıştığı Fatih Ösme adındaki şiddet bombası, bir dakikalık tanıdığı insanı ölüme mahkum etmenin yolunu çok kolay buldu: &#8220;Hırsız var&#8221;. Yoksulluk ve şiddetin el ele gezdiği yerlerden akan insanların hırsızlığı artırması, hırsızlığın başa çıkılamaz duruma gelmesinin faturasını &#8220;yabancı&#8221; olan ödedi. Çünkü Serdar bir yabancıydı ve bütün yabancılar gibi tehlikeliydi. Sorgusuz sualsiz zan altında kalabilirdi. Bu da yetmez, sorgusuz öldürülebilirdi. İki bekçinin görevi koruma ve kollama değil öldürmeymiş, böylece &#8220;güvenlik görevlisi&#8221; anlamını bazılarının nasıl yorumladığını anlamış olduk. Sopalarla saldırmak ve öldürünceye kadar dövmek için nasıl bir sadizm ve insan düşmanlığı gerekli acaba? O yetmiyor bıçakla da işi temize bağlıyor Fatih bey. Bunların taş bile olamayan kalplerinde ne var ki? Bir insanı öldürten Fatih&#8217;e adını koyan ana babası onu nasıl yetiştirmiş, isimden de utanmamışlar mı? Nasıl insanlar yetişiyor ülkemizde? Sadece dinî ritüellerle sınırlı Müslümanlık, büyük kente göçüp zengin olma ya da son model arabalarda gezinmek medeni olmaya yetmiyor. Daha korkuncu insan seviyesine bile gelinemiyor. Belediyeler hâlâ ıvır zıvırla uğraşacaklarına insanların ruhsal dengeleriyle, manevi dünyanın tasavvufi zenginliğiyle uğraşsalar keşke. Nerede o bilgi ve ferasette belediye? </p>
<p>Bizde &#8220;eşref-i mahlukat&#8221; olan insan, önünde meleklerin eğildiği insan kavramından şeytanın bile korktuğu insan pratiğine geçilmiş bulunuyor. Son beş yıldır yaşanan şiddet politikacıların işi değil, akademisyenlerin işi değil, kurumların işi değil&#8230; Sadece şiddet yakınına, kendine bulaşanların işi. Yani illa oğlunuz, kızınız öldürülecek, size saldıracaklar ve siz şiddeti fark edeceksiniz. Uyuşturulmuş beyinlerinizin kapılarını ancak o zaman açacaksınız. </p>
<p>Eğitim diye bas bas bağıranlar alfabeyle işin çözülemeyeceğini görmüyor mu? Kültürsüz bir halk ruhunu kaybetmiştir. Ruhu olmayan cesetlerin duygusu olur mu? Duygusuz insanda şefkat, namus, değerbilirlik, doğru söz ya da sevgi bulunur mu? Duygusuz olan, her şeyde kendini haklı görendir. Bir damla gözyaşı kimseye akıtamayandır. Nasıl insan tasavvuru bu? </p>
<p>Batı&#8217;nın egoist, bencil ve kendine tapan egoperest insan tasavvurunu alıp bize giydirdiler. Kötülerin işbirliği kolay ve sağlamdır. Ancak iyiler işbirliği yapmaz, yapamaz. Onları koruyan ve kollayan yok. İş dışında kamu yararına yaptığınız işleri takdir etmek yerine onları bırak da kendine para kazanacak iş bul diye tavsiye edenler çok olur. Hatta teklifi yapanların hiçbir ideoloji farkı olmadığını, her kesimdekilerde gördüm yaşadım. O zaman ne kıymeti var kıldığın namazın, bana sattığın havanın? </p>
<p>Ölen TRT teknisyeni ve benzeri birçok olaya sadece gazete haberi diye baka baka 1995&#8217;lerden 2005&#8217;e geldik. Kötülükler mutlaka başkalarının başına gelen felaketlerdir ve &#8216;mutlaka bir günah işlemiştir başına bu geldiğine göre&#8217; diyen ilkel bakış bizi buraya getirdi. Seri katilimizden göz çıkarana, karısının sırtına jiletle adını kazıyan manyaklardan tecavüze bir eksiğimiz kalmadı. </p>
<p>Şeb-i Arus gecesine gelenlerin bile manevi hazzı yaşamadığını gördüm. Yapmayın denilen her şeyi yapıyorlar. Sema töreni daha bitme aşamasındayken sanki sinema salonundaymış gibi akın akın çıkmaya başlayanlar Mevlana falan bilmiyor. Hiçbir şey anlamıyorlar. Onu okumadan şeklî bir Mevlana ile varılacak yer budur. Kötü kötü hediyelik eşyalarla Mevlana adına bir turizm sağlamak, ruhu olmayan Mevlana satmak&#8230; Ben İsviçreli ve Japon Mevlana âşıkları gördüm. Onları dinlerken tüylerim diken diken oldu. Anladığım, en zoru Müslümanları Müslüman yapmak. Şiddeti hayatımızdan def etmek için önce ruha, yani kültürümüze ihtiyaç var. </p>
<p>18.12.2005<br />
 bir nevi istanbul&#8217;a benzetmek, düşünmek ve anlamak lazım.Sizce de bence mi?Nevval Hanım,şiddete karşı duyarlılığınız için size teşekkür ediyorum,lakin Adana iline yönelik bedbin ve tahrişkar üslubunuz için de size  teessüf ederim.Ben şahsen bir Adanalı olarak memleketimle gurur duyuyorum.İstanbul&#8217;da her gün haddinden fazla olay olmasının en büyük sebebi  istanbul&#8217;un nufus alması ve  bundan dolayı da keşmekeş bir yapıya  girmesidir.Adana&#8217;yı da bu yönüyl</p>
<p>iyi akşamlar.öncelikle yanıtınız için teşekkür ederim.bir adanalı olarak,adana vilayetinde meydana gelen çirkin hadiselerin etkisiyle bazan ben de çığrımdan çıkıyorum ve olanlara çoooooooooooooook üzülüyorum.keşke elimden gelse de zalimlere bir munislik verebilsem veyahut onları etkisiz hale getirebilsek&#8230;kendimi size karşı muhalefetteymişim gibi hissettim bir anda.eğer sizi üzdüysem sizden özür dilerim.yazarlık ve çizerlik hayatınızda fevkalade başarılar diler ve mevladan ömrümüze hayır ve bereket size ve sevdiklerinize dü cihanda yüz aklığı nasip eylemesini temenni ederim&#8230;yazılarınızı beğeniyorun ve zaptolunmaz bir iştiyakla,şevkle ve zevkle okuyorum..ALLAH&#8217;a emanet olun</p>
<p>merhabalar yazılarınızı büyük bir beğeniyle takip etmeye çalışıyorum çok başarılı bulduğum kişilerden biride sizsiniz güzel yazılarınızı büyük bir keyifle ve düşünerek okumaya devam edeceğim muhabbetlerimle balıkesirden enise</p>
<p> Merhabalar Hocam ben Manisa Celal Bayar Üniversitesi  Türkce Öğretmenliği 4.sınıf öğrencisiyim.Turkuaz ekindeki &#8216;RUHSUZ MEMLEKETİM&#8217; adlı yazınızda Adana ile ilgili eleştirilerinize katılıyorum;ancak  o memleketın insanı olarak memleketımı savunma hakkı hissetim.Adana gibi  dogudan 500 bin göç alan bir şehirde yasamanın zorluklarını biliyorum.Ama sadece adana değil ülkemizin her yeri aynı ve Adana denen(?) o memleketten bir sürü sanatcı çıkmıştır.lütfen bunları da gözardı etmeyiniz.Teşekkürler iyi çalışmalar&#8230;</p>
<p> Merhaba&#8230;<br />
Ruhsuz ve kültürsüzlüğe bir ilave de benden.Kolaycılık,korkaklık ve zavallılık.<br />
Sokaklarda küfürler ve tehditler savurup nağralar atanlara, neden müdahale etmez/edemez bunlar.<br />
Kolay olanı seçer her zaman,cahiller.<br />
&#8220;Sadece dini ritüellerle sınırlı Müslümanlık ,büyük kente göçüp zengin olma ya da son model arabalarla<br />
gezinmek medeni olmaya yetmiyor.&#8221;<br />
Evet yetmiyor.Ancak,dini ritüelleri de yaptıkları söylenemez ki.Daha doğrusu,&#8221;din&#8221; de cahilin harcı değil.<br />
Avam dinin muamelat kısmıyla ilgilidir.Onu da yanlış yorumlar.Şu sözün çok manidar,&#8221;Anladığım,en zoru<br />
Müslümanları Müslüman yapmak.&#8221;<br />
Mevlana,gerçek bir aşıktır.Millet olarak O&#8217;nu iyi anlamalıyız.Yüreğinde aşk olmayanın,merhameti de olmaz.<br />
Sadece ibadetle iş bitmiyor;kuvvetli iman olacak,aşk olacak,sevgi olacak&#8230;<br />
Saygı ve sevgilerimle. </p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
Kitap tavsiye:Kitab-ı aşk/İskender Pala </p>
<p>sayın sevindi,<br />
&#8220;nevval denen&#8230;&#8221; ya da &#8220;nevval sevindi denen&#8230;&#8221; seklinde sahsiniza yapilacak hitap belki hosunuza gidebilir veya bundan rahatsiz olmayabilirsiniz, buna karisamam ama, benim  &#8220;adana denen &#8230;&#8221; diye bir cumle kullanmaniz, bu cennet vatan türkiyenin bir parcasi icin boyle bir ifade hosuma gitmedi.<br />
eger kastiniz oradaki kotulukse bu her yerde vardir. guzide memleketiniz neresi bilmem ama illa ki orada da vardir.<br />
bir okuyucu olarak, her zamanki gibi daha guzel yazilarinizi bekliyorum.<br />
adanada çıkan olayları bütün şehirlerde görmemiz mümkündür.ama adın<br />
çıkacağına canın çıksın diye boşa dememişler.söylediklerinizin bir kısmı<br />
doğru.lakin biz bir izmir gibi bursa gibi batıdan göç almıyoruz.doğudan<br />
pılını pırtısını toplayan adanaya geliyor.bu şimdi biraz değişti.adanada<br />
umduğunu bulamayan daha doğru bir ifadeyle istediğini yapamayanlar mersine<br />
geçiyor.mersinin şu anki halini benim kadar sizde<br />
biliyorsunuzdur.türk-kürt çatışmalarının en yoğun yaşandığı yerlerin<br />
başında geliyor.oysa adanada bugüne kadar[kürt sayısı çok olmasına<br />
rağmen]öyle bir çatışma veya gösteri yaşanmamıştır.bu adana insanının<br />
sağduyulu oluşunu,ülke aleyhine olan hiçbir olaya karşı duyarsız<br />
kalmadığını gösterir.o saydığınız olayları yapanlara biz insan<br />
demiyoruz.onlar insan suretinde yaratılmış ruhsuz varlıklardır.maalesef<br />
onların önüne geçemiyoruz.siz türkiyenin  en çok satan ikinci<br />
gazetesinde yazıyorsunuz.ama bana karşı kullandığınız üslup size<br />
yakışmıyor.her ne kadar adanalı olsam da ben de bir ruh<br />
taşıyorum&#8230;adanadan yılmaz güney gibi biri  de çıkabilir barışmanço<br />
gibi biri de.ne demek istediğimi anlamışsınızdır.hoşçakalın</DIV></p>
<p>MERHABA SAYIN SEVİNDİ,</p>
<p>YAZINIZA KONU OLAN OLAY VE OLAYLAR MANEVİYATINIZI OLUMSUZ ETKİLEMİŞ BELLİKİ. &#8220;Kötülerin işbirliği kolay ve sağlamdır. Ancak iyiler işbirliği yapmaz, yapamaz. Onları koruyan ve kollayan yok.&#8221;</p>
<p>DEMİŞSİNİZ YAZINIZDA.EMİNİM,YARATANLA YOĞUNLAŞMIŞ BİR ANINIZDA BU YAZINIZDA DİLE GETİRDİĞİNİZ OLUMSUZLUKTAN,NEGATİFLİKTEN SİZ DE HOŞLANMAYACAKSINIZ.İYİLERİ, İYİLİKLERİ ADINA KÖTÜLÜKLERDEN KORUYAN VE KOLLAYAN ALLAH VAR GERÇEĞİ YÜREĞİNİZDEKİ KORKULU ÖFKEYİ YOK EDECEK.YAZINIZDA KULLANDIĞINIZ MEVLANANIN YAŞADIĞI DÖNEMDE YAŞANAN MOĞOL DEHŞETİNE</p>
<p>RAĞMEN ALLAHA OLAN AŞKINI DİLLENDİRDİĞİNİ,İNSANLARI SEVGİYLE UMUTLANDIRDIĞINI HATIRLAYIN LÜTFEN.</p>
<p>İYİLİKDEN YANA OLAN HİÇBİR KİŞİ VEYA BİRLİK KÖTÜLERLE,KÖTÜLÜĞÜN KURALLARINA GÖRE YAPILAN BİR MÜCADELEYİ KAZANMIŞ OLAMAZ.KAZANDIĞINI İDDİA EDEN İÇSEL ANLAMDA ASLINDA KÖTÜDÜR Kİ KÖTÜDEN DAHA FAZLA KÖTÜLÜK YAPARAK KAZANMIŞTIR.YA DA BU MÜCADELE SÜRESİNDE FARKINA VARMADAN KÖTÜLEŞMİŞTİR NE YAZIK.</p>
<p>İYİLİK İSTİYORSANIZ İYİLİĞİ SESLENDİRMELİ VE ETKİN KILMALISINIZ.KÖTÜLÜKLERİ ANLATARAK İYİLİĞE KATKI SAĞLAYAMAZSINIZ.İNSANLIĞA FAYDA SAĞLAYAN,BİZ ŞAŞKINLARA  ALLAHIN EN GÜZEL HEDİYESİ OLAN MÜBAREK İNSANLARIN YAŞANTILARINDA ZALİMLER,ZULÜMLER,YOKLUKLAR,HASTALIKLAR (BUNLARIN HEPSİ BİZİM ZANNLARIMIZ ASLINDA) OLMASINA RAĞMEN BİZLERE KALAN RUHUMUZU AYDINLATAN BİR KAÇ DAMLA GÖZYAŞIYLA PİRÜ PAK HALE GETİREN,MUHTEŞEM BAKIŞ AÇILARIYLA HAYATA VE DÜNYAYA KARŞI DURUŞLARI DEĞİL MİDİR?</p>
<p>HER YERDE,HER ZAMAN DİLİMİNDE,SONSUZA KADAR, HEP İYİLİĞİ VE İYİLERİ ANARAK KÖTÜLÜKLERE KARŞI MÜCADELE ETMEYİ VE İNSANLARI KÖTÜ SIFATINDAN UZAK TUTMAYI AMAÇ EDİNMİŞ MÜBAREKLER GİBİ YAŞAMAK OLMALI HEDEFİMİZ.BU DÜNYAYA AİT OLAN SON NEFESİMİZİ VERİRKEN, KAZANÇLARIMIZ, SEVAP DİYE TANIMLADIĞIMIZ İNSANIN İNSANA SEVGİYLE VE ÖZENLE DAVRANIŞLARININ KARŞILIĞI OLAN RUH GÜZELLİĞİNE KAVUŞMUŞLUK OLMALI.</p>
<p>BU YAZIYI SİZE VEYA BİRİLERİNE ÖĞÜT VERME UKALALIĞI OLARAK YORUMLAMAYIN NE OLUR.ANCAK İÇ SESİNİ KENDİNE DUYURMA ÇABASIDIR BU.BÖYLELİKLE ALLAHIN HER İNSANA VERDİĞİ TEBLİĞ GÖREVİNİ KENDİNE KARŞI DA YERİNE GETİREREK İYİLİKTEN NASİPLENMEM MÜMKÜN OLUR UMARIM.</p>
<p>NEDEN SİZE?ÇÜNKÜ SİZ ÇOK DAHA FAZLA KİŞİYE ULAŞABİLEN BİR ENTELLEKTÜELSİNİZ.SÖYLEDİKLERİNİZ VE YAZDIKLARINIZ OKUNUYOR VE İNSANLARI ETKİLİYORSUNUZ..BUGÜNKÜ YAZINIZIN KONUSU EN BÜYÜK SORUNUMUZ.ELE ALMA VE YORUMLAMA ŞEKLİNİZ ÖZDE İYİ OLAN BİR İNSANIN (BİRÇOK İYİ GİBİ) BİRAZ KIZGIN,ÖFKELİ ,YÜKSEK SESLİ VE UMUTSUZ HALİ (BENİM ALGILADIĞIM HAL BU).UMUDUM O Kİ YÜZLERCE YIL HOŞGÖRÜNÜN VE ADALETİN EN ÜST DÜZEYDE YAŞANDIĞI (VE ŞÜKÜRLER OLSUN Kİ YARATILMIŞ OLMAKLA ÖDÜLLENDİRİLDİĞİM) MEMLEKETİMİZ İÇİN &#8220;RUHSUZLUK VE KÜLTÜRSÜZLÜK&#8221; TANIMININ İNCİTİCİ OLDUĞUNU FARKEDERSİNİZ.EVET,SEVİYESİZLİĞİN,BEDBİNLİĞİN,BENCİLLİĞİN BASKIN OLDUĞU BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ.AMA BU OLUMSUZLUK BİRAZ DA İYİLERİN İYİLİKTEN ÇOK KÖTÜLÜĞÜ SESLENDİRMESİNDEN VE ÖN PLANA ÇIKARMASINDAN KAYNAKLANMIYORMU?BIRAKALIM &#8220;BU MEMLEKET ADAM OLMAZ&#8221; ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ VE UMARSIZLIĞINI DA DEĞİŞEBİLİRSEK DEĞİŞİME VE GELİŞİME KATKI SAĞLIYACAĞIMIZ UMUDUNU VE ÇABASINI YEŞERTELİM.</p>
<p>SAYGILARIMLA.İYİLİKLER DİLERİM.</p>
<p>H.Orhan Öztürk</p>
<p><b>Gönderen:</b> zeynep<br /><Sayın Nevval hanım, </p>
<p>20 Aralık 2005 tarihli yazınızda yer verdiğiniz olay kişisi katil Fatih Ösme isimli şahıs şuan elini kolunu sallayarak Adana sokaklarında geziyor. Beraat etti. Ve haberde bu vahşet unutuldu dava sonucuna yer verilmiyor, yanlış bilgi veriliiyor. Olayı el birliği ile gerçekleştiren bu vahşilerden ikisi yattığı süre göz önüne alınarak beraat etti. Bıçak kullandığı ispat edilen bir şahıs ise on yıl hüküm giydi. Ancak gazetelerde suç aletleri olan birdolu sopa resimleri boy boy yer aldı. Aşikar ki cinayet el biriliği ile gerçekleşti. Bu 4 linççiden yalnızca 1 tanesinin tutuklu olması sizce adalet midir, olayı aklar mı? İlgilenmenizi ve yer vermenizi umut ederek saygılarımı sunarım.</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2348&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çirkin</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman Turkuaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[61]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çirkini kim belirler?</p>
<p>John Ronald Reuel Tolkien&#8217;in, beyazperdeye uyarlanan, gişede rekorlar kıran üçlemesi Yüzüklerin Efendisi&#8217;ndeki kötülük diyarı Mordor&#8217;un Türkiye, Karanlıklar Prensi Sauron&#8217;un çirkin savaşçı uşakları Orkların da Türkler olduğu öne sürülmüştü İngiliz Daily Mail gazetesinde. &#8220;Mordor&#8217;un nerede olduğu&#8221;, okur sayfasında bir soruya verilen cevapla ortaya çıkmıştı: <span id="more-2347"></span></p>
<p>Mordor: Türkiye </p>
<p>&#8220;Tolkien&#8217;in Orta Dünya haritasıyla Avrupa haritasını üst üste koyarsanız belli başlı iklim, bitki örtüsü ve zoolojik işaretlerin aynı olduğu görülür. Karanlıklar Prensi Sauron&#8217;un diyarı Mordor, hem konum hem de şekil olarak Türkiye&#8217;dir. Türkiye&#8217;nin üç tarafında yer alan denizler Mordor&#8217;da dağlar olarak değiştirilmiştir. Harad, Arap topraklarıdır.&#8221; </p>
<p>Kara lisan: Türkçe </p>
<p>&#8220;Mordor&#8217;un Türkiye&#8217;nin şekline sahip olmasının dışında Orkların lisanı &#8220;Kara Lisan&#8221;ın da Türkçe ile benzerlikleri vardır. Tolkien&#8217;in Nurnen Denizi çevresinde yaşayan köle insanları Ermenilere, Nurnen Denizi de Van Gölü&#8217;ne benzetilebilir.&#8221; </p>
<p>Kürdistaninfo dahil bu haberi her yerde okuyabilirsiniz internette. Bu nereden aklıma geldi? Baba oğul Atilla ve Osman Oymak&#8217;ın müthiş ırkçı röportajını okuyunca Milliyet&#8217;te. Onlar baba-oğul, Türkiye&#8217;nin en tanınmış estetik cerrahlarından. Baba daha çok burun, oğul da göğüs ameliyatı konusunda ünlü. Diyalog botoxlu dudak kadar şahane: </p>
<p>&#8220; Atilla bey siz &#8220;Türk ırkının burnu güzel değildir&#8221; demişsiniz. </p>
<p>Atilla O.: Bizim ırkımızın burnu da güzel değildir&#8230; </p>
<p>Osman O.: &#8220;Kıçı da yere yakındır&#8221; de de dövsünler seni. </p>
<p>Atilla O.: Ama öyle. Benim bütün kadınlara söylediğim şey &#8220;Senin üstün Ayşe hanım, altın Fatma hanım&#8221;dır. Katiyyen uyum yoktur vücutta. Benim kadınımın poposu geniştir, yere yakındır. Bizim ırkımız güzel ırk değildir. </p>
<p>Osman O.: Peru&#8217;ya gitsin kızlar iyi hissetmek için. Onlar bizden çirkin. Meksika&#8217;ya, Bolivya&#8217;ya gidebilirsiniz.&#8221; </p>
<p>Kendilerinin hangi ırktan, kültürden ve milliyetten olduğu gizlenmiş söyleşide, ırkçılık diz boyu! Meksikalılar ve Bolivyalılar da nasiplenmiş bu ırkçılıktan. İki adamın fotoğrafına baktım. Hani bu konuşmayı yapanlar dünya erkek güzeli yarışmasını kazanmışlar sanki. Nasıl da Türk Türk duruyorlar anlatamam. Beden uyum mimarisinin son örneği mi acaba diye baktım. Yooo&#8230; Nedir dertleri? Ayna mı bulamıyorlar yoksa oryantalist Doğu aşağılamasının tümüyle sindirilmiş birer prototipi mi bunlar? Lawrence Durrell ve nice ünlü ve ünsüz Batılı yazarın romanlarında Türk ırkı aşağılanır. Kadınların adı hep &#8220;Fatma&#8221; ve acaip çirkindirler, genelevde çalışırlar genelde. İşte bir iki satır: &#8220;Nemli sıcağın kurşun gibi ağırlaştığı uyuşuk Osmanlı dünyasının kasvetli-ruhlu kişiliksizliği vardı. Kharon&#8217;a (Yunan mitolojisinde insanların canını alan kötü cin) benzeyen Türk&#8230; Fatma&#8217;ya hem acıdım, hem takdir ettim, çiçek bozuğunun ona kazandırdığı sevimliliğe rağmen kadın kara, korkunç bir gulyabaniydi.&#8221;* Bugünün Batı ülkelerinde de Doğu&#8217;nun, Osmanlı&#8217;nın ve kara kafalının aşağılanmasını kitap, dergi, fıkra ve filmlerde izlersiniz rahatlıkla. Onları anlıyorum, onlar ırkçı ve sömürgeciler. Onu içselleştirmiş ve yabancılaşmış olanları anlamam mümkün değil. Çünkü özendikleri yer onları da aşağılayarak bakıyor. Ne paraları ne özentileri onların sevilmesine neden değil. </p>
<p>Türkler hiçbir ırkı, dini aşağılamadıklarından her dinden Türk vardır coğrafyamızda, her ırktan insanla da evlenmişlerdir yüzlerce yıl. </p>
<p>Burada can alıcı soru: &#8220;Kime göre güzel? Kim belirliyor güzellik kriterlerini?&#8221; </p>
<p>Önyargılı körlere Yunus seslenir 800 yıl önceden: &#8220;72 millet birdir bize&#8221;. Karacaoğlan güzelliği tarifler: &#8220;siyah zülfün ak gerdane / tel tel et de diz ver bana&#8221;. </p>
<p>Bize çirkin olduğumuzu, tek tip asker olmamızı emreden tüm estetik anlayışa karşı çıkın. </p>
<p>*Afroditin Buhurdanı, Lawrence Durrell </p>
<p>11.12.2005 </p>
<p>Merhaba.<br />
&#8220;Bize çirkin olduğumuzu,tek tip asker olmamızı emreden tüm eststik anlayışa karşı çıkın.&#8221;<br />
Ben tüm varlığımla karşıyım.<br />
Türklerde islamiyetle kuvvetlenen,yaratılıştan gelen bir insan sevgisi var.<br />
Türkleri çirkin bulmak veya sevmemek&#8230;<br />
İki aşık düşünelim.<br />
Birincisinin sevdiği ,ona devamlı sitem ediyor.İkincisinin sevdiği , sitem etmiyor ama;o yokmuş gibi davranıyor.<br />
Hangisi daha acı?Bence ikincisi;sevse yok gibi davranmazdı.<br />
Türklere gelen bunca tazyikatınaltında;gelecekte çok önem kazanacakları hakikatı yatıyor olabilir. Türkler unutulmuyor,gündemde tutuluyor.<br />
UNUTULMAK daha acı değil mi?</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2347&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

