<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>NevvalSevindi.com &#187; Zaman CumaErtesi</title>
	<atom:link href="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/category/zaman/zaman-cumaertesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 17:57:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Laleler</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman CumaErtesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[69]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Lale&#8217;ye dair </p>
<p>Evet yine lale mevsimindeyiz. Nisan ve mayısın o nazlı rüzgârının o narin çiçekleri tatlı tatlı salladığı mevsim. Londra&#8217;da, Osmanlı dönemine ait bir lale kitabı müzayedeye çıkmıştı 1996&#8217;larda. 1720&#8217;lerde basılmış olan bu kitabın eşi benzeri yok. <span id="more-2228"></span></p>
<p>Çünkü kitapta, hat sanatı ve olağanüstü lale desenleriyle tek tek o dönemin laleleri anlatılıyor. Hepsinin özellikleri sayılıyor. Kitabın müzayede açılışı 60 milyar lira civarındaydı. Uzmanlar kitabın, Osmanlı&#8217;nın laleye verdiği önem ve değerin eşsiz bir kanıtı olduğunu belirttiler.<br />
1718&#8217;lerden 1730 Patrona Halil isyanına kadar yaşanan devir tarih kitaplarında Lale Devri olarak geçer. Bu dönemin belirgin özelliği İstanbul&#8217;da olağanüstü bir lale kültürünün varlığı, gelişimi. Avrupa&#8217;nın ortaçağı yaşadığı bu dönemde, Osmanlılar şiiriyle, şarkısıyla, raksıyla laleyi benzersiz bir kültür hazinesine dönüştürmüş. Dünyada tek bir çiçeğin etrafında böylesine zengin bir ekonomik sektör yaratılmasına ve kültür üretilmesine bir daha rastlanılmamıştır. </p>
<p>Lale sıradan bir çiçek değil. Biçiminde tasavvufun tanrısal gizemini, yaprağında bir dönemin ince şiirini, al renginde boynu vurulan zevklerin feryadını saklar. Yapraklarının dibindeki yanık lekede Türkiye tarihinin günümüze dek uzanan gizli çelişkisi tüter. Laleyi böylesine seven ve yücelten bu topraklarda lalenin kıymetini niye bilemedik diye sorarsanız cevabım gece ile gündüzün kavgası. Onu Avrupa&#8217;ya, Hollandalılara kaptırdık. Şimdi Hollanda dünyanın her yanına lale ihraç ediyor, evrensel lale şenlikleri düzenliyor. İnsanın içinden sormak geliyor: Hollandalılar, sizin hiç lale devriniz oldu mu? Lale üstüne şiirler, şarkılar yazdınız mı? Kızlarınıza Lale adını hiç verdiniz mi? Lale yetiştiren sadrazamların boynunu vurdunuz mu? Lale bahçelerini talan edip, lale yetiştirmekten korktuğunuz dönemler oldu mu? Siz laleyi, lale sevdasını, lalenin ahını bilir misiniz? Bunların hepsini biz yaptık. Bizler, bu toprağın ince, soylu, hırçın, kaprisli ve kanlı çocukları. Laleyi çok sevdik ve sevdiğimiz çok şey gibi öldürdük. </p>
<p>Hollanda&#8217;da lale merkezi Kökınhof&#8217;a her yıl nisan ve haziran aylarında tam 1 milyon turist lale seyretmeye gidiyor. Al sana milyonlarca dolar getiren lale turizmi. Lale sanki Hollandalının kimliği olmuş. Oysa Batı dillerinde &#8220;Tulip&#8221; ismi bile soğanı gibi Türkiye&#8217;den gitmedir. Şimdi 21. yüzyılda bir &#8216;Lale Rönesans&#8217;ı düşlüyorum. Lale Devri 2010, bu projenin adı. Lale turizminin yönünü İstanbul&#8217;a çevireceğiz. O hayran bakan turistlerin eline her dilden lalenin tasavvufa göre Tanrı&#8217;nın göründüğü çiçek olduğunu anlatan kitaplar tutuşturacağız. Nedim&#8217;i ve o dönem şairlerini çevireceğiz. Dünyanın her yanına o Osmanlı mimarisinin ince zevkini taşıyan güzelim saksıları &#8220;lalelikleri&#8221; ihraç edeceğiz. Sonra lale şenliğinin doruğunu gökyüzüne lazerle çizilmiş bir lale bahçesiyle noktalayacağız. Biz bu sırrı yeniden anlatabiliriz. Yeter ki kendi kültürümüzün değerini bilelim ve gönül kapılarımızı laleye yeniden açalım. Her ne kadar genetik olarak Osmanlı lalesi yok olduysa da yeni Türk lalelerini üretelim. Maalesef, ideolojik körlük, zevk ve incelik bırakmadı, insanların ruhunu harap etti geçti. Greyder sonrası kalan bir avuç dağınık toprak gibi ruhlar. Çamur içinde, bata çıka yürü yürüyebilirsen. İnsanlar açken lale mi düşünülür diyenlerin cehaleti sonsuz. Biz bugün 16.-17. yüzyıldan daha yoksul, daha açgözlü müyüz? O zaman da yoksulluk vardı ancak insanların ruhları daha inceltilmişti. Güzellik ve zarafet, herkes için gerekli görülen bir hasletti. </p>
<p>Bugün İstanbul&#8217;da laleler yeniden zuhur etti parklarımızda, çevremizde. Renk renk çiçeklerin arasından boy veriyor nazlı nazlı. Her ne kadar Osmanlı lalesini kaybettiysek de laleyi yeniden sevmeye başladık galiba.<br />
Sayı: 73<br />
Bölüm: Yazarlar</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2228&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kökler</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman CumaErtesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[69]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Refah isteyen, köklerine baksın </p>
<p>Türk şirketleri ve yöneticileri insan kaynaklarını seçmeyi ve kullanmayı henüz bilmiyorlar. Yönetimden anlaşılan &#8220;emir komuta&#8221; zinciri devamlılığı, sadece yöneticiler değil çalışanların da inisiyatif kullanımına, yaratıcılığa yakın değiller.<span id="more-2227"></span></p>
<p> Böyle eğitilen insan kaynakları yeni gelenlerin önünü de tıkamakta. Dünyada gelişen olayları, bilimsel yöntemleri okumayan ve inanmayan &#8220;paralı&#8221; adam sadece &#8220;kâr&#8221; etmekle hem de kısa vadede sonuç almakla ilgili. Yakın çevresi de onun başarısını alkışlayanlardan! Bu nedenle toplum yararına, kültüre para ayırmayı &#8220;boşuna&#8221; olarak değerlendirmekte. Japonlardan &#8220;kalite çemberi&#8221;ni bire bir alarak, Avrupalılardan insan kaynakları değerlendirme soru formlarını tercüme ederek ekonomik gelişme sağlamak imkansız. Kendisi ülkenin kültürünü bilmeden insanını çalıştıramaz ve verim elde edemez, başka ülke kültürlerini tanımadan da rekabet yapamaz halde artık şirketler. Türkiye, bilgiye inanmak ve kendini tanımak zorunda. Dinozor yönetici anlayışı bütün alanları işgal etmekte. Zihinsel gelişmenin kültürel üretim olduğunu idrak etmeli.<br />
Servetleri yaratan değer sistemlerini ve kültürleri inceliyorlar Batı&#8217;da. Biz ise devletten zengin etmeyi marifet sanıyoruz. Amerika&#8217;da &#8220;sifon çekme&#8221;, Türkiye&#8217;de &#8220;hortumlama&#8221; denilen yolsuzluk kaygı verici bir toplum için. İtalya bununla mücadele sonucu itibar kazandı. Kişi başına geliri 20.000 doları geçti. </p>
<p>Ekonomik başarılarımız, ticarî ilişkiler sürdürdüğümüz ülkelerin temel güdülerini ne kadar iyi anladığımıza bağlı. Kendi benliğimizde bile tanımakta güçlük çektiğimiz karmaşık davranışları ve istekleri çözümlemek için ülkelerin dillerini konuşmak ya da törelerini bilmek yeterli değil. Her toplumda bireyin olağan saydığı bazı inançlar vardır ve bunlar neredeyse bilinçaltında kalmış gibidir; bu nedenle farkına varıp algılamak pek kolay olmaz. Bu inançlara meydan okumaya kalkışıldığında, yabancılar tarafından altüst ediliyormuş duygusuna kapılıp adeta bir &#8220;kültür şoku&#8221; ve düşmanlık yaşanır. </p>
<p>Servet yaratmanın ahlaka dayalı bir eylem olduğunu, kültürel tercihler ve değerlerin ulusal kimliğin temel taşları olması nedeniyle ekonomik açıdan da güçlü ve zayıf noktaların kaynağı olduğunun altı çizilmekte Batı&#8217;da. Kolayca köşeyi dönme fikri, birçok kültürde kesinlikle saygı uyandırmamakta. Ülkenin kültürü ekonomik gelişmeyi belirleyici. Çünkü ülkeler uzun vadeli çıkarlarıyla ilgili olmalı. Malezya sermaye kontrolleri uyguladı ve IMF tarafından eleştirildi. Hiçbir şey olamazsınız denen Malezya, çok az borçla güvenilir bir ekonomi yarattı. Macaristan, yavaş değişim dönüşüm politikası izledi, başarılı oldu. Polonya &#8220;şok tedavi&#8221; uyguladı, sonuç hiç parlak olmadı. </p>
<p>Kültürel değerleri nasıl uygularız ekonomide? Ekonomik modeller yaratmada kendi köklerimizi nasıl kullanabiliriz soruları çok önemli. Yabancılaşma, başarısızlığın temelidir. Unutmayın. Ruhsal zenginliği olmayanın refah seviyesi artmaz. Refah isteyen kendini bulsun. </p>
<p>Evde bakım hizmetleri </p>
<p>Bakım sigortası ile birlikte bu hizmetlerin farklı ülkelerdeki ve Türkiye&#8217;deki mevzuatı, uygulaması bir arada. Kitabı İskenderun Belediyesi yayınlamış. Kitabın yazarı, Dr. Sema Oğlak, Sağlık Meslek Lisesi mezunu bir hemşire. Daha sonra doktora yapmış ve evde bakımla ilgili çalışmalar yürütüyor. Aile içinde manevi tatmin yaşanarak iyileşmeye katkı sağlanıyor. Adres: bilgi@iskenderun.bel.tr<br />
Sayı: 72<br />
Bölüm: Yazarlar</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2227&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan o şeydir</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman CumaErtesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[69]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Göz neyi görürse&#8230;<br />
Yasaklar hiçbir şeyi çözmüyor. Polisle bir şey halledilmez. İnsanın sosyal dokusunda namus, şeref, dürüstlük gibi kavramların nasıl işleneceği önemli. Bu toplum yüzlerce yıl Ahilik modeliyle bunu başarmış. <span id="more-2226"></span></p>
<p>Yazılı ve sözlü kuralları oluşturmuş, yaşama geçirmiş. Almanya&#8217;dan suçlu çocukların Urla&#8217;da meslek edindirilerek rehabilite edildiklerini okudum. Alman suçlu çocuk, &#8220;Gelmeden önce Türkler hakkında çok olumsuz yargılara sahiptim.&#8221; demiş. Tanımadığımız, bilmediğimiz şeylere karşı önyargı geliştirmek çok kolay. Önyargıları körüklemek ondan da zahmetsiz. Herkesin birbirinin ayağını çektiği, çelme taktığı bir ortamda bunu yapmak kolay olan. Zor ise; farklı davranabilme kabiliyeti göstermek. Elimizdeki kültürel hazineden mücevherleri çıkarıp bakalım ve bunlardan nasıl yararlanabiliriz, bulalım. Bunu derken sokak çocuklarının eczane gibi dükkanlara çırak verilerek rehabilite edildiklerini haberlerde gördüm. O gün işe başlamış, sokakta simit satarak geçinen bir çocuk konuşuyordu. Şimdi kendini çok daha güvende hissediyordu, mutluydu.<br />
Bu özgüvene herkesin ihtiyacı var. Sevgi ve güven duygusu gelişmemizi sağlayandır. Senai der ki: &#8220;İnsanlar akıl sahiplerinden rahatsız olmaz/akıldan kaynaklanan sevgi azalmaz.&#8221; </p>
<p>Darmadağın olmaya neden olan şüphe perdesidir. Bütün sıkıntımız boş tamahtan doğar. </p>
<p>&#8220;Bir şeyle arkadaş olan bir şey iki olur. Çift olmanın gerçeğidir: Onunla olursan bir olursun. Onsuz olursan iki iki olursun, üç üç olursun. Ruh bedenden ayrıldığında ise yüz bin olur. Göz bir yana gider, kulak bir yana. Bunlar bir değil miydi niçin dağıldılar, derler biz birdik neden yabancı olduk? Çünkü ruhun arkadaşlığı sayesinde bir olmuştuk.&#8221;* </p>
<p>Ruh olmayınca insan dağılıp gidiyor. Toplumsal ruhumuz, kültürümüzün ruhu bizim toplumsal zamkımız. Onu yok etmeye çalışanlar kendine yabancı zavallı insanlar üretti. Onların tek sorununu da yoksulluk diye önümüze koydu. Oysa hayatta deneyimlerimiz hiç böyle göstermedi bize. &#8220;İnan gözdür, gerisi et ve deri/Gözü neyi görürse insan o şeydir.&#8221; Âşıklık nedir? Kendinden söz etmeyi terk etmek. Başkalarını görelim, fark edelim. </p>
<p>&#8216;Sözümüzü halimizin özü kıl&#8217; diye dua etmek gerek. Bunun için de çocuklarımıza, gençlerimize kendi değerlerimizi bilimsel içeriğiyle öğretmeli, teşvik etmeliyiz. </p>
<p>MEVİPO </p>
<p>2007 Uluslararası Mevipo Proje Olimpiyatı (Mevlânâ&#8217;nın İzinde Barış ve Hoşgörü Proje Olimpiyatı) Konya&#8217;da bu yıl ilk kez düzenlenen bir proje yarışmasıdır. Organizasyon; Milli Eğitim Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı tarafından desteklenmektedir. Öğrenciler bu yarışmaya barış konulu projeleriyle katılmaktadırlar. Bu bir kompozisyon yarışması değil bir proje yarışması. </p>
<p>Mevipo bu yıl öğrencilere ve öğretmenlerine toplam 70 bin YTL net para ödülü verecek&#8230; Olimpiyata başvuran yurtiçi ve yurtdışından öğrenciler 4200&#8217;e ulaştı. ABD, Rusya Federasyonu, Polonya, Hırvatistan, Ukrayna ve Almanya&#8217;nın aralarında bulunduğu çok sayıda ülke katılacak. </p>
<p>Olimpiyat finali 28 Nisan 2007&#8217;de Konya&#8217;da yapılacak. Ödül töreni ise ertesi gün gerçekleştirilecek. Olimpiyatın onur konuğu Kırgız yazar Cengiz Aytmatov. Yarışmalar sırasında Romanyalı ünlü pan flüt ustası Zamfir de bir resital verecekmiş, hiç kaçmaz bence. </p>
<p>2007 Uluslararası Mevipo Proje Olimpiyatı çerçevesinde medya kuruluşlarına da uluslararası barış ödülleri verilecek. Mevipo ile ilgili gelişmeler www.mevipo.orgdan da takip edilebilir. </p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>* Mevlânâ Celaleddin-i Rumi, Yedi Meclis, Ney Yay.<br />
Sayı: 71<br />
Bölüm: Yazarlar</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2226&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Malik olan</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman CumaErtesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[69]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cehennem kapıcısı Malik </p>
<p>Kendi kavramlarını neden üretemiyor Türkiye? Bizden sonra yola çıkanlar bizi geçip giderken biz bakakalıyoruz. Bu gerilikten sorumlular da asla hesap vermeden yan gelip yatıyorlar.<span id="more-2171"></span></p>
<p> İmar Bakanlığı kuruluşundan tutun da imam hatip okullarına kadar değişmez bir kader bu.<br />
İlk kurulan imam hatip okulları öğretmen okulu dengi sayılıyordu. Lisenin tüm derslerinden sınava giriliyordu. İmam hatip okulunu bitirince Pertevniyal Lisesi&#8217;ni bitiren Saim Yeprem hoca çift diplomalı. O zaman yabancı dil sadece Fransızca. Din eğitimi yanı sıra tıp, hukuk, sosyoloji veya edebiyat fakültesini bitiriyorlar. Bu arada felsefeye devam edebiliyor. Farklı görüşten hocalarla okuyorlar. Tahir Alangu, hoca olarak tavsiyesi ilahiyat yanı sıra ya edebiyat ya felsefe okuyun! Bu aydın insanların topluma büyük katkıları oldu. Sonra bir sivri zekalı çıktı ilahiyatçıları imam olarak yaftaladı. Dar bir alana sıkıştırdı. Çıkan kar helvasını da beğenmedi! İmam hatipler liseye dönüşünce bire bir edebiyat lise müfredat programı uygulandı. Seçmeli dersler bölümünde de Arapça, Kur&#8217;an dersi konularak bir yıl eklendi. Normal liselerden gelen öğretmenlerle okutuldu müfredat. Sorun yaratmak için akılsızlıktan ötesi lazım, diye düşünüyorum bazı durumlarda. Türkçemizi zayıf bir dil ilan eden YÖK Başkanı, araştırmaya uygun değil, diyen koca yaftalı akademisyenler sonucu bu yargı bir yasaya dönüşüp Resmi Gazete&#8217;de yayımlandı. Kendi dilini bilmediği için küçümseyen akademisyenlerle zihinsel üretim yapmak söz konusu mudur? Yoksa ben her şeyi bilirim, diye cehennem kapıcısı Malik üretme hali midir? Dünya Yabancı Dil Eğitimi Sempozyumu sonucunda; &#8220;herkese yabancı dil öğretmek rasyonel değildir&#8221; sonucu çıksa da ne gam! Ülkemizde insanların en verimli çağları yabancı dil engelini aşmak için bocalamakla geçiyor kim aldırır? Zihinsel üretim engelleniyor ne güzel, diye el ovuşturan çoktur eminim. Bunun insan psikolojisini darmadağın ettiğini ve akademik eğitimi dinamitlediğini ben görüyorum da neden siyasetçiler görmüyor dersiniz? </p>
<p>Akıl, sorumluluğun nişanesi ve temelidir. Verilen aklı kullanmamak kötü niyettir. Suiistimaldir. Amerika&#8217;da sağlık konusunda yaratıcı her şeyi yapmaları için öğrenciler, akademisyenler teşvik ediliyor. Farklı disiplinlerin bir arada çalışması isteniyor. Manevi dünya ile sağlık bağlantısı çok ciddi işleniyor üniversitelerde. Antropoloji bölümünün adını bile değiştirmişler: &#8220;Sosyal bilinç yükseltme&#8221; koymuşlar amaca hizmet etsin diye. Global sağlık diye yeni bölümler açtılar. Biodizayn yanı sıra tıp bilimine entegre sosyal çalışma bölümü kurdular. Üniversiteler yeniden tasarlanıyor kısacası. Yüksek lisans için &#8220;non profit&#8221; kâr getirmeyen çalışmalar bölümü kurdular. Hayatın pratiğiyle akademik ortamı iç içe geçirmeye çalışıyorlar. Kültürel yarışma adı altında Hispaniklere dönük bölüm açıldı. Bunu biz de İslam adıyla yapabiliriz yurtdışında. Bütün programları birbirine entegre ediyor ve geçişliliği sağlıyorlar. Biz hep ayırmaya, set çekmeye çalışıyoruz. </p>
<p>&#8216;Ne kadar malın varsa o kadar iyisindir&#8217; sloganı Amerika&#8217;ya aittir. Neden şimdi Türkler de böyle düşünüyor dersiniz? Neden güç ve paraya tapar hale geldiler? </p>
<p>Sorgulamadan korkan kendini beğenmiş şeytandır vesselam.<br />
Sayı: 70<br />
Bölüm: Yazarlar </p>
<p>Geri kalmışlık! </p>
<p>&#8220;Bizden sonra yola çıkanlar bizi geçip giderken biz bakakalıyoruz. Bu gerilikten sorumlular da asla hesap vermeden yan gelip yatıyorlar.&#8221;<br />
Nevval Sevindi&#8217;nin kişisel gelişim uzmanı ve eğitimci yönü de var. Ahilik ve mesleki teknik eğitim konularında uzman olduğunu biliyorum.<br />
Millet olarak birlik ve beraberlik şuuru ile hareket edip; kendi değerlerimiz ve aydınlarımızla ilerlemek zorundayız. Yoksa Dünya aldı başını gidiyor. Gelişmişlere köle olmayı kimse istemez. Değil mi? Kılını da kıpırdatmaz. Nedense?<br />
&#8216;Ne kadar malın varsa o kadar iyisindir&#8217; sloganı Amerika&#8217;ya aittir. Neden şimdi Türkler de böyle düşünüyor dersiniz? Neden güç ve paraya tapar hale geldiler?<br />
Malı kullanan Milletler başkalarını köle yaptı. Malı kalbine nakşeden zavallılar da köle oldu. Maalesef.<br />
Güzel yazınız için teşekkür ederim.<br />
Sevgi ve saygılarımla. </p>
<p>Ahmet Bektaş</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2171&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nevruz</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman CumaErtesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[69]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erişdi bahâr oldu yine hemdem-i nevruz </p>
<p>21 Mart, bütün Türk dünyasında ve İran&#8217;da büyük bayramlarla kutlanır. İranlıların 13 gün kutladıkları Nevruz &#8220;yeni gün&#8221; demektir. Eski Zerdüşt bayramı olan Nevruz günlerin uzamasıyla aydınlığın karanlığı yenmesinin öyküsüdür.<br />
<span id="more-2225"></span></p>
<p>Gündüzle gecenin eşit olduğu bu gece ateşten atlanır, dilekler tutulur. Toprağın uyanışıyla takvim değişir. </p>
<p>Orta Asya&#8217;da, Ortadoğu&#8217;da ve Ege&#8217;de Yörükler arasındaki kutlamaları günümüze kadar süren bu ateş kültü Hıdrellez Bayramı&#8217;nda da yankılarını bulur. Ege&#8217;de ve Teke yarımadasında Yörükler &#8220;sultan nevruz&#8221; diye bayram yapar. Bu bayram bizde baharın müjdecisidir. Türk kültüründe kutsal olan beş öğeden biri ateştir. Altay Şamanlarının &#8220;sıcak ateşi yakarak veren Atam Ülgen&#8221; sözleri Ülgen&#8217;in ateşin yaratıcısı olduğunu anlatır. Ateş yakan Türkler ateşin rengine göre yorumlarda bulunurlardı. Bu yorumlara göre alev yeşil olursa kıtlığa, kırmızı ise savaşa, sarı renkte ise salgın hastalığa, siyah olursa Hakan&#8217;ın öleceğine inanırlardı. Kırgızlarda da sönen ateş yakılmaz. Bu coşkuyu Türk kamları dualarında, niyazlarında şöyle ifade ediyorlar: &#8220;Yağız yer, altmış türlü çiçeklerle ilk defa bezendiği, altmış türlü hayvan sürülerinin ilk defa kişnediği ve melediği zaman sen (Türk&#8217;ün Atası) yaradıldın!&#8221; </p>
<p>Ergenekon efsanesinde de demirle ateş birleşir ve Türkler kurtulur. Kürt söylencesinde, Demirci Kawa dağda kocaman bir ateş yakarak zaferini kutlar. İslamiyet öncesi, su kültünün Hızır&#8217;a, toprak kültünün İlyas&#8217;a yüklenmesi tesadüf değildir. Bir kültürün devamıdır hayat. </p>
<p>Kısacası söylenceler, inanışlar ve dinsel inançlarla beslenen Nevruz Bayramı, barış, dostluk, sevgi gösterilerinin yapıldığı törenlerdir çağlar boyunca. Yenilir içilir. Kırlara çıkılır. Dans edilir ve kurbanlar kesilir. Gelen bahar, &#8220;yeni yaşam&#8221; kutlanır. Çok eski bir ateş kültü olan Nevruz Bayramı, Orta Asya&#8217;dan Anadolu&#8217;ya ve Asya&#8217;da birçok kültürün kutladığı bir bayram. Sultan Nevruz ve doğanın yeniden topraktan fışkırması sevinç nedeni. Hayatın nefes almasına izin verelim ve doğuşu kutlayalım. Gelenekler bizden binlerce yıl önce vardı ve binlerce yıl sonra da olacaklar. </p>
<p>20 Mart gecesi Türkiye&#8217;de yaşayan İranlı Sanayiciler ve İşadamları Derneği, Türkiye İranlılar Hayır Derneği, İranlı Doktorlar Birliği ve Türk-İran Sanayiciler ve İşadamları Derneği, Nevruz gecesi düzenledi. Tebriz&#8217;den gelen hanende ve sazendelerle 1386 yılına girdiler. Çiçeklerle donanmış masaların yanı sıra Nevruz masası vardı. &#8220;Heft Sin&#8221; denen barış, sağlık ve mutluluk getireceğine inanılan yeni yıl masasında yedi tane &#8220;S&#8221; harfiyle başlayan yiyecek yer alır. Sümbül kokuları içinde İranlı sanatçıların yaptığı resim sergisini gezdim. Görülmesi gereken eserlerdi. </p>
<p>Onursal Başkan Ali Polat, Azeri lehçesiyle dostluk ve barış diledi herkese. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül de komşusu olan Ali Bey&#8217;in davetlisiydi. Geniş katılımlı bir Azeri gecesi yapmaya söz verdi. Gece 12&#8217;yi vurduğunda daha önce toprağa gömülmüş paralardan büyükler küçüklere verir. Bolluk için yapılan bu hediye alışverişini saz söz izleyecekti. Çünkü yıl dönümü gece yarısından sonraydı. Kırmızı balığın hareketlerini izleyerek şans yakalayabileceğiniz yıl dönümü anını herkes bekler. 21 Mart gece ile gündüzün eşit olduğu ve bundan sonra gündüzün uzayacağı gün dönümüdür. Bu anda bahar başlar ve 92 gün 20 saat, 4 dakika, 27 saniye sürer ve yaza ulaşır. </p>
<p>İranlı şair Furuğ&#8217;un dediği gibi: &#8220;Bir diyardan diğer diyara/ ne zamana değin gitmeli/ yapamam, arayamam/ hep başka bir aşk, başka sevgili/ keşke biz o iki kırlangıç olsaydık/ ömür boyu yolculuk etseydik/ bir bahardan diğer bahara.&#8221;* </p>
<p>Kültürel zenginliğimizin ve onun getirdiği sevginin, dostluğun kıymetini bilelim. Sultan Nevruz hoş geldi sefa geldi. Hadi bir dilek tutalım. Bir bahar daha gördük diye sevinelim. Eski Türklerin sorduğu gibi &#8220;daha görecek kaç baharın kaldı?&#8221; diye düşünelim. *Furuğ Ferruhzad, Ve Yaralarım Aşktandır.<br />
Sayı: 69<br />
Bölüm: Yazarlar </p>
<p> Bir Nevruz<br />
bayramı daha geride kaldı. Kültürümüzde her zaman barış ve sevgiyle<br />
özdeşleşen baharın müjdecisi Nevruz, bu sene, yönlendirmelerden,<br />
kışkırtmalardan etkilenmeden, akıl ve sağduyuyla, toplumsal barışın<br />
sürdürülmesine katkıda bulunularak, ayrılık yaratmak isteyen kötü<br />
niyetlilere izin verilmeden kutlandı. Kürt, Türk hepimiz bundan büyük<br />
memnuniyet duyduk.</p>
<p>     Özellikle daha önceki yıllarda şiddetli<br />
çatışmaların yaşandığı Diyarbakır&#8217;da halk, Nevruz&#8217;u<br />
özüne uygun bir varoluş ve kardeşlik  günü olarak kutladı. Barış ve kardeşlik mesajlarını tüm<br />
dünyaya duyurdu. Barışta ve huzurda ısrar ettiğini sergiledi. Barışçıl bir<br />
ortam sağlanmasının gerekliliğini tüm dünyaya<br />
kanıtladı.</p>
<p>Nevruz öncesi ve Nevruz kutlamaları sırasındaki tüm kışkırtmalara, yaratılan gerginliğe rağmen Diyarbakır halkı bilinç ve sağduyu ile kutlamalara gölge düşmesini engelledi. İstanbul ve Diyarbakır&#8217;da yoğun provokasyon çabaları vardı. DTP&#8217;nin Silvan Belediye Başkanı Nevruz&#8217;da arabasından indirilip dövüldü. Silahlar patladı. Mersin ve Nusaybin&#8217;de kışkırtmalar gerçekleştirildi. Ama halk, son derece akılcı davranarak bu provokasyonların amacına ulaşmasına izin vermedi. Oyuna gelmedi. Nevruz kutlamalarında halk, bir kez daha barışçıl ve demokratik süreç için mücadeleye hazır olduğunu gösterdi. </p>
<p>        Nevruz&#8217;da Kürt halkı demokrasi, barış ve kardeşlik isteğini ortaya koydu. Kutlamaların ana sloganı olan &#8216;Ya demokrasi ya hiç&#8217; cümlesinin yaşamda karşılık bulması gerektiği, tüm kışkırtıcı tutumlara rağmen sağduyulu ve olgun davranışlar ile kendini gösterdi. </p>
<p>          Bir şeyi sadece istemek, onu elde etmek için yeterli değildir. Onu elde edebilecek adım atmak ve adımın sonrasında gelecek diğer sorumlulukları da yerine getirmek gerekir. Negatif düşünerek pozitif sonuç elde edilemeyeceği de değişmez bir kuraldır. Barış ve kardeşlik çabalarına güvenmediğini söyleyerek, yapılanları küçümseyerek bunların sadece göstermelik olduğunu düşünenlerin varlığı ve görüşleri, toplumsal dinginlik ve gelişime hiçbir katkı sağlamayacaktır.</p>
<p>          Bu nedenle Nevruz&#8217;da gösterdiğimiz sağduyu ve olgun hareketleri hayatımızın her anına yayalım ve şiddet isteyenlere karşı uyanık olalım. Kurtlar sofrasında her geçen gün stratejik önemi artan ülkemizde, huzurlu bir şekilde yaşamak için birlik olup, provokatörlere kulak asmayalım.</p>
<p>          Helin Demir</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2225&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman CumaErtesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[69]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ismarlama insan modeli </p>
<p>İnsanlara mal satmak için neler yapılıyor reklam dünyasında? İnsan davranışlarını çözmek ve ikna yöntemleri için neler yapılıyor acaba? Reklamcılar gerçekte insanların ne istediğini bilmediğine inanır ve buna göre iş yönetir<span id="more-2224"></span></p>
<p>. Birincisi insanların ne istediklerini önceden bilemezsiniz şiarı. Büyük bir ketçap üreticisi, şişe ile ilgili sürekli şikayet alıyordu. Araştırma sonucu görüşülenlerin çoğu, şirketin tasarladığı yeni şişe tipini tercih ettiğini söyledi. Şirket masraf etti ve yeni şişeyi test pazarına sürdü. Görüşmeler sırasında yeni şişeyi beğenenler dahil tüketicilerin tamamına yakını eski şişeyi aldı! Pazarlamacılar insanların size neden hoşlandıkları konusunda doğruyu söylemediklerine inanıyorlar bu nedenle.<br />
Reklamcılık Araştırma Vakfı, en çok okunan dergiyi bulmak için araştırma yaptı. Denekler prestij değeri yüksek dergileri okuduklarını söylediler. Oysa sonuç tamamen yanıltıcıydı. Sırdaş dergiler en fazla okunanlar çıktı. Yine Amerika&#8217;da bir kurum, insanlara bireysel kredi şirketlerinden kredi alıp almadığını sordu. Herkes soruya &#8220;hayır&#8221; dedi, hatta bazıları yüksek sesle söyledi. Oysa gerçek tümüyle farklıydı. Görüşme için seçilmiş deneklerin tamamının adları yöresel bir bankerlik kuruluşunda kredi alan kişiler listesindeydi! </p>
<p>Pazarlama tarihinde en pahalıya patlayan hatalardan biri, Chrysler şirketinin, insanların otomobili rasyonel nedenlerle aldığına olan inancıydı. Şirket 1950&#8217;de tüketici araştırmalarından ve mühendis yöneticilerin mantık yürütmesi sonucu şu yargıya vardı: İnsanlar günümüzde şatafatlı olmayan, kolay park edilen arabalar istiyordu. Sokaklar ve park yerleri otomobilden geçilmiyordu çünkü. 1953&#8217;te Tide dergisi &#8220;Büyük, hantal otomobillerin sonu mu?&#8221; başlıklı yazıyı yayınladı. Şirketin stil direktörü de şunları demişti: Artık kimse kocaman, tombul otomobil almak istemiyor.&#8221; Peki sonra ne oldu? Chrysler&#8217;in % 26 olan payı 1954&#8217;te % 13&#8217;e düştü. Şirket kan ağlıyordu. En uzun otomobili ve üç renkli iç mekanı ürettiler buradan çıkabilmek için. </p>
<p>Ev kadınları da süpermarketlerden planladıklarından % 35 daha fazla ürün alarak çıkıyorlardı. </p>
<p>Derine atılan oltalar ve buna gelen müşterilere ne satılacağı konusu Amerika&#8217;nın 50&#8217;lerden beri en başarılı olduğu alan. Tüketici vadisinde bebeler, kadınlar, çocuklar ve erkek giyimi hep keşfedildi. Çıta yükseltmek ve sınıf atlamak isteyenlere simge satanın büyüsü. Gizli nefretlerin ve egonun tatmini, günlük heyecanlar tutkusu paketlenmiş bir insan modeli çiziyor. </p>
<p>Toplum mühendisliği çalışması olan lüks siteler ve ayrıcalıklı yaşam alanlarında kendi eşyalarını bile getirmeden elini kolunu sallayarak geleceği lüks konutlarda kendi sınıfından insanlarla anında etkinlik listesine girerek paketlenmiş bir komşuluk sistemi de satın alıyor. Her şeyin denetim altında olduğu, hobilerin sınıflandığı ve insanların kategorize edildiği bu yaşam alanları &#8220;denetimli rekreasyon&#8221; kavramını geliştirdi. &#8220;Diesel Power&#8221; dergisinde yayınlanan &#8220;Ismarlama İnsan&#8221; makalesi, insan mühendisliği alanının sonsuz ufuklarına dikkat çekiyordu: &#8220;Burada ele aldığımız insan mühendisliği, endüstri alanında çalışan personelin duruşunun biçimlendirilmesi ve ayarlanması bilimidir. Bu sayede, bir işçinin mekanik yeteneği ve know-how&#8217;ı ile işine, şefine ve çalışma arkadaşlarına karşı işbirlikçi duruş sergileme sanatındaki beceri arasında denge kurulacaktır.&#8221; </p>
<p>Belki bu nedenle 1956&#8217;da Amerikan halkla ilişkiler derneği başkanı şunu demek zorunda kaldı: &#8220;Kullandığımız tekniklerle insan beynini biçimlendirme ya da etkilemeye çalışırken ipin ucunu kaçırmamız, hepimizde derin bir rahatsızlık yarattı.&#8221; </p>
<p>İnsanları kandırmanın, yönlendirmenin bin bir yolu pazarlama tekniği diye öğretiliyor. Biz sadece basit bir kopyacı olarak felsefeden pazarlamaya her şeyin dipnotunu falan filan söyledi diye böbürlenerek öğrencilere anlatanlar oluyoruz sanırım. Bu ülke dışarıdan gelen bilgiyle kendi bilgisini kıyaslamayı, yeniden sentezlemeyi ve kendi bilgisini üretmeyi başaramadıkça her konuda &#8220;ısmarlama insan&#8221; olarak hayata devam edecektir. </p>
<p>Elbette, bunun bir de demokrasi boyutu var. Ne istediğini bilmeyen, bilse de ifade edemeyen veya farkındalığı düşük insanlar nasıl bir demokrasi unsuru olacaklar? Vatandaş olmaktan ne anlıyorlar? Onları ikna etme yollarını Amerika&#8217;da okumuş pazarlamacılar, reklamcılar ve daha birçoğu yapıyorsa biz gerçekten ne seçiyoruz? Bu soruyu soran var mı? </p>
<p>*Bilgiler &#8220;Çaktırmadan İkna&#8221; kitabından derlendi. Vance Packard, Mediacat Yayınları<br />
Sayı: 68<br />
Bölüm: Yazarlar</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2224&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Umut</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman CumaErtesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[69]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Umut, uyanıkken görülen rüyadır </p>
<p>Kahve muhabbetinde çok geçen &#8220;geyikler&#8221; vardır: &#8220;Bana 24 saat versinler bak bu ülkeyi ne hale getiririm, nasıl düzeltirim&#8221; gibi. <span id="more-2223"></span></p>
<p>İnsanların kendi arasında ne söyledikleri de bizi ilgilendirmez. Ama koca bir üniversite rektörü olup da &#8220;iş bulunamayan bölümleri kapatırdım&#8221; derseniz o zaman iş değişir.<br />
Dünyada hiçbir ciddi akademik yapının içinde böyle bir akıl yürütme bulunmaz. Neden? Çünkü en yüksek yetkiyi elinde tutan rektör, kendisine bağlı eğitim kurumlarının eğitim ve eğitimin saha ile ilişkisinden sorumludur. Bunu geliştirecek projeler geliştirmek yerine &#8220;kapat gitsin&#8221; mi diyecek? </p>
<p>Ziraat ve veterinerliğe kimse gitmese kapatacak mıyız? Meslekle saha arasında ilişki kuramayan, yasal ve pratik uygulamaları hayata geçiremeyen Türkiye&#8217;de okumak, iş bulmak anlamına gelmiyor. Kapatılacaksa inşaat mühendisliğini kapatın, nasılsa iş sonunda hiç okumamış taşeronlara, iş bilmeyenlere kalıyor. Onun ceremesini de biz çekiyoruz. Nasıl parlak bir ihale sistemiyse bu. İlk aşamada müsteşar olma düzeyinde yetkinlik iste, sonra köyden gelmiş adamlara işi teslim et. Kaynaklar çarçur olsun. Bizim apartman böyle boyandı ve 6 ay sonra boyalar döküldü. Yani günlük hayatımıza giren bir savurganlık, haksızlık ve vandalizm yaşanan. Rögar kapağı koymak gibi bir gerekliliği incelik sanan vandallar yüzünden çocuklar ölüyor bu ülkede. İnsan yaşamı ucuz mu ucuz. Yeter ki, birileri para kazansın. Onun üstünden atlayarak geçen, ayağını kıranlar ise derdine yansın. Kimseden hesap soramaz vatandaş. Ne demokrasi ama! </p>
<p>Horlama kitabı </p>
<p>En çok kadınların şikâyetçi olduğu horlamanın yapısı, tedavisi, edebiyatı ve mizahı üzerine &#8220;Horlama Kitabı&#8221;nı yazan profesör Mehmet Ömür, kulak burun boğaz uzmanı. </p>
<p>Edebiyat ve fotoğraf sevgisini tıp bilgisiyle kotararak neşeli ve öğretici bir kitap sunuyor herkese. Horlama mizahın da konusu olduğu için küçük bir alıntı size: &#8220;Horlayanı susturma teknikleri: Banyoda bir leğene 1 kg çimento konulur, suyla harç yapılır. Bu harç horlayan kimsenin ağzına dökülür. Tamamen ağzı dolduktan sonra ağzı kapatılarak bağlanır. Zaman zaman ıslatılarak betonun güzel bir form alması sağlanır.&#8221; </p>
<p>Horlama-uyku ilişkisinde ilginç bilgiler de var. &#8220;Fareyi 14 gün uykusuz bırakın, ölür. Yunuslar yüzerken uyuyabiliyor&#8221; gibi. </p>
<p>Türkiye&#8217;de ilk horlama ameliyatını gerçekleştiren Ömür, önce neden uyuduğumuzu araştırıyor. Horlama, uykuda tıkayan ve havasızlığa neden olan bir hastalık. Hastalığın ciddiye alınması gerektiği aşikar. </p>
<p>Uyku, rüya ve horlamayla ilgili şiirler, öyküler ve yorumlarla zevkle okunacak bir kitap. </p>
<p>Doğanın penceresinden </p>
<p>Türkiye&#8217;nin eşsiz doğal güzelliklerini ve değerlerini içeren kitap Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından yayınlanmış. Harika fotoğraflarla anlatılan Türkiye coğrafyası bitkisiyle, hayvanıyla ne kadar muhteşem bir kez daha anlıyorsunuz. İçinde kuş göç haritaları, sulak alanlar, orman varlığı korunan alanlar haritası bulunan kitap mutlaka her evde, okulda bulunmalı. Bu kitabı hazırlatan Bakan Osman Pepe&#8217;yi kutluyorum. </p>
<p>Bursa&#8217;nın gönül sultanları </p>
<p>Osmangazi Belediyesi&#8217;nin çıkardığı kitabı değerli akademisyen Mustafa Kara yazmış. Önsözde Bursa&#8217;yı şöyle anlatıyor: &#8220;Buhara ile Bosna arasında yer alan bu şehir, yaklaşık yedi yüz senedir ilim, irfan ve sanatımızın akıl, fikir ve gönlümüzün yansımalarını taşımaktadır. Bu şehirde beş yüz sene önce diktiğimiz çınarlar olduğu gibi yedi yüz senedir aşkla, şevkle okuduğumuz Mevlid&#8217;ler, yedi yüz senedir ziyaret ettiğimiz türbeler var. Bu eserde tanıtılan binlerce şahsiyetin hepsi Bursalı değil; ama bu şehirde vefat etmiş. Bu şehirde yaşayan ve şehrin kültürüne katkıda bulunan insanların bir kısmı &#8220;gönül sultanları&#8221; dediğimiz mutasavvıflardır. Gönül sultanlarının, gönül eğitimi olmazsa insanların canavarlaşacağını bildiklerinden reçeteyi çok önceden yazdıklarını görüyoruz: &#8220;Gelin tanış olalım/İşi kolay tutalım/Sevelim sevilelim/Dünya kimseye kalmaz. Bu davetiyenin gereği yapılmadıkça şiddetle başa çıkmak, bozulmayı önlemek imkânsız.&#8221; </p>
<p>Kitapta tanıtılan 40 kişi içinde Emir Sultan, Abdülkadir El-Cezairi, Atinalı Ali Rıza Efendi, Üftade, Mehmet Emin Kerküki, Saadettin Nusret Ergun ve Bursa&#8217;da hiç olmamış gönül dervişi Yunus Emre gibi sultanları bulacaksınız. </p>
<p>Kitabı basan Osmangazi Belediye Başkanı Recep Altepe&#8217;yi kutluyorum.<br />
Sayı: 67<br />
Bölüm: Yazarlar </p>
<p>merhaba nevval hanım..ben serpil&#8230;yazılarınızı severek  okuyorum&#8230;sizinle<br />
tanışmak ve fikirlerimi paylaşmak istiyorum&#8230;sağlıcakla<br />
kalın&#8230;yazılarınızın devamını diliyorum&#8230;<br />
Serpil</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2223&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Savaş mağduru kadın</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman CumaErtesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[69]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bosna ağlıyor insan dedikleri </p>
<p>BM&#8217;nin en üst yargı organı Adalet Divanı başyargıcı Higgins soykırıma katliam diyerek ellerini temizleyebileceklerini mi sanıyor? Avrupa&#8217;nın göbeğinde bir soykırım yaşanırken seyirci kalan Avrupa insan haklarından mı söz edecek? <span id="more-2222"></span></p>
<p>Yoksa Bosna soykırımını, tecavüze uğrayan kadın ve çocuklarını görmezden gelerek &#8220;oraya sahip çıkmak milliyetçiliktir, sağ ideolojinin işidir&#8221; diye yazıp çizmeyen gazetecilerimiz, aydınlarımız mı insan haklarından, demokrasiden söz edecekler bize şimdi? Kim inanır adalet, eşitlik, insan hakları, tarihle hesaplaşma laflarına? Karşımda oturuyor Bakira Haseçiç, donuk yüzünde sadece ızdırap gözyaşları akıyor. O zaman 12 yaşında gözü önünde tecavüz edilen kızının belgeselde konuşan yüzüne takılıyor gözüm. Kızının önünde defalarca tecavüze uğrayan, işkence gören, kocası ve yakınları öldürülen Bakira&#8217;yı dinlemek istemez Avrupalılar. Onu görmek istemez bizim tarihi ikiyüzlü deşifre edenlerimiz. &#8220;Sırp Çetnik caniler şimdi elini kolunu sallayarak dolaşıyor aramızda&#8221; diyor Bosnalı kadınlar. Bugün malını, mülkünü, ailesini, ırzını kaybetmiş bu kadınlar ne yapıyor merak eden var mı? Yoksa artık günü geçmiş bu haberi kimse izlemez diye düşünen gazete yöneticileri, köşe yazarları mı var aranızda? Kanlı 20. yüzyılın baş mimarı Avrupalılar son diliminde Müslüman Boşnakları soykırımla temizlediler. Mehmet İnan, Zümrüt Erdur&#8217;un çektiği belgeselde salondaki bir avuç kadın gözyaşlarına boğuldu. Bütün Balkan kadınlarını bir araya getiren yürekli sivil toplum kuruluşu Türk-Kad 22-23 Şubat günlerinde bu buluşmayı sağladı. Bosnalı savaş mağduru kadınlarla yürek yüreğe el ele verdik. Mücadele edeceğiz. Hollanda Bosna Federasyonu, Arnavutluk, Kosova, Makedonya, Yunanistan ve Bulgaristan&#8217;dan gelen kadınlar unutulmuşluğun çığlığını taşıdılar bize. Irak savaşı kadar söz edilmeyen soykırımdan anlatırken Lahey denilen adaletsiz merciin vereceği kararı bilmiyorduk. Tazminat verin diye Rumları el üstünde tutan ve Türk devletine yapmadığını bırakmayan adalet bu! Katledilen, malları alınan Kıbrıslı Türkleri adamdan saymayan bu anlayışın maalesef ülkemizde destekçileri var. Biz susmamalıyız.<br />
Türk-Kad&#8217;ın başkanı Cemalnur Sargut liderlik yapıyor ve diyor ki; Balkanlardaki 400 yıllık kültürümüzü, var oluşumuzu silmek isteyen zalimliğe karşı sesimizi yükseltelim. Azerbaycan&#8217;dan gelen bir kadın: &#8220;Atatürk&#8217;ün kızları kurtarın bizi. 600 kadın Nahcivan&#8217;da esir alındı ve onların seks kölesi olarak kullanıldığına dair belgelere ulaştık.&#8221; Karabağ neden bizim konumuz değil? Neden reyting yapmaz? Sırpların soykırıma uğrattığı, öldürdüğü insanlar belli olmasın diye yaktığını biliyoruz. Ninemin Kurtuluş Savaşı&#8217;nda anlattığı gibi evlere, camilere doldurup yakmak eski gelenekleri. Girit&#8217;te Müslümanları yakanlar da aynı zihniyetin, kültürün insanıydı. &#8220;Ağlıyor Bosna insan dedikleri/ Bosna yanıyor insan dedikleri/ Bosna yok oluyor insan dedikleri/ Ağlıyor insanlık siz ne yapıyorsunuz?&#8221; şiir değil gerçek! </p>
<p>En anlamlı bilgi; açılan bir çukurda yapılan DNA testlerinde 2. Dünya Savaşı&#8217;nda soykırıma uğrayanların kayıp cesetlerinin de bulunması. Soykırımda devamlılık aşikar. 27.885 ceset kayıp, bunların yüzde 80&#8217;i Boşnak. Soykırım değilse ne peki? Avrupa Paris&#8217;te sustu. Barış anlaşmasında sustu. Amerikalılar gelmese son kalanlar bile temizlenecekti. Hâlâ susuyorlar. Kaybolanların çoğu kadın. En küçüğü yeni doğmuş bir bebek. Canlı kalabilen bir tanık yer gösteriyor. Cesetler mağaraya atılmış ve üstüne bomba konarak imha edilmiş. Trenlere konan kadınlar trenden indiğinde orada olan bir Avrupalı kadın anlatıyor: &#8220;Hepsi çırıl çıplaktı. Utançtan elleriyle kapanıyorlardı. Gözyaşları içinde üstümüzdekileri çıkarıp onlara giydirdik. Bu insanlığın utanç tablosuydu.&#8221; </p>
<p>Kosova&#8217;da Türkçe dilinin kabul edilmesini engellemeye çalışıyorlar, Hıristiyanlık propagandası serbest, Müslümanlık yasaklarla boğuşuyor. Makedonya&#8217;da Kur&#8217;an öğretecek yok. Türklerin sayısını azaltmaya çalışıyor, işsiz bırakıyorlar. Türkçeyi unutturup Arnavutlarla evlenmeleri teşvik edilen kızlar, oğlanlar asimile ediliyor. Çok kültürlü yaşamdan anladıkları bu. Bizdeki saflık ne komik görünüyor buradan bakınca. Bir Boşnak kadın ağlıyor: &#8220;İstediğim tek şey sadece bebeğimin kemiklerini bulmak, huzura kavuşturmak.&#8221; </p>
<p>Siz nasıl huzura kavuşacaksınız? Hollanda Uluslararası Adalet Divanı Sarayı&#8217;nın web sitesi ve telefon numarası var. </p>
<p>*** </p>
<p>Buraya protestolar yağdırın: </p>
<p>http://www.vredespaleis.nl/showpage.asp?pag_id=429</p>
<p>Carnegieplein 2<br />
2517 KJ The Hague<br />
Tel: +31-70-3024242<br />
Sayı: 66<br />
Bölüm: Yazarlar </p>
<p>ablacıgım bugunku zaman gazetesındekı yazınızı okudum ve cok begendım<br />
harun Yahşi</p>
<p>Nevval hanım merhaba..<br />
Zamanın cumartesi ekindeki yazınız için çok teşekkürler.<br />
İsmail Mete</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2222&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahlat</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman CumaErtesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[69]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Karlar kraliçesi Ahlat </p>
<p>Bütün dağlar karla kaplı. Uçsuz bucaksız bir beyazlığın verdiği ferahlıkta Van Gölü, saçlarını yıkayan bir gelinin nazlı salınışlarıyla insanın gözlerini alamadığı bir güzellik.<br />
<span id="more-2203"></span></p>
<p>Türklerin bu en eski yerleşimi göl kıyısında Ahlat taşlarının sessizliğinde. Ağdaş&#8217;ta yeni yapılan kısa kayak pistinde güneşin batışını izledim. Kırmızıdan pembeye dönen gri bulutlara takılan son günün ışıkları bembeyaz karın üstüne dökülüyor. Peyzaj, büyüleyici bir renk pasteli gibi insanın önüne seriliyor. Gökyüzü laciverde dönerken incecik bir hilal, ardına taktığı pırıl yıldızla apansız çıkıverdi. Bir nişan gibi göğe takılan bu güzelliğe bakarak dağlardan indik. </p>
<p>Nazik Gölü, donmuş ve kucağında sımsıkı tuttuğu kayıkları vermem diyen haliyle önümde uzanıyor. Üstünde paten yap, arabayla geç veya kır buzu, balık avla. &#8216;On kiloyu geçen iri aynalı sazanların lezzetine doyum olmaz&#8217; diyorlar. Bakir dağlar, ovalar, göller ve tepeler etrafım. Selçuklu kümbetlerinin zarif nakışları, en eski Türk mezarları arasından görünen uzak ufuklar, mağaraların puslu girişlerinin anlattığı binbir öykü. </p>
<p>İnsanlarının sıcaklığı, eski gelenekten adap ve edeple karşılamaları görkemli doğa kadar etkileyici. Ama neden buralar bilinmez diyor insan? Buraya akın akın turist gelmesi için her nimet var. Gelişme yavaş oluyor; ancak kararlı bir ilerleme var. </p>
<p>Genç Kaymakam Ahmet Avşar, geldiği yıldan beri Ahlat Forumu yapıyor. Ahlatlılarla yetkililer buluşuyor; neler yapılmış, neler yapılmamış eksik gedikleri samimiyetle konuşuyor. Bir Ahlatlının dediği gibi: &#8220;Size teşekkür ediyoruz bu tartışma kültürünü bize öğrettiğiniz ve yaşattığınız için.&#8221; </p>
<p>Ahlat&#8217;ın ilk kadın derneği olan Ah-Kad Başkanı Semra Çeker, beni kadın hakları konusunda konferansa davet etti. Ahlatlı erkekler eski Türk kültür ve töresine göre kadına çok değer veriyor. Aile içinde kadının ağırlığı tartışılmaz. Ahlat&#8217;ta kadına hiçbir zaman başlık parası istenmemiş, kadının satılması söz konusu olmamış. Elbette, sorunlar var. Bunun için dernek kuruldu. </p>
<p>Ahlat&#8217;a bir ilkokul yaptıran Yunus Ensari Bey, bir spor merkezi yapmaya hazırlanıyor. Ahlat&#8217;tan çıkan ve memleketini hiç unutmayan Ensari, birçok çocuğun bursunu karşılıyor. İlkokul inşa etmenin önündeki bürokratik zorluklar saymakla bitmez. 6 yılda okul tamamlamak mucize gibi bir şey. Ahlat, tarım ağırlıklı bir yer; ama hayvancılık da yaygın. Verimli tarım arazilerine sahip. Ahlat cevizi pek ünlü. Dağlar kuşburnu dolu, yaptıkları şerbet pek leziz. </p>
<p>Sedef hastalığını Van Gölü&#8217;nün suyunda yıkanarak, güneşlenerek geçiren Ahlat&#8217;ın yerlisi Nuri Dayı sobanın üstünde kestane pişiriyor. Bu arada yöresel yemekleri anlatıyor. Süte yatırılmış, kavrulmuş beyaz buğdaydan kavurga önüme geliyor, içinde kenevir taneleri de var. Çedene denilen kenevir buğday karışımı kış eğlencesi. Fetil denilen ekmek ise hamuruna, dövülmüş ceviz katılarak yapılıyor. Bugün zor diye kadınların pek yapmadığı çok sağlıklı aş yemekleri var. Çortu aşı, döğme aşı, domates aşı, kurut aşı, turşu aşı gibi. Çortu, lahana turşusundan kemikli etle yapılan bir yemek. Halise tavukla yapılan keşkek diye tarif edilebilir. Çatçıngır, kepekli unla yağı kavurup yumurta kırdığında uzayıp gitmesi hali unun. Çörti köftesi ilginç; çünkü kadınların bir araya geldiklerinde yapıp yedikleri bu yemeğe kadın yemeği deniyor. Erkekler &#8216;bu kadın için&#8217; der yemek istemez diyorlar. Mercimekle yapılan çılbırı tercih ederlermiş. </p>
<p>Ovakışla belediye başkanının söyledikleri bütün yemekleri boğazına dizecek bir durum maalesef: &#8220;1950&#8217;de beş tane öğretmenimiz vardı. Köylü onları rol model alırdı kendine. Onun gibi temiz giyinir, onun gibi davranmaya çalışırdı. Bugün medeniyetimiz geriledi. Taşımalı öğretmen sistemi var. Bize Ahlat&#8217;tan geliyor öğretmen. Bugün köyde bir tane etkileşim yaratacak öğretmenimiz yok.&#8221; Neyse Nemrut Dağı&#8217;na yapılan kayak pistini dinleyerek teselli bulmaya çalışıyorum. Tatvan&#8217;a 10 km olan kayak pistinin daha çok işi var. Acilen bir otel yapılması gerekiyor. Buraya yatırım yapacak özel girişimci bekliyorlar. Altyapı ve tesis birlikte kotarılırsa turizme hız verilebilir. Bölge turizm potansiyeline sahip. Urartulardan Osmanlı&#8217;ya zengin bir tarih, doğa, dağ ve göl var. Keşke gölde kürek yarışmaları olsa diyorum. Ahlatlılar &#8216;biz her şeye açığız, hemen işbirliği yaparız&#8217; diyor. Van Gölü&#8217;ne acilen arıtma lazım. Yoksa güzelim göl kirleniyor. Bunca güzel çiçeklerin açtığı beldede neden yapma çiçek verilir insana diye sormadan edemedim. Meğer burada hiç çiçekçi yokmuş. </p>
<p>Kışın İsviçre&#8217;ye benzeyen, yazın binbir renk çiçekle donanan Ahlat görülmeye değer.<br />
Sayı: 65<br />
Bölüm: Yazarlar </p>
<p>Merhaba nevval hanım bu sabahki köse yazınızı okuyunca okuma esnasında bir<br />
anda o ahlatın butun guzelikleri gözumun onune geldi sanki orada yasadım<br />
gıbı oldum hatda okurken bile o yemek isımlerini okadar guzel ve orjınal<br />
yazmısınızki kendi kendime gulmeye basladım arkdas bana sordu neden<br />
guluyosun dedimki benim memleketimi ilk defa bir gazetede bu kadar guzel<br />
anlatan bı yazı okdum.Ben bır ahlatlı olarak sizlere ve butun zaman gazetesi<br />
ailesıne cok cok tesekur ederım ve bu yazıyı okuması için ahlat dernek<br />
baskanını hemen aradım butun ahlatlıların bu yazıyı okumasını e-mail yoluyla<br />
yada telefonla haber verdim ahlatımızı bu kadar guzel anlatdıgıniz için<br />
butun ahlatlılar adına sıze mutesekirim</p>
<p>Bende mecıdıyekoyde kuyumculuk ısıyle ugrasıyorum dukkanımız hemen merkezde<br />
nevval hanım sızın altını sevdıgınızıde bılıyoruz sızı dukanımıza beklıyoruz</p>
<p>emkaelektrik:Gazetede cumaertesi ekine bakıyorum Karlar kraliçesi Ahlat yazısını<br />
görünce şaşırdım acaba benim memleketim Ahlattan mı bahsediyor dedim.Yok be<br />
ne işi var Nevval hanımın kış günü Ahlatta dedim kendi kendime.Yazınızı<br />
okuyunca bir anda memleketime olan özlemim bir kat daha arttı. İşlerimizden<br />
dolayı yazları gidebiliyoruz sadece camın memelketime.Validenim yemeklerini<br />
özledim bir anda turşu aşı geldi aklıma.<br />
        Size canı gönülden teşekkür ediyorum.Truzim beldesi olan Ahlat<br />
tanıttığınız için.Ahlat Yazları çok daha güzel bir belde yazın gitmenizi<br />
tavsiye dedrim.</p>
<p>Selamlar Sevgili Nevval Sevindi abla ben de ahlatlıyım ailem ahlatta ben<br />
mersinde yaşıyorum  size ve ZAMAN Gazetesi çalışanlarına selam. biz siz<br />
değerli yazarlara sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz ben zaman gazetesini<br />
sürekli okumaya çalışıyorum ve sürekli yazılarınız da da memleketimize<br />
değindiğiniz için çok teşşekkür ediyorum Önceleri sağlığınız konusunda<br />
propleminiz var diye duymuştum inşallah iyileşmişsiniz dir veya yalnış duyum<br />
almış ta olabilirim. Mersin den büyük saygı ve selamlarımı gönderiyorum.</p>
<p>Ahhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh          lat !!!!!!!!!!!</p>
<p>iso ekinci</p>
<p>Merhaba,<br />
Karlar kraliçesinin ülkesine kad&#8206;nlar kraliçesi seyahat yaparsa yazd&#8206;klar&#8206; da bu kadar güzel olur.<br />
Hani denir ya &#8220;Yedi&#1611;in içti&#1611;in senin olsun, g&#1616;rdüklerini anlat.&#8221; Y&#1616;resel mutfa&#1611;&#8206; anlatman&#8206;z ayr&#8206; bir zevk kat&#8206;yor yaz&#8206;ya.<br />
Kendi &#1616;z de&#1611;erlerimizi fark etmemizi sa&#1611;l&#8206;yorsunuz.<br />
Ahlat&#8217;a gitmedim ama Van&#8217;da uzun y&#8206;llar kalm&#8206;&#8207; bir dostumun anlatt&#8206;klar&#8206;ndan daha ayr&#8206;nt&#8206;l&#8206; say&#8206;lacak bilgi &#1616;&#1611;rendim, k&#8206;sac&#8206;k yaz&#8206;n&#8206;zdan.<br />
Zevkle okudu&#1611;um yaz&#8206;n&#8206;z için,<br />
Tebrikler,<br />
Te&#8207;ekkürler.<br />
Sevgi ve sayg&#8206;lar&#8206;mla,<br />
Ahmet Bekta&#8207; </p>
<p>24.02.2007 de yayımlanan Karlar kraliçesi Ahlat yazınızda anlatmakla bitmeyecek olan memleketimi muhteşem bir tarzda zaman okuyucularına ilettiğiniz için bütün Bitlisliler adına sonsuz teşekkürlerimi sunarım.Belki bir kuru teşekkür azdır ama memleketimin sıcak insanlarının size içtenbir hoşgeldiniz demeleri umarım yeterli olmuştur.<br />
Serkan kazancı</p>
<p><b>Gönderen:</b> pınar gökbulak<br /><b>E-Posta:</b> pinar<br /><b>Konu:</b> ahlat<br /><b>Mesaj:</b> mrb nevval ablacım bu size ilettiğim ikinci email.tarih diyarı ahlata gelmişsiniz inanın geldiğinizi duyduğumda ne kadar heyecanlandım bilemezsiniz.ayrıca bi o kadar da üzüldüm çünkü o tarihte ahlat\&#8217;ta değildim.rahmi beyin(babam)anlattıklarıyla yetinebildim.ben onun kadar şanslı değilmişim.ahlat ile ilgili yazınızı okudum tanrım ahlat ancak bu kadar mükemmel anlatılabilir bu kadar güzel betimlenebilir.yürekten teşekkür ederim umarım bir dahaki gelişinizde karşılaşır ve sizi misafir etme şansına sahip olurum.<br /><b>Gönderim Zamanı:</b> 06-03-2007 22<br />
İyi Günler!<br />
Ben Kastamonu&#8217;da öğretmnelik yapıyorum.Ben Bitlis&#8217;in Ahlat İlçesinin Ovakışla köyündenim.<br />
Zaman Gaztesinin Cumartesi ekindeki &#8220;Karlar Kraliçesi Ahlat&#8221; adlı yazınızı okudum.Benim bir Ahlatlı olarakbu yazıdan ne kadar etkilendiğimi bilemezsiniz.Ahlat&#8217;ın güzelliklerine ve de sorunlarına bu denli güzel bir uslupla ve özenle eğilmiş olmanıza çok sevindim ve de duygulandım.Ayrıca Ovakışlayı da ele almış olmanız çok güzeldi.Ovakışla Belediye Başkanımızın dediklerine tamamen katılıyorum.Ve bu tarz yazılarınızla Türkiye&#8217;in bu şekilde kalmış yörelerinin tanıtımına ve problemlerinin çözülmesine katkıda bulunmanızdan dolayı size teşekkür ediyorum.Allah sizden razı olsun&#8230;İyi çalışmalar.Sevgiler.Saygılar..Allah&#8217;a emanet olun&#8230;</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2203&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kültürüm</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov -0001 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Zaman CumaErtesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[69]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Karsl&#305; Efraim amca kar&#305;s&#305; ölünce &#304;zmire gelir. Küçük k&#305;z&#305;n&#305; ard&#305;nda b&#305;rak&#305;r. &#304;zmirde bekçi olur, sokaklar&#305; güvenli k&#305;lan düdü&#287;ünü öttürerek dola&#351;&#305;r. &#304;nsanlar&#305; seven eski geleneklerin ürünü Efraim amca bir Giritli kad&#305;na a&#351;&#305;k olur. Onun da kocas&#305; ölmü&#351;tür, iki o&#287;luyla ortada kalm&#305;&#351;t&#305;r. Evlenmek ister<span id="more-2221"></span></p>
<p>Kültürümüzün aynas&#305;nda<br />
NEVVAL SEV&#304;ND&#304;<br />
Karsl&#305; Efraim amca kar&#305;s&#305; ölünce &#304;zmire gelir. Küçük k&#305;z&#305;n&#305; ard&#305;nda b&#305;rak&#305;r. &#304;zmirde bekçi olur, sokaklar&#305; güvenli k&#305;lan düdü&#287;ünü öttürerek dola&#351;&#305;r. &#304;nsanlar&#305; seven eski geleneklerin ürünü Efraim amca bir Giritli kad&#305;na a&#351;&#305;k olur. Onun da kocas&#305; ölmü&#351;tür, iki o&#287;luyla ortada kalm&#305;&#351;t&#305;r. Evlenmek ister. Kad&#305;n&#305;n ilk talebi senin k&#305;z&#305;n da buraya gelecek ve biz bir aile olaca&#287;&#305;z, o zaman evlenirim. Ba&#351;&#305; bitli, be&#351; ya&#351;&#305;nda küçük k&#305;z gelir ve aile tamamlan&#305;nca evlenirler. Ortak iki çocuklar&#305; aileyi daha da büyütür. Bu ho&#351;görülü, mutlu ailenin babas&#305; Hac&#305; Efraim evcimendir. Herkese sevgi doludur. T&#305;pk&#305; kar&#305;s&#305; gibi. Bugün bo&#351;anmalarda, yeniden evliliklerde k&#305;yamet kopuyor. Vicdans&#305;zl&#305;k, k&#305;skançl&#305;k ve her türlü i&#351;lem gani&#8230; Medeniyetimiz bu mu yani? Yabanc&#305;la&#351;ma vicdan&#305; da söküp götürüyor bizlerden.<br />
16. yüzy&#305;l Üsküdar&#305; nezaket, letafet ve sahavet yeridir. Farkl&#305; dinlerin, topluluklar&#305;n kayna&#351;t&#305;&#287;&#305; bir kazan. Acemler, Türkler, Yahudiler ve H&#305;ristiyanlar bir arada. Siftah yapan esnaf&#305;n yapmayana mü&#351;teri gönderdi&#287;i kültürden k&#305;skançl&#305;k ve ayak oyunlar&#305;na nas&#305;l geçtik diye dü&#351;ünmeli. Ba&#287;larba&#351;&#305;nda 50.000 Ermeni ya&#351;arm&#305;&#351;. Çok k&#305;z al&#305;p vermi&#351;ler ne&#351;eli dü&#287;ünlerle. Küs olsan bile kap&#305;na gelir ve dü&#287;üne davet edilirsin; yok, ben senle küsüm der taraf. Hadi can&#305;m dü&#287;üne gel sonra yine konu&#351;may&#305;z diye noktalan&#305;r sohbet. Paskalyalar&#305;n zenginli&#287;i, çocuklar&#305;n din ayr&#305;m&#305; bilmeden oynamas&#305; birlikte. Yahudi eskiciler, deliler ve ayya&#351;lar hepsi korunur mahalleli taraf&#305;ndan. Eziyet etmek akl&#305;na bile gelmez insanlar&#305;n. Onlar ne&#351;esi, rengidir mahallenin, Üsküdar&#305;n. Osmanl&#305; döneminde 77 olan tekke say&#305;s&#305; bugün 66. Yine de ruhunu koruyan bir belde Üsküdar. 400 farkl&#305; gül yeti&#351;tiren, nezaketin içselle&#351;ti&#287;i imamlar&#305;n namaz k&#305;ld&#305;rd&#305;&#287;&#305; bir inan&#305;lmaz rüya. Be&#351; vakit ezan farkl&#305; makamlarda okunuyor ve ruhlar&#305; doyuruyor, çocuklar bu sesle büyüyor, bu sesle seviyor dinini. Müzik sevgisi a&#351;&#305;l&#305;yor çocuklara. Ev in&#351;a ederken kom&#351;u hakk&#305; olan güne&#351;i kesmemeye özen gösteren eski &#304;stanbul kültürü bütün Anadolunun ba&#287;r&#305;ndan kopup gelen bir sentezdir. Dam&#305;t&#305;lm&#305;&#351; bir damla zeytinya&#287;&#305; k&#305;vam&#305;nda nurdur, &#305;&#351;&#305;kt&#305;r aleme. </p>
<p>Kamelyalarda mehtap seyreden ve mehtaba müzikle ba&#287;lanan ruhlar&#305;n dünyas&#305;d&#305;r. Bugün k&#305;z&#305;ma bile bak ne güzel dedi&#287;imde Anne, i&#351;te hep ayn&#305; güne&#351; ayn&#305; ay, nesini be&#287;eniyorsun? diyor. Yeni olan&#305; sezemiyor. O duygusunu körleten e&#287;itim, çevre, televizyon ve de birçok yanl&#305;&#351; zihniyetin tezahürü. Ba&#351;kas&#305;n&#305; rahats&#305;z etmeme, mahremiyete sayg&#305; vard&#305;r bu dünyada. &#304;nce dilim ka&#351;ar tarz&#305;nda duvarlar ard&#305;nda ya&#351;ayarak, her sesi dinleyen ve bunu kom&#351;usunun aleyhine kullanan, dedikodu yapan zavall&#305; ruh hali yoktur. Ay&#305;pt&#305;r. Bugün ay&#305;b&#305; unutan insanlar çocu&#287;una ba&#351;kas&#305;n&#305; rahats&#305;z etmemeyi ö&#287;retmiyor zaten. Her çocuk yap&#305;yor diye savunuyor üstelik. </p>
<p>Eskiye a&#287;lanmak ve de ac&#305;nmak de&#287;il marifet. Eskileri yazmak, bilmek ve okumak kültürel devaml&#305;l&#305;k için gerekli. Bunlar&#305; yüzlerce y&#305;l yapan bizler bugün neden yapmayal&#305;m? Neden in&#351;a etti&#287;imiz güzellikleri y&#305;k&#305;p geçelim? Pekala, bugün de farkl&#305; bir insan ve ruh yap&#305;land&#305;r&#305;lmas&#305; mümkün. Yeter ki, niyet olsun. Kültürümüzü içselle&#351;tirmek nefreti bertaraf eder. Topluma umutsuzluk, nefret eken anlay&#305;&#351;la mücadele etmek &#351;art. Yoksa ruhumuzu asla yakalayamay&#305;z. Onun ard&#305;ndan sadece seyirci oluruz. Kültürün ruhu dildir. Müziktir. </p>
<p>Fatma Aliye: Uzak Ülke </p>
<p>Bu kitap üst üste binmi&#351; aray&#305;&#351;lar&#305;n kitab&#305;. Ben Fatma Aliyeyi arad&#305;m. Ya&#351;ad&#305;&#287;&#305; ça&#287;da, ça&#287;da&#351;lar&#305;ndan ve kendinden geriye kalan hayatlarda. O, mümin bir alime olarak, muas&#305;r medeniyetlerde Osmanl&#305; kad&#305;n&#305;na yer arad&#305;. Romanlar yazd&#305;. Makaleler yazd&#305;. Mesaj&#305; kaleminden önde ko&#351;tu. &#304;mparatorluktan geriye kalan, harflerden de çekilirken, Fatma Aliye de kendi kaderine çekildi. 1926dan öldü&#287;ü tarih 1936ya kadar evden kaçan k&#305;z&#305;n&#305; arad&#305;. Ula&#351;abildi&#287;i k&#305;z&#305; de&#287;il, k&#305;z&#305;n&#305;n tanassur edi&#351;inin hikayesi oldu. diyor dip hikaye giri&#351;inde Fatma Karab&#305;y&#305;k Barbaroso&#287;lu roman&#305;nda. &#304;lk kad&#305;n romanc&#305;m&#305;z Fatma Aliyeyi bu romanda anlayacaks&#305;n&#305;z, tadacaks&#305;n&#305;z. Tarihin içinde yolculuk yapacaks&#305;n&#305;z. Kitap Fatma Aliye Han&#305;m&#305;n 70. ölüm y&#305;ldönümüne bir arma&#287;an yazar&#305;ndan.<br />
Say&#305;: 64<br />
Bölüm: Yazarlar</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2221&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

