Zaman

Kadınların güvercin elleri

Mayıs 25 2003Yorum Yok Kategori: Zaman Turkuaz

Denizli sıcağı taş horozun bile sesini kesmiş belli. Taş, beton ve asfaltın harareti insanın yüzüne vuruyor erken yaz işvesiyle. Ege’de olmanın sıcaklığına kadınların sevgisi karışıyor. Kadınlarla iki toplantı yaptık. Yüzlerce kadınla birlikte olmak darphaneye girip de insanın üstüne altın tozu bulaşması gibi bir şey. Yüreklerinden geçeni hissetmek, sevgilerine dokunmak ve içten sorulara cevap yetiştirmek altın tozunda yuvarlıyor insanı.

Armoni Hanımlar Derneği bir yıl önce kurulmuş. Başkanı Seher Yavaşlar ve eşi beni havaalanından aldılar ve Denizli’nin ticari başarılarını konuştuk yolda. Hele son kriz olmasaydı kimse bileğimizi bükemezdi diyorlar. Artık havlu yetmiyor ve başka sektörlerde de başarılara imza atıyorlarmış. Örneğin kalorifer peteği teklifi yapan Romanya’ya hayır demek zorunda kalmışlar. İki senelik üretimlerini başka bir ülkeye kapatmışlar.

Denizli ekonomik başarıyı yakalamış bir kent. Şimdi kadınları da kalkınmak, hayata karışmak ve toplumsal barışa katkıda bulunmak istiyorlar. Seher hanım başarılı bir diş hekimi, hem de iki çocuk sahibi.

Derneğin yedi kurucu üyesi de, Seher hanım dışında, ev hanımı. Fakat onlar ev kadınlığına yeni bir tarif getiriyorlar. Dört duvar arasına sıkışmış, sığ bir dünyanın ev işlerine koşturan kadınları olmak istemiyorlar. Kendilerini geliştiren, topluma katkıda bulunan ve bakımlı çağdaş kadınlar olmak istiyorlar. Hepsi de çok şık, çok güzel hanımefendilerdi. Üstelik çok gençler. Misyon edinmeleri ve topluma açılarak yararlı olmak istemeleri birey olma arzularıyla eşdeğerde.

Seher hanımın eşi de tam bir Yörük erkeği. Yani kadını toplumda kendinle eşit gören, kusuru olunca özür dileyebilen ve kadın sözü dinliyor denmesinden korkmayan. Yörük kültürü bizim has kültürümüz olup kadın ve erkeği gündüzle gece gibi birbirini tamamlayan olarak tarif eden çok eski geleneğe sahiptir.

Armoni Hanımlar Derneği 100 üyeye ulaşmış. Her kesimden kadın ortaklaşa iş yapıyor. Seminer programları aile içi iletişim, anne çocuk ilişkisi, kadın sağlığı, dengeli beslenme, acil yardım, aile ve yaşam gibi konularda gerçekleşmiş. Çok ilgi görmüşler.

Afyon’a iki günlük bir gezi ve pikniğe 100 kişilik hanım grubuyla neşeli bir etkinlik gerçekleştirmişler. Yeni piknik programını ailece hep beraber yapmaya karar vermişler. Onların neşeli gezileri beyleri de çekti sanırım.

Ailece sosyalleşmek, yeni ilişkiler geliştirmek ailenin ruh sağlığı için çok önemli bence. Kapalı bir yaşam yerine diri ve neşeli bir hava ailenin mutluluğunu olumlu etkiler.

Ayrıca “sizin eskiniz bizim yenimiz” sloganıyla bir eski eşya kampanyasını başarıyla uygulamışlar. Ev mobilyası ve her türlü aksesuarı, ilaç ve tıbbî yardımı da ihtiyacı olanlara dağıtarak birçok evin ihtiyacını karşılamışlar.

Seher hanım çok önemli bir gerçeğin altını çizdi; ben de sokağa çıkmadan önce farkında değildim dedi. Dernek başkanı olunca Seher hanım yoksul–zengin uçurumunu fark etmiş. Bu ona toplumsal barış için sorumluluk alması gerektiğini çok net olarak anlatan bir tablo olmuş. Şimdi yeni bir projeleri var. Yoksulların alım gücüne göre düzenlenmiş bir süper market ve alışveriş alanı. Yardım amaçlı eşyaları, ikinci el satışların da olacağı bir merkez. Çünkü Güneydoğu’dan göç alan birçok kentimiz gibi Denizli de bu sorunla baş etmek zorunda. O insanları görmezlikten gelemeyiz. Onları kente kazandırmak zorundayız. Bunun için kültürel ve ekonomik projeler yapmalı kadınlar. Barış, kadınların güvercin elleriyle gelecek eminim.

Zaman Gazetesi, Pamukkale eki çıkarıyor. Bir sayfası kadınların denetiminde olan bu eki umarım her kent çıkarır. Kadınlara bir sayfa ayırın, bakın neler başarıyorlar.

Biz çalışalım ve birbirimizi sevelim ola ki; “Bu meclis böyle kalmaz

mestler de mahmur olur bir gün.”*

Kadınlarla daha güzel bir gelecek bize gülümsüyor.

* Şair Veysi; mestler de bir gün uyanıp kendilerine gelirler diyor.

17.05.2003

Yazarımızın E-Postası: n.sevindi@zaman.com.tr

Önceki Yazıları

(11.05.2003) – İzmir demek annem demek

(04.05.2003) – Aşk menziline varmak

(26.04.2003) – Aşk korkuyu kovar

(19.04.2003) – Söz kalbin aynası

(13.04.2003) – Gülü gül ile tartarlar

(06.04.2003) – Kanserle yaşıyorum

(29.03.2003) – Kendinle cenge girme

(23.03.2003) – Yeni gelinimiz Türkiye

(16.03.2003) – Kayıp krallık: Adalet

(09.03.2003) – Kendi derinliğinde yüzebilmek

 

İzmir demek annem demek

Mayıs 25 2003Yorum Yok Kategori: Zaman Turkuaz

Bir yorganı çıkarmışlar güneşe sere serpe. Bütün bir kışın yorgunluğunu üstünden atarcasına soyunup serilivermiş ipe. Güzel bir bahar havası Boğaz’ın mavi sularının koynundan kalkmış geziniyor. Deniz kokuyor ortalık ve İzmir tütüyor burnumda.

İzmir demek annem demek. Annem demek ailemin sıcak yüreği. Her zaman küçük bir kız olmanın keyfini yaşatan sevgi çemberi. İzmir’in yosun kokularına dolanan saçları ve güzel elleri gelir aklıma.

 

Aşk menziline varmak

Mayıs 25 2003Yorum Yok Kategori: Zaman Turkuaz

“Ülkemin erkekleriyle tanışmak ayrıcalığına eriştiğimden beri onların ne ince niteliklere sahip olduklarını öğrendim. Geleneğin ulusumuzu bu denli kesin sınırlarla iki cinsiyete ayırması ve aralarına böyle geçilemez engeller koyması çok yanlış.

Bize bir ulus olarak bakılmadıkça, iki cins özgürce birbiri ile görüşemedikçe güçlü olamayız. Türkler, iyi koca ve baba olmak için tüm niteliklere sahip, ama bizim evlendiğimiz erkeği bile evleninceye kadar tanıma fırsatımız yok.

Türkiye üzerine yazılmış her on kitaptan dokuzunun yakılmasını ne kadar isterdim! Türk ne denli haksızca eleştirilmiştir! Ve kadınlar hakkında ne saçmalar yazılmıştır! Okuduğum her kitap bir şekilde Türk kadınına haksızlık etmiş. Bizi hiçbir kadın anlayamadı! Hiçbir kadın bizim de bir kalbimiz, beynimiz ya da ruhumuz olduğunu kabul etmek lütufkarlığını göstermedi.”*

Bu mektubu 1908’de Londralı bir arkadaşına yazan Zeynep Hanım, Piyer Loti’nin roman kahramanıdır. Onların verdiği bilgilerle yazılan roman yayınlanmadan iki kardeş olan Zeynep ve Melek Avrupa’ya kaçarlar. O dönemde Osmanlı kadını sağlam bir eğitim ve özgürlük isteklerini haykırmaktadır. Birçok ateşli kadın dergisi yayınlanmaktadır. Peçeden nefret etmektedirler, ama İngiliz mektup arkadaşı Türk kadınların ne istediklerini tam bilmediğini düşünmektedir. “Türk kadınları için Batı Avrupa uygarlığı tavadan ateşe atlamaktır” diye hayatla karşılaşmanın “ateşten bir gömlek” olduğunun altını çizmektedir. Çok ilginç bir diğer tespiti de: “Şimdiye kadar ki deneyimler gösteriyor ki, Batı’nın bir köle gibi taklit edilmesi, Türkiye’ yi asırlarca süren pederşahi köleliğin kötülüklerinden hiçbir zaman kurtaramaz.”

Zeynep Hanım on yaşında İngilizce öğrenmeye başladığında, Fransızca, Arapça, Farsça da öğrenmektedir Türkçenin yanı sıra. ‘İyi ailelerin kızları bu eğitimi eksiksiz almaktaydı.’ der. Kur’an dersleri alıyor ve daha iyi anlamaları için ders veren imam onlara İncil de okumalarını tavsiye eder. Zeynep Hanım Batı’da gezerken Hz. İsa hakkındaki bilgisinin birçok Hıristiyan’dan iyi olduğunu vurguladıktan sonra onların Müslümanlık hakkında hiçbir bilgileri olmamasına hayıflanır. Hz. İsa ve yaşamı ve yaptıklarını peygamberimizin anlattıklarından dolayı sevdiğimizi söyleyince herkesin şaşkınlıktan donduğunu anlatır .

Zeynep Hanım’ın Avrupa ile Türkiye kıyaslamaları çok ilginç gerçekten.

Sağlam bir kültürel kimliğe oturan bireyin Avrupa’dan hiç de etkilenmediğini, çok sağlıklı karşılaştırma yapabildiğini görüyorsunuz.

Bu mektuptan yaklaşık 10 yıl sonra da 1917’de 13 yaşındaki Safiye Erol, Almanya’ya eğitime gönderilir. Önemli bir romancımız olan Safiye Erol ‘un annesi Keşanlı İkbal Hanım bir Bektaşi dervişidir. Rumeli güzeli Olan Safiye Erol sağlam bir dinî terbiye ve kültürünü aldığı için 28 yaşında bir felsefe doktoru olarak döndüğü Almanya’dan bir sentezin kahramanı olarak fikir dünyamızda yerini alır. Kayıt altına giremeyen isyankar ruhu onu roman yazmaya, tercümeye yöneltir. Onu mutlaka tanımanız gerekir. ‘Batı insanı yozlaştırır’ diyenlere en iyi cevap Safiye Erol bence. Batı kültürü içi boş olanları yozlaştırıyor, kendi kimliği olmayanı yere çarpıyor. Bu nerede olsa, kim için söylense sonuç aynı. Aşk ehli olan, bir aşk insanı olan Safiye Erol büyük aşk efsanelerine karışmış Hintli aşk çiçeği Ketaki’nin hikayesine benzetir kendini. Derler ki aşk tutkunu Brahma bir gün kutsal kişilerle iddiaya girer ve aşkın esrarını ve en gizli anlamlarını bulacağını iddia eder. Hiç kimse inanmaz. Yola çıkan Brahma uçsuz bucaksız yerler geçer, engeller atlar ama yine de aşk deryasına ulaşamaz. Engellere takılıp nefesi kesilir ve gerçeğe teslim olur. Aşk gerçeğinin son menziline ulaşmış Ketaki çiçeği, Brahma’nın yarıda bıraktığı yolu bitirmiştir. Dönerken Brahma’ya rastlar. Brahma büyük bir şaşkınlıkla sorar: “Ey bu yolları bir başına gidip gelen küçücük çiçek, şu vücutsuz vücudunla bu yangına nasıl dayandın?”

Ketaki çiçeğinin cevabı aşkın manasını, aşıkların zahmetini, bu kutlu yolun yüceliğini anlatır: “Ey şanlı Brahma! Bilmez misin, kılıç havayı kesmez ve ateş ateşi yakmaz. En yalçın kayaların teninde ipek gibi yosunlar biter.”*

İşte Ketaki çiçeği gibi menzile varmak için aşkın alevden tülleri arasından geçmemiş insan nasıl bir dünya kurabilir ki? Aşk menzili kendi dünyamızın varlığıdır. O zaman insanlara söyleyecek sözünüz olur, paylaşırsınız. Etiyle kara kuru, tatsız tuzsuz kalmışlara ne yazık!

*Zeynep Hanım, Özgürlük Peşinde Bir Osmanlı Kadını

*Safiye Erol, M.Nuri Yardım

04.05.2003

Yazarımızın E-Postası: n.sevindi@zaman.com.tr

 

GÜLÜ GÜL İLE TARTARLAR

Mayıs 25 2003Yorum Yok Kategori: Zaman Turkuaz

Türkler dünyanın en mutsuz insanları çıkmış, son yapılan bir Amerikan araştırmasına göre. Bin yıldan uzağa giden bir kültür nehrinin uzantısı olan Türk kültürü mutsuzluk üreten bir yapı mıdır?

Türk kültürü yaşama sevinci içeren ve bu sevinci toprağa, göğe, suya ve ağaca yazan kadın erkek yan yana hayatı paylaşandır. İslam’ı kabul ettikten sonra da bu değişmemiş, İslam dinine neşe ve eğlenceyi taşımışlardır. Ürettikleri mistik felsefe ve din hayatı çürütmeden, yasaklamadan iç içe geçmiştir yaşamla. Gazeller, musikinin neşesi, Mevleviliğin raksı, Bektaşiliğin rindliği, Mimar Sinan’ın Süleymaniye’si hep buna örnektir. Müthiş bir estetik ve duygu cümbüşü karşılar insanı her daim.

Eski bir ilahi ne der:

“Gülden kurulmuş bir pazar

Gül alırlar, gül satarlar… güldür gül.”

Bu medeniyet “gülü gül ile tartar” idi.

 

AŞK KORKUYU KOVAR

Mayıs 6 2003Yorum Yok Kategori: Zaman Turkuaz

Aşk bizi korkunun hantal kanatları altından çıkarır ve sonsuz hayata fırlatıp atar. İşte, bu nedenle aşk unutulmaz bir heyecan kasırgasıdır. Enerjidir. Karşı cinsin enerjisi ve sevgisiyle oluşturulan bir sinerjiye dönüştürülebilirse büyük bir güçtür.
Korku ve onun uzantıları suyun önünü kapatan taşlar gibidir, içimizde bir şeyleri tıkar. İçimizden geldiği gibi davranırsak kendimizi özgür hissediriz. Samimiyet bu özgürlükle dalgalanarak yayılır. İçimizden geldiği gibi davranmamızı daha küçük bir çocukken engellemeye çalışırlar. Kendi kurallarını dayatır büyükler. Sonra da yalan söylemememizi bekler, samimi olmak gerekir derler. Hayatın değerli bir armağan olduğu öğretilmez de yasaklar öğretilir sadece.Yüreğimize korku tohumları ekilir. Ömür boyu tohumların çiçeklerini yolmakla geçiren insanlar tanıdım. Kompleksleri ve korkuları hayatı zindana çeviren insanlar. Onları ne makam, ne unvan , ne güç tatmin eder. Korkunun esaretinden kurtulamazlar.
Oysa öğrenerek ve eğlenerek, oyunla büyüyebiliriz. Aslında kapı herkese açıktır , izlenecek yol sadece çok isteyenlerin aşabileceği güçlüklerle doludur. Başarmak güçlü bir istek ve çok cesaret gerektirir. Korku burada düşmandır. Korkan sadece paralize olur ve donar kalır. Donmuş bir hayat! Akmayan bir nehir ne demekse odur.
“Geçmiş ölüdür. Hayat yoluna sırtında ağır bir mücevher kutusu taşıyarak yürümelisin. Hatalar aslında kötü değillerdir. Eğer biz bilinçli olursak, hatalarımız değerli bir öğrenimin parçalarıdır.Sana güç verecek olguların nektarını şimdi emmelisin. Yapabileceğimiz en büyük kötülük, her sabah uyandığımızda bize sunulan şimdinin çevre alanlarında dolanmaktır. Geçmişte olanları unut;gelecek senin şimdi ekeceğin tohumların biçilmesidir. Doğru dürüst bir gelecek elde edebilmenin en iyi yolu şimdi mutlu olabilmektir.”*
Kendimizle buluşmanın yolu cesaretten geçer. Korku bizi umutsuz ve geleceksiz bırakır.Beni sindirmek isteyen bir yığın insanla karşılaştım hayat boyunca. Beni kaba güçle,iktidarıyla ya da unvanıyla korkutmaya çalışanlara hep acıyarak baktım. O kadar korku doluydular ki, hiçbir zaman kendileri olamayacaklardı. Benim kendim olma ısrarım da onların korkularını şişirilen bir koyun gibi patlayacak noktaya getiriyordu. Beni gözlerinin önünden silmeye çalıştılar. Görmezlikten gelmeye çalışıyorlar hala. Sümen altında kalsın, belki siner diye ara sıra bakıyorlar.
Sinmek ve paralize olmak yaşam ağacının içinin boşalması demek. Sadece emir eri olarak devam etmek anlamına gelir. Ben üstüme atılan süprüntülerin gönderene hep geri döndüğünü görmenin öğreticiliğini yaşadım.
İnsanı sadece aşk ve sevgi korur. Sevgisi olmayan insan için yapılacak bir şey yoktur. Bir çocuğun kendisiyle ilgilenmeyen anne babasına “beni sevmiyorsunuz” diye bağırması bile onları ayıltmayabilir. Oysa çocuklar gerçekleri gören delici gözleriyle samimi konuşurlar. Vaktim yok diyene sevginin zamanı mı olur diye sorarlar. Sevgisiz yaşam ölü yaşamdır.
Modern zamanların hapishanesini oluşturmak yerine bu zamana bir şey katmak gerekmez mi? Biz ne verebiliriz diye düşünmeyi denemek yerine devamlı biz ne alabiliriz diye bakan insanlar…
Devamlı alma peşinde olan insan sevginin de sadece alıcısı olmayı istiyor vericisi değil. “Ben zamanında verdim anlamadı” diyenler de var. Buzdolabı satıyor sanki vadesi doldu alsaydın,almadın ucuza verdim. Elimde kalmadı.
İnsan kendi dışında bir şey olamaz. Sevgisiz ve ilgisiz noktaya gelen zaten hiçbir zaman derinliğinde sevgi bulunmayan bir bencildir.
“Seninle yalnız değilim,kimse kimseyle yalnız değil
gece yıldızlardan da yalnız

Sokağın öfkesi senin yumruğunda
Dudaklarında,şiirin aydınlığı cilalanıyor
Seni seviyorum, ve gecenin ödü kopuyor kendi karanlığından.”*
Karanlıktan korkmayın ki karanlığın ödü kopsun. Şifre:seni seviyorum.
NEVVAL SEVİNDİ
*Luis Espinoza Yüreğin Yolu
*Ahmed Şamlu şiiri

 

TÜRKİYE KARAR VERMEK ZORUNDA

Nisan 23 2003Yorum Yok Kategori: Zaman

1979’da İran’da Şah kaçınca saltanata yakın aileler, içleri umutla dolu
ordunun direnerek büyük bir iç savaşa neden olacağını söylüyorlardı.
Ordu hemen teslim olunca bu kez Amerikalıların gelmesini beklediler. Amerikan helikopteri de çöle düştü ve yandı.
2500 yıllık bir şahlık rejimini devirmek için komünisti, dincisi ve Maocusu ittifak yapmıştı. Humeyni’yi de Türk aydınları büyük özgürlük savaşcısı olarak destekliyorlardı. Gazeteler özgür İran halkının devrimini kutsuyor ve gelecek olan özgürlük devrimcilerini selamlıyordu. Fransa Humeyni’ye destek veriyor ve ikametini sağlıyordu. Avrupa’da bir çok ülkeden destek görüyordu Humeyni.
Amerika diktatör Şah’ın yanındaydı,Avrupa ve Türkler Humeyni ekibinin.
Özgürlük savaşcısı Humeyni iktidara yerleştikten sonra ilk yaptığı onu iktidara getiren iyi eğitimli ekibini öldürmek oldu. Bir tek Cumhurbaşkanı Ben-i Sadr bu katliamdan kurtuldu. Yıllardır saklanıyor.
Bugün dünyada paradigmaların değiştiğini rahatça söyleyebiliriz. Amerika diktatör Saddam’a karşı, Avrupa ve Türkler diktatörden yana tavır aldılar. Avrupa’nın hesabını emperyal geçmişin hesapları arasında bulmak mümkün,ya Türkiye’nin?Hele duvarlarda “Dayan Saddam” afişlerini görünce içimizdeki mini Saddamların tahminlerden çok daha fazla olduğunu anladım. Titredim.
Diktatörlük hevesi ve otoriter eğilimleri bu kadar yüksek yönetici kadrolar, ideolojik liderlerle nasıl bir halk oluyoruz acaba? Umutsuz,yılgın, kıskanç ve bedavacı. “Alsam alsam bedava ne alsam” reklamı o yüzden tutuyor herhalde.
Televizyonlarda bedava bir hediye için yalvar yakar olanlar, bedava hediye ve ameliyat dağıtanlara türbe muamelesi onun için yapılıyor.
Irak’ta savaş konulu en acıklı haberleri hiç durmadan veren kanallar, gerçeklik bağı kopmuş balonları da yorum tahtından hiç indirmediler. Hayat her şeyi yıktı geçti ve balonlar uçarken patladı. Yağma ve talan görüntüleri utanarak verildi. Türkmenler hiç gösterilmedi. Kürtlerin Araplarla ya da Türkmenlerle yaşadıklarını da hiç görmedik. Ayıplar saklanır. Demek ki aşiret kavgaları ve aşiret davranışları ayıplanıyor. Bir ulus olmanın erdemi biliniyor çok şükür.
Ya da bilinçaltı yağma görüntülerinden utanıyor. Dünyanın en değerli müzelerinden biri olan Bağdat yağmalandı. Tarih kaçırıldı. Türkiye kendi tarihini yıllardır yağmalayıp kaçırmıyor mu? Müzeler müdürleri başında soyulmuyor mu? Her şey unutulmuyor mu?
SSK yağmalanmıyor mu? En sıradan namuslu geçinen bir çok insan ilaç yağması yapmıyor mu bu kurumlarda? Güvenliğimiz batırıldı gerçek hastalar ölmüyor mu bu yağma yüzünden?Yağmaya dur diyemeyen iktidarlar talanın acısını hep namuslu vatandaştan çıkarmıyor mu ?
Vergi kaçırmak en doğal davranış biçimi değil mi? Vatandaşının gözüne bakarak her an onu soymak ve elini cebinden çekmemek soygunculuk sayılmıyor mu? Böyle başa böyle traş diyenlerin canının istediğini yaptığı bir ülke değil mi burası? Beş milim hukuk buradan iki milim hukuk şuradan geçemezsin diyenler “acaip hukukçu “ yönetici sanılmıyor mu bu ülkede?
Akla karanın birbirine karıştığı, bir davanın yirmi yıl sürdüğü hukuk sisteminde yağma olmuyor diyen varsa bir adım öne çıksın. Sadece benden olan haklıdır diyenlerin yağması durdu mu hiç?
Türkiye yol ayrımında. Türkiye Ortadoğu’nun meşrepinde yağmacı bir aşiret yapısında mı olacak yoksa Avrupalı bir hukuk devleti mi olacak karar verme aşamasında. Avrupalı Türk Müslümanlar mı olacak yoksa Ortadoğulu sopayla namaz kıldıran ve kılan yobazlar mı olacak karar vermek zorunda. Türkiye kadınlarını eve mi hapsedecek, TBMM’ne mi taşıyacak ve medeni bir sosyalleşmenin yolunu açacak kararı vermek zorunda. Türkiye bütün kültür renklerine ve fikirlere tam özgürlük mü verecek yoksa özgürlük sözcüğü görünce su görmüş kedi gibi tırsacak mı karar vermek zorunda.
Türkiye dünyada tek başına kılıç mı sallayacak yoksa bir ittifak üyesi mi olacak kararından önce aynaya bakıp ne olacağına karar vermesi gerekiyor. Ne olduğunu ve olacağını bilmeden hangi oyuna girse Türkiye kaybetmeye mahkum olacak. Koca bir hazinenin üstünde oturup dilenmeye devam edecek. Bir gün dilenecek kimliğini bile kaybedebilir. Köle devletler statüsüne girmek için çok da uzun bir yol kalmadı. Heyy! Uyanın ! Hep birlikte sırat köprüsündeyiz. Kireçlenmiş beyinlere ve ideolojik körlere lafım yok elbette. Diğerleri !Türkiye karar vermek ve bir an önce eyleme geçmek zorunda. Kendi vatandaşı bile bu ülkeyi terk ediyor hızla. Başka ülkelerde fabrika açıyor,mal satıyor,üretiyor ve okuyor. Kırk yıl öncenin bilezik toplama yöntemleriyle bu ülke sırat geçemez.
Türkiye karar vermek zorunda; otoriter bir devlet mi olacak özgür bir demokrasi mi?
NEVVAL SEVİNDİ
 

SÖZ KALBİN AYNASI

Nisan 23 2003Yorum Yok Kategori: Zaman Turkuaz

Aylardan bahardı ve yine dilin kemiği yoktu ve her kafadan ses çıkıyordu,kim neye inanacağını bilmiyordu.
Tarih baştan yazılmıyor canlandırma yapılıyordu ve söz de tekerrürden ibaretti.
Nuh tufanından kalma kil tabletler yağmalanıyordu Babil’de ve söz kan ağlıyordu.
Yüreğin ve ruhun sözü yoktu ortada, geçmişin çürük yumurta kokan bayat sözleri hiç durmadan tekrarlanıyordu. Bahar çiçekleri kokunun ağırlığından dallarından kopup yere atıyorlardı kendilerini. Henüz erguvanlar açmamıştı. Yeni bir söz gibi rengini dünyaya ilan etmemişti.
Herkesin kafası karışıktı ve kafa karıştıranlar  

AŞK KORKUYU KOVAR

Nisan 23 2003Yorum Yok Kategori: Zaman Turkuaz

Aşk bizi korkunun hantal kanatları altından çıkarır ve sonsuz hayata fırlatıp atar. İşte, bu nedenle aşk unutulmaz bir heyecan kasırgasıdır. Enerjidir. Karşı cinsin enerjisi ve sevgisiyle oluşturulan bir sinerjiye dönüştürülebilirse büyük bir güçtür.
Korku ve onun uzantıları suyun önünü kapatan taşlar gibidir, içimizde bir şeyleri tıkar. İçimizden geldiği gibi davranırsak kendimizi özgür hissediriz. Samimiyet bu özgürlükle dalgalanarak yayılır. İçimizden geldiği gibi davranmamızı daha küçük bir çocukken engellemeye çalışırlar. Kendi kurallarını dayatır büyükler. Sonra da yalan söylemememizi bekler, samimi olmak gerekir derler. Hayatın değerli bir armağan olduğu öğretilmez de yasaklar öğretilir sadece.Yüreğimize korku tohumları ekilir. Ömür boyu tohumların çiçeklerini yolmakla geçiren insanlar tanıdım. Kompleksleri ve korkuları hayatı zindana çeviren insanlar. Onları ne makam, ne unvan , ne güç tatmin eder. Korkunun esaretinden kurtulamazlar.
Oysa öğrenerek ve eğlenerek, oyunla büyüyebiliriz. Aslında kapı herkese açıktır , izlenecek yol sadece çok isteyenlerin aşabileceği güçlüklerle doludur. Başarmak güçlü bir istek ve çok cesaret gerektirir. Korku burada düşmandır. Korkan sadece paralize olur ve donar kalır. Donmuş bir hayat! Akmayan bir nehir ne demekse odur.
“Geçmiş ölüdür. Hayat yoluna sırtında ağır bir mücevher kutusu taşıyarak yürümelisin. Hatalar aslında kötü değillerdir. Eğer biz bilinçli olursak, hatalarımız değerli bir öğrenimin parçalarıdır.Sana güç verecek olguların nektarını şimdi emmelisin. Yapabileceğimiz en büyük kötülük, her sabah uyandığımızda bize sunulan şimdinin çevre alanlarında dolanmaktır. Geçmişte olanları unut;gelecek senin şimdi ekeceğin tohumların biçilmesidir. Doğru dürüst bir gelecek elde edebilmenin en iyi yolu şimdi mutlu olabilmektir.”*
Kendimizle buluşmanın yolu cesaretten geçer. Korku bizi umutsuz ve geleceksiz bırakır.Beni sindirmek isteyen bir yığın insanla karşılaştım hayat boyunca. Beni kaba güçle,iktidarıyla ya da unvanıyla korkutmaya çalışanlara hep acıyarak baktım. O kadar korku doluydular ki, hiçbir zaman kendileri olamayacaklardı. Benim kendim olma ısrarım da onların korkularını şişirilen bir koyun gibi patlayacak noktaya getiriyordu. Beni gözlerinin önünden silmeye çalıştılar. Görmezlikten gelmeye çalışıyorlar hala. Sümen altında kalsın, belki siner diye ara sıra bakıyorlar.
Sinmek ve paralize olmak yaşam ağacının içinin boşalması demek. Sadece emir eri olarak devam etmek anlamına gelir. Ben üstüme atılan süprüntülerin gönderene hep geri döndüğünü görmenin öğreticiliğini yaşadım.
İnsanı sadece aşk ve sevgi korur. Sevgisi olmayan insan için yapılacak bir şey yoktur. Bir çocuğun kendisiyle ilgilenmeyen anne babasına “beni sevmiyorsunuz” diye bağırması bile onları ayıltmayabilir. Oysa çocuklar gerçekleri gören delici gözleriyle samimi konuşurlar. Vaktim yok diyene sevginin zamanı mı olur diye sorarlar. Sevgisiz yaşam ölü yaşamdır.
Modern zamanların hapishanesini oluşturmak yerine bu zamana bir şey katmak gerekmez mi? Biz ne verebiliriz diye düşünmeyi denemek yerine devamlı biz ne alabiliriz diye bakan insanlar…
Devamlı alma peşinde olan insan sevginin de sadece alıcısı olmayı istiyor vericisi değil. “Ben zamanında verdim anlamadı” diyenler de var. Buzdolabı satıyor sanki vadesi doldu alsaydın,almadın ucuza verdim. Elimde kalmadı.
İnsan kendi dışında bir şey olamaz. Sevgisiz ve ilgisiz noktaya gelen zaten hiçbir zaman derinliğinde sevgi bulunmayan bir bencildir.
“Seninle yalnız değilim,kimse kimseyle yalnız değil
gece yıldızlardan da yalnız

Sokağın öfkesi senin yumruğunda
Dudaklarında,şiirin aydınlığı cilalanıyor
Seni seviyorum, ve gecenin ödü kopuyor kendi karanlığından.”*
Karanlıktan korkmayın ki karanlığın ödü kopsun. Şifre:seni seviyorum.
NEVVAL SEVİNDİ
*Luis Espinoza Yüreğin Yolu
*Ahmed Şamlu şiiri

 

SENARYOLARIN KOMPLOLARLA DANSI

Nisan 10 2003Yorum Yok Kategori: Zaman

Herkes yeni bir dünya kurulmasını istiyor ama kendi kontrolunda anlaşılan.Ben kontrol edemezsem batsın bu dünya sloganı geçerli!
Çeşitli savaş senaryoları komplo teorilerine dolanmış durumda. Her şey birbirine girdi. Amerikalılar da savaş senaryolarında çuvalladılar. Bir Amerikalı komutan; “bu bilgisayarda oynadığımız oyunlara benzemiyor” demiş. İnsansız simulasyonlar her zaman plan şaşırtır. Dünya bunun örnekleriyle dolu. İnsan unsuru kültür demektir ve planlanamaz reaksiyonlara gebedir. Kültür farklılıkları zihinsel düşünme farklılıklarını da getirince planların takılıp kalması kolaylaşır. Bu nedenle basketsever Amerikalılar “time out” aldılar savaşta. Kısa bir mola!
Bu karambolde Türkiye tehdit unsuru haline geldi. Benim anlatmaya çalıştığımda bunu engellemek gerektiğiydi haftalardır. Aklın yolu bir olduğu için Arap Şark ül Evsat gazetesinde gerçek durumun tespiti şöyle yapılmış:
“Savaş yanlısı veya karşıtı olmanın hiçbir yararı yoktur artık. Zira savaş başladı ve şimdi önemli olan ne kadar süreceği ve getireceği sonuçlar. Saddam askeri kıyafeti ve sağlıklı bakışlarıyla görünerek ortada silah ve bayrak olmadığı halde bizden silahları kuşanmamızı ve bayrağı dalgalandırmamızı istedi. Şiddet ve korku duvarı gibi duran bu rejimi savunamayız. Bölgeyi nereye sürükleyeceğini bilemediğimiz bir savaşı destekleyemeyiz” diyor Hedi El Huseyni.
Arap gazetecinin içeriden bakışı meseleye böyle. Biz ne yapıyoruza bakınca Prof. Yahya Sezai Tezel’ in yorumunu ciddi olarak yetkililer düşünmeli:
“Amerika’ya karşı geliştirilecek politikanın sol hezeyanı aşması lazım. Sol hezeyan protestocudur. Kahrolsun emperyalizm,Allah gözünü kör etsin gibi. Sol hezeyan içindeki bir unsur, anarşi şehveti. Bu, solun irrasyonel bir özelliğidir.Buradan Amerika ‘ya karşı uygulama şansı olan bir politika çıkmıyor.Amerika’ya karşı uygulanabilir bir stratejinin üretilebilmesi için dünyadaki düzenin devam etmesine yardımcı olabilecek ve gangester çetelerine hayranlık ifade etmeyen politikalar, modaliteler, fikirler üretmek lazım.”*
Biz de solcu Müslümanlar da bu tür bir hezeyana kapılmış görünüyorlar. Hezeyan politika üretmeye elverişli bir ruh hali değildir elbette.
Dünya gerçekliği ile bağları kopuk insanlardan strateji beklenmez. Realizmi teslimiyetçilik olarak gören zihniyet fikir üretiminin, farklı düşüncenin önünde bir tel örgü misali yükselmekte. Ellerin kan içinde kalıyor bir laf anlatıncaya kadar.
Çeşitli senaryolardan biri olan milliyetçi senaryoyu yazmak gerekir diye düşünüyorum. Senaryoya göre bu savaşta esas hedef Türkiye. Aslında İsrail kontrolunda bir Kürt devleti kurulmak isteniyor. İsrail bu nedenle sessiz. Buna bahane Saddam . Fırat ve Dicle suyunu,GAP’ı kontrol etmek isteyen Kürtler ve onları kontrol eden İsrail ve de başarısız ABD. ABD çekilince bölgede Türkiye herkese haddini bildirecek ve esas oğlan olarak sahneye çıkacak.Süper güç olacak.” Gümbür gümbür geliyoruz durumu kısacası. Bundan sonra yeni dünya düzeni ne olur bilemem. Belki laz’ın mezartaşında yazan gerçekleşir:”ben size dememuşmuydum. Dedum dedum inanmadunuz da!”
1914’de Fransızlar şöyle haykırır: “Almanya ile girişilen savaş, uygarlığın barbarlığa karşı savaşıdır.” Ona karşı Alman tarihçi Karl Lamprecht ise yapılmakta olan savaşın, Almanların Doğu barbarlığına karşı giriştikleri son savaş olduğunu duyurur.
Yeni dünya düzeni kurma işi “eski” bir iş olup her cephesinden tanıdık bir yapıdır. Tanıdık olmayan yeni unsurların ne olacağı ve Türkiye’nin kendine nasıl rol biçeceği. Türkiye hangi vizyonla bu yüzyılı ve bölgeyi değerlendirecektir merak edilmesi gereken budur.
Not:Ayrıca kütüphaneler haftasında hamasi nutuklar yerine İstanbul Vakfı’nın kütüphanelerden en çok yararlanan gençlere ödüller dağıtması çok değerli bir etkinlik diye size de duyurmak istedim. Okumadan dünyayı anlayamayız.
*sayı:13tempo dergisi
NEVVAL SEVİNDİ
 

YENİ GELİNİMİZ TÜRKİYE

Mart 23 2003Yorum Yok Kategori: Zaman Turkuaz

Türkiye tarihî bir dönemeçte çuvalladı. Eve görücü gelmiş kızlar gibi elini ayağını nereye koyacağını bilemediğinden ağzını her açtığında hata yaptı ve evde kaldı. Tutum ve politika geliştiremeyen Türkiye, 40 yıllık dostluğunu kaybetti. Yeni kurulacak dünyaya katılmak isteyen Batı ülkeleri arka arkaya onay verirken ABD’ye biz seyirciyiz. Hem de ne dediği belli olmayan bir seyirci. Tony Blair üç bakanı istifa ettiği halde Avam Kamarası’na ve halkına “meseleyi” anlatabildi. İspanya başbakanına sordular ‘Neden ABD’yi destekliyorsunuz?’ diye. Cevabı basitti: Çünkü Ortadoğu yeniden yapılanırken ülkemizin ikinci sınıf olmasını istemiyorum.

Hollanda parlamentosu geçen salı günü karar aldı ve yüzde yüz ‘ABD‘nin arkasındayız’ dedi. Sadece askerî güce katılmayacaklarını bildirdiler. Zaten dünyanın bir ucundaki ülke olarak yüzde yüz destek vermesi yeterli ABD için. Sınırı yok Irak ile ya da bu toprakların geçmişte sahibi değildi. Fransa bugün Irak’a en fazla ihracat yapan ülke. Onun çekinceleri yine kendi çıkarları doğrultusunda.

Türkiye reel politikayı göremediği bir yana amatör dış ilişkiler rüzgarı ile her şeyi devirdi geçti. Önümüzdeki 25 yıl için Türkiye’nin politikası ve vizyonu ne olacak sorusunun cevabı yok. Üstelik halkı kandırmak ve tam bilgi vermemek de buna eklendi Sayın Babacan’ın sözleriyle. Yardım hâlâ geçerli diyen Babacan’ı yalanlayan Powell sonrası Babacan çıkıyor ve ‘Şu an için yardım olmadığı doğrudur.’ diyor! Yoruma gerek yok sanırım. Dışişleri Bakanı Powell yardım konusunun kapandığını kesin bir dille belirtirken oyunun böyle oynanmayacağını da hissettiriyor.

Bu satranç tahtasında üç–dört adım sonrasını gören ve bu oyunu çok oynamış, teorik yeterliliği olan kazanabilir ancak. Akşam yatıp sabah uzman kalkılmıyor.

Şimdi hem tezkere geçecek, hem yardım gelmeyecek olursa bütün yapılanlara ne ad vermek gerekiyor?

Hollanda’da Hıristiyan Demokratlar ABD yanlısı, İşçi Partisi savaş karşıtı ve koalisyon görüşmeleri yapıyorlar iki aydır. Hollanda’da şu anda geçici hükümet var. Bir anlamda hükümet yok da diyebiliriz. Ama karar almakta zorlanmıyor. Hem evet, hem hayır gibi saçma cevaplar vermiyor.

Üstelik Hollanda’yı bir kraliçe yani bir kadın yönetiyor. Avrupa’nın en güçlü kadını Kraliçe Beatrix. Hollanda’da resmi devlet başkanı kraliçe.

Birçok kurum aracılığıyla kraliçe her konuda karara katılan, onaylayan ve kontrol eden pozisyonda.

Ülkenin çıkarları konusunda kuşkuya yer vermeyecek şekilde hareket ediliyor kısacası.

Hollanda’da Türklerin Türkiye ile ilişkileri çok zayıf. Herkes umudunu kesmiş. Bir şeylerin düzeleceğine inanmıyor. Bu insanların umuda ve kendine güvene çok ihtiyaçları var. Türkiye ile köprüler kurulamamış ve ideolojik kapanmışlık yıkılamamış henüz. Yavaş yavaş bunu isteyenler çoğalıyor. Türkiye nasıl bir rol almalı? Dünyada bunu duymak isteyen Avrupalı Türklere acaba hükümetin söyleyecek bir sözü var mı merak ediyorum. Nasıl bir Türkiye hayal ediyoruz?

2000’li yılların ufkunda Türkiye’ye başkalarının biçtiği roller var. Biz kendimizi nereye koyuyoruz, önemli olan bu. Hazinenin üstünde oturmuş Türkiye dileniyor ve hazinesini görmüyor.

23.03.2003

Yazarımızın E-Postası: n.sevindi@zaman.com.tr

 

Sayfa 40 / 43« İlk...«3839404142»...Sonraki »