Yeni Yüzyıl

EZBER DEĞİL EĞİTİM

Ekim 17 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 26. maddesi , eğitimin en temel insan hakkı olduğunu belirler. Toplumsal gelişmenin olmazsa olmaz bir parçasıdır eğitim. Toplumsal gelişme aracımız olan eğitim ekonomik yatırıma yapılan yatırımlardan daha fazla ekonomiyi destekleyen bir alandır. Ekonomiyle eğitim arasındaki ilişkiyi iyi bilen Başkan Clınton ABD’yı 21.yüzyıla taşıyacak en büyük gücün eğitim olduğunu, önümüzdeki 50 yıllık dönemde ABD’nın dünya liderliğini eğitime önem vererek sürdürebileceğini açıkladı.Büyük bir eğitim programı ortaya koydu.Eğitim programının esası, genelde tüm ülkede eğitim düzeyini aynı çizgiye getirip yükseltmek, özelde seçkinler için eğitim imkanları sağlamak.Biz de Türk eğitimini ve öğrencilerini dünya ile entegre etmeliyiz, kalitesini yükseltmeliyiz. Ayrıca, eğitime yatırımın ekonomik getirisi, gelişmekte olan ülkelerde,gelişmiş ülkelerdekinden daha fazladır. Özellikle, kadın eğitimine yapılan yatırım, erkek eğitimine yapılan yatırımdan daha fazla ekonomik yarar sağlamakta. Bilimsel sonuçlar olarak söylediklerim, günümüzde ekonomik-teknolojik gelişmenin iyi yetişmiş insan gücünden kaynaklandığını gösterir.Temel eğitimde en önemli donanım temel düşünce yetenekleridir, ezber değil.Düşünme, muhakeme, problem çözme yeteneklerinin desteklenerek birey olmasına yardım etmek ögrencinin. Tüm işgücünün yüzde 78’si ilkokul ya da daha az eğitime sahip. Gayri safi milli hasıla yüzdesi olarak eğitime Türkiye’den daha fazla yatırım yapan ülkeler: Cezayir, Mısır, Ürdün,Malezya ve Tunus. Türkiye’de Milli Eğitim istatistikleri,eğitimde en ciddi dar boğazın ilkokul bitimi ortaokul girişinde yaşandığını ortaya koymakta. İlkokul mezunu çocukların yarıdan fazlası ortaokula devam etmemekte.Bu okutulmayan çocukların büyük çoğunluğu kız çocuklarıdır. Ortaokul yaşındaki erkeklerin %62’si, kızların sadece %4’ü okuldadır. En büyük zenginliği insan kaynağı olan toplumumuz insanını ve onun yarısını oluşturan kadınlarını toplumsal kalkınmaya entegre edememekte. İngiltere,Galler ve İskoçya’da 1988, Kuzey İrlanda’da 1989 eğitim reformlarından sonra orta eğitimin ilk devresinde tüm ögrencilere genel eğitim verilmesine dönük ortak ulusal eğitim programları uygulanmakta. Bizde eğitimin kalite farklılığı bölgeler arası çok derinleşmekte.Özel okulların genel eğitimdeki payı, sadece %1.5 Bu pay yüksek öğretimde %1 altında. Oysa özel okullar Japonyada eğitim yükünün %81’ni, Kore’de %74’nü, Hindistan’da %60’nı ve ABD’da %26’sını çekmekte. Güney Doğu’da bir çok okul terör nedeniyle, öğretmensizlikten kapalı. 1990’daki sayıma göre nüfusun %20.8 okur-yazar değil. Öğretmenlik mesleği ise cazibesini yitiriyor, misyon sahibi öğretmenler azalıyor.

İÇTENLİĞİNİ ARAYAN AŞK

Ağustos 23 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

İnsanlarda tek sıcak kanun/ Üzümden şarap yapmaları/ Kömürden
ateş yapmaları/ Öpücüklerden insan yapmaları / İnsanlardaki tek zorlu kanun/Savaşlara yoksulluğa karşı/ Kendilerini ayakta tutmaları/Ölüme karşı yaşamalarıdır/ İnsanlarda tek güzel kanun/Suyu ışık yapmaları/
Düşü gerçek yapmaları/Düşmanı kardeş yapmalarıdır/Hep varolan kanunlardır bunlar/Bir çocukcağızın ta yüreğinde başlar/Yayılır genişler uzar gider/Ta akla kadar “ Paul Eluard “Adalet” ı tanımlarken günlük yaşamımızda önümüzde açılan yolları da tariflemekte.”Öpücüklerden insan “ yaratan aşkın yaşamın güçlüğü içinde bir çiçek gibi açmasını bize şiir diliyle ulaştırmakta.
Amerika’ya benzetilmeye çalışılan yaşamımızın bedensel ve ruhsal yıkıcılık üstüne oturtulması yaşamı değerlerinden savuran ilişkiler ağının toplumu sarmasına neden olmakta.Paranoya yaşayan insanların en basit bir sohbeti bile başaramamaları,ilişki kurmakta zorlanmaları “içtenlik” kavramından bireyin uzaklaşmasıyla doruğa tırmanmakta.

 

İÇTENLİĞİNİ ARAYAN AŞK

Ağustos 23 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

İnsanlarda tek sıcak kanun/ Üzümden şarap yapmaları/ Kömürden ateş yapmaları/ Öpücüklerden insan yapmaları / İnsanlardaki tek zorlu kanun/Savaşlara yoksulluğa karşı/ Kendilerini ayakta tutmaları/Ölüme karşı yaşamalarıdır/ İnsanlarda tek güzel kanun/Suyu ışık yapmaları/ Düşü gerçek yapmaları/Düşmanı kardeş yapmalarıdır/Hep varolan kanunlardır bunlar/Bir çocukcağızın ta yüreğinde başlar/Yayılır genişler uzar gider/Ta akla kadar “ Paul Eluard “Adalet” ı tanımlarken günlük yaşamımızda önümüzde açılan yolları da tariflemekte.”Öpücüklerden insan “ yaratan aşkın yaşamın güçlüğü içinde bir çiçek gibi açmasını bize şiir diliyle ulaştırmakta. Amerika’ya benzetilmeye çalışılan yaşamımızın bedensel ve ruhsal yıkıcılık üstüne oturtulması yaşamı değerlerinden savuran ilişkiler ağının toplumu sarmasına neden olmakta.Paranoya yaşayan insanların en basit bir sohbeti bile başaramamaları,ilişki kurmakta zorlanmaları “içtenlik” kavramından bireyin uzaklaşmasıyla doruğa tırmanmakta.

Tek boyutlu ve doyumsuz yaşam çeşitli paranoyalarla yaşayan insan ruhunun can suyunu keserek kurumasına neden olmakta.Böyle bir sosyopsikolojik ortamdan kadın erkek ilşkilerini soyutlamamız imkansız elbette.Toplumun iki yanağını oluşturan kadın ve erkek cinsini irdelerken bir yanağı sürekli tokatlamak haksızlıktır. Genelde bunun kolaycılığına kaçarak sığınmak insanın yüreğini ferahlatmakla birlikte erkeklerin ya da kadınların düşman kamplar olmadığının altını çizmekte yarar var.Kadın ve erkeğin ortak yaşama alanı bir savaş meydanı değil birlikte yaşamın ahenginin kurgulanacağı sahadır. Çünkü mutluluk esastır.Kadın ve erkek birlikteliklerini güç deneme sahasına çevirecek yerde yaşam partnerini,gerçek eşini bulma yarışına dönüştürebilir.Bu zihinsel yarışta olduğu gibi adalet içeren bir büyüyü sağlayabilir.Paranoya ise hem bireyi hem toplumu yalnızlaştıran ve kısırlaştıran bir cadı kazanıdır.Her şeyden korkmak kendimizde olmayan içtenliğin yansımasıdır çünkü.”Kuzey Amerika’da her türlü insan ilişkisini belirleyen acımasızlık ya da sadizm, kusursuz bir ahlak inancının yarattığı taşlaşmadan kurtulma çabasından başka bir şey değildir.”*Kusursuz olmak yerine kusurlarımızla varolan kendimizin kusurlarıyla varolan ötekiyle birlikte “öpücüklerden insan” yapan aşkın içtenliğine kendilerini bırakmaları daha adil bir yaşam olmaz mı? Adaleti arayan toplumda aşk ne arayabilir, dersiniz? *Octavia Paz Yalnızlık Dolambacı, Cem Yay. NEVVAL SEVİNDİ

YERYÜZÜNÜN DİLİ OLAN AŞK

Temmuz 1 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

“Seni seviyorum,çünkü bütün evren sana ulaşmam için işbirliği yaptı.” der Simyacı’da çoban. “İkinci görüşmemizde,dedi genç kız,bana aşkından söz ettin.Daha sonra Evrenin Dili gibi,Evrenin ruhu gibi çok güzel şeyler öğrettin.Ve bunlar,azar azar beni senin bir parçan haline getirdi.”Konuşarak yüreğinin derinliklerini birbirine açar iki kişi ve birbirinin aşkının tadına bakar.İçlerindeki güç birbirine akacak yol bulur sözcüklerden.”Aşk’tı bunun adı, evrenin saf diliydi bu,herhangi bir açıklamaya gereksinimi yoktu,çünkü Evren’in sonsuz zamanda yoluna devam etmesi için hiçbir açıklamaya gereksinimi yoktu.”Sevilecek biri yaratılmıştı ve bu hazine olmazsa insan soyunun hayallerinin hiçbir anlamı olmazdı.”Aşk’tı bunun adı,insanlardan da,çöllerden de daha eskiydi.”Aşk’ın bilinmezliği doğru değildir çünkü herkes istediği ve ihtiyaç duyduğu şeyi ele geçirebilir hayatta.”Kim olursan ol, ne yaparsan yap,bütün .,yüreğinle gerçekten bir şey istediğin zaman,Evrenin ruhunda bir istek oluşur.”Oysa herkes bizi değiştirmeye uğraşır çevremizde.”Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar,canları sıkılır.Çünkü efendim,herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.”Ama onlar yeryüzünün dilini bilmezler.Onlar önemli olmak ve sadece sevilen olmak isterler ki dilleri bağlıdır.Kendi istekleriyle sınırlıdır yaşamları.Sadece gece yarısından sonra bir kadının koynuna giren ,konuşmayan aşıklar gibidirler.
“Yeryüzünde herkesin anladığı bir dil vardır,..bu çoşkunun dilidir,arzu edilen ya da inanılan şeyi gerçekleştirmek için sevgi ve tutku ile yapılan girişimlerin dilidir.” Çoşku yoksunuysa yüreğiniz dudaklarınız öpmez, çoşkudan uzaksa elleriniz ötekine uzanamaz, çoşku sarsmıyorsa yüreğinizi kendine özlediği yüreği bulamaz.Sevgi ve tutku dilini korku ve bencillik bağlar.Toprağı ezen nalların sahibidir atlar ki üstlerinde yüreği rüzğar olanı taşırlar. “İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir yer oluyor.” İnsanlardan korkan, kadınlara güvenmeyen erkeklerin,mantıklı evlilik arayan kadınların ruhu güçsüz bir korkunun esir dudaklarına hapsolmuş kalebentlerdir. Koruganlarına kilitlenmiş sıska bir yaşamın çaresiz yalnızlığı. Onlar ki başkasının Kişisel Menkibe’sine burnunun sokan kimse kendi Kişisel Menkibe’sini kesinlikle keşfedemez.” Başkalarına düzen ve intizam verirken kendimizi ulaşılmaz yüksekliklere taşırız ki orası çok aşağılarda ruh bulur.Eğer bilebilseydiler ki onlar yaşamın rengi mavi bir sonsuzluktur,gecenin karanlığı yerine.Yalnızca geceleri yaşarken nasıl hissedilir mavi gökyüzü?

“Sevdiğimiz zaman Evren’in bir parçası oluruz.”
“-Rüzğar,bana senin Aşk’ı tanıdığını söyledi,dedi delikanlı güneşe.Aşk’ı biliyorsan,Evren’in Ruhu’nu da biliyorsundur,çünkü o da Aşk ‘tan yapılmıştır.” Güneş Aşk’ı tanımıyor muydu?
“Aşk,ne çöl gibi devinimsiz durmaktan,ne rüzğar gibi dünyayı dolaşmaktan,ne de senin gibi her şeyi uzaktan görmekten ibarettir.Aşk, Evren’in Ruhu’nu değiştiren ve geliştiren güçtür.İlk kez onun içine girdiğim zaman onun kusursuz olduğunu sandım.Ama daha sonra onun,yaratılmış olan her şeyin yansıması olduğunu,onun da savaşları ve tutkuları olduğunu gördüm.Evren’in Ruhu’nu bizler besliyoruz ve üzerinde yaşadığımız dünya,bizim daha iyi ya da kötü olmamıza göre, daha iyi ya da daha kötü olacaktır.Aşk’ın gücü işte burada işe karışır,çünkü sevdiğimiz zaman,olduğumuzdan daha iyi olmak isteriz her zaman.” Ve hepsinden önemlisi Aşk’ın, hiç bir kadını ya da erkeği Kişisel Menkibe’sinden asla uzaklaştıramadığını kendine anlatan “öteki”yi bulmakta.Sahip olunan biriyle yaşanmaz aşk,yan yana yaşayanların tadına varacakları bir meyva aşk,kimsenin kendi yaşam öyküsünün önünü kesmeyen bir aşkın çoşkusu bu.
“Gerçekte kendi Kişisel Menkibe’sini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir.”
Özlem düşünce gönlüne sevdiğine koşan bir rüzgardır aşk program dışı, dünyanın her köşesine ulaşandır aşık yüreğiyle.Baştan ayağa aşk olan kadının düşlerine yetişebilseydine eğer,tüm dünyayı önüne katarak düşleri uçurabilirdin bir yardan aşağıya.Aşkın dilleri konuşulan dillerdir,ölü diller ölmüş geçmişlerin sonsuza ağıtıdır ki orada aşk bülbülü şakımaz.Herkesin aşkı kendi dili kadardır,kendi yüreği kadar.
Aşkı isteyen Onun ateşten imtihanına girebilmek için kişiliğinden başka aday bulamaz.Bu hamlık imtihanını geçen aşk nehrine girebilir ancak.Yaşamın hazinesi sadece bizdedir.
*Paulo Coelho, Simyacı Can yay. ‘dan tüm alıntılar
NEVVAL SEVİNDİ

YERYÜZÜNÜN DİLİ OLAN AŞK
“Seni seviyorum,çünkü bütün evren sana ulaşmam için işbirliği yaptı.” der Simyacı’da çoban. “İkinci görüşmemizde,dedi genç kız,bana aşkından söz ettin.Daha sonra Evrenin Dili gibi,Evrenin ruhu gibi çok güzel şeyler öğrettin.Ve bunlar,azar azar beni senin bir parçan haline getirdi.”Konuşarak yüreğinin derinliklerini birbirine açar iki kişi ve birbirinin aşkının tadına bakar.İçlerindeki güç birbirine akacak yol bulur sözcüklerden.”Aşk’tı bunun adı, evrenin saf diliydi bu,herhangi bir açıklamaya gereksinimi yoktu,çünkü Evren’in sonsuz zamanda yoluna devam etmesi için hiçbir açıklamaya gereksinimi yoktu.”Sevilecek biri yaratılmıştı ve bu hazine olmazsa insan soyunun hayallerinin hiçbir anlamı olmazdı.”Aşk’tı bunun adı,insanlardan da,çöllerden de daha eskiydi.”Aşk’ın bilinmezliği doğru değildir çünkü herkes istediği ve ihtiyaç duyduğu şeyi ele geçirebilir hayatta.”Kim olursan ol, ne yaparsan yap,bütün .,yüreğinle gerçekten bir şey istediğin zaman,Evrenin ruhunda bir istek oluşur.”Oysa herkes bizi değiştirmeye uğraşır çevremizde.”Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar,canları sıkılır.Çünkü efendim,herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.”Ama onlar yeryüzünün dilini bilmezler.Onlar önemli olmak ve sadece sevilen olmak isterler ki dilleri bağlıdır.Kendi istekleriyle sınırlıdır yaşamları.Sadece gece yarısından sonra bir kadının koynuna giren ,konuşmayan aşıklar gibidirler.
“Yeryüzünde herkesin anladığı bir dil vardır,..bu çoşkunun dilidir,arzu edilen ya da inanılan şeyi gerçekleştirmek için sevgi ve tutku ile yapılan girişimlerin dilidir.” Çoşku yoksunuysa yüreğiniz dudaklarınız öpmez, çoşkudan uzaksa elleriniz ötekine uzanamaz, çoşku sarsmıyorsa yüreğinizi kendine özlediği yüreği bulamaz.Sevgi ve tutku dilini korku ve bencillik bağlar.Toprağı ezen nalların sahibidir atlar ki üstlerinde yüreği rüzğar olanı taşırlar. “İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir yer oluyor.” İnsanlardan korkan, kadınlara güvenmeyen erkeklerin,mantıklı evlilik arayan kadınların ruhu güçsüz bir korkunun esir dudaklarına hapsolmuş kalebentlerdir. Koruganlarına kilitlenmiş sıska bir yaşamın çaresiz yalnızlığı. Onlar ki başkasının Kişisel Menkibe’sine burnunun sokan kimse kendi Kişisel Menkibe’sini kesinlikle keşfedemez.” Başkalarına düzen ve intizam verirken kendimizi ulaşılmaz yüksekliklere taşırız ki orası çok aşağılarda ruh bulur.Eğer bilebilseydiler ki onlar yaşamın rengi mavi bir sonsuzluktur,gecenin karanlığı yerine.Yalnızca geceleri yaşarken nasıl hissedilir mavi gökyüzü?

“Sevdiğimiz zaman Evren’in bir parçası oluruz.”
“-Rüzğar,bana senin Aşk’ı tanıdığını söyledi,dedi delikanlı güneşe.Aşk’ı biliyorsan,Evren’in Ruhu’nu da biliyorsundur,çünkü o da Aşk ‘tan yapılmıştır.” Güneş Aşk’ı tanımıyor muydu?
“Aşk,ne çöl gibi devinimsiz durmaktan,ne rüzğar gibi dünyayı dolaşmaktan,ne de senin gibi her şeyi uzaktan görmekten ibarettir.Aşk, Evren’in Ruhu’nu değiştiren ve geliştiren güçtür.İlk kez onun içine girdiğim zaman onun kusursuz olduğunu sandım.Ama daha sonra onun,yaratılmış olan her şeyin yansıması olduğunu,onun da savaşları ve tutkuları olduğunu gördüm.Evren’in Ruhu’nu bizler besliyoruz ve üzerinde yaşadığımız dünya,bizim daha iyi ya da kötü olmamıza göre, daha iyi ya da daha kötü olacaktır.Aşk’ın gücü işte burada işe karışır,çünkü sevdiğimiz zaman,olduğumuzdan daha iyi olmak isteriz her zaman.” Ve hepsinden önemlisi Aşk’ın, hiç bir kadını ya da erkeği Kişisel Menkibe’sinden asla uzaklaştıramadığını kendine anlatan “öteki”yi bulmakta.Sahip olunan biriyle yaşanmaz aşk,yan yana yaşayanların tadına varacakları bir meyva aşk,kimsenin kendi yaşam öyküsünün önünü kesmeyen bir aşkın çoşkusu bu.
“Gerçekte kendi Kişisel Menkibe’sini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir.”
Özlem düşünce gönlüne sevdiğine koşan bir rüzgardır aşk program dışı, dünyanın her köşesine ulaşandır aşık yüreğiyle.Baştan ayağa aşk olan kadının düşlerine yetişebilseydine eğer,tüm dünyayı önüne katarak düşleri uçurabilirdin bir yardan aşağıya.Aşkın dilleri konuşulan dillerdir,ölü diller ölmüş geçmişlerin sonsuza ağıtıdır ki orada aşk bülbülü şakımaz.Herkesin aşkı kendi dili kadardır,kendi yüreği kadar.
Aşkı isteyen Onun ateşten imtihanına girebilmek için kişiliğinden başka aday bulamaz.Bu hamlık imtihanını geçen aşk nehrine girebilir ancak.Yaşamın hazinesi sadece bizdedir.
*Paulo Coelho, Simyacı Can yay. ‘dan tüm alıntılar
NEVVAL SEVİNDİ

 

TOTALİTER AKIL

Temmuz 1 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

Ülkemizde jakoben aydınların radikal İslamcılarla bir çok konuda ortak noktaya varması bir tesadüf değil. Totaliter aklın yolu birdir.
Jakobenler Fransız İhtilali’nin çocukları. Radikallerle ılımlıların paylaştığı Convention’da Jakobenler başa geçince ihtilalin giyotini hiç durmadan işliyor.Sınırsız yetkiye sahip ikiyüz milletvekili tüylü kırmızı şapkalarıyla korku saçıyor.Kararlarına karşı hiç bir şikayet yapılamaz. Her birinin ense kökünde giyotinin pırıltısı.Ondan kurtulmak için herkesi ve her şeyi satmaya razılar.Kilisenin zavallı köleleri olarak gördükleri halkı kiliseleri yağmalamaya davet ederler. İhtilalin en kanlı sayfalarından biri olan Lyon Ayaklanması ise kendi ülküsünden başka ülkü tanımayanların korkunç terörünü belgeler bize. Lyon’da taş taş üstünde kalmaz. Tüm saraylar, güzel binalar yıkılır. Tek tek insanları öldürmenin işkence sayılacağı savıyla toplu katliamlar yapılır. Herkesin malı yağmalanır. “Anlaşmaktansa batalım” der Jakoben sloganı.Ne affetmek vardır, ne anlaşmak.Sadece ölüm ve nefret.
 

YERYÜZÜNÜN DİLİ OLAN AŞK

Temmuz 1 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

“Seni seviyorum,çünkü bütün evren sana ulaşmam için işbirliği yaptı.” der Simyacı’da çoban. “İkinci görüşmemizde,dedi genç kız,bana aşkından söz ettin.Daha sonra Evrenin Dili gibi,Evrenin ruhu gibi çok güzel şeyler öğrettin.Ve bunlar,azar azar beni senin bir parçan haline getirdi.”Konuşarak yüreğinin derinliklerini birbirine açar iki kişi ve birbirinin aşkının tadına bakar.İçlerindeki güç birbirine akacak yol bulur sözcüklerden.”Aşk’tı bunun adı, evrenin saf diliydi bu,herhangi bir açıklamaya gereksinimi yoktu,çünkü Evren’in sonsuz zamanda yoluna devam etmesi için hiçbir açıklamaya gereksinimi yoktu.”Sevilecek biri yaratılmıştı ve bu hazine olmazsa insan soyunun hayallerinin hiçbir anlamı olmazdı.”Aşk’tı bunun adı,insanlardan da,çöllerden de daha eskiydi.”Aşk’ın bilinmezliği doğru değildir çünkü herkes istediği ve ihtiyaç duyduğu şeyi ele geçirebilir hayatta.”Kim olursan ol, ne yaparsan yap,bütün .,yüreğinle gerçekten bir şey istediğin zaman,Evrenin ruhunda bir istek oluşur.”Oysa herkes bizi değiştirmeye uğraşır çevremizde.”Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar,canları sıkılır.Çünkü efendim,herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.”Ama onlar yeryüzünün dilini bilmezler.Onlar önemli olmak ve sadece sevilen olmak isterler ki dilleri bağlıdır.Kendi istekleriyle sınırlıdır yaşamları.Sadece gece yarısından sonra bir kadının koynuna giren ,konuşmayan aşıklar gibidirler. “Yeryüzünde herkesin anladığı bir dil vardır,..bu çoşkunun dilidir,arzu edilen ya da inanılan şeyi gerçekleştirmek için sevgi ve tutku ile yapılan girişimlerin dilidir.” Çoşku yoksunuysa yüreğiniz dudaklarınız öpmez, çoşkudan uzaksa elleriniz ötekine uzanamaz, çoşku sarsmıyorsa yüreğinizi kendine özlediği yüreği bulamaz.Sevgi ve tutku dilini korku ve bencillik bağlar.Toprağı ezen nalların sahibidir atlar ki üstlerinde yüreği rüzğar olanı taşırlar. “İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir yer oluyor.” İnsanlardan korkan, kadınlara güvenmeyen erkeklerin,mantıklı evlilik arayan kadınların ruhu güçsüz bir korkunun esir dudaklarına hapsolmuş kalebentlerdir. Koruganlarına kilitlenmiş sıska bir yaşamın çaresiz yalnızlığı. Onlar ki başkasının Kişisel Menkibe’sine burnunun sokan kimse kendi Kişisel Menkibe’sini kesinlikle keşfedemez.” Başkalarına düzen ve intizam verirken kendimizi ulaşılmaz yüksekliklere taşırız ki orası çok aşağılarda ruh bulur.Eğer bilebilseydiler ki onlar yaşamın rengi mavi bir sonsuzluktur,gecenin karanlığı yerine.Yalnızca geceleri yaşarken nasıl hissedilir mavi gökyüzü? “Sevdiğimiz zaman Evren’in bir parçası oluruz.” “-Rüzğar,bana senin Aşk’ı tanıdığını söyledi,dedi delikanlı güneşe.Aşk’ı biliyorsan,Evren’in Ruhu’nu da biliyorsundur,çünkü o da Aşk ‘tan yapılmıştır.” Güneş Aşk’ı tanımıyor muydu? “Aşk,ne çöl gibi devinimsiz durmaktan,ne rüzğar gibi dünyayı dolaşmaktan,ne de senin gibi her şeyi uzaktan görmekten ibarettir.Aşk, Evren’in Ruhu’nu değiştiren ve geliştiren güçtür.İlk kez onun içine girdiğim zaman onun kusursuz olduğunu sandım.Ama daha sonra onun,yaratılmış olan her şeyin yansıması olduğunu,onun da savaşları ve tutkuları olduğunu gördüm.Evren’in Ruhu’nu bizler besliyoruz ve üzerinde yaşadığımız dünya,bizim daha iyi ya da kötü olmamıza göre, daha iyi ya da daha kötü olacaktır.Aşk’ın gücü işte burada işe karışır,çünkü sevdiğimiz zaman,olduğumuzdan daha iyi olmak isteriz her zaman.” Ve hepsinden önemlisi Aşk’ın, hiç bir kadını ya da erkeği Kişisel Menkibe’sinden asla uzaklaştıramadığını kendine anlatan “öteki”yi bulmakta.Sahip olunan biriyle yaşanmaz aşk,yan yana yaşayanların tadına varacakları bir meyva aşk,kimsenin kendi yaşam öyküsünün önünü kesmeyen bir aşkın çoşkusu bu. “Gerçekte kendi Kişisel Menkibe’sini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir.” Özlem düşünce gönlüne sevdiğine koşan bir rüzgardır aşk program dışı, dünyanın her köşesine ulaşandır aşık yüreğiyle.Baştan ayağa aşk olan kadının düşlerine yetişebilseydine eğer,tüm dünyayı önüne katarak düşleri uçurabilirdin bir yardan aşağıya.Aşkın dilleri konuşulan dillerdir,ölü diller ölmüş geçmişlerin sonsuza ağıtıdır ki orada aşk bülbülü şakımaz.Herkesin aşkı kendi dili kadardır,kendi yüreği kadar. Aşkı isteyen Onun ateşten imtihanına girebilmek için kişiliğinden başka aday bulamaz.Bu hamlık imtihanını geçen aşk nehrine girebilir ancak.Yaşamın hazinesi sadece bizdedir. *Paulo Coelho, Simyacı Can yay. ‘dan tüm alıntılar NEVVAL SEVİNDİ YERYÜZÜNÜN DİLİ OLAN AŞK “Seni seviyorum,çünkü bütün evren sana ulaşmam için işbirliği yaptı.” der Simyacı’da çoban. “İkinci görüşmemizde,dedi genç kız,bana aşkından söz ettin.Daha sonra Evrenin Dili gibi,Evrenin ruhu gibi çok güzel şeyler öğrettin.Ve bunlar,azar azar beni senin bir parçan haline getirdi.”Konuşarak yüreğinin derinliklerini birbirine açar iki kişi ve birbirinin aşkının tadına bakar.İçlerindeki güç birbirine akacak yol bulur sözcüklerden.”Aşk’tı bunun adı, evrenin saf diliydi bu,herhangi bir açıklamaya gereksinimi yoktu,çünkü Evren’in sonsuz zamanda yoluna devam etmesi için hiçbir açıklamaya gereksinimi yoktu.”Sevilecek biri yaratılmıştı ve bu hazine olmazsa insan soyunun hayallerinin hiçbir anlamı olmazdı.”Aşk’tı bunun adı,insanlardan da,çöllerden de daha eskiydi.”Aşk’ın bilinmezliği doğru değildir çünkü herkes istediği ve ihtiyaç duyduğu şeyi ele geçirebilir hayatta.”Kim olursan ol, ne yaparsan yap,bütün .,yüreğinle gerçekten bir şey istediğin zaman,Evrenin ruhunda bir istek oluşur.”Oysa herkes bizi değiştirmeye uğraşır çevremizde.”Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar,canları sıkılır.Çünkü efendim,herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.”Ama onlar yeryüzünün dilini bilmezler.Onlar önemli olmak ve sadece sevilen olmak isterler ki dilleri bağlıdır.Kendi istekleriyle sınırlıdır yaşamları.Sadece gece yarısından sonra bir kadının koynuna giren ,konuşmayan aşıklar gibidirler. “Yeryüzünde herkesin anladığı bir dil vardır,..bu çoşkunun dilidir,arzu edilen ya da inanılan şeyi gerçekleştirmek için sevgi ve tutku ile yapılan girişimlerin dilidir.” Çoşku yoksunuysa yüreğiniz dudaklarınız öpmez, çoşkudan uzaksa elleriniz ötekine uzanamaz, çoşku sarsmıyorsa yüreğinizi kendine özlediği yüreği bulamaz.Sevgi ve tutku dilini korku ve bencillik bağlar.Toprağı ezen nalların sahibidir atlar ki üstlerinde yüreği rüzğar olanı taşırlar. “İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir yer oluyor.” İnsanlardan korkan, kadınlara güvenmeyen erkeklerin,mantıklı evlilik arayan kadınların ruhu güçsüz bir korkunun esir dudaklarına hapsolmuş kalebentlerdir. Koruganlarına kilitlenmiş sıska bir yaşamın çaresiz yalnızlığı. Onlar ki başkasının Kişisel Menkibe’sine burnunun sokan kimse kendi Kişisel Menkibe’sini kesinlikle keşfedemez.” Başkalarına düzen ve intizam verirken kendimizi ulaşılmaz yüksekliklere taşırız ki orası çok aşağılarda ruh bulur.Eğer bilebilseydiler ki onlar yaşamın rengi mavi bir sonsuzluktur,gecenin karanlığı yerine.Yalnızca geceleri yaşarken nasıl hissedilir mavi gökyüzü? “Sevdiğimiz zaman Evren’in bir parçası oluruz.” “-Rüzğar,bana senin Aşk’ı tanıdığını söyledi,dedi delikanlı güneşe.Aşk’ı biliyorsan,Evren’in Ruhu’nu da biliyorsundur,çünkü o da Aşk ‘tan yapılmıştır.” Güneş Aşk’ı tanımıyor muydu? “Aşk,ne çöl gibi devinimsiz durmaktan,ne rüzğar gibi dünyayı dolaşmaktan,ne de senin gibi her şeyi uzaktan görmekten ibarettir.Aşk, Evren’in Ruhu’nu değiştiren ve geliştiren güçtür.İlk kez onun içine girdiğim zaman onun kusursuz olduğunu sandım.Ama daha sonra onun,yaratılmış olan her şeyin yansıması olduğunu,onun da savaşları ve tutkuları olduğunu gördüm.Evren’in Ruhu’nu bizler besliyoruz ve üzerinde yaşadığımız dünya,bizim daha iyi ya da kötü olmamıza göre, daha iyi ya da daha kötü olacaktır.Aşk’ın gücü işte burada işe karışır,çünkü sevdiğimiz zaman,olduğumuzdan daha iyi olmak isteriz her zaman.” Ve hepsinden önemlisi Aşk’ın, hiç bir kadını ya da erkeği Kişisel Menkibe’sinden asla uzaklaştıramadığını kendine anlatan “öteki”yi bulmakta.Sahip olunan biriyle yaşanmaz aşk,yan yana yaşayanların tadına varacakları bir meyva aşk,kimsenin kendi yaşam öyküsünün önünü kesmeyen bir aşkın çoşkusu bu. “Gerçekte kendi Kişisel Menkibe’sini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir.” Özlem düşünce gönlüne sevdiğine koşan bir rüzgardır aşk program dışı, dünyanın her köşesine ulaşandır aşık yüreğiyle.Baştan ayağa aşk olan kadının düşlerine yetişebilseydine eğer,tüm dünyayı önüne katarak düşleri uçurabilirdin bir yardan aşağıya.Aşkın dilleri konuşulan dillerdir,ölü diller ölmüş geçmişlerin sonsuza ağıtıdır ki orada aşk bülbülü şakımaz.Herkesin aşkı kendi dili kadardır,kendi yüreği kadar. Aşkı isteyen Onun ateşten imtihanına girebilmek için kişiliğinden başka aday bulamaz.Bu hamlık imtihanını geçen aşk nehrine girebilir ancak.Yaşamın hazinesi sadece bizdedir. *Paulo Coelho, Simyacı Can yay. ‘dan tüm alıntılar NEVVAL SEVİNDİ

TOTALİTER AKIL

Temmuz 1 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

Ülkemizde jakoben aydınların radikal İslamcılarla bir çok konuda ortak noktaya varması bir tesadüf değil. Totaliter aklın yolu birdir. Jakobenler Fransız İhtilali’nin çocukları. Radikallerle ılımlıların paylaştığı Convention’da Jakobenler başa geçince ihtilalin giyotini hiç durmadan işliyor.Sınırsız yetkiye sahip ikiyüz milletvekili tüylü kırmızı şapkalarıyla korku saçıyor.Kararlarına karşı hiç bir şikayet yapılamaz. Her birinin ense kökünde giyotinin pırıltısı.Ondan kurtulmak için herkesi ve her şeyi satmaya razılar.Kilisenin zavallı köleleri olarak gördükleri halkı kiliseleri yağmalamaya davet ederler. İhtilalin en kanlı sayfalarından biri olan Lyon Ayaklanması ise kendi ülküsünden başka ülkü tanımayanların korkunç terörünü belgeler bize. Lyon’da taş taş üstünde kalmaz. Tüm saraylar, güzel binalar yıkılır. Tek tek insanları öldürmenin işkence sayılacağı savıyla toplu katliamlar yapılır. Herkesin malı yağmalanır. “Anlaşmaktansa batalım” der Jakoben sloganı.Ne affetmek vardır, ne anlaşmak.Sadece ölüm ve nefret.

Robespierre, ille de kendi Cumhuriyet anlayışını, kendi ihtilal ve ahlak anlayışını gerçekleştirmek zorunluluğunu insanlığın hayrına kutsal bir görev sayıyor.İnançsızları yargılayan bir yargıcın buz gibi yumruğuyla kendisi gibi düşünmeyen herkesi giyotine itiyor.Robespierre’in iç dünyasında büyük ve temiz bir düşüncenin yaşadığına kuşku yok. Fakat yaşıyor değil, katılaşmış demek daha doğru olur.Bütün kuvvetini katılığından ve bütün gücünü sertliğinden alan bir bağnaz.Her şeyde dediğim dedik davranmak, hayatının bütün anlamı ve biçimi. Böyle bir insan hiç bir itiraza, başka bir düşünceye katlanamaz, yanında bir başkasının, hele karşı çıkan ve dediğim dedik huyuna aldırış etmeyenin vay haline! Ölçüyü hep elinde tutan kişi kendi gerçek ağırlığını unutur.Sanatçıyı, komutanı, iktidardaki insanı en çok yıpratan, arzu ve isteklerinin aralıksız yerine gelmesidir.Bu biteviye başarı gerçekmiş duygusu verir, oysa yenilgiler öğreticidir. Bu nedenle Robespierre erdemliliği ihtirasla sevmekle birlikte, bir kez bile kendinden daha başka düşünmüş birini hoş görmez ve bağışlamaz. Erdeme aşırı bağnazlıkla bağlı olduğu için karşısındakilerin anlaşma başvurularını geri çevirir.Hatta politikanın anlaşmaya zorladığı durumlarda bile sert kinciliği ve katı gururu engel olur. İhtilalin bu en güçlüsü kendi gibi Jakobenler tarafından ağzı burnu kan içinde dağıtılmış olarak bir el arabası üzerinde giyotin alanına götürülüyor.Onun ölümüyle terör dönemi sona erer. Herkesi ihtilalin düşmanı görerek estirilen büyük terör kendi evlatlarını tarih boyunca yemiştir. Jakoben aydın demekle neyi anlatmak istediğim sanırım şimdi daha açık görülüyor. Fransız İhtilalinin ateşli ruhunun ardına saklanmış buzdan bir giyotin, asla kendinden başkasına hayat hakkı tanımayan. Toplumun tüm kutsal değerlerini, ortak çıkarlarını kendi bildiğiyle çizilen bir harita sanan insanlar. Hepsi birbirinin katili oldular. Jakoben aydınlar eski yüzyıllara ait .Yeni üçüncü bin yılın aydınları onlar olamaz. Çünkü yeni yüzyılın aydınları demokrasiye ve çok kültürlü bir dünyaya inananlar. Yükselen değerleri sevgi ve bilgi. Yeni aydınlar isteseniz de istemeseniz de geliyor. NEVVAL SEVİNDİ *Kaynak:Bir politikacının portresi Stefan Zweig

FIRTINA 1998

Mart 24 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

Herkesin gördüğü ama söylemekten kaçındığı bir gerçek var. Türkiye’nin etrafında fırtına bulutları tüm haşmetiyle dolaşıyor.
Körfez ve Kafkasya’daki gelişmeler bölgeyi bir anda ateş çemberine çevirebilir. Başbakan dün bunu açıkca ifade etti. Türkiye’nin etrafı ateşten bir top olmuş siyasetcilerimiz içeride çekişme halinde. Siyasetçilerimiz elele vermeli , çünkü ulusal bir uzlaşmaya ihtiyacımız var. Bugün çok karşı kamplarda görünen insanlar bile ayrılıklara değil, ortaklıklara bakmalı. Çünkü bu fırtınayı aşmanın başka çaresi yok.21. yüzyıla güvenle yürümek için ülkedeki güçler eski kavgaları bir yana bırakmalı. Yeni bir biçimde düşünmeyi öğrenmek zorundayız. Uzlaşma ve diyalog ihtiyacımız.
Nedir Türkiye’nin etrafını saran ateş çemberi?
Savaş tehlikesi burnumuzun dibinde.Körfez krizi tüm çabalara rağmen, hala savaşa doğru gidiyor. Irak resmen parçalanabilir.Bölgede tüm taşlar yerinden oynayabilir.Savaş patlarsa Türkiye’nin işi zor. Bir güvenlik kuşağı gerekebilir.Ama, ne yaparsak yapalım Batı göçmen Kürtler konusunda yine Türkiye’yi suçluyacaktır.Onun için bu konuda Türkiye’nin net bir politikası olmalı. Meclis bunun için özel bir oturum bile yapabilir. Böylece herkes söyleyeceğini söyler.Yarın olaylar kızışınca kimse kimseyi suçlamaya kalkmaz.
Ufukta görünen diğer tehlike Kafkaslardan geliyor.Ermenistan’da ılımlı hükümet gitti. Yerine milliyetçi ve bağnaz bir yönetim geldi. Gürcistan’da Devlet Başkanı Şevardnadze’ye suikast yapıldı.Barışçı lider ölümden zor kurtuldu. Moskova’nın Bakü-Ceyhan petrol hattını engellemek için Kafkasya’yı karıştırmak istediği öne sürülüyor. Kafkasya farklı soyların birarada yaşadığı bir bölge. Tam bir etnik mozaik. Tarih boyunca bitmeyen kavgaların geçtiği yer. Silahlar patladığında eski düşmanlıklar çok çabuk hatırlanıyor. Bu yüzden Kafkasyayı karıştırmak çok kolaydır.
Eğer Kafkasya karışırsa, Türkiye’nin Doğu sınırları da kanayan bir yara haline gelebilir. Kardeş Azerbeycan’ı etkileyen her gelişme, Türkiye için de sorundur. Azerbeycan’ın tarihi ve doğal partneri Türkiye’dir.
Ankara ,Kafkasya ‘da barış için daha atak davranmalıdır. Çünkü bölgede sürekli barış sağlayacak tek ülke Türkiye.Yani sınır kapıları açılabilir. Ticaret canlanabilir. Bu bölgede barış ve güvenin kalıcı adresi Türkiye’dir.
Ermeni-Azeri kavgasına yeni çözümler bulunmalıdır. Türkiye’de partilerin hiç birinin net bir Kafkas politikası yoktur.Bunu yaratmak için henüz vakit çok geç değil. Yeter ki, biraraya gelinsin ve vizyon oluşturulabilsin.21. yüzyıla girerken birbirimizle kavgayı bırakıp bu sorunlara ortak çözümler üretilmeli. Önemli olan Türkiye’nin çıkarıdır.
Mutlu ve güçlü bir Türkiye için….

 

FIRTINA 1998

Mart 24 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

Herkesin gördüğü ama söylemekten kaçındığı bir gerçek var. Türkiye’nin etrafında fırtına bulutları tüm haşmetiyle dolaşıyor. Körfez ve Kafkasya’daki gelişmeler bölgeyi bir anda ateş çemberine çevirebilir. Başbakan dün bunu açıkca ifade etti. Türkiye’nin etrafı ateşten bir top olmuş siyasetcilerimiz içeride çekişme halinde. Siyasetçilerimiz elele vermeli , çünkü ulusal bir uzlaşmaya ihtiyacımız var. Bugün çok karşı kamplarda görünen insanlar bile ayrılıklara değil, ortaklıklara bakmalı. Çünkü bu fırtınayı aşmanın başka çaresi yok.21. yüzyıla güvenle yürümek için ülkedeki güçler eski kavgaları bir yana bırakmalı. Yeni bir biçimde düşünmeyi öğrenmek zorundayız. Uzlaşma ve diyalog ihtiyacımız. Nedir Türkiye’nin etrafını saran ateş çemberi? Savaş tehlikesi burnumuzun dibinde.Körfez krizi tüm çabalara rağmen, hala savaşa doğru gidiyor. Irak resmen parçalanabilir.Bölgede tüm taşlar yerinden oynayabilir.Savaş patlarsa Türkiye’nin işi zor. Bir güvenlik kuşağı gerekebilir.Ama, ne yaparsak yapalım Batı göçmen Kürtler konusunda yine Türkiye’yi suçluyacaktır.Onun için bu konuda Türkiye’nin net bir politikası olmalı. Meclis bunun için özel bir oturum bile yapabilir. Böylece herkes söyleyeceğini söyler.Yarın olaylar kızışınca kimse kimseyi suçlamaya kalkmaz. Ufukta görünen diğer tehlike Kafkaslardan geliyor.Ermenistan’da ılımlı hükümet gitti. Yerine milliyetçi ve bağnaz bir yönetim geldi. Gürcistan’da Devlet Başkanı Şevardnadze’ye suikast yapıldı.Barışçı lider ölümden zor kurtuldu. Moskova’nın Bakü-Ceyhan petrol hattını engellemek için Kafkasya’yı karıştırmak istediği öne sürülüyor. Kafkasya farklı soyların birarada yaşadığı bir bölge. Tam bir etnik mozaik. Tarih boyunca bitmeyen kavgaların geçtiği yer. Silahlar patladığında eski düşmanlıklar çok çabuk hatırlanıyor. Bu yüzden Kafkasyayı karıştırmak çok kolaydır. Eğer Kafkasya karışırsa, Türkiye’nin Doğu sınırları da kanayan bir yara haline gelebilir. Kardeş Azerbeycan’ı etkileyen her gelişme, Türkiye için de sorundur. Azerbeycan’ın tarihi ve doğal partneri Türkiye’dir. Ankara ,Kafkasya ‘da barış için daha atak davranmalıdır. Çünkü bölgede sürekli barış sağlayacak tek ülke Türkiye.Yani sınır kapıları açılabilir. Ticaret canlanabilir. Bu bölgede barış ve güvenin kalıcı adresi Türkiye’dir. Ermeni-Azeri kavgasına yeni çözümler bulunmalıdır. Türkiye’de partilerin hiç birinin net bir Kafkas politikası yoktur.Bunu yaratmak için henüz vakit çok geç değil. Yeter ki, biraraya gelinsin ve vizyon oluşturulabilsin.21. yüzyıla girerken birbirimizle kavgayı bırakıp bu sorunlara ortak çözümler üretilmeli. Önemli olan Türkiye’nin çıkarıdır. Mutlu ve güçlü bir Türkiye için….

Bitli Yorganlarınızı Yakın!

Şubat 11 2002Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

Yüzbaşı Frederick Burnaby 1876’nın ser kışında, İstanbul’dan başlayarak
Anadolu’da at üstünde Kars’a kadar uzun bir yolculuğa çıkar. Ankara’ya doğru
Nallıhan’dan Çayırhan köyüne geçerken olağanüstü güzellikteki doğadan söz eder.
Bu köyde ki bir çiftlik evinde konuk olur. Osman’ın yorganı ve yatağı pire
doludur ,konuğu uyutmaz. Sabah Frederick ev sahibine yorganı yakmasını tavsiye
eder. Osman’ın cevabı: “Ne! Dedemin zifaf yorganını, babamın yorganını ve kendi
yorganımı mı yakacağım! Asla olmaz, Efendi! Pireli olduğu doğrudur, ama onlar
ölürler, yorgan ise oğlumla gelinime de yarar. Oğlum evlenirse tabii.”*
Frederick gittiği yerlerde pire muhabbetini sürdürür ve Türk köylüsünden aldığı
cevap, şimdiye kadar alışmış olması gerektiği olur .  

Sayfa 3 / 4«1234»