Yeni Yüzyıl

GUY SORMAN SÖYLEDİ

Şubat 7 2004Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

1998′de ünlü yazarla yaptığım konuşma bugün yine çok ilginç. Çünkü AKP modernleşmeye çalışan İslami kökenli bir parti olarak kimlik arayışında. Taa, o zaman neler demiş Guy Sorman: Guy Sorman Fransız başbakanının danışmanı ve aile dostu.ENA’da okumuş,insanlığa hizmet amacı güden “Action İnternationale”(AICF) örgütünün kurucu üyesi.Türkiye’de daha önce yayınlanmış kitaplarına ilaveten Mart ayında yeni bir kitabı çıkıyor. Guy Sorman üçüncü dünya ülkelerini Batılı gözle değerlendirmeden kendi dinamiklerini anlamaya çalışan biri.Bu nedenle Huntington’ın tezini ona sordum.Tez;demokrasi ve insan hakları gibi değerlerin Batılı değerler olduğunu savunuyor.Bunları Batı kendine saklasın ve ihraç etmesin diyor.Böylece Batının üstünlüğü kendi elinde tutacağını ve kendi değerlerine de sahip çıkacağını belirtiyor. Huntington’ın kitabını önüne koyan Guy Sorman “bir Harward profesöründen böyle bir kitap çok şaşırtıcı diye söze başladı. “Bence Huntington’ın kitabı tamamen ideolojik.Amerikan ideolojisi bu. Amerikalı kendini Batı medeniyeti olarak görüyor,bir Fransız olarak bence Amerika Batı medeniyetinin taşrasıdır.Huntington öncelikle basit bir dünya yaratmak istedi,bu basit tasarımdaki ikinci aşama olarak ise medeniyeti yaratmak istedi.Bu noktada ekstrem İslam liderlerinin rüyalarının bile ötesine gidiyor.En ekstrem liderler bile yeniden yapılanmış bir İslam kültürünün hayalini kurarlarken Huntington elinizdekiyle yetinin diyor.

Akademik bir kitap değil bu.Bence çok tehlikeli bir kitap çünkü Batı okurunu İslam medeniyeti kavramından koparıyor.İslam tarihini,İslam’daki çeşitliliği,İslam ve kültür ilişkisini, devlet ve İslam ilişkilerini dikkate almak istemeyen bir süreç öneriyor.Okura İslam kültürünün tehditkarlığından,Batı ve müslüman kültür arasındaki savaş tehlikesinden bahsediyor.Müslümanlara karşı önyargıları destekleyen bir kitap.Clinton’ın politikası da bu. Fransızlar İslamiyet ve kültürel ayrımlar konusunu birbirine karıştırmaya ısrarlı.Örneğin Türkiye’den, Kuzey Afrika’dan göçen müslümanlara nasıl tavır aldıklarını biliyorsunuz. Her olayda işte müslümanlar böyle davranıyor diye külliyen bir yargı geliştirdiler.Oysa adam ülkesinde çiftçi ise çiftçi davranışlarını gösteriyor.Yani ülkesindeki tutumunu yansıtıyor. Batılılar bunu geri kalmışlık olarak değerlendirdiler.Sürekli Batı Doğu kültürünü ayırarak bir uzlaşmaya varmak mümkün değil.Bu kitap ideolojik bir yapıt.Akademik bir meşruiyet kazanmaya çalışıyor kitapla.Birlik konsepti geçersiz bence.Tek dünya,tek kültür,tek ideoloji önyargılara zemin sağlar .Sadece Müslüman,sadece Katolik olarak kalamayız artık.Aynı anda bir kaç şey olmalıyız. Nevval S:Türkiye’de yükselen İslami hareket konusunda fikriniz nedir? Guy S:Çok kitap okudum bu konuda.İslamlaşma sürecini anlamaya çalıştım,öyle karmaşık ki cevapları bulamadım.Çoğu İslam lideri muhafazakarlıkla Batılılaşmadan modernleşme sürecini birleştirmeye çalışıyor.Bu nereye kadar mümkün bilemiyorum. Modern dünyada eğer Türkiye modern bir ülke haline gelirse insanlar hem Batılılaşacak hem müslüman kalacak.İslamdaki birlik inancının modern Avrupa yaşam tarzıyla birleştirilmesi söz konusu.Bazı İslam liderleri ise bireyselliğe karşılar.Bireysellik olmadan nasıl yaratıcı olunabilir ki!! Size çok bariz bir örnek vereyim:Bugün dünyadaki hemen herkes bilgisayar yapabilir.Donanım her yerde üretilebilir.Yazılım ise sadece Batı dünyasında yapılabiliyor.Japonlar bile yapamıyor.Çünkü yazılım belirli bir düşüncenin sonucunda,bireyselliğin sonucunda ortaya çıkıyor.Eğer sosyal konularda çok muhafazakarsanız,herkes belirli bir yerde kapalıdır ve bunu başaramazsınız.O zaman Türkiye gibi teknolojiyi Batı’dan alan ülke durumuna gelirsiniz.Batılılaşmadan modernleşebilmek İslamik diskuru,bir çelişkidir bence.Ayrıca ilginç bir şey İslami liderler için Japonyanın çekiciliği..Neden?Japonlar modernleşmeyi Batılılaşmadan halletmişlerdir.İslam ve Japon kültürlerini karşılaştırmak imkansız.Birincisi din meselesi;Japonya’da ifşa edilmiş bir din yok.Sekiz bin tanrı var.İkincisi,Japonya o kadar yaratıcı değil.Bugüne kadar Batı ürünlerini yeniden üreterek bu noktaya geldiler.Bir ürün yaratmış değiller. Nevvval S:Her şey imitasyon yani.. Guy S:Evet.Japon kültürünün yarattığı hiç bir şey yok.Üçüncü olarak da,Japonya son derece bireyci bir toplum halini almakta.Bu;modernleşmenin bir sonucudur.Japonlar geleneksel değerlerini kaybediyor.Batılılaşma ve modernleşme birarada gidebilir.Kültürün ne anlama geldiği konusunda bir yanlış anlama var.Bir ülke modernleşerek kültürünü kaybetmez ki..Kültür de o doğrultuda değişebilir.Avrupa ile İslam arasında sınır yok,aksine iki kültürün ülkeleri birarada yaşıyor.Kültür alış verişi yapıyor.İslama karşı değiliz.İslam Avrupa için faydalı olabilir ve çeşitlilik sağlayabilir. Ben Fas ve Türkiye’nin Avrupa’da olmasını çok isterim. Eğer bunlar girmeyi başarırlarsa bu diğerleri için de olumlu olacaktır. Nevval S:Cezayir’deki son referandumla ilgili ne dersiniz? Guy S:Ben sonuçlara pek güvenmiyorum.Çünkü diktatör bir devlet var.Ama şiddetle İslam’ı eşitlemiş durumda olan insanların duygusu bu yönde olabilir elbette. Hukuk devleti ve insan hakları liberalizmin ta kendisidir.Oysa liderler demokrasi ve modernizmden ,yani güç kaybetmekten korkuyorlar. Mesele bu bence.

YENİDEN DOĞUŞ

Ocak 4 2004Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

“hep yukarılara doğru çıkar/ yukarılardan gelmiş bir ağaç dalı”*
İnsanı yeniden keşfeden yeni yüzyıl karşılıklı bağımlılık ve işbirliği demek. Eski değer yargılarına, önyargılara bir karşı çıkış yeni yüzyıl. Yeniden doğuşun ve ölümsüz değişimin temsilcisi.
Aşkın, düşüncenin ve insanın bu yüzyılda birbirlerine olan bağımlılığı artacak. Yenilenme gücünü yeniden keşfedecek insan.
 

YENİDEN DOĞUŞ

Ocak 4 2004Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

“hep yukarılara doğru çıkar/ yukarılardan gelmiş bir ağaç dalı”* İnsanı yeniden keşfeden yeni yüzyıl karşılıklı bağımlılık ve işbirliği demek. Eski değer yargılarına, önyargılara bir karşı çıkış yeni yüzyıl. Yeniden doğuşun ve ölümsüz değişimin temsilcisi. Aşkın, düşüncenin ve insanın bu yüzyılda birbirlerine olan bağımlılığı artacak. Yenilenme gücünü yeniden keşfedecek insan.

Bugün inatlaşmakla ayakta kalabilenler yenilenme gücü bulamayanlar. Her şeyi kenara koyup yeniden başlayamayanlar. Burada geçici hevesler işe yaramaz, kökten dönüşüme talip olmak şart. Yeni yüzyıl yenilenme vaktidir. Ruhunu yitirmiş insanın ruh ve akıl beraberliğine kavuşmasının şölen gecesi. Gerçek değişim kendimizden başlayandır. Biz hep karşımızdakinin değişmesinde ayak diretiriz. “Ne olur açsa, ne olur kapatsa” gibi. Buradaki ortak zihniyet “benim dediğim olsun” kafası. Oysa bizim olan bir dünya kurabiliriz. Öğrendiklerimizi unutursak yeniden öğrenebiliriz. Yeniyüzyıl paradokslar yüzyılı. Zenginlik artarken yoksulluk da artıyor. Her şey zıddıyla birlikte çoğalıyor. Bu yüzyılda artık insanın mekanı da yok. Çünkü sürekli geziyor, yer değiştiriyor hatta başka ülkelere yerleşiyor. Yeni bir kültürü seçiyor. Oturduğu yerden de dünyanın her yerine ulaşıyor ve her kültürden insanla sohbet ediyor. İş yapıyor. Anlaşıyor ve uzlaşıyor. Televizyon, telefon, bilgi teknolojileri ne ülke ne sınır dinliyor. Tüm yasakçı kafaların üstünden geçip çanak antenlerin çukuruna yerleşiyor. Kimse hayata başladığı işle ömrünü bitirmek zorunda değil. Avukat başlayan seramikçi, doktor başlayan sosyal bilimci olarak hayata devam edebiliyor. Bu ömür boyu eğitim, öğrenme merakı ve yenilenme demek. Kireçlenmiş zihinlerle totaliter yaşam sunan liderler dünyadan temizleniyor, çünkü yeni bir çağ açılıyor. Bu takvim yapraklarını çevirmekle açılmayacak elbette, sancılı doğum saatleri bizi bekliyor. Doğru nefes almasını vermesini bilirsek daha az acı çekerek bebeğimize kavuşuruz. Yoksa her yanımız yırtılır, çatlar. Bu yüzyıl katılımcı ve uzlaşmacı. Benim başarım size, sizinki bana bağımlı. Çünkü paranın tek değer olduğu ve paylaşınca azaldığı sömürgeci yüzyıl yerine bilginin tek değer olduğu ve paylaştıkça çoğaldığı yeni yüzyıl geliyor. Bu yüzyıl insanın yüzyılı. Bu yüzyıl toplum mühendisliğinin sonu. Entellektüelleri korkak bir ülkede toplum kızılcık şerbeti içer. Cepten yeme zamanı geçti. “Girdik susanlar arasına, yattık uyuduk. Çığlığımız sınırları aştıydı nasıl olsa.”* *Mevlana

YERYÜZÜNÜN DİLİ OLAN AŞK

Ekim 31 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

“Seni seviyorum,çünkü bütün evren sana ulaşmam için işbirliği yaptı.” der Simyacı’da çoban. “İkinci görüşmemizde,dedi genç kız,bana aşkından söz ettin.Daha sonra Evrenin Dili gibi,Evrenin ruhu gibi çok güzel şeyler öğrettin.Ve bunlar,azar azar beni senin bir parçan haline getirdi.”Konuşarak yüreğinin derinliklerini birbirine açar iki kişi ve birbirinin aşkının tadına bakar.İçlerindeki güç birbirine akacak yol bulur sözcüklerden.”Aşk’tı bunun adı, evrenin saf diliydi bu,herhangi bir açıklamaya gereksinimi yoktu,çünkü Evren’in sonsuz zamanda yoluna devam etmesi için hiçbir açıklamaya gereksinimi yoktu.”Sevilecek biri yaratılmıştı ve bu hazine olmazsa insan soyunun hayallerinin hiçbir anlamı olmazdı.”Aşk’tı bunun adı,insanlardan da,çöllerden de daha eskiydi.”

 

YERYÜZÜNÜN DİLİ OLAN AŞK

Ekim 31 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

“Seni seviyorum,çünkü bütün evren sana ulaşmam için işbirliği yaptı.” der Simyacı’da çoban. “İkinci görüşmemizde,dedi genç kız,bana aşkından söz ettin.Daha sonra Evrenin Dili gibi,Evrenin ruhu gibi çok güzel şeyler öğrettin.Ve bunlar,azar azar beni senin bir parçan haline getirdi.”Konuşarak yüreğinin derinliklerini birbirine açar iki kişi ve birbirinin aşkının tadına bakar.İçlerindeki güç birbirine akacak yol bulur sözcüklerden.”Aşk’tı bunun adı, evrenin saf diliydi bu,herhangi bir açıklamaya gereksinimi yoktu,çünkü Evren’in sonsuz zamanda yoluna devam etmesi için hiçbir açıklamaya gereksinimi yoktu.”Sevilecek biri yaratılmıştı ve bu hazine olmazsa insan soyunun hayallerinin hiçbir anlamı olmazdı.”Aşk’tı bunun adı,insanlardan da,çöllerden de daha eskiydi.”

Aşk’ın bilinmezliği doğru değildir çünkü herkes istediği ve ihtiyaç duyduğu şeyi ele geçirebilir hayatta.”Kim olursan ol, ne yaparsan yap,bütün .,yüreğinle gerçekten bir şey istediğin zaman,Evrenin ruhunda bir istek oluşur.”Oysa herkes bizi değiştirmeye uğraşır çevremizde.”Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar,canları sıkılır.Çünkü efendim,herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.”Ama onlar yeryüzünün dilini bilmezler.Onlar önemli olmak ve sadece sevilen olmak isterler ki dilleri bağlıdır.Kendi istekleriyle sınırlıdır yaşamları.Sadece gece yarısından sonra bir kadının koynuna giren ,konuşmayan aşıklar gibidirler. “Yeryüzünde herkesin anladığı bir dil vardır,..bu çoşkunun dilidir,arzu edilen ya da inanılan şeyi gerçekleştirmek için sevgi ve tutku ile yapılan girişimlerin dilidir.” Çoşku yoksunuysa yüreğiniz dudaklarınız öpmez, çoşkudan uzaksa elleriniz ötekine uzanamaz, çoşku sarsmıyorsa yüreğinizi kendine özlediği yüreği bulamaz.Sevgi ve tutku dilini korku ve bencillik bağlar.Toprağı ezen nalların sahibidir atlar ki üstlerinde yüreği rüzğar olanı taşırlar. “İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir yer oluyor.” İnsanlardan korkan, kadınlara güvenmeyen erkeklerin,mantıklı evlilik arayan kadınların ruhu güçsüz bir korkunun esir dudaklarına hapsolmuş kalebentlerdir. Koruganlarına kilitlenmiş sıska bir yaşamın çaresiz yalnızlığı. Onlar ki başkasının Kişisel Menkibe’sine burnunun sokan kimse kendi Kişisel Menkibe’sini kesinlikle keşfedemez.” Başkalarına düzen ve intizam verirken kendimizi ulaşılmaz yüksekliklere taşırız ki orası çok aşağılarda ruh bulur.Eğer bilebilseydiler ki onlar yaşamın rengi mavi bir sonsuzluktur,gecenin karanlığı yerine.Yalnızca geceleri yaşarken nasıl hissedilir mavi gökyüzü? “Sevdiğimiz zaman Evren’in bir parçası oluruz.” “-Rüzğar,bana senin Aşk’ı tanıdığını söyledi,dedi delikanlı güneşe.Aşk’ı biliyorsan,Evren’in Ruhu’nu da biliyorsundur,çünkü o da Aşk ‘tan yapılmıştır.” Güneş Aşk’ı tanımıyor muydu? “Aşk,ne çöl gibi devinimsiz durmaktan,ne rüzğar gibi dünyayı dolaşmaktan,ne de senin gibi her şeyi uzaktan görmekten ibarettir.Aşk, Evren’in Ruhu’nu değiştiren ve geliştiren güçtür.İlk kez onun içine girdiğim zaman onun kusursuz olduğunu sandım.Ama daha sonra onun,yaratılmış olan her şeyin yansıması olduğunu,onun da savaşları ve tutkuları olduğunu gördüm.Evren’in Ruhu’nu bizler besliyoruz ve üzerinde yaşadığımız dünya,bizim daha iyi ya da kötü olmamıza göre, daha iyi ya da daha kötü olacaktır.Aşk’ın gücü işte burada işe karışır,çünkü sevdiğimiz zaman,olduğumuzdan daha iyi olmak isteriz her zaman.” Ve hepsinden önemlisi Aşk’ın, hiç bir kadını ya da erkeği Kişisel Menkibe’sinden asla uzaklaştıramadığını kendine anlatan “öteki”yi bulmakta.Sahip olunan biriyle yaşanmaz aşk,yan yana yaşayanların tadına varacakları bir meyva aşk,kimsenin kendi yaşam öyküsünün önünü kesmeyen bir aşkın çoşkusu bu. “Gerçekte kendi Kişisel Menkibe’sini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir.” Özlem düşünce gönlüne sevdiğine koşan bir rüzgardır aşk program dışı, dünyanın her köşesine ulaşandır aşık yüreğiyle.Baştan ayağa aşk olan kadının düşlerine yetişebilseydine eğer,tüm dünyayı önüne katarak düşleri uçurabilirdin bir yardan aşağıya.Aşkın dilleri konuşulan dillerdir,ölü diller ölmüş geçmişlerin sonsuza ağıtıdır ki orada aşk bülbülü şakımaz.Herkesin aşkı kendi dili kadardır,kendi yüreği kadar. Aşkı isteyen Onun ateşten imtihanına girebilmek için kişiliğinden başka aday bulamaz.Bu hamlık imtihanını geçen aşk nehrine girebilir ancak.Yaşamın hazinesi sadece bizdedir. *Paulo Coelho, Simyacı Can yay. ‘dan tüm alıntılar

İRAN’IN ENDİŞE VE UMUTLARI

Ekim 20 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

Haziran/Temmuz 1999 ‘da Civilization dergisinde İran Cumhurbaşkanı
Hatemi’nin bir makalesi yayınlandı. “Hissin Doğusu ve aklın Batısının
buluşmasına bir davet” başlığı altındaki makale diyalog kavramı üstüne
oturtulmuştu. Ne yazık ki, İran’da son dönemde gelişen olaylar ideolojik
İran siyasetinin diyalogdan yana olmadığının kanıtı. Kendini devrimin
biricik sahibi olarak gören Mollalar “demokrasi” den hoşlanmadıklarını
açıkca belli ettiler. Bu Hatemi’nin seçim gezilerinde de kendini göstermiş
bir davranış biçimiydi. “Hatemi ile yüz gün” ismiyle yayınlanan kitapta
seçim öncesi seçim gezileri ve seçim sonrası izlenimleri aktarılıyor.
> (Sed ruz ba Hatemi,1998 5.Baskı) Natık Nuri taraftarlarının, yani
kendinden başka iktidar tanımayan Molla zihniyetinin temsilcileri,
propogandalarında Hatemi’yi sürekli Ben-i Sadr’e benzeterek yapmışlardır.
Böylece hem ülkeden kaçan bir hainle özdeşlik kurup hem de onun başına
gelenlerin Hatemi’nin başına da geleceğine dair bir ima taze tutulmuştur.
Hatemi ilk kez otobüsle seçim gezisi yapan aday olarak çok ilgi görür. Bu
ilginin önünü kesmek için yapılanlar , engellemeler bugünlerin geleceğinin habercisiydi aslında. 2000′ li yılların Doğu ile Batı’nın kıskacındaki Türkiye ve İran açısından
çok önemli gelişmeler gebe olduğunu söyleyebiliriz. Fırsatlar yakalanmak
için beklerken tehlikeler de boş durmuyor.

 

İRAN’IN ENDİŞE VE UMUTLARI

Ekim 20 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

Haziran/Temmuz 1999 ‘da Civilization dergisinde İran Cumhurbaşkanı Hatemi’nin bir makalesi yayınlandı. “Hissin Doğusu ve aklın Batısının buluşmasına bir davet” başlığı altındaki makale diyalog kavramı üstüne oturtulmuştu. Ne yazık ki, İran’da son dönemde gelişen olaylar ideolojik İran siyasetinin diyalogdan yana olmadığının kanıtı. Kendini devrimin biricik sahibi olarak gören Mollalar “demokrasi” den hoşlanmadıklarını açıkca belli ettiler. Bu Hatemi’nin seçim gezilerinde de kendini göstermiş bir davranış biçimiydi. “Hatemi ile yüz gün” ismiyle yayınlanan kitapta seçim öncesi seçim gezileri ve seçim sonrası izlenimleri aktarılıyor. > (Sed ruz ba Hatemi,1998 5.Baskı) Natık Nuri taraftarlarının, yani kendinden başka iktidar tanımayan Molla zihniyetinin temsilcileri, propogandalarında Hatemi’yi sürekli Ben-i Sadr’e benzeterek yapmışlardır. Böylece hem ülkeden kaçan bir hainle özdeşlik kurup hem de onun başına gelenlerin Hatemi’nin başına da geleceğine dair bir ima taze tutulmuştur. Hatemi ilk kez otobüsle seçim gezisi yapan aday olarak çok ilgi görür. Bu ilginin önünü kesmek için yapılanlar , engellemeler bugünlerin geleceğinin habercisiydi aslında. 2000′ li yılların Doğu ile Batı’nın kıskacındaki Türkiye ve İran açısından çok önemli gelişmeler gebe olduğunu söyleyebiliriz. Fırsatlar yakalanmak için beklerken tehlikeler de boş durmuyor.

BU YAZI 1999 SONUNDA YAZILDI. Meşhed ‘ de yaptığı konuşmayı üniversite rektörü engelliyor, İsfahan’da vali engelliyor ve “OK” li uçak biletlerini iptal ettiriyorlar. Gençlerin dinlemeye geleceği kampüslerin çimleri sulanarak çamur deryası yaratılıyor. Böylece oturmaları ve basmaları engelleniyor. Diğer bir yerde konuşma yapacağı salonun kapısına bir kamyon tuğla döküyorlar. Yazar bize Hatemi’nin konuşmalarını engellemek için 40 kişilik bir Ensar-i Hizbullah grubunun bulunduğunu anlatıyor. Haki renkte asker montları g > Hatemi burada önemli bir şey söyler:”Toplumda az sayıda oldukları halde bağırarak ve şiddetle kendilerini mutlak görenler zaafın kendileridir.” > Natık Nuri’nin temsil ettiği Molla iktidarı onları istemeyen yığınlara şiddet göstererek susturmaya , korkutmaya çalışıyor. Onlar halkı ve onun gücünü küçümsüyor. Devrim günlerini unutmuş olan Molla iktidarı varolan gücü kendi gücü sanma gafletinde. Oysa bu güç halkın gücüydü. Halk bunu onlara teslim etti. Bu hiç bir zaman tekrar almak istemeyeceği anlamına gelmiyor. > Hatemi’yi liberal bulan tutucular onun Batı’ya kültürel olarak açılacağı korkusunu taşıyorlar. Hatemi’nin herkesi hukuka davet eden sesi tüm sağ ve soldaki radikallerin sesini kesti. Burada sağ sol farkı kalmıyor bildiğiniz gibi. Radikal olma tabanında birleşen ideolojiler hukuk ve demokrasiden hoşlanmıyorlar. Örgütlenmesi engellenmiş İran’ın genç nüfusu göz önüne alınırsa örgütlenmeye olan talep aşikar. En az 20 milyon demek bu. Devletten bağımsız gazete ve dergilere tolerans tanımayan ve tanımak istemeyen tutucular bugünkü iktidar sallantısından onları sorumlu tutuyorlar. Hatemi seçim sürecinde hep çağdaş toplum sloganını savunmuştu. Bu tutucular için başlı başına bir ihanet sayıldı. > ÇAĞDAŞ TOPLUM ÖZLEMİ > > Bu konuda yardımcısı ve danışmanı olan Morteza Elviri (şu anda Ticari Serbest Bölge yöneticisi ve Başkanı aynı zamanda) şunları diyor: > ” Dovum-u Hordad (Hatemi’nin Cumhurbaşkanı seçildiği tarih bir milat olarak anılıyor) yeni bir harekettir diyenler var. Devrimde olmayan, yeni bir hareket olarak geçen 20 yıl içindeki fikirle uyumlu olmayan yeni bir hareket olarak algılanıyor. İslam Devrimi öncesi amaçlara geri dönüş amacı taşıdığını söyleyenler de var. Halkın değişiklik talebi nedeniyle olduğu da söylenmekte. Oysa Hatemi’yi destekleyenler 1978 devrimine hiç arkasını dönmeyenlerdir. Çağdaş toplum önemlidir , çünkü çağdaş hükümette imtiyazlar kırılır. İster ekonomik ister politik olsun. Çağdaş toplumda Anayasa gelişmiş ve öndedir. Velayet-i Fakih Anayasa ‘da gelişmiş bir konum olarak algılanabilir ama üstünde değildir. Çağdaş toplumda kavga olmaz, farklı kültürler birarada konuşur ve yaşar. Çağdaş toplum için dört şart gerekir: > . Halkın isteği > . Gerekli kanunların Meclis’ten çıkarılması > . Güvenlik güçlerinin halkın özgürlüklerini koruması > . Adalet Bakanlığı’ nın kanunları çiğneyenleri cezalandırması > > Bizde bu şartlar oluşmadı. Sadece halkın bu konuda isteği var. Hatemi hükümetinin yasaları uygulamak gibi çok önemli bir işlevi olacak.” > Elbette, Elviri’ nin söylediği “çağdaş” şartlar Türkiye açısından da düşündürücü bulunabilir. İran’da halk milletvekillerinin yasaları çiğnediğini düşünüyor. Aydınlar “zaten bizde yasaya uymamak köklü bir gelenek ” diyorlar.2500 yıllık bir Şahlık yönetimi yaşamış İran’ da bu makul görülebilir belki de. Türkiye’nin 76 yıllık Cumhuriyet ve demokrasi deneyimi var. > > > > > Aslında halk neyi istemediğini biliyor da ne istediğini bilmiyor diyebiliriz. Kenan Evren’in baskıcı konuşmasından sonra oyların Özal’a gitmesi gibi İran’da da halk Natık Nuri ve taraftarlarını istemediğini anlatmak için Hatemi’ye oy verdi. Hatemi’ye rakip olan iktidar grubunun halkın istediği reformları yapmayacağı çok açıktı. Halkın beklentisi ekonomik değil, daha çok sosyal ve kültürel reformlar. Gazete ve dergilerin bolluğu da buna kanıttı. Bu nedenle iktidar tüm basın ve yayından, sinemalardan öfkeyle söz ediyor. Hızlı değişim talebi Hatemi’yi önüne katıp sürükleyecek güçte olduğu için Hatemi bu hızı kısmaya çabaladı sürekli. Yine de bunu Meclis seçimlerinden sonra kontrol etmesi güçleşti. Daha önce onunla sınırlı değişim mottosu milletvekili seçimleriyle bir iktidar değişikliğine işaret etmeye başlayınca tehlikeli oldu. Bu tehlike işaretlerini gören tutucular her şeye saldırıyorlar. Saldırmaya devam edcekler. > Halkın parti kurmaya dönük olumsuz düşünceleri var. Parti Farsça Hizp den gelir. Yani hizip dediğimiz. İran’da da hizp çağrışımı, anlamı parti değil hizip olarak algılanıyor. Bölünme , uç, kutuplaşma demek. Halk partiye karşı hep olumsuz propogandaya maruz kaldığı için Hizp sözcüğü kirlenmiş bir kavram maalesef. Parti olmadan demokrasinin olması mümkün değil doğal olarak. > HATEMİ SONRASI ARTAN DERGİ VE GAZETELER > > İran ‘da bir medya mahkemesi var. Adı; Dadgah-ı Vişei Ruhaniyat. > İki tane mahkeme medya sorunlarına bakıyor. Bunlar editörü mahkemeye çağırıyorlar istediklerinde. > Çok sayıda dinci, radikal gazete de var. Gençlik, kadın ve Hatemi yanlısı gazete ve dergiler var. Hamaneyi taraftarı Aban haftalık bir gazete, hep radikal ve Hatemi’ye karşı. Cehan Islam hep radikal ve günlük gazete, Merve Kavakçı olayını dikkatle izleyen günlük Entehab , Hatemi yanlısı Nejad (sevinç) Camie-i Medeniyyei İran ( Çağdaş İran Topluluğu), hatta Arapça yayın yapan radikal dinci gazeteler var Elvefa gibi.Ama Ricky Martin fotoğrafı basmaya cesaret eden Gotz (kunduz) günlük bir gazete. Hatemi yanlısı Arya birinci sayfasında ” Allah peygambere zorla ihraç edin demedi” yazıyor, bölgelerde çıkan yerel gazeteler de hiç az sayıda değil. Keyhan-i Havai gibi yurtdışında yaşayanlara dönük yayınlar da var. > Dovum-u Hordad’ ı destekleyen basını sıkıştırmak için Hatemi’nin seçilmesinden sonra basına sürekli baskı uygulanmaktadır İran’da. Tahran Belediye Meclis üyelerinden biri şöyle diyor: “Basına uygulanan şiddet onların halkın gerçekleri öğrenmesinden duydukları korkuyu gösterir.” > Üniversite olaylarını sadece dengesiz kızlar ve erkekler yaptı diye iddia eden radikal gazetelere karşı Muhammed Yezdi üniversitede işlenen cinayetlerin dosyasının açılması gerektiğini vurguluyor. 90 öğrenci de Askeri Başsavcıya polisleri şikayet eden bir dilekçe yazmışlardı geçen yıl üniversite olaylarından sonra. > Hukuk devleti olamaya duyulan özlemin gerçekleşmesi acılı bir dönem. > İran bugün Türkiye’nin 1960′dan sonra yaşadığı karmaşa dönemine aday görünüyor. Demokrasi için önünde çileli ve uzun bir yol var. Demokratik davranış biçimini öğrenmek ne kadar zor , bunu en iyi bilen ülkelerden biri de Türkiye. Aslında Türkiye İran ilişkilerinde bu konuda çok verimli diyalog kurma şansı olabilir. Elbette, İran bu kaotik dönemde bir dost istiyorsa. >

DÜŞÜNEN İNSAN SEVER

Ekim 17 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

Konusu:”Kadının Biçimlendirdiği Yeryüzü, Yeryüzünün Biçimlendirdiği Kadın” olan sempozyum tarihöncesi, bugün ve yarını tartıştı. Binlerce yıllık insanlık tarihi boyunca kadın merkezli toplumların ne uzun süre yaşadığını gösterdi bize. Elinize bir mezure alırsanız bunun 80 santimini kadın odaklı kültür biçimlendirmiş, sadece son 20 santimlik bölüm erkek egemen anlayışın kültürü. Ama dünyanın savaşlar ve kirlenmeyle boğuştuğu iki üç yüz yıl. Vahşi kapitalizmin tüm dayatmalarıyla sürekli kazanan ve kaybeden tarafların varlığı. Oysa sümerolog Muazzez Çığ anlatıyor ki, M.Ö. 4500 yıllarındaki bir tablette kral kadın ve erkeklerin eşit ücret alacaklarını kanuna bağlıyor!
Yani yeniden keşfedilecek bir şey yok yeryüzünde ama hatırlamak zorunda olduğumuz kadınsı değerler, duygusallık diye aşağılanan değerleri yeniden yaşama sokmak. Matriarkal sistem bir paradigma değişimi tarihte. Kadın odaklı kültürün bu kadar uzun sürmesinin ardında yatan gerçek doğal olması ve doğayla uyumu hiç yitirmemesi.
Oysa son yüzyıllar doğal olmayanı dayatan bir erkek anlayışı. Ne bedenimiz ne ruhumuz için. Çünkü erkek “akıl” pozitivizmle katı, totaliter bir aklı koca bir manevi dünyanın yerine koymaya kalktı. Ruhu yadsıdı. Bunu kopyalayan zavallı bizim kültürümüz de elindeki hazineleri toprağa gömüp sonra nerede olduğunu unuttu,dilenmeye başladı. Bizim elimizdeki görkemli tasavvuf felsefesi, kültürümüz, edebiyatımız tüm yıldızlarıyla bir torbaya kondu.
Dünyanın 18 ülkesinden ve ağırlıkla Amerika’dan gelen konuşmacıların hepsi akademik kariyer yapan kadınlar. Ama bunu anlamanız çok zor. Çünkü bilgilerini bilgeliğe dönüştürme çabasında olan alçakgönüllü insanlar ve hepsi de sanatın bir parçasıyla uğraşıyorlar. Önyargıları yerine sezgilerini kullanarak sevgiyi paylaşıyorlar. Bu deneyimi Anadolu topraklarında yaşamak onlar için olduğu kadar bizim için de heyecanlı oldu. Sonuçta ana kültürünün ve tanrıçaların vatanı Anadolu ve 9000 yıllık en eski bu külte ait bir kente;Çatalhöyük’e sahibiz.
Sempozyumda bir diğer önemli deneyim arkeoloji, arkeomitoloji,antropoloji,teoloji,sanat tarihi gibi çok farklı disiplinlerin birarada çalışmasıydı. Sonuçta disiplinlerarası çalışmanın kaçınılmazlığına karar verildi. Çünkü bu akademisyenler akademi dışındaki yaşama ve üretilen bilgiye de çok önem veriyor. Onu da bünyelerindeki bilgiyle yoğuruyorlar. Kuru ve sıkıcı ,hiç bir öze sahip olmayan bilgi değil istedikleri. Üretimi gerçekten yaptıkları için dışa dönük ve sevecenler. Bizim akademisyenlere bir ünvan yetiyor, onlar evrensel bilgi ve insanla ilgileniyor. Elbette, Batı dünyası için diğer kültürleri kabul etmek çok yeni . Bunun Batı’da kadın hareketinin yükselmesiyle birlikte ortaya çıkması da düşündürücü. Kadınlar farklı olana düşman gözüyle bakmıyor. Doğal olarak kadınlar sözcüğü tüm kadınları kapsamıyor. Bu ütopik olurdu. Sisteme dahil olanlar dışarı!
Türkiye’nin entellektüel üretime ihtiyacı var. Zihin gerçekten çalışsa beden hareket eder. Üstümüzdeki atalet ve yavaşlık gerçek zihni üretimin olmamasından. Tıpkı sevgisizliğin de bundan kaynaklanması gibi. Düşünen insan sever.
NEVVAL SEVİNDİ
 

EZBER DEĞİL EĞİTİM

Ekim 17 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 26. maddesi , eğitimin en temel insan hakkı olduğunu belirler. Toplumsal gelişmenin olmazsa olmaz bir parçasıdır eğitim. Toplumsal gelişme aracımız olan eğitim ekonomik yatırıma yapılan yatırımlardan daha fazla ekonomiyi destekleyen bir alandır. Ekonomiyle eğitim arasındaki ilişkiyi iyi bilen Başkan Clınton ABD’yı 21.yüzyıla taşıyacak en büyük gücün eğitim olduğunu, önümüzdeki 50 yıllık dönemde ABD’nın dünya liderliğini eğitime önem vererek sürdürebileceğini açıkladı.Büyük bir eğitim programı ortaya koydu.Eğitim programının esası, genelde tüm ülkede eğitim düzeyini aynı çizgiye getirip yükseltmek, özelde seçkinler için eğitim imkanları sağlamak.Biz de Türk eğitimini ve öğrencilerini dünya ile entegre etmeliyiz, kalitesini yükseltmeliyiz. Ayrıca, eğitime yatırımın ekonomik getirisi, gelişmekte olan ülkelerde,gelişmiş ülkelerdekinden daha fazladır. Özellikle, kadın eğitimine yapılan yatırım, erkek eğitimine yapılan yatırımdan daha fazla ekonomik yarar sağlamakta. Bilimsel sonuçlar olarak söylediklerim, günümüzde ekonomik-teknolojik gelişmenin iyi yetişmiş insan gücünden kaynaklandığını gösterir.Temel eğitimde en önemli donanım temel düşünce yetenekleridir, ezber değil.Düşünme, muhakeme, problem çözme yeteneklerinin desteklenerek birey olmasına yardım etmek ögrencinin.
Tüm işgücünün yüzde 78’si ilkokul ya da daha az eğitime sahip. Gayri safi milli hasıla yüzdesi olarak eğitime Türkiye’den daha fazla yatırım yapan ülkeler: Cezayir, Mısır, Ürdün,Malezya ve Tunus.
Türkiye’de Milli Eğitim istatistikleri,eğitimde en ciddi dar boğazın ilkokul bitimi ortaokul girişinde yaşandığını ortaya koymakta. İlkokul mezunu çocukların yarıdan fazlası ortaokula devam etmemekte.Bu okutulmayan çocukların büyük çoğunluğu kız çocuklarıdır. Ortaokul yaşındaki erkeklerin %62’si, kızların sadece %4’ü okuldadır.
En büyük zenginliği insan kaynağı olan toplumumuz insanını ve onun yarısını oluşturan kadınlarını toplumsal kalkınmaya entegre edememekte. İngiltere,Galler ve İskoçya’da 1988, Kuzey İrlanda’da 1989 eğitim reformlarından sonra orta eğitimin ilk devresinde tüm ögrencilere genel eğitim verilmesine dönük ortak ulusal eğitim programları uygulanmakta. Bizde eğitimin kalite farklılığı bölgeler arası çok derinleşmekte.Özel okulların genel eğitimdeki payı, sadece %1.5 Bu pay yüksek öğretimde %1 altında. Oysa özel okullar Japonyada eğitim yükünün %81’ni, Kore’de %74’nü, Hindistan’da %60’nı ve ABD’da %26’sını çekmekte. Güney Doğu’da bir çok okul terör nedeniyle, öğretmensizlikten kapalı. 1990’daki sayıma göre nüfusun %20.8 okur-yazar değil. Öğretmenlik mesleği ise cazibesini yitiriyor, misyon sahibi öğretmenler azalıyor.

 

DÜŞÜNEN İNSAN SEVER

Ekim 17 2003Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

Konusu:”Kadının Biçimlendirdiği Yeryüzü, Yeryüzünün Biçimlendirdiği Kadın” olan sempozyum tarihöncesi, bugün ve yarını tartıştı. Binlerce yıllık insanlık tarihi boyunca kadın merkezli toplumların ne uzun süre yaşadığını gösterdi bize. Elinize bir mezure alırsanız bunun 80 santimini kadın odaklı kültür biçimlendirmiş, sadece son 20 santimlik bölüm erkek egemen anlayışın kültürü. Ama dünyanın savaşlar ve kirlenmeyle boğuştuğu iki üç yüz yıl. Vahşi kapitalizmin tüm dayatmalarıyla sürekli kazanan ve kaybeden tarafların varlığı. Oysa sümerolog Muazzez Çığ anlatıyor ki, M.Ö. 4500 yıllarındaki bir tablette kral kadın ve erkeklerin eşit ücret alacaklarını kanuna bağlıyor! Yani yeniden keşfedilecek bir şey yok yeryüzünde ama hatırlamak zorunda olduğumuz kadınsı değerler, duygusallık diye aşağılanan değerleri yeniden yaşama sokmak. Matriarkal sistem bir paradigma değişimi tarihte. Kadın odaklı kültürün bu kadar uzun sürmesinin ardında yatan gerçek doğal olması ve doğayla uyumu hiç yitirmemesi. Oysa son yüzyıllar doğal olmayanı dayatan bir erkek anlayışı. Ne bedenimiz ne ruhumuz için. Çünkü erkek “akıl” pozitivizmle katı, totaliter bir aklı koca bir manevi dünyanın yerine koymaya kalktı. Ruhu yadsıdı. Bunu kopyalayan zavallı bizim kültürümüz de elindeki hazineleri toprağa gömüp sonra nerede olduğunu unuttu,dilenmeye başladı. Bizim elimizdeki görkemli tasavvuf felsefesi, kültürümüz, edebiyatımız tüm yıldızlarıyla bir torbaya kondu. Dünyanın 18 ülkesinden ve ağırlıkla Amerika’dan gelen konuşmacıların hepsi akademik kariyer yapan kadınlar. Ama bunu anlamanız çok zor. Çünkü bilgilerini bilgeliğe dönüştürme çabasında olan alçakgönüllü insanlar ve hepsi de sanatın bir parçasıyla uğraşıyorlar. Önyargıları yerine sezgilerini kullanarak sevgiyi paylaşıyorlar. Bu deneyimi Anadolu topraklarında yaşamak onlar için olduğu kadar bizim için de heyecanlı oldu. Sonuçta ana kültürünün ve tanrıçaların vatanı Anadolu ve 9000 yıllık en eski bu külte ait bir kente;Çatalhöyük’e sahibiz. Sempozyumda bir diğer önemli deneyim arkeoloji, arkeomitoloji,antropoloji,teoloji,sanat tarihi gibi çok farklı disiplinlerin birarada çalışmasıydı. Sonuçta disiplinlerarası çalışmanın kaçınılmazlığına karar verildi. Çünkü bu akademisyenler akademi dışındaki yaşama ve üretilen bilgiye de çok önem veriyor. Onu da bünyelerindeki bilgiyle yoğuruyorlar. Kuru ve sıkıcı ,hiç bir öze sahip olmayan bilgi değil istedikleri. Üretimi gerçekten yaptıkları için dışa dönük ve sevecenler. Bizim akademisyenlere bir ünvan yetiyor, onlar evrensel bilgi ve insanla ilgileniyor. Elbette, Batı dünyası için diğer kültürleri kabul etmek çok yeni . Bunun Batı’da kadın hareketinin yükselmesiyle birlikte ortaya çıkması da düşündürücü. Kadınlar farklı olana düşman gözüyle bakmıyor. Doğal olarak kadınlar sözcüğü tüm kadınları kapsamıyor. Bu ütopik olurdu. Sisteme dahil olanlar dışarı! Türkiye’nin entellektüel üretime ihtiyacı var. Zihin gerçekten çalışsa beden hareket eder. Üstümüzdeki atalet ve yavaşlık gerçek zihni üretimin olmamasından. Tıpkı sevgisizliğin de bundan kaynaklanması gibi. Düşünen insan sever. NEVVAL SEVİNDİ

Sayfa 2 / 4«1234»