Politika

Milliyetçilik

Haziran 10 2007Yorum Yok Kategori: Politika

MİLLİYETÇİ KÖKLERİNİ BİLENDİR Bizdeki bazı aklı evvellerin “aman tehlikeli milliyetçilik yükseliyor, falan araştırma da bunu kanıtlıyor” demediği gün olmuyor. Milliyetçilik kötü bir damga olarak pazara sürülüyor devamlı. Bu ezberi bozacak teoride ortalarda yok. Milliyetçiliğin tarifini Batı’dan alan elitler “ırkçı,şoven ve emperyal” demek istiyorlar. Ancak bu kavram Batı’ya ait. Neden beni ve kültürümü temsil kabiliyeti olsun ki? Bence yok. Kendi kavramlarını üretmeyen zihinler ezber üzerinden konuşuyor.Bu robotik zihinsel yapılanma bizi bir yere götürmüyor. En basit milliyetçilik tarifi;köklerini bilmektir.

Avrupalı bunu bilmeden aydın sayılmaz. Ürün veremez. İtibarı olmaz.Markamız milli kültürel kimliğimizdir.Türk bir ırk ifade eden sözcük değildir.Kavimler topluluğuna verilen isimdir. Neden korkuyorsunuz? Türk olmanın değerini ,onurunu yeniden tarif etmek zorundayız. Etrafınıza bakın;İran milliyetçiliği 2500 yıllık koyu mu koyu, Arap milliyetçiliği, Yunan milliyetçiliği saldırgan, Bulgar milliyetçiliği ve Rus milliyetçiliği. Kimse okuma yazma bilmiyor mu yoksa? Türkiye’nin en temel sorunlarından birinin aydın tavrı olduğunu düşünürüm hep. Gördüklerim, işittiklerim, okuduklarım ve yaşadıklarım bu noktaya gelmemde etken oldu. Mesnevi der ki: “Gözlerimiz, bakışlarımız gönle uymuştur. Gönül isterse göz zehire bakar, yılana bakar; gönül isterse ibret alacağı, ders alacağı şeye bakar. Gönül ne tarafı işaret ederse, beş duyu da eteklerini toplar o tarafa koşar..” Sürekli kendi milletini, kültürünü, dinini, tarihini küçümseyen ve horlayarak konuşan aydınlar gördüm. Akademik en ünlü yerlerde ve unvanlarda aydınların tek kelime Osmanlıca bilmeden tarih profesörü olduğu, sadece Batılı yazılı kaynaklardan öğreticilik yaptığı ve tez yazdığı zaten bilinen bir gerçek. Hiçbir Doğu dili bilmeden Doğu, İran ya da Arap uzmanları olduğu gibi kendi dilini yetersiz bulan, sevmeyen de çok gördüm. Kendi dil köklerini merak etmemiş ve etmeyen, Türk lehçelerine hiç ilgi duymamış. Orta Asya’yı hâlâ Cengiz Han döneminde sanan aydınlar. Dede Korkut ya da Manas destanı okumadığı gibi Kur’an-ı Kerim okumadığı için övünen aydınlar dinledim. Medyanın çok sevdiği aydınlardan ne kadar göçebe ve ilkel olduğumuzu devamlı suratımıza haykırdılar. 90 yıl geçti Çanakkale Savaşı’nı sahiplenmek için. Ben 1998’de ‘Gelibolu Yarımadası’nın Yeniden Düzenlenmesi’ konulu uluslararası açılan bir yarışmaya Mimar Sinan Üniversitesi’nden bir ekiple birlikte katıldım. Ne kadar terk edilmiş olduğunu Gelibolu’nun gördüm. İngilizce kaynaklardan başka kaynak olmaması içimi dağladı. O olağanüstü kültürün kahramanlarını İngilizler anlatıyordu. Hakkını vererek. Onlar bile dize gelmişti bu insani değerlerin karşısında. Bizim ise ne tarih kitaplarımızda vardı ne de öğrenci olarak Gelibolu’ya götürdüler. İdeolojik şizofreni ortadan ikiye bölmüştü ülkeyi ve bu kanama sürüyor. 90 yıl önce 25 milyon kilometrekareden kopup gelmiş kahramanlarla kim bilir ne ilginç öyküler dinleyerek tarihi yazacaktık. Sözlü tarih çalışmasını ne akademik dünya ne de TRT gibi devlet kurumları yaptı. Son kalan on kişi belgelenebildi yeni. Kendi tarihinden, kültüründen ve dinî değerlerinden kopmuş, boşlukta gezinen bu insanlar yabancı kültür odaklarından eğitim almışlardı. Tek becerisi sadece bildiği dilden çeviri yapmak olanlara ne payeler verildi. Aydın cesareti hiç önderlik edemedi. En etkili ve can acıtıcı cümlesini yazının sonunda ediyor: “Ancak kuşkusuz Türklere karşı propagandanın en ilkelini; ama etkilisini her zaman olduğu gibi Türklerin kendileri yürütüyor.” Bu medya, Akademik dünyanın global bir oyuncu ve yarışçısı olmak yerine kendi yabancılığıyla, yarılmış kişiliğiyle medyanın çoğu gibi yumruğunu Türkiye’ye indiriyor. Kendi dilinden hazzetmeyen, dinini gerici, geleneklerini ilkel bulan aydınlar sisli bir gece gibi örtüyor önümüzü. Bu sisi delecek el feneri kültürümüzün değerlerine sahip çıkan, üreten ve sentezi yapan aydınlardır. “Tarih bilgisi olmayan insanların desteksiz konuşması bir özgürlük konusu değil, sorumsuzluktur. Bizim bu gibi sorumsuzluklara müsamaha etmemiz doğru olmaz.” diyen İlber Ortaylı’ya katılalım ve “aman damgalanırız” diye köksüzlüğe müsamaha etmeyelim. EKONOMİK MİLLİYETÇİ AVRUPA Yükselen milliyetçi dalga Avrupa’da milliyetçiliğin capcanlı durduğunun kanıtı. Bütün iddialı ülkelerde bunu izledik. 2006 Avrupa Kupasında Fransa mavi kırmızıya kesti, Hollanda portakal rengi oldu, İtalya zaten sokaklarda bayraklara sarınıp yattı. İngiltere, Almanya’yı adeta işgal etti, her yerde İngiliz bayrağı salladı. Türkiye’nin kafasını karıştırmaya, Türk olmaktan utanan aydınlarla sadece program yapmaya kararlı televizyonlarda Türkiye’nin üzerine atalet yorganı örtülüyor. Atalet bireysel ve toplumsal sağlanınca yolsuzluk varmış, yoksulluk varmış kimin umurunda. Yaldızlı dünyalar, boyalı siyaset… Türkiye iki pozisyonda hareket ediyor: Savaş ve atalet. Savaş pozisyonu en sevilen durum. Taraflar belirlenip, karşı karşıya kaldı mı gündeme heyecan yağıyor. O bitince ses soluk kesiliyor. Atalet pozisyonu; ne sen iş yap ne de yapılmasına izin ver hali. Minimum enerjiyle hayatta kal. Ye, iç keyfine bak. Aman, fazla çalışıp kötü örnek olma. Devlet memuru olmayı en sağlam yol gören zihniyet ataletin körükleyicisi. Binlerce iş bulunmuş ancak iş göremez insanı sırtlayan Türkiye, AB’ye girme kararlılığında. Yani daha 50 yıl önce savaştan çıkıp yanıp yıkılan ülkelerini çalışma azmiyle kuranların iradesine ortak olacak. Avrupa milliyetçiliğin ve ulus-devletin doğduğu topraklar. 20.yüzyılı kana boğan ırkçı ve milliyetçi savaşları çıkaran Avrupalılar. Avrupa medyasında kendini aşağılayan hangi Fransız, Almanı gördünüz? Avrupalılar ekonomik milliyetçiliği önemser.Uygular. kendi menfaatleri her şeyin önündedir. GENÇLERİN İÇİ BOŞ “Çocuklarımızı en önemli hazinemiz olan anadilimizden habersiz ve uzakta yetiştirdiğimizi yazmıştım. Bu tespit ne yazık ki, sadece anadilimiz olan Türkçe ile sınırlı değil. Bu acı gerçek, Türk kimliğimize damgasını vuran diğer öğeler için de geçerli. Türkçe ile bire bir bağlantılı olan Türk edebiyatı, Türk sanatı ve Türk kültür hazinesinin diğer eşsiz değerleri için de geçerli. Daha da önemlisi, nereden gelip nereye gittiğimizi gösteren Türk tarihi için de geçerli. Etrafımıza bir bakalım ve şu sorulara yüreklice cevaplar arayalım: Almanya’da yetiştirdiğimiz çocuklarımızın kaçta kaçı Yunus Emre’nin, Pir Sultan Abdal’ın, Mevlana’nın, Karacaoğlan’ın, Dadaloğlu’nun hayatıyla ilgili yeterli bilgi sahibidir? Kaçta kaçının belleğinde ezbere okuyabilecekleri bir şiir veya deyiş vardır? Bu büyük ozanları okumadan, sevmeden, özümsemeden Türkçe nasıl öğrenilir, nasıl sevilir? Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş çağdaş Türk şairlerinin hangisinden haberdar çocuklarımız? Yahya Kemal’i, Ahmet Haşim’i, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı duymuşlar mıdır? Veya şiirleri bütün dillere çevrilmiş olan Nazım Hikmet’i, ‘Yaş otuz beş’ şiirini ölümsüzleştiren Cahit Sıtkı Tarancı’yı, Necip Fazıl Kısakürek’i? Garip’lerin babası Orhan Veli Kanık’ı? Ve daha tadına doyulamayan yüzlerce, binlerce şairler, yazarlar, ressamlar… Ya Türk tarihi? Bırakalım uzak Osmanlı tarihini, ya da uygarlıklar beşiği olan Anadolu tarihini. Yakın tarihimize damgasını vurmuş olayların tarih bilinciyle donatabiliyor muyuz çocuklarımızı? Mustafa Kemal Atatürk’ten kalan mirası onlara aktarabiliyor muyuz? Ortaçağ karanlığı ve bağnazlığı içinde çağdaş bir vatan ve ulus yaratmanın sorumluluğunu verebiliyor muyuz onlara? 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül tarihleri çocuklarımıza acaba neleri hatırlatır? Bu gibi soruları çoğaltabiliriz. Ancak eminim, bu sorulara alacağımız yanıtlar hepimizi üzecektir, derin derin düşüncelere salacaktır. Bizleri çareler bulmaya, kalıcı çözümler üretmeye zorlayacaktır. TÜRK KÜLTÜR PAZARI Kalıcı çözüm ne olabilir? Kalıcı çözüm kalıcı kurumlar yaratmakla bulunur. Bilimsel titizlik ve profesyonel mantıkla yürütülen kurumlarla ancak kalıcı çözümler bulunur. Böyle yürütülen bir kalıcı kurumun adı ‘Türk Kültür Enstitüsü’ olmalıdır. İspanyollar (Instituto Cervantes), İtalyanlar (Istituto Italiano di Cultura), Amerikalılar (Amerika Haus), İngilizler (British Council), Fransızlar (Institut Français) ‘kültür enstitülerini yıllar önce kurmuşlar.” diye yazan Münih Yabancılar Meclisi Başkanı Cumali Naz sadece Almanya’daki sorunu mu dile getiriyor sizce? Türk eğitim sisteminde çocuk ve gencin kimlik oluşumunda estetik ve kültürel değerlerimiz ne kadar kullanılıyor? Kaç öğrenci Mimar Sinan eserlerini ilkokulda gezdi? Fatih’in teknik bilgisi ve komutanlığı kadar şairliği ne kadar öğretildi bize? Divanı var desek liseliler ne anlar dersiniz? İlkokula kadar inen uyuşturucu trafiğinin anlamı sadece “satış” mı? Yoksa kimliği yapılandırılamamış çocuklarımızın yabancı özentiliğiyle birleşen arayışı mı? Kendi ülkesini, kültürünü bilmeyen zihinsel boşluklarını yapay seslerle, ürkütücü sanal alem oyunlarıyla dolduran çocuklarımızdan kim sorumlu? Çocuklarımızı iyi mi yetiştiriyoruz? Yoksa gelecek, gelecek diye para ile sınırlı anlayışın sonucu mu bunlar? Modanın dışında dilin imkanlarından yararlanmak kültürel ruhumuzun zenginliğidir. Ruh yoksa o boşluk uyuşturucu, sigara, şiddetle dolacaktır. 1934’te Tanpınar “hemen bir sanat müzesi kurulmalı” diye yazıyor. Bildiğiniz gibi bu dilek 2000’li yıllarda hayata geçebildi ancak. Kim olduğunuzu bilmezseniz geriye “din gider taassup kalır; ahlak gider riya kalır; neşe gider hüzün kalır” diyor Tanpınar bize. Karamsar bir milletle gelecek inşa edilemez. MİLLİ ÇÖZÜMLER 40-50 yıldır değiştiremediğimiz sorunlar, yasalar ve kemikleşmiş zihniyetlerle nasıl irade kullanacağız dersiniz? Sadece karşıt olmayı, tepkiselliği marifet sayanların bol kepçe salladığı ülkemizde nasıl kalkınma sağlayacağız? Dünün komünistleri, köylüleri bizi geçerken el sallayarak durumu kurtarmamız söz konusu değil. Bunalımlar, krizler, darbeler bizi köklerimizden söküyor, yıkıyor, yaralıyor ve yok edecek kadar zedeliyor. Olağan yaşam çizgileri altüst oluyor. Dağılıyor insanlar. Yaşama duyulan saygı, sevgi, duygusal kavrama yok olunca hangi yapıştırıcı bizi tutar? Teknik altyapı bozulan toplumsal ruh sağlığımızı yeniler mi? Türkiye bir türlü yaşadığı kopuk kopuk an parçalarından sıyrılıp süreklilik kazanan bir nehre dönüşemiyor. Dedikodu yönteminin her yere sirayet etmesi de “an an” yaşama, kopuk parçalar halinde yaşamın üstünde kaymayı anlatıyor sanki. Bu birbiriyle ilişkilendirilmemiş kültürel yapı parçaları dağınık bir boz yap gibi köşede beklemekte. Ne bilim çalışması yaptığını iddia edenler, ne liderlik iddiası olanlar bütünleştirmeye yarayacak bir bellek oluşturamamakta Türkiye’de. Sanki bütün görsel dünya otistiğin içinden nasıl bir nehir gibi akıp gidiyor , ama hiçbiri anlam taşımıyorsa, içselleşmiyorsa Türkiye’de yaşadıklarını içselleştiremiyor. Deneyimlerine anlam katamıyor. Bundan dolayı yaptığı, yaşadığı hiçbir şey onun bir parçası olmuyor. Birbirinden uzak sosyal ve kültürel yapılar zihinsel bir işlev bozukluğu gibi Türkiye’yi kendine uzak tutuyor. “En büyük güçlükler maddi olanlar değil. Zihinlerdekilerdir: Rutini kırmakta, gündelik ihtiyaçların çemberinden kurtulmakta, münferit tedbirlerin ötesine geçmektedir. Hatta gündelik ihtiyaçları karşılarken bile yarının temeli kılmak ve bu endişeyi zaruri kılmak programdır.” Bir medeniyetin markasını oluşturan, onun temelinde yatan değerler dünyasında insana verilen mevkidir. İnsan odaklı bin yıllık kültürümüz bugün sentezini yapmak, bu sentezin ürünü olan insanı var etmekle geleceğin yolunu açacaktır. Eğitim, öğretim ve aile buna yardımcı olacak şekilde yapılanmalıdır. Bunlar kapıları açmalı ve çocuklar, gençler arayıp bulmalıdır. Bulma serüveni öğretici ve eğiticidir. “Bu toprağın macerasını ve kendi maceramızı bilmek, onun içinden büyümek, onun içinden tabii şekilde yetişmek ve Garplı anlayışla Garplı ustaları severek eser vermektir.” diyen Tanpınar ustamız yaşam sevincini buradan almıştır. Kültürümüzün olağanüstü yaşama sevincini boğmaya çalışan karamsar düşünceler, ezik bir tarih bilinci, kendi hakkında cehalet ve özgüven yoksunluğunun doğurduğu 16-17 yaşındaki gençler, serseri mayın gibi ortalıkta dolaşırken düşünmesi gerekenler bir kez aynaya baksın. Eğitimde nasıl bir insan üretiyoruz?Okulla ev arasında sallanarak gidip gelen çocuklar mı gelecek? Yoksulluk, işsizlik tek başına neden değildir. Onunla mücadele etmek için de insan malzemesinin yapılanması, onu oluşturan değerleri dikkate almamız gerek zaten. RUHİNŞASILAZIM 1960’ta Tanpınar yazıyor: “İktisadi enflasyonun yanı başında çok vahim değerler enflasyonu vardır. Yassıada’nın temelleri onun üstüne kuruldu”. Akademisyenler, siyasiler, aydınlar bunu ülkenin ortak sorunu olarak görseydi bugün aynı şeyi mi yazıyor olacaktım diye düşündüm. Bir ömür geçirmişim bu satırlar yazıldığı andan itibaren. Bir insan ancak cemiyetinin adamı olmakla ve onun sıtmalarını taşımakla entelektüel olabilir, diyen Tanpınar’a rahmet. Bir türlü kaynaklarını bulamayan deli dolu akan bir nehir yeni ruh inşasında kullanılmalı. Yoksa kendinden nefret eden, öteki beriki diye insanları ayıranlardan yeni bir ruh inşacısı çıkmaz. Onlardan ancak komplo teorisi üreten düşünce fakirleri ürer. İşte bataklık burasıdır. Yaşama sevincini kaybetmek ve sevgisiz dünyaya bakarak insanı ufkundan silmektir. “İlim ilim bilmektir/İlim kendin bilmektir” diyen Yunus’u dönüp dönüp okumalı. Türkiye sahteciliğin kolaycılığından, rantından samimiyetin derinliğine ancak özeleştirinin sularında yüzerek varabilir. Türkiye kendi özgün kültürel sentezini yapmak için zihinsel çaba harcamalı. Zihnini muazzam bir depo halinde kullanmak yerine çağrışımlara açık kılmalı.Geçmişteki her şeyi anlamadan ileten değil, kendi değişimini sağlayacak bilgiyi üreten olmalı. Türkiye geleceğin kanatları altında uyuklamak yerine kendi kanatlarını kullanmayı öğrenmeli ki şafak vaadkar olsun bize. Kendi sosyal,kültürel ve ekonomik modellerimizi üretme zamanı. O zaman yıllardır söylediğim Türk Rönesans’ı hayal olmaktan çıkar.

Seçime 43 Gün

Haziran 9 2007Yorum Yok Kategori: Politika

Politika parçalanıyor.Partiler alt üst oluyor.Sağdakiler sola,soldakiler sağa koşuyor.Herkesin kafası karışıyor. Aslında bu kaostan düzen çıkacağı aşikar.Alt üst olmadan dalgalı denizler durulmaz. Gemiyi önce fareler terk eder batma ihtimali kesinleşince. Ama insan bir tahta parçasına tutunarak da kyıya selametle çıkabilir. Türkiye tepeden tırnağa değişim ve yenilenme istiyor.Buna hizmet edecek adaylar ve politikalarla Türkiye’de politik alan gerçek zeminine kavuşacaktır. KAlbinizi dinleyin. Çünkü duygusu olmayanın aklı iyiliğe çalışmaz. İyi insan iyi ahlak bizim politik şiarımızdır. Herkes kendinden mesuldur. Dinimizce kimse kimsenin ne günahını sırtlayabilir,ne sevabını çalabilir.

KALBİNİZ NEREDE? Avrupa’nın en ünlü dergileri hayatın anlamından söz ediyorlar. Stern dergisi editörü gibi dinlerin hayatın anlamını bulmada binlerce yıllık rolünden söz ediyorlar. Yüzyıl içinde hayatın anlamını kaybeden yerine otomatik makineler kazanan “kazı-kazan”cı insancıklar başlarını nereye vuracaklarını şaşırdılar. Koyu Katolik ailenin çocukları Budist oluyor, yüzlerce “new age” denen Amerikan tarikatları para basıyor, sakinleşmek için uzak doğu meditasyonları yok satıyor. Ölüm nedenleri sıralanırken kalp hastalıkları,kanser ve benzeri gruplar alt alta diziliyor. Hastalıklar sadece bir sonucun adı. Nedenleri üstüne kimse düşünmüyor. Doktorlar altı yedi dakika özel muayenede size kanser veya kalp olduğunuzu beyan ediyor. Bu tebligat sizi ne yaparsa yapar bu doktorun derdi değil. Kes biç dersleri onu ilgilendiren sonrası yine onun derdi değil. Milyonlarca insana ne yapılıyorsa size de o yapılır yut şu kırmızı hapı denir. Neden ben bu sona geldim sorusunu ne hasta kendine soruyor,ne doktor hastasına. Hiç merakı olmayan bilim adamıyla hiç merakı olmayan hayat adamı aynı koşullar sürerken iyileştirme beklentisine giriyor. Bugün birinci ölüm nedeni dünyada stres dediğimiz aşırı kaygı,baskı ve sıkıntı durumu. Örneğin iş yeri stresine bağlı kalp ölümleri çok yüksek. Yöneticilerde yine öyle. İyi aile hayatına sahip yöneticilerde ölüm çok daha az görünüyor. Çünkü insanların içsel korunma mekanizmaları çalışıyor. Onları harekete geçirir ve sağlıklı işlemesi için alt yapı hazırlarsak beden denilen olağanüstü sistem kendini korur. Kendini yeniden yapılandırma, onarma gibi özellikleri bulunan bedenimizin ihtiyacı manevi dünyamızın besinleridir. Duanın iyileştirici etkisi,iyi insan olmanın hazzıyla yaşanan onarıcı hücreler buna bağlı çalışıyor. Manevi kavramların içinin boşaltılması,hayata manevi yüklenen anlamların kaybedilmesi hastalıkların en büyük kaynağı. Bayramları tatil yaparak anlamsızlaştıranlar sağır vicdanlar doğuruyor. O zaman yirmi yaşında yirmibeş kapkaçtan yakalanan gencin ne olduğunu bilemiyoruz. Çocuklarımıza öğrettiklerimiz bize öğretilen değerler mi acaba? Uyumak ve tatil değerlerden daha önemli diye çocuğa gösteriliyorsa daha sonra bu çocuk nerede manevi bir huzur bulacak? Doğamıza uygun olmayan yaşam tarzını zorlamak ve bunun tek doğru olarak sunulması da hastalıkların kaynağı. İşte yeni moda “hiper aktivite” hastalığı. Bütün çocuklar hiper aktif ve bu hiç acaip gelmiyor doktorlara. Duvara tırmanan çocuğun nedenleri değil sonuçları önemli ve daya ritalini geçsin hastalık. Amerika’da ritalin ve benzerleri konusunda yığınla araştırma yapılıyor. Çok tehlikeli diyen makalelerde bu ilacın daha sonra uyuşturucu bağımlılığına zemin hazırladığı belirtiliyor. Hiper aktivite tamamen modern,yapay dünyanın türettiği bir hastalık. Apartmanlarda,daracık alanlarda hapsedilmiş ve okul dahil her yere arabayla götürülen çocukların ne yapacaklarını bilememem durumu. Bildiği durumu da televizyondan öğreniyor.Nasıl? Her reklamda,dizide dikkat dağınıklığını öğrenerek. Bir dizinin on kez reklamla kesilmesi ve dikkati en fazla on dakika ile sınırlaması çocuğa bunu öğretiyor. Sonra çocukta dikkat yoğunluğunu nasıl bulacağız?Ayrıca bu çocukta kaygı ve stres artmasına neden oluyor ,bu kaygıyla çocuklar çıldırıyor. İkinci bir neden, anne baba rolünün bozulması. Anne ve babalar otorite ve rol kaybına uğradığı için şımarık çocuklar başı boş, sorumsuz ve saldırganlar. Sehpaların üstünde tepinen çocuklarına bakarak anne babanın ona mazeret bulması ve kendi suçluluk duyguları tatmin etmesi sonucu dengesi bozuk çocuklarla dolu çevremiz.Üçüncü neden, çocuk sevgisinin azalması. Anne veya baba olmaya hazır olmayan kentlerde birey olacak diye egoist yetiştirilen insanlar çocukları sevmiyorlar. Böyle kaç tane aile gördüm. Çocuk sevilmediğini hissediyor. Ya şımarık,ya sabır gösterilmeyen çocuklar. Kim hasta dersiniz bu durumda? Acaba dünyamızda her şeyden birey mi sorumlu? Yoksa pazarlama stratejileri, tüketiciler ve televizyona yapışanların yarattığı dünyalar mı? Bireyi aşan sorunlar ne? Hem başarılı iş kadını,hem sosyal,hem güzel,hem anne olmak zorunda olan kadının kaygılarından kim sorumlu? Bize dayatılan bedenlere,hayat tarzlarına, arayışlara,makinelere, Evliliklere,okullara,eğitime,politikacılara,düşmanlıklara,kaba gücün başarısına bakınca ne kadar yüzeysel yaşadığımız anlaşılabilir. Bu yapının dayattıkları boşaltılmış manevi dünya ve kavramlarıyla birleşince hasta olmamak zaten mümkün değil. Her şeye acil çözüm isteyen ve acil yaşayan bugünün tepkileri hep acıklı sona mahkum. Mutsuzluk diz boyu. Ruhsal destek ve güce ihtiyacımız var. Bu nedenle eski dünyada padişah bile olsan kendine bir spiritiüel (ruhani)lider bulurdun ve onun yolu yolun olurdu. Mevlana’nın dediği gibi ;dil ku?dil ku?(kalp nerede ?kalp nerede?)

Başbakan dedi

Haziran 7 2007Yorum Yok Kategori: Politika

Erdogan, “bu konuda devlette görüs ayriligi oldugu iddialarinin ortalikta dolasmaya basladiginin” belirtilmesi üzerine söyle konustu: “Bu konuda Genelkurmayimizla aramizda herhangi böyle bir tartisma, ayrisma söz konusu degil. Biz her zaman güvenlik güçlerimize, sunu söyledik, sunu söylüyoruz; nedir ihtiyaciniz? Bize düsen bu noktada ne varsa bunu söyleyin. Herhangi bir eksik var mi? Sinir ötesiyle alakali olarak bir adim atilacaksa, biz bunun, öncelikli olarak güvenlik güçlerimizle müzakeresini yapariz, böyle bir sey gerektigi anda da bunu Parlamento’ya tasiriz. Medyadan ricam sudur; ne olur bu isi bu kadar kasimayin, bunu kasidikça muhaliflerimize, düsmanlarimiza koz veriyoruz. Güvenlik güçlerimiz bizden bir sey talep ettiklerinde asla onlarin önlerinde durmayiz, duramayiz. Vakti, saati geldiginde, ne gerekiyorsa, o adim atilir.”

Başbakanın ne K.Irak politikası var,ne de güvenlik! Nerenin Başbakanı acaba? Önünde durmayız ne demek?Siyasi emir hükümetten gitmeyecek mi?HAni askerler onun emrindeydi? K.Irak meslesini, her gün şehitlerimizi gömerken terörü kendi meselesi olarak görmüyor mu yani? Dışında mı? Ordu da siyasi irade bekliyoruz diyor. Orduyu siyasi rakibi gibi gören anlayış siyasi iradeyi yok ediyor galiba? Orduya yetki veren tezkereyi Meclis’e ne getirdi ne geçirmeye çalıştı. Bunun dışında her türlü kaotik çalışma yapıldı. Avrupa’da medya ve yetkililer de şunu demeye hazırlanıyor: Ordu hükümete rağmen müdahale ettti. Ordu ve hükümet ayrı duruyor bu tabloda. Dış güçler çok mutlu…. Genel Kurmay BAşkanı cevabı verdi:Türk ordusu mahalle kabadayısı değildir…. Bunun için siyasi irade lazım. AKP hükümeti ortada yok. Başbakan evde kahve içiyor. Türkiye sahipsiz ve DP sahip çıkacak. K.Irak meselesinin ciddiyetini kavramayan hükümet “keşke tezkere çıksaydı” diye Başbakan’n ağzından bugün hayıflansa da yine ayni yanlışı yapmakta. Bunun faturası ağır olacaktır. Türkiyede motorlu taşıtların sayımı başladı haberi sessizce geçiştirildi. Türkiye sahipsiz bir ülke değil. Cüneyt Ülsever yazdı:10.haziran Recep Tayyip Erdoğan: Kuzey Irak konusunda ne dediğini anlamak mümkün değil. Zaten bir dediği bir dediğini tutmuyor. Son günlerde arazi olmayı ise tercih ediyor. Sınır ötesi operasyon için grubundan karar alacak gücünün olmadığı dedikodusu aldı başını yürüdü. Soruyorum: Sınır ötesi operasyon yapmak için TBMM’ye tezkere getirecek misiniz, yoksa buna gerek olmadığını açıkça beyan edecek misiniz? Yılmaz Özdil yazdı: Dün… Ankara Kocatepe Camii. “Hükümet istifa…” “AKP dışarı…” “Kelle değil, şehit o…” “Oğlunu Şırnak’a da gönder…” “Hangi yüzle geldiniz…” “Yuuuuhhh!” Dün… İstanbul Levent Camii. “Başbakan istifa…” “Katile sayın, bize mayın…” “Yuuuuhhh!” Dün… Manisa Hatuniye Camii. “Arınç dışarı…” “Hükümet istifa…” “Yan gelip yatmadı, vatanını satmadı.” “Yuuuuhhh!” Dün… İstanbul Swissotel. Başbakan, “hükümetimizin izlediği yönetim tarzı ve reformlarımız artarak devam edecek” dedi… IMF’den John Lipsky, Dünya Bankası’ndan Shigeo Katsu, Amerikan International Group’tan Jacob Frenkel, Kuveytli Alshaya’dan Mohammed Alshaya, İtalyan Benetton’dan Gerolamo Caccia Dominioni, Fransız BNP Paribas’tan Jacques de Larosiere, Amerikan Citigroup’tan Michael Klein, Kanadalı Eldorado Gold Corporation’dan Paul Wright, Fiat’tan Sergio Marchionne, İtalyan Finmeccanica’dan Pier Fransesco Guerguagliani, Amerikan GE Money’den William Cary, Koreli Hyundai’den Joong Geol Kim, İtalyan İndesit’ten Marco Milani, İsrailli Iscar’dan Stef Wertheimer, Japon Itochu’dan Sumitaka Fujita, İspanyol Mango’dan Isak Andic Ermay, Alman Metro Group’tan Hans Joachim Koerber, Japon Mitsui’den Ken Abe, Kanadalı Nortel Networks’tan Darryl Edwards, İsviçreli Novartis’ten Alexandre Jetzer, Hollandalı Nunhems’ten Douwe Zijp, Japon Toyota’dan Yoshimasa Ishii, İtalyan Unicredit’ten Dieter Rampl… Ayakta alkışladı. “Bravo…” “Harika…” “Tebrikler…”

Hürriyet’te

Haziran 7 2007Yorum Yok Kategori: Politika

“BüyütmekKadın örgütlerinin seçimler öncesinde yürüttükleri kampanyalar etkili oldu ve kadın adaylar listelerde geniş yer buldu. Bu seçimde toplam 115 kadın adaya listelerde yer verildi. (05.06.2007)

DP’de listeye 58 kadın girdi. Nevval Sevindi (İstanbul 1), Şebnem Kısaparmak (Kastamonu) ve Suna Vidinli (Samsun) liste başı oldu. TIKLAYIN : eraycakmak@superposta.com
Konu:
Mesaj: İstanbul 1. bölge adaylığınızı kutlar hem ülkemize hem de demokrat partimize hayırlı olmasını dilerim. Sizi mecliste görmekten çok mutlu olacağımızı bilmenizi isterim ERAY ÇAKMAK SELÇUK ÜNİ. HUKUK FAK. 4. SINIF OĞR DP KONYA GENÇLİK KOLLARI BŞK YRD
< bu gün sizden aldığm e postayı dernekteki diğer üyelerle paylaştım çok ama çok sevindiler ilgi ve alakanıza, yani sıfırdan başlamak, kanaatimce başlangıç noktası insanın kendisi, inanırmısınız biz soran insanlar derneğin ne olduğunu bilmiyor ve ne amaçla kurulduğu hakkında tek kelime tek bir har bile kullanamıyorlar ekonomik sorunlardan ötürü insanlar biraz argo kaçacak ama böyle hep başkaları tarafından güdülüyor ve güdülme ihtiyacı duyuyorlar en ufak isteklerini bile aracı kullanarak istiyorlar aslında tembellik yani ruhumuza işlemiş, ilerki dönemlerde yapa bileceklerimizle ilgili size danışacağımı ve kitleleri etkileyecek altın temaslarınız ve ikna ya yönelik kimseye zorla bişi sevdirilemez bölgenin yapısına uygun çalışmalar insan psikolojisini biliyorsunuz nerde nezaman neyin yapılabileceği kitlelere nasıl hitap edileceği konusunda sizden örnekler almak ve bu arada bildiyimiz vatandaşların bağışlarıyla muhtaç fakir insan lara ayni gıda gibi yardımlar yapan kuruluşlarla temasa geçtim sizce ne kadar doğru olur bilmiyorum , olurda bu derneklerden gelecek yardımları muhtaç insanlara dağıtmak. ben burdan başladım başladığım yerin sizin tespitinizle doğruluğu, Allahtan dileyim bu saatten bu süreçten sonra sizi mecliste görmek. hep şunu derdim çok düşünen biriyim evin en küçükleri olmama rağmen saçlarımın tel tel beyaz oluşu ve yüzüme yansıyan eziklik ifadesiyle en büyükleri olduğumu söylemeleri, konumuzla alakası yoktu ama söylemek istedim, ya bu mebuslar içimizden insanlar sorunları bizzat yaşamış kişiler nedense o koltuklarda otururken 360 derecelik eğimle dönüyorlar bir başka insan olumaları hepsi öyle deyil ama çoğu mankenlik yapıyordu yanisiz ve sizin gibi aydınların renk getireceklerine inanıyorum adeta temiz kan , inanın yüzünüzdeki mutlu ifade ve güldüğünüz zaman insanda bıraktığınız etki tokat gibi tüm samimiyetimle ben size bakarken hayatın ne kadar zor çetin olursa olsun yaşamaya değer görüyorum size bakarken Yarabbi 22 temmuz GEcesi tv başında İst. birinci bölge DP adayı Nevval SEVİNDİ\’ nin kazandığını görmek istiyorum. herşey bi yana bazı insanların ifadeliri insanı buz dolabına bakıyormuş hissi veriyorlar ama sizdeki renk aheng azim kendinden emin işte budur dedirten çağdaş kadın profili bencede evvveett budurrrr. iyi çalışmalar sizi bilen biliyor. kendini bilen herkes Nevval SEVİNDİYİ biliyor bu size yeter güzel ablamm
Gönderim Zamanı: 08-06-2007 15:42:39
alaattin POLAT
E-Posta: ali_aga@hotmail.com
Konu: turk kadının azmı basarısı her yerde
Mesaj: selam nasılsınız sızı bu buyuk basarılarınızdan ve azımlı kararlılıgınızdan dolayı tebrık edıyorum.bende bır sıvaslı olarak sız ve sıızn gıbı avrupadakı ve tum dunyadakı basarılı turklerı gordukce ınanın gozlerımız yasarıyor.basarılarınızın devamını cenabı haktan dılerım.kendınıze ıyı bakın hoscakalın…
Gönderim Zamanı: 10-06-2007 18:42:30
Sayın; Nevval Hanım Milletvekili adaylığınızı kutluyorum.Sındırgı ilçesi olarak çok sevindik. İnşaallah Demokrat Parti olarak 23 temmuz sabahı iktidar olacağız. Televizyon programlarında ki konuşmalarınızı dikkatle takip ediyorum, fakat hangi programa hangi saatte katılacağınız genel merkez tarafından cep telefonu mesajları kanalıyla partililere bildirlirse daha fayadalı olacağına inanıyorum. Siyasi çalışmalarınızda başarılar dileriz. Genel seçimlerden sonra iktidar kutlaması yapmak üzere kertildeki dağ evimizde sizi tekrar bekliyoruz. saygılarımla. SERVET AKMEŞE SINDIRGI / BALIKESİR BELEDİYE MECLİS ÜYESİ

Aday

Haziran 6 2007Yorum Yok Kategori: Politika

DP İstanbul 1. Bölge 1. sıra adayı Nevval Sevindi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP’nin vitrinindeki İlhan Kesici, MHP’li Gündüz Aktan ve Saadet Partili Recai Kutan gibi popüler erkek adaylarla yarışacak tek kadın aday oldu. Aday listelerinde ön plana çıkan kadın adaylardan DP’li Sevindi, ANKA’ya yaptığı açıklamada Türk siyaset tarihinde TBMM’ye girebilecek kadın aday sayısının ilk kez yüzde 10 seviyesinde ortaya çıktığını belirterek, kadın seçmenlerin de oylarının bir güç olduğunu fark ederek oylarıyla bu sürece katkıda bulunmaları gerektiğini söyledi. Sevindi, “Türk siyasetinde kadınların daha etkin yer alabilmesi için, Cumhuriyet mitingleriyle de kendini gösteren kadın gücünün siyasete yansıyabilmesi için, kadın seçmenlerin de bu sürece oylarıyla katkıda bulunmaları gerekir. Kadın seçmen, kendi oyunun bir güç olduğunu fark etmeli. Siyaset kadın adaylarıyla bir nebze de olsa bu gücü fark etti, artık söz kadın seçmende” dedi.

DEMOKRAT PARTİ İSTANBUL 1. SIRA MİLLETVEKİLİ ADAYI NEVVAL SEVİNDİ Nevval Hanım Seçimlere girmeye çok az zaman kaldı Sizinle paylaşmak istediğim bir iki şeyler Var bir defa sizinle aynı ortamda bulunmaktan Sizinle çalışmaktan çok büyük bir keyif aldım. sizin bizim bölgede 1.sırada olmanıza rağmen Ne kadar öz verili ne kadar hassas alçakgönüllü olduğunuzu Belirteceğim. Bunları seçimden önce size niye söylediğime gelince Seçildikten sonra söylenen sözler ne kadar inandırıcı Olur siz daha iyi takdir edersiniz. Dalkavuklar yağcılar Peşinizde olacağından belki size ulaşamam bile bu nedenle Size şimdiden bu maili gönderiyorum. Allah yolunuzu açık etsin,Belki günün birinde bende yanınızda Mecliste olurum. Sevgi ve Saygılarımla sayın vekilim.ben içerenköy mah.dparti mah başkanı olarak çok içten ve samimi bularak ve bü güne kadar sizi tanımadığım için ne kadar üzüldüğümü bilmenizi isterim ben siyasete başlamadan önce gazete sayfalarında sadece spor sayfalarına bakar ondan sonrada kapatırdım veyahutta hiç kitap okumazdım oysaki kitap ve gazeteyi tam olarak okusaydım sizin gibi deyerleri daha önce tanıma imkanım olacaktı bunada şükür demokrat parti gibi büyük ve köklü bir partide sizinle bu ülkenin geleceği için mücadele ediyor olmak azim hırs ve şevkatle çalışmalarınızı görmek bizleri daha güçlü ve ileriye götürmek amacı ile tabana güç veriyorsunuz size kendi şahsıma teşekkür eder çalışmalarında başarılar dilerim
Gönderim Zamanı: 18-07-2007 01:41:10
ablam hayırlısı olsun siz gönüllerimizin vekilisiniz, saygılarımla G. Degerli kardeşim Size bir konuyu hemen belirtmeliyim dp nin oylarını tek başınıza siz aldınız bu oylar size verildi adı memet olana değil,kanpanyanın son gününde de size yazmıştım yeniden şekillenecek oluşumun içinde olmanız bu memeleket için şart size ihtiyacımız var.Çalışan olmadı bakırköy resmen yattı eleştirilecek çok şey var ama geçmişte kaldı.Yeni oluşum yeni yol doğru yol hayırlı olur inşallah saglıcakla kalın Orhan İnançlı bir Türk kadını .İyi eğitim almış, ahlaki ve şahsi olgunluğa erişmiş bir Türk kadını. Antropoloji, Sosyoloji ve Psikoloji alanlarında uzman; kadın ve kadının toplumsal sorunlarını bilen, sayısız makale araştırma ve kitap yazmış bir gazeteci-yazar aynı zamanda. Dünyayı dolaşmış denilse yeridir. Gitmediği Ülke kalmamış. Birden çok dil bilen bir aydın. Gazetecilik mesleği ile siyasi alanda kendisini geliştirmiş bir entelektüel. Sayın; Nevval Hanım Milletvekili adaylığınızı kutluyorum.Sındırgı ilçesi olarak çok sevindik. İnşaallah Demokrat Parti olarak 23 temmuz sabahı iktidar olacağız. Televizyon programlarında ki konuşmalarınızı dikkatle takip ediyorum, fakat hangi programa hangi saatte katılacağınız genel merkez tarafından cep telefonu mesajları kanalıyla partililere bildirlirse daha fayadalı olacağına inanıyorum. Siyasi çalışmalarınızda başarılar dileriz. Genel seçimlerden sonra iktidar kutlaması yapmak üzere kertilde sizi tekrar bekliyoruz. saygılarımla. SERVET AKMEŞE SINDIRGI / BALIKESİR BELEDİYE MECLİS ÜYESİ servetakmese@mynet.com Sayın Nevval hanım tv de ntv de sizi izledim gerçekten dört dörtlük bir Türk kadınısınız 10 tane tansu Çiller yaparsınız yanızdayız DP istanbul gençlik kolları başkan yrd Yasin KARAGÖZLÜ www.KahramanTurk.com Büyük bir begeniyle kitaplarınızı okuyorum. Adaylıgınızı kutlarım. öz geçmişinizde dikkatimi çeken yaşınızı dogum yeriniz ve evli bekar harhangi birşey yazmıyor sebebi nedir efendim. Saygılarım Ankaradan Aslıhan
Gönderim Zamanı:
Gönderim Zamanı: 04-06-2007 17:46:22
fotoğraf albümünüzü seyrettim inanırmısınız her kıyafetinizi beğendim hangi plataformda olursa olsun dikkati çeken tek kişisiniz ve gözümden kaçmadı kahve rengi siyah çeketiniz size müthiş yakışmış yani gözümde sizi gelecekte bakan olarak gördmektir hayalim , çünki o sizde mevcut fotoğraflarınızda hayat dolusunuz tüm enerji ve odak noktası sizde sizdeki pozutiflik fotoğraflarınıza yansımış sizi izleyen ve seyreden , eminim ki sizden aldığı elektriğin etkisinde kalır son 15 gündür size yazıyorum sitenizzi daha öncede ziyaret etmiştim ama geçen haftalarda sitenizde gezinirken dikkatimi çektiniz kendi kendime toplumumuza ışık tutan siz yazarlardan öğrenilecek çoook şeyim olduğu sadece ben deyil tüm toplum bence,ama sizi bilipte etkinizdekalmayan insan varmı siz daha iyi bilirsiniz bence siz çevreye deyil çevreniz size göre hareket ediyor siz hep merkez noktasınız sizi tanımak isterdim sizinle aynı dönemleri paylaşmak aynı zamanda teneffüs etmemk havayı tim bilir belki ablam annem olurdunuz sınırsız hayallerimde şuna çok ama çok inanıyorum siz mükemmel bir eşsiniz beyinizde bunun farkında sizin hakkınızda ne denilirse az yinede söylüyorum haddim deyil sizi anlatmak ama anlatılacak kadınsınızz saygılarımla kraliçe lütfen haddimi aşarsam vakitsiz bi uyarı yapın lütfen
Gönderim Zamanı: 04-06-2007 10:25:22
doğan Değerli kardeşim Liste başısınız tebrikler.Karşınıza hükümeti koymuşlar ama elele omuz omuza başaracağız.Onların topu bir cumhuriyetci etmez.Yeniden hayırlı olsun allaha emanet ol selam ve saygılar Ya ablacım ben sizi sitenizden takip ediyordum aday olacağınızla ilgili herhangi bi yazı görmedim belki varda ben görmedim ,taki atv televizyonunda ali kırcanın misafir konuğu olarak katılmanıza kadar, biraderim izlerken yanınnızda konuşan sarışın bi bayan vardı soy ismi ivindi idi ve ona bakarken sizi nerde tanıdığımı kendimce sormaya başladım o an öğrendim ki aday olacağınızı : Dün daireden çıkarken 5:30 dan sonra tv başına oturdum kannları yoklarken tesadüf eseri haber türkü seyrediyordum birden sizi görünce heyecanımı yanımdaki abimle paylaştım istanbul birinci bölge birinci sıra şaşırdım ve çok sevindim bir bayanın birinci sıra alması ne demek bundan eminizki meclise girilmesi halinde partiniz diyorum hiç kimsenin güdümünde kalacağınıza inanmıyorum yeri gelir dodruya evet derken yanlışında karşısında olacağınızdır,benim gözümde şuan itibariyle kraliçesiniz bakanlık size yakışacak ha içimdekini saklamamak istiyorum yani gerçi kişiselfikriniz ama akp aday olsaydınız bakan olurdunuz ama siz gözümüzde ve gönüllerimizde ve siyasi hayatınızda güzel yerlere geleceyiniz türkiyenin sizin gibi aydın insanlara ihtiyacı var ; ama çok tatlısınız insanı etki altında bırakacak bir bir yapınız var ; Doğan Gönderen: şükrü
E-Posta: dogan2156@hotmail.com
Konu: teşekkür
Mesaj: Yani güzel ablam; Bu ilkelere sahip elbetteki çok insan var fakat hani derlerya birirnin iyi yanlarının görmezsin sadece onun eksilerini gördüğün zaman at gözlüklü olunup sadece çıkarları doğrultusunda nice üniversiteler bitirmiş sayısız mastr lar yapmış prof. larmı bürokratlarmı yazarlarmı sanatçılarmı daha doğrusu bazen de insan olduğumuzu yanu heppimizin dokuz ay on günlük dünyaya gözlerimizi açmışız yani kimsenin kimseden üstünlüğü yok üstünlüğü işte iki haftadır size yazdıklarım yani ali kırcanın proğramına katılmanıza dek açıkçası bilmiyordum aklımın ucundan bile geçmiyordu sizin sanatçı haberci kişiliyinizle ilgilenirken damdan düşer gibi oldu benim açımdan sizin adayllığınız yanımdakinin bana hayırdır gözlerin faltaşı gibi açıldı demesi şu an düşünüyorumda çok hoşuma gittmişti ,bide sempati duyduğunuz biri yani hoşlandığınız yanlış anlamayın açıkçası ablam sizden etkilenmemek elde deyil yaşantınız yani şaşaalı deyil her yönüyle doğal seviyenizi ölü tutmak benim haddim deyil ama birilerinin size bunları söylemesi doğal bence fotoğraflarınızda gezinirke daha doğrusu fotoğraflarınıza bakarken son lardaki fotoğraflarınızda tam ideal bürokrat kadın profilini gördüm aklımada tansu çiller gelmedi deyil o yüzden meclise girmenizle saanatçı kişiliyinizle en gözde bayan ve vekil olacağınız, his edip tüm yaşantısına ve çevresine aksettirebilmek bu kutsal vazife diyeyim sadece el kaldırıp oy kullanmak la yetinmesin istiyorum inanıyorumki meclis sıralarında oturduğunuz koltuktaki komşularınınz inanın sizin doğrultularınzla hareket edecek burcak İstanbul 1. Bölge liste başı millet vekili adayı olduğunuzu öğrendim. Çok sevindim. Kazanacağınızdan eminim. Ümit ve temennim Kadından Sorumlu Devlet Bakanı olmanızdır. Tebrik eder, başarılarınızın devamını bütün kalbimle dilerim. yunus ensari NEVVAL HANIM GERÇEKTEN ŞAHANE—ZARİF YAZILARINIZI OKUMAKTAN KEYİF ALIYORDUK BELKİ BİRAZ İNCİNECEKSİNİZ AMA NE İŞİNİZ VAR SİYASETTE SELAMLAR MEHMET OKUR/BURSA Nevval Hanim Merhaba, Oncelikle aktif siyasi hayata gecisinizin bir baslangici olacak olan secimlerde basarilar diler ve tebrik ederim. Sizleri buralarda gormek inanin bizleri de ziyadesiyle memnun ediyor, zira cozum bekleyen konularda farkli pencerelerden bakabilen ve cerceveleri iyi cizebilen sizin gibi kisilere olan ihtiyac her gecen gun artiyor. Ulkede kanayan ve cozum bekleyen yaralara merhem olacaginiza inaniyorum. Ayrica, size daha once de yazdigim ve katilmaktan cok memnun olacaginizi belirtmis oldugunuz “Demokrasi ve Kuresel Guvenlik” konulu konferansimiz haftaya (14-16 June) Istanbul Conrad Otel’de yapilacak. Nevval Hanım hayırlı akşamlar Çannakkale Biga’dan Bekir ben. Milletvekilliği adaylığınız hayılı olsun. Rabbim inşallah işlerinizde kolaylık sağlar. Beni en çok mutlu eden de doğup büyüdüğüm bölgeden aday olmanız. Ne yazık ki ben oy kaydımı 1 ay önce Çanakkale/ Biga’ya aldırdım ancak Abim orada ve DYP’ye Çiller döneminde kalma bir oy borcu var kendi deyimiyle. dp de bu borcu ödeyecek inşallah. tekrar hayırlı olsun. elimizden gelen bişey olursa eğer size kapımızda, kalbimizde her zaman açık. dua ile. ——————————————————————————– Live Earth’ü MSN üzerinden izleme şansına sahipsiniz! Burayı tıklayın! Nevil Hanim Zaman´da yazilarinizi okumaktan benim icin ayri bir okuma istegi uyandiriyordu. Son gunlerde siyasi hayatta tesrif etmelerinizi ogrenmis oldum. Can-i gonulden sizler icin,temsil edeceginiz degerli insanlari icin ve de Turkiye halki icin Yuce Mevla’dan hayirli olmasini diler ve duaciyim bunda. Nevil Hanim bu zor ve cetin yolda,bu cok virajli yollarda Yuce Yaratici Yardimicimizin destegi sizinle olsun. Bir kere daha siyasi hayatinizin basarili gecmesini temenni ederim ve basarilarin devaminda duacinizim.Mevla(c.c)yardimciniz olsun degerli Turkiye insanlari icin,Turk dunyasi ve tum muslumanlari icin. En icten samimiyetimle bayan Sevindi. ARNAVUTLUK,Librajd sehrinden,Ylli Faik GURRA MERABALAR NEVAL HANIM . BEN SİZE EN AZ SİZİN KADAR DEĞER VEREN BİR OKUYUCUNUZUM.SİZE BİR KAÇ SORU SORMADAN ÖNCE YAZDIĞNIZ YAZILARINIZI BEĞENİYLE OKUDUĞUMU SANIRIM İTİRAF ETMELİYİM.SİYASETE GİRİNCE YAZARLIK HAYATINIZ BİTECEK Mİ?YOKSA SİZİ YİNE AYNI YERDEMİ GÖRECEĞİZ? SORUMUNCEVBAINI BEKLİYORUM.. Konu: sağlık
Mesaj: Nevval hanım merhaba ben bartın ili ulus ilçesinde ebe olarak çalışıyorum aynı zamanda,hasta hakları birim sorumlusuyum.İşimi çok seviyorum,bunu laf olsun diye söylemiyorum.Fakat son yıllarda sağlık vesağlık çalışanlarının sorunları öyle büyüdüki bunu nkimse görmek istemiyor. İzlediğim tüm proğramlarda seçim konuşmalarında sağlıkla ilgili tek bir cümle dahi söylenmedi.Evet sorunlarımız büyük ama sağlıklı olmayan bir milletten ne kadar verim alına bilirki.Sağlık çalışanlarına beyaz formayı giydiğinizde,yüzünüzede mutluluk maskesi takacaksınız deniliyor ,takalım takalımda kendi sorunlarımızdan hasta ile ilgilenmeye fırsat kalmıyorki. Aile hekimliği siisteminde bir çok sorunla birlikte sağlık çalışanlarıbize neolacak sorularıda kafamıza takılan konular arasında.Uzun zamandır sağlık çalışanlarının hakları ve maaşları ile ilgili bir çalışma yapılmmıştır.Daha çok yazmak isterim ama sizi fazla sıkmaktan çekiniyorum .İlginize şimdiden teşekkür eder sağlık çalışanlarınıda unutmamanız dileği ile çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Gönderim Zamanı: 12-06-2007 15:30:04
Gönderen:r
E-Posta: vegilmezler@hotmail.com
Konu: başarı dileklerimle
Mesaj: Sevgili Nevval sizinle Alanya\’da tanışmış ve sohbet imkanı bulmuştum (Kültür Merkezinde).Kitaplarınızı bir nefeste okuyup etrafımdaki genç kızlara çeyiz olarak hediye ettim.Artık İstanbul\’da yaşıyorum.Belki bir yerlerde görüşme imkanı bulabiliriz.Size siyasi hayatınızda da başarılar diliyorum. Umarım insanlar yaydığınız ışıktan nasiplerini alırlar. Sevgilerimle, Vedia
Gönderim Zamanı: 11-06-2007 14:11:54
Gönderen: A. İLKSEN DEMİRÖZER
E-Posta: demirozer_10@hotmail.com
Konu: başarılar..
Mesaj: Sayın Nevval Hanım… Ben 17 yaşında bir lise son öğrencisiyim.Hatırlarsanız anneler gününde balıkesir in sındırgı ilçesinde bir dağ evinde DP ilçe teşkilatı hakkında bilgi alıp,sorunlarımızı ve isteklerimizi dinlemiştiniz.Ben o sırada hep sizi dinliyordum ve konuşmalarınıza hayran kaldım.Orada 17 yaşında bi genç böle önemli bi konuya katılamazdım büyüklere fikir beyan edemezdim,bilirsiniz alınan terbiye öyledir.(Büyükler konuşurken küçükler susar.) Sizi basından da internetden de takip etmekteyim. Neyse uzatemayacagım.Sizin ist. 1. bölGe DP milletvekilliği adaylığınıza çok ama çok sevindim. Benim gözümde ideal bir türk kadını modelisiniz… Size ve DP mize gelecek seçimlerde başarılar dilerim.Bizim desteğimizi hep arkadnızda bilin…SAYGILAR Ali İlksen br>E-Posta: yasampinarim_217@hotmail.com
Konu: ahlat
Mesaj: mrb nevval ablacım siyasete girmenize hiç şaşırmadım üstelik çok sevindim.gazeteci olmanız siyaseti yakından tanıma ve tarafsız olarak bakabilme şansına sahipsiniz.yazar olarak gerçekten çok başarılısınız eminim aynı başarıyı siyasette de göstereceksiniz.ama beni asıl mutlu eden ahlata gönül vermiş birinin siyasette boy göstermesi ahlat için önemidir.umarım tekrar ahlata gelme şansınız olur sizi ağırlamak bizi mutlu edecektir .tşekkerler. >Konu: Hayırlı olsun
Mesaj: Mrb, meşgulsündür diye aramaya çekiniyorum. Adaylığın çok isabetli kanser gibi siyasetede kadın hassasiyeti lazım. Umarım hayırla ve başarıyla sonuçlanır. 20 sinde kontrol randevum var. Senin çok iyi olduğunu görüyorum . Sevgiyle hasretle kucaklıyorum Nazan
Gönderim Zamanı:Konu: adaylığınız
Mesaj: Sayın Nevval Sevindi,ben biri askerliğini yapmış,diğeri hazı asker olan iki evlat anası bir cumhuriyet kadınıyım.Terörle mücadele konusundaki umudum ve inancım sayın Mehmet Ağar\’dır.Sizi de bu kadronun içinde görmek kadın ve ana olarak beni gururlandırmaktadır. Lütfen,gözünü hırs bürümüş ,kendini çok fazla önermseyen istifacılara bakarak partinin taban kaybettiğini düşünmeyiniz,en ufak bir umutsuzluğa kapılmadan yolunuzda yürüyünüz. Analar arkanızdadır.Lütfen o istifacılara rastlarsanız sorarmısınız \’\'onların hiç çocukları ölmüşmü\’\’ Saygılar.
Gönderim Zamanı: 10-06-2007 18:34:41
neden AKP değilde barajı aşamayacak DP hala anlayamadım oysa hizmet insanı beğendiği değil hizmet edebileceği partiyi seçmeli. DP de olsanda istediğin hizmeti vermeni engellerler gerçi barajı aşamıyorlar ama senin mutlaka mecliste olman gerekirdi hayırlısı bir dahakisefere.saygılar sevgiler. Abuzer Nevval Hanim Merhaba, Oncelikle aktif siyasi hayata gecisinizin bir baslangici olacak olan secimlerde basarilar diler ve tebrik ederim. Sizleri buralarda gormek inanin bizleri de ziyadesiyle memnun ediyor, zira cozum bekleyen konularda farkli pencerelerden bakabilen ve cerceveleri iyi cizebilen sizin gibi kisilere olan ihtiyac her gecen gun artiyor. Ulkede kanayan ve cozum bekleyen yaralara merhem olacaginiza inaniyorum. “Until the lions have their historians, tales of hunting will always glorify the hunter” Old African Proverb Nevval hanım size Kıbrıs tan yazıyorum. Adaylığınızı öğrenince başarılar dilemek istedim. 2003 Seçimlerinde Lefkoşa da Büyük Han da tanışmıştık.Size bol şanslar, hoşcakalın. Şenay Ekingen Aslında sizin TBMM de olmanızı çok istiyorum ama neden gidip barajda boğulacak bir partiden aday oldunuz bu partinin ne sini beğendiniz bilmiyorum ama gerçi inşaalllah seçilirisniz sizin mecliste olmanızdan buüyük mutluluk duyacağım ama bence yanlış parti çünkü baraja takılacak oysa siz mutlaka mecliste olmalıydınız .yinede her şeyin hayırlısı şunu unutmayın ne olursa olsun şu meclise sizde girin ara seçimdemi olur bir dahakindemi olur ama mutlaka girin bu sefer parti hatasına düşmeden seçilecek partiden girin henüz yaşınız genç ve siz bu vatana ve millete daha çok faydalı hizmetler yaparsınız sonsuz başarılar ALLAH yar ve yardımcınız olsun. Sevgiler saygılar . Yakup Hello Nevval, just now I read that you’ll run for parliament soon. So I’m sorry that I cannot vote in these elections. I guess I would like you to have some influence in Turkey’s politics, not least culture politics. Good luck! Hans-Peter Sevgili Nevval, yanitin için tesekkürler. Yogun oldugunu tahmin ediyorum ama gene de seni haberdar etmek istedim. Milletvekili adayligin için çok tebrik ederim bu arada. Kampanyada bol sansalr; hayirli olsun. sevgiler, ipek KADINLAR TURKIYE’YI KONUSUYOR, HAKLARINI ISTIYOR > > > > Basin Kokteyli > > > > Kadinin Insan Haklari – Yeni Cozumler Dernegi > > > > Sayin Derya Sazak, > > > > Kadinin Insan Haklari – Yeni Cozumler Dernegi olarak 20-23 Haziran 2007 > tarihleri arasinda gerceklestirecegimiz “Kadinin Insan Haklari Egitim > Programi (KIHEP) Degerlendirme Toplantisi” cercevesinde duzenledigimiz > “KIHEP’li kadinlar Turkiye’yi konusuyor, haklarini istiyor” baslikli basin > kokteylimizde sizi aramizda gormekten mutluluk duyacagiz. > > > > Tarih : 21 Haziran 2007 Persembe > > Saat : 17:00 > > Yer : Green Park Hotel, Abdulhak Hamit Cad. No: > 50 Taksim > > Konusmacilar : Ismail Baris, SHCEK Genel Muduru > > Ipek Ilkkaracan Ajas, Kadinin Insan Haklari Dernegi Yonetim Kurulu Baskani > > SHCEK Meslek Elemani KIHEP Egiticileri adina. > > Sivil Toplum Kuruluslari KIHEP Egiticileri adina Mujgan Guneri, Van Kadin > Dernegi (VAKAD) > > > > Turkiye’nin 20 farkli ilinden, kadinin insan haklari alaninda calisan 70 > kadin Istanbul’da bulusuyor. 12 yildir Turkiye capinda uygulanan Kadinin > Insan Haklari Egitim Programi (KIHEP) egiticileri ulkenin dort bir > yanindan > binlerce kadinin sozleriyle birlikte Istanbul’a geliyorlar. Ulkemizin son > derece hareketli, bazi yonleriyle kaygi verici gundemi konusunda > kadinlarin > goruslerini ve gelecekten beklentilerini tasiyorlar. “Nereden ve kimden > gelirse gelsin her turlu siddete karsi toplu duyarlilik ve mucadele > istiyoruz” diyen kadinlar “Biz sorunlarin farkindayiz ama sorunlara neden > olanlar nerede?” diye sormayi da ihmal etmiyorlar. > > > > Kim Bu KIHEP’li Kadinlar? > > Istanbul’da bulusacak olan kadinlar, 1995 yilinda uygulanmaya baslanan > Kadinin Insan Haklari Egitim Programi’nin (KIHEP) egiticileri. Kadinin > Insan Haklari – Yeni Cozumler Dernegi tarafindan gelistirilen KIHEP, > Turkiye’de uygulanan en kapsamli ve yaygin insan haklari egitim programi. > Binlerce kadinin haklarini hayata gecirmesine katkida bulunan KIHEP, > 1998′den beri Sosyal Hizmetler ve Cocuk Esirgeme Kurumu (SHCEK) ile > isbirligi icinde yurutuluyor. Simdiye kadar, Turkiye’nin her bolgesinden > 36 > ilde yaklasik 5000 kadina ulasan KIHEP, aile iliskilerinden cinsellige, > yasal haklardan orgutlenmeye, siddetten ekonomik haklara farkli alanlari > kapsiyor. > > > > Gectigimiz 12 yilda KIHEP’e katilip hayatlarini donusturen yuzlerce kadin; > is hayatina atildi, kendi bedenleri ve cinsellikleri uzerine soz soylemeye > basladi, muhtar oldu, orgutlenip dernekler, kadin merkezleri kurdu ve Turk > Ceza Kanunu Reformuna katkida bulundu. > > > > Kadinlar insanca yasama taleplerini gerceklestirecek bir iradeyi Meclis’te > gormek istiyor! > > KIHEP’in kendileri ve cevreleri icin ilerici ve ozgurlukcu alanlar yaratan > katilimcilari, seslerinin bogulmasini izin vermiyorlar; kamuoyu ile > paylasmak istedikleri mesajlari var. KIHEP’li kadinlarin tum Turkiye’nin > duymasini istedikleri beklentilerinden bazilari soyle: > > a.. Kadinlarin; vitrin olarak degil, ulkeyi ilgilendiren her konuda soz > sahibi ve etkin birer siyasetci olarak yer aldiklari bir meclis istiyorum. > b.. Esime bagimli yasamak zorunda kalmamak icin ekonomik ozgurluk > istiyorum. > c.. Toreleri bahane gosterip kadinlari katledenlere “DUR” denilsin > istiyorum. > d.. Kendi adima karar vermekten aciz degilim; bana firsat versinler benim > yerime karar degil. > e.. Ozellikle medyada kadin cinsel obje olarak kullanilmasin. > f.. Laf atilmayan sokaklar istiyorum. > g.. Istedigim insanla evlenmek istiyorum, esitlik, saygi istiyorum. Cok > sey mi istiyorum? > > duyduk kı mıllet vekılı adayı olmussun vatana mıllete hayırlı ve ugurlu olsun ulke ve ınsanlık sızın bırıkım ve ve tecrubelerınızden ıstıfade etsın ınsallah kazanır bır yerlere gelırsınıs yuregımız ve de dularımız sızınle selamlar abdullah yıgıt Sn.SEVİNDİ Özgeçmişinizi sitenizden okudum.Ne çok şey yapmışsınız öyle.Anladım ki siz; ülkesini seven ve bu uğurda her şeyi göze alabilecek yaratılışta birisiniz.Yaptıklarınız her türlü takdirin üzerindedir.Dahası, Şayan-ı hayret ve takdir olan sizin bir bayan olarak bunları gerçekleştirebilmenizdir.İnanıyorum ki; siz DP adayı olmakla bu başarılarınızı taçlandırmış oldunuz.İnşallah meclise girersiniz ve herkes de münevver Türk kadını nasıl olur görür.Sizi ve Partinizi can-ı gönülden(ben ve ailem) destekliyoruz. SAYGILARIMLA Ömer Genç nevval hanım meraba .ben chp liyim ama bu medya anketleri insanları çok yanlış yönlendiriyor. benim ailem koyu dp lidir ezelden yani, bendeğilim ama,medyanın yönlendirmesiyle barajı geçemeyeceğini düşünüyorlar ve oylarını chp ye ddüşünüyorlar yani bence anket diye bişey yapılmamalı bu neyaaaaaaa.asıl konuya gelelim siz de rumelili olduğunuz için size açılıyorum ve antropolog olmanızda önemli bu hususta .nevval hanım siz ce de rumeli insanıyla diğer bölge insanları arasında bir hayat kalitesi farkı var mı. yani bakın rumeli insanı hayatın kötü taraflarının ne kadarın da etkin oluyor.şehirlerimizde yaşıyoruz izmirde istanbulda rumeli insanı ve diğer bölge insanları arasındaki ,suç oranı ,insana saygı daki değer,insan hakları kadın hakları ,sakinlik ve yumuşak başlı olma,gibi insana ait özelliklerde derin fark görüyormusunuz.siyasi yapısıda aynen öyle rumeli insanı merkez partiler dışına çıkmamıştır. refah partisi bu bölgelerde hiç yoktu zaten ama akp bile etkin olamıyor.eğer akp yüksek oranda oy alsa bile bu oyların yüzde 80 leri anadoludan göç edenledrn oluşuyor.bakın nevval hanım ben hiç birşeyin tesadüf olduğunu düşünmüyorum . bölgecilik yapmış gibi olmayım ama bence rumeli insanı ahlaki açıdan en sağlam gruptur.modern insan haklarına saygılı bir halkız. orkadınlarımız biçok bölge kadınından çok daha iyi durumda.şiddet yaşam kültürünmüzde çok az yer tutuyor. evet belki fazla içebiliyoruz ama adam gibi içiyoruz.ben eğer bu ülkede başbakan olsaydım rumeli insanınını tüm vatandaşlara örnek diye sunardım. haksızmıyım cevabınızı mutlaka bekliyorum başarılar dp partinin misyonuna çok yakışan halkın içinden gelen ve halkı temsil eden bir insan olduğunuz için sizi mecliste görmekten mutluluk duyacağımızı belirtiriz. 23 temmuz sabahı Türkiyeyi gelecek güzel günlere taşıyan nefererden biri olmanızı dileriz. Allah yardımcınız olsun
Gönderim Zamanı: 16-07-2007 11:52:36

VATAN’da

Haziran 3 2007Yorum Yok Kategori: Politika

Oya Doğan yazdı: Meclis’i şu bıyıklı erkeklerden kurtaralım! Bu yıl siyasette kadınlar arasında sıkı bir rekabet yaşanacağa benziyor. Zira her parti güçlü kadın adaylarıyla adeta birbirleriyle yarışıyor. Demokrat Parti’nin İstanbul milletvekili aday adayı Nevval Sevindi de özellikle kadınlara yaptığı çağrılarla bu yarışın kuvvetli isimlerinden biri olarak görünüyor

Güzel, bakımlı, akıllı ve azimli bir kadın… İnce topuklu ayakkabıları, feminen kıyafetleri, sarı saçları ve bakımlı görüntüsüyle tanınan bir gazeteci-yazar. Yeni Yüzyıl ve Zaman gazetelerinde çalışırken yüzlerce hayata tanıklık eden Nevval Sevindi, 12 yıldır Anadolu’da konferanslar veren, Fethullah Gülen’le gerçekleştirdiği röportajı kitaplaştıran, kansere karşı verdiği mücadelesini zaferle sonuçlandıran, tam anlamıyla bir “azim” emsali. Savaşçı ruhunu şimdi siyaset arenasında da sergilemeye kararlı. Sevindi, ANAP ve DYP’nin birleşmesiyle kurulan Demokrat Parti’den İstanbul 1’inci bölge milletvekili aday adayı. Nevval Sevindi ile kadın ve siyaset üzerine konuşmak için buluştuk. Önce Ulus Parkı’nda fotoğraf çekimi yaptık. Ama asıl ilginç olan Demokrat Parti il yemeğine gitmemiz oldu. Otele girdiğimiz anda partili kadınlar da erkekler de Nevval Hanım’a saygıda kusur etmedi. Her gelen muhakkak masamıza uğradı. Mehmet Ağar geldiğinde de tablo değişmedi. Nevval Hanım yanına gittiğinde Ağar’ın kendisine bir hayli saygı duyduğu her halinden belliydi. Röportajıysa çok zor gerçekleştirdik. Çünkü her sorumun ardından yanımıza bir kadın veya erkek gelip “Konuşmalarınızı çok beğeniyoruz. Seçim döneminde canla başla çalışmak isteyen birini ararsanız ben burdayım” dedi, kartını verdi ve gitti. Tüm bu sevgi selinin arasında siyasette kadının rolünü konuşmya çalıştık. Ne oldu da siyasette “Ben de varım” dediniz? Kadınların, hastaların, gençlerin, çocukların, engellilerin ve emeklilerin hakları mecliste temsil edilmiyor ve hak etmedikleri hayatları yaşıyorlar. Bu durumdan ızdırap duyuyorum. Çünkü ben insanlara nesne veya sayı olarak bakmıyorum. “Bizim millet aptaldır” deniyor ama bunu diyenler kendilerini o aptalın dışında tutuyorlar. Ben ise bu milletin çok yüce gönüllü, dayanıklı ve fedakar olduğunu düşünüyorum. Böylesine coşkusu yüksek, tansiyonu olan bir millet karşısında, bu kadar başarısız siyasetçilerin olmasından dolayı siyasete girmek istedim. Yani yaptığım işleri siyasette bir politikaya, yasaya dönüştürmeyi arzu ettim. Bunları ülkenin önünü açacak özgün işlere dönüştürebilmek için siyasette varım. Seçim dönemlerinde kadınlar partiler tarafından aday adayı olarak gösterilir ama iş sıralamaya geldiğinde listelerin en altlarında kalırlar… Bugüne kadar kesinlikle öyle oldu. Biz Ka-Der’i kurduğumuz zaman partilere “Size eğittiğimiz kadınları verelim” dedik. Ne sağ ne de sol istemedi. CHP bile… Ama bu seçimde bir fark var. Ka-Der’in “Meclis’e kadın lazım” kampanyası da farkındalık yarattı. Kadın seçmen tabanı da oluşmuş durumda. Partilerin daha istekli görünmesinin nedeni kesinlikle kadınların kaşı gözü değil. Sokağa dökülen kadınların sayılarını gördüler. Bu seçmeni kendilerine çekmek için kadınları istiyorlar. Yani mecliste kadınları görecek miyiz? Herkesin bir oy kaygısı var ve kadınları tahminlerden daha fazla üst sıralara yerleştirecekler. AKP ciddi bir vitrin yapıyor. Söylediklerine göre 50 ilden birer kadın meclise sokacaklar. Bu olursa diğer partiler de onlarla yarışmak zorundalar. Kadınlara yer açmaları kendi menfaatlerine. Ama kadınlar çok çabuk küsüyorlar, korkuyorlar ve bıkıyorlar. Tabii ki siyaset çok vahşi bir arena ve erkekler de bu oyunu çok sert oynuyorlar. Kararlı ve stratejik olmak zorundasınız. Aksi taktirde bu oyunda çok çabuk dışarda bırakılırsınız. Kadının siyasete karşı önyargısı nasıl silinecek? Kadın dayanışmasını çok önemsiyorum. Yeni bir siyasetçi rol modeli geliştirip siyasetin yenilenmesini ve kalitenin yükselmesini sağlayabiliriz. Siyaset pis bir iştir. “Aman neden yapalım” diyenlerin bu yargılarını silmek istiyorum. Siyasete girip ülkenin kaderini kalkındıracak insanlar olsun istiyorum. Ben de siyasete girdiğimde sanki kötü bir şey yapıyormuşum gibi davranan insanlar oldu. Okurlarım “Siz tarafsız gazetecisiniz. Nasıl bunu yaparsınız?” dediler. Bu duygudan kurtulmamız lazım. Değişim için uğraşmalıyız. İlk işim cinsiyet ayrımcılığı konusunda olacak 10 gün sonra “Politikada Kadın Eli” adlı kitabınız çıkacak… Kitap, kadın seçmen oluşumunu anlatıyor. 12 yıl içerisinde Anadolu’daki kadınları İstanbul’dan birileri giderek bilinçlendirmeye çalıştı. Nasıl oldu da bu süreç tersine döndü? Kadınlar nasıl oldu da Anadolu’da yerel bazda dernekler kurup hayır işleri yapmaya ve kendilerini yetiştirmeye başladılar? Bunları anlattım. Çünkü çocukları okumaya başladı. Mesela Elazığ’da sadece ilkokul okumuş bir kadının küçük oğlu İngilizce konuşup “Sen bilmiyor musun?” diye dalga geçmiş. O kadın 35 yaşından sonra dışarıdan sınavlara girdi ve şimdi üniversitede sosyoloji okuyor. Bu ülkede önemli bir alt kültür var ve işletilmesi lazım. Kadın erkek eşitliğini yükseltmeliyiz. Kadın eli mecliste neyi değiştirecek? Anne bize medeniyet öğretir. Yani kadın medeniyetin taşıyıcısıdır. “Babadili” diye bir şey duydun mu hiç? Dünyanın her yerinde “anadili” dir. Kadın medeniyetin yaratıcısı, doğuran, üretendir. Bu kadar vasfı olan bir varlığı toplumda üst düzeye taşımamız gerekiyor. Meclisi şu bıyıklı erkeklerden kurtaralım. Siyasi partilerde kadınlar dayanışmaya alışık değillerdi. Ben birbirinin kuyusunu kazmanın dünyanın en kolay işi olduğunu ama dayanışmanın daha zor ve yapılmayan olduğunu düşünüyorum. Kadınlarla dayanışmacı bir ruh hali içerisindeyim. Meclise girerseniz el atacağınız ilk konu hangisi olacak ? Bütün ülkede cinsiyet ayrımcılığına karşı savaş açmak. İstediğiniz kadar zengin ya da eğitimli olun o zihniyeti görüyorsunuz. İlkokul kitaplarında anne rol modeli elinde tabak olan, iradesiz, okumayla ilgisi olmayan erkeğin yardımcısı, hizmetçisi konumunda. O yüzden 5 diplomalı adam bile kadına öyle davranıyor. Cinsiyet ayrımcılığına her alanda müdahele etmek lazım. Kadının rol modeli kitaplarda, filmlerde değiştirilmeli. Bu zihniyetle mücadele için bir kampanya gerekiyor. Çünkü önce bataklığın kendisini kurutulmalı. Toplumsal, bölgesel ve mahalle odaklı kalkınma projeleri lazım. Kadınların mahallede hem siyasi, hem sosyal hem de ekonomik katkılarını yükseltmek için politikalar üretmeli. 03.06.2007 Haber: Oya Doğan Degerli kardeşim Vatan gazetesindeki röportaj gerçekten harika olmuş.Ben iki gündür pazarlardayım pazarcı esnafının eğilimi nedir diye biraz çalışma yaptım.Tarafsız bir yaklaşımla görüşmeler yaptım sonuç:AKP ye esnafın tepkisi fazla ama oy vermede tercih yine AKP ilginçtirki genç parti onu takip ediyor nedeni Cem uzan Erdoğandan hesap sorsun BU DURUM BENCE ESNAFIN KARARSIZLIĞI buralarda çalışma yapmak gerek.DP olumlu karşılanıyor genel başkana güven sorunu var ama menderes demirel hatta çillerden dolayı oy verebileceklerini söylüyorlar.Birleşme ve ayrılmada yılmaz ve genel başkan sorumlu görünüyor mumcu ise kandırılmış görüntüsünde magdur.Bir kaç günün raporu bu şekilde. Selam ve saygılarımla

Türkçe güzel dilim

Haziran 2 2007Yorum Yok Kategori: Politika

Okuruma çok teşekkür ediyorum.İnançlı bir Müslüman olmaktan övünç duyuyorum. Bugün Türkçe Olimpiyatlarına gittim. Yüz ülkeden çocuklaırn Türkçe diline olan hakimiyetleri, sevgileri gözyaşlarımı akıttı. Bu muhteşem tablo ancak imanla ve insan odaklı svegi anlayışımızla, Türk islam anlayışıyla mümkün.

İnançlı bir Türk kadını Nevval Sevindi İnanç insana kuvvet ve erdem kazandırıyor. Cevher ne kadar sanatlı işlenirse o nispette değerleniyor. Kadınlar toplumun mücevherleri gibi… İyi eğitim almış, ahlaki ve şahsi olgunluğa erişmiş bir Türk kadınından bahsediyorum. Antropoloji, Sosyoloji ve Psikoloji alanlarında uzman; kadın ve kadının toplumsal sorunlarını bilen, sayısız makale araştırma ve kitap yazmış bir gazeteci-yazar aynı zamanda. Dünyayı dolaşmış denilse yeridir. Gitmediği Ülke kalmamış. Birden çok dil bilen bir aydın. Gazetecilik mesleği ile siyasi alanda kendisini geliştirmiş bir entelektüel. Son günlerde gazete ve televizyonlarda sıkça görünüyor. Türk kadınına örnek olacak (örnek alınacak) yeterliliğe ve liyakate sahip inançlı bir Türk kadını. Başkalarından medet beklemeden “Ben Yaparım” diyerek atılan, cesur, kararlı, kendinden emin ve inançlı çıkışıyla; meyus, ümidi kırılmış Milletimize yeni bir ufuk açıyor. Erkeklerin ve tabiî ki kadıların desteğini hak ediyor. Madem çoğunluk önemli, o halde samimiyetine güvendiğimiz, Milletimize faydalı olacağına inandığımız ölçüde desteğimizi esirgememeliyiz. Saygılar sunarım. Ahmet Bektaş Yalcin BAYER Hurriyet – 02.06.2007 ‘Turkce Olimpiyatlari’ icin gelen ‘Gulen’in ogrencileri’, Turkiye’yi nasil anlatiyor? 5. Uluslararasi Turkce Olimpiyatlari icin dunyanin 100 ulkesinden 13-21 yas arasinda kizli-erkekli 500 ogrenci bir suredir Turkiye’de bulunuyor. Bu ogrenciler ‘Fethullah Gulen Okullari’ diye adlandirilan okullarda 5 bin ogrenci sinavlara katilarak bu yarismaya katilma hakkini elde etmisler. ‘Zaman’ gazetesinin “Turkcenin 100 Aklari” slogani ile duyurdugu ve “Anadolu insaninin fedakarligi ve gayreti ile dunyanin dort bir yaninda acilan Turk okullarina okuyan, renkleri, irklari, dinleri ayri bu ogrenciler, Turkcelerini yaristiriyor” adli buyuk ‘olimpiyat’ organizasyonda, 24 Mayis’tan beri on eleme ve finallerde ogrenciler, yabanci dilleri ‘Turkce’ olarak siir ve sarkilarini juri ve halk onunde seslendiriyor. Amac; “Turkceyi dunyada hak ettigi konuma getirmek, en iyi ogrenenleri odullendirmek ve Turkiye’nin tanitimina katki saglamak…” olarak aciklaniyor. Duzenleyen; ‘Uluslararasi Dil Ogretimi Dernegi’… Iki yil once kurulan dernegin baskani, eski YOK Baskani ve eski DYP’li bu secimlerde AKP’den aday olan Prof. Mehmet Saglam… Ankara’da Basbakan ve Milli Egitim Bakanini ziyaret ettikten sonra Kizilcahamam’da ‘Asya Termal Tesisleri’nde kalmislar… Uc gunden beri de Istanbul Feshane’de 100 ulkenin kulturu bir senlik havasinda ulke stantlarinda halka sunuldu ve epeyce de ilgi gorduler. ANASPONSOR ASYA FINANS VE THY… Organizasyonun ana sponsoru ‘Bank Asya’, ulasim sponsoru da THY olmus… Buyuksehir’den, Istikbal Mobilya’ya, Turk Telekom’dan,TIKA’ya, Kral TV’ye, Evyap’a kadar 100′e yakin katki saglayan kurum ve kurulus var. Yabanci ogrenciler, okul seviyelerine gore gayet guzel sekilde Turkce konusup okuyup-yazabiliyorlar. Ataturk’u hepsi taniyor ve biliyor. Turk pop sanatcilari cok seviyorlar; onlarin parcalarini soyleyebiliyor. Siirler okuyorlar. Konusmalarinda ‘diyalog’ ve ‘hosgoru’ sozcukleri sIk sIk kullaniyorlar. Fethullah Gulen’i taniyorlar mi? Buyuk yastaki ogrenciler biliyorlar; biraz da cekindikleri icin fazla konusmak istemiyorlar. Gazetemizi ziyaret eden ogrencilerle, kendilerine rehberlik eden abilerinin yaninda tanistik. Bize gelen gruptaki ogrencilerle Turkce sohbet ederek onlari tanimaya calistik. BOGAZICI’NI BEGENDIM – Narengerel Vanchinhuu, Mogolistan ‘daki Turk okulundan; Turkiye’de ilk defa gelmis. Bogazici Universitesi’ni begenmis, “okumak isterim” diyor. Gazetecilik onun icin ideal meslek… Bizi sasirtacak sekilde “Butun Turk sanatcilari tanirim, aralarindan encok da Petek Dincoz’u severim” diyor. GS’li Hakan’i sevdigini soyluyor.”Peki Ataturk” sorusuna “Bunu bilmemek ayip; Turkiye’nin kurucusu” diye cevapliyor. Kisa konusmamizin sonunda, babasinin Mogolistan’da universiteyi bitirdikten sonra ODTU’de fizik doktorasini yaptigini da ogreniyoruz. GULEN’I BANA ANLATTILAR – Ulkesini ‘Ukranya-Kirim’dan diye anlatiyor Halil Mustafayev; Simperepol Uluslararasi Okulu ‘nda okuyor. 200 ogrenci imisler… “Turkiye deyince aklima hemen Ataturk geliyor” diyor. Muzik olarak rap yapmayi seviyor; Mustafa Sandal ve Kenan Dogulu’yu seviyor. “Galatasarayliyim; isterseniz bes-alti futbolcunun hemen adlarini sayabilirim” diyor. Ailesine giderken, Turkiye’den cok sevdigi baklava goturecekmis. Gruptaki en kucuk ogrencilerden biri. “Fethullah Gulen’i taniyormusun” sorumuza “Taniyorum, birkac arkadasim bana anlatti” diyor. KADIR INANIR TAKLITI – Nakip Kairul, Banglades’ ten; Uluslararasi Umit Turk Koleji ‘nde okuyor. “Alti okulumuz var; bir de ogrenci yurdumuz. 1000′den fazla ogrenciyiz, Turkce ogrendik. Fenerbahceli’yim; Galatasaray’i da seviyorum. Hakan Sukur’u taniyorum… Tabii ki Ataturk’u iyi biliyorum” diyor. Yaninda, burada arkadas oldugu bir kiz ogrenci bize “Nakip cok guzel taklit yapiyor” diyor. Meger daha once de gruptaki diger ulke arkadaslarina da yaptigindan, bu gosterisine cok guluyorlar. “Evet bizde gorelim” dedik. Karsimiza gecerek Kadir Inanir ile Serpil Cakmakli arasinda bir filmdeki ‘ask’ diyalognu aktariyor: – Inanir: Seviyorum de. – Cakmakli: Hayir! – Seviyoruumm deee!.. – Hayir!… – Seviyorum de ulan!… – Hayir!. – Seviyorum de ulan… – Seviyorum!… – Yalan soyluyorsun. Evet efendim, Serpil’in ucari-kacari yok sonunda dayagi yiyor tabii..” Alkislar Nakip… Bu diyologu, Ata Demirel’in bir CD’sindeki sovundan izlemis ve once sinif arkadaslarina yapmis; ogretmenlerinden de bu sanata yonelmesi icin tesvik gormus. Ilerde tiyatro veya film sanatcisi olabilir veya ‘Kabere’ sanatcisi…Cunku yetenekli bir cocuk; kendi ulkesindeki sanatcilar icin de yapiyormus. “Bilmem Cem Yilmaz veya Ata Demirel gibi olabilir miyim?” diye ekliyor. FATIH UNIVERSITESI TERCIHIMDIR Konuk ogrenciler arasinda en sempatik ve sicak tavirlariyla dikkati ceken Mozambikli Inrareque Khalau idi… Uzerinde yerel giysilerle, eski filmlerdeki gibi ‘tam-tam’cilara benziyor. Sirtindan aslan derisi motifli bir yelek, altinda ise geyik derisinden oldugunu soyledigi bir sort… Uc yilda Turkiye’yi en iyi konusanlar arasinda sayiliyor. “Sogutlu Uluslararasi Turk Okulu” nda okuyorum” diyor. Daha yeni acilmis, ilerde 500 kisilik kapasiteye ulasacakmis. Ulkesinin tarimini kalkindirmak icin Ziraat Muhendisi de olabilirim, goz doktoru da diyor. Milli gelirlerinin 70 dolar oldugunu ekledigine gore, iddeallerinin buyuk oldugu hemen farkediliyor. – Nerede okumak istiyorsun? – Fatih Universitesi olabilir. – Hakan Sukur… – Isterseniz size emekli olan George Haci’yi da soyleyeyim. – Baban ne is yapiyor: – Mozambik’in Emniyet Genel Mudur Yardimcisi… VIETNAMLI AGIRBASLI BIR KIZ Vietnam ‘dan gelen Hanh Nguyen Hua Dieu, oturdugu kentteki Ufuk Koleji’nde okuyor. En az Turkce bilenlerden, cunku bes aydir ogreniyormus… Yasina gore, -belki 15 yasindaydi-, sevimli oldugu kadar agirbasli, kibar taviriyla hemen dikkat cekiyor. Akilli da… Amerika’nin Vietnam isgalini hatirlatmak icin soyle bir soru soruyoruz: – Amerika… – Dunya ulkesi, kardes bir ulke. Dostuz. – Turkiye… – O da kardes ve dost bir ulke. Olumsuz ve tepkili hicbir hali yok. Muhtemelen ailesi tarafindan oyle yetistirilmis bir kiz; baris mesajlari veriyor surekli. ARNAVUT MUSA – Makedonya ‘nin baskenti Uskup ‘deki Yahya Kemal Koleji ‘nde okuyan 12 sinif ogrencisi Musa Feyzullah “Ben 340 ogrenciden biriyim” diyor. Bunun gibi uc okul daha varmis Makedonya’da… – Baban ne is yapiyor Musa… – Halk Tiyatrosunda isci olarak calisiyor. – Ataturk’un askeri mektebi okudugu yeri biliyor musunuz? – Manastir’da, muze olan bolumu gezdim. – Ne okumak istiyorsun. – Elektronik muhendisligi… – Nerede? – Bogazici tercihim olabilir. – Bir Turk olarak Turkiye’de akrabalarin var mi? – Hayir ben Arnavutum, ama babam akrabalarimizin oldugunu soyluyor. – Bu uzun boyunlaneyapiyorsun_ – Basketbol… ‘KAZAN’LI ALSU – Alsu Bogdalova, Tataristan ‘in baskenti Kazan ‘dan…. “Elhamdulillah muslumanim” diyerek, uc Kazan’da olmak uzere 7 Turk koleji oldugunu, 8′ncisinin de acilmakta oldugunu belirterek, “Ben de bu okullardan mezun oldum, simdi Kazan Devlet Universitesi Dogu Arastirmalari Enstitusu’nde Turkce ve Turkiye tarihi uzerinde okuyorum” diyor. Grubun en buyukleri 20 yasinda… Babasi Sovyetler zamaninda ‘Sosyalist Endustriya’ gazetesinde calisiyormus; babasinin ilk esinden uc cocugu varmis. Annesinin de tek kizi… “Bana da siyaset ve spor sorusu sorar misiniz?” diyor. O da Fenerbahceli, kaleci Rustu Rencper’i bir spor yazari kadar biliyor. Turkiye’nin Cumhurbaskanlarini Ataturk’ten bugune kadar sayiyor; tek yanlisi var Deniz Baykal’i da Cumhurbaskani olarak soylemesi… Sonra “Pardon” diyor; “CHP Genel Baskani degil miydi?” diye ekliyor. Antalya’dan Bursa’ya, Erzurum’dan Izmir’e kadar Turkiye’yi cok iyi taniyor. Cunku Turk kolejinde okurken Turkiye’ye dort kez daha gelmis. RUS TARIHI VE TURKLER – Moskova ‘da Devlet Sosyal Bilimler Universitesi ‘nde Turkoloji okuyan Grigory Lugovoy da daha once Turkiye’ye gelen ogrencilerden… “Kanimda biraz Ukrayna kani vardir” diyor. Turkiye ile ilgili bir dergide redaktorluk yapiyormus. Bize ilginc degerlendirmeler yapiyor. “Ruslar Turkleri nasil taniyor” sorusuna “Negatin tarafindan…” diyerek anlatiyor: “1990′dan once Turkler isci olarak gelmisler, ayni sizin Almanya’ya gittigi gibi… Sonra insaat sektorunde calismaya basladilar. Eskisi gibi isci gelmiyor… Zaten gelenler kalip burada evlendiler. Simdi Rusya’ya daha cok Orta Asya’dan gocmenler geliyor. Turkiye-Rusya Arastirma Merkezi’nin yaptigi bir ankette, Ruslarin, daha cok Turkleri ‘isci toplulugu’ olarak gordugu cikti. 2004′de Putin Turkiye’yi ziyaretinden once Turkler arasinda bir anket yaptirilior. Turkler, “Rusya deyince akliniza ne gelir?” sorusuna %33 ‘Natasa’, yuzde 22′si ‘soguk insanlar”, yuzde 20′si de ‘Votka’ cevabini veriyor. Turkiye’nin Yunus Emre, Mevlana, Ibni Sina, Nazim Hikmet gibi unlu dusunur ve yazarlari; Rusya’nin Puskin, Tolstoy, Dostoyevski gibi yazarlari olurken, boyle yanitlar verilir mi? Ben Turk-Rus halklarinin birbirine daha yakin olmasi ve iliskilerinin gelistirilmesi yonunde yazilar yaziyorum. Bizler aramizda kliselesmis dusunceleri yok etmeliyiz; ozellikle kulturel acidan daha da yakinlasmaliyiz.” – Baban ne is yapiyor? – Nukleer enerji muhendisi… Dunyada ilk nukleer santral 1948′de Obninsk’de yapilmis. Moskova’ya 100 kilometre uzakliktaki nukleer santralda calisiyor. Bizim akrabalarimizin hemen hepsi ozellikle fiziksel bilimler okumustur. Ben onlarin aksine Dogu Arastirmalari yapiyorum. Edebiyatcilara birakacagimiz hos bir seye de temas ediyor: “Ben Turkoloji bolumune girince ninem anlatmisti… 1887 yilinda Rus-Osmanli Savasi sirasinda bir Turk kizini kacirmis… Unlu Rus yazari Mihail Solohov’un dort ciltlik bir eseri vardir ‘Durgun Akardi Don’; bolgenin insanlarini anlatan bir destan sayilir… O kitapta da bir kahraman vardir; onun babasi da bir Turk kizini kacirmis… Linc edilen tutsak Turk kadini… Yani aramizda boyle iliskiler varken, daha arastirici olmaliyiz. Solohov’un babasi burada anlatiliyor. Adi Grigory imis… Benim adimi da bu vesile Grigory koymuslar. – Sen de bir Turk kizi kacirirsin artik. – Yok, Rusya’da cok guzel kizlar var.

Kamu alanı

Mayıs 30 2007Yorum Yok Kategori: Politika

kadın üzerinden bitmeyen politik kavgalar yeni değil dünyada ve ülkemizde.Bu konuda verdiğim 1996 tarihli bir konferansı ilginize sunuyorum. Kadının özel alana erkeğin kamu alanına ait olması kente ait bir olgu. Evin yerini sokak almaya başlar.2005′de Vatan Gazetesinde yayınlanan dizimle birlikte okuyun.

OSMANLI’DA KADIN: Osmanlı kentlerinde kadının nasıl bulunacağı , nasıl olması gerektiği fermanlarla belirtilir. Devlet kadınların cinselliğini kontrol ettiğini her an belirtir. Kent/ devlet / birey ilişkilerinde kadın sosyalizasyonu ve seksüalitesi mahalle ve devlet tarafından kontrol edilir. 19. yüzyılda Tanzimat ile birlikte kadın giysileri değişmeye başlar. Kadın özgürlüğü ile konuşmak sembolik anlamlar içerir. Kadınlar bir çok dergi çıkararak, konuşarak haklarını genişletmeye çalışırlar. Osmanlı devletinde müslümanlığın sembolü olarak kadının giysisi tarif edilirken , Cumhuriyet döneminde de laikliğin temsilcisi kadının giysisi oldu. Sen benim laikliğimin temsilcisisin dedi. Bu giyim kuşam işi çok ilginç. 17. y.y.’da da Fransa’da esnaf burjuvazinin giydiği giymeye kalkınca bunu engelleyen kanunlar çıkartılır. Pazar ekonomisi yerleşince bunlar yerle bir oluyor. Pazar ekonomisi işlemeyince devlet ağırlığı sürüyor. Devlet kendi kamu alanında bulunma şeklini dayatıyor. Eğlence de kamu alanında yer alır. Bu konuda da çok fazla ferman ve fetva yayınlanmış. Kahve, tütün, kahvehane, içki gibi… KAMU’da görünürlük, görünmezlik ve görmemezlik kavramları kentte önemli. Farklılıkların vurgulanması Osmanlı kamu alanında şeffaflık sağlıyor. Kadın sorununun sadece kadınla ilgili olmayıp toplumun genel gidişinin teşhis edildiği bir siyasi mücadele alanı olduğu açık. Örneğin Halide Edib’in romanlarındaki milliyetçi kadın kahraman tipi cinselliğinin artık kapatılma yoluyla olmasa bile bastırılma yoluyla denetim altında tutulduğuna ve kadının kamu alanında ancak cinsiyetsiz bir yoldaş olarak kabul edilebileceğine işaret ediyordu. Milliyetçi söylem kadının davranışlarıyla toplumun şerefi arasında denklem açısından kültürle çizilmiştir. Kadınların ait oldukları topluluklarda “ötekiler” arasındaki sınırın “kültüre uygun” davranışlar aracılığıyla çizilmesi kadınların modern yurttaşlık haklarını geçersiz sayıyor. Kadınların işgal ettiği konum genellikle belirsiz ve çelişkili. Bir yandan milliyetçi devlet projeleri modernleşmeci unsuru kadınları eşit yurttaşlar olarak toplumun kamu alanında yer almaya davet ediyor, diğer yandan bozulmamış bir milli kültür taşıyıcılığı da kadınlara yüklenmektedir. Bunun en iyi örneği Hindistan’dır. Laik devlet olan Hindistan’da 1987’de Dereola kentinde yer alan bir sati (dul yakma) olayı Hindu kadınlığının ve milli değerlerin bayrağı olarak yükseltilmiştir ve olay yeri bir panayıra dönerek ülkenin her yerinden seyirci akmıştır!Aşırı Hindu milliyetçiliğini ve Müslüman aleyhtarlığını körükleyen partiler ise bu tarz gösterileri siyasi sermaye olarak kullanmaktan geri kalmamışlardır. Milli kimlik pazarlığının kadın bedenleri üstünden yapılması eşit yurttaşlık iddiasını gülünç duruma düşürmektedir. Türkiye’de de geleneksel yasalar Medeni kanun yasasına baskın çıkmaktadır: Doğu ve G. Doğu Anadolu’da yapılan bir araştırmada kız ve erkek çocuklarının alacağı mirası belirliyen yasalar konusunda. Medeni kanun da kız ve erkek çocuklar eşit miras hakkına sahip olmakla beraber kadınların sadece dörtte biri , kendileri ve kız kardeşlerinin miras haklarının Medeni Kanun’a göre belirlendiğini belirtirken %40’ı medeni kanun’a göre bunun belirleneceğini belirtiyor. Anne babası vefat etmiş olanların yüzde 30.7’si haklarına düşen mirastan feragat etmek zorunda kalmışlar. Kadınların %61.3’ü gibi bir çoğunluk kendilerine kalacak mirasın “töreler” tarafından belirlendiğini söylemiştir. ÖZELDEN KAMUYA: İstanbul’da ya da şık tatil beldelerinde bile günü birlikçi piknik yapanları çok izlemişsinizdir. Ailelerin özel alan giysisi olan pijama ya da rahat giysileriyle, minderler ,yer sofralarında yemek yemeleri ya da uzanıp uyumaları. Özel alanı kamuya taşıyan yeni kentliler. Hong Kong ‘da farklı bir amaçla yapılan bir araştırmada da eviçi hizmetlisi olarak çalışan yüzbin Filipinlinin Pazar günleri kentin en modern binalarının olduğu iş merkezini özel alana çevirerek biraraya gelişlerinin öyküsü. Özel alan yokluğunda kamunun özele çevrilmesine örnek Hayatın her alanında erkek otoritesi açıktır. Özel alanda var olan erkek otoritesi kamu alanında erkek egemen anlayışın otoriter devletiyle sürer. Üstelik Türkiye Ortadoğu ülkeleri içinde kadın hakları sorunlarını ilk ele alan devlettir. Mübeccel Kıray’ın Karadeniz Ereğli’sinde yaptığı sosyal araştırmada ,yıl 1964, bekar kızların çalışmasına hoşgörülü bakan erkeklerin evli kadının çalışmasına %68 gibi bir oranla karşı çıktığını görürüz. Özel alanın tahakkümü kamu alanına genişlemiştir. Birinci kuşak Cumhuriyet kadınlarının ise %30’u üniversite eğitimlerini tamamlamış olmalarına karşın yalnızca %23’ü çalışmıştır. Ereğli kasabasındaki kadınlarla aralarında eğitim ve sınıf farkı olmasına karşın kamu alanına çıkmakta zorlanmışlar. Bu kadınlar kendi rollerini baskın şekilde ev kadını olarak tanımlamışlar. Türk kadınlarının kamusal rollere adım attıkları durumlarda, toplumsal cinsiyet rolleri ile mesleki rolleri arasındaki ilişki düşündürücü. Cinsiyetçi, ayrımcılık kamu alanında ciddi bir engel oluşturur. Romanlarda alafrangalığın yerildiği dönemlerde 1875 ilk alafranga kız Ahmed Mithat efendinin romanı eflatun Beyle Rakım Efendi de görülür. Onlar evişi yapmayan ev kadınlığını unutmuş aylak ya da ahlaksız tipler olarak çizilir. Cumhuriyet Türkiyesi’nde kadınların kamusal alanda hangi koşullarla kabul edileceklerinin mecazi ifadelerini Halide Edip Adıvar’ın romanlarında buluruz. Cinsiyetsiz ve kadınlıklarından sıyrılmış olarak. İlk romanı Yeni Turan da kadın kahraman bu milliyetçi kadının prototipidir. Erken dönem reformcu/ romancı, eşitlik ve özgürlük ideallerini anlatmak için de kadınları seçmişlerdir. Ama mesafeleri koruyarak. KAMUSAL ALANLARIN ARASINDA EN ÖNEMLİLERİNDEN BİRİ OLARAK ÇALIŞMA YAŞAMI Kadınların çalışma yaşamına çok zor katılabildiklerini görüyoruz 75 yıllık Cumhuriyet tarihinde. Yurttaş olmak ise daha zor elde edilmiştir. Çünkü yurttaşlık oy verme ile sınırlanmış ve yapılan araştırmalar göstermiştir ki bunu da evli kadınlar eşlerinin doğrultusunda kullanarak partilerin seçim kitlesi olamamışlardır. Daha çok yeni böyle bir kitlenin varlığı kabul edilmiş bulunuyor. YURTTAŞLIK KAVRAMI Arap Dünyasındaki modern devletlerin çoğu, aile ve kişisel hukuk alanlarında yasal reform yapma girişimlerinde bulundular. Irak’da 1978’de yürürlüğe konan Kişisel Yurttaşlık Yasası buna örnektir. Kadınlara haklar tanınmasının ana amacı onların işgücü potansiyelini harekete geçirmek ve geniş aile, aşiret ya da etnik grup bağlarını koparmaya dönük bu yasa araştırmacı Al-Halil tarafından şöyle değerlendirildi: “kurtarılmaları” gerekiyor. Bu bağlamda bu gibi yasalar , “özel alan” ve bunun yıkıcı merkezkaç gücü üzerine, totaliter bir toplumsal denetim projesinin parçası gibi görünüyor. Özgüllüğüne rağmen Irak’daki durum , tek örnek değil. Kadınların siyasi örgütlerdeki bağımsız girişimleri aktif olarak engellenir ve bölücü sayılır. Türkiye’de Kadınların oy hakkını kazanmalarından bir yıl sonra, 1935’te, Türk Kadın Birliğinin feshedilmesi gibi. Mısır’da da kadınlara oy hakkı tanınmasının hemen ardından 1956’da tüm feminist örgütler yasadışı ilan edilmiştir. Rıza Şah’ın İran’da uyguladığı kadını modernleştirme çabası. Birbirinden farklı üç rejim; Atatürk, Nasır ve İran şahı . Ulusal birlik ve bütünlük, modern bir merkezi bürokrasinin geliştirilmesi ortak hedefleridir. Kadınların seferber edilmeleri yeni bir yurttaşlık anlayışı için kullanılmıştır. Elbette, kadınların eğitimi ile her düzeyde nitelikli işgücüne katılmalarında gözle görülür bir gelişme oldu; kamusal alandaki görünürlülükleri artmakla kalmadı, aynı zamanda yeni bir meşruiyet de kazandı. SONUÇ: Yapmamız gereken , kadınları tutsak kılmadan ya da rehine almadan fark ve çeşitliliğe izin veren bir kimlik dili aramaktır. Bireylerin içinde yaşadıkları toplumun ortak sorunlarına ilişkin görüşleri, farklı düzeylerde de olsa, farklı terimlerle de dile gelse , vardır. Yine aynı biçimde, bireylerin “kişisel / özel alana giren konularda da belli davranış biçimleri , belli değerleri ve tepkileri de mevcuttur. Tüm bunların bir biçimde ifade bulması , “kamusal” alana yansıması önemlidir. Olumludur ve katılımcı bir yaşam tarzının pırıltılarını taşır. NEVVAL SEVİNDİ 2005′de VAtan gazetesinde yayınlanan dizim:Türbanlı Olmak Türkiye’de türbanlı olmak Üniversite mezunu başörtülü oranı yüzde 10 Herhangi bir diploma sahibi olmayan kadınların yüzde 91.5′i kapalı. Lise mezunlarının yüzde 26.6′sı üniversite mezunlarının ise sadece yüzde 10′u başörtüsü kullanıyor. Türbanlı artık makyaj’da yapıyor kariyer de… BU ÜLKEDE TÜRBANLI OLMAK Gelenek aşındı, türbanlı modernleşiyor…. Makyajını yapan, spor salonlarına giden, okuyan, çalışan, başarı isteyen, araba kullanan türbanlı kadınlar var artık… Yerel kültürle, evrensel modern değerleri birleştiriyorlar ORTAKÖY’DE GALATASARAYLI ÖĞRENCİLERLE… Tuğba Çanta ve Figen Aypek.. İkisi de Galatasaray Üniversitesi öğrencisi…. Ortaköy’de türbanlı geziyorlar fakat okulda başları açık elbette. Bu ikili yaşamın zorluklarını kanıksamışlar. Tamamen kendi kişisel tercihleriyle örtündüklerini söylüyorlar. Yargılanmak değil, anlaşılmak istiyorlar. Çok tartışıldı. Çok kavgası yapıldı. Ancak günümüzde şu açık gerçeği görmekte yarar var: Türban, Türkiye’de artık toplumsal değişim ve modernleşmenin bir parçası haline geldi. Modernleşmeye direnen bir akımın simgesi olmaktan çıktı. Kadının toplum içinde yer edinmesinin kavgası olarak da yansıyan “türban” hem tepki hem de etkiyi içermekte. SİYASAL İSLAM TİPİ ÇÖKTÜ Toplumda kadının yerini tarif ettikçe açılan “türban” tartışması sosyolojik, kültürel, ekonomik ve antropolojik veriler içeriyor. “Kentli kadın, kırsaldan göç eden kadın, varoş kadını, kırsal alanda, taşrada kadın, orta sınıf kadını, aşiret geleneğinde yaşayan “köle kadın” tanımlamaları bize tek bir kadın modelinden söz edilemeyeceğini açık olarak gösteriyor. Türban, kırsaldan gelen kadının gelenekle simgeleşen sembolü. Ama erkeğin gerisinde duran kadının topluma girişinin, yani sosyalleşmesinin de simgesi. Siyasal islam bunu kendi bayrağı yapmak istedi. Bu siyasallaşma dönemi militanlaştırdı türbanı kısa bir zaman dilimi için…. Ancak artık kentlerde bu siyasal simgenin alt kısmını oluşturan pardösü kalmadı. Türban artık sıradan günlük giysilerle birlikte kullanılıyor. Yani Siyasal islam’ın model tipi çöktü. O militan model yok oldu. Anti Batıcı küçük bir grup varsa bile bu çok düşük bir yüzde, siyasal alanda bile. Bu yüzden türbanı muhalefet simgesi yapmaya çalışanların başarı şansı da düşük. TÜRBANLIYIM AAAA BİREYİM Türbanı kullanan kadınlarda “bireysel farklılık yaratma” çabası giderek öne çıkıyor. Sokaklarda artık kent kültürüyle barışık bir türban var. Bu anlamda örtünme sadece “ahlâki değerlere bağlılık” mesajı veriyor diyebiliriz. Türkiye bu dönemi aştığı sırada 11 Eylül dünyanın gündemine düştü ve dünya çapında radikal islam’ın simgesi olarak algılanmaya başladı türban. “Müslümanlarda kadın ikinci sınıf ve geridir” yargısı pekişti. Böylece “türban” artık Batı’nm da sorunu haline geldi. AB üyesi ülkelerde ve yargıda türban yasaklama kararları çıktı. Bu konuda siyasi ve toplumsal baskı oluştu. Oysa “türban” artık siyasal islam’ın simgesi değil Türkiye’de. Kadın türbanla birlikte modernleşiyor. Ama Avrupa’nın Türkiye gerçeğini algılaması pek de kolay değil. Bu, türban dışındaki bir çok olayda da kendini gösteriyor. Türkiye’de türban büyük değişim geçiriyor. Gerici ve tutucu sıfatlarını üzerinden atmaya çalışıyor. Bu nedenle türban, radikal söylemden kaydı ve modern yaşama sahip çıktı. AKP iktidarıyla toplumun modernleşme çabasına cevap vermek zorunda kalan siyasi iklim modernleşmeye, Batılılaşmaya sahip çıktı. Türkiye’nin 1800′lü yılların ortalarında başlayan modernleşme macerası devam ediyor… Türbanın günümüz gerçeğindeki konumunu izlemek isterseniz, şöyle Anadolu’da bir tura çıkalım. Hem de daha tutucu, daha geleneksel olarak bilinen Çorum, Osmaniye gibi kentlerden seçtiğimiz ve konuştuğumuz türbanlı kadınların ağzından dinleyelim “türbanlı ya-şam”m hikayelerini. Yarın bu öykülerle VATAN’da buluşalım… TÜRKİYE’DE TÜRBAN GERÇEĞİ Kadınların yüzde 64’ü başını örtüyor. Türkiye’de kadınların yüzde 64′ü sokağa çıkarken, evinin dışında başını kapatıyor. Her 100 evin 77′sinde, başını örten bir kadın var. Yüzde 95’i örtüsünü türban olarak tanımlamıyor Türban, bu sorunun siyasallaşmasından sonra hayatımıza giren bir tanım. Halkın büyük bölümü “başörtüsü” diyor. Türban terimini eğitimli kesim daha çok kullanıyor. Evlerinde başını kapatma oranı ‘yüzde 73’ Başörtülülerin yüzde 23.5′i kendini muhafazakâr diye tanımlıyor. Evlilerde yüzde 73 olan “başını kapama” davranışı, bekârlarda yüzde 34′e iniyor. Başı örtülülerin geliri ‘3 kat’ daha düşük Başını kapatan kadınların hane halkı ortalama ayık geliri 363 milyon lira. Başını kapatmayan kadınların hane halkı aylık gelir ortalaması ise 964 milyon lira. Başını örtenlerin yüzde 46.5’i AKP’ye oy veriyor Başını kapatanların yüzde 46.5′i “Seçim olsa yine AKP’ye oy veririm” diyor. AKP’ye oy vereceklerin yüzde 88′i türbanı simge görmüyor. Ben kapalıyım ablam açık bizim evde demokrasi var İki kız kardeş… Sevinç türbanlı, ablası Sevgi ise açık. Sevinç, “Ailemizde demokrasi var seçimlerimizde özgürüz” diyor. 4 yıl önce Sevgide kapalıymış, iş bulamayınca başını açmış… İki genç kız… Biri giyimi, makyajıyla gayet modern görünümlü, diğeri ise teset-türlü. Türbanlı olanın yanına yaklaşıp, konuşmaya başlıyoruz. 22 yaşındaki Sevinç Pala, 7 sene önce başını kapatmaya karar vermiş. “Başımı örttüğüm için dine bağlılığın getirdiği fevkalade bir huzur duyuyorum” diyor. Kapandığında ailesi şaşırmış ama ona destek vermişler. Tam bu sırada, yanındaki genç kız “Çok şaşırdık, ama ona saygı gösterdik” diye söze katılıyor. Meğer Se-vinç’in ablasıymış. Adı Sevgi, 23 yaşında. Aynı aileden olduklarını öğrenince biraz şaşırıyorum. Onlar da gülüyor “Bizim evde demokrasi var, birbirimizin görüşüne saygı gösteriyoruz” diyorlar. Ancak her iki kardeş de çevrelerinden saygı görememekten dertli. Sevinç, liseyi bitirdikten sonra tesettüre uygun giyinmiş. Üç yıl önce bir mağazada kasiyer olarak çalışmış, daha iyi iş bulmak için ayrıldığında ise ortada kalmış. “Kapılar bir bir yüzüme kapandı” diyor: “Türbanlı olarak iş bulmak büyük sorun. îş görüşmesine gittiğimde açıkça ‘türbanlıya iş yok’ diyorlar. Neden tersliyorlar anlamıyorum! Herkes kendi dünya görüşü içinde yaşıyor, önemli olan işini nasıl yaptığındır. Niye saygı göstermiyorlar? Böyle dışladıkları zaman çok kınlıyorum ama türbandan vazgeçmeye hiç niyetim yok!” Sevgi de 4 yıl öncesine kadar türbanlıymış. 1,5 yıl başörtüsü kullandıktan sonra başını açmış: “Bir hastanede sekreterlik yapıyordum ama koşullar iyi olmadığı için ayrıldım. Bir süre iş bulamadım, nereye gitsem, ‘Çalışacaksan başını açmalısın’ diyorlardı. Aileme bakmak zorundaydım. Ben de tesettürümü çıkardım. “Başörütüsünü çıkarınca çevresindekiler ‘Aaa! Şuna bak bir kapalı bir açık” diye eleştirmişler ama o umursamamış; “Bir süre rahatsızlık duydum ama şimdi kötü hissetmiyorum. Çünkü düşüncelerim, inancım değişmedi” diyor. Üniversitede ilk türban vakası Üniversitede türban fırtınası ilk kez 1967de Ankara Üniversi-tesi’nde kopar. Hatice Babacan isimli bir öğrenci derse başörtülü girer. Prof. Neşet Çağatay, Babacan’ı “Hey sen! Başörtülü kız! Ya başını aç ya da çık!” diye uyarır. Bugünün Devlet Bakanı Ali Babacan’ın halası olan Hatice Babacan, 1968′de okuldan ihraç edilir. Türbanın anası Bugünkü türbanın anası sayılan Şule Yüksel Şenler, ilk kez 1965 yılında tesettüre girer. Şenler’in başını örtme biçimi, başörtüsünden çok farklıdır. Bu tarzı genç kızlara örnek olur ve türban jargonuna ‘Şulebaşı’ya da ‘sıkma baş’ kavramlarını kazandırır. Gazeteci olan 1937 doğumlu Şenler, ‘Yeni İstiklal’ gazetesindeki yazıları nedeniyle de 9 ay hapis yatar. Önce hocam sonra kocam istedi, kendimi bildim bileli kapalıyım Henüz 10 yaşındayken Kuran kursunda başını örtmüş Nuray Uyanık. Evlendiğinde de kocası “Kadın kısmı kapandıkça güzelleşir” diye hadis-i şeriften örnekler vermiş. Bugün 50 yaşında olan Nuray Hanım, “Türbanın getirdikleri de var, götürdükleri de” diyor Çorum’da kadınlarla toplandık. Türbanın ne anlama geldiği, ne demek olduğu neden ihtiyaç duyduklarına dair konuşuyoruz. Onlar öykülerini, duygularını, kırgınlıklarını içtenlikle anlatıyorlar. Bazı anlar kızgınlık öğrenci kızların sesinde yükseliyor. Yine de hepsi hoşgörülü, sabırlı ve anlayışlı. “Bizi anlayacaklar” inancı var içlerinde. Açık kapalı birlikte oturuyor, eğleniyor ve iş yapabiliyorlar. Çorum, Edirne ya da Osmaniye Anadolu kentlerinden kadınlarla konuşurken onların bireysel vakarına tanıklık ettim. Hem kadın olmanın güçlüklerine karşı savaşıyorlar, hem türbanla yargılanmaya karşı. Kızlarım okudu ama… Nuray Uyanık, ilkokulu bitirdiğinde kapanmış. 10 yaşında başını örtmesi istenen Nuray Hanını bugün 50 yaşında. Başörtüsüyle halim selim bir ev kadını. Oğuzlar Köyü’nden Çorum’a gelmiş bir aile. Kuran kursuna gidince, “dinin gereği kapanmaktır” diyen hoca türbanı kalıcı kılmış. Nuray Hanım’ın eşi de ilk günlerde “Kadın kısmı kapandıkça güzelleşir” diye hadis-i şeriften örnekler vermiş. Kızları da kapalı ve imam Hatip bitirmişler, ilahiyat mezunu olan kızı türban nedeniyle görev alamadığından ev hanımı olmuş. Evlere tefsir ve hadise gidiyormuş. “Türbanın getirdikleri de var, götürdükleri de” diyen Nuray Hanım, kızlarını okuttuğu halde onların emeğinin karşılığını alamadığını düşünüyor. Oğullarından biri mühendis, biri öğretmen, diğeri de ilahiyat mezunu. Yani aynı ailede aynı okuldan mezun kardeşler, cinsiyet ayrımcılığı yüzünden aynı meslekleri icra edemiyor. Aynı eğitimden geçmiş kız kardeş ev hanımı olmak zorunda kalırken erkek öğretmen oluyor. Handan Özkiremitçi ise 26 yaşında; “İlkokuldan beri kapalıyım. Türbanlı olmak güzel ama her yerde rahat olamıyorsunuz. Hele üniversite tam rezalet” diyor. Sokaklarda başlarını açıp kapamaktan utandıklarını söylüyor, hiç anlayış görmediklerinden yakınıyor. Çok şık mavi bir eşarbı başına sarmış olan Handan Hanım çok güzel makyaj yapmış. Eşarp benim parçam “Türbanlı olmak bir ayrıcalık” dese de okuldaki uygulamalar onu bezdirmiş: “Üniversiteye ilk girdiğinde sınıfta, ikinci yıl güvenlik girişinde, üçüncü yıl sokak kapısı önünde yığılarak örtünüyorduk. Türkiye Müslüman ama neden biz bunu yaşıyoruz anlamıyoruz.” Babasının isteğiyle kapanan Handan Hanım ilkokula giderken bundan memnun değilmiş. Her fırsatta başını açar, açıklara özenirmiş. “Şimdi bilincine vardım ve eşarp benim bir parçam” diyor. Muhafazakâr bir ailede doğan Zübeyde Çakıl, hep kapalı bir ortamda yaşamış. O nedenle 12-13 yaşında kapanmış. Okumayan Zübeyde Hanım, serbest çalışıyor. Kırtasiye işletiyor. Devletin tüm dinlere aynı uzaklıkta olması gerektiğine inanıyor. Ben nasıl açık olanın özgürlük alanına girmiyorsam, kimse de benimkine girmesin diyor. Türban simge olamaz Başörtünden dolayı hiçbir eziklik taşımadığını, makyajını yaptığını ve kendini her sosyal alanda çok rahat ifade ettiğini samimiyetle söyleyecek kadar özgüveni yüksek. “Başörtüsü islam’ın tek kuralı değil ki. Müslümanlığın tek göstergesi başörtüsü değildir. Açık bir hanım çok dürüsttür, doğrudur, yaptığı işte hile yoktur, o da tam bir Müslümandır” diyen Zübeyde Hanım türban takarak takmayanlara Müslüman değilsiniz yollu bir mesaj göndermediklerini ve buna hakları olmadığını çok net ifade ediyor. Sanki uzaylı gibiyiz Yücel Erçetin emekli öğretmen ve türbanlı değil. Şimdi zaman zaman başını kapatıyor. Üniversiteye giden birçok taşralı kızın okulunu bırakmasından büyük bir üzüntü duyduğunu anlattı bize. Öğretmen olsun, öğrenci olsun, kızların başları açık kapalı iki durumda yaşamalarının psikolojilerini bozduğunu söylüyor. Bu komikliği yaşayan biriyim ben diye atılıyor Melek Doğan. Kendini dışlanmış hissetmiş. “Sanki uzaydan gelmiş gibi daha merdivenlerde başını açacaksın bak diye tembihlerle karşılaşıyorsun.” Kendi isteğiyle 19 yaşında kapanmış. Çalışmadığı için biraz buruk. Üniversitede başörtüsü üzerine peruk takarak gidenlerin sistemle dalga geçtiğini düşünüyor. Gerçekten komik! Okula girip çıkarken aç-kapa eylemi kızlara kendini çıplak hissettiriyor. Utanç bundan kaynaklanıyor. Çünkü mahremiyetlerine saldırı algılıyorlar, bir saygısızlık duygusuna duçar oluyorlar. Tak çıkar, tak çıkar çok zor oldu okumak ama alıştım! Nisa Erkaya istanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği öğrencisi. 20 yaşında ama 13 yaşından beri türbanlı. Ortaokula giderken başını kapatmaya karar verdiğinde emekli babası hiç karışmamış Nisa Erkaya istanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği öğrencisi. 20 yaşında ama 13 yaşından beri türbanlı. Ortaokula giderken başını kapatmaya karar verdiğinde emekli babası hiç karışmamış fakat annesinin tepki büyük olmuş: ‘Annem tesettüre uygun giyinen, ibadetinde olan bir insan. Bana da din eğitimimi o verdi. Orta ikiye giderken ben de başımı örtmek istedim. Tam ergenlik dönemiydi. ‘Madem ki dinimiz kapanmamız gerektiğini söylüyor türban örtmeliyim’ diye düşündüm. Ama ailem bana karşı çıktı. Türbanla okumanın zor olduğunu düşünüp, ‘Başını örtme, ya türbanı ya da eğitimi tercih et’ dediler. Ben ikisini de yapmak istediğimi söyledim.” Ama epey bir zor olmuş ikisini de yapmak, inancından taviz vermek istememiş başlarda. Türbanını sanki bir ayıpmış gibi okul kapısından girerken çıkarıp saklamak zoruna gitmiş. Fakat “insan her şeye alışıyor. Ben de alıştım zamanla. Tak, çıkar zor oldu ama…” diyor Nisa. Türbanlı olduğu 7 yıl boyunca yalnızca okulda zorluk yaşamış. Önce liseye giderken, sonra da üniversite kapısında türbanını açmış. “Liseye giderken başımı açınca çok üzülüyordum. Bu vatanın evladıysam neden kendi vatanımda özgürce davrammıyorum’ diye soruyordum. Üniversitede ise bunun gereklilik olduğuna inandım. Kötü tabii ki yine de!” Arkadaşımın düğünü vardı Orduevi’ne beni almadılar Büşra Yıldız, 24 yaşında. 5 yıldır tesettüre uygun bir şekilde giyiniyor, başını örtüyor. Büşra, “Türbanlı olmak çok güzel bir duygu, ayrıcalıklı olduğumu hissediyorum. Çünkü Kuran’da yazan ve Müslümanlara farz olan tesettürü uyguluyorum. Bu beni mutlu ve güçlü kılıyor” diyor. Ancak sosyal hayatta türbanlı olmanın birçok zorluğu da beraberinde getirdiğini düşünüyor: “Türban yasağı olduğu için genellikle kamu kuruluşlarının kapısında kalıyorum, içeri almıyorlar. Çok merak ettiğim halde askeri müzeye giremedim, almadılar. Arkadaşımız evlendi, düğünü Orduevi’ndeydi, maalesef yine kapıdan geri çevrildim. Çok üzüldüm. Özgür bir ülkede yaşıyoruz ama başörtüsüne saygı gösterilmiyor. Ben üzülüyorum ama bu yasağı kaldırmayanlar benden daha çok üzülmeli.” Beni 3 yaşımda kapattılar, bunu asla kızıma yapmam! Sümeyra Hanım 3 yaşında kapanmış. Buluğ çağlarında açık olan arkadaşlarına özenip “onlar gibi olsam” diye düşünmüş. Kızların küçük yaşta kapatılmasını hiç onaylamıyor. ‘Bunu asla kendi kızıma yapmam’ diyor Çorum’da türbanlı kadınlarla söyleşime devam ediyorum bugün de… Mübeccel Çetin evli, üç çocuk annesi bir siyasetçi… AKP’de çalışıyor. 30 yaşında kapanmış, hiçbir baskıya maruz kalmadan, kendisi istemiş. “Askeriye’de bir düğüne bile giremeyince insan kendini dışlanmış hissediyor” diyor. “Türban siyasete engel değil, geceyarılarına kadar kadın erkek birlikte ev ev geziyor, siyasi çalışma yapıyoruz” diyor. Merkez ilçe teşkilatında çoğunluk erkek. Üç hanım var. Kapalı açık kadınlar birlikte çalışıyor. “Biz Çorum’da veya diğer illerde bunları aştık, keşke tepedekiler de aşabilse” diyorlar hep bir ağızdan. 3 kızı olan Birsen Ayvaz “Ben nasıl var olacağım?”diye soruyor. Türban, kadının var olma sorunuyla ilgili. Toplumsal alanda var olmak nasıl sağlanacak? Birsen Hanım çok güzel giyiniyor, genç ve çok sosyal bir hanım. Kızları da okuyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun Sümeyra Hanım bilgisayar uzmanı olarak çalıyor. Master yapmayı çok istemesine rağmen LES sınavı sorununu aşamayacağını düşünüyor. “Benim açık olandan farkım yok” dese de bu yaşam tarzını kabul ettiremiyor. 3-4 yaşlarında ailesi tarafından kapatılmış. Buluğ çağlarında açık olan arkadaşlarına özenip “onlar gibi olsam nasıl olur acaba?” diye düşünmüş. Kızların çok küçük yaşta kapatılmasını hiç onaylamıyor. “Bunu asla kendi kızıma yapmam” diyor. Okulun kapısına kadar kapalı gelip, çıkışta yine örtünme sorumluluğu taşıyan kızların çocukluk yaşaması mümkün değil elbette. Osmaniye’nin aşiret denen yerlilerinden bir aileye mensup Almula Hanım. Babası “İlla okuyacaksın, aç ve oku” demiş kızına. Balıkesir Üniversitesi’ne göndermiş. O zaman pardösüyü çıkarmış. “Ön sıralarda oturamazdım utanç duyardım” diyor. Ezilmiş hissetmiş kendini. Çok üzülmüş. Okulda yöneticilerin onlara ikinci sınıf insan muamelesi yapmasından yaralamış. Onları okulun ambarına, en aşağıya indirerek baş örtülerini açmalarını sağlayan anlayış yüreklerinde yara açmış. Mahremiyetine girildiği düşüncesiyle erkek arkadaşlarından utandığını belirten Almula Hanım lise birinci sınıfta kapanmış. Bir küçük kızı var. Biri de yolda. “Kızlarıma asla baskı yapmam ve kimsenin de yapmasını istemem” diyen Almula Hanım çok sosyal ve kendine güvenen bir hanımefendi. Örtünmek dini bir ölçü değil Edirne’de Trakya Üniversitesi’nde eğitimini sürdüren Ayşe Hanım 20 yaşında, ikinci sınıfta “kapanacağım” demiş ailesine. “Kapanmak ihlas ve samimiyetle yapılmadıysa bir kıymeti yoktur. Zorlamayla kapanma anlamsızdır” diyor. Aile baskısının kasabalarda kaldığına inanıyor. Başarılı olan herkesin istediği noktaya gelebileceğine inanıyor. “Türbanlı olmak, var olmamı engellemiyor” diyen Ayşe Hanım sosyal bilimler okuyor. Kapanınca büyük bir huzur duyduğunu ve mutlu hissettiğini söylese de “biraz dışlanıyoruz” diye ekliyor. “Örtünmek bir ölçü değildir. Kalbî bağ daha önemlidir. Bu benim için Allah’la bir iletişim”diye kapalı açık farkının dini bir ölçü olmadığını vurguluyor. Türban ‘gerici’ sıfatından sıyrılmak istiyor Türkiye’de türbanlı olmak yaşamın kalitesini talep ediyor, sosyalleşiyor. Onlar hep birlikte aynı şeyleri giyen, bir bilinmedik yerin ya da siyasetin temsilcisi değil. Sadece kadın ve yurttaş olarak kendilerinin temsilcisi. Ne kocaları, ne babaları, ne de birlikte çalıştıkları erkekler tarafından yönetilmek istiyor bugünün türbanlı kadınları. Onlar birey olma yolunda hızla ilerliyor. Hatta hızını almayıp Avrupa’ya, Amerika’ya, Rusya’ya, Ukrayna’ya akın akın gidiyorlar. Kuveyt’e burs kazanan ve gidip gitmemek için çok düşünen bir kıza destek vermiştim. İşte bana gönderdiği mektup: “Yarım gün üniversitede Arapça öğrenecek, yarım gün için Türk şirketlerine iş başvurusu yapacağım, şimdiden buldum birkaç inşaat şirketi… Uzun ve yorucu bir yolculuk yaptım tek başıma.. Kuveyt Üniversitesi’nin yurduna yerleştirildim, derslere başladım burada. Şimdilik 5 Türküz ama bir arkadaş daha gelecek haftaya. Her şey çok rahat. Hediye olarak hacca bile gönderebilirlermiş bizi; yani petrol zenginliğinin tadını çıkarıyorlar hâlâ.” Sonuç: Farkındalığı artan kadınlarımızın önünü açalım. Onlar sosyal, kültürel ve ekonomik alanda var olmak istiyorlar. Türban sadece ahlâki değerlere bağlılık mesajı içeriyor içerse içerse. Türbanın çıkış noktası taassup ve kadına tahakküm olsa da, bugün türban çevre baskısını kırmış durumda. Kentlilik değerlerini içselleştirmekte. Makyajını yapan, spor salonuna giden, okuyan, çalışan, başarı isteyen, araba kullanan türbanlı kadınlar yerel kültürle evrensel modern değerleri birleştiriyorlar. Sınavı kazanırsam türbanımı açarım geleceğimden vazgeçmem Zeynep Şentürk’e Kocaeli Üniversitesi’nin kapısında rastladık. Dersten çıktığını düşündük ama yanılmışız; meğer üniversite sınavlarına hazırlanıyormuş. Meslek lisesi mezonu Zeynep, bir yandan da üniversitenin kreşinde çalışıyor. 8 ay öncesine kadar ise başı acıkmış. Şimdi kapalı. Ama gerekirse açmaya hazır… Neden kapandı? “19 yıl başım açık gezdim. Dindar bir ailede yetiştim ama ailem hiçbir zaman başımı kapatmam için baskı yapmadı. Başım açık olduğunda da namaz kılıp, oruç tutuyordum. Bir tek türbanlı değildim. Çalıştığım iş yerindeki kızlar kapalıydı, herhalde onlardan etkilendim.” Eğitimde ‘günah’ olmaz Her ne kadar baskı yapmasalar da başını kapatınca ailesi mutlu olmuş. Onu açık görmeye alışık olanlar ise bir hayli şaşırmış ama saygıda kusur etmemişler. Başı kapalıyken nasıl hissettiğini ise “İçim huzur doluyor, çok iyi hissediyorum” sözleriyle anlatıyor Zeynep. Peki hayatında neler değişti türbanlılar tarafına geçince? Başı açıkları ‘öteki’ olarak görüyor mu şimdi? “Değişen birşey olmadı. Görünümüm değişti, fikirlerim aynı. Düşüncelerim niye değişsin ki? Herkesin birbirine saygı duyması gerektiğini düşünüyorum. Herkes nasıl istiyorsa öyle giyinmekte özgürdür.” Hayatını türban üzerine kurmamış Zeynep, başımı asla açmam demiyor. Zaten kreşe girerken türbanını çıkarıyor, çıkışta tekrar örtüyor. Üniversiteyi kazanırsa türbandan vazgeçmeye hazır: “Geleceğim her şeyden önemli. Elbette ki üniversitelerde başörtüsü yasağının kalkmasını ben de istiyorum. Bir kız nasıl mini etek giyiyorsa başka biri de başörtüsüyle okuluna gidebilmeli. Ama sırf türban yasak diye de geleceğimden vazgeçmem, eğitimim için her şeyi yaparım. Okulda başımı açarım, eve giderken yine örterim. Bunun günah olacağını düşünmüyorum. Çünkü Allah bize iyi bir insan olmamızı emrediyor. Ben iyi bir eğitim alarak bunu yerine getirmiş olacağım.”

DP kuruldu

Mayıs 28 2007Yorum Yok Kategori: Politika

Büyük Anadolu Oteli tarlaların ortasında kocaman bir bina. Bir iki kilometre öteden yürüyenler kan ter içinde. takım elbiseler içinde erkek siyaetçiler ve Türkiye’nin dört bir yanından gelmiş partililer heyecanlı. Biri diyor ki: “arkadaş tarla olmadan yapamıyor bizim mümtaz kişiler!” Yeşil tarlalarda rengarenk insanlar…. Salon tıklım tıklım…Kadınların renkli oğunluğu dikkat çekici. DP yeniden ruh bulacak bu salonda.Tarihi an için herkes burada.

Çoşku salona sığmıyor taşıyor. Mehmet Keçecile ranons edilince alkış kopuyor. ANAP’lı siyasetçilere alkış ve sevgi gösterileri birleşmenin sahiciliğinin kanıtı gibi. DSP ve CHP telgrafları okunurken kibarca,skin alkışladı partililer. İnsanlarımız siyasi terbiye edinmiş kesinlikle. Teşekkür ederim, lütfen sözcüklerini kullnarak bir şey istiyorlar. Anadolu’nun kaynaşmış tüm renkleri ,sınıfları,grupları birarada. 1960′da kapatılan DP yeniden dünyaya geliyor burada. O büyük kıırlmanın izlerini yara halind etaşıyan Türk halkı geçtiği zor yılları hatırlıyor. Yıldırım AVcı:”1984 seçimlerine sokulmadık. İşte bugünlere geldik” diyor. Babadan oğula devam eden DP ruhu 3 nesli biraraya getirmiş. İsmet Sezgin ANAP’lı arkadaşlaır övüyor ve diyor ki:”Egolarımızı yenip bu birleşmeyi çok önce yapmalıydık. Maalesef o cesareti gösteemedik. Bunun özeleştirisi yapmalıyız.Erkan Mumcu’yu yürekten kutluyorum.” Egomuzu yenelim diye ısrarla vurgulayan Sezgin’i inşallah bütün partililer dinlemiş ve anlamıştır. Ülkeyi ve partiyi yüceltmek yerine kendi egosunu yüceltip diğer ikisini batıranlara bir iğne batmıştır umut ediyorum. Yaşlı çınar içerden biliyor meseleyi elbette.Sinan AYgün :” anamı da babamı da aldım geldim.Ne mutlu Türküm diyene!Ne mutlu DP diyene!” dediğinde alkış kopuyor. Bir tane kadın konuşsaydı diyorum içimden ama kimse yok. Sayın Genel başkan Mehmet Ağar eşi ile salona geldiğindeb ir sevgi seli ve iktidar ruhu dolaşıyor ortalıkta. Bu salon iktidarı müjdeliyor diyoruz birbirimize. Ağar gözyaşları içinde 10 yaşında başın agelenleri anlatıyor:”10 yaşındaydım.1960 sabahı babamı alıp götürdüler evden. O günden sonra mahallede arkadaşlarımız bizimle oynamadı.Ayırdılar bizi.” kareşi kardeşten ayıran ilk kıırlmanın özeti gibi anlattıkları. Bu kırılmanın derinleştikçe nasıl travmatik olduğu anlaşılıyor bugün . Bu travma bizim millet olmamıza engel.Bu travma biizm birbirimizi sevmemeize engel. Bu travma bizim bilgi üretmemize engel. Bu travma bizim kendimizi sevmemize engel. Aydın yetiştiremedik bu yüzden. Bu ülkede çok oyun oynanıyor bu yüzden. Artık kucaklaşma zamnaı. Bir olalım ve sevelim ki sevilelim. milletvekili adaylığı
Mesaj: mrh ben diyarbakırdangönül sizi stv kanalında çalışan kadınlarla ilgili program sunuculuğu yaptınız dönemde ekran karşısında görmüştüm daha sonra anakültür dergisinin 2001 8 mart dünya kadınlar günü kutlamalarının yapıldığı diyarbakırın eğil ilçesine geldiğiniz gün sizinle fotoğraf çektirme ve konuşma şerefine nail olmuştum sizden sayın efsa kuranerden,sevgi ünal\’dan zeliş konalıoğlun\’dan doğu kadınına yönelik eğilimleriniz destek vermeniz sorunlarına çözüm arayışına girmeniz ezilmemeleri adına yasal haklarının olduğu konusunda bilgilendirmeniz.bir doğulu olarak beni çok etkilemişti, daha sonra sizi köşe yazarlığı yaptığınız zaman gazetesinden takip etim sonra milletvekili adaylığınız ögrenince dünyalar beim oldu siz toplum ve özellikle kadınların sorunlarını dile getirip çözüm bulabilecek niteliğe sahipsiniz sizi tebrik eder başarılar diliyorum.ben ve arkadaşlarım oyumuzla size teşekkürü bir borç bierek ileteceğiz
Gönderim Zamanı: 28-05-2007 16:00:09
Gönderen: Serkan Türkeri
E-Posta:
Konu: tebrik
Mesaj: Nevval Hanım; DP\’den milletvekilliği adaylığınızın hayırlı olmasını diliyorum.Bu sayede inşallah Türk kadınlarının Meclis\’te daha büyük oranlarda temsil edilmesine vesile olursunuz. Saygılarımla… İZMİR – KARŞIYAKA Türkçe Öğretmeni Adayı (İŞŞİZ)
Gönderim Zamanı: 30-05-2007 02:32:30
Sevgili Nevval ablacım; Hiç unutmuyorum lise cağlarındayken, hocaefendiyle yapmış olduğun ropartajı içeren kıtabını senin imzan ile almıştım.Bu zamana kadar da senın yazılarını olabıldıgınce takıp ettım.Ancak seni bir siyasi kurum içerisinde görmek beni son derece üzdü.Özelliklede meclisten kaçan o partiden siyasete adım atmanı sana yakıştıramadım.Umarım hakkında herşeyin hayırlısı olur.Sevgilerle..
Gönderim Zamanı: 29-05-2007 23:08:26
seçime doğru
Mesaj: Selamlar Nevval hanım sizi demokrat duşunuzu öncelikle 28 şubat sürecinde tanıdık ve ozamandan beri yazılarınız zaman buldukça okurum.Siyasi tercihinizi DP den yana kullanmanız size karşı olan hüsnü niyetimin nekadar doğru olduğunu anladım. Kısaca DP den yana olan tercihinizi tebrik ediyor sizin 28 şubat sürecindeki gibi dik duruşunuzun devamını bekler ve Baş örtüsü mağdurlarının yanında olmanızı istiyoruz herzaman sizin bu Demokrasi yolunda yanlız olmadığınızı size hatırlatmak isterim Saygılarımla Fikri Burmaoğlu
Gönderim Zamanı: 30-05-2007 15:41:45
kurtalan
Mesaj: bu güne kadar birçok yazar bayan bildim ama inanın tüm samimiyetimle içlerinde hani derlerye budur bence en güzeli en düzeylisi en araştırmacı en sorgulayıcı ve her yönüyle tüm alanlarda söz sahibi olma dünya görüşünüz deyişik toplumlar kültürler diller üzerine olan araştırma ve yazılarınız ya ablam seçtini yolda yani 22 temmuzda inanıyorum ve allahta istiyorum hedeflediyin noktaya gelirsin senin gibi insanlara ihtiyoç var mecliste bu günki bayan millet vekillerini görüyoruz ya ablam sen ve dün yanında otursan sarışın bayan vardıya sadece soy ismi aklımda VİDİNLİ yani demek kanseri yendin ablacım sende ne çileler çekmişsin ………..
Gönderim Zamanı: 01-06-2007 08:41:39
Dün atv de ali kırcanın proğramında izledim sizi inanın tek kelimeyle harikaydınız, kırmızılar üzerine beyazları kuşanmanız çok şık gösteriyordu sizi, bunun yanı sıra şu anki siyasi kimliğiniz gerçi beni ilgilendirmez ama emin olun nevval hanım sizin gibi ufukları açık göleceklerine yön veren bayanların aktif rolleri bir parti için en büyük handikaptır. ama sizdeki o sıcaklık yani siz aşmışsınız keşke sizi daha önce , zamandan önce tanımış olsaydım tüm toplumlarda öncelikle tarihten sayfalarda krallıkların asıl söneticileri yani ipleri ellerinde tutmayı başaran hep kadın olmuştur ve güçlü kişilikleri cazibeleryle yani bunu kötü anlamda demiyorum olması gerekende budur. hani derlerya her güçlü erkeyin arkasında muhakkaki bir bayan var işte her yani ablacım inanırmısınız şu an keşkelerle geçiyor içimdeki mırıltılar mutluluğu mutlu olduğun zaman tüm sevenlerinle tadarsın yani gözlerindeki parıltıyı göremeyen gözlerde varmıdır sana tebeessüm o kadarki yakışıyor dün ki proğramda senin kadar etkileyici biri yoktu güzellik ikinci plan yaşınıza göre çok güzelsiniz ve etkiliyeci bi kişiliyiniz var sizin sizi sitenizde ilk gördüğümde çok etkilendiyimi itiraf ediyorumm. saygılarımla Siirt >Konu: tebrik
Mesaj: 29.05.2007 tarihinde Kanal 7 haberde demokrat parti aday adayı olduğunuzu öğrendim.Sizin gibi hak ve özgürlükler konusundaki duruşunuz sebebiyle takdir ettiğimiz bir insanın aramıza katılmasına çok sevindik tebrik ederim.
Gönderim Zamanı: 30-05-2007 15:37:51
Tarkan

Terör

Mayıs 24 2007Yorum Yok Kategori: Politika

Ankara’da terör olayında ölenlerin tüm yakınlaırna baş sağlığı diliyor ve yaralılara acil ifalar diliyorum. Terörle başa çıkamayan hükümet her gün şehitleri uğurlamamıza nedne oluyor.MAsumlar yollarda damatlık almaya giderken ölüyor.İktidarsız iktidar olmak bu galiba. Ankara’da masum insanları öldüren hain canlı bombacı nasıl yaratılıyor?Kim bu insanlar?1996′da sivil polis döverken görüntüleri yayınlanan katilin bu işi yapmasına nasıl izin veriliyor bu ülkede?

1996′da YeniYüzyıl gazetesi baş sayfada yayınlanan 1MAyıs fotografı çok ilginçti. Bir genç kız sopalarla güzel bir laleyi dövüyordu!Evet, nefreti bir laleye yönelmişti. Yüzündeki ifade bombacı ifadesiydi doğrusu.İnsandan, çiçekten ve güzel olan he rşeyden nefret eden bu insandan korkmuştum. Solcular bu resmi bastık diye bizi eleştirdile ro zaman. Yüzü kırmızı bezle bağlı bu vahşilerle ne olacaktı gelecekte sorusuna hiç bakan olmadı.Dinci taraf diye bilinen bazı ayni ifadelere sahip marjinal gruplara da sahip çıkıldı ve oradan da ülkeyi şok eden Hizbullah cinayetleri çıktı. Ülkede gençlere sahip çıkılmadığı gibi taraflar kışkırtıcı davranarak medya ile destekleyerek ruh hastalığı haline getiriyor ideolojik tarafları.Gençleri kim ve hangi sistem bu hale getiriyor?Aileler uyuyor mu?ONlaırn kalitesi ne? hep bombacılar için ailelerin dediği ayni:Çok sessizdi ,çok iyi bir çocuktu karınca ezmezdi !!! ama yüzlerce ian öldüren bir cani çıkıyor bu tariften.Bu kadar çocuklarına yabancı insanlar yani. İnsanlar ideolojinin kısılmış kapanlarında sadece tarafgir olarak mesellelere bakıyor. CNN’de TArafsız Bölge’de söylediklerimi hiç bir şey okumadan “taraf oldun seni sevmiyorum” diye yazan tarafgir zavallıların bu ülkeyi karanlığa götürdüğü aşikar. Sosyal bilim ne demek bilmeyen biri sadece türbanlı diye hakaret etse bile korumanın anlamı “benden olmayanı öldür” demektir. İşte sizler böyle cahil ve ezber konuşma delisi olanlar, aklı cebinde gezenler terörü teşvik eidyor. Akıl, bilgi olmadan sevgi ve hoşgöü olmaz. Tıpkı Mevlana’nın dediği gibi ” Konya altın bir tabak ama içinde yılanlar çiyanlar kaynıyor” Onun için dedikodu üretenlerin cahilliğini açıkladığı bu cümleyi bu gün şöyle değiştirebiliriz: Türkiye altın bir çanak ama içind eyılanlar çiyanlar kaynıyor.İdeolojilere ve ideolojik şekillere tapanlar ülkenin önünü tıkıyor. Kendinden olmayanı hemen lanetliyor.Yıllardır ZAman’da yazdın ama şimdi DP’den adaysın senden nefret ediyorum diye yazanlardan ne beklenir? Terörle mücadele sadece polisiye bir mesele değil. Acilen bunun için sosyal, kültürel ve siyasi önlemler almak gerekiyor. Terörü üreten nefret kaynaklarını kurutmak gerekiyor.Yoksa sonumuz iyi değil. SAYIN NEVVAL HANIM, BİLİYORUM ÇOK YOĞUN VE MEŞGULSÜNÜZ SİZİ, DURUŞUNUZU YAPTIKLARINIZI SAYGI HAYRANLIK VE TAKDİRLE TAKİP EDİYORUM. BU YAZIMI OKURMUSUNUZ KALE ALIRMISINIZ BİLMİYORUM. AMA YİNEDE HERŞEY İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM. ÇOK DOLUYUM SİZİ FAZLA MEŞGÜL ETMEMEK İÇİN UZUN YAZMADIM. AMA KISACA DUYGU VE DÜŞÜNCELERİMİ AKTARMAK İSTEDİM. BEN EMEKLİ BİR ASKERİM GÖREVİME ONDÖRT YAŞINDA ASKERİ OKULDA BAŞADIM YILLARCA DOĞU-BATI, GÜNEY-KUZEY DAĞ TAŞ ŞEHİR DEMEDEN GURURLA ŞEREFLE ORDUMUZA VE MİLLETİMİZE HİZMET ETTİM VE EMEKLİ OLDUM. VATANIM, MİLLETİM VE DEVLETİM İÇİN BİN CANIM OLSA BİNİNİDE VERMEYE HAZIRIM. SON GÜNLERDE YAŞANAN BAZI ŞEYLERİ ANLAMAKTA GÜÇLÜK ÇEKİYOR VE ÇOK ÜZÜLÜYORUM. HIRANT DİNK ÖLDÜRÜLDÜĞÜNDE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRDILAR. KİM OLURSA OLSUN HANGİ DİN MİLLETTEN OLURSA OLSUN O TÜR CİNAYETLERİN TASVİP EDİLECEK YANI YOK. HEPİMİZ ÇOK ÜZÜLDÜK. AMA ULUSTA ÇİĞDEM GİBİ ALTI CAN ALINDI ŞIRNAKTA, TUNCELİ, VAN VS. GÜNEYDOĞUDAN HERGÜN ONLARCA ÇİĞDEM GİBİ BABAYİĞİT DELİKANLILARIN ŞEHİT HABERLERİ GELİYOR. HEPİMİZ HIRANT DİNK’İZ DİYEN SÖZDE AYDINLAR NEREDE? MEYDANLARI DOLDURAN ÜLKE ELDEN GİDİYOR CUMHURİYETE SAHİP ÇIKACAĞIZ DİYE ÇIĞIRTKANLIK YAPANLAR TANDOĞAN, ÇAĞLAYAN VE İZMİRİ DOLDURANLAR NEREDEDE? NEDEN MEYDANLARI O ARSLAN BABAYİĞİT ANAKUZUSU ŞEHİTLER İÇİN DOLDURMUYORLAR. NEDEN O TERÖRİSTLERİ LANETLEMİYORLAR. O KİŞİLER ÜLKEYİMİ YOKSA ÇIKARLARINIMI SEVİYORLAR. CHP NİN SOLUN BİRLEŞMESİ GENCECİK ŞEHİT OLAN O BABAYİĞİTLERDEN DAHA MI ÖNEMLİ. BEN ANLAYAMIYORUM LÜTFEN BANA ANLATIN. YAZACAK SÖYLEYECEK ÇOK ŞEY VAR AMA UZUN LAFA GEREK YOK. NE OLUR ENAZINDAN BU SESİMİ DUYURUN YADA SESSİZ ÇOĞUNLUĞUN SESİ OLUN BİZİM YERİMİZE SİZ HAYKIRIN. EVET ENZINDAN BİRŞEY YAPILAMIYORSA TANDOĞANI ÇAĞLAYANI, İZMİRDEKİ MEYDANLARI DOLDURAN SÖZDE VATANI MİLLETİ SEVEN CUMHURİYETE SAHİP ÇIKANLAR ÖZDE DE SAHİP ÇIKIP TERÖRÜ VE ARKASINDAKİLERİ LANETLESİNLER HEPİMİZ MEHMETCİĞİZ, HEPİMİZ ANAFARTALAR ÇARŞI ESNAFIYIZ DESİNLER EVET BİR ÖLÜR BİN DOĞARIZ DESİNLER. GERÇEKTEN VATANINI MİLLETİNİ SEVDİKLERİNİ GÖSTERSİNLER. SAYGILAR SUNUYORUM. NOT: LÜTFEN YANLIŞ ANLAMAYIN BU YAZIMI MÜMKÜN OLDUĞU KADAR KİŞİYE GÖNDERECEĞİM UMARIM DUYGU VE DÜŞÜNCELERİME TERCUMAN OLAN BİRİSİ ÇIKAR. AHMET NURİ ARSLAN EMEKLİ ASTSUBAY

Sayfa 9 / 14« İlk...«7891011»...Sonraki »