Politika

Güneydoğu Kalkınması

Aralık 24 2007Yorum Yok Kategori: Politika

PKK terör örgütünün izleri dağlardan siliniyor.Askeri harekat başarıyla sürüyor.Şimdi sıra GAP projesi ile hiç ilgilenmemiş hükümetin bölgeye kültürel, sosyal anlamda yatırım yapmasını bekliyor. Öncelikle kadınların statüsü bölgede yükseltilmelidir. Kadın odaklı kalkınma kapsamında kadın ve genç kızların iş sahibi olması planlanmalı. Güneydoğu’da kalkınmanın anahtarı kadındır. Hükümet ilk acil eylem planında yer vermedi GAP’a ve 6 yıl geçti. O gün yazdığım yazı:

DPT yerelleşmenin parçası mı? “Hükümetin acil eylem planında “acil” bir GAP vizyonu görülmüyor. Ancak GAP acil bir kapatılmaya doğru gidiyor. DPT uzun yıllardır GAP İdaresi Başkanlığı kurumunun gereksiz olduğunu savundu. Bölge kalkınma ve kalkınma işi DPT tekelinde ya! Şimdi yeni düzenlemelerle bölge kalkınma işi yerel uç beylikleri kurularak çözülmeye çalışılıyor. AB’nin istatistiki bölge düzeyleri (NUTS) sınıflandırması için oluşturulan alt bölgeler şimdi bazı bölge kalkınma ajansları için dikkate alınmış durumda. Bölgesel kalkınma ajansı kanun tasarısı için ocak ayında olur istendi. Sekizinci beş yıllık kalkınma planının Bölge Kalkınma bölümünde; “planların, programların ve bölgesel planların hazırlık, uygulama, koordinasyon ve izleme aşamalarında etkinliği artırmak için DPT Müsteşarlığı’nca ihtiyaç duyulan merkezlerden birimler oluşturmak için düzenlemeler yapılacak” diye yazıyor. Bunlar Kamu Yönetimi Reformu ile birleştirilerek “yerinden yönetim” için düşünülmüş gibi gösterilmekte. Bunun için 10 yıllık GAP uzmanlığına da ihtiyaç duyulmamakta. GAP 2010 Master Planı yapılırken sürdürülebilir kalkınma amacıyla ve katılımcılık modeli devreye sokularak binlerce insanla toplantı yapıldı. Bu çalışmalar sayfalarca rapor haline geldi. Birçok deneyim kazanıldı. Bölge kalkınma ajansları teorisi çerçevesinde. Ayrıca yönetimin yerelleşeceği iddiasına karşın DPT müsteşarlık temsilcisi yönetim kurulunda görev yapacak. Bölgesel kalkınma ajansı teşkilat yapısı mini birer DPT yaratma hevesi olduğunu gösteriyor. Bu nasıl özgürleşmeyse! Bu yerelleşen yönetim kurulunda belediye başkanları yer almıyor. Böylece yerel güç valiler ve DPT temsilcileri oluyor. DPT’ye bağlı 26 minik şubeye kendi adamlarını atamak hoş bir duygu olmalı elbette. Yeni kadrolara yer açmak için müsteşar Ahmet Tıktık, İran planlama müşavirliğinden atandı bu göreve. Uzun süredir GAP’ta gelişme olmuyor, sulamalar artmıyor. GAP Abdüllatif Şener’e bağlı. Eminim kendisi DSİ tarafından ihale edilen su projelerinin topunun neden iptal edildiğini açıklayabilir kamuoyuna. DSİ’ye İSKİ’den atanan Gn. Md. de Ilısu Barajı projesinin geleceğinin belirsiz olmasının Cizre barajının yapılmaması anlamına geldiğini biliyor elbette. Bunun anlamı da önemli bir sulama ve enerji kaynağından yoksun kalacağımız. “ Yukarıdaki yazım Şimdi GAP İdaresi kapanırsa ne olur? 1. On yıllık bölge kalkınma deneyimi ve birikimi çöpe gider. 2. Çok başarılı sonuçlar veren ve bazılarına göre “ıvır zıvır” olan kadın odaklı kalkınma modeli heder olur. 3. Yerelleşme adı altında bürokrasi yerleşir ve bu hassas bölgeleri tanımayan insanlar on yıldır yapılmış her şeyi tuzla buz eder. 4. Yerel bölgede nepotizm engellenemeyeceğinden kalitesi düşük amca, yeğen, kardeşler işbaşına konur ve insanların devlete güvenini temelli yok ederler. 5. İl planlama müdürlerine rol verilecek bu eylem planında hangi valiliğin elinde kaliteli kadrolar olduğu merak konusu. 6. Gelir ortaklığı senedinden para kazanmak isteyen DSİ dahil gelirin Hazine’ye kaydedileceği ve borç ödemeye gideceği aşikar. O zaman baraj sorunları için gelir kalmayacak. Bakınız Toplu Konut vakası! GAP İdaresi’ne hiç danışmadan yapılmakta olan yeni uygulama neden kamuoyunda tartışmaya açılmamakta? GAP İdaresi on yıllık sürede sosyal ve kültürel birçok projeye yatırım yaptı. Başarılı bir şekilde GAP’ı yurtdışına açtı ve tanıttı. Bugün Irak’a yeni bir cazibe merkezi ve model yaratmak iddiası ile giren ABD’ye biz de kendi modelimizi nasıl yıktığımızı mı göstermek istiyoruz? GAP tüm Ortadoğu’ya model oluşturacak altyapı ve bilimsel, kültürel çalışmalarla yüklü. Üç dört yıl sonra sınırın ötesinde yaşayanların kişi başına milli geliri 4000–5000 dolar olursa ne yapmayı düşünüyor Türkiye? Boş topraklarda DPT uzmanları mı volta atacak? BUGÜN (2008MART)HÜKÜMET YAYINLADIĞI YASAYLA GAP İDARESİNİ KAPATACAK Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün kapatılarak İl Özel İdarelerine devri sonucu hizmet alanlarının özelleştirilmesi ve yerelleştirilmesi ile belli kesimlere yeni çıkar alanları açılmasını amaçlamaktadır. KHGM’nin kapatılmasının yaratacağı sorunlar ve kapatılma nedenlerini kısaca incelersek; a) yerel siyasi baskılar artarak kaynaklar plansızca ve savurganca kullanılacak, b) bölgesel eşitsizlik ve dengesizlik sorunu büyüyecek, c) toprak ve su kaynaklarının belirlenmesi, korunması ve yönetimi için, ülke bütününde planlamalar ve havza bazında uygulamalar yapılamayacak, d) tarımsal desteklerin kaldırıldığı süreçte, Devletin Türk çiftçisine dolaylı olarak verdiği son destek arazi toplulaştırma hizmetleri istenilen düzeyde ve nitelikte verilemeyecek, e) Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün kendi personeli ve donanımı ile kırsal kesime hizmet götürürken, görev alanına giren ve ihaleli sisteme göre çok daha ucuza mal ettiği hizmetlerin parasallaştırılması sağlanarak, kırsal altyapı hizmetlerinin tümüyle ihaleli olarak gerçekleştirilmesiyle doğacak pazarı yerli ve yabancı özel sektör dolduracaktır. 4 – Birçok Kuruluş Özelleştirilmekte Ya da Kaldırılmaktadır. Tasarıların öngörülerine göre; Tarımsal Kamu Yönetiminde yer alan ya da dolaylı olarak tarımsal işleve sahip aşağıdaki kuruluşlar özelleştirilecek; Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürlüğü, Aşağıdaki kuruluşlar ise kaldırılacaktır; Türkiye Zirai Donatım Kurumu A.Ş. Genel Müdürlüğü, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, GAP İdaresi Başkanlığı Belirtilen Kuruluşlar girdi üreten, tarımsal altyapıyı düzenleyen, tarım ürünlerini işleyen Kuruluşlardır. Başka bir deyişle bu kuruluşların kaldırma / özelleştirme adları altında tasfiyesi, tarım sektörünün tohum – gübre – mekanizasyon – su – arazi toplulaştırma – ürün işleme – yönetim gibi kamusal desteklerden yoksun kalması anlamını taşımakta olup, bu gelişme, tarımın çöküşünü radikal bir şekilde hızlandırma sonucunu doğuracaktır. www.zmo.org.tr /odamiz/rapor daha fazla bilgi için Reform” çalışmalarının tarım sektöründeki olası etkileri, 1980′li yıllardan bu yana yaşanılanların ışığında daha rahat analiz edilebilir. Bilindiği gibi, 1984 yılında “reorganizasyon” adı altında Tarım Bakanlığının tüm kurmay birimleri (Ziraat İşleri, Zirai Mücadele, Hayvancılığı Geliştirme, Gıda İşleri, Veteriner İşleri, Su Ürünleri, Toprak Su Genel Müdürlükleri ..) kapatılmış, birçok özelleştirmeler (Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, YEMSAN, Zirai Donatım Kurumu ..) gerçekleştirilmiş ve sonuçta 1980 sonrası sürecin yıkılmış tarım sektörü, perişan köylüsü ortaya çıkmıştır. Bugün benzer senaryolar, çok daha kapsamlı olarak ortaya konulmaktadır. Kalan tarımsal kamu yönetimi tümüyle tasfiye edilmekte, kalan KİT’ler özelleştirilmektedir. Gübre – şeker – çay – tütün özelleştirmeleri sonrasında piyasayı tutacak ÇUŞ’ler şimdiden bellidir. İl özel idareleri şemsiyesi altında yaratılmaya çalışılan yerel derebeyi yapısının, tarım sektörüne yararlı olamayacağı açıktır. ne demiştik;6 yıl önce iktidara gelen AKP GAP İdaresini ve tüm kazançlaı gömecek.İşte!

Adnan Öksüz’ün röportajı

Aralık 18 2007Yorum Yok Kategori: Politika

Nevval Sevindi, Haber7.com ve Cafesiyaset.com’u ziyaret etti. Sevindi, Haber7 Genel Yayın Yönetmeni Ünal Tanık ve Cafesiyaset.com Genel Koordinatörü Adnan Öksüz’ün sorularını yanıtladı.

Sevindi, delegelerin tarihi geleneğe bağlı kalması halinde kazanma şansını yüksek görüyor. Çünkü Süleyman Demirel’in belirlediği delegeler Tansu Çiller’i, Çiller’in seçtiği delegeler ise Mehmet Ağar’ı seçti. O da buna güveniyor ve ‘şansım yüksek’ diyor… – Demokrat Parti Genel Başkan adayısınız…Genel Başkan seçilirseniz hedefiniz ne olacak? -Ben zaten 13 Ağustos’ta Genel Başkan adaylığımı ilk ilan ettiğimde yenilikçiler hareketi olarak ortaya çıktım. Bunun sebebi; Türkiye’nin yenilenmeye ihtiyacı olduğu gibi Demokrat Parti’nin de kesinlikle yenilenmeye ihtiyacı vardı..Kaybedenlerin bırakması ve istifa etmesi gerekiyordu. Bunu söyledim ben. İnsanları zorlamaya gerek görmeden, ‘kaybettim ve gideceğim’ anlayışından kaynaklanıyor. Yeni yüzlerle, yeni insanlarla ortaya çıkmak istiyorum. Çünkü kentleşme Türkiye’de artık yüzde 75. Ve bu parti kenti de temsil etmesi gereken bir parti. Kenti ve kadını temsil etmesi gereken bir parti. Çünkü merkez sağ diye uzun yıllardır bilinen çizgi bundan 60 yıl önce köylüyü temsil etmiş; ama o zaman nüfusun yüzde 75′i zaten köylerde yaşıyordu. Oysa şimdi bu misyonun kentliyi de temsil etmesi şart. Bu çizgi bugüne kadar yenilikçiliğin, modernizmin temsilcisi olmuş. Yıllar öncesinden bayan Demirel’in araba kullanırken fotoğrafları vardır. O zaman bir rol model oluşturmuştur. İşte kentli kadın, kentteki kadın olaraktan..Sürekli ileriye gidiş var burada..Ama bunları 1990′lı yıllardan sonra göremiyoruz. Bunun yanında, Avrupa Birliği bizi her ne kadar eleştirse de Tansu Çiller bu ülkede bu partide ilk kadın Başbakan seçildi. Ama buna rağmen kadınları çağıran gençleri çağıran bir parti olamadı. Bu bir eksiklik…Ben kadınlara ve gençlere partinin tüm kapılarını açmayı vaadediyorum. Bizim merkezi konuşur duruma gelmemiz gerektiğini düşünüyorum. AKP ‘ben merkezim’ diyor ama sistemle çatıştığı sürece merkez olduğu varsayımı sadece bir iddiadır. Biz ise tam olarak merkezdeyiz. Ve bu merkezi daha da genişletmemiz lazım diye düşünüyorum. Çünkü bir kere ortak değerlerde kavga etmemiz lazım. Atatürk’ün naaşının Anıtkabir’e taşınması Adnan Menderes ve Celal Bayar’ın gayretleriyle gerçekleşmiş, onların dönemlerinde gerçekleşmiştir. – Siz politikada bu çeşitliliği sağlayabilecek misiniz? Politikanın tüm kesimler tarafından temsil edildiği bir ortam yaratmak istiyoruz. Ben burada rol model olmak istiyorum. Çünkü sadece zenginler, arkası olanlar, desteği olanlar, sadece belli bir guruba ait olanlar politika yapar diye bir anlayış var. Bunun doğru olmadığını düşünüyorum. Politika herkesin işi. Bu süreçte herkesin katkısının, payının olması lazım. Aksi takdirde bunun adı saltanat olur ki Saltanat döneminin bir bölümünde bile şimdikinden daha ileri bir demokrasi vardı. 1908′li yıllarda da eşitlik, özgürlük isteniyordu,şimdi de eşitlik telepleri var. Ülkede toptan bir yenilenmeye ihtiyaç var. Bunun da topyekün yapılması lazım. -Sizin içinde bulunduğunuz politik çizgi, Adalet Partisi, Demokrat Parti ve Doğru Yol Partisi esasen köylü partisi olarak biliniyor. Bunu dönüştürmek zor olmayacak mı? -Partiyi dönüştürmeye gerek yok, Türkiye dönüştü zaten. Parti kurulduğu zaman Türkiye’nin yüzde 75′i köyde yaşıyordu. Şimdi Anadolu’ya gittiğiniz zaman kimse ben köylüyüm demiyor. Herkes çocuğunu yetiştirmek için çabalıyor, büyük şehirlere gönderiyor. Kadınlar dernekler, vakıflar kuruyor. Ve bu derneklerde biçki nakış kursları düzenlenmiyor, bilgisayar, yabancı dil kursları veriliyor. Tüm bunları gördüm ben. Orada bir devrim var ama bu devrimi siyaset yeteri kadar algılamıyor. Demokrat Parti yöneticileri Türkiye’deki bu gelişimi yeteri kadar okuyamadı. Bunu okuyamazsan o zaman siyaseti gereği gibi yapamazsın. -Politika bir bakıma kadro ile oluyor. Kadronuz var mı? Kimlerden oluşuyor? – Kadrom var elbette..İl ve ilçelerde parti örgütlerinde çeşitli kademelerde çalışan gönüllü ekiplerimiz var. Tabii burada ilk akla gelen tanımmış, bilinen isimler akla geliyor. Yeri ve zamanı geldiğinde, açıklama konumunda olduğumuz zaman bu isimleri zaten herkes öğrenecek. Ama partinin dışında da entelektüel birikime sahip bir çevrem var. Ve partide belli bir seviyeye gelmiş kişilerden oluşturacağımız istişari kurullarla da geçmişi geleceğe nasıl taşırız, bunun planlarını da aynı zamanda yapıyoruz. Böylelikle kılcal damarlara kadar örgütlenmeyi sağlayacağız. Bunları da genç demokratlarla yapmayı düşünüyoruz. -Şimdi genellikle siyaset yapan insanlara baktığımızda ya kendilerinin malvarlıkları var, ya da destek olanlar var. Nevval Sevindi’ye baktığımızda bunların hangisi var? – Benim malvarlığım yok, perde arkasında da bir malvarlığım yok..Şimdi ben Anadolu’yu gezmeye başladığımda bana şöyle bir teklif sundular; işte bir araba verelim, yardımcı eleman verelim dediler. Ben böyle bir teklifi kabul etmedim.. -Niçin kabul etmediniz? -Çünkü bana böyle bir imkan tanınırsa benim için verilmiş olacak. Oysa genel başkan seçildikten sonra bu tür imkanlar sunulduğunda bu misyon adına verilmiş olacak. Genel Başkan olarak ortaya çıktığımda ise zaten bağış kabul edeceğim ve bu alanda Amerikan tarzını uygulayacağım.. -Bunları açıklayacak mısınız? -Tabii ki tabii ki herşeyi açıklayacağım…Şunu da söyleyeyim size; genel başkan olduğum takdirde bir heyet kurup geçmişe dönük parti harcamalarını mercek altına aldıracağım. Böylelikle bu harcamaların Sayıştay’a gitmesinin de önünü açmak istiyorum. -Sanki devri sabık yaratılacak gibi… -Yok hayır…Şeffaflıkla ilgili..Çünkü bu konuda dedikodu var. Çünkü insanlar diyor ki bu kadar para vardı ne oldu, nerelere harcandı? Belki hiçbirşey çıkmayacak..Türkiye’de birçok şey dedikodu üzerinden yapılıyor. Ben bilginin üzerinden yapılması gerektiğine inanıyorum..En çok dedikodu para üzarinde çıkıyor o zaman bu alanda olabildiğince şeffaf olalım. Bu şeffaflığı da tüm alanlara yayalım. Ama buradan başlayarak yaymamız lazım. İnsanların şeffaflığı benimsemesini istiyorum bu o kadar da kolay birşey değil bunu da biliyorum. Bunu belli bir mücadele vererek insanlara anlatacaksınız, benimseteceksiniz..Siyaset sanki kapalı kapılar ardında yapılan bir eylem gibi algılanıyor, hayır bunun şeffaf olması gerekir.. -Demokrat Parti bir gelenek partisi.. Önemli isimlerinden yaşayanlar da var. Siz kendinizi bunlardan hangisine daha yakın hissediyorsunuz? – Sayın Cindoruk’la ilk genel başkan adaylığımı açıkladığımdan bu yana sürekli görüştük. Beni destekledi.. Türkiye’nin değiştiğini, bu değişime ayak uydurmak gerektiğini, kadınların siyasette daha fazla yeralmaları gerektiğini söyledi..Benim görüşlerime de büyük önem verdiğini gözlemledim ben.. -Ama şimdi rakibiniz olacak Kongre’de.. -Ama henüz genel başkan adaylığını resmen açıklamadı… -Genel Başkan adayısınız…Sizi seçecek olanlar da neticede delegeler..Delegelerle görüşmeleriniz oldu mu? -Elbette görüştüm..Ama delegeler tek bir blok değil. Süleyman Demirel’in belirlediği delegeler Tansu Çiller’i, Çiller’in seçtiği delege ise Mehmet Ağar’ı seçti. Ben de buna güveniyorum… Bu delegenin ne yapacağı belli olmaz,şansım çok yüksek diyorum..Bu sebeple delegeyi tek bir renk ve blok olarak görmek yanıltıcı olur..Onların için de çok farklı görüşte olan insanlar var.. -Nerelerden daha çok destek almayı düşünüyorsunuz? – Egeden ve Trakya’dan büyük destek var..Bunların dışında Erzurum’dan, Gümüşhane’den, Balıkesir’den ve diğer illerden büyük destek var…Bölgesel bir desteğim var. -Güneydoğu’da durumunuz nasıl peki? -Güneydoğu biraz farklı..Oraya bizzat gitmek gerekiyor, insanlarla birebir ilişki kurmak gerekiyor. Bu da para işi..Ama ben 5 sene devlette çalıştım. Bu yıllarımda güneydoğunun köylerinde konferanslar verdim..O bölgeyi de iyi bilirim. Gidebilsem eminim ki çok iyi karşılanırdım.. -Sizin kamu yönünüz de var.. -Evet evet, ben 5 sene devlette çalıştım. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Devlet Planlama Teşkilatı ile ortak çalıştım. Daha sonra Devlet Hava Meydanları İşletmesinde çalıştım, ardından da Dünya Bankasında..Bu iktidar GAP’ı çok ihmal etti. Güneydoğu’da kadın odaklı gelişmeyi ilk ben siyasete taşıdım.. -Kongrede bir konuşma yapacaksınız, genel başkan adayı olarak..Ne diyeceksiniz? -Bu işin heyecan işi olduğunu ve bu heyecanın bilgiyle donanması gerektiğini biliyorum. O yüzden de nitelikli insanlara ihtiyacımız var. O insanların star olarak yer almasını istiyoruz. Ve bu starlarla yeni bir örgütlenme modeli ve yeni bir siyaset anlayışı getirmemiz gerektiğini biliyorum…Kadın odaklı modeller bizim geleneklerimizde zaten var onları modernize etmemiz gerekiyor. 70 milyon insandan sadece 7 milyonu vergi veriyor. Bu korkunç birşey..Kadınları ve gençleri mutlaka üretime sokmamız lazım. Türkiye’nin toptan bir kalkınma çizgisine girmesi lazım. Siyasetle ilgili yasaların değişmesi lazım..Türkiye’nin dünya sahnesinde yerini alması gerekir..Türkiye’nin yeni bir heyecan ve yeni bir siyasetle koşması gerektiğini hayal ediyorum.. (www.cafesiyaset.com) mektuplar: Zor gününde partimizi yalnız bırakmayan genel başkan adayımız Sayın Nevval Sevindi’nin mübarek Kurban Bayramını kutluyor; saygılar sunuyorum. Berker merhaba nevval hanım ,az önce öz geçmişinizi okudum sanki daha önceden planlanmış gibi .eminim sizin öz geleceginiz vardır .hayatı dolu dolu yaşamanızda antropolojinin katkısı büyük diye düşünüyorum veya bu potansiyeli kullanıyorsunuz . Nevval hanım sızın vaktinizi almamın sebebi ;biz cumhuriyet ünv. antropoloji öğrencileri olarak antropoloji sevdalısı bır grup öğrenciyle :Türkiyede antropologlar nerelerde çalışırlar ve buralara nasıl girmişlerdir . bu çalışma sonucunda mezun olan arkadaşlara faydalı bir çalışma olacak dıye düşünuyoruz bu konuda sizin desteginize ihtiyacımız olacak vaktiniz için teşşekkur ederim.. :)
Gönderim Zamanı: 18-12-2007 15:13:58
Yenilikçiliğe, kadın – erkek eşitliğine, eskilerin sadece aklı selim fikirler vermesine, çalışanın hakettiğini aldığına (standartı olmalı), toplumun şekilcilik ve taklitçilikten kurtulmasına, futbol takımı tutar gibi siyasi parti üyesi olunmayacağına, dünyada yaşayan türklerin birlik olmasına, AB ve ABD\’ne bağımlı olunmayacağına, benim ihtiyacımmm var sayın NEVVAL hanım. Türk kadınlarının yaşadığımız pembe günlerden uyanması gerekli. Türkiyenin acil olarak bayan devlet erkanına ihtiyacı var. Sizde alışılmış politika yapacaksanız, sadece cebinizi doldurursunuz. Yok ben politikacı değil demokratım, alışılmışı değiştireceğim diyorsanız size başarılar dilerim.
Gönderim :Ali

Hasan Cemal yazdı:

Aralık 16 2007Yorum Yok Kategori: Politika

28 Şubat’ta ben tek başıma savaşırken nedense medyada değerli arkadaşlarımız dinin korkulacak bir şey olmadığını,sosyal bilimin temelinde bulunduğunu hiç görmek istemediler!Bunları on yıl önce yazdım ve savundum.Medyanın haksız saldırıları ve iftiralarına maruz kaldım.Şimdi artık herkes söylüyor.Ne güzel……Aşağıda bugün Milliyette köşe yazısından alıntı yaptım. “Ahmet Altan’ın dediği gibi: “İttihatçılar’ın dine ve dindarlara duyduğu kuşku olduğu gibi Cumhuriyet’e geçti. Bizler de Kemalizm eğitiminin çocukları olarak o kuşkuyu derinliklerimize yerleştirdik. Bazılarımız ’solcu’ olduk, ‘Din kitlelerin afyonudur’ sözünü öğrendik. Dini ürkütücü bir şey olarak gördük ve din bizi ‘gericiye çevirecekmiş’ gibi ondan hep uzak durduk. Ama dinden korkmak toplumun hiçbir işine yaramadı. Bu anlamsız korku bizi entelektüel açıdan epey zayıflattı. Hemen hemen bütün entelektüellerimiz gibi yazarlarımızın da hem dini bilgileri azdır, hem de bir din adamını zaaflarıyla ve erdemleriyle anlatmaktan ürkerler. Bu ürkeklik, bu yapay uzaklık, bu gereksiz korku, bizi, toplumun harcındaki en önemli etkenlerden birini incelemekten, anlamaktan, yaşadığımız toplumdaki çeşitli acıların kaynaklarını saptamaktan alıkoydu. Bu toplumun en büyük yaralarından biri, dinle ilişkisindeki kaygan alandır. Bir toplumu anlamanın, o toplumun diniyle ilişkisini anlamadan mümkün olamayacağına inanırım. Türkiye’nin diniyle olan sorunlarını ‘huzurlu’ bir şekilde aşmasının bu ülkeyi rahatlatacağını, manasız çekişmelerden kurtaracağını düşünürüm. Dinden korkacak bir şey yok.” (Ahmet Altan’la röportaj; Mehmet Gündem, Yeni Şafak, 10.12.07, s.15)”

“Onun içindir ki: Milliyet’le Tarhan Erdem bu ülkede din olgusunun daha iyi anlaşılması için iyi bir iş yapmışlardır. Tabii tartışılabilir, eleştirilebilir. Ancak, tartışmayı uçlara çekmenin herhangi bir yararı olduğunu sanmıyorum.”İsteyen Milliyet gazetesinden köşe yazısının tamamını okuyabilir. Maalesef, üniversiteler sosyal bilim açısından zayıf.Ben sosyal bilim çalışmalarının içinde din faktörü olmadan kültürün tanımlanamayacağını söyledim,yazdım sayısız kez. Ama bizim köşe başlarını tutuş olanlar bana mealen şöyle dedi:”Bu ülkeye kömünizm gerekirse biz getiririz sne kimsin?” Medyadan iftiralarla dışlanmam karşısında sessiz kalanlar 10 yıl sonra gerçeklerin farkına varıyor. Bu cahilliğin altında devlte sırtını dayamış aydın olmanın yanısıra üniversitelerde sosyal bilimlerin varlığının makalelere,kitaplara ve topluma yansımaması.Bununla ilgili yapılan bir araştırmadan kısa bölümü de aşağıya aldım.Sosyal bilimlerin üretim yapmadığı,analizlerin olmadığı,sosyal bilimleir İngilizce okuyan bir ülkede zihinsel üretim yapmak imkansızdır.Kendi dilinin imkanlarını kullanmaktan aciz insanlar sadece tercümanlık yapıyorlar.Bilim çalışma yapamıyorlar: BİR DİĞER NEDEN İSE SOSYAL BİLİMLERDE ÜNİVERSİTENİN DÖKÜLÜYOR OLMASI:Bilim Dallarına Göre Türkiye’de Üretilen Bilimsel Makaleler Kitapta 24 bilim dalı ve onların altındaki 106 alt bilim dalında¬ki yayın sayıları da yıllar bazında genel ve üniversiteler ayrımında verilmiştir. Kitapta tek tek kurumlar bazında bilim dallarına göre yayınları da in¬celemek mümkün. Tablo 3.2’deki veriler, ülkemizin kendi içinde ürettiği makalelerin üçte biri yalnızca klinik tıp alanında yayınlanmış. Tıbbın diğer alanları da tabloya katıldığında neredeyse yarısı sağlık bilimleri alanında yapılmış oluyor. Temel bilimler içinde Kimya bilimi biraz öne çıkıyor, sonra fizik ve biyoloji geliyor. Matematikte 25 yılda 1.197 makale üretmiştir. Mühendislik gibi Türkiye’nin en önemli öncü üç teknik üniversitesindeki onlarca alan itibarı ile toplam 10 bin yayın üretilmiştir. Sosyal bilimlerde maalesef dökülüyoruz. Kitaptaki tabloya bakınca gerçi sosyal bilimlerde yayın yapmanın zor olduğunu biliyordum ancak açıkçası ilk defa bu kadar zayıf olduğumuzu fark ettim.”pROF.İbrahim Ortaş Çukurova Ünv.” Tüm bunları bir geniş yelpazede göebilirseniz eğer neden Türkiye’nin din-laiklik sarmalını son 20 yılda aşamadığını çok net görebilirsiniz. Sorumlulularını da net görürsünüz. Suçlular da var kimsenin adını söylemediği medyada.Batı kültürü Hıristiyan kültür üzerine oturmuştur.He rkültür için geçerli bu durumu Türk kültürü için kabul etmemekte direnen cehalet/ideoloji kafa yapısı kafamızı vurduğumuz bir duvar. Bundan nemalananlar var. Bu çıkar gruplarının köklerini söküp atmalıyız.Yeni Türkiye’yi elbirliğiyle kurabiliriz o zaman. Nevval Sevindi

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz

Aralık 14 2007Yorum Yok Kategori: Politika

Siyaseti bırakanlar gençleri hatırlıyor!Eskilerin arkasına sığınarak vekalet alanlar yenilikçilik taslıyor .Ben “Yenilikçiler Hareketi” diye çıkış yaptım,çünkü hayatınız tebliğdir. Gerçekten Türkiye’de siyasi hayatın dönüştürülmesi şart.Ülke 2007 yılını kaybetti. Sorumlular hiç bir şey olmamış gibi pür neşe geziyor tozuyor.Toz duman içinde büyüme yüzde4, AB ise duvar örmekte.Faiz ödemeleri kaf dağı halinde yığılmış.Saltanat haline gelen siyaset demokrasiden hızla uzaklaşıyor.

“Aslında siyaseti bırakmış değilim. Şuanda daha yoğun hocalık yapıyorum. Daha az siyasetle meşgul oluyorum. Ama ‘Siyaseti yoğunlaştırmayı düşünebilir misiniz ilerde, gelecekte?’ diye soruyorsanız önüme gelen süreçte siyasetle ilgili tempomun ne olacağı ile ilgili kesin bir karar vermiş değilim. Ama yürekten inandığım birşeyi söyleyeceğim siyasetin ve mevcut siyaset kurumunun işleyişinden ben memnun değilim. Kırıcı ve yıkıcı bir üslüp ve siyasi etik olarak tanımladığım çerçeveye uygun olmayan bir siyaset tarzı hakim yapıdır. Bu yapının dönüştürülmesi lazım, değiştirilmesi lazım. Bunun dönüştürülmesi, iyileştirilmesi malesef dışındayken olmuyor içinde olmak lazım. Ama tek başına içinde olduğunuz zaman da mümkün olmuyor. O halde birşeylerin olması lazım. Ben isterdim ki Türkiye’de genç kuşaklar önemlidir. Çünkü nüfusun yarısı 25 yaşın altındadır Türkiye’de dolayısıyla genç nüfus nüfus yapımız içinde ağırlıklı dolayısıyla gençlerden oluşan bir siyasi hareket ortaya çıksın. Ben onlara destek vereyim. Aralarından biri gibi olayım mesela. Ama hiçbir zaman hemen başlar başlamaz Meclis’e girme, iktidar olma gibi telaşların içine düşmeden önce siyaset kültürünü gözden geçirerek tüm örgütleriyle ve parti mensuplarıyla birlikte yeni bir siyaset tarzını kültür haline dönüştürürek, içselleştirerek siyasetin nasıl yapılması gerektiğini yeni bir ses yeni bir soluk olarak oluştursa ve gür bir şekilde ortaya çıksa o zaman ‘Bak! Öğrencilerim işte bunlar’ desem ben. Liderlikte söz konusu olmayabilir. İlle de ‘Genel başkanı ben olayım’ demiyorum. Lideri de kendi aralarından çıkarabilirler ama abilik yapabilirsiniz, öncülük yapabilirsiniz bir süre geçici olarak başkanlığını yürütebilirsiniz ama genç bir jenerasyonun Türkiye genç olduğu için eskiyen, yıpranan ve geleneksel kavramların dışına taşamayan bir siyaset ortamında Türkiye’nin geleceğini kucaklayacak bir siyaset ortamıyla yoluna devam etmesinde büyük faydalar olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Buna karar vermiş değilim. Buna karar verecek olan gençlerimizdir.

Hükümet AB uykusunda

Aralık 4 2007Yorum Yok Kategori: Politika

CDU’nun hafta sonu yaptığı kongrede AB’de Türkiye’ye tam üyelik yerine “özel statü ve özel ortaklık” gibi bir statü verilmesi karara bağlandı.Bu ifade parti programında yer aldı. Türkiye’nin dışlanması özel bir önergeyle oylanarak kabul edildi:yani 2yıl sonra Almanya’da yapılacak seçimlerde CDU parti programı gereği olarak Türkiye’nin AB’ye üyeliğe alınmaması temasını seçim propagandasının ana malzemesi yapacak. Ayrıca CDU bunu parti programına alarak , Türkiye ile yürütülmekte olan görüşmeleri kilitleme ihtimalini de güçlendiriyor.

Berlin’de yapılan Sarkozy-Merkel zirvesinde böyle bir karar alındığı ihtimali güçleniyor.Sarkozy “Türkiye ile müzakere sürecinin devame ttiği” gibi bir ifadeyi bile devre dışı bırakmak isterken Merkel de parti programına ladırarak saldırıda ortaklık kuruldu. Almanaya ve Fransa liderlerinin tutumundan anlaşılan sonuç: Avrupa’nın belkemiği olan bu 2 ülke Türkiye’ye karşı ortak tutum alacaklar. AB’nin yeni sınırlarına Türkiye’ye karşı yeni bir Berlin Duvarı örülmektedir. Bunun sorumlusu da hükümetin yanlış dış işleri politikası ve müzakere etmeyen müzakerecisi ve yerinde bulunmayan gezgin yeni Dış İşleri bakanı dır: Yoksa başka sorumlular da mı var? Kim o? Hesap vermek zaten hükümetin sözlüğünde yer almadığından Türkiye kapılmış bahtının rüzgarına gidiyor. Türkiye her yandan kuşatılırken hükümet gezilerde,Cumhurbaşkanı yemeklerde geziyor.Cumhurbaşkanı “yanlış bilgi” veriyor ya da avam dilinde yalan söylüyor “çıt” yok. Medya yapsa ne derlerdi artık siz düşünün……

Yeni süreç

Kasım 30 2007Yorum Yok Kategori: Politika

SAYIN HÜSAMETTİN CİNDORUK ADAY İlk günden beri Gn.Başk. Ağar’ın ve ekibinin istifa etmesi gerektiğini ve olağanüstü Genel Kurul sürecinin onun tarafından yönetilmemesi gerektiğini söylüyorum. Daha demokratik ve açılımcı bir yapıda Genel Kongreye gidilmesi şart. Tabanda her kesimden insanın talep ettiği “daha demokratik ve tarafsız” bir büyüğümüz tarafından sürecin yönetilmesi talebi sonunda kaçınılmaz hale geldi. Bu açıdan sayın Cindoruk’u tebrik ediyor.Onun başkanlığında yenilenecek DP’nin ve sağ muhafazakar yapının Türk siyasetinde eseceğine inanıyorum. El birliğiyle yepyeni bir DP için çalışacağız.

Halk ne diyor?

Kasım 29 2007Yorum Yok Kategori: Politika

Hayırlısı olsun ama ona emeklilik yakışırdı! 22 Temmuz seçimlerinde partisinin aldığı ağır yenilgi sonucu istifa ettiğini açıklayan, ancak daha sonra görevinin başına geri dönen Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Mehmet Ağar, “4 Aralık’ta istifa edeceğim” dedi. Eren Eriş: Ohhh, çok şükür! Kendisi, 23 Temmuz’da verdiği sözü tutmayacak diye çok korkmuştum. Mehmet Akbulut: Polis müdürlüğü ile politikanın aynı saflarda olmadığını anlamıştır. Hakkında hayırlısı olsun ama ona emeklilik yakışır. Akif Aközbek: Sayın başkanım sen niye istifa ediyorsun? Sorumluluksa, hepimiz sorumluyuz. Sana tavsiyem; etrafındaki insanları temizle de bizler de sevinelim. Gidiyorsan öyle git, bir yararın olsun…

Süleyman Demiray: Sayın Ağar, çok başarılı bir devlet adamı olup, bu ülkeye büyük hizmetler vermiştir. Demokrat Partinin başına getirilmesi o parti için büyük bir şanstı. Ama değerinin bilinmediği kanısındayım. Ağar, genel başkan olunca muhalifleri bile seçimlerde kendi partisine oy vermemişlerdir. İstifası o parti için büyük kayıp olacaktır. Ağar yeniden istifa edecek mi? DP’de hâlâ kargaşa sürüyor. Bir süre önce, yani 17 Kasım’da yapılması gereken Olağanüstü Kongre’nin ertelenmesi ne Genel Başkan Mehmet Ağar’ı, ne de parti tabanını rahatlattı. Her şey daha da karmaşık hale geldi. Ve yeniden başa dönüldü. Önceki gün DP Genel İdari Kurulu üyeleri Genel Başkan Yardımcısı Salim Ensarioğlu’nun talebi üzerine bir araya geldi. Amaç, bu gidişe bir son vermekti. Yani Genel Başkan Mehmet Ağar’dan istifasını istemekti. Toplantıya 21′i hazır olmak üzere 25 GİK üyesi katılacaktı. Ama toplantıdan önce ilginç bir gelişme yaşandı. Salim Ensarioğlu bu gelişmeyi şöyle anlatıyor: “Toplantıya 15 dakika kala Bekir Sami Daçe odama geldi. Genel Başkan ile konuştuğunu böyle bir yola başvurulmaması gerektiğini ve 4 Aralık tarihinde Genel Başkan Ağar’ın istifa edeceğini söyledi. Ben inanmadım ama Bekir Sami Bey güvenilir bir isim. Bu söylediklerini GİK üyelerine de söylemesi gerektiğini rica ettim. O da gelip GİK toplantısında bu durumu anlattı.” Siyaset kulislerinde biraz da müstehzi gülümsemeye yol açan bu istifa olayı DP cephesinde işlerin bir hayli karıştığını gösteriyor. Şu noktada kimse nasıl bir yol haritası izleyeceğini bilmiyor. Bir yanda GİK üyeleri yeni bir çıkış arıyor… Diğer yandan il başkanları imza kampanyası başlatarak 12 Ocak 2008′de Olağanüstü Kongre’nin yapılmasını istiyor. İşte tam bu noktada Mehmet Ağar’ın 4 Aralık’ta yeniden istifa edeceği haberi geliyor. Tam bir siyasi bilmece. Parti yönetiminden kiminle konuşsak, “Bekir Sami Daçe söylediyse doğrudur” diyor ama yine de açık bir kapı bırakıyor. Tıpkı Ensarioğlu ve İzmir DP İl Başkanı Turhan Arınç gibi… Salim Ensarioğlu, 60 yıldır ailece DP geleneği içinde yer aldıklarını dile getiriyor ve şöyle diyor: “Benim tek derdim bu siyasi çizgiyi yaşatmak. Türkiye’nin merkez sağa ihtiyacı var. Bunun için bir an önce partinin yenilenmesi ve ayağa kalkması gerekiyor. GİK toplantısında Bekir Sami Bey, Ağar’ın istifa edeceğini söyledi. Benimle birlikte 7 kişi inanmadığımızı söyledik. Ama diğer arkadaşlar partideki bu kavgalı fotoğrafın devam etmemesi için bir hafta beklememiz gerektiğini söyledi. Biz de kabul ettik.” “GİK üyeleri de istifa etmeli” Turhan Arınç ise istifa olayını şöyle değerlendiriyor: “Doğru mu değil mi bilmiyoruz ama imza kampanyasını durdurduk. Biraz daha bekleyeceğiz. Ama o gün geldiğinde sadece genel başkan değil, GİK üyeleri de istifa etmeli.” Gerçekten Mehmet Ağar istifa edecek miydi? Dün akşama doğru gelen haber siyaset kulislerinde bir kez daha şaşkınlık yarattı: İstifa edeceği haberi üzerine Ağar’ın şöyle dediği konuşuluyordu: “Bu sözler ciddiyetten uzaktır. 4 Aralık tarihini bekleyin.” Tükenme noktasına gelen DP, bu iç kargaşa ve gelgitlerle irtifa kaybetmeye devam ediyordu. Peki, bundan sonra ne olacak? Şimdilik herkes 4 Aralık tarihini bekliyor. O tarihten sonra ise iki olasılık var. Ya il başkanlarının dediği gibi en kısa sürede kongreye gidilecek, ya da GİK üyelerinin dediği gibi Genel Başkan yerine atanacak yeni bir isimle parti ilçe ve il kongrelerini yenileyerek Olağan Kongre’ye gidecek… Ama her iki olasılık için de tek şart var; DP Genel Başkanı Ağar’ın istifası etmesi. Salim Ensarioğlu bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Ağar’ın gölgesi durdukça aday çıkmıyor. Yeni adayların çıkması ve partinin yenilenmesi için bu istifa zorunlu.” ANALİZ:DP kökleriyle övünmesi gereken bir parti.Bu açık. Ama kök olduğunu iddia edenlerle ölümüne anlaşma imzalamanın anlamı yok.Çünkü sağ politika,merkez değerler ve DP çökertildi.Bu anlayış yıktı geçti. Sosyal değişimleri okuyamayan yöneticiler ve uzantıları partiyi bir oyuncak gibi düşünüyor ve bu “yakar top” asla yeni birilerinin eline geçmemeli diyorlar..”Bir akrabamız,aşiretten biri yok mu oralarda?” diye seslenen seslenene. Milletsiz siyasetle nereye kadar? Tabanı,teşkilatı izole ederek nerede duvara çarpılacak?Yoksa yüzde bir duvarı yetmiyor mu? Yeni,genç,kadın bir çok insan sağ merkezde yapılanmak istiyor.Politikalar üretilmesi gerektiğine inanıyor. Türkiye’ye zaman kaybettirenleri de tarih yazacak elbette. YEPYENİ bir Türkiye kurma hayali olamyanlarla nasıl politika yapılacak? Orhan Kemal 1960′da yazdığı başlık bugün de geçerli:”Yazık bu millete!”Siyasetin siyaset,entelektüelin fikir üertemediği bir toplumun geleceğe yürümesi imkansızdır.

Türk-İtalyan Forumu

Kasım 23 2007Yorum Yok Kategori: Politika

TÜRK RÖNESANSINA İTALYAN DESTEĞİ Birincisi 2004 yılında Roma’da gerçekleştirilen Türk-İtalya Forumu’nun dördüncüsü bu ay Stratejik Araştırmalar Merkezi, İtalya jeopolitik Düşünce Dergisi LIMES ve İtalyan UNICREDIT Bankası’nın işbirliği ile 21-22 kasım Türk-İtalyan Forum’u 4.kez yapıldı. İlk yıldan bugüne yaşanan değişiklik tek kelime ile:”müthiş”!Bu konuda ısrar eden ve devamlılığı sağlayan hem Türk ,hem İtalyan Dış İşlerini tebrik etmek gerekir. Karşılıklı anlama, anlayış ve önyargılardan kurtulma tartışmaları için uygun ortam hazırlayan Forum bence AB için bir “rol model” olabilir.

İtalya_Türkiye arasında başarılan bu tutum ve davranış diğer AB üyelerine önerilebilir. Özellikle keskin önyargıları olan Fransa ve Almanya için. Bir diğer önerim de;Akdeniz aksını güçlendirmek amacıyla İspanya ile Forum çalışması yapmak. İtalya Dışişleri Bakanı ve bütün yetkililerin Türkiye’nin AB üyeliği, rolü hakkında olumlu ve açık,net konuşmaları ciddi bir başarıdır. İnsanlar birbirlerini tanıdıkça önyargılar uçup gidiyor. Türkiye için neler dediler bir bakalım: -Artık Türkiye çok daha açık bir ülke -Başka hiçbir ülkede buradaki kadar İtalyanca öğrenilmiyor -Türkiye-İtalya arasında sempati var -İtalya size dost -AB kapalı vizyondan vazgeçmeli mutlaka Türkiye’yi içine almalı -Türk toplumu reformları istiyor -İtalya’da Türkiye’nin AB’ye girmesini destekleyenler Türkiye’de Ab taraftarlarından daha yüksek oranda -2008 AB üyeliğiniz açısından önemli bir yıl -İtalyan kamuoyu Türkiye yandaşı -AB “hayır” dememek için ikiyüzlü ifadeler kullanıyor,krizler yaratıyor -Türkiye çok büyük bir ülke -Türk modeli Ortadoğu için önemli.Büyük ulus,büyük demokrasi…. -AB, Türkiye’nin üyeliği ile Asya’ya bağlanabilir,aksi halde Asya’yı kaybeder -Hükümetlerden bağımsız devlet politikamız Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemek -Türkiye lider ülke olmak istiyor -Türkiye Avrupa’nın parçasıdır. Bu kadar olumlu görüşü, bizde medyada veya kanaat önderlerinde bile bulmanız imkansız. Türkiye’ye hiç gelmemiş olanlarla gelmiş olanlar arasında büyük bir algı farkı olduğunu belirtti bir İtalyan parlamenter. Bu diğer AB üyeleri,yöneticileri için de geçerli. AB’de engelin hükümetler ve onların iç politikası olduğu da konuşulunca anlaşılıyor. Marina Sereni, (Demokratik Parti milletvekili) Türkiye2nin son 10 yılda Ortadoğu’da rolünü büyüttüğünü belirtti. Hakan Fidan ile ortak başkanlık yaptıkları siyasi alandaki seksiyonda çok ilginç konuşmalar oldu. İtalyanların Türkiye’deki gelişmeleri “Türk Rönesans”ı diye nitelemesi beni heyecanlandırdı. Çünkü 96’da yazdığım ve 97’den itibaren konferanslarımda ve yazılarımda belirttiğim “21.yüzyıl Türk Rönesans’ını yaşayacak” ana fikrini duymak çok güzel bir ödüldü benim için. Herkes karamsarken benim gelecek vizyonum Avrupalı nezdinde tutmuştu.Her türlü terörizme ve PKK’ya karşı olduğunu altını çizen siyasiler ve aydınlar çok önemli kazanımlardır.Avrupa ve Türkiye’nin ortak çıkarlarına vurgunun çok yapıldığı toplantıda İtalyan tarafın ısrarla vurguladığı “Türk modeli” kavramından Türk hükümeti rahatsız oldu.Onlar böyle bir siyasi görüşleri olmadığını ve vurgunun İslam üzerinde olmasını istemediklerini söylediler. Demokratik kazanımlara vurgu yapılması gerektiğinde ısrar ettiler. Bu elbette doğru bir yaklaşım. Çünkü din kültürün içindedir. Avrupa da Hıristiyan kültür üstünde yapılanmıştır.Kimse onların siyasi kimliklerinin önüne Hıristiyan eklemesi yapmazken bizim İslami eklemesi almamız anlamsız en azından. Ancak “Türk modeli” üzerinde tartışmayı hak ediyor bence.Bu başlı başına bir konu başlığı olmalıdır. Çünkü siyasi taraf dışında bu kavramın kültürel boyutu var. Kültürel açıdan Ortadoğu halkları ve Arap entelektüelleri de “Türk modeli”nden söz etmektedir. Türkiye’ye kadınları,gençleri ve siyasetçileri özenmekte,örnek göstermektedir.Buna Mısır’da,Suriye’de,İran’da ,Fas’ta ve Gürcistan gibi Kafkasya ülkelerinde de çok rastladım. Bunu görmezlikten gelmenin anlamı yok. Bunu red etmek yerine içini doldurmak daha kavram üretici bir siyaset olur. “Türk modeli” derken İtalya ne anlam yüklüyor ve biz ne anlıyoruz?tartışılmalıdır. Türkiye modernizmi sömürge yoluyla değil,özgür iradesiyle seçmiş ve 150 yılda olağanüstü bir sentez yapmıştır ve süreç devam etmektedir. Kendimiz olmaktaki ısrarı sadece İslam diye algılamak saçmadır,hepsi kültürel kimliğimizdir. Türkiye kadın,siyasi deneyim,demokrasi konusundaki kazanımlarıyla bölgede örnek teşkil etmektedir. Nasıl Kurtuluş Savaşı ile örnek olduysa bugün de örnektir.

DP Ank.İl BAşk. İstifa Etti

Kasım 19 2007Yorum Yok Kategori: Politika

ANKARA -AA- Demokrat Parti (DP) Ankara İl Başkanı Namık Kemal Doğan ve yönetim kurulu üyeleri, görevlerinden istifa etti. Doğan, yaptığı yazılı açıklamada, Genel Başkan Mehmet Ağar’ın “genel seçim akşamı genel başkanlıktan istifa etmesine rağmen, koyduğu iradeyi yerine getiremediğini, 17-l8 Kasım 2007 tarihlerinde olağanüstü kongre kararı almasına karşın bir takım siyasi entrikalarla kongrenin iptal edildiğini” öne sürdü. Genel Başkanın amacının, tekrar partinin kendisine odaklanması gayesini taşıdığını, oysa genel seçim sonuçlarının bütün vebalinin genel başkan ve tüm kademelere ait olduğunu belirten Doğan, şunları kaydetti: “Genel seçimlerde parti teşkilatının uyarılarına kulak verilmediğinden bu hazin sonuca mahkum edildik. 2008 yılı Mayıs ayında yapılacağı söylenilen olağan kongrede de Genel Başkan ve mevcut yapı kendilerini seçtirme amacı taşımaktadır. Büyük Türkiye ideali ile kurulmuş ve iktidarlarda hizmet bayrağını taşımış partimizin kişisel çıkarlara mahkum edilerek, tertip ve ayak oyunlarının mesuliyetine ve vicdani sorumluluğuna katılmaya tahammül edemeyeceğimden il başkanlığı görevimden istifa ediyorum.”

İst.İl yarın istifa edeceği söyleniyor. 2.ve 3. kademesi olmayan DP maalesef parti organlarının çalışmaması nedeniyle sorun yaşamaktadır. Vekaleten teşkilat başkanlığı yapılan DP’de acilen GİK toplanmalıdır.2.ve 3. adamlarını,teşkilat başkanını seçmelidir. Tabanın güvenini kaybettiği lider ve ekibi hala ipleri elind etutmak istiyorsa bu hiç etik değil.

Duyuru

Kasım 15 2007Yorum Yok Kategori: Politika

13 Ağustos’ta ilk DP Genel Başkan adaylığını açıklayan ben oldum.Bunun nedeni başsız kalmış,tarihinin en ağır yenilgisini almış,umutsuz tabanımıza bir umut vermekti.3.5 aylık yoğun çalışmamız sonucunda bunu başardık,hatta 11 adayın başvurmasını sağlayan heyecanı yarattık ekibimle. ÇOk zor şartlarda çalıştık ve yılmadık. Bütün istediğim kapalı kapılar ardında bir oldu bittiye gelmesini engellemekti yenilginin.Buna rağmen “ciddi aday” çıkmadığı hamasetine sığınarak yetkililerin ve bazı medya mensuplarının yanıltıcı aydınlığında 4.Olağanüstü Kongre iptal edildi.

bir delegenin dediği gibi:35 yıldır partideyim böyle şey görmedim.2gn kala kongre iptali tam bir rezalet.Bunun sorumlusunu şimdi herkes biliyor. DP tabanı doğru bilgiye bizim çalışmamızla ulaştı. Asil milletimizin sağduyusu doğru bilgiyle birleştirildi.İyilerin ittifakı kötüleri her zaman korkutur.Biz cesaretle yola devam edeceğiz. 3.5 ay boyunca yanımda olan,beni destekleyen ekibime ve tabandaki herkese tek tek minnettarım. Güneş balçıkla sıvanmaz bunu biliyoruz.Türkiye siyaseti dönüştürmek amacımız. Siz de destek olabilirsiniz.Temiz siyaset için elele.Yepyeni bir DP için kolkola halaydayız.

Sayfa 3 / 15«12345»...Sonraki »