<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>NevvalSevindi.com &#187; Politika</title>
	<atom:link href="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/category/politika/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 05:53:21 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yeni lider, yeni ruh!</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2009/02/06/yeni-lider-yeni-ruh/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2009/02/06/yeni-lider-yeni-ruh/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2009 22:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[64]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BİZE YENİ BİR LİDER YENİ BİR RUH LAZIM Vatanda bir ruh vardır ve o ruh birlikte yaşanmış mazidir. Bugün geçmiş kadar geleceğe ihtiyacımız var. TÜRKİYE, büyük bir arayış içinde. Yollara düşmüş bir Mecnun gibi arıyor. Neyi mi? Kendini elbette. Dışarıdan kamplaşma sonucu bölünmüş bir görünümü var. Bu ne kadar ciddi,ne kadar yapay bir görüntü acaba? </p>
<p>Kutuplaşma önyargılarla beslenen ve takıntı haline dönüşen zihinsel yapılanmanın sonucu bence. Yeni bir yüzyıla ya da bilgi çağına takvimle saatle girilmiyor elbette. Spielberg’in filmi “Geleceğe Dönüş” hayal edilen zamana gitmek isteyen kahramanların makinenin bozulması sonucu olmadık zamanlara düşmelerini öyküler. Bizde de, bazıları 1923’e gitmek istiyor, bazıları 1917 devrimine ışınlanmış duruyor, bazıları İslam’ın “altın çağ”larına gitme derdinde, CHP’ye bağlı bazı partililer 1930 saadet dönemini geri getirme hayalleri kuruyor. Ancak ikide bir önümüze, “bugün”le yüzleşmek gereği geliyor! Bu acıya katlanmak istemeyenler zaman makinesiyle geçmişe dönüp ulusal sınırların dikenli tellerle çevrili olduğu, Berlin duvarının yükseldiği, duvarlar ardında keyfi kararların alındığı ve uygulandığı “altın çağı” istiyorlar ve makinenin bozulduğunu kavramıyorlar. Şeyh Galip ne demiş:” yaşadığın çağdan başka altın çağ yoktur .” Sen yaşadığın çağı, altın çağ yapabiliyorsan yapacaksın! Türkiye güven duygusunu yitirdi. Değerlerini kaybettiğini düşünerek acı çekiyor. Politika, çıkar sağlama algısını yıkamıyor. Tam tersine büyük iddialarla,dini duygulara yaslanarak iktidara gelen iktidar bile deniz feneriyle aydınlandı! Türkiye’nin geleneksel partileri ve liderleri ülkeye miras bırakmadılar. Partilerin kurumsal kimliği devredilemedi ve lider yetiştirmediler. Kurumsal kimliğini devredemeyen partilerin aşınması sonucu AKP’ye şans doğdu. AKP, Milli Görüş’ün partisi RP içinden yeniyi çıkararak parti kurdu. Milli Görüş’ün pragmatistleri ayrıldı ve AKP’yi meydana çıkardı. Dini arka planı aynen tutarken AKP, “gibi” davranarak puan topladı. AB’ci gibi, mağdur gibi, özgürlükçü gibi, tabu yıkıcı gibi,yenilikçi gibi davrandı. Boş merkez sağ arsaya kuruldu. Milli gömleği çıkarttık iddiasını bu nedenle millet ciddiye aldı. Tepki oyları AKP’ye aktı. Diğerlerine duyulan kızgınlık AKP’yi yükseltti. “Bunlar değiştiler,İslam’la siyaseti karıştırmayacaklar” algısı yanıltıcı bir kaset koydu milletin önüne. AKP, son yolsuzluk olaylarının ortaya çıkışıyla, marjinal taleplerindeki ısrarıyla “değişmez” gömleğini yıkamadığını ilan etti. 21.yüzyıla tek partinin temsil ettiği bir siyasi yapıyla girmemiz kabul edilemez bir durum. Bugün yeni bir gün. Bugün yeni bir çağ. Önümüzdeki politik tabloya bakınca ne görüyoruz? CHP: Ülkenin ilk kurulan partisi kendini yenilenmeye kapatmış. Halktan kopuk kadroları var.Tarihi arka planında; Kanuni Esasi taraftarlarınca halk “cühhal” yani cahiller güruhu, 2.Abdülhamit döneminde Jön Türklerin gözündeyse halk cahil, ittihatçıların sevdiği tabirle “sebükmagzan” akılsızlardan öteye taşınamadı. Son dönem Osmanlı aydınlarıyla halk arasındaki ilişki aydınlatan/aydınlanan bazında oldu. Siyasal katılım çağdaş yönetimin ihmal edilen bir ayrıntısı olarak kaldı. Esas sinirlenilen nokta ise; bu akılsızlar ve cahiller onları aydınlatmaya çalışanlara her fırsatta nankörlük etmiştir! Ne kadar tanıdık bir zihinsel yapı değil mi? CHP politikayı halka kapatan bir parti. Üstelik Genel Başkan antipatisi var kurumun. Kemal Kılıçdaroğlu gibi isimler son belge savaşında prim yapsa da bu kurum adına toplamda etkili değil. MHP: Yenilenmeye kapalı ve milliyetçiliği bir rozet gibi yakasında taşıyan, bilimsellikten çok uzak programıyla fikri olmayan partiler kervanında. AKP’ye payanda olması nedeniyle, son kamuoyu yoklamalarında puan kaybeden bir parti. AKP: Siyaset deneyimi olan bir çekirdek yapısına rağmen beş yıllık ilk iktidar döneminde yeni politikalar oluşturamadı. Ele geçirdiği iktidar noktalarını yandaşlarına rant sağlama, cemaatlere rant aktararak güçlendirme politikası izledi. Sayın Başbakan’ın dilinden de anlaşılacağı gibi toplumu , “biz ve onlar “ diye böldü. Bizden olanlar ve olmayanlar diye ayrılan toplumda menfaat,rant,kayırmacılık, nepotizm ve kadrolaşma aldı başını gitti. Deniz Feneri ve Şaban Dişli gibi vakalarla rüşvet ve rant belgelendi. Dini söylemin paraya transfer edilişi kamuoyunun gözleri önünde bir halı gibi açılıverdi boylu boyunca. Bu olaylar zincirinin halkalarının dönüp dolaşıp Başbakan’ın en yakın akrabası Zekeriya Karaman’a ulaştı. Avrupa’da gazeteler “yeteri kadar AK değil mi?” diye başlık attılar bunun üzerine. Allah ve insaniyet namına toplanan paralar buhar olmuş ya da farklı alanlarda harcanmıştı. Bu yetmezmiş gibi;Kanal7 sermayesini alelacele 14 milyon YTL düşürüverdi! Yine de politika ve taktik üreterek sahada var olan tek parti olduğu gerçeğini kabul etmeli. Diğer partiler ve liderler politika üretemediğinden gücü yüksek. DP: 1946’da geniş halk kitlelerine,köylülere ve yoksullara siyaset kapılarını ardına kadar açan DP demokrasinin açılımını yapan partidir. DP bir kurum kültürü oluşturmuş, babadan oğla gelenek aktarımıyla Avrupa merkez sağ parti kültürünün ülkede tek temsilcisi olmuştur. Başka hiçbir parti politik geleneği aileden aktarmaz. Ancak bu kurumsal tavır ve hürriyet mücadelesi Sayın Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı olunca durmuştur. Parti içinden ve Türkiye politik yaşamından gelmeyen Sayın Tansu Çiller’in getirilmesi kurumsal çatlama doğurdu. Sonrası kurumsal yapının yok edilmesi sürecidir. Geleneksel liderlerin yeni liderler yetiştirmemesi en eski iki partiden biri olan DP’yi yıktı. Türkiye’nin liberal muhafazakar ilk parti geleneği ve kültürü küçüldü. Gelenekselle yeniyi birleştirecek farklı bir zihinsel tasarımı olan lidere ihtiyaç olduğunu gördüm ve siyasete girdim. Benim hayallerim var. Baştan sona yenilenmiş bir parti hayal ediyorum. Eski kafalarla, eski bakış açılarıyla işim yok. Ayak oyunlarıyla yürüyen sistemi değiştirmek istiyorum. Kasaba politikalarını geride bırakmamız gerek. 22 Temmuz .2007 yenilgisinden sonraki umutsuz ortamda tek başıma genel başkan adayı olarak çıktım. Partiye ve tabana umut,fikir ve heyecan aşılamaya çalıştım. 3-4 ay tek başıma çalıştım. “Yenilikçiler” adıyla başladığım küçük kadrom çok fedakardı. Partiyi bir klübe çeviren anlayışı aştık. Ancak, bugün deniz yeniden bitti. Kurumsal bir kimlik, yeni bir yol arayışı devam ediyor. Liderlik hedef koyma ve yol gösterme sanatıdır. Demokrasi daha fazla özgürlük ve daha iyi bir hayat için her zaman mücadele edebilme gücüdür. Bunlar iyidir, çünkü bir ulusun geçirdiği aşamaları temsil eder. Politik sıkıntılar, soygunlar, bunalımlar, duvarlar karşısında aklına yıkımdan başka bir şey gelmeyen halk tarihinden habersiz demektir. Türkiye tarihine yabancılaşmış ve hiç bir bilgisi yok. Tarihi bilgimiz olmadan bugünü değerlendirmemiz hep eksik ve yanlış. Bu ayarı bozuk bir camdan dünyaya bakmak gibi tepetaklak bir duygu. İçinde bulunduğumuz karmaşadan çıkmak ancak kendi gücümüzle mümkün. Bu karmaşadan daha iyi günlere zaferle çıkacağımıza inanmalıyız ki güçlü bir Türkiye’yi yaratalım. Her istediğimizi anında elde edemiyor olabiliriz ama cesaret ve mertlikle bizim ummadığımız başarıları yakalayabiliriz. Her gittiğim yerde bana bu tablodan ne çıkabilir ki, ne değişiklik olabilir sorusu geliyor, ya da peki bu karmaşadan , pislikten nasıl çıkabiliriz umut var mı diye soruyorlar. Evet bu karmaşadan ancak kendi gücünüzle çıkabilirsiniz siz olmadan gelecek olamaz . Önce Cumhuriyet’e inandık. Halk bireylerden oluşan bir topluluk , kuru kalabalık değil. Demos da halk demek. Sonra demokrasiye inandık. Şimdi fikirlerin özgürlüğüne ve milli gücümüze inanmalıyız. Mustafa Kemal yoksul bir ülkede bugünün Türkiye’sinin temellerini attı. Bu ülküsü bizim için bu gün de geçerli. O ülküsünü şöyle belirler:”Türk ulusunu, uygar dünyada kendisine yaraşan yere yükseltmek ve Türkiye Cumhuriyetini sarsılmaz temelleri üstünde, her gün daha çok güçlendirmek.” Ülkelerin tarihinde öyle anlar olur ki, tepeden tırnağa değişim gerekir. Çünkü bütün kurumlar ve dayanakları çökmüştür. Her şeyi yepyeni değerlerle yeniden inşa etmek gerekir. Cumhuriyet bu nedenle değişim heyecanının bayramı idi. Yerleşik değerlere, kokuşmuşluğa, çürümüşlüğe, tozlu ve küflü fikirlere, kurumlara isyanın ve başkaldırının adıydı 1923’de. Bu idealist coşkudan daha sağlam bir taş bulamayacağını bilir büyük önder. Ulusuna duyduğu güven onu büyük bir önder yapar. Bugün de bu coşkuya ve güvene ihtiyacımız var. Umutsuzluk atalet doğurmakta. Birey ve vatandaş olma yerine, elindekini koruma içgüdüsü var olmakta. Türkiye yeni bir yüzyılda ekonomiden siyasete tepeden tırnağa reform, değişim ihtiyacıyla karşı karşıya. Eskiyen kurumları yenileyerek muasır medeniyetler seviyesine yükselmek zorundayız. Bu sadece Mustafa Kemal’in değil, onunla yola çıkanların isteği olarak bize sıcak ellerini uzatıyor. Türkiye kadını, erkeğiyle çoluk çocuk güçlü bir ülke istiyor. Türkiye bunun için tüm yoksulluklara , yolsuzluklara rağmen yoluna devam ediyor. Türk ulusu önde olmaktan yorulmuyor, yeter ki ona ayak bağı olunmasın. Türk ulusu genç ve asi başını dimdik tutuyor. Rüzgarlara açık bağrında binlerce yılı beslerken bir Anadolu tanrıçası gibi bereket vaat ediyor. Demokrasi, değişim ve yenilenme isteyen genç seslerin, yüreklerin ve kadınların talebi. Bugün bize gerekli olan rahatlık değil , cesarettir. MODERNLEŞME PROJESİNDE NEREYE GELDİK? Modernleşme, Türklerin kültürel özelliklerinden geliyor.Yani biz hayatımızda ilk defa modernleşmedik.Türkler her zaman çevresindeki kültürlerle alış veriş içinde olmuştur. Çin kültürü, Bizans ve Fars kültürüne dair izler taşımamız Türklerin daha önce modernleştiğini gösterir. Hep daha iyi yaşamak, daha iyi olmak için özendiler. O günün modernliği içerisinde, o dönemin modern sayılan şeyini yapmaya özen gösterdiler. Ahi Evren bundan 700 yıl önce boşuna ‘İnsanoğlu asri tabiatlıdır’ diye kitap yazmamış Anadolu topraklarında. Daha o çağda modern üretime, modern tüketime övgü düzen, yücelten bir akımdır Ahilik. Böyle bir merakları var, o yüzden dünyada hiç kimsenin yapmadığı bir tek Türklerin yapabildiği bir modernleşme projesi halk tarafından sindirilmiştir. Modernleşmeyi Batı kavramı olarak tarif etmek zorunda değilim. Kendi kavramlarımızı üretmeden yeni zihinsel kalıplar edinemeyiz. Teorik bir alt yapı kuramayız. Bu gün kavga, modernleşme projesi üzerine değildir ,bence kavga tümüyle bir ideolojik çeteleşme ve iktidar üzerinden yürütülmektedir.Yoksa ben Anadolu’nun her yerinde her yıl altı ay köy köy dolaşıyorum, Anadolu’nun hiç bir yerinde kimsenin modern olmakla ilgili bir sorunu yok. Türk-Kürt meselesinin bir ucunun da modernleşmeye bağlandığını söyleyebiliriz. Bölge halkı da, modern ve rahat bir hayat istiyor. Terörü durduracak olan tutum ve davranış, bölgeyi bütün Ortadoğu için bir cazibe merkezi haline getirmektir. Alış veriş,eğlence,eğitim, turizm merkezi. Hizmet sektörünün artacağı bir yatırım planı. 10 yıllık GAP deneyimini çöpe atan AKP hükümeti bölgeyi sadece iane yapılacak varoş konumuna düşürmüştür. Bildiği tek yöntemi bölgede uygulamıştır. Kadın odaklı kalkınma projelerinin ilk etaplarında benim de sosyal bilimci olarak çalıştığım projelerin devamı yerine kadınlara çocuk parası vererek oy toplamıştır. Çocuk parası yardımını sadece kadınlara vermiş,onların eline doğrudan para geçmesini ve resmi kurumlarda adam yerine konmasını sağlama algısı yaratması kadınları AKP’ye yöneltmiştir. Ancak bu bir kalkınma projesi değildir. Yine para dağıtma operasyonudur. Oysa tek parti hükümeti döneminde politikasızlıktan bitirilemeyen terör modernizm talebiyle yakından ilgilidir. Askerler haklı olarak siyasi irade yoksunluğundan söz ederken,bunu işaret etmekteler. Ne yapmalıyız? 1.İnsan kaynaklarını geliştirme 2.Kalkınmada eşitlik-hakkaniyet ilkelerini hayata geçirmeliyiz. İnsan kaynaklarını geliştirme ilkesi, insan kapasitesini arttırma ve yaşam kalitesini yükseltme amacına yönelik. Eşitlik ve adillik ilkesi ise, yoksul toplum kesimlerinin yoksulluğunu sona erdirme ve toplumsal cinsiyet dengeli bir kalkınmanın sağlanmasıdır. Bu çerçevede, bölge içindeki eşitsizliklerin giderilmesi, sosyal ve ekonomik alanda dezavantajlı toplumsal grupların (kadınlar, topraksız köylüler, küçük toprak sahipleri, kuru alanlarda tarımla uğraşanlar, kent yoksulları v.b.) kalkınma sürecine entegre edilmelerini hedeflemelidir. DP bölgede güçlü köklere sahip. Sayın Kamuran İnan gibi, Ensarioğulları, Bucaklar gibi bir çok saygın Kürt vatandaşımız politik hayatını DP’de yaşadı. Türk-Kürt ortak iradeyi DP’de yarattık. Bu ortak iradeye bugün de ihtiyacımız var. Terörü bu ortak politik irade yenecektir. Terörün K.Irak’la olan bağlantısı da göz ardı edilmemelidir. Terörün yuvalandığı yer Kuzey Irak’tır. Bu bölgede gerçek askeri kontrol ABD’dedir. Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Barzani ve Irak Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan Talabani, Kuzey Irak’ta PKK terörüne açıkça yataklık eden konumdadırlar. Kuzey Irak Kürt yönetimi, Bağdat yönetimi ve ABD yönetimi Türkiye’ye yönelik terör saldırılarının ortak sorumlularıdır. Ayrıca ülkede Türk- Kürt çatışmasını körükleyen çevreler, adları açıkça ortaya konarak teşhir edilmelidir. ESKİYİ YENİ İLE BİRLİKTE KUCAKLAMAYI ÖĞRENMELİYİZ . Entelektüel değer yaratmayı ve katma değeri yüksek ürünler yapmayı ve tüketmeyi öğrenmeliyiz. Yarın ne tür bir dünya inşa edileceğine kafa yoranlar, ne tür bireylerin başarılı olacağı konusunda vizyon geliştirmek bir hükümetin en değerli işi olmalı.Bunun için vizyon geliştirmek, böylesi bir değişime ivme kazandırmak ve katalizör olmak ve içinde insanların hayatın tadına varacakları bir standardın yasal çerçevesini oluşturmak politikacıların ana görevi olmalıdır. Yoksa yeni kurulan dünyayı anlamadan dışında kalacağız. Kendimizi eski dünyanın kötü mirasından kurtarmalıyız. Yeni dünyamızı kurmalı ve yaşamaya hazırlanmalıyız. Bu Türk Rönesans’ını hazırlamaktır. Yapabiliriz. Yeter ki, milletimize güvenelim. Söyleyecek yeni “politikalarımız” olsun. Fikirsiz siyaset olmaz. Türkiye kendi özgün kültürel sentezini yapmak için zihinsel çaba harcamalı. Zihnini muazzam tozlu bir depo halinde kullanmak yerine çağrışımlara açık kılmalı.Geçmişteki her şeyi anlamadan ileten değil, kendi değişimini sağlayacak bilgiyi üreten olmalı. A.Hamdi Tanpınar der ki: “Kim olduğunuzu bilmezseniz geriye din gider taassup kalır,ahlak gider riya kalır,neşe gider hüzün kalır.” Karamsar bir milletle veya politik anlayışla gelecek inşa edilemez. Llyod George;”Yorgun bir ulus tutucu bir ulus olur” der. Bizi bölen sorunlara bakmak yerine bizi birleştiren unsurlara bakarak yaşama sevincimizi enerjiye çevirelim. Türkiye, geleceğin kanatları altında uyuklamak yerine kendi kanatlarını kullanmayı öğrenmeli ki, şafak vaadkar olsun bize. Kendi özgün sosyal,kültürel ve ekonomik modellerimizi üretme zamanı. Özellikle de,bugün global bir kriz çıktığı dönemde. Çünkü ekonomi sadece finansla ilgili bir alan değildir,psikoloji ve kültürle de ilgilidir. Hayat tarzlarının değişimi gündemdedir bugün. Yeni hayat tarzları, manevi doygunluk ve sevgi temelli yaşam anlayışı neden Türk kültürünün anlatımı olmasın? Dünya sahnesinde neden biz bunu anlatmayalım? Bugün dünden daha fazla Türkiye kültürel kimliğiyle,özgün dünyasının değişimle harmanlanmış senteziyle rol model olmaya adaydır.yeter ki, kavga etmek yerine kendi sentezini gerçekleştirsin,partizanlıktan kurtulsun. Nevval Sevindi Günaydin Parti Genel Merkezi ANKARA da yanlis Türkiye nin kalbi ülkenin gündemini her zaman ISTANBUL belirler ben Parti kursam Genel merkezim ISTANBUL-KADIKÖY olurdu. Siz DP genel merkezinde bulundunuz Ankara yazili ve görsel basina çok uzak bunu benden daha çok siz yasadiniz. Sevgi ve Saygilarimla Levent Semboller (Sağ, sol) Kainatta her kavramın bir sembolü var. Veya olmalı… Neden mi? Başka türlü anlaşılamaz. Zihnin kavramı anlaması için sembole ihtiyaç vardır. Manalar çıplaktır, zihinden çıkarken sembollere bürünür, giyinir. İnsanların hayalindeki gardıropta ne varsa onları giyer. Onlara bürünür. Yani “korku” kavramı bir insanda “köpek” sembolüyle resmedilirken, bir başkasında “yılan” olabilir. Bazısında da küçüklüğünde dayak yediği birisi olabilir. Adem’e secde olayı da bir kavramı secde ile anlatmaktır. Adem’in diğer mahlukata karşı önemi ona meleklerin secde etmesi ile insanların anlayacağı şekilde anlatılıyor. Şeytanın ise secde etmemesi, insana düşman olan unsurlara işarettir. O da o hakikatin kavranmasını sağlayan semboldür. Demek ki kainatta her unsur insana itaat etmiyor. Bu “secde” sembolüyle kavranılır hale geliyor. Şimdi konumuz olan “sağ”, “sol” kavramını anlamaya çalışalım. “Sağ” doğru yolun, doğruluğun, hakikatin sembolü değil mi. Matematikte sağlama (doğrulama)yaparız. “Sol” ise yanlışın, eğri yolun, sembolü. Solak deriz. Yani sıra dışı. Doğal karşılanmayan. Bu durumda “sağ” kavramını günlük yaşamda doğrular için kullanmak akıllıca olmakta, çünkü daha işin başında sembol doğru seçilmiştir. “Sol” yanlışın sembolü olduğundan “sol” kavramının çağrıştırdığı da olumsuz olmakta. Bu nedenle daha başta kavram olarak olumsuzluk algısı kaçınılmaz. Oysa ki hayatın gerçekleri çıplaktır. Kavramlara giydirilen sembollerin seçimi önemli. Mesela zulüm, başına adalet külahı giymiş olabilir. Bu durumda ince bir hile vardır. Zulüm kendini “adalet külahı” sembolünü kullanarak kamufle etmektedir. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Sağcılar (gerçekten doğru değillerse), “sağ” sembolü (doğruluğu ifade eder) kullanarak gerçekte doğru olabilir mi. Solcular (gerçekte hak ve adalet üzere ise) “sol” sembolü (olumsuzu ifade eder) kullanmakla gerçekten kötü sayılabilir mi? O halde öze bakmalı. Sembolleri insanlar kullanırken, çok hatalar yapabilir. Bazı şeyleri de gizlemek maksadını güdüyor olabilirler. Dikkatli bakmalı hadiselere. Öze, hakikate bakmasını bilenler sembollerde takılıp kalmaz. Çoğunluğu ise sembollerle aldatmak mümkün olabilir. “Sağcıyım” diyen zıvanadan çıkınca , karşısında olanın “solcuyum” diyerek çıkması “sol” sembolünü kullanması kendiliğinden oluyor.Sağcılık doğruluğu ifade ediyordu ; bozulunca karşıtı doğru olmalı gibi bir sonuç çıkıyor. Semboller yeni oluşan ihtiyaçtan dolayı yerinde değil mecazi olarak kullanılmış oluyor. Sonuçta solcu bozulmuş “sağ” sembolü yerine bozulmuş sağa karşı olduğu için “sol” sembolü kullanmış oluyor. Aslında sembolleri yerinde kullanmalı, çünkü yerlerinin değişimi kafa karıştırıyor, sonuçta doğruyu görmek isteyen sembolde takılıp kalmamalı; aklını kullananlar pek ala doğruyu görebilir. Saygılar . Ahmet Bektaş. Sizler siyasi kadroları yakından görmüş biri olarak çarkın nasıl döndüğünü de iyi biliyorsunuz. Malesef siyaset kelimesi,Türkiye&#8217;de politika kelimesiyle özdeşleştirilmiş ve öylecede kalmış.Siyaset denildiğinde bireylerin zihninde kavramlaşmış bir sistem var.Burada belli bir maddi gücü elde etmiş yalnız zihniyeti rant elde etmek olan,çıkarlarını haksızda olsa savunan,kavganın ve küfrün bolca olduğu,hizmete geldimi herkesin kıyı kıyı kaçtığı devasa bir kadro var.Dokunulmazlıkta işin içine girince,sessiz halkın canını yakan kocaman bir cehennem kazanı var malesef.Bu ülkenin asıl hizmetkarları,sizin gibi dürüst siyaseti yaymaya çalışan biri olunca malesef üç beş kişiyle ilerleme de kaydedemiyor bu ülke.Tv&#8217;de siz siyasetten uzaklaştığınızı söylediniz ya ne diyeceğimi bilemiyorum çok üzüldüm maddi ve manevi kayıplarınızda cabası.Siyasi anlamda ziyan edilmiş insan yaptıkları için sizi inşallah hiç bir zaman onmazlar bu vahşiler.Ama sosyal faaaliyetlerinizle,kadınların ve gençlerin size daha çok ihtiyacı var.Ben inanıyorum ki birgün layığını bulucağınız insan kitleleri sizi biryerlere taşıyacaklar. Sağlığınızın,mutluluğunuzun ve enerjinizin her daim kalması ümidiyle&#8230; Sevgilerimle Burak Mavili.</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2639&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2009/02/06/yeni-lider-yeni-ruh/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>5.4&#8242;ün altında kalınca Soylu gidecek</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/12/13/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/12/13/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[99]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;5.4&#8242;ün altında kalırsam giderim &#8221; Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Süleyman Soylu, 29 Mart 2009&#8242;da yapılacak yerel seçimlerde, 22 Temmuz genel seçimlerinde aldıkları yüzde 5.4 oydan az almaları halinde görevini bırakacağını açıkladı..</p>
<p>VATAN&#8221;ın sorularını yanıtlayan Soylu&#8221;nun sözleri şöyle: “5.4&#8243;ün altında oy alırsam giderim” dediniz. Neden böyle bir çıkış yaptınız? Türk siyaseti güvenilirliğini kaybetti. Türk siyaseti, sözüne güvenilir, itibarlı, millete verdiği sözün arkasında duran siyaset kimliği arıyor. Seçim kaybedeceksiniz, koltuğunuzu muhafaza etmeye çalışacaksınız, bunun için partinizi daraltacaksınız, sonra dönüp Türkiye&#8221;ye talip olacaksınız. Mümkün mü? Seçim sonunda ben bu partinin 15 aylık genel başkanı olacağım. Genel Başkanlık sürecimde millet bizi tanıyıp tasvip etmişse, bu millet bize oy verir. Seçimin geneli, yereli olmaz. İktidarların daha avantajlı kabul edildikleri yerel seçim için bu iddiada bulunmanız siyasi hayatınız açısından bir risk değil mi? Partinin tabanını da, teşkilatını da, Türkiye&#8221;deki durumu da görüyorum. Benim açımdan bu iddia sıfır risktir. 5.4 alınacak oy, bu oranı muhafaza etmek bile bana göre bir başarı falan değildir. Türkiye&#8221;nin bu kötü halinde, iktidarın tartışıldığı, anamuhalefetin çözüm üretemediği bir süreçte DP Türkiye&#8221;nin önüne yeni alternatif koymak zorundadır. Bunun ölçüsü 5.4 değildir. Bu alt limittir. DP&#8221;nin hedefi yeni bir alternatifin yeşertilebileceği oy oranı ile Türkiye&#8221;yi karşılaştırmaktır. Sizin ilk seçiminiz olacak. Kendinize haksızlık etmiş olmuyor musunuz? Bu benim seçimim. DP yeni bir yapı oluşturdu ve seçime gidiyor. Millet de bu yeniliği tasvip edip etmediğini ortaya koyacak. &#8230;&#8221; **** Vatan&#8217;da yayınlanan bu söyleşiden önce de Serpil Yılmaz Milliyet gazetesindeki köşesinde S.Soylu&#8217;nun 5.4 altında kalırsa gideceğini yazdı. Bu önemli bir iddia elbette. 29.Mart yerel seçimlerinde , Soylu yönetimindeki DP eğer 5.4&#8242;ün altında kalırsa Sayın Soylu&#8217;nun 30 Mart günü istifasını vermesi gerekir. Bu iddianın gereğini umarız yerine getirir.Türk kamuoyu ve DP tabanı bu işin takipçisi olacaktır. Yakın takip başladı. ******** Süleyman Soylu&#8217;nun 5.4 yemini Süleyman Soylu genel seçimler için büyük konuştu. Eğer aldıkları oy, 22 Temmuz seçimlerinden düşük olursa, Soylu görevi bırakacak&#8230; Önceki akşam Yeni Asır TV ve İzmir TV ortak canlı yayınlanan &#8220;Seçime Doğru Özel&#8221; programına katılan DP Genel Başkanı Süleyman Soylu, Yeni Asır Yayın Grubu Başkanı Şebnem Bursalı ile yazı işleri müdürleri Nevzat Dönmez, Kadir Sıvacı, Muzaffer Oktay ve gazeteci yazar Hadi Özışık&#8217;ın sorularını yanıtladı, çarpıcı açıklamalarda bulundu. DP SİTESİ Gönderen: savas al<br />
E-Posta: s@hotmail.com<br />
Konu: içimden geldiğini yazıyorum<br />
Mesaj: allah razı olsun cok güzel yazınız için.ben sürekli takip ediyorum.mevlana haftası boyunca size özel dua ediyorum ve inşaallah yerel seçimler sonrası süleyman soylu ekipi insaalllah giderecek konyada partilliler bile tanımıyor adamı. vall ne demeli?Yıllarca Mehmet Ağar&#8217;a taktı,hakret etti.Şimdi onun aldığı en düşük oyun altına düşmeyeceğim diye yemin ediyor.Pes!ne yüzsüzlük&#8230;.M.Ağar yerel seçimlede yüzde10 lmıştı arkadaş okuma yazması varsa öğrensin. Mehmet/ Adana Yorum var. Bandırma&#8217;da yerel seçimler öncesinde Anavatan, Milliyetçi Hareket ve Demokrat Partinin ortak adayla çıkması konusundaki çalışmaların kendileri dışında geliştiğini belirten Demokrat Parti Balıkesir İl Başkanı Mesut Akbıyık, &#8220;Parti olarak bizim bu oluşum içersinde olmamız söz konusu değildir. Genel merkezimiz yerel seçimlere kendi adaylarımızla girilmesi konusunda alınmış bir kararı var. Bu karar doğrultusunda Bandırma&#8217;da seçimlere kendi adayımızla seçimlere gireceğiz.&#8221; dedi. Akbıyık &#8220;Bu yöndeki çalışmalarımız devam etmektedir. Adayımızı önümüzdeki günlerde deklere edeceğiz. Genel merkezin bu yönde alınmış kararına rağmen Bandırma&#8217;daki yöneticilerimizin kendi inisiyatiflerini kullanarak bazı oluşumlar içinde olması disiplin suçunu gerektirir. Bunun gereğini yapacağız. Bunu buradan deklere ediyorum. DP yerel seçimlere Bandırma&#8217;da dahil olmak üzere tüm il genelinde kendi adaylarıyla girecektir. Bunun dışında hiç kimse farklı bir şey beklemesin&#8221; diye konuştu. Anap Balıkesir İl Başkanı Mustafa Sami Tabanlı ise konuyla ilgili yaptığı açıklamasında &#8220;MHP listesinden belediye başkanlığına aday olan Mustafa Gönenlioğlu&#8217;nun başkanlığında oluşturulan belediye başkanlığı ve belediye meclis üyeliklerini parti olarak desteklemiyoruz. Seçimlere Anavatan Partisi ve bayrağı altında katılacağız. MHP çatısı altında olan bu yapılaşma partimizin bilgisi dışında olmuştur&#8221; diye konuştu. Öte yandan Demokrat Parti Balıkesir İl Başkanlığının ittifak çalışmalarındaki katkılarından dolayı Mustafa Çoban ve yönetim kurulu üyelerini görevden alacağı öğrenilirken il başkanlığının teşkilatın kurulması konusunda ilçe eski başkanlarından Mehmet Alen&#8217;i atayacağı ve bu konudaki görüşmelerin ise devam ettiği öne sürülüyor. Facebook&#8217;ta paylaş Devrim Sevimay / SORU-CEVAP güncellenme zamanı 23.3.2009 ilgi kadın miting yerel seçim Recep Tayyip Erdoğan Sen de etiket ekle! » nasıl oynanır? » kurallar » puanınızı öğrenmek için tıklayın Habere yorum yaz Arkadaşına gönder Sitene ekle Sayfayı yazdır RSS Cepten oku Bize Ulaşın Facebook Google Yahoo Mixx Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter Devrim SEVİMAY/milliyet Miting alanlarında Erdoğan’a en büyük ilgiyi yaşlılar ve kadınlar gösteriyor. Erdoğan, Baykal’a yüklendikçe seçmeni mutlu oluyor Bu hafta Soru-Cevap’ın konuğu “mitingçiler”. Yani oy verdiği partiye, liderine sonsuz sevgi duyanlar; onun için işini gücünü bırakıp alanlara gidenler; soğukta yağmurda üç saat ayakta bekleyenler&#8230; Bu seçmen tipini belki biraz “fanatik” gibi görmek mümkün, ama genellikle “taban” denen kitleyi oluşturanlar da onlar. O yüzden biz mitinglere gidenleri, onların kim olduklarını, ne dediklerini önemsedik ve bu hafta içinde de devam edecek bir miting turuna çıktık. İlk parti AKP. AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın 50’nci Burdur, 52’nci Konya, 54’üncü Ankara mitinglerine gittik. Kürsünün, protokolün çevresinde değil de, daha gerilerde, halkın arasında dolaşıp vatandaşlarla sohbet ettik. Buraya yansıtabildiklerimiz konuştuklarımızın elbette çok azı, ama sanırız yine de bir fikir veriyor. BURDUR Niçin buradasınız şu an? Ahmet Yıldırımlar (60): Çünkü Başbakan halkın nabzına göre şerbet vermesini, bizi buraya getirtmesini biliyor. Mesela geçen Baykal geldi, ona gitmedik. Niye gitmediniz? Halil İbrahim Günel (55): Yav, bir kere o Baykal bırakmadığı sürece CHP’den hiçbir şey olmaz. Erdoğan’ı niye seviyorsunuz? Günel: Çok fark var. Erdoğan halkla samimi, dünyayla barışık. Barışık mı, herkese kızıyor? Günel: Ama bu kadar da bir adamın üzerine varılmaz ki&#8230; Şimdi sen beni sıkıştır, ben de sana kızarım. Başka biri: Yok yok, ama biraz şımarık. Sizin adınız ne? Başka biri: Benim adım yok. Ben 62 yaşında serbest meslek sahibi biriyim. Kaç seçimdir AKP’ye oy veriyorsunuz? Yıldırımlar: 2002’den beri veriyoruz. Günel: Aslında çok da ısınamadık, ama yeni yeni ısınıyoruz işte. Önce kime veriyordunuz? Yıldırımlar: DYP, ANAP&#8230; Hep o partilerden geldik AKP’ye&#8230; Ama ANAP, DYP varken de AKP’ye vermişsiniz; niye? Günel: Başlarında inandırıcı kimse kalmadı ki&#8230; DP Genel Başkanı kim diye bir sorun, kimse bilmez bile. * * * YUKARIDAKİ DİYALOG HER ŞEYİ ANLATIYOR.</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2833&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/12/13/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hasta hakları</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/08/27/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/08/27/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[67]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneleri halka açtık diyen AKP ve Sağlık BAkanlığı yetkilileri umarım bu mektubu okur:</p>
<p>ay@hotmail.com<br />
Sehir: istanbul<br />
Telefon: Silivri/İstanbul<br />
Mesaj: 1995 yılında Rectum Ca teşhisiyle ameliyat oldum. Şişli Etfal hastanesinde kemoterapi ve radyoterapi tedavisi gördüm. 3. aşamadaydım tedavim başladığında. Planlanan tedavilerim bittikten sonra hiç bir ilaç kullanmama gerek kalmadan bu günlere geldim. Rutin kontrollerimi aksatmıyorum. Bir arkadaşım dışında hastanede tanıdığım hiç kimse ve yakınları ile görüşmüyorum. Zaten orada tanıdıklarımın %90\&#8217;ının vefat ettiğini öğrendim. Hastanede yaşadıklarımı unutmak adına hiç biri ile görüşmüyorum. Zaten hastanenin fiziki şartları çok kötüydü. Özellikle Onkoloji hastalarının yattığı 7. katı görmenizi isterim. Hele tuvalet ve lavoboları! Ben bunları sesimin çıktığı kadar duyurmaya ve çalıştım ama yetmedi. Onkoloji bölümüne bir çok kitap bağışladım hastalar okusun diye. Çünkü ben orda kaldığım sürece hep okudum ve kendimi başka bir yerdeymiş gibi hayal etmeye çalıştım. Yerel gazetede yazılar yazarak rahatlama yolunu buldum. Yazdıkça kendimi daha iyi hissediyorum.<br />
Gönderim Zamanı: 23-08-2008 11:09:46</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2777&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/08/27/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Önce kadın</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/07/17/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/07/17/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[67]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye sosyalizasyonu gerçekleştirmek ve kadınların her alanda toplumda var olmasını sağlamak zorunda, çünkü kadınlar olmadan Türkiye kalkınmasını gerçekleştiremeyecek. Kadınlar olmadan bu ülkede demokrasi olmayacak. Önce evde demokrasi,sonra ülkede&#8230;..</p>
<p>TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ &#8220;Yaptığımız tüm araştırmalar ve hazırladığımız raporlar,ülkemizde kadın-erkek eşitliğinde alarm zillerinin çaldığını ve kadın-erkek eşitliğinde çok az ilerleme kaydettiğimizi gösteriyor&#8221; derken, &#8220;Siyasette, kamuda, özel sektörde ve eğitimde karar alma mekanizmalarında yer alan herkesi, kadın-erkek eşitliğini, öncelikli bir gündem maddesi haline getirmeye davet ediyorum&#8221; çağrısı yaptı. &#8220;Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği: Sorunlar, Öncelikler ve Çözüm Önerileri&#8221; başlıklı KAGİDER&#8217;le ortak hazırlanan raporunun kamuoyuna sunulması dolayısıyla bir konuşma yapan TÜSİAD Başkanı Yalçındağ, modern toplum anlayışında, tüm insanların, yaşadıkları toplumdaki fırsatlardan eşit yararlanmalarının esas olduğunu belirterek &#8221; Oysa bugün hala ülkemizde ve dünyada fırsat eşitliğinden yararlanamayan kesimlerin varlığını ve bunların başında da kadınların geldiğini biliyoruz. Bu durumu düzeltmenin, yani kadınların toplumdaki fırsatlardan eşit şekilde yararlanabilmesinin yolu ise, toplumda bireylerin &#8220;güçlenme&#8221; alanları olan eğitime, çalışma yaşamına ve siyasete, kadınların katılımlarını artırmaktan geçiyor&#8221; diye konuştu. -KADIN ERKEK EŞİTLİĞİNDEN ÇOK UZAKTAYIZ- Son yıllarda, kadınların siyasi, ekonomik ve sosyal hayata katılımı konusunun ülke gündeminde giderek daha çok yer aldığını ifade eden Yalçındağ, bu süreçte sivil toplum kuruluşlarının ısrarlı çabalarının ve AB&#8217;ye üyelik sürecinde yapılan anayasal ve yasal düzenlemelerin önemli katkısı olduğunu kaydederek şunları söyledi: &#8220;Ancak kabul etmeliyiz ki olumlu hukuksal düzenlemelere rağmen hayatın içinde kadın-erkek eşitliğinden hala çok uzaktayız. Eğitim kademelerine eşit erişim hedefi, bazı ilerlemelere karşın hala tam olarak sağlanamadı. Yetişkin kadınların beşte biri okuma yazma bilmiyor. Bu konuda kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının projelerindeki artış çok önemli olmakla birlikte, eğitime erişim ve devamlılık konusunda özel önlemler, bütüncül bir politika eşliğinde gündeme getirilemedi.&#8221; -EĞİTİM SORUNU- TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Yalçındağ, Türkiye&#8217;de eğitim hizmeti ve kaynakların, eğitim talebini de, kalkınma için eğitime bağlanan umutları da karşılamak için yeterli olmadığını savunarak,&#8221;Toplumsal cinsiyet duyarlılığının öğretim programlarına ve ders kitaplarına yansıtılmasında eksiklerimiz var. Kadın öğretmen oranlarının yüksekliğine karşın tüm eğitim kademelerinin yönetici kadrolarındaki erkek ağırlığı devam ediyor&#8221; dedi. -İŞGÜCÜNE DE YANSIYOR- Eğitimdeki bu sorunların, toplumsal diğer faktörlerle de birleşerek, işgücü piyasasına yansıdığını ifade eden Yalçındağ, Türkiye&#8217;de kadınların işgücüne katılım oranının yüzde 25&#8242;i aşmadığını söyledi. Yalçındağ konuşmasına şöyle devam etti; &#8221; Kentlerde bu oran yüze 19&#8242;a düşüyor. Türkiye genelinde yüzde 10 ve kentlerde yüzde 17 kadın işsizlik oranı ile birlikte, üyesi olmayı hedeflediğimiz AB-27 ortalamalarının çok uzağındayız. Yurt dışı temaslarımızda gurur duyarak öne çıkardığımız girişimci ve üst düzey yönetici kadınlarımızın varlığına karşın, kamu ve özel sektörde yönetim kademelerinde kadın temsili çok düşük.&#8221; -KADIN EMEĞİ KAYIT DIŞILIĞA İTİLİYOR- TÜSİAD Başkanı, gğitim eksikliği, sosyal dönüşümler ve köyden kente göç, işgücü piyasasının talep ettiği niteliklere sahip olmayan kadını ücretsiz aile işçisi statüsünden çıkarıp ya ev kadınlığına ya da kayıt dışı sektöre ittiğini belirtti. Yalçındağ, &#8220;Toplumda kadına biçilen roller ve bunun etrafında şekillenen aile ve sosyal ortam da, kadınların işgücü piyasasına katılımının önünde önemli bir engel teşkil etmekte. Toplumumuzda, çocuk ve yaşlı bakımını geleneksel olarak kadına yakıştıran, erkekleri ise ailenin geçimini sağlayan kişi olarak kabul eden bakış açısı hakimiyetini sürdürüyor&#8221; diye konuştu. Okul öncesi eğitimin zorunlu olmaması ve kreş ve bakım evlerinin yaygınlaşamamasının da, erken yaştaki çocukların bakımını annelerin sorumluluğuna bıraktığını vurgulayan Yalçındağ &#8221; Bu nedenlerden dolayı, özellikle kentlerde, kadınlar işgücü piyasasına girse bile, bir süre sonra ailevi sorumlulukları nedeniyle geri çekilmek zorunda kalıyor&#8221; görüşünü dile getirdi. -SİYASETTE EKSİK TEMSİL- TÜSİAD olarak uzun süredir, işgücü piyasasındaki bu durumu kapsamlı şekilde ele alan bir &#8220;ulusal kadın istihdamı politikası&#8221;na ihtiyaç olduğu görüşünü savunduklarını kaydeden Yalçındağ, şunları söyledi &#8220;Yasalaşan istihdam paketinde, sigorta primi üzerinden kadın istihdamına verilen teşvik olumlu bir adım olmakla beraber, kadınların önündeki engeller çok boyutlu bir şekilde ele alınmayı gerektiriyor. Eğitimde ve işgücü piyasasında hal böyleyken, siyasi hayatta, yani bu tabloyu değiştirmek için en etkili karar mekanizmalarında da kadın varlığı çok yetersiz. Son genel seçimlerde parlamentoda kadın milletvekili oranının yüzde 9&#8242;a çıkmasına karşın, bu gelişmenin sürekliliği, ancak önümüzdeki dönemde uygulanacak politikalara bağlı olacak. Günlük yaşama en yakın siyaset alanı olan yerel yönetimlerde de, kadınların neredeyse &#8220;yokluğu&#8221;, hep ihmal edilen bir sorun alanı olarak önümüzde durmakta.&#8221; -GÜÇLÜ SİYASİ İRADE GEREKİYOR- Arzuhan Doğan Yalçındağ, konuşmasında eğitim, istihdam ve siyasette kadınların konumunun geliştirilmesi için güçlü bir siyasi iradeye ihtiyaç olduğunun altını çizerek özetle şu görüşleri ifade etti: &#8220;Bugün artık, kadın-erkek eşitliği konusunda, iktidarı ve muhalefetiyle, siyasilerce yıllardır edilen beylik söylemlerin ötesine geçen, samimi çabalara duyulan ihtiyaç had safhada. Bu çabayı göstermeye niyeti olan siyasi iradenin, bu yolda yalnız kalmayacağı çok açık. Uzun süredir hem akademik alanda hem de sahada çalışan, düşünce ve fikir üreten kişi ve kuruluşların katkısıyla, ciddi ve kapsamlı politikalar oluşturmak ve hayata geçirmek mümkündür.&#8221; (ANKA) Kadın istihdamı en düşük OECD ülkesi Türkiye Türkiye, çalışma çağındaki kadın nüfusun istihdam edilenlerine oranı yüzde 24.3 ile Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkeleri içinde, son sırada yer aldı. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu&#8217;nun (TİSK), OECD verilerini kullanarak hazırladığı işgücü piyasasına ilişkin raporda, Türkiye&#8217;de, çalışma çağındaki kadın nüfusun sadece yüzde 24.3&#8242;ünün çalıştığı, bunun, yüzde 57 oranındaki AB ortalamasının çok gerisinde bulunduğu belirtildi. Raporda, Türkiye&#8217;nin, bu oranla, OECD ülkeleri içinde son sırada yer aldığına işaret edildi. Raporda, Türkiye&#8217;de, 1990&#8242;da çalışma çağındaki kadınların yüzde 33&#8242;ünün çalıştığı belirtildi. Ancak oranın yıldan yıla azaldığı ifade edilen raporda, bu sürecin tersine çevrilebilmesi için, başta kısmi çalışma olmak üzere, esnek çalışma yöntemlerinin uygulanabilir hale gelmesinin ve kadının çalışma hayatına dahil olmasının teşvik edilmesinin büyük önem taşıdığı kaydedildi. Gülay Toksöz&#8217;ün Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) için aralık ayında hazırladığı Türkiye&#8217;de Kadın İstihdamı Durum Raporu&#8217;nda, kadın istihdamı konusu kapsamlı bir şekilde ele alındı. Rapora göre Türkiye&#8217;de erkek istihdamı AB istihdam oranlarına oldukça yakın (Türkiye&#8217;de yüzde 68.2, AB&#8217;de yüzde 71.3) ancak genel istihdam oranının farklı olması dikkat çekti. A-25 ülkelerinde yüzde 63.8 olan genel istihdam oranı Türkiye&#8217;de yüzde 46&#8242;ydı. Bu düşüklüğün tümüyle kadınların yüzde 23.8 olan istihdam oranından kaynaklandığının altını çizen Toksöz, &#8220;Türkiye&#8217;nin karşı karşıya olduğu düşük istihdam sorunu esas olarak kadın istihdamının düşüklüğü sorunudur&#8221; dedi. Raporunda kadın istihdamını artırmak için &#8216;pozitif ayrımcılık&#8217; ve &#8216;pozitif eylem&#8217; öneren Toksöz, kadın istihdamını artırma hususunun bir anlamda devlet politikası haline getirilmesi gerektiğini vurguladı. ILO Türkiye Temsilcisi Gülay Aslantepe, raporun hükümet temsilcilerinin de yer aldığı toplantıda tartışıldığını söyledi. Aslantepe, istihdam paketinde yer alan sigorta primlerinde 5 puanlık indirim teşvikin &#8216;genç ve kadın&#8217; odaklı olacağını düşünüyor. Önce geniş katılımlı strateji Toksöz&#8217;ün raporunda, kadın emeği ve istihdamı üzerine çalışan kadın örgütlerinin, akademisyenlerin, sendikaların, meslek örgütlerinin ve kamu kurum temsilcilerinin katılımıyla hazırlanan öneriler şöyle sıralandı: &#8211; Ulusal Kadın İstihdamı Stratejisi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı&#8217;nın öncülüğünde kadın örgütlerini de içerecek şekilde sosyal tarafların katılımıyla derhal hazırlanmalı ve 2008&#8242;den başlamak üzere yıllık eylem planlarıyla yapılacak işler somut hedefler çerçevesinde tanımlanarak, izlenmeli ve değerlendirilmelidir. &#8211; Erkeklerin yoğun olarak istihdam edildikleri iş alanlarına kadınların daha kolay girmelerini sağlanmalı, ücret ve vasıf düzeyi açısından süre giden eşitsizlikler giderilmelidir. Sonra yasalara denetim &#8211; Parlamentoda 2007-2008 yasama döneminde Kadın Erkek Eşitliği Daimi Komisyonu kurularak Meclis&#8217;e intikal eden tüm yasalar bu komisyonca cinsiyet eşitliği perspektifinden değerlendirmelidir. &#8211; Kadınların üzerindeki çocuk, hasta ve yaşlı bakım sorumluluklarının erkeklerin de eşit katılımını gerektiren toplumsal sorumluluklar olduğu anlayışıyla kamusal hizmetler yaygınlaştırılmalıdır. Özellikle belediyelerin kreş ve çocuk bakım yuvaları kurup işletmede esas sorumluluğu taşıması için Belediyeler Yasası&#8217;nda ortaya çıkan hukuki boşluk bir an önce giderilmelidir. &#8211; Ebeveyn Doğum İzni Yasası 2007-2008 yasama döneminde yasalaştırılmalıdır. Vergi, prim, teşvik ve eğitim &#8211; Yeni kadın işçilerin SSK primlerinin bir kısmı devlet tarafından üstlenilmelidir. &#8211; Gelir vergisinden istisna tutulan ücretler arasına, kadın emeğine dayalı olan çeşitli ücret tipleri dahil edilebilir. &#8211; Kurumlar vergisi açısından, hesaplanan kurum kazancının tespitinde, mükelleflerin indirebileceği giderler arasına kadın istihdamının artırılmasına katkı sunan sosyal hizmetlere yapılan destekler de dahil edilebilir. -Kamuda kadın girişimcilere bir süre alım garantili uygulamalar yapılmalı, ihalelerde kadın girişimcilere öncelik verilmelidir. &#8211; Geçici ve yevmiyeli olarak ev hizmetlerinde çalışan kadınlar İş Kanunu kapsamına alınmalı veya ayrı bir kanun çıkarılmalıdır. Ev hizmetlerinde kaçak olarak çalışan göçmen kadınlar yasallaştırılmalı. -Eşdeğer işe eşit ücret ilkesi için nesnel bir iş değerlendirme sistemi geliştirilmelidir. -Kamu ve özel sektör kurum ve kuruluşlarında eşitliği sağlamak ve her türlü ayrımcılıkla mücadele etmek için &#8216;Kadın-Erkek Eşitliği Büroları&#8217; kurulmalı. Büroların işleyiş kuralları bir yönetmelikle belirlenmelidir. &#8211; Milli Eğitim Bakanlığı, mesleki teknik eğitim için kapsamlı bir reform süreci başlatmalı, genç kız ve kadınların cinsiyet kalıplarının ötesine geçen ve mezunlarının istihdam edilebilirliklerini artıran bir eğitim-öğretim görmesini sağlamalıdır. “Is yasami erkeklerin, aile ve cocuk bakimi kadinlarin” zihniyetine son! Aile ve Is Yasamini Uyumlulastirma Politikalari ile kadinlar is yasamina, erkekler de aile ve cocuk bakimina daha esit katilacaklar! Turkiye’de her dort yetiskin kadindan yalnizca bir tanesi isgucune katilabiliyor. Dunya Ekonomik Forumu’nun hazirladigi Toplumsal Cinsiyet Esitsizligi Endeksi’ne gore Turkiye, 2007 itibariyle kadin istihdaminda 128 ulke arasinda, 123. sirada. Erkek isgucune katilim orani ile Turkiye, AB ve OECD ortalamalarina yakinken, kadin isgucune katilim oranimiz bu ulkeler arasindaki en dusuk oranda seyrediyor. Kadinlarin isgucune katilimindaki bu rekor duzeydeki dusuklugun, Turkiye’de fiili kadin erkek esitliginin saglanmasi ve sosyo-ekonomik kalkinma yolunda en buyuk engellerden biri oldugu asikarken, kadinlarin isgucune katilma orani gerilemeye devam ediyor. 23-24 Temmuz 2008 tarihlerinde Istanbul’da duzenlenen uluslararasi “Toplumsal Cinsiyet Esitligi icin Is ve Aile Yasamini Uyumlulastirma Politikalari” baslikli toplanti ile Kadinin Insan Haklari &#8211; Yeni Cozumler Dernegi, Kadin Emegi ve Istihdami Platformu ortakligiyla Turkiye’de kadin ve istihdam sorununa cozum uretmeye yonelik bir arastirma ve savunuculuk projesi baslatiyor. Bu uluslararasi proje; Turkiye’de kadinlarin isgucune katiliminin onundeki en onemli engellerden biri olan cocuk ve yasli bakimi yukumlugunun, kadin, erkek, aile, devlet ve isveren arasinda paylastirilmasi icin yasal ve kurumsal mekanizmalar ve politikalar gelistirmeyi hedefliyor. Turkiye, Kore, Isvec, Hollanda, Fransa, Ispanya ve Meksika’dan gelen uzman ve arastirmacilarin katilimi ile gerceklestirilen toplantida, bu ulkelerdeki en iyi ve ornek uygulamalar isiginda Turkiye icin politika onerileri gelistirmeye yonelik arastirma ve savunuculuk calismasinin ilk adimi atilacak. Resmi istatistiklere gore Turkiye’de, bir kadin gunde ortalama 5 saatten uzun bir sureyi hanehalki ve cocuk bakimina ayirirken, bu sure erkekler icin 1 saatin altindadir. Yani Turkiye’de cocuk ve yaslilarin bakim hizmeti, aile icinde kadinlarin ucretsiz emegi uzerinden cozumlenmekte, kadinlarin uzerindeki bu yuk ise ucretli calisanlar olarak isgucune katilmalarini engellemektedir. Kadinlarin istihdama katiliminin arttirilmasi ve gelistirilmesi icin oncelikle bakim hizmetlerini kadinlarin gorevi sayan ataerkil cagdisi zihniyet terk edilmeli; basta cocuk bakimi olmak uzere bakim hizmetleri konusunda gerekli yasal ve kurumsal mekanizmalari gelistirmek suretiyle gerek kamu ve ozel sektor ile aileler arasinda, gerekse aile icinde kadin-erkek arasinda sorumluluk paylasimi saglanmalidir. Avrupa Birligi de, is ve aile yasaminin uyumlulastirilmasini bir politika hedefi olarak onune koymaktadir. Lizbon Stratejisi ile belirlenen Avrupa Birligi hedefleri dogrultusunda 2010 yili itibariyle Turkiye’de kadin istihdami oraninin %60 olmasi gerekmektedir. 2008 itibariyle kadin istihdami orani %22 olan Turkiye bu hedefin 40 puan arkasindadir. Bu baglamda, Kadinin Insan Haklari &#8211; Yeni Cozumler Dernegi’nin, Kadin Emegi ve Istihdami Platformu ortakligi ile baslattigi “Toplumsal Cinsiyet Esitligi icin Aile ve Is Yasaminin Uyumlulastirilmasina Yonelik Politikalar, Yasal ve Kurumsal Mekanizmalar” projesi, Turkiye’de kadinlarin isgucune katilimini yukseltmeyi amaclayan politika ve mekanizmalarin ivedilikle gelistirilmesi acisindan buyuk onem tasimaktadir. Toplanti ile ilgili ayrintili bilgi ve arastirmacilarla mulakat icin: Y.Doc.Dr. Ipek Ilkkaracan Ajas, Arastirma Koordinatoru, ITU ve Kadinin Insan Haklari &#8211; Yeni Cozumler Dernegi, Tel. 0 212 251 00 29 Irazca Geray, Kadinin Insan Haklari &#8211; Yeni Cozumler Dernegi, Tel. 0536 813 73 36 &#8211; irazca.geray@wwhr.org</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2776&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/07/17/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tire Mitingi</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/04/28/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/04/28/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[67]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün İzmir Tire&#8217;de Çiftçi Mitingi vardı.Süt Birlikleri,Hayvan birlikleri ve tüm üreten Ege oradaydı.Dünyanın kendine yeten 7 ülkesinden biri olan Türkiye son 7 yılda nasıl açlığa mahkum edildi? DP Genel BAşkanı , DSP Genel BAşkanı ve milletvekilleri,il ve ilçe yönetimleri oradaydı.AKP yok mu diye seslendiler boşluğa?YOK. Yuh sesleri göğe yükseldi. Yuh olsun AKP ye bu asil millete açlık getirdiği için,YUH!</p>
<p>Bu vatanın sahibi im diye haykırdı Sütçü Birliği BAşkanı , İtfaiye meydnaını dolduran herkes bağırdı:BİZ: Evladını şehit vrmiş babalar, analar,mutfağında ateş yanmayan bacılar haykırdı:BİZ, aç çocuklar, ekmek götüremeyen babalar,işsiz evlatlar haykırdı:BİZ BİZ geliyoruz.</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2775&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/04/28/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vahit Erdem</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/04/25/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/04/25/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[67]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>AKP Kırıkkale Milletvekili Vahit Erdem’in ’AKP merkez sağ parti olamadı’ dedi, partide soğuk duş etkisi yarattı. Benim tüm demeçlerimde ve son seçim kampanyamda devamlı tekrar ettiğim bu gerçeği eski bir siyasetçinin,içeriden bakışla söylemesi Türk siyaseti için önemlidir. Siyaseti daraltmaya çalışanlara cevaptır.</p>
<p>AKP Kırıkkale Milletvekili Vahit Erdem’in kentin yerel Bayrak Gazetesi’nde ’AKP merkez sağ parti olamadı’ başlığıyla yayımlanan demeci, partide soğuk duş etkisi yarattı. Erdem, &#8220;Yüzde 47 oy ülke için iyi olmadı. AKP’nin normal oy oranının o kadar olduğu kanaatinde değilim, yüzde 40’ın altında olurdu&#8221; dedi. Halkın yüzde 53’ünün oyunu alamadıklarını anımsatan Erdem, AKP’nin irtica getireceği yönünde endişe bulunduğunu söyledi. İşte Erdem’in sözleri: KEŞKE 285 OLSAYDIK Yüzde 47 ile AKP iktidara geldi. Aslında AKP’nin normal oy oranının ben o kadar olduğu kanaatinde değilim. Eğer normal süreç devam etseydi, Cumhurbaşkanlığı süreci olmasaydı sonuç farklı olurdu. Benim kanaatime göre 40’ın altında olurdu. Keşke daha dengeli bir Meclis yapısı olsaydı. AKP 280-285 olsaydı, diğer iki parti de onu dengeleyecek şekilde olsaydı. Belki Cumhurbaşkanı mutabakatla seçilmiş olurdu ve bugünkü yaşadığımız sıkıntılarda olmazdı. İRTİCA ENDİŞESİ VAR Yüzde 47 oy aldık ama yüzde 53 de alamadığımız oy var. Bu alamadığımız oylar içinde partimize yönelik çok büyük endişe var. Bu partinin bir dini parti olduğunu, bir irticai getireceği yönünde bir endişe var. Ekonomi politikasını beğenmezsin, dış politikasını beğenmezsin o ayrı konu. Ama bu partinin bir dini parti olduğunu, bir irticai getireceği yönünde bir endişe var. Endişe nereden kaynaklanıyor, bakmak gerekir. TÜRBAN PAKETİ YANLIŞ Başörtüsü ile ilişkisi olduğu söylenen Anayasa değişikliği Türkiye’nin maalesef iç gerilimleri son safhaya getirdi. Başbakanımızın İspanya’daki beyanı üzerine MHP fırsatı kaçırmadı. &#8220;İşte var mısın, varım&#8221; gibi bir şey oldu. MHP tuzak kurmak için yapmamıştır ama Türkiye açısından iyi olmadı. Türban konusunda yapılan Anayasa değişikliği yanlış olmuştur. Çünkü her karşılaştığınız sorunu Anayasa ile çözemezsiniz. BAŞÖRTÜ ÖNCELİĞİ Başörtüsü Türkiye için ne siyasi öncelik ne de dini bir öncelik. Dinin amacı şekil şemadan ziyade daha çok ahlak ve insani değerlerin yükseltilmesidir. Kılık kıyafetin dinin önceliği olduğu kanaatinde değilim. Buna rağmen hakikaten inancı gereği başını örtüyorsa, peruk gibi komedilerden kurtulmamız gerek. Sadece üniversiteler olmak kaydıyla bunu üniversitelerin kendi uygulamalarına bırakmak gerek. DEVLETİN ENŞİDESİ AKP kamuoyunda merkez sağ parti imajı yaratamadı. Alınacak tedbirleri almamız ve bu imajı değiştirmemiz lazım. Yani devletin Türkiye’ye irtica geleceği gibi birtakım endişeleri var. Bu iktidarın bazı çevrelere göre gizli gündemi var. Adım adım Türkiye’yi fırsat buldukça irticaya götürecek gibi bir düşünce var. Bunu idare etmemiz lazım. Açık söyleyeyim AKP’ye karşı bir korku var. Bu korkuyu idare etmemiz gerekir, ama edemedik. Bu korku Türkiye’yi biraz fazla ulusalcılığa itti. Eski komünistler, herşeye karşı olan sosyalistler şimdi ulusalcı oldular. Ben aynı zamanda milliyetçi bir kişiyim. Aşırı milliyetçilik ülkelerin hep başına bela olmuştur. DİNİ REFERANS OLMAZ Türkiye bir şeriat devleti olur mu? Hayır. Osmanlı dahi bir şeriat rejimi değildi. O zamanın tarihi şartlarına göre dini referansları da vardı, ama belirli sınıra kadar. Olmaz ama endişeler olur ve Türkiye’yi iç kavgaya götürür, sıkıntılara sürükler. MADALYONUN TERSİ Ben AKP’nin yanmaması ve dikkat etmesi gereken noktaları söylüyorum. Ama madalyanın diğer tarafını da söyleyeyim. Türkiye’de laiklik adına bu hassasiyeti taşıyanların da çok fazla katı bir tutum içerisinde olduğu kanaatindeyim. Ne dinden bu ülkeyi ayırabiliriz ne de Türkiye’yi dini referanslarla yönetebiliriz. YARA BEKLİYORDUM Kapatma davası hepimize sürpriz oldu. AKP’nin birtakım uygulamalarda hata yaptığını inkar etmiyorum. Birtakım endişeler taşıyordum, Anayasa değişikliği vesaire dolayısıyla bir taraftan yara alacağımızı düşünüyordum, ama kapatma davasının açılmasını biraz abartılı buldum. Ülkemin yararına söylüyorum VAHİT Erdem, dün röportajıyla ilgili şöyle dedi: &#8220;Benim söylediklerimde Başbakan’ı ve partiyi rahatsız edecek hiçbir şey yok. Kişisel beklentim olmadığını herkes bilir. Ülkemin yararına olacağını düşündüğüm için bu açıklamayı yapıyorum. Türkiye sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Bazı yanlışlar yapılıyor. Tek parti dönemi gibi hep aynı kabine üyeleriyle gitmek doğru mudur? Sözlerimin disiplinlik bir durum oluşturduğunu düşünmüyorum.&#8221; Milliyetçi 10’lu gruptan NATO Parlamenterler Asamblesi Türk Grubu Başkanı da olan Vahit Erdem, 2004’te dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün cezaevinden çıkan eski DEP milletvekilleri Leyla Zana, Hatip Dicle, Selim Sadak ve Orhan Doğan ile görüşmesine karşı yayınlanan bildiriyi imzalayan AKP milletvekilleri arasında yer alıyordu. Bildiriye AKP’deki 10 milliyetçi milletvekili imza atmıştı. 22 Temmuz’un ardından bu gruptan Erdem’le birlikte 3 milletvekili Meclis’te kalabildi.</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2774&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/04/25/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>23 Nisan</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/04/23/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/04/23/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[67]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramınız Kutlu Olsun. Hem egemenliğimize hem çocuklarımıza sahip çıkmak bugünü anlamaktan geçiyor. Dünü de iyi bilmekten&#8230;.</p>
<p>2000 yıl önce Türk imparatoru Çiçi Yağbu kayalara yazdırdı ilk milli duyguları:&#8221; Atalarımdan miras olarak,sadece ülkeyi ve imparatorluğu değil;Hürriyet ve Bağımsızlık ülküsünü de aldım.&#8221; 23 Nisan 1976&#8242;da UNESCO 152 üyesine bir teklif götürdü:Bu gün üzerinde çalıştığımız bütün projelerin fikir babası Mustafa Kemal Atatürk&#8217;tür, öneri:&#8221;Atatürk&#8217;ün doğumunun 100.yılı &#8221; 152 devlet tarafından birlikte kutlansın.152 devlet tarafından kabul edildi bir ülke hariç olmak üzere(Türkiye) bütün ülkeler kararı uyguladı. ALINTI:Küresel Almanak, Mustafa Nevruz Sınacı</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2773&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/04/23/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Trakya&#8217;da tarım</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/04/14/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/04/14/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[67]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Edirne&#8217;de memurda olsanız, esnaf da olsanız sırtınızı tarıma dayarsınız.Edirne tarım ve hayvancılık demektir</p>
<p>.Edirne Ticaret Odası başkanı Ümit Mıhçılar,işsizler ordusunun süreklibüyüdüğünü anlatıyor. 10.000 işsiz varşu anda.3klasör iş başvurusunun yüzde 90&#8242;nı üniversitemezunu.Fabrikadan çıkıp işine ekmekgötüremeyen insanları tanıyorum diyor&#8221;Mıhçıoğlu.Ziraat Odası BAşkanı Cengiz Yorulmaz yüzde yüz zam gören gübreden,mazotunpahalanmasından şikayetçi.650.000 dönüm arazi ipotekli Edirne ve civarında.Hükümetin pilot uygulamakapsamında olan Edirnemısırda prim uygulamasını atlayıvermiş.Yani tam gaz politikasızlık tarımda.Köylüler Tarım bakanını Diyarbakır&#8217;da fuarda gezerken silahlara bakmasını yadırgamışlar.Silahadeğil çiftçiye baksen asıl diyorlar.Mazot desteği evden tarlaya gidecek kadar sadece.Sütalımı yapan tekeller ise fiyatları canı istediğizaman düşürüyor. Üretici hayvanları kesmeyebaşlamış.Raftaki ürününfiyatı düşmüyor,süt düşüyor.Süt desteğinin doğrudan üreticiye verilmesigerekirken hayvan başınavereceğim diye tutturmuş hükümet.Hiç bir kurum çalışmıyor.Köylere HizmetGötürme Birliği var ama vali atıyor buraya herkesi.Daha fazla üretmenin karşılığı yok. Herkese ayniişlem. İster az üret,ister çok!İhracat AB standartlarına takıldığından yapılamıyor.Bu düzende üreten de tüketen de kayıpta,kim kazanıyor?Yorulmaz:&#8221;liberal ekonomi kadar vicdan ekonomisi de gerekir &#8220;diyor.1kg.buğdaya 1kg.gübre alması gereken çiftçi gübreden kısınca verim düşüyor.Tarım Komisyonları ne yapıyorderseniz, onlar devlet memuruişe gidip geliyor!Çiftçinin elindeki liste şöyle:Tarım krediye borç,yağlıtohumlardan tohum,gübre ve ilaç borç,lastik borç,yem borç harman sonu ödeme borcukarşılamıyor.Eskiden harman umut demkti şimdi umutsuzluk diyor insanlar.Bankalar budurumdan yararlanıyorfaizsiz kredi diye para dağıtıyor,sonra her şeyini haczediyor.Modern hayvancılık yapan girişimci Murat Uzer; 11 milyon ton sütün sadece3-4 milyon tonunun kayıt altında olduğunu vurguluyor.Bu konuda etkili olan teşvikleri kesenhükümet bindiği dalı da kkesmekte &#8230;Henüz almadığımız ama AB üyeliği kapsamında almaya mecburolduğumuz 12-13 milyon ton et bizi bekliyor onu alınca hayvancılık tam dibe vuracak diyorlar.Şu anda yeni ahır yapmak bileyasak buralarda.Neden?Trak-Bir projesi.Proje nerede?İnek yedi&#8230;.Yatırımcının önünde engelşu anda.Çeltik tarlaları arasından HÜrüklüTatar köyüne gidiyoruz.Türkiye&#8217;nin %30-35çeltiğini sağlayan Edirne bu sene şaşkın.Su kooperatifleri başkanı 250 üyesinin 180nininicralık olduğunu söylüyor354 milyar alacağı var.Meriç kıyısına izin alıp gidiyoruz.Bulgaristan canıisteyince kapaklarıaçıp sular altında bıraktığı tarlaları görüyorum.Kum altında kalmışdönümlerce arazi. Devlet hhiç bir zararı karşılamıyor.Durduk yerde tarlanı kaybediyorsun.Hem de hersene bu tekrarlanıyor.Bari DSİ gelsin kumu atsın dersen o da yok!Devlet nerede diye sınırdasormak insanın içiniacıtıyor.Karşı yakada Yunanistana gidenler de üzülüyor.Çiftçinin talebi:En verimli topraklar kayboluyor,DSİ kumu atsın destekolarak.İkinci talebi:Destek alım fiyatı ekimden önce belli olsun.Kahvede Ali Özkan :&#8221;ben 1943&#8242;de açlığı yaşadım bugünler deoraya gider&#8221;diyor acıyla. Lalapaşa&#8217;da askerden gelmiş işsiz genç çok diyor kadınlar.Psikolojisibozulmuş hep. Bir köylü kadın diyorki:Bunca yoksullukla bizi AB&#8217;ye almazlar.Çömlekakpınarköyünde sağlık ocağı yok.27 köyde ebe bulamazsın diyorlar. AKP istikrar biziz ,bizi seçin borçlarınız katlanmasın diye reklam yaptı.Seçilir seçilmez millet icrayı kapıda buldu. İnsanlar en bereketli topraklarda aç sususz. ne mutfakta,ne toprakta bereket yok. AKP ülkeyi tarım ve hayvancılıkta uçurumun kenarına getirmiş durumda. Kırklareli&#8217;nde uğradığım Ticaret Odası Başkanı,Kırkareli İl BAşkanı, Pehlivanköy DP İlçe başkanı ve konuştuğum köylüler istikrarsız taban fiyatlardan şikayetçi.Topraklar satılıyor ve ülkemiz elden gidiyor telaşı var insanlarda. Bir an önce yeniden yapılanmalı ve merkez değerleri iktidara taşımalıyız. SEVİNDİ’NİN TRAKYA GEZİSİ TEMASLARI AKP Hükümeti sadece açlık vaad ediyor, yoksulluk vaaz ediyor. Beyaz yürüyüş kapsamında, Trakya gezisinde bulunan Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Nevval Sevindi, “Bu hükümet sadece açlık vaad ediyor, yoksulluk vaaz ediyor.” dedi. Gezinin ilk durağı olan Edirne’de çiftçi ve köylülerin sorunlarını dinleyen Sevindi, “Edirne&#8217;de memur da olsanız, esnaf da olsanız sırtınızı tarıma dayarsınız. Edirne tarım ve hayvancılık demektir. Ne yazık ki çiftçi, köylü, memur, emekli, işçi perişan. Her yerde bunu görüyorum.” dedi. Genel Başkan Yardımcısı Nevval Sevindi, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası ile Edirne Ziraat Odasını ziyaret ederek, esnaf ve üreticilerin sorunları hakkında bilgiler aldı. Lalapaşa ilçesine bağlı Çömlekakpınar, Höyüklütatar ve Tayakadın köyünü ve kooperatifini ziyaret ederek hem köylülerle hem de üreticilerle görüşen Sevindi, hayvancılık hakkında da bilgi almak için hayvan besi çiftçiliğini gezdi. Ülkede kriz çıkmayacak vaadiyle oy toplayan AKP, büyük bir krizin ana sebebidir bugün. Edirne’de 10.000 işsiz olduğunu, askerden gelmiş genç insanların kahvelerde boş oturduğunu ve işsizliğin çığ gibi büyüdüğünü söyleyen Sevindi, tarım sektöründe de ciddi sorunlar yaşandığını da belirterek, Türkiye’nin acil bir tarım politikasına ihtiyacı olduğunu ifade etti. Bulunduğu çeşitli temaslar neticesinde açıklamalarda bulunan Genel Başkan Yardımcısı, “Şu anda dünyada açların isyanı var. Tüm çiftçiler yüzde yüz zam gören girdilerden şikayetçiler. AKP hükümeti, enflasyon yok demesine rağmen, büyük bir enflasyon dalgası tüm alınan malları etkilemiş durumda.” dedi. Edirne Uzunköprü’deki Çeltikçiler Birliği’ni ziyaret ederek, çeltik üreticilerinin sorunları hakkında bilgi alan Sevindi, “Her yerde ve her mahsulde çiftçinin yoksullaştığını görüyoruz. Bu çok acı. Çeltikte oyunlar oynanıyor ve bu oynanan oyunlar yüzünden çiftçiler büyük zarar ediyor.” dedi. İpsala ve Keşan ilçeleri ile İpsalaya bağlı Uzunköprü ilçesi ile İbriktepe ve Sultanköy beldeleri gezerek, parti teşkilatlarıyla da görüşen Genel Başkan Yardımcısı Nevval Sevindi, “Edirne halkı, köylüsü, çiftçisi mutsuz. Köylerde sağlık ocağı yok, 27 köyde ebe bulunamıyor. Bu göz ardı edilecek bir durum değil.” dedi. Kaynak: DP DP Genel Başkan Yardımcısı Sevindi: &#8221;Sponsorlarımız Olsa Belki Biz De 33 Çocuk Yaparız&#8221; Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı Nevval Sevindi, &#8221;Sponsorlarımız olsa belki 33 çocuk da yaparız&#8221; dedi. Sevindi, partisinin Edirne il başkanlığında yaptığı basın toplantısında, çocuk yapmanın emir komuta zinciriyle olmayacağını savundu. Türklerin çocuk seven bir millet olduğunu, ancak Başbakan Erdoğan&#8217;ın &#8221;En az 3 çocuk yapın&#8221; önerisine katılmadığını kaydeden Sevindi, şöyle konuştU: &#8221;Türkiye onca savaştan çıktığında bile Büyük Önder Atatürk o zaman (üç çocuk yapalım da çoğalalım) demedi. Bu işler emir komuta zinciriyle olmaz. İnsanlar çocuklarına bakabildikten sonra neden çocuk yapmasın. Türkler çocuk seven bir millettir. Onun bir çok sponsoru var. Sponsorlarımız olsa belki biz de 33 çocuk yaparız. Öyle bize akıl vereceğine, bizim hayatımızı belli bir refah seviyesinde devam ettirmemiz için akıl versin. Biz bugün açız. Tarlada ve mutfakta yangın var. Üniversiteleri bitiren gençler iş bulamıyor.&#8221; Sevindi, Türkiye&#8217;de tarım sektöründe ciddi sorunlar ve gerilemelerin yaşandığını savunarak, tarım politikalarının yenilenerek tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Sevindi daha sonra, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası ile Edirne Ziraat Odasını ziyaret ederek, esnaf ve üreticilerin sorunları hakkında bilgiler aldı. Kaynak: Anadolu Ajansı</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2772&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/04/14/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üreten yok oluyor</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/03/27/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/03/27/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[67]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de üretici kayboluyor. Siyasilerin,iktidarın ve sivil toplum &#8220;ortak aklının&#8221; kayıkçı kavgasına düştüğü bu günlerde bu ne anlama geliyor düşünen var mı?Üretici kültürü kayboluyor.Çiftçi aileler dağılıyor.Ailelerin gençleri kente vasıfsız işçi oluyor. Bunlar kent varoşlarında lümpenleşiyor. Lümpen kitleler büyüyor. Lümpen lider iş yapıyor. Lümpenlik faşizmin ordusudur. Faşizmin ayak sesleri 1998&#8242;de duyuluyordu.Bugün hayatın gerçeği. Aydın geçinen ezbercilerin kafa karıştırma uzmanlığı toslamamız için arkadan itiyor. Türkiye Ortadoğulu olma yolunda hızla ilerliyor,45 yıllık AB zemininden kaymış bulunuyor. Doç. Dr. Yavuz Öztürkler düzenlediği basın toplantısında, genelde ülke, özelde ise bölge boyutunda gerek mesleki ve gerekse hayvancılık sorunlarının bir çığ gibi büyüdüğünü, bu sorunlara artık çözüm bulanamadığını belirtti. Öztürkler, bugüne kadar yürütülen politikaların hayvancılığı ve hayvancılıkla geçinenleri bitirme noktasına getirdiğini dile getirerek, &#8220;Dolaylı olarak mesleğimiz saygınlığını yitirmektedir. Ülkemizdeki bu tablo en çok Doğu Anadolu Bölgesi&#8217;ni etkilemektedir. Her ne kadar ülkenin gelişmiş yörelerindeki büyük sermaye ile kurulan çiftlikler üzerinden ülkenin hayvansal gıdası götürülmeye çalışılsa da Doğu Anadolu Bölgesi&#8217;nin payı azalmaktadır. Edirne&#8217;de üretilen bir hayvansal ürünün Kars&#8217;ta satışa sunulması moral değerleri alt üst etmektedir. Bu durumda konuya sadece hayvan ürünleri potansiyeli olarak bakamayız. Bu bölgenin insanlarının geçim kaynağı hayvancılıktır. Payı ne olursa olsun bölge hayvancılığının kurtarılması sosyal açıdan bölgenin, ekonomik açıdan da ülkenin kurtulması anlamına gelmektedir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Bunu destekleyen iki makale aşağıda: TÜSİAD geçen hafta son derece önemli bir araştırma yayımladı: Türkiye’de hane halkı (işgücü, gelir ve yoksulluk açısından analizi) Araştırmayı ele alan Zafer Yükseler ve Ercan Türkan’ı kutluyoruz. Gerçekten kapsamlı bir derleme yapılmış. Önce şu gerçeği koyalım; Türkiye’nin nüfus yapısı hâlâ çok genç. 15 yaşın altındaki nüfus AB’de yüzde 16 iken, Türkiye’de yüzde 29. Yani neredeyse 2 kat. Malum bunun da birçok sonuçları oluyor. İşsizlik oranı ise aşağılarda gözleniyor. Çünkü işgücüne katılım düşüyor. 2002 yılında yüzde 44.4 olan istihdam oranı, o denli büyümeye rağmen 2006 yılında yüzde 43.2’ye gerilemiş. Bunun da temel nedeni kadın işgücünün giderek iş piyasasından çekilmesi. Bunun temel nedeni, kadınların tarımda çalışma olanağı bulurken kentlerde bulamaması. Tabii siyasal değişim de buna katkıda bulunuyor olabilir. Tarım çöküyor Malum, tarımda çok hızlı bir istihdam çözülmesi gözleniyor. 2002-2004 döneminde çalışanların yüzde 34’ü tarımdayken 2005-2006 döneminde bu oran yüzde 27’ye gerilemiş. Bu gerçekten anlaşılması son derece güç olan hızlı bir toplumsal değişim. Bunun bir kısmı iş bulurken, önemli bir kısmı çaresizce işsizler ordusuna katılıyor. İş bulanlar daha çok hizmetler kesiminde, özellikle perakende ve toptan ticarette, bir miktar da inşaat sektöründe iş buluyor. Bu arada sevindirici olan tek gelişme istihdamda kayıtdışılık oranının sürekli gerilemesi. Bunun da nedeni tarımdaki istihdam çöküşü. Kent kesiminde hizmetler sektöründe iş bulanlar haliyle kayıt altına giriyor. Bununla beraber kırsal kesimde de yevmiyeli çalışma oranı yükseliyor (çalışanların artık üçte biri yevmiyeli) ve bu da kayıtlı olmaya katkıda bulunuyor. İşsizlik bölgelere göre çok değişiyor. Örneğin, Karadeniz bölgesinde işgücüne katılımın çok yüksek olmasından dolayı işsizlik oranı çok düşük çıkıyor. Oysa nüfus artış oranı çok yüksek olan Güneydoğu Anadolu’da, işgücüne katılım düşük olsa da işsizlik oranı çok yüksek çıkıyor. Üstelik burada tarımda ücretli olarak çalışan da az. Bir başka konu da tarımın istihdama katkısı Türkiye genelinde yüzde 27 iken, Güneydoğu Anadolu’da alternatif ekonomik faaliyetlerin yeterince gelişmemesi nedeniyle tarım toplam istihdamın yarısını oluşturuyor. İşte burada terör örgütüne katılımın ekonomik güdüsü de anlaşılıyor. Ancak çalışmada işsiz kesimin yoksul olarak tanımlanmadığı görülüyor. Bir biçimde bu insanlar doyuyor. Üstelik işsizler 2002’den bu yana giderek yoksul olmaktan çıkıyor. 2002 yılında çalışan nüfusun yüzde 25’i yoksulken, şimdi sadece yüzde 15’i yoksul sayılıyor. Yine 2002’de işsizlerin yüzde 32’si yoksulken, bugün yüzde 20’si yoksul sayılıyor. (Bu konuya yarın gireceğiz.) Şu aşamada iki konunun altını çizmekte yarar var: Birincisi, tarımda çok hızlı bir çözülme gerçekleşiyor ve bu üstünde durulması gereken bir konu; ikincisi de işgücüne katılım daraldığından biz bunu göremiyoruz. Türkiye’de aile işçilerinin payı yüzde 20, AB’de yüzde 1.2. AB’de işgücüne katılmayan oran yüzde 30, bizde yüzde 49. Eğer çalışmak isteyip de iş aramayanlar işsizlik tanımına dahil edilse 2002’de yüzde 10.3 olup da 2006’da yüzde 9.9’a düşmek yerine, yüzde 14’ten yüzde 17’ye çıkmış olacak. Yani işsizlik artmış olacak. Hurşit Güneş “Son günlerde küçük ilan yayımlatmak için bize başvuranların çoğu, işyerlerini devrettirmek isteyenler. İşyeri devir ilanları, ev ve otomobil satış ilanlarının önüne geçti.” Bunları Ankara’da bir toplantıda birlikte olduğum ilan ajansı sahipleri söylüyordu. Gazetelerde yayımlanan küçük ilanları gözden geçirenler ekonomideki gelişmeler hakkında az çok bilgi sahibi olabilirler. Küçük ilanları genelde reklam ajansları toplar ve gazetelerde yayımlanmasını sağlarlar. Reklam ajansı sahipleriyle sohbet ederken, “Eskiden küçük ilan denilen ilanlar genelde kayıp ilanlarıydı&#8230; Şimdilerde her konuda küçük ilan yayımlanıyor. En çok da otomobil ve ev satış ilanları yayımlanır oldu&#8230; Ekonomideki gelişmelere göre ilanlarda ne gibi bir değişim var?” şeklinde bir soru sorunca, yukarıda yazdığım cevabı aldım. Ve de anlattılar: ”Talepteki daralma küçük işyerlerini hemen etkiliyor. Küçük işyerlerini işletenler kira ödeyemez hale gelince, işyerini devretme telaşına kapılıyor.” Bu bilgi üzerine gazetelerin küçük ilanlarını gözden geçirmeye başladım. Büfe, kahve, lokanta, bakkal dükkânı, kasap dükkânı, manav, tamirhane devir ilanlarının sayısı dikkat çekiyor. Devredemeyen kapatıyor ”Bir devir ilanı kaç defa yayımlanıyor? İlan veren, devralacak kişileri bulabiliyor mu?“ diye sorunca, ilan ajansları sahipleri, “Tirajı yüksek gazetelerde bir devir ilanının 4 gün üst üste yayımlanması 24 YTL. İlan verenin, 4 ilanla, devredeceği birini bulabilmesi çok zor” cevabını verdiler. Ben, ”4 gün yayımlanacak ilan için 24 YTL çok uygun bir fiyat. O zaman daha çok yayımlatsınlar” diyecek oldum. Uyardılar, “İşyerlerini devretmek durumuna düşenler için 24 YTL o kadar büyük bir para ki&#8230; Onu bile ödemekte zorlanıyorlar. İlan parası bile olmayanlar ve de devir ümidi olmayanlar ise kapılarına sessiz sedasız kilit vuruyor.“ İlan ajansları sahiplerinden bunları öğrendim. Dostum Alaattin Aktaş, Ankara’da olan biteni, Ankara kaynaklı haber ve bilgileri yakından izleyen bir iktisatçı/gazetecidir. O da açılan kapanan şirketler hakkında bilgi verdi. Alaattin Aktaş’ın TÜİK ve TOBB kaynaklarından derlediği bilgilere göre, bu yılın ilk iki ayında 10 bin 901 şirket kuruldu. Buna karşılık 2 bin 474 şirket de kapandı. Demek ki, kurulan her 100 şirkete karşılık 22.7 şirket kapanmış. Kurulan-kapanan dengesi, bugüne kadar görülmemiş bir durgunluğun habercisi. Anadolu’da işler kötü Kapanan şirket sayısı çok yüksek. Büyük krizin yaşandığı 2001 yılında bile kurulan her 100 şirkete karşılık sadece 8 şirket kapısına kilit vurmuştu. Esnafın durumu ise daha kötü. Esnaf tarafından ilk iki ayda 9 bin 455 işyeri açıldı, 8 bin 256 işyeri de kapandı. Bir başka ifadeyle, kurulan her 100 işyerine karşılık 87 işyeri piyasadan çekildi. 2001 krizinde küçük esnaf olarak da nitelendirilebilecek işyerlerinde kurulan-kapanan dengesi 83 olmuştu. İki aylık dönemde ticari faaliyete başlayan 9 bin 455 esnafın, 4 bin 345’i “toptan ve perakende ticaret; motorlu taşıt, motosiklet ve kişisel eşyalarla ev eşyalarının onarımı” işkolunda (sektöründe) faaliyet gösterecek. Bu sektörde 4 bin 345 esnaf faaliyete geçerken, ticaretten çekilenlerin sayısı tam 6 bin 179 oldu. Açık anlatımıyla, bu sektörlerde açılandan çok işyeri kapandı. Üç büyük il dışında, Anadolu’da esnafa ait kapanan işyeri sayısı açılan işyeri sayısının çok üzerinde. Yılın ilk iki ayında İstanbul’da 1.125, Ankara’da 525, İzmir’de 201 işyeri kapandı. Üç büyük il dışında kalan illerde, Anadolu’da açılan 4 bin 601 işyerine karşılık 6 bin 405 işyeri kapısına kilit vurdu. Güngör Uras TÜİK’in açıkladığı rakamlar, kuraklığın tahribatını resmen ortaya koydu. Buğdaydan mısıra, ayçiçeğinden şekerpancarına, turunçgillerden baklagillere kadar hemen hemen tüm ürünlerin üretimi düştü Habere yorum yaz Haber ile ilgili mail gönder Sitene ekle Sayfayı yazdır Türkiye’de geçen yıl yaşanan kuraklığın tarımdaki acı faturası kesinleşti. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı rakamlara göre, geçen yıl buğday üretimi yüzde 13.9, arpa üretimi yüzde 23.5, mısır üretimi yüzde 7.2 azaldı. Yağlı tohumlar üretimi yüzde 21.4, tütün üretimi yüzde 18.5, şekerpancarı üretimi yüzde 14.1, pamuk üretimi yüzde 10.8 düştü. Meyve üretiminde toplamda yüzde 4.3 düşüş olurken sulamayla yetiştirilen sebze üretimindeki düşüş de dikkati çekti. Toplam tahıl üretimi, önceki yıla göre yüzde 15.5 azalarak 29 milyon 257 bin tona geriledi. Buğday üretiminin 2.8 milyon ton, arpa üretiminin 2.2 milyon ton azaldığı geçen yıl yem ve yağ açısından büyük önem taşıyan mısırda da üretim, yüzde 7.2 düşerek 3.5 milyon tona indi. Aspir ve kolzada artış Geçen yıl toplam baklagil üretimi yüzde 11.6 azalarak 1.3 milyon tona geriledi. Baklagiller arasında yeşil mercimek yüzde 36.7’lik, fasulye yüzde 21.3’lük, bezelye de yüzde 19.9’luk üretim düşüşleriyle dikkat çekti. 2007’de yağlı tohumlar üretimi yüzde 21.4 azaldı ve 1 milyon 31 bin tona geriledi. Bu arada hem yem, hem yağ bitkisi olarak değerlendirilebilen ve üretimine devlet desteği verilen aspir ve kolza üretiminde yüzde 100’lerin üzerinde artış oldu. Soya üretimi yüzde 35.2 azalarak 30 bin 666 tona, ayçiçeği üretimi yüzde 23.6 azalmayla 854 bin tona, susam üretimi yüzde 24.6 azalmayla 20 bin tona düştü. Yerfıstığı üretimi yüzde 11.6 artışla 86.4 bin tona, aspir üretimi yüzde 477.2 artışla 2 bin 280 tona, kolza üretimi yüzde 127.7 artışla 28 bin 727 tona, kenevir tohumu üretimi ise yüzde 84.6 artışla 24 tona çıktı. Fındık yüzde 20 azaldı Kuraklık, sanayide yoğun olarak kullanılan bitkileri de olumsuz etkiledi. Tütün üretimi yüzde 18.5, şekerpancarı üretimi yüzde 14.1, kütlü pamuk üretimi yüzde 10.8, haşhaş kapsülü üretimi yüzde 70.3 azaldı. Üretim düşüşü zeytinde yüzde 39.1, fındıkta yüzde 19.8, antepfıstığında yüzde 33.3, üzümde yüzde 9.7, incirde yüzde 27.6 oldu. Turunçgil üretimi yüzde 7.2 azalırken, elma, armut ve kayısı, kiraz, vişne gibi taş çekirdekli meyvelerin üretimi arttı. Kuru soğan, sarımsak, domates, havuç dışında genelde sebze üretimi de geriledi. Milliyet 28.MArt</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2771&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/03/27/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>14 Mart Tıp Bayramı</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/03/13/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/03/13/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[67]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doktorların ve tüm sağlık çalışanlarının Tıp Bayramı kutlu olsun. Bu hükümet sizleri de vurdu ama&#8230;.</p>
<p>AKP Hükümetinin uyguladığı Sağlıkta Dönüşüm Programı, ülkemizde toplumcu bir sağlık politikasını yaratamadığı ortadadır ve bu kaygı vericidir. AKP iktidarının, Türk hekimlerin çalışma olanaklarını düzeltmediği, özlük haklarının iyileştirmediği ve halkın sağlık hakkını koruyamadığı aşikardır. Son zamanlarda Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamaya konulmak istenen “Kamu hastane birlikleri yasası” ile kamuya ait hastanelerin ticari şirketlere dönüşebileceği; “Tam gün yasası” ile de bakanlığa bağlı sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin özlük hakları bakımından güvencesiz kalabileceği, ucuz iş gücü sağlanabileceği endişeleri söz konusudur. Bu endişeler hiç de yersiz değildir; AKP iktidarı, çalışan insanını anlayarak sistem kurmak yerine, birçok meslek grubuna yaptığı gibi dayatmacı bir anlayışla sistemdeki yanlışları düzeltmeye çalışmaktadır. Sağlığın kamusal nitelik taşıdığı, hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının özlük ve sendikal haklarının korunduğu bir sistemle ancak sağlıkta ciddi bir dönüşüm yaşanacağı ortadadır. Demokrat Parti olarak, hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının kalıcı özlük haklarını koruyan ve insani yaşam koşulları yaratan, emeğe saygı gösterildiği, iş güvenceli bir düzenlemeden yana olduğumuzu söylemek isteriz.</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2769&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/03/13/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
