Okuduklarım

Sevgi

Haziran 2 2007Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Prof.Dr.Şaban Ali DÜZGÜN yazdı:
Hayata kaynaklık eden ve sadece insanlar değil bütün varlıklar arasındaki ilişkinin ana damarında akmakta olan sevginin, farklı biçimlere büründürülerek istismara uğratıldığı ve aşırılığa taşındığı bir gerçektir. İdeal bir yaşamın ve saadetin muharrik gücü olarak varlığın yapısına yerleştirilen sevgi, aşırı uçlara taşınmak suretiyle istismar edilebilmekte, böylece de varlığın yapısına yerleştirilme amacına aykırı olarak birleşmenin değil, parçalanmanın, mutluluğun değil trajedinin, bin unsuru haline gelebilmektedir.  

Yılmaz Özdil Yazdı

Mayıs 25 2007Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

İktidardayım diyenlere ithaf edilir…Milliyetini idark etmiş millet ölüleriyle yaşar, şehitlerine kucak açar.Ona “kelleler” diyenlerin çürük yumurta kokusu ortalığı tutar.
Oturduğu yerden “pahalı ödersiniz” diye tehdit savurmakla ülke yönetilmiyor işte gerçek:
“Yılmaz?”
“Evet?”
“Ekrem ben… İzmir’den.”
“Vaay, ağabey hayırdır?”
Aynı muhitin çocuğuyuz. Kardeşi, üniversiteden arkadaşım. Ekrem ağabey, bizden 7-8 yaş büyük… Hayli oldu, görüşmeyeli.
“Şırnak’ta 5 şehit varmış.”
 

Afrika

Şubat 5 2007Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

MİRİAMA BA
UZUN BİR MEKTUP

MUTLULUĞU ARAYAN DİŞİ KAPLAN’ ın mektubu

Güney Afrikalı, zenci, müslüman bir kadının kendi öyküsü çevresinde Afrikalı kadının yaşamını bulacaksınız bu uzun mektupta  

yetenekli okurlar

Ocak 29 2007Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

ZILGIT

Bizim orda aşkla zılgıt çeker

kadınlar genç kızlar

oynarken düğünlerde şenliklerde

zılgıt çekerler bizde

halaylarla gençleri uğurlarken askere

zılgıt çekerler bizde

analar yeni doğan ağlayan bebeğe

göbek kesilirken

hele birde bebek mehmet ise

bilirmisin zılgıtı

duygunun sevincin coşkunun ifadesi

kadınlar genç kızlar için

el ağızın önünde yarım duvar dil dolanır

ağızda melodilerle…

ölçer mehmedinin boyunu karışlarla

büyüdümü mehmet diye

büyüttü el bebek gül bebek askerlik

vatan için nöbete

kınalar düzenlendi zılgıtlarla halaylarla

uğurlar ola askere…

kadınlar kerpiç damlarda zılgıtlarla

acep bu zılgıtlar niye

gelinmi askermi gidiyordu uğurlanacak

gelinde yoktu askerde

bu zılgıtlar niye kimlere çekiliyordu

haber gelmiş kıbrıstan

mustafa oğlu haticeden olma mehmet şehit oldu

bu zılgıtlar ona

gözlerde yaşın zerresi yok sesler mağrur

zılgıtlarda ağlıyor gözler

zılgıtlar şehit için yeni askere uğurlar gibi

mahzun coşkulu zılgıtlar…

bildinmi sen sevgiyi duyguyu coşkuyu

şehit için zılgıtları

yedinmi sen şehitlerin ardından verilen

düğün yemeğinden…

askerlerin düğünü böyle olur tekbirlerle

kefensiz gelinsiz…

şehit babası seslenir cami minaresinden

kıbrıstaki gelinsiz damada

*ey şehit oğlu şehit /isteme benden makber

ağuşunu açmış /seni bekler peygamber*

zılgıt çekilir yemek verilir kına yakılır

bizim oralarda

düğünlerde şenliklerde şehadette

güneşin doğduğu yerde

sussuz çorak toprakların

YÜKSEK RUHLAR AYDINLAR

aydınlık gönüllerinde

Teşekkürümün ifadesi kendi şiirim saygılar
selamlar
19/01/2007 LOKMAN GÖKHAN
 

yetenekli bir okur

Ocak 19 2007Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Kimim Ben!

Bir damla suyum ben… Kader süzgecinden damıtılıp belirlenmiş toprağa düşen… Toprağın içine alıp çamur ettiği ve maveradan gelen hisle yeşerip şekillenen…

 

Hoşgörü

Ocak 17 2007Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

11 Eylül’ün yildönümünde Bati dünyasinin Islam ülkelerine, Islam’a bakisi yeniden tartisma konusu olacaktir.
Ben burada yeni bir kavram olan “Global Hosgörü” den söz etmek istiyorum. Siddet ve korkuya dayali ideolojiler çöktü. Geçen yüzyili savaslar, siddet ve korku dolu baskilarla geçiren insanlik çok umut bagladigi yeni yüzyilda 11 Eylül saldirisini yasadi. Biz yeniye hep mükemmellik,kutsallik atfederiz. Yeni bambaska olmak anlamini tasir. Biz madde ve mekan degisimini “yeni” olarak anlamaya ve üstüne atlamaya hazir bekliyoruz. Sartli refleks halinde.Yeni olan her şeyi sevdiğimizi varsayarız,aslında yeniyi arzularız. Çünkü sevmek için zamana ve derinleşmeye ihtiyaç vardır.
Ünlü düsünür Ortega; sevgiyle arzu arasindaki ayrimi yaparken “asik olmak”bir dikkat olgusudur der ve “bir seyi arzu etmek,kuskusuz o seye sahip olmaya dogru ilerlemek demektir(“sahip olmak”burada bizim bir parçamiz olmasini istemek anlamindadir).Bu nedenle arzu,doyurulur doyurulmaz söner,doyumla birlikte sona erer.Oysa sevgi,sonsuza dek doyumsuz kalir.Arzunun edilgen bir özelligi vardir; bir seyi arzu ettigimde,alinda arzu ettigim sey o nesnenin bana gelmesidir.Yerçekiminin merkezi olarak ben,her seyin benim önüme düsmesini beklerim.Sevgi arzunun tam tersidir,çünkü bastan sona etkinliktir.Sevgide,nesnenin bana gelmesi yerine ,ben nesneye giderim ve onun bir parçasi olurum.Sevgi eyleminde iki kisi kendilerinin disina çikarlar.O bana dogru gelmez,ben ona dogru çekilirim.Sevgi,sevilen seye dogru çekilmedir.”Gerçekten bir “dikkat” göstermeden ve sevgiyi bilmeyen insanlar ne yenilenebilir ne yeniyi seçebilir ne de yeni olabilirler. “Yeni” öncelikle içimizde varolmasi gereken heyecan ve degisimdir. Sevgiyi öne çikarmamin nedeni en eski degerlerden biri olan sevginin gücüne dikkati çekmek.Sevgi olmadan hosgörü olmasi mümkün degil. Bütün dünyada Islam’in tartisildigi bu dönemde bizim Anadolu’nun kültürlerin binlerce yillik memelerinden beslenen zenginligine Türklerin getirdigi müslümanligin neler kattigina bakmak gerekir. Bu çok eski ama çok yeni anlam ve içerik çarpici gerçekten.
Anadolu’nun bin yillik tasavvuf geleneginden süzülüp gelen, her seyin odak noktasina “insan”i koyan ve tüm çözümleri “insan” da arayan derin Islam anlayisinin özgün ve çarpici örnegi Türk müslümanlik anlayisi. Bu anlayisi temsil eden Fethullah Gülen 11 Eylül sonrasi verdigi ilk söyleside yeni dönemde ABD dahil, Bati ülkelerinin yalnizca kuvvete güvenerek bir düzen kurma arayisinin yaratacagi tehlikelere dikkat çekmisti.”Kör kuvvet kaos ve zulüm dogurur” diyerek, herkesi hak,adalet ve hukukun üstünlügüne çagirmisti.*
Sanayi toplumunun çarklari arasinda kaybedilen insani degerlere bugün çok ihtiyacimiz var. Batili degerler diye kamuoyuna sunulan degerler bizim kültürümüzde ve müslümanlik anlayisimizda yüzyillardir piril piril yaniyor. “Bir gönül yapmak bin kez Kabe’ye gitmekten evladir” diyen kültürümüz yolumuzu aydinlatabilir. “Kendinden habersiz yasayan ve kendini kesfedememis dar ufuklarin, baskalarini ve baska seyleri bilmeleri imkansiz ve onlar hakkindaki hükümleri de sathi ve tutarsizdir.”* Asl olan insanin kendini tanimasi ve iç derinliklerine dogru yolculuk yapmayi basarmasidir. Gerisi yüzeysel ve zahiri kalmakta. Insanin iç ve dis bütünlügüne kavusmasi çok çetrefil bir is. Zahmet gerekmekte.Bu insanin aynada kendine bakarak düsünmesi , yalansiz dolansiz kendine varmasi demek.
Gobal Hoşgörü Amerika’ da çeşitli entellektüel grupların çalışma sonuçlarında gözüme çarpınca çok etkilendim.
11 Eylül sonrası “İslam ve terör” tartışmasına yeni bir ufuk getiren “Global Hoşgörü” kavramı hiç bir müslümanın terörist olamayacağını,hiç bir teröristin de müslüman olamayacağını bize göstermekte. Sadece pasaportunda müslüman yazıyor diye kimse müslüman sayılamaz. Bence zahiri ibadetle bile insan müslüman sayılmazken mümin olma iddiasında olanın gereklerini yerine getirmesi icap etmekte.
Modern Batı dünyasının ön plana çıkardığı “Birey,insan hakları ve yaşamın kutsallığı” açısından biz de müslümanlığı değerlendirebiliriz. Bu modern değerler olarak sunulan değerler İslam’ da çok daha eski zamanlardan beri bulunmakta.
Türkiye’de pek çok çevre geçen yıl 11 Eylül’ü kınamakta isteksiz ve yetersiz kaldı. Net ve kesin tanımlar yaparak teröristle sınırlar belirlenmedi,ideolojik kökenli belirsiz alanlar bırakıldı. Bu çok tehlikeli bir tutum elbette.
Amerika’nın neyi hak edip etmediğinin yargıçlığı kimsenin üstüne vazife değil. Eleştiri demiyorum dikkatinizi çekerim “yargıçlık” diyorum. Bu Türkiye’de her kesim ve çevrede pek sevilen bir görev anlayışıdır maalesef.
Biz modern dünyaya ve Batı dünyasına kendi bilgelik havuzumuzdan “değerler” verebiliriz. Bunlarıd dünya sahnesine çıkarmak elbette “yargıçlık” taslamaktan daha zor bir iş.Tıpkı arzulamakla sevgi arasındaki fark gibi.
Farklılıklara saygı ve birarada yaşamanın önemi her geçen gün dünyamızda artmakta. Dünya sahnesine Batı’yla eşdeğerde çıkmayı hedeflemeli “Global İslam” diye düşünüyorum. Bizim bir iddiamız olmalı,bunu da sergilemeliyiz.
Küresel değerlere bir katkı olabilecek olan Global Hoşgörü içeriğinde Yesevi’den bu güne gelen sevgi temelli Allah inancını taşımakta.
Binlerce yıllık Türk İslam geleneğini bugünün koşullarıyla büyüyütüp beslersek global köye bir hediyemiz olabilir .Hiç bir fikir üretimi olmayan dünyaların kapalı kapıları sadece korkuyla beslenirken elimizdeki fırsatları kaçırmaktan korkuyorum.Köprüler kurulduğu hızla dinamitleniyor bu ülkede. Birey olmalı diye nefes nefese konuşulurken televizyonlarda bunun batılı bir değer olarak sunulması ne acı…
Kuran’de her ferde bir çeşit,nev olarak bakılır ve tasavvuf bu nedenle der ki:Her insan kadar Allah’a ulaşma yolu vardır. İnsanın birey olarak biricikliğini bundan iyi ne vurgulayabilir ki.
Tasavvufun derinliği,bireye verdiği önem kadar onu yaşamını yönlendirmede kendi kararını vercek yetkide görmesidir.Bu en modern tavırlardan önce vardı.Bu anlayışın toplumun bir derinliği olduğu zamanlar geride kaldı,onu yeniden yeşertmek lazım.Bu değişimi Mevlana söyler bize:
“Bugün Ahmet benim ama dünkü Ahmet değil.”
Türkiye dünya ile bir kültür evliliğine hazırlanmalı.Dinimizi,tarihimizi,ekonomimizi,modern dünyayının değerlerini,hümanizmayı politik hedefleri karıp kendi iç felsefi derinliğimizi oluşturmalıyız.
Oysa Türkiye’de herkes kendi heveslerinin,küçük hırs ve dayatmalarının peşinde. Türkiye zihin coğrafyasını genişletmeli ve buradaki ruhu aklıyla bulmalı.
Türkiye iki cihanda aziz olacak bir kültürel senteze gebe . Doğurmak için acılar içinde bekliyor Anadolu’nun dört bir yanı.
İşte,o zaman biz global köyde yerimizi alabileceğiz.Bir sabah rüzgarı gibi esecek insanlığın üstünden Yunus Emre’nin, Mevlana’nın nefesi.
Nevval Sevindi
*Tempo Dergisi 4-10 Nisan 2002
 

Love knocks the door

Ocak 5 2007Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

In un passato non tanto lontano le follie,e gli squilibri e il forte sentimento di odio vissuto nella societa odierna come ha messo sotto sopra le nostre valute culturali ha lasciato anche al vento come una foglia d’autunno il nostro sentimento di “amare”.
 

kanseri yenenler

Aralık 6 2006Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Sayın Nevval Sevindi,

Kanser konusundaki mücadelenizin bilinci ve hayranlığı içinde, ben de kanserin pençesinde yazdığım “Kanserin Penceresinden, Bir Yaşam Sentezi” isimli kitabımı, tetkikiniz için çalışma adresinize gönderttim.
Hayatı ve olayları yaşanmışlıklardan yola çıkarak, geçirdiğim kanser hastalığının etkisiyle ve felsefi bakış açısıyla naçizane irdelemeye çalıştım. Ayrıca insanlara sevgi, ümit, mücadele ve azmin de önemini göstermek istiyorum. Tedavim yeni bitmesine rağmen, henüz daha ne olacağını tam olarak bilemediğim bu bekleme döneminde bile moralimi bozmadan, sportif çalışmalar yaparak, ümitlerini yitirmiş insanlara moral vermeye çalışıyorum.
Bilgi ve takdirinize sunarım.
Bilvesile en iyi dileklerim, sevgi ve;
Saygılarımla,
Özer Baysaling.

 

Kıbrıs’ta

Ekim 18 2006Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Harry Blackley, İskoçyalı bir İngiliz askeri olarak Kıbrıs adasına adım attığında nelere tanık olacağını bilmiyordu. Eczacılık okuduktan sonra Blackley, tayin olduğu Kıbrıs’ta 1957′de tanık olduğu acıların anlatılmamasına içerler ve bir roman yazar: “Kıbrıs’ta Aşk ve Ölüm”.
 

KAnser

Ekim 18 2006Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Amazonlar Meme ve Estetik adlı kitap için  

Sayfa 7 / 8« İlk...«45678»