<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>NevvalSevindi.com &#187; Okuduklarım</title>
	<atom:link href="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/category/okuduklarim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 05:53:21 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>1928 &#8216;DE   ERGENEKON</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2009/04/08/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2009/04/08/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuduklarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[21]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1920-23 yılları arasında sansüre uğramış kayıp sözcükleri, cümleleriyle tüm yazılarını Yakup Kadri &#8220;Ergenekon&#8221; adıyla toplar. Girişine de: &#8220;Ergenekon yurdun adı/Börtüçene kurdun adı&#8221; Ziya Gökalp&#8217;in sözlerini yazar.<span id="more-2072"></span></p>
<p>&#8220;Çağdaş insanlık sadece kuvvete boyun eğiyor.Bu kuvvet ise, bazı cemiyetlerde nüfusun kesafeti, bazılarında servetin terakmü ve bazılarında askeri teçhizatın bolluğu şeklinde tecelli eder. Eyvah,o milletlere ki, bunların hiç birine malik değildir ve yalnız hakkına güvenerek bu nihayetsiz ihtiras okyanusunda gemisini kurtarmaya çalışır!<br />
Nietzshe der ki: &#8220;Ahlaki endişeler birer zaaf alametidir.<br />
Fazilet,merhamet, hak ve insaniyet sözleri ancak esirlerin ağzına yakışır ve dünyanın efendileri,ancak vur  kır,geçir   daima ileriye atla!daima yukarı çık!der&#8221;. 30.Ağustos .1922&#8217;de Yakup Kadri Karaosmanoğlu  &#8220;İkdam&#8221; gazetesinde başyazardır. Milli Mücadele sırasında yayınlanan &#8220;İkdam&#8221; gazetesi   işgal edilmiş İstanbul&#8217;da  yayınlanır. Yazılar sansür edilmektedir. 1920-23 yılları arasında sansüre uğramış kayıp sözcükleri, cümleleriyle tüm yazılarını Yakup Kadri &#8220;Ergenekon&#8221; adıyla toplar. Girişine de: &#8220;Ergenekon yurdun adı/Börtüçene kurdun adı&#8221; Ziya Gökalp&#8217;in sözlerini yazar. Milli mücadele yazıları  o devrin aynasıdır.yazar kendi yüzünü de bu aynada gördüğünü belirtir. 1928&#8217;de yayınlanan &#8220;Ergenekon&#8221; kitabı  batı&#8217;nın bize bakışını, batılı işgal kuvvetlerinin değerlendirmelerini çok açık yazar.Aydın sınıfın tavrını,hastalıklarını da birlikte. Bugünle karşılaştırdığımızda   Türklerin ne kadar çok  bilgiyi sildiğini anlıyoruz.<br />
Bugün Türkiye&#8217;yi sarsan &#8220;Ergenekon&#8221; davasına bu ismin verilmesinin bir milletin değerleri ve sembolleriyle oynanması olduğunu da kavramamız zor değil.<br />
&#8220;Ergenekon zaten bir masalın adı. Milli Mücadele ise bir Bozkurt destanı.Biz o devri gerçekten yaşamış mıydık? Ben ki, bugün bir demagoji çirkefinin içinde çırpınan, sokak kalabalığının uğultusuyla kulakları sağırlaşan zavallı bir ihtiyarım,bir zamanlar düşman süngülerine kalemle karşı koyma cüretini gerçekten ben mi göstermiştim? O süngülerin arada bir delik deşik ettiği bu yazıların yazarı gerçekten ben miyim? &#8230;. Ben şimdi bütün bu soruları Atatürk&#8217;ün , İzmir zaferini müteakip bize söylediği şu sözle cevaplandırabiliyorum:&#8221;Bir rüya görmüş gibiyim&#8221;. Bir rüya. Evet, güzel ve büyük bir rüya.&#8221; Diye 1964 baskısına önsöz yazan Yakup Kadri&#8217;nin karamsarlığı  açık ve nettir.<br />
Türk aydınları,politikacıları  bir destanı &#8220;rüya&#8221;ya çevirmişlerdir. Kendi kuruluş hikayesinden, sembollerinden, milli hasletlerinden vazgeçerek  Türkiye&#8217;yi  savurmuşlardır.<br />
Bunu dün de yapıyorlardı.Buna örnek  &#8220;Bir züppenin tekamülü&#8221; başlıklı yazısıdır yazarın:<br />
&#8220;Geçenlerde büyük bir Fransız mecmuasına maneviyatındaki züppelik çıbanının bütün irinlerini dökmüştür,demiştir ki:&#8221;&#8230;..Türkler ilim ve medeniyet sahasında hiçbir şey yapmamışlar,hiçbir eser  vücuda getirmemişlerdir. Ne bir mezhep.Ne bir felsefe,ne bir sanat yaratmışlardır&#8230;.Edebiyatımız taklitçidir.Bu edebiyat 400 yıl boyunca Arap ve Acem kaldı,sonra birden garplılaştı,daha doğrusu Fransızlaştı.her ne kadar  halk türkülerimizde bazı güzel eserlere raslanabilirse de bunlar o derece de önemli değildirler.&#8221; Evet, Türk milletine bu iftiralarda bulunan züppe azmanıdır.Bu mecmua 1Mart 1922 tarihli &#8220;La revue de deux Mondes&#8221;dir.&#8221;* 25 Mart&#8217;ta yazılmış bu makale  bu gün de yaşadığımız aydın sorununun köklerini deşifre etmekte adeta. Kültürel  geriliği &#8220;gerçek&#8221;miş gibi aktaranlar, bilim namusunu yere sererek yazanlar ve propagandasını yapanlar  bugün azaldı mı? Sağ da,sol da fark etmez bir hücumla bunca yıldır milletin bağrı delik deşik edilmedi mi? Ben bunlarla büyüdüm, ya siz?<br />
1922&#8217;de dönemin ünlü bir edebi şahsiyeti olan gençlerden birinin ağzından dökülen bu cümle kader yazısı gibi: &#8220;ben  eskilerin hiç birini okumadım;çünkü okuduğumu anlamıyorum.&#8221; 1922&#8217;den beri değişmeyen yargılar, kalıplar ve efsaneler  henüz geçerliliğini kaybetmemiş olması korkutucu gelmiyor mu size? 1921&#8217;deki bir yazının başlığı :&#8221;Nereye gidiyoruz?&#8221;<br />
&#8220;iktisadi,içtimai,fikri ve ahlaki hayatımızdaki buhran her türlü tarifin üstündedir.gittikçe daha ziyade fukaralığa düşüyoruz.Aile bağlarımız gittikçe daha ziyada çürüyor.&#8221; Diye yazıyor Yakup Kadri. Bugün her hangi bir ideolojik yazı döktüren gazetede,konferansta  1921&#8217;deki tespit var. Türk milleti çürüye çürüye nasıl bunca yolu geldi? Bunca dağı,ovayı aştı?<br />
88 sene sonrada bu cümle geçerli olacak mı acaba?<br />
Türk aleminin şiddetli çalkantısı , baş döndürücü dönüşümleri  geçen yüz yıl içinde bize ne öğretti diye merak edenler  &#8220;Ergenekon&#8221; kitabını okumalılar.<br />
Milli sıfatını başında taşıyan Eğitim Bakanlığı&#8217;nın bu kitabı okutması gerekir.Buna benzer bir çok önemli yazarımızın kitaplarını, geçmişi,yaşananları bilmeden büyüyen kuşaklar boş haznelerini çamurla doldurdular. Garp Cephesi komutanı (İnönü)  yazarla özel sohbetinde önemli bir şey söyler:&#8221; Biz harbin en zorunu bizi içimizden sarsan iç düşmanlarımıza karşı yaptık.Bursa&#8217;nın düşüşü, İzmit ve Bilecik faciaları Yunanlılardan çok bunların eseridir. Ben hiçbir zaman Yunan ordusundan korkmadım,lakin Türk ordusunu her an arkasından hançerlemeye hazır hain güruhtan daima gözüm yıldı, şimdi madem ki bu tehlikeyi tamamıyla  bertaraf ettik,artık meydan bizimdir.&#8221;(31Mart 1922)<br />
Yazar, &#8220;biliyor ki, kendini bulmuş,rüşte ermiş milletlere zeval yoktur.hayır da şer de bize ancak kendi kendimizden gelebilir.&#8221;Bu güven ve bu imanın son sığınılan kale olması,son giyilen zırh olması  Türk milletinin yeniden doğuşunu sağlamıştır.<br />
Kitapta yazı başlıkları da çok anlamlı; &#8220;Anadolu&#8217;nun içyüzü&#8221;, &#8220;Kötümserlikte bir fayda var mıdır?&#8221;, &#8220;Gülünç İstanbul&#8221;, &#8220;İstanbul basını&#8221;, &#8220;Nereye gidiyoruz?&#8221; , &#8220;En büyük düşmanımız cehalettir&#8221;, &#8220;Bozguncular ve Anadolu&#8221;, &#8220;Mesele bir şahıs davası mıdır?&#8221;<br />
Son söz bölümünde yazarın bir hayıflanması çok içime dokundu:&#8221;Bu yeni hava, yeni muhit içinde kendimi o kadar yalnız ve garip hissediyorum ki,geçmiş zafer günlerinin coşkun sevinç sesleri arasında neden ölmediğime yanıyorum.&#8221; Ulvi bir rüyadan kalkınca neden hayal kırıklığı yaşadığımızı merak etmeliyiz.<br />
Bu gün  içimizdeki şafak ne zaman ağaracak  diye merak edenler varsa  düne baksınlar.<br />
NEVVAL SEVİNDİ<br />
www.nevvalsevindi.com</p>
<p>*Bu yazar, Cenap Şahabettin&#8217;dir.<br />
Ergenekon 1964&#8217;de Remzi kitabevinde basılmıştır.</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2072&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2009/04/08/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>pişmanım</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2009/01/17/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2009/01/17/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuduklarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[68]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her yere politika bulaştırıldı. Politizasyon bir nem bulutu gibi herşeyi sardı, kemirdi ve içini boşalttı.&#8221;Bizden yana olanlar ve olmayanlar&#8221; klişesi ülkenin geleceğini elinden almıştır. Yaratıcı bireyleri, vatandaşlarını yok etmektedir. Geri dönülemez bir şekilde tarımda ,sanayide ,sanatta bir çok alanda &#8220;üretici&#8221; kültürü kaybetmekteyiz.Üreticiyi pişman eden sistem çok pişman olacak bir gün.Bu, bugünün iktidarının sorunu değil sadece, bu iktidara yolu açanların da düşünmesi gereken bir durum.<span id="more-2058"></span></p>
<p>17 Ocak Cumartesi 2009/Milliyet Metin Münir</p>
<p>15/12/2008, Eski Foça / İzmir</p>
<p>Sevgili Metin,   Telefonla sana bir türlü ulaşamadım. Herhalde bendeki numaralar eski.<br />
Kalp durumun iyidir, inşallah.<br />
Kafa kâğıdı eskidikçe bende de aynı problemler çıktı. İlaç falan idare ediyorum.<br />
Ben Eski Foça&#8217;da oturuyorum.<br />
Fabrikayı da İzmir&#8217;e taşıdım.<br />
Oğlum Kerem ve eşim Günseli benimle beraber çalışıyor. İstanbul Mecidiyeköy&#8217;deki ofis hâlâ duruyor. Başında Günseli&#8217;nin kardeşi Cahit var. Kızım Yeşim orada çalıştığı gibi, TV dizilerinde de oyunculuk yapıyor. Kazandığını da şirkete harcıyor.<br />
Şimdi, hoppala, bu adam ne istiyor diyorsundur. Vallahi borç filan istemiyorum. Senden KOBİ denen gariban topluluğun küçük bir mensubu olarak gerçekleri bilmeni ve sesimizi duyurmanı diliyor, ve istiyorum.<br />
Şimdiye kadar üç ihtilal ve 3 kriz gördüm. Bunlara rağmen bu derece bir sıkıntı çekmedim. KOSGEB&#8217;e kayıtlıyım.<br />
Ancak partili olmadığımdan ve politikadan da hep uzak durduğumdan, devletten bu güne kadar hiçbir konuda ve şekilde yardım göremedim.<br />
Anladığım kadarıyla da 200-300 kişi istihdam etmiyorsan KOBİ de sayılmıyorsun ve kimse senin sesine kulak vermiyor.<br />
Biliyorsun, biz yükleme, boşaltma, istifleme araçları, şeffaf plastik ve otomatik endüstriyel kapılar üretiyoruz. Dolayısıyla bakkal dükkânından tut, sanayinin ve hizmet sektörünün her kesimi müşterimiz.<br />
Şu anda satışlarımız yüzde 85 oranında düştü. Koskoca holdinglerden 200 TL&#8217;yi bile zor bela tahsil edebiliyoruz.<br />
İlk olarak, 3.500 metrekarelik fabrikamızı daha düşük kiralı 500 metrekarelik bir yere taşıdık. 35 kişi olan mevcudumuzu da, kendimiz dahil, 15 kişiye indirdik.<br />
İşçi çıkardıkça, tazminatlarını da kredi kartlarımın son kertesine kadar kullanarak şimdiye kadar ödeyebildim. Üçkâğıda bağlayıp da adam atamıyorum. Hepsi geleceklerini bana bağlamış, çıraklıktan yetişmiş oğullarım ve dostlarım. Her birini gönderdiğimde sinirden ve çaresizlikten ağlıyorum.<br />
Fabrikayı kapatmamak için sonuna kadar mücadele edeceğim.<br />
Bağ-Kur&#8217;dan emekli oldum. Elime 500 YTL geçiyor. Bu ülkeye 34 sene üreterek hizmet edip 65 yaşında bu duruma düşmek bana çok ağır geliyor.<br />
Esasında, babamdan ders almalıydım ama almadım. Devrim arabalarını üreten mühendislerden biriydi ve Küçükyalı&#8217;da bir bodrum katında öldü.<br />
Ha şu an ne yapıyoruz, biliyor musun?<br />
Şirkete nakit para sağlamak için Günseli ile evde, bahçemizdeki ağaçların meyvelerinden reçel ve fabrikada yaptığım tornet ile seramik kül tablası, saksı imal edip, salı günleri Foça pazarında satıyoruz.<br />
Mevcut kadromu da kışta kıyamette işsiz bırakmamak için mücadeleye devam ediyoruz.<br />
Netice olarak;<br />
-  Üretici olduğumdan dolayı pişmanım.<br />
-  Üniversite okuduğum için pişmanım.<br />
-  İki lisan öğrendiğim için pişmanım.<br />
-  Gençliğimde Almanya veya Avustralya gibi bir ülkeye göçüp de yüksek maaşla emekli olmadığım için pişmanım.<br />
-  Vergi kaçırmadığım ve sigortalı eleman çalıştırdığım için pişmanım.<br />
-  Rüşvet almadığım ve vermediğim için pişmanım.<br />
-  İşler iyi iken, İsviçre&#8217;ye para kaçırmadığım için pişmanım.<br />
-  İthalat yapacağıma her şeyi Türkiye&#8217;de üretmek için çabaladığım için pişmanım.<br />
-  Kendi bünyemde araştırma-geliştirme için para harcadığım için pişmanım.<br />
Gelecekten hiçbir beklentim ve ümidim yok. Hep merak ederdim, insanlar neden intihar eder diye. Öğrendim.<br />
Attila Bozoğlu</p>
<p>ÜLKE ZİHNİYETİNİ ANLATAN BAŞKA BİR ÖYKÜ<br />
VAHAP MUNYAR YAZDI 23.Ocak<br />
&#8217;Yerli kompresör istemem&#8217; dedi, Türk şirketinin Almanya&#8217;da ürettiğini aldı</p>
<p>ORTA Anadolu Makine ve Aksam İhracatçıları Birliği Başkanı Adnan Dalgakıran, bir işadamına ürettiği Dalgakıran kompresörünü almasını önerdi. İşadamı oralı değildi:</p>
<p>&#8217;Yerli kompresör istemem&#8217; dedi, Türk şirketinin Almanya&#8217;da ürettiğini aldı</p>
<p>hurriyet.com.tr den okuyun ülkemizin 85 yılda geldiği milli duyguyu anlayın.</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2058&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2009/01/17/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>okumalısınız</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/12/04/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/12/04/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuduklarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[21]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kültür bilimleri ve kültür felsefesi         Doğan Özlem  ( RemziKitabevi<br />
Toplumsal Yapı ve Toplumsal değişme   Mübeccel Kıray  (Bağlam)<br />
Türk(iye)Kültürleri  Derleyen:Gönül Pultar-Tahire Erman<br />
Dil-Kültür BAğlantısı Bedia Akarsu  (İnkilap)<br />
İslam&#8217;da Şehir ve Mimari Turgut Cansever (Timaş)<br />
Şeyhülislam Yahya Divanı  Yr.Doç.Lütfi Bayraktutan<br />
Teşkilat-ı MAhsusa Philip H.Stoddard  (Arma)<span id="more-2071"></span></p>
<p>Geçmiş Zaman Köşkleri  Abdülhak Şinasi Hisar  YKY<br />
Yahya Kemal&#8217;e Veda Abdülhak Şinasi Hisar<br />
Zoraki Diplomat  Yakup Kadri Karaosmanoğlu (İletişim)<br />
Gençlik ve Edebiyat Anılarım Yakup Kadri KAraosmanoğlu<br />
Ayvalık&#8217;tan Cunda&#8217;dan Ahmet Yorulmaz Remzi yay.<br />
Heybeliada Öyküleri Nejat Gülen Adalı Yayınları<br />
Yüzyıllık Beykoz Hikayeleri Nazım Alpman  Beykoz belediyesi<br />
Çingeneler  Suat Kolukırık  (Simurg)<br />
Buluşmalar Stefan Zweig (yordam)<br />
Umudun Cesareti Barack Obama<br />
Babamdan Hayaller Barack Obama</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2071&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/12/04/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Frankfurt Kitap fuarı</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/10/13/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/10/13/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuduklarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[21]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>60.yılını kutlayan Frankfurt kitap fuarı 578.000 metrekare, &#8220;memleket kadar geniş&#8221; önünüzde uzanıyor.  14.Ekim&#8217;de , açılışta Türk Cumhurbaşkanı&#8217;nın ve Alman Dış işleri Bakanı&#8217;nın katılımı güvenlik  kontrolü fırtınasına neden oldu.Fuarın  önü kalabalık , insanlar sabırsız&#8230;<span id="more-2070"></span></p>
<p> Türk heyetin  ezici çoğunluğu  oluşturması almanları ürkütmüştü anlaşılan. Biletler 1300 tane ve gelenler bundan fazla mı kaygısı nedeniyle ciddi bir barikat oluşturdular. İçeriye davetiye ile giremiyorsun!!! Elbette, bir Türkün önünde hiçbir engelin anlamı yoktur,dağları deler gireriz evvelallah!<br />
Zaten salona geçince engelleme yüzünden salonun yarısının boş kaldığı görüldü. Son dakikada herkesi içeri aldılar ve kriz çıkmadan sonuçlandı bu iş.<br />
1949&#8217;dan bu yana Frankfurt kitap fuarı değişerek ve dönüşerek gelmiş. Bu dönüşümü Steinmeier konuşmasında vurguladı.<br />
Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier,  Türkiye&#8217;nin onur konuğu ülke olduğu  Uluslararası Kitap Fuarı&#8217;nın açılışında yaptığı konuşmada, demokratik bir toplumda sorunların dile getirilerek tartışılabilmesi gerektiğini ve AB için düşünce özgürlüğünün çok önemli olduğunu belirtti. Esas amacın , fikir özgürlüğüne imkan tanımak,uluslar arası bilgi akışını sağlamak ve saygınlık kazanmak amacıyla bütünleştiğini anlattı.<br />
1976&#8217;dan itibaren konuk ülke içeriğinin gündeme geldiğini ve bunun fuara özel bir anlam kattığını da belirten Steinmeier,Türk ve alman kültürünün birbirine çok yakın ve bir o kadar da çok uzak olduğunun altını çizdi.<br />
Herkese açık iletişim ortamı olan fuarda  özgün ürün değeri taşıyan kitapların %42,digital ürünlerin ise %30 oranında olduğunu anlattı. Almanya&#8217;da digital kitap korsanlığının ciddi boyutta olduğunu öğrendik.Bilgi devriminde kitabın bulunduğu yer en üst basamaktır belli ki.<br />
Dinlemeyi öğrenmek,farklı düşüncelere saygılı olmak,tartışmanın çoğulcu toplumların vazgeçilmezi dir. Bunu kitap satışı yapan bir TÜYAP yerine bunu amaçlayan bir TÜYAP olsa diyerek konuşmaları dinledim.<br />
Fuar  direktörü: Okumak, insanın düşüncesini özgürleştirir dedi.<br />
Frankfurt Belediye Başkanı Petra Roth şehrinin bir edebiyat ve kitap şehri olduğunu söyledi gururla. Frankfurt&#8217;taki Türklerle gurur duyduğunu da ekledi. Türkiye Cumhuriyeti binlerce yıllık kültürel kaynakların üstünde oturmaktadır dedi.<br />
Orhan Pamuk&#8217;a 2005&#8217;de Nobel&#8217;den önce Barış ödülü veren bir ülke olarak da gurur duyduğu belliydi. Sanatçı bağımsızlığına inanılması gerektiğinin altını çizdi. Orhan Pamuk&#8217;a dönerek:&#8221; Akıl ve duygunun çok güzel bir bileşimisiniz  siz Sayın Pamuk&#8221; dedi.<br />
Aramızdaki zihni köprülere ihtiyacımız var elbette.Türkiye daha çok Alman halkına,medyasına ve aydınına ulaşmayı başarsaydı keşke diye düşündüm ben de.<br />
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül&#8217;ün  konuşmasındaki  ilginç nokta, global krizden korktuğunu anlatmasıydı! Steinmeier ve ben de korkuyoruz dedi. Almanya&#8217;da kültürel köprülere ihtiyacımız var diyerek Alman konuşmacılarla ayni duyguları paylaştığını da vurguladı.<br />
Orhan Pamuk çok güzel bir konuşma yaptı. &#8220;Yüzlerce 301.madde nedeniyle içeride yatan yazarlar&#8221; cümlesi  havada kalsa da  kimse,Cumhurbaşkanı dahil, bozuntuya getirmedi lafı. Bizim fikir özgürlüğüne olan ihtiyacımız kuşkusuz ve tartışılmaz bence. Bu konuda sadece savunma yapan siyasilere konuşma anlamlıydı.Ancak Alman eski Dış işleri bakanı  Afganistan&#8217;a gittiğinde, Franz Josef Jung, ABD&#8217;li generalle basın toplantısı yapıyor. Alman gazeteci soruyor: &#8220;Biz şimdi burada savaşta mıyız?&#8221; Bakan elbette savaşta değiliz diyor. Soruyu anlayan ABD&#8217;li general ise atılıyor ve diyor ki: &#8220;Of course, we are at war!&#8221;(elbette savaştayız)<br />
Fuarı bir mabet ve kutsal bir yer gibi gördüğünü anlatan Pamuk, kitapla olan iç içeliğini net kavramamızı sağladı.<br />
Yıllardır dünyayı gezerken hep yazdım:Neden Türk Kültür merkezleri yok diye. Şükür gösterene!!Yunus Emre Kültür Merkezleri kurulacakmış.Çok sevindim.<br />
Türkiye &#8216;nin fuar alanındaki yerine gelince &#8220;TÜYAP&#8221; gelmiş oluyorsunuz&#8230;.Keşke daha farklı , böyle eşitlikçi sosyalist bir fikirden  daha renkli bir tasarım olsaydı diyor insan , çünkü slogan;bütün renkleriyle Türkiye.<br />
Çok sayıda etkinlik,kitap v e Türkçe kitap çevirileri  ilk kez yapıldı. Bu önemli bir çaba. Alman halkıyla buluşma sağlansa daha da iyi olurdu elbette.<br />
Ben de 16.Ekim&#8217;de bir saatlik bir konuşma ve okuma yaptım. Deutsche Welle&#8217; de programa katıldım. Yol Tv de ve TRT de katıldığım programlarla fikirlerimi anlattım.<br />
Bizim 2010 Kültür Başkenti İstanbul çerçevesinde yapmamız gereken de fikir özgürlüğü platformu olacak bir kitap şenliğidir diye düşünüyorum.</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2070&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/10/13/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof.Mim Kemal Öke</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/07/12/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/07/12/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuduklarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[68]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gençliğimde siyasete bütün idealistliğimle girdim. İngiltere&#8217;deki üniversite yıllarımda, mezun olduğumda tüm dünyayı değiştirebilirim diye düşünüyordum. Doktoramı bitirip de döndüğümde en azından Türkiye&#8217;yi kurtarabilirim diye düşünüyordum. Şimdi &#8220;en azından, Tomurcuk&#8217;taki çocuklara katkım olsa yeter&#8221; diyorum<span id="more-2057"></span></p>
<p>Bu söyleşiyi herkesin okuması gerekiyor.Önce insan,önce baba olamayan bir çok insana örnek olmasını diliyorum.Profesör Öke down sendromlu kızıyla yaşadıklarını toplumun yararına sunuyor.En zor sınavlardan karı koca sevgiyi çıkarmayı bşarıyorlar.Onları kutluyorum. Siz de yapabilirsiniz&#8230;İnanın&#8230;Önce kendinize sonra sevgiye.<br />
PROF. MİM KEMAL ÖKE: KIZILDERİLİ DANSI YAPTIM DİYE KAFAYI SIYIRDIM ZANNEDENLER VAR!<br />
12.07.2008 11:16:00 </p>
<p> Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevinde ünlü siyaset bilimci Öke&#8217;nin kızılderili dansı yapması herkesi şaşırtmıştı. O dansın ardındaki hüzünlü gerçeği Akşam yazdı.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin&#8217;in Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu&#8217;na yaptığı ziyaret sırasında, ünlü siyaset bilimci Prof. Dr. Mim Kemal Öke&#8217;nin sahneye çıkarak, Kızılderili dansı yapması çok konuşuldu. Konu hakkında hayli yorum yapıldı. Ama kimse ünlü siyaset bilimcinin neden böyle bir işe soyunduğunu sorma gereği duymadı&#8230; </p>
<p>Bir dönem medya ile çok içli dışlıydınız ama geçen haftaya kadar pek ortalarda değildiniz&#8230;Neden? </p>
<p>Medyada göründüğüm zaman da yaptığım iş önemliydi. Artık o kadar görünmek istemiyorum. Her yanlarından ego fışkıran medya maymunlarından olmayayım diye kendimi geriye çekmeye başladım.</p>
<p>Şimdi neler yapıyorsunuz?</p>
<p>Geçen sene Boğaziçi&#8217;ndeki öğretim üyeliği görevimden emekli oldum. İstediğim şeyleri yapabilecek zaman, imkan buldum. Oğlumla birlikte, aile işletmesi olarak Ataşehir&#8217;deki Robert&#8217;s Coffe&#8217;yi açtık. Hayata bakış açımdan esinlenerek, bu kafeye sanatsal, felsefi, entelektüel, kültürel bir boyut katmak için uğraştık. Fransa&#8217;da gördüğünüz tarzda &#8216;avantgard&#8217; yerlerden olsun istedim. Kahve sohbetleri, felsefi konuşmalar yapılsın, kitap söyleşileri olsun, tuvallerini alıp ressamlar gelsin istedim. Büyük ölçüde de başarılı olduk. Halk oyunlarını öğrenmek istiyordum. Kızımla birlikte Harmandalı öğrendikten sonra, resim yeteneğimin olduğu ortaya çıktı. Resme başlayıp, 4 ay önce üniversitede ilk sergimi açtım. Ama bunların içinde en dikkat çekeni dans konusu oldu.</p>
<p>Tam da oraya gelmek istiyordum&#8230; </p>
<p>Hep sosyal duyarlılığım vardır. 17 yaşındaki kızımı, kendisi down sendromludur, ortaokulu bitirdikten sonra müzik eğitim okullarına götürdük. Hayli başarılı oldu. Müzik aleti çalmasını istedik. Engelli gençler için mesleki eğitim veren, Tomurcuk Kooperatifi&#8217;nde perküsyon dersleri verildiğini öğrendik. Perküsyon hocası Yaşar Morpınar&#8217;la tanıştık. Kendisinin 250 küsur enstrümanlı çalgı koleksiyonu var. Yaşar Bey aslında çokuluslu bir şirketin genel müdürü, bu işi toplumsal duyarlılık projesi olarak yapıyor. Onun çocuklara çalıştırdığı parçalardan biri Afrika parçasıydı. Ritmi anlatırken örnek veriyordu: Afrika ormanlarında bir Afrikalı karşısına vahşi hayvan çıktığında, elindeki mızrağıyla öldürür; mızrakla parçanın ritmi uyuşur gibi. Çocuklar bunu yapmaya çalışıyorlardı. Ben Yaşar hocaya, &#8220;bir canlandırma yapsak, dansla birleştirsek, daha iyi olmaz mı?&#8221; dedim. Yaşar Bey &#8220;tabii ki çocuklar daha iyi anlar ama bunları kim yapacak&#8221; deyince, ağzımdan &#8220;ben yaparım&#8221; çıktı. &#8220;O halde gelecek hafta sizin dansınızın eşliğinde çalacağız&#8221; dedi. </p>
<p>YOUTUBE&#8217;DAN DANS ÇALIŞTIM</p>
<p>Bu ne zaman oldu?</p>
<p>Yaklaşık 6 ay önce. 7 günüm vardı! Youtube&#8217;dan Afrika dans figürleri indirdim. Amazon&#8217;dan DVD ısmarladım. Bir Afrika dansı uzmanından özel ders aldım. Bir hafta sonra o performansı çocukların önünde yaptım. Çocuklar ve Yaşar Bey bayıldı! Çocukların hayatları da Yaşar Bey&#8217;in perküsyon dersleri de renklendi. Öğrendiklerimi bu kez çocuklarla sahnelemeye başladım. Yaşar hocayla Bilgi Üniversitesi&#8217;nde; &#8216;Gepgenç Festivali&#8217;nde sahne aldık. Orada kimse benim Mim Kemal olduğumu anlamadı. Ardından Engelliler Günü&#8217;nde Barolar Birliği&#8217;nde gösteri yaptım yine kimse anlamadı. Ardından Galata Festivali&#8217;nde sahne aldık. Tüm bunları Tomurcuk ve perküsyon grubuyla yapıyoruz; &#8220;İstisnalar müstesnadır&#8221; sloganıyla. Müstesna olarak çocuklarımız kastediliyor. Tanıyınca onların ne kadar müstesna olduğunu göreceksiniz. Bir süre sonra Yaşar hoca &#8220;çok güzel gidiyor, daha renklendirsek, bir Kızılderili parçası buldum&#8221; dedi. Deli Mim Kemal sosyal duyarlılık uğruna Kızılderili dansını da öğrendi! Bir baktım, Kızılderili danslarıyla Afrika dansı çok benziyor. Çünkü bunların hepsi ekolojik danslar. Doğa, insan, Yaradan ya da spritüel güçlerin birlikte olduğu bir dans sistemi. Doğal ve şifa verici danslar. İnsanın bedensel, zihinsel, ruhsal dinginliğini bulmasında çok etkili. Bunların çocuklar için ne kadar önemli olduğunu anladım. Eylül ayı itibarıyla hem perküsyon dersleri yapacak hem de dans edecekler. Dansları ben öğreteceğim. 53 yaşında bir adam, dans öğretmeni olacak! Profesyonelce düşünmek istiyoruz bunu. Mesela Çin&#8217;in engellilerden oluşan bir akrobasi grubu var da Türkiye&#8217;nin kendi içinden çıkardığı böyle bir dans grubu neden olmasın? Bunu bütün Türkiye&#8217;ye yaymak istiyoruz. Bu, sadece engelliler için değil, onların aileleri için de önemli. Onlar da ruhsal dinginliğe kavuşacak. Medya bütün bunları mahkum kızlar sırasında keşfetti. Yaşar Bey, onları zaten 6 aydır çalıştırıyordu. Yaşar hocamın her projesine teşneyim. Çünkü bir sosyal duyarlılık var, onunla gidebildiğim her yere giderim. Bakan Bey gelince medya da geldi. Mehmet Ali Şahin, &#8220;Bu adam kim biliyor musunuz, Mim Kemal Öke&#8221; deyince orada olay patladı. Ama bu hayatımın bir numaralı öğesi oldu. </p>
<p>ÖNCELİKLİ MESLEĞİM BABALIK</p>
<p>İnsanlar bu dansı neden yaptığınız biliyor mu?</p>
<p>Hayır, ilk size söylüyorum. Bunu bir sosyal duyarlılık projesi olarak, çocuklar için ve insanlara biraz mutluluk verebilmek adına yapıyorum. Orada gördüğüm çocukların mutluluğu bir şeye değişilmez. Onların mutluluğu asıl beni mutlu eden, alabileceğiniz en iyi gençleştirici tonik.</p>
<p>Tanınmış biri olmanız ilgiyi daha da artıracaktır.</p>
<p>Hep geri planda kalmak istiyordum. Kimse benim engelli çocuğum olduğunu bilmez, bunu hiç kullanmadım.</p>
<p>Ama şimdi söylüyorsunuz&#8230;</p>
<p>Söylüyorum çünkü Yaşar Bey &#8220;söyle&#8221; dedi. Oradaki çocuklar bana eşlik etmekten dolayı onurlandı. Orada olmasaydım, bu kadar basına yansımayacaktı, dikkatler onlara çekilmeye başladı. &#8220;Mim Kemal kafayı sıyırdı&#8221; diyenlerin dışında, &#8220;ya bu adam, profesörlüğüne bakmadan, bunu bir sosyal duyarlılık adına yapıyor, biz de gönüllü olalım&#8221; diyebilse sivil toplum görevini yapar. </p>
<p>Hedefiniz ne?</p>
<p>Türkiye&#8217;ye bunu yaymak, yaydıktan sonra bunu ulusal bir değer hale getirmek. Nedir asıl milliyetçilik? Birbirini gırtlaklamak, komplo kurmak mı? Asıl milliyetçilik insanlığa yaptığınız katkıyla ölçülmelidir. İnsan haklarında verdiğiniz projelerle siciliniz ön plana çıkar. Beni küçümseyenler, deli diyenler var. Hiç önemsemiyorum, ben bunu neden yaptığımı biliyorum.</p>
<p>Engelliler açısından Türkiye çok engelli bir ülke değil mi?</p>
<p>Bir baba olarak en acı çektiğim nokta, çocuğuma sokaktaki bakışlar. Bir aileyi bundan çok yıpratacak bir şey yok. Aslında kimin gönül engelli olduğu belli oluyor. O yüzden insanlar çocuklarını evlere kapatıp, kodes hayatı yaşatıyor, oysa özgürlüklerine kavuşmaları, özgür bir birey olarak topluma katılmaları lazım. Normal insanlara nasıl davranırsanız bu çocuklara da öyle davranın diyoruz. Aşırı acıma hissiyle ya da iğrenerek bakmayın, yeter. İkisi de bu çocukları rahatsız ediyor. Hissediyorlar, kızım böyle bir olay olduğu zaman, elini kaldırıp &#8216;yeter&#8217; diyebiliyor ya da odasına kapanıp ağlayabiliyor. </p>
<p>Sizin kızınızla ilişkiniz çok iyi sanırım&#8230;</p>
<p>Ben önce babayım, benim öncelikli mesleğim babalık. Ama Türkiye&#8217;de baba dediğiniz zaman &#8216;kurtar bizi baba!&#8217;dan başlayıp mafya babalarına kadar gidiyor ama asıl baba olmayı Türkiye öğrenmeli. </p>
<p>Neden saç ektirdim?</p>
<p>TGRT&#8217;de program yaparken çekimde parlamasın diye kelime pudra sürüyorlar. O sırada yönetmenin &#8220;ya adamın kabağına bir şey yapın, parıl parıl parlıyor ampul gibi&#8221; dediğini duydum. Bunu duyunca insanın canı yanıyor. Eve gittim bir &#8216;Tasavvufi Öyküler Antolojisi&#8217; kitabı açtım, karşıma bir hikaye çıktı. Dağlarda yaşayan, halkın eren dediği meczup bir adamcağız var, yılda bir şehre, aynı berbere gider, kafasını tıraş ettirir, dönermiş. O gün de, berbere geldiğinde içeriye muazzam bir atı, silahları olan Deli Dumrul gibi bir eşkıya girmiş. Eşkıya baba ereni görür, eline tükürüp babanın başına vurup,&#8220;kabağa bak kabağa&#8221; der. Herkesin içi cızlar, baba erenler gibi muhterem bir zata bu yapılmaz diye ama kimse sesini çıkartamaz. Eşkıya tıraş olduktan sonra, atına biniyor, at bir şaha kalkıyor, adamı kafasının üzerine çakıyor. Kabağı paramparça oluyor. Herkes baba erenlere koşuyor, yaptığının keramet olduğunu düşünerek &#8220;aman baba erenler biz seni çok hoşgörülü bir zat bilirdik, niye böylesine beddua ettin&#8221; diyor. Baba erenler: &#8220;Evladım ben bir şey yapmadım, kabağın sahibi kızdı&#8221; diyor. Orada da herhalde kabağın sahibi kızdı. Eşime &#8220;ben saç ektirmeyi düşünüyorum&#8221; dedim. O da bana kestiği bir ilanı gösterdi; gidip ektirdim. </p>
<p>Politik gelişmelere Nasrettin Hoca cevabı </p>
<p>10 yıllık siyaset bilimi profesörüyüm ve artık siyaset biliminin Türkiye&#8217;de iflas ettiği kanaatindeyim. Bana Ergenekon ya da AKP&#8217;nin kapatılma davasını sorup Türkiye&#8217;nin yarını ne olacak diyorlar? İğrendiğim ve sıkıldığım, çözümleyemediğim için &#8220;bilemiyorum&#8221; diyorum. Biri &#8220;hocam şöyle olabilir mi?&#8221; diyor ben de &#8220;olabilir&#8221; diyorum. Diğeri tam da zıddını söylüyor ona da &#8220;senin dediği gibi de olabilir&#8221; diye cevap veriyorum. &#8220;Hocam o doğruysa bu nasıl doğru oluyor&#8221; diyorlar ben de Nasrettin Hoca&#8217;nın dediği gibi &#8220;sen de haklısın&#8221; diyorum. Bir ülkede siyaset şeffaf olmaz, teorik bağlamda değil de senaryolarla, kumpaslarla, pusularla, bel altı çalışmalarla izah edilmeye çalışılırsa o ülkede demokrasi olmaz. Türkiye&#8217;nin içinde bulunduğu duruma baktığımızda ne kadar demokrasiden uzak olduğumuzu görüyoruz. Türkiye&#8217;nin yolsuzluklara battığını görüyoruz. Nerede o zaman çağdaşlık? Sorun sistemde mi insanlarda mı? Ben artık giderek bu işe antropolojik bakmaya başladım. Sorun insanda. Kalp damarları yanlış mı bağlandı yoksa gönlünün üzerine bir perde mi çekildi bilmiyorum ama ciddi bir şekilde biz insan unsuru üzerinde durmalıyız. Dünyada da bunun üzerinde duruyorlar. Sosyal bilimlere post modern bakışla baktığınızda, siyasal çatışmaların arka planında uluslararası ilişkilerdeki, iç siyasetteki aksamalar ya da yapısal nedenler değil, insanların içindeki o çatışma ruhu ve komplekslerden kaynaklandığını görmeye başlıyorsun. Evet, bu idealist ve moralist bir bakış açısı ama böyle olmazsak bu işi de düzeltemeyeceğiz. Çünkü realistlerin dünyayı ve Türkiye&#8217;yi nereye getirdiğini gördük. İnsan egosunu yenmeli, bunu İslam nefsi terbiye olarak görmüş; Budistler Nirvana&#8217;ya ulaşmak demiş; Tao farklı yorumlamış. Afrikalılar, Kızılderililer düşünmüş, tasavvufun da içinde olduğu bir dünya bakışının adı organik bir dünya bakışıdır. Siz kendinizi doğanın bir parçası olarak görüyorsanız, siz kendinizi Yaradan&#8217;la iç içe, bütüncül bir felsefe içinde görüyorsanız o zaman organik bir dünya bakışınız vardır. Ama tam tersine bugün bir mekanik dünya görüşü hakimdir, bizi bilgisayarlar, cep telefonları ve arabalar idare etmektedir. Hepimiz birer rakamız, istatistiğiz. Öyle görürseniz o zaman siz makineleşirsiz. </p>
<p>Gençliğimde siyasete bütün idealistliğimle girdim. İngiltere&#8217;deki üniversite yıllarımda, mezun olduğumda tüm dünyayı değiştirebilirim diye düşünüyordum. Doktoramı bitirip de döndüğümde en azından Türkiye&#8217;yi kurtarabilirim diye düşünüyordum. Şimdi &#8220;en azından, Tomurcuk&#8217;taki çocuklara katkım olsa yeter&#8221; diyorum.</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2057&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/07/12/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kitap</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/07/10/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/07/10/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuduklarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[68]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Abdülbaki Gölpınarlı Mesnevi şerhi<br />
Mesnevi    Şefik Can tercümesi  (çok okuyarak anlayabilirsiniz)<br />
Mevlana&#8217;yı anlamak için:<br />
Mevlana  Abdülbaki Gölpınarlı<br />
Mevlana&#8217;dan sonra  Mevlevilik  Abdülbaki Gölpınarlı<br />
Mevlana Fevzi Halıcı<br />
Mevlana Bir Anadolu Hümanisti Radi Fiş (Bir Rus gözüyle)<br />
Sevginin Yolu  Nigel Watts<br />
Mevlana derleme eser Ahmet Zeyrek<br />
 Mevlana Yedi Meclis  (kendi eseri)<br />
Mevlana Fihi Ma Fih (kendi eseri)<br />
Hoca Ahmet Yesevi Dr.Ömer Uluçay<br />
Şemsi Tebrizi Makalat(1-2)<br />
MEVLANA VE Eflatun Şefik Can<br />
mevlana&#8217;nın düşünce dünyasından  Yrd.Doç.Nuri Şimşekler<br />
Aşkta ve Yaratıcılıkta yeniden doğuş  A.Reza Arasteh<br />
Benzersiz Mevlana İ.M.Panayotopulos<br />
Muhittin Arabi  Sahilsiz Bir Umman<br />
Dinle  Cemalnur Sargut  ve yazarın tüm eserleri okunmalıdır.<br />
Selçuk üniversitesi Mevlana sempozyum kitapları ve bildirileri<br />
Mevleviliğin Son Yüzyılı   Sezai Küçük<br />
Yenikapı Mevlevihanesi İhtifalci Mehmet Ziya Bey<br />
Rumi ve Aşkın Terapi  Dr.Faik Özdengül<br />
Galata Mevlevihanesi CAn Kerametli<br />
Hz.Muhammed Yolunda Carl W.Ernst<br />
Tasavvuf ve tarikatlar tarihi Mustafa Kara<br />
Kuşeyri Tasavvuf&#8217;un İlkeleri (risale-i Kuşeyri)<br />
Türk Tasavvuf Araştırmaları Yusuf Küçükdağ</p>
<p>Vatan savunmasında Mevlevihaneler  Prof.Nuri Köstüklü<br />
İslam&#8217;ın Mistik Boyutları Annemarie Schimmel (yazarın tüm eserleri)<br />
Sufi psikolojisi Kemal Sayar<span id="more-2056"></span></p>
<p>Diğer:<br />
Dünyanın İncisi  Maria Rosa Menocal<br />
Büyülü Divan  Helene Desmet-Gregoire<br />
Modern Araştırmacı Jacques Barzun-Henry F.Graff<br />
Bir Felsefe Gelenegimiz Var mı? Prof.Kenan Gürsoy<br />
Türk&#8217;ün Kültür Coğrafyasında bir gezinti Beşir Ayvazoğlu<br />
Zerredeki Okyanus  Kenan Rifai ile &#8220;kendinden kendine yolculuk&#8221; Derleyen:Gülmisal Gürsoy<br />
Şarktan Haber Muhammed İkbal<br />
Merkez Saın Tarihi Nuray Mert<br />
Kimya Hatun Saide Kuds<br />
Türk Halkının Kökeni Kazi T.Laypanov- İsmail M. Miziyev<br />
Batı Anadolu 1830 J.F.Michaud-J.JF.Poujoulat<br />
Hattuşa&#8217;dan Kaçış Mahfi Eğilmez<br />
Cumhuriyet&#8217;in Buluğ Çağı Levent Cantek<br />
Jön Türkler e 1908 İhtilali Ernest E. Ramsaur<br />
Rumeli&#8217;yi neden Kaybettik? Mahmut Muhtar Paşa- Fazlı Necip</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2056&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/07/10/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kitap Kardeşliği</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/06/13/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/06/13/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuduklarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[68]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Bu projeyi en az üç kişiye ya da msn arkadaşlarımıza ulaştırabilir miyiz. Biz iki minik kardeşin ricasını kırmazsınız zannediyorum. Şimdiden sizlere çok teşekkür ediyorum. Çocuklarınızın geleceği için ne olur&#8230;&#8221; </p>
<p>Konu ; &#8220;Kitap Kardeşliği Projesi&#8221;<br />
Amaç , parola ; &#8220;Bütün Türkiye kitap okuyacak&#8221;<br />
Projenin mantığı ; Kitap değişimi üzerine kurulan bir sistem.<br />
<span id="more-2055"></span></p>
<p><b>Gönderen:</b> Aydın KALAYCI<br /><b>E-Posta:</b> ay_kalayci@hotmail.com<br /><b>Konu:</b> \&#8221;Kitap kardeşliği projesi\&#8221;<br /><b>Mesaj:</b> Değerli NEVVAL SEVİNDİ hanım&#8230;<br />
Sizleri çok önemsiyerek yazılarınızı takip ediyorum. Bizlere katkılarınızdan dolayı teşekkür ediyorum. Sizlerle bir projeyi paylaşmak istedim. Saygılarımla&#8230; </p>
<p>&#8220;Bu projeyi en az üç kişiye ya da msn arkadaşlarımıza ulaştırabilir miyiz. Biz iki minik kardeşin ricasını kırmazsınız zannediyorum. Şimdiden sizlere çok teşekkür ediyorum. Çocuklarınızın geleceği için ne olur&#8230;&#8221; </p>
<p>Konu ; &#8220;Kitap Kardeşliği Projesi&#8221;<br />
Amaç , parola ; &#8220;Bütün Türkiye kitap okuyacak&#8221;<br />
Projenin mantığı ; Kitap değişimi üzerine kurulan bir sistem.<br />
Projenin mimarları ve başlangıcı ; İki minik kardeş. Proje yedi ay önce geleneksel olarak yapılan aile toplantısında annelerinin beş yaşındaki Mesut&#8217;uyla, dört çocuğum var dediği babalarıyla birlikte çocuklara özgü, özgürce ortaya attıkları bir düşünceyle başladı. O beyin fırtınalarında &#8216;Bütün Türkiye kitap okuyacak&#8221; dediler.<br />
Yöntem ve uygulanış çeşitleri;<br />
1. Yöntem ; Evdeki kütüphane kullanılarak önce bir kitap verip sonraki ayda da bu kitabı başka bir kitapla değiştirmeyle esnaflara kitap okutma projesi&#8230;<br />
Birinci şekliyle; Babalarının kütüphanesindeki kitapları esnaflara vererek bir ay sonrasında da verdikleri bu kitapları diğer kitaplarla değiştirdiler. Bu biçimiyle yedi aydır 40 civarında esnafı kitaplara abone edip, güzel esnaf amca ve teyzelerine kitap okutturdular. Bu çalışma halen devam etmektedir. Bu çalışmayı örnek alan şu an birçok değerli arkadaş bu çalışmayı değişik il ve ilçelerde çocuklarıyla birlikte yapmaya başlamışlar&#8230;<br />
Kaynak ; http://www.haberler.com/trabzonlu-iki-kucuk-kardesin-baslattigi-kitap-haberi/ </p>
<p>http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=646888</p>
<p>http://www.hayalkurun.com/habergoster.asp?id=514</p>
<p>2. Yöntem ; Bütün Türkiye&#8217;yi büyük bir kütüphane olarak düşünüp özel, tüzel bütün bürolardaki masaların üzerinde de en az 5&#8217;er tane kitap olsa diye hayal ettiler. Büroların masalarındaki kitapları her büro sahibi büyük Türkiye kütüphanesine bağışlamış oluyor. Masada güzel bir kitap görüp okumak isteyen kişi masaya okumuş olduğu bir kitabı koyup oradan ücretsiz başka bir kitap alabiliyor. Koyduğu kitap kendisinden çıkmış aldığı kitap da kendisinin olmuş oluyor.<br />
Özel, tüzel bütün bürolarda masaların üzerinde en az beş tane kitap olsa ve herkes okuduğu kitabı güzel gördüğü başka bir kitapla değiştiriverse, insan bir kitapla yüzlerce kitap okur diyerek bu yönde hemen harekete geçtiler. Şu anda Trabzon, İstanbul, Erzurum, Erzincan ve Rize vb. illerde uygulanmaya başlanan bu proje hızlı bir şekilde Türkiye&#8217;ye yayılmaya başladı. Özellikle çok değerli Trabzon valimiz Nuri Okutan beyler bu çalışmayı kurmuş bulunduğu 3 kişilik komisyonla birlikte bütün Trabzon&#8217;daki kamu kurumlarına yaymış bulunmaktadır. Bu çalışmanın aşamaları da şöyle gerçekleşiyor.<br />
Birinci adım;<br />
Masaya en az beş tane kitap konuluyor. (Üçgen tarzındaki bir takvimin bir yanına \&#8221;kitap kardeşliği projesi\&#8221; yazılıyor.)<br />
İkinci adım;<br />
Kitabın arkasında, bir kağıda 20 kişiye kadar olan boş bir isim çetelesi yapıştırılıyor.<br />
Üçüncü adım;<br />
Bir kitap getirip kitaplara ekleyen kişi oradan beğendiği bir kitabı alarak  okuyor. (Bu sayede beş kitap hiçbir zaman eksilmiyor.)<br />
Dördüncü adım;<br />
Herkes bu projeyi en az üç kişiye yaymaya çalışıyor.<br />
Beşinci adım;<br />
Bütün Türkiye herkesin katkısıyla hep birlikte kitap okumaya başlıyor.<br />
Kaynak ; http://www.haberaktuel.com/news_detail.php?id=129745 </p>
<p>http://www.trabzon.gov.tr/d_u/2008_Mayis25_1.aspx</p>
<p>http://www.hayalkurun.com/habergoster.asp?id=628</p>
<p>3. Yöntem ; En fazla ayda bir, kırtasiye, dernek vb. toplumsal kuruluşların bir masanın üzerine 50-100 tane kitap koyarak (hatta daha fazla da olabilir.) her ayın diyelim ki ilk cumartesi günleri saat 12.00 &#8212; 15.00 arasında uygulanacak kitap değişimi çalışması. Bu çalışma bütün Türkiye çapında yapıldığında, kitapların arkasına da kitabı okuyan kişinin ismi ve şehri de yazıldığı da düşünüldüğünde bir kitap bu şekilde belki de Türkiye&#8217;yi dolaşır. Eğer bazı kişiler varsayalım ki tlf larını da yazmış olsalar yine belki de Türkiye&#8217;nin her tarafından birbirine bir kitapla bağlanmış &#8220;kitap kardeşleri&#8221; oluşur diye hayal ettiler.<br />
Şu anda Trabzon&#8217;da iki tane kırtasiye her ayın ilk pazar günü bu çalışmayı başlatmış bulunmaktadırlar. Bir camimizdeki hocamız da her cuma kitaplarınızı getirin değiştirim yapalım diyerek kitap okumayı camilere de taşımış ki Vali Bey onun ziyaretine bile gidecekmiş. Bir kırtasiyemizde ise masaya on tane kitap konmuş, her kitap değiştirimi yapana da şehzade çayı ısmarlanır olmuş. Bu çalışma Türkiye geneli derneklerin, sendikaların ve belediyelerin sosyal faaliyet bazında yapmayı çok arzu edeceği bir çalışma halini alacaktır.<br />
Not 1; &#8220;Nt mağazaları&#8221;na bu konuda yapılan yüreklendirmelerinden dolayı çok çok teşekkürler ediyoruz. Özellikle de Erzurum bölge müdürü Hüseyin beye ve Genel merkezdeki proje müdürlerimize çok müteşekkiriz.<br />
Not 2; 2. ve 3. yöntemin ortalama şekilleri niçin camilerde imamlar tarafından cemaate uygulanmasın. Bunun yanında bu çalışmalar kahvehanelerde, mahalle bakkalında, yurtlarda, okullarda çok rahat uygulanabilir. Ve de uygulanmaya başlandı.<br />
Kaynak; http://www.haberler.com/trabzon-kultur-sehri-haberi/ </p>
<p>http://www.rehberlikportali.com/Makale.asp?ID=176</p>
<p>4. Yöntem; Özellikle ilköğretimlerin kütüphane ve edebiyat vb. kulüpleri okulların çevrelerindeki esnafları, okul aile birliklerini ve istekli velilerini kitaplara abone etseler ve ayda bir de okudukları kitaplarını değiştirseler diye hayal ettiler. Yani bütün okulların duvarları soyut olarak yıkılmış oluyor. Okul çevreyi de eğitme görevini yerine getirmiş oluyor. Bu sayede bütün Türkiye bir anda kitap okumuş olmaz mı yani&#8230;<br />
Şu anda Trabzon Yorma ilçesi merkezdeki ilköğretimler ve Trabzon merkezdeki Ata ilköğretim bu çalışmayı başlatmış durumdalar. Hedefimiz eylül ayı gibi Trabzon merkezli bu çalışmayı bütün Türkiye&#8217;ye yaymaya çalışıyoruz. Bu projeyi MEB ilköğretim genel müdürlüğüne bir mektup olarak göndermiş bulunuyoruz.<br />
5. Yöntem; İnternette bir kütüphane sitesi yapıp çocukların organizasyonunda bütün Türkiye&#8217;nin kitap okumasını arzu ediyoruz. Kitapların ışığında, Kutup yıldızının kaptanlığında insanlar &#8220;sadırdan değil satırdan konuşarak&#8221; ilmi, edebi seviyeye yükselsin ve aynı zamanda iş, aş bakımından gelişsinler arzusundayız. İnsanlar istedikleri kitaplarla her an buluşma imkanına niçin ulaşamasınlar ki&#8230; </p>
<p>http://www.ankarahaber.gen.tr/kultur-ve-sanat/kitap-kardesligi-projesi-turkiyeye-yayiliyor.html</p>
<p>http://www.izmirdeyasam.com/haberler/18252/5/siz_de_kitap_kardesligi_ne_katilin.htm</p>
<p>Önemli bir not; Bu projeye destek veren herkese, ama herkese binlerce teşekkürler ediyoruz. Sözün bittiği yerde, duyguların hissettiğini kelimeler anlatmaya kıfayet etmiyor ya. Bizim milletimiz yeşeren kökleriyle büyük bir çınar gibidir. Bizlere düşen vazife köklere toprak olmaktır vesselam.<br />
Muhammet Kamil Kalaycı ve Emre Kalaycı kardeşler diyorlar k;<br />
Haydi bütün Türkiye &#8220;Siz de ´Kitap Kardeşliği´ne katılın.<br />
Değerli Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül&#8217;e ve Trabzon Valimiz Nuri Okutan Bey&#8217;lere ve gönlü bu sevdaya akan herkese, Türkiye&#8217;ye kitap okutma çalışmalarından dolayı binlerce teşekkürler&#8230;<br />
&#8220;İki minik kardeş&#8230;&#8221;<br />
&#8220;Muhammet Kamil Kalaycı&#8221; ve &#8220;Emre Kalaycı&#8221;<br />
<br /><b>Gönderim Zamanı:</b> 13-06-2008 10:02:48</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2055&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/06/13/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaknüs yaynları</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/06/03/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/06/03/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuduklarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[21]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MİRİAMA BA<br />
UZUN BİR MEKTUP</p>
<p>MUTLULUĞU ARAYAN DİŞİ KAPLAN&#8217; ın mektubu</p>
<p>Güney Afrikalı, zenci, müslüman bir kadının kendi öyküsü çevresinde Afrikalı kadının yaşamını bulacaksınız bu uzun mektupta. Rahat bir dille yazılmış mektup bir günlük gibi okunuyor.Kahramanımız Miriama yakın arkadaşı Aissatou&#8217;ya yazdığı mektupta yakınmalarını, sevinçlerini, kocasını, çocuklarını, Senegal&#8217;in sorunlarını, kadın hareketini ve kalbini açarak anlatıyor.<br />
Kendisini ikinci eş için terk eden kocasının cenaze töreniyle başlayan mektup acısıyla öfkesi arasına sıkışmış kadın yüreğini sere serpe açıyor önümüze. Cinsiyet ayrımcılığı ciddi bir sorun olarak  küçük bir kız çocuğu olarak başlıyor Afrika&#8217; da, kadının ölümüne kadar sürüyor.<br />
Afrikalı kadının en büyük sorunu  , çok eşlilik  onun gibi hiyerarşide yukarıda bulunan bir kadının başına da gelir.<br />
Çünkü orta yaşta güç ve para edinmiş erkek, orta yaşta ve 12 çocuğunun anasına &#8220;yaşlı&#8221; bir kadın olarak baktığından kızının arkadaşı olan bir genç kızla evlenir. Ondan iki çocuk sahibi olur.<br />
Bu evlilik öyküsündeki kocası Modou Fall kimliğinde erkekler değerlendirilirken  evlendiği genç kız kimliğinde  para için evlenen gençlere bir acıma vardır. Ama onu bu evliliğe zorlayan annesi için ise büyük öfke.<br />
Fransız sömürgesi olan Senegal&#8217;in Fransa&#8217;da okumuş hukuk diplomasına sahip kocasının Afrika geleneklerini uygulamakta hiç beis görmemesi. Erkeklerin &#8220;medeniyet&#8221; denince sadece diploma ve siyasi güç edinip geri kalan kültürü yerel erkek egemen anlayışla tamamlaması  insanın ağzında acı bir tat bırakıyor. Türkiye&#8217; de de ne Avrupa&#8217;da , Amerika&#8217; da okumuşlarımızı hatırlatıyor.<br />
Öğretmen okulunu bitirmiş,Afrikalı kadınların ilerlemesine öncülük eden gruptan olan Miriama evlenip  oniki çocuk sahibi olunca yumuşak başlı ve uyumlu olmuştur. Tüm yaşamını  ve özlemlerini kocasının başarısına ve evine bağlamıştır. Bunun ödülü olarak parasız ve yalnız bırakılır. Aldatılır.  Toplumun onayladığı &#8220;ikinci eş&#8221; onun gençliğindeki &#8220;isyankar&#8221; diye nitelenen kendi kişiliğine dönüşün müjdecisidir.<br />
Her hareketi denetlenen Senegalli kadın kocasının ölümüyle herkesin zarf içinde getirdiği parayı minnetle kabul eden. Bunlar  benzeri bir durumda geri ödenecek borçlar.   Kumasıyla birlikte  cenaze evinde taziyeleri kabul etmek zorunda olan Miriama bütün yaşamını bir film şeridi gibi düşünür durur.<br />
Bir özeleştiridir bu aynı zamanda. Miras işlemi Ku&#8217;ran&#8217;ı Kerimde yazıldığı gibi uygulanır. Bu da para ve mal kavgasının karmaşık durumunu gözler önüne serer.<br />
Ölen eşinin sırları ortaya dökülür. Üst düzey bir kamu görevlisi, hem de sendikacı  olan eşinin rüşvet alması, ikinci evliliğinde lüks yaşamı sağlayan hesapsız kaynak ve tümüyle yok sayılmış oniki çocukla bir kadın. &#8220;Bir kadının en iyi tarifi iyi huyluluktur&#8221; diye yazar kahramanımız. Gıkı çıkmayan kadının cazibesi..<br />
Devrimci, duyarlı ve romantik genç Afrikalı erkeklerin geleneksel  bildik kalıplara dökülüşünün öyküsü insanı düşündürüyor.<br />
Afrika kültüründe katı bir hiyerarşi ve kan bağı sistemi yürürlülükte. Toplum kız alıp vermeden tutun her aşamada buna çok itina ediyor. Eski klan alışkanlıkları devam ediyor. Bu nedenle yaşlı kadın saltanatı  önemli. Ama bunlar acı çekerek kadınlıklarından kurtulup erkeksilik değerleri yüklenen yaşlı kadınlar. Yaşla birlikte  söz sahibi olan içi hınç dolu kadınlar. Bizim Anadolu&#8217; daki  sosyal yapıdaki yaşlı kadın- kaynana dramının tıpkısı. Onlar erkek egemen düzenin bekçileri.<br />
&#8220;tek değerli giysim itibarımı kuşanıp&#8221; diyen Aissotov , Afrikalı kadın için  onur , vakar ve itibar kavramlarının öneminin altını çizer. Onlar  ara kuşak olarak farklı yetişip, okuyup düşünen ama sıra evliliğe gelince geleneksel kalıplarıyla evliliği uygulayanlar olmuşlardır. İkinci eş ya da terk edilme karşısında davranış biçimleri artık pek kabullenme değildir. Buna karşı çıkıp tek başına yaşayan kadınlar vardır. Baş kaldıran örnekler.<br />
Miriama değişimin sembolü. Çünkü onun kızlarıyla ilişkisi modern bir ana kız ilişkisi örneklerken, ona kuma gelen kızın kız &#8211;anne ilişkisi paraya kızını satan farklı bir modernleşme öyküsünü kurar. Ne kadar Türkiye&#8217;ye benzer değil mi?<br />
İnsanların saflıkları para ile bozulmuştur, geriye dönülemez bir şekilde. Bu modernleşmenin  arsenikli tarafıdır.<br />
Mektupta adı geçen diğer kadın öyüleri hep mutsuz yaşamlar.  Sinir krizi geçiren, depresif Jacqueline,  ebe olan Nabou&#8217;nun kan bağı nedneiyle evlendirilmesi. Değişen değerler sisteminin sarsıcı etkisi kadın ve gençler üzerinde ne kadar yoğun hissedilir. Geçmişle gelecek arasına sıkışmışlık.<br />
Senegalli kadın siyasette var olmak için mücadele eder. Fakat yüz kişilik meclis&#8217;te dört kadın vardır ancak. Gençliklerinin devrimci ve okumuş erkek arkadaşları bunu yeterli bulmaktadır.<br />
Daha cenaze evinde  kocasının  erkek kardeşinden başlayarak talip olan erkeklere  cevabı çok nettir: Hayır.<br />
O asla başka bir kadının üstüne gitmeyecek kadar mağrurdur.<br />
Ondaki sevgi ve anlayış geleneksel değerlerdeki katılığın tam karşıtıdır. Bu nedenle evlenmeden hamile kalan kızına sevgiyle katlanır. Müslüman bir kadın olarak  Senegalli kahramanımızın çizdiği portre  modern, içten ve kendinle hesaplaşan bir kadın portresi. Bu beş vakit namazına engel değildir. Diğer yandan da başına gelenlere ; İslam&#8217;ın emri diye bakmaya çalışır. İslam çok eşliliği önermektedir onlara göre. Belki bu nedenle, dinler ve haksız yasaların kadınların kaderini tayin ettiğini çekinmeden yazar.<br />
Onun için en doğal bağ aşktır. Hangi yaşta olursa olsun. Aklıyla doğru dese bile yüreği ile sevmediği hiç kimseye evet demeyecektir. Her nekadar kadın olarak orta yaşta olmanın bedenine yaptığı hasardan etkilense de bunu aşacak güçtedir.  Tek başına sinemaya bile gider! Tek başına kalınca özgürlük alanı bulur ehliyet alır, arabasına binip çocuklarıyla terk edilmenin ölüm olmadığını kanıtlar.<br />
Evlilik kurumunu ve bu kurumda erkeğin duruşunu enine boyuna eleştirir. &#8220; Kadının bağlılığı, eşinin yaşlanmasına rağmen, senelerle kuvvetlenir, erkek ise sevgi ve şefkatini azaltır. Egoist gözü, eşinin omuzundan dışarı bakmaya başlar. Eskiden sahip olduğuyla artık sahip olmadıklarını, sahip olduğuyla sahip olabileceklerini karşılaştırır.&#8221; Erkekler aşk için evlenmez, onlar için bir vatandaşlık görevidir bu der Mariama.<br />
Miriama &#8220; hayatın bitmek bilmez bir uzlaşma&#8221; olduğunu kabullenmekle beraber kişiliğini yok eden her şeye direnir.<br />
Mektupta yeni erkeğin müjdecisi de kızı Daba&#8217;nın kocasıdır. O der ki; &#8220; Daba benim eşim. Ne hizmetçim ne de kölem.&#8221;<br />
Daba da yeni kadının temsilcisidir. Annesine göre fazla mantıklı ve bu nedenle biraz acımasız.<br />
Başına gelenleri değerlendirirken olumlu ve sevecen bakışını elden bırakmayan Miriama bunu çok özlü olarak dile getirir:<br />
&#8220;Hayatımızın her alanını sarsan bu hareketlilik aynı zamanda yeteneklerimizin meydana çıkmasını sağlıyor.&#8221;<br />
Antropojik olarak bakarsak anlatılanlara; büyücülerin ve büyünün güçlü olduğu kara kıta gündelik yaşamını bu kültürle sürdürmektedir.Gerçi artık insanlar her hastalık için aynı yaprak karışımını kaynatan  yerli doktora gitmek istememektedir. Ama boyunlarında muskaları da eksik değildir. Derin bir doğa insan bağlılığı atasözlerinden duygulara kadar sinmişlik gösteriyor.<br />
Nazardan korunmak için  animist dünyanın yer altı nehrine ve görünmez ruhlarına süt döken ve adaklarda bulunan Senegalli müslümanlar  İslamiyet&#8217;in kültürle ne kadar çok pratik farklılık yaşadığına iyi bir örnek.<br />
Kocaları kötü kadınlardan ayırıp evlerine döndüren marabout&#8217; lar<br />
Bir kurum. Kuvvet macununda başarılı olanlar ayrı bir yerde. Griot  olan komşusu deniz kabuklarını ikide bir önüne atarak geleceği söyler. Geleneksel yaygı üstünde oturmak, tek tabaktan elle yemek geleneksel bir sevimliliktir.<br />
Cenazede bir çarşaftan yapılan çadırın altında kumasıyla oturur ve  kötü ruhları kovmak için sallanıp duran çarşafa para atılır. Eşlerin  saçlarını  görümceler çözer ve siyah bir örtü örtülür. Merhumun rahat uyuması için yapılan sayısız ikramlar&#8230; Kuran okunur sürekli. El ve ayaklardaki geometrik desenli kınalarla dolaşan kadınlar. Cenazeye sağlanacak katkıyı yapanlar saf saf; kan bağı olanlar, aynı yörede yaşayanlar ve aynı şirkette çalışanlar&#8230; Merhumun 8. ve 40. günü kutlanır. Her Cuma ve Pazartesi yas kıyafetleri değişir dulların. Erkeklerin sünnet töreni &#8220; sünnetlilerin kulübesi&#8221; ni terk edince  erkeklik töreninin bitişini de haber verir.<br />
Geleneksel zanaatlerin kayboluşu ve herkesin &#8220;katip olmak&#8221; istediği yeni düzen. Miriama &#8220;katip&#8221; olan hukuk  okumuş  kocasıyla ne üstün aletlere sahiptir; gaz ocağı, rende, şeker maşası&#8230; Gramafondan gelen tiz ses&#8230;<br />
Afrika&#8217;nın olağanüstü doğası benzetmelerle, atasözleriyle ulaşıyor mektubun ruhuna.</p>
<p><span id="more-2069"></span></p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2069&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/06/03/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsmail  Habip</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/05/19/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/05/19/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuduklarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[68]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Kıymet bilmeyen milletlerde kıymet yetişmez ve kıymet yetiştirmeyen<br />
milletlerin kıymeti olmaz.&#8221;<span id="more-2054"></span></p>
<p>Her dudakta ayni rezil şikayet:yaşanmaz bu memlekette!Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu,bu lağım kokusu,bu insan ve makine uğultusu mu?Hayır,onlar  Türkiye&#8217;nin insanından şikayetçi. İnsanından,yani kendilerinden.Aynaya tahammülleri yok.Vatanlarını yaşanmaz bulanlar,vatanlarını &#8220;yaşanmaz&#8221; laştıranlardır.<br />
Cemil Meriç</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2054&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/05/19/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir öğretmen</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/05/16/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/05/16/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 1970 00:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator></dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuduklarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[68]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>AHMET ÖĞRETMEN </p>
<p>Ben bir öğretmenim,<br />
Kuş uçmaz, kervan geçmez dağ köylerinde,<br />
Unutulmuş, garip vatan köşelerinde,<br />
Bir ışık ararım, bir huzme ışık,<br />
Yolumuzu aydınlatsın diye,<br />
Işıl ışıl yanan çocuk gözlerinde.<br />
Ben öğretmenim&#8230;<br />
<span id="more-2053"></span></p>
<p>Ben bir öğretmenim,<br />
Ben Ercişli Emrah,<br />
Ben Karacaoğlan,<br />
Ben Sivaslı Veyselim.<br />
Elimde sazım,<br />
Dolaşırım köy köy, şehir şehir.<br />
Anadolu&#8217;nun tozlu yollarında,<br />
Nasır bağlar ellerim, ayaklarım.<br />
Efedir ,Seymendir, Dadaş&#8217; tır adım.<br />
Serimde yiğitlik vardır benim.<br />
Horon teper, halay çeker, bar tutarım.<br />
Yurdumun her köşesinde,<br />
Sevgiye susamış gönüllerde,<br />
İnanın, inanın hep ben varım.<br />
Ben öğretmenim&#8230; </p>
<p>Ben bir öğretmenim,<br />
Ahmedimin, Mehmedimin bakışında,<br />
Ayşemin , Fatmamın gülüşünde,<br />
Nazlı nazlı akan sevgi pınarından,<br />
Kana kana içerim.<br />
Ben öğretmenim&#8230; </p>
<p>Ben bir öğretmenim,<br />
Ben bir bahçivan,<br />
Bütün ülke bahçem,<br />
Çiçeklerim bir başka açar benim.<br />
Papatyam , menekşem, al gülüm,<br />
Sevgi kokar buram buram,<br />
Kır çiçeğim, kardelenim, mor sümbülüm.<br />
Gözlerim ufuklara dalar,<br />
Bakışlarım çocuklarda odaklaşır.<br />
Onlarda ülkemin geleceğini görürüm.<br />
Ben Öğretmenim&#8230; </p>
<p>Ben bir öğretmenim,<br />
Ben Mevlana,<br />
Ben Hacı Bektaş,<br />
Ben Yunus Emre&#8217; yim.<br />
Ben Yesevi dergâhının çeşmesiyim.<br />
Oluklarımdan barış akar benim.<br />
İlmek ilmek sevgi işlerim gönüllere,<br />
Nakış nakış Anadolu kilimleri.<br />
Ben aynı kilimin deseniyim.<br />
Ben öğretmenim&#8230; </p>
<p>Ben bir öğretmenim,<br />
Dostum aydınlık ,cehalettir düşmanım.<br />
Keremce sevdalarım var benim.<br />
Karanlık çöl olsa, Mecnun olur geçerim.<br />
Cehalet derya olsa kurutur,<br />
Dağ olsa Ferhat gibi delerim.<br />
Ben öğretmenim&#8230; </p>
<p>Ben bir öğretmenim,<br />
Ben Anadolu&#8217; yum.<br />
Ben aydınlık bir çağ,<br />
Ben ay yıldızlı bayrağım.<br />
Rüzgârlar estikçe türkü söyler sesim.<br />
Türkülerim sevda üstünedir benim.<br />
Türkü türkü,Türk ü söylerim.<br />
Ben öğretmenim&#8230; </p>
<p>Ben bir öğretmenim,<br />
Ben Altaylar&#8217; da Oğuzeli,<br />
Ben Kafkasların ılık yeli,<br />
Ben Türkiyemin sevgi seliyim.<br />
Kin ve nefretle işim yok benim.<br />
Gönüllerdir mekânım, evim.<br />
Ben candan, gönülden severim.<br />
Ben öğretmenim&#8230; </p>
<p>Ben bir öğretmenim,<br />
Susuzluktan kuruyup çatlayan dudakların,<br />
Kavrulup yanan çorak toprakların,<br />
Bin hasretle beklediği can suyuyum.<br />
Ben garibin ,ben mazlumun umuduyum.<br />
Yarınlar elbet benimdir, ebed benim.<br />
Sizlersiniz benim geleceğim.<br />
Canım ,sevgili öğrencilerim.<br />
Minik kalbinizde, minicik bir yer isterim.<br />
Ben &#8220;Ahmet Öğretmen &#8220; im. </p>
<p>Ahmet ALPTEKİN </p>
<p>www.antoloji.com</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=2053&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2008/05/16/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
