Okuduklarım

1928 ‘DE ERGENEKON

Nisan 8 2009Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

1920-23 yılları arasında sansüre uğramış kayıp sözcükleri, cümleleriyle tüm yazılarını Yakup Kadri “Ergenekon” adıyla toplar. Girişine de: “Ergenekon yurdun adı/Börtüçene kurdun adı” Ziya Gökalp’in sözlerini yazar.  

pişmanım

Ocak 17 2009Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Her yere politika bulaştırıldı. Politizasyon bir nem bulutu gibi herşeyi sardı, kemirdi ve içini boşalttı.”Bizden yana olanlar ve olmayanlar” klişesi ülkenin geleceğini elinden almıştır. Yaratıcı bireyleri, vatandaşlarını yok etmektedir. Geri dönülemez bir şekilde tarımda ,sanayide ,sanatta bir çok alanda “üretici” kültürü kaybetmekteyiz.Üreticiyi pişman eden sistem çok pişman olacak bir gün.Bu, bugünün iktidarının sorunu değil sadece, bu iktidara yolu açanların da düşünmesi gereken bir durum.  

okumalısınız

Aralık 4 2008Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Kültür bilimleri ve kültür felsefesi Doğan Özlem ( RemziKitabevi
Toplumsal Yapı ve Toplumsal değişme Mübeccel Kıray (Bağlam)
Türk(iye)Kültürleri Derleyen:Gönül Pultar-Tahire Erman
Dil-Kültür BAğlantısı Bedia Akarsu (İnkilap)
İslam’da Şehir ve Mimari Turgut Cansever (Timaş)
Şeyhülislam Yahya Divanı Yr.Doç.Lütfi Bayraktutan
Teşkilat-ı MAhsusa Philip H.Stoddard (Arma)  

Frankfurt Kitap fuarı

Ekim 13 2008Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

60.yılını kutlayan Frankfurt kitap fuarı 578.000 metrekare, “memleket kadar geniş” önünüzde uzanıyor. 14.Ekim’de , açılışta Türk Cumhurbaşkanı’nın ve Alman Dış işleri Bakanı’nın katılımı güvenlik kontrolü fırtınasına neden oldu.Fuarın önü kalabalık , insanlar sabırsız…  

Prof.Mim Kemal Öke

Temmuz 12 2008Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Gençliğimde siyasete bütün idealistliğimle girdim. İngiltere’deki üniversite yıllarımda, mezun olduğumda tüm dünyayı değiştirebilirim diye düşünüyordum. Doktoramı bitirip de döndüğümde en azından Türkiye’yi kurtarabilirim diye düşünüyordum. Şimdi “en azından, Tomurcuk’taki çocuklara katkım olsa yeter” diyorum  

kitap

Temmuz 10 2008Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

Abdülbaki Gölpınarlı Mesnevi şerhi
Mesnevi Şefik Can tercümesi (çok okuyarak anlayabilirsiniz)
Mevlana’yı anlamak için:
Mevlana Abdülbaki Gölpınarlı
Mevlana’dan sonra Mevlevilik Abdülbaki Gölpınarlı
Mevlana Fevzi Halıcı
Mevlana Bir Anadolu Hümanisti Radi Fiş (Bir Rus gözüyle)
Sevginin Yolu Nigel Watts
Mevlana derleme eser Ahmet Zeyrek
Mevlana Yedi Meclis (kendi eseri)
Mevlana Fihi Ma Fih (kendi eseri)
Hoca Ahmet Yesevi Dr.Ömer Uluçay
Şemsi Tebrizi Makalat(1-2)
MEVLANA VE Eflatun Şefik Can
mevlana’nın düşünce dünyasından Yrd.Doç.Nuri Şimşekler
Aşkta ve Yaratıcılıkta yeniden doğuş A.Reza Arasteh
Benzersiz Mevlana İ.M.Panayotopulos
Muhittin Arabi Sahilsiz Bir Umman
Dinle Cemalnur Sargut ve yazarın tüm eserleri okunmalıdır.
Selçuk üniversitesi Mevlana sempozyum kitapları ve bildirileri
Mevleviliğin Son Yüzyılı Sezai Küçük
Yenikapı Mevlevihanesi İhtifalci Mehmet Ziya Bey
Rumi ve Aşkın Terapi Dr.Faik Özdengül
Galata Mevlevihanesi CAn Kerametli
Hz.Muhammed Yolunda Carl W.Ernst
Tasavvuf ve tarikatlar tarihi Mustafa Kara
Kuşeyri Tasavvuf’un İlkeleri (risale-i Kuşeyri)
Türk Tasavvuf Araştırmaları Yusuf Küçükdağ

Vatan savunmasında Mevlevihaneler Prof.Nuri Köstüklü
İslam’ın Mistik Boyutları Annemarie Schimmel (yazarın tüm eserleri)
Sufi psikolojisi Kemal Sayar  

Kitap Kardeşliği

Haziran 13 2008Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

“Bu projeyi en az üç kişiye ya da msn arkadaşlarımıza ulaştırabilir miyiz. Biz iki minik kardeşin ricasını kırmazsınız zannediyorum. Şimdiden sizlere çok teşekkür ediyorum. Çocuklarınızın geleceği için ne olur…”

Konu ; “Kitap Kardeşliği Projesi”
Amaç , parola ; “Bütün Türkiye kitap okuyacak”
Projenin mantığı ; Kitap değişimi üzerine kurulan bir sistem.
 

Kaknüs yaynları

Haziran 3 2008Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

MİRİAMA BA
UZUN BİR MEKTUP

MUTLULUĞU ARAYAN DİŞİ KAPLAN’ ın mektubu

Güney Afrikalı, zenci, müslüman bir kadının kendi öyküsü çevresinde Afrikalı kadının yaşamını bulacaksınız bu uzun mektupta. Rahat bir dille yazılmış mektup bir günlük gibi okunuyor.Kahramanımız Miriama yakın arkadaşı Aissatou’ya yazdığı mektupta yakınmalarını, sevinçlerini, kocasını, çocuklarını, Senegal’in sorunlarını, kadın hareketini ve kalbini açarak anlatıyor.
Kendisini ikinci eş için terk eden kocasının cenaze töreniyle başlayan mektup acısıyla öfkesi arasına sıkışmış kadın yüreğini sere serpe açıyor önümüze. Cinsiyet ayrımcılığı ciddi bir sorun olarak küçük bir kız çocuğu olarak başlıyor Afrika’ da, kadının ölümüne kadar sürüyor.
Afrikalı kadının en büyük sorunu , çok eşlilik onun gibi hiyerarşide yukarıda bulunan bir kadının başına da gelir.
Çünkü orta yaşta güç ve para edinmiş erkek, orta yaşta ve 12 çocuğunun anasına “yaşlı” bir kadın olarak baktığından kızının arkadaşı olan bir genç kızla evlenir. Ondan iki çocuk sahibi olur.
Bu evlilik öyküsündeki kocası Modou Fall kimliğinde erkekler değerlendirilirken evlendiği genç kız kimliğinde para için evlenen gençlere bir acıma vardır. Ama onu bu evliliğe zorlayan annesi için ise büyük öfke.
Fransız sömürgesi olan Senegal’in Fransa’da okumuş hukuk diplomasına sahip kocasının Afrika geleneklerini uygulamakta hiç beis görmemesi. Erkeklerin “medeniyet” denince sadece diploma ve siyasi güç edinip geri kalan kültürü yerel erkek egemen anlayışla tamamlaması insanın ağzında acı bir tat bırakıyor. Türkiye’ de de ne Avrupa’da , Amerika’ da okumuşlarımızı hatırlatıyor.
Öğretmen okulunu bitirmiş,Afrikalı kadınların ilerlemesine öncülük eden gruptan olan Miriama evlenip oniki çocuk sahibi olunca yumuşak başlı ve uyumlu olmuştur. Tüm yaşamını ve özlemlerini kocasının başarısına ve evine bağlamıştır. Bunun ödülü olarak parasız ve yalnız bırakılır. Aldatılır. Toplumun onayladığı “ikinci eş” onun gençliğindeki “isyankar” diye nitelenen kendi kişiliğine dönüşün müjdecisidir.
Her hareketi denetlenen Senegalli kadın kocasının ölümüyle herkesin zarf içinde getirdiği parayı minnetle kabul eden. Bunlar benzeri bir durumda geri ödenecek borçlar. Kumasıyla birlikte cenaze evinde taziyeleri kabul etmek zorunda olan Miriama bütün yaşamını bir film şeridi gibi düşünür durur.
Bir özeleştiridir bu aynı zamanda. Miras işlemi Ku’ran’ı Kerimde yazıldığı gibi uygulanır. Bu da para ve mal kavgasının karmaşık durumunu gözler önüne serer.
Ölen eşinin sırları ortaya dökülür. Üst düzey bir kamu görevlisi, hem de sendikacı olan eşinin rüşvet alması, ikinci evliliğinde lüks yaşamı sağlayan hesapsız kaynak ve tümüyle yok sayılmış oniki çocukla bir kadın. “Bir kadının en iyi tarifi iyi huyluluktur” diye yazar kahramanımız. Gıkı çıkmayan kadının cazibesi..
Devrimci, duyarlı ve romantik genç Afrikalı erkeklerin geleneksel bildik kalıplara dökülüşünün öyküsü insanı düşündürüyor.
Afrika kültüründe katı bir hiyerarşi ve kan bağı sistemi yürürlülükte. Toplum kız alıp vermeden tutun her aşamada buna çok itina ediyor. Eski klan alışkanlıkları devam ediyor. Bu nedenle yaşlı kadın saltanatı önemli. Ama bunlar acı çekerek kadınlıklarından kurtulup erkeksilik değerleri yüklenen yaşlı kadınlar. Yaşla birlikte söz sahibi olan içi hınç dolu kadınlar. Bizim Anadolu’ daki sosyal yapıdaki yaşlı kadın- kaynana dramının tıpkısı. Onlar erkek egemen düzenin bekçileri.
“tek değerli giysim itibarımı kuşanıp” diyen Aissotov , Afrikalı kadın için onur , vakar ve itibar kavramlarının öneminin altını çizer. Onlar ara kuşak olarak farklı yetişip, okuyup düşünen ama sıra evliliğe gelince geleneksel kalıplarıyla evliliği uygulayanlar olmuşlardır. İkinci eş ya da terk edilme karşısında davranış biçimleri artık pek kabullenme değildir. Buna karşı çıkıp tek başına yaşayan kadınlar vardır. Baş kaldıran örnekler.
Miriama değişimin sembolü. Çünkü onun kızlarıyla ilişkisi modern bir ana kız ilişkisi örneklerken, ona kuma gelen kızın kız –anne ilişkisi paraya kızını satan farklı bir modernleşme öyküsünü kurar. Ne kadar Türkiye’ye benzer değil mi?
İnsanların saflıkları para ile bozulmuştur, geriye dönülemez bir şekilde. Bu modernleşmenin arsenikli tarafıdır.
Mektupta adı geçen diğer kadın öyüleri hep mutsuz yaşamlar. Sinir krizi geçiren, depresif Jacqueline, ebe olan Nabou’nun kan bağı nedneiyle evlendirilmesi. Değişen değerler sisteminin sarsıcı etkisi kadın ve gençler üzerinde ne kadar yoğun hissedilir. Geçmişle gelecek arasına sıkışmışlık.
Senegalli kadın siyasette var olmak için mücadele eder. Fakat yüz kişilik meclis’te dört kadın vardır ancak. Gençliklerinin devrimci ve okumuş erkek arkadaşları bunu yeterli bulmaktadır.
Daha cenaze evinde kocasının erkek kardeşinden başlayarak talip olan erkeklere cevabı çok nettir: Hayır.
O asla başka bir kadının üstüne gitmeyecek kadar mağrurdur.
Ondaki sevgi ve anlayış geleneksel değerlerdeki katılığın tam karşıtıdır. Bu nedenle evlenmeden hamile kalan kızına sevgiyle katlanır. Müslüman bir kadın olarak Senegalli kahramanımızın çizdiği portre modern, içten ve kendinle hesaplaşan bir kadın portresi. Bu beş vakit namazına engel değildir. Diğer yandan da başına gelenlere ; İslam’ın emri diye bakmaya çalışır. İslam çok eşliliği önermektedir onlara göre. Belki bu nedenle, dinler ve haksız yasaların kadınların kaderini tayin ettiğini çekinmeden yazar.
Onun için en doğal bağ aşktır. Hangi yaşta olursa olsun. Aklıyla doğru dese bile yüreği ile sevmediği hiç kimseye evet demeyecektir. Her nekadar kadın olarak orta yaşta olmanın bedenine yaptığı hasardan etkilense de bunu aşacak güçtedir. Tek başına sinemaya bile gider! Tek başına kalınca özgürlük alanı bulur ehliyet alır, arabasına binip çocuklarıyla terk edilmenin ölüm olmadığını kanıtlar.
Evlilik kurumunu ve bu kurumda erkeğin duruşunu enine boyuna eleştirir. “ Kadının bağlılığı, eşinin yaşlanmasına rağmen, senelerle kuvvetlenir, erkek ise sevgi ve şefkatini azaltır. Egoist gözü, eşinin omuzundan dışarı bakmaya başlar. Eskiden sahip olduğuyla artık sahip olmadıklarını, sahip olduğuyla sahip olabileceklerini karşılaştırır.” Erkekler aşk için evlenmez, onlar için bir vatandaşlık görevidir bu der Mariama.
Miriama “ hayatın bitmek bilmez bir uzlaşma” olduğunu kabullenmekle beraber kişiliğini yok eden her şeye direnir.
Mektupta yeni erkeğin müjdecisi de kızı Daba’nın kocasıdır. O der ki; “ Daba benim eşim. Ne hizmetçim ne de kölem.”
Daba da yeni kadının temsilcisidir. Annesine göre fazla mantıklı ve bu nedenle biraz acımasız.
Başına gelenleri değerlendirirken olumlu ve sevecen bakışını elden bırakmayan Miriama bunu çok özlü olarak dile getirir:
“Hayatımızın her alanını sarsan bu hareketlilik aynı zamanda yeteneklerimizin meydana çıkmasını sağlıyor.”
Antropojik olarak bakarsak anlatılanlara; büyücülerin ve büyünün güçlü olduğu kara kıta gündelik yaşamını bu kültürle sürdürmektedir.Gerçi artık insanlar her hastalık için aynı yaprak karışımını kaynatan yerli doktora gitmek istememektedir. Ama boyunlarında muskaları da eksik değildir. Derin bir doğa insan bağlılığı atasözlerinden duygulara kadar sinmişlik gösteriyor.
Nazardan korunmak için animist dünyanın yer altı nehrine ve görünmez ruhlarına süt döken ve adaklarda bulunan Senegalli müslümanlar İslamiyet’in kültürle ne kadar çok pratik farklılık yaşadığına iyi bir örnek.
Kocaları kötü kadınlardan ayırıp evlerine döndüren marabout’ lar
Bir kurum. Kuvvet macununda başarılı olanlar ayrı bir yerde. Griot olan komşusu deniz kabuklarını ikide bir önüne atarak geleceği söyler. Geleneksel yaygı üstünde oturmak, tek tabaktan elle yemek geleneksel bir sevimliliktir.
Cenazede bir çarşaftan yapılan çadırın altında kumasıyla oturur ve kötü ruhları kovmak için sallanıp duran çarşafa para atılır. Eşlerin saçlarını görümceler çözer ve siyah bir örtü örtülür. Merhumun rahat uyuması için yapılan sayısız ikramlar… Kuran okunur sürekli. El ve ayaklardaki geometrik desenli kınalarla dolaşan kadınlar. Cenazeye sağlanacak katkıyı yapanlar saf saf; kan bağı olanlar, aynı yörede yaşayanlar ve aynı şirkette çalışanlar… Merhumun 8. ve 40. günü kutlanır. Her Cuma ve Pazartesi yas kıyafetleri değişir dulların. Erkeklerin sünnet töreni “ sünnetlilerin kulübesi” ni terk edince erkeklik töreninin bitişini de haber verir.
Geleneksel zanaatlerin kayboluşu ve herkesin “katip olmak” istediği yeni düzen. Miriama “katip” olan hukuk okumuş kocasıyla ne üstün aletlere sahiptir; gaz ocağı, rende, şeker maşası… Gramafondan gelen tiz ses…
Afrika’nın olağanüstü doğası benzetmelerle, atasözleriyle ulaşıyor mektubun ruhuna.

 

İsmail Habip

Mayıs 19 2008Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

“Kıymet bilmeyen milletlerde kıymet yetişmez ve kıymet yetiştirmeyen
milletlerin kıymeti olmaz.”  

Bir öğretmen

Mayıs 16 2008Yorum Yok Kategori: Okuduklarım

AHMET ÖĞRETMEN

Ben bir öğretmenim,
Kuş uçmaz, kervan geçmez dağ köylerinde,
Unutulmuş, garip vatan köşelerinde,
Bir ışık ararım, bir huzme ışık,
Yolumuzu aydınlatsın diye,
Işıl ışıl yanan çocuk gözlerinde.
Ben öğretmenim…
 

Sayfa 1 / 812345»...Sonraki »