Kadın

Birsen Ayvaz yazdı

Haziran 2 2007Yorum Yok Kategori: Kadın

Türküm, Doğruyum, Çalışkanım Ve Öfkeliyim… Şişman tavukları andıran ve yalpalayarak yürüyen iki çift kadın bacağını takip ediyorsunuz. Kaldırımı kaplayan bu iki aheste beden, sohbetin çağıldayan seline kaptırmışlar kendilerini, etraftan bihaberler.

“ Gözünün önüne baksana salakkk…” Sesi kulaklarınızda çınlıyor. İki yaşlarında olduğunu tahmin ettiğiniz sıska erkek çocuğunun suratında patlayan şamar sesiyle başınızı kaldırıyorsunuz. Tombul elleriyle bir anne; kedi yavrusu misali ensesinden tutmuş bebeğini yerden kaldırıyor. Çocuk gık bile demeden yediği şaplağın acısıyla yalpalayarak yürümesine devam ediyor. Ne olduğunu anlamaya çalışan, allak bullak olmuş bir suratla gözünden akan yaşları ve burnunu ellerinin tersiyle siliyor. Annesinden yediği sillenin sebebini ömrü boyunca anlayamayacak. Kadının suratına bakıyorsunuz. Öfkeden alev alev yanan yuvarlak yanaklar ve kızarmış gözlerle burun burunasınız. Arkadaşına hararetle anlattığı konunun bölünmesinden canı sıkıldığı belli. Tam kendini dinleyecek birini bulmuştu. Hem de kendi haklılığını ispatlamak üzereydi ki, yeni yürümeyi öğrenen çocuk bu fırsatı salakça bir beceriksizlikle elinden alıverdi. Belki kocaya, kaynanaya ya da başka birine ifade edilemeyen öfke, küçük bebeğin suratında kolayca patlayıverdi. Öfke duymak insan olmanın doğal ve sağlıklı bir parçası. Ancak öfke ile saldırganlık arasında fark var. Saldırganlık öfkeyi ifade etmenin yıkıcı bir biçimi. Küçük büyük, her kimlikteki insanın saldırgan davranışlar göstermesi, ülkemiz insanında birikmiş öfkenin açık bir göstergesi.. Spor müsabakalarından tutun da, en üst temsil makamı olan meclisimizden objektiflere yansıyan manzaralar işin ne kadar vahim hale geldiğini gözler önüne seriyor. Öfkenin bastırılarak yok sayılmasının sağlıklı olmadığı gibi, saldırgan bir biçimde ifade edilmesi de sağlıklı değil. Dr. Bruce Fısher, “Yeniden Toparlanmak “ isimli çalışmasında konu ile ilgili görüşlerini ortaya koyarken, öfkenin üç aşamasından söz ediyor. İlk aşama, “öfkenin kötü bir şey olmadığını, insan olmanın bir parçası olduğunu anlamaktır.” Toplumda öfkelenmenin zayıflık, çocukça bir davranış, yıkıcı olmak ve dine aykırı olduğu yolunda inanışlar vardır. Milli Eğitim Bakanlığının ülke genelinde ilköğretim ve liselerde yaptığı bir araştırma sonucunda kız öğrencilerin küfür, dayak ve saldırganlık oranlarının erkeklere oranla fazla olduğu bulunmuş. Erkek çocuk karşı gelebilir. Bağırıp çağırması, vurup kırması kabul edilebilir. Oysa kızların bağırması, kapıyı çarpması ve sesini yükseltmesi kabul edilemeyen bir davranıştır. Yakın tarihe kadar – hatta pek çok ailede şimdi – kızların yüksek sesle gülmesi dahi hoş karşılanmazdı. Evdeki büyükler onun kız olduğunu ve sesini yükseltemeyeceğini hatırlatırlardı. Canlı bombaların çoğunluğunun gencecik kadın ve kızlar olmaları dikkat çekicidir. Çoğu kadın öfkelenmenin hoş görülmediğini öğrenerek büyümüştür. İnsan olduğumuzu ve öfkelenebileceğimiz gerçeğini kabul ettikten sonra ikinci aşama “öfkeyi ifade etmenin mümkün olduğu kadar çok olumlu yolunu öğrenmektir.” Öfke esprili bir şekilde de ifade edilebilir. Günümüzde Nasrettin hoca fıkralarının denginde fıkra kültürünün olmayışı, mizah kültürümüzü yitirdiğimizin göstergesi. Çocuklarımızı tiyatro, müzik, edebiyat gibi sanatsal aktivitelere, sportif faaliyetlere yönlendirmeliyiz. Kültür –fizik yapmaya teşvik etmek ve büyükler olarak bunları hayatımızın bir parçası haline getirmek yetişkinlerin sorumluluğu. “Görgülü kuşlar gördüğünü işler “diye bir ata sözümüz vardır. Öfkenin üçüncü aşaması ise “ bağışlamayı öğrenmektir.” Çoğu kimse, “Asla affetmem” diye haykıracaklardır. Ancak bu sadece diğer kişiyi değil, kendinizi de bağışlamayı öğrenmek demektir. İşin özünde kendimize duyduğumuz kızgınlık var. Bu öfke, başkasının değil, kendinizindir. Ondan da siz sorumlusunuz. Öfkenin sorumluluğunu üstlenmek çoğunluk için zaman alıcıdır. Güç ve Olgunluk gerektirir. Oysa başkasını suçlamak ne kadar da kolaydır! Bağışlama aslında; kendimizi bağışlamayı öğrenmektir. Çocukluğunuzda öfkenizi ifade etmekte serbest bırakılmışsanız ve bunu yapıcı yollardan gerçekleştirmişseniz, büyük olasılıkla içinizde “safra” sayılacak bir öfke biriktirmemişsinizdir. Ancak, öfkenizi yapıcı şekilde ifade etmenize izin verilmemişse, aşırı öfkeli kişilerin arasında büyümüşseniz ya da normal sıkıntınızı anormal düzeye çıkaranlar olmuşsa etrafınızda, o zaman büyük olasılıkla içinizde “çocukluk hiddeti” denilen birikim meydana gelebilir. Çocuklukta içinizde birikmeye başlayan öfke katmanlar halinde büyüyerek ve en ufak bir olayla birlikte, yerinde olmayan saldırgan davranışlara yol açabiliyor. Ülkenin dört bir yanından düdüklü tencere misali patlama sesleri geliyor. Biriken bu basıncın acilen uygun kanallardan ve azar azar boşaltılması gerekiyor. Çocuklarımıza, gençlerimize ve kendimize öfkemizi akıtacak uygun kanallar oluşturabilmeliyiz. Türküm, doğruyum, çalışkanım ve çok öfkeliyim… Huzurla, sakin kalın. Mutlu hafta sonları dileğiyle… Çorum Hakimiyet Ctesi özel 2Haziran

Zeynep Göğüş yazdı

Mayıs 26 2007Yorum Yok Kategori: Kadın

Tartışma adabı ve Demirel Hürriyet’te bugün: NEVVAL Sevindi’ye Bilgi Üniversitesi’nin Dolapdere kampusunun önünde rastladım. O da benim gibi, bir dönem ders verdiğim bu üniversitenin kurucularından Latif Mutlu’nun davetine icabet etmiş, eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in yapacağı konuşmayı dinlemeye geliyordu.

Nevval’i önce sosyal antropolog kimliğiyle tanıdık, sonra da gazeteci ve yazar. Benim dikkatimi, 90’lı yıllarda birlikte katıldığımız bir televizyon programında iç göçten söz edilirken, “İzmir’de yaşıyorsan roka nedir bileceksin” dediği için çekmişti. Sonra dost olduk, birlikte KA-DER’i kuranlar arasında yer aldık. Nevval şimdi İstanbul 1. bölge DYP adayı. Umarım liste başı olup seçilir de Meclis’e renk ve hareket gelir. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın İstanbul’da Yaşam Kültürü sempozyumunda, “İstanbul göçleri içinde eritip yeni bir kimlik yaratacaktır” denmiş. İzmir ve rokadan çağrışımla, umarım bu yeni kimlik İstanbullu olmanın bazı özelliklerine baskın çıkmadan kazanılır. Roka ve İzmir’den çağrışımla Kanlıca yoğurdunu, İnci’nin profiterolünü, paskalya çöreğini bilecek mi yeni İstanbullular? Hakkaniyetli davranmak gerek bu noktada da ama mesele ocakbaşına otururken lüferi unutmamak. * * * Nevval’le bunları konuşamadım, çünkü Demirel’in yaptığı konuşmadan sonra tanık olduğum protestoların biçimi ve içeriği karşısında nutkum tutuldu. Neyse ki salonu dolduran öğrencilerin diğer dörtte üçü konuşma ve tartışma adabından yoksun değildi de ortalık toparlandı. Protestocuların siyasal söylemi ve sorulan bazı sorular karşısında yüreğim sızladı. Bu öğrenciler, Demirel’in 45 senedir bu ülkeyi yönettiğini sanıyorlar. Burası diktatörlük mü ki aynı insan bizi 45 yıl boyunca yönetsin? Demirel’i Amerikancılıkla da suçluyorlar. Demirel iki darbe gördü, ikisinde de arkasında ABD yoktu, ama Sovyetler’in Aliyev kanalıyla kendisine darbenin geleceğini önceden fısıldadığı rivayet edilir. Kaldı ki düşmanın bile olsa konuşacaksın. * * * Gençlerin yakın tarih hakkında bu denli bilgi yoksunu olup dezenformasyona açık olmalarının suçu kimde? Herhalde internette değil. Birinci mesele, Türk eğitim sisteminin sorgulayıcı ve araştırmacı bireyler yetiştirememesi. İkincisi ise genel anlamda tartışma adabından yoksun olmamız. Beğen beğenme, demokratik yoldan seçilmiş bir eski cumhurbaşkanına mikrofonu kapıp bildiri okur gibi kaba bir üslupla hakaret etmek marifet mi? Bunun yerine eleştirel düşünceleri farklı kelimelerle ve sakin bir sesle dile getirmeyi bizim çocuklar neden beceremiyor? Bunun daha etkili ve saygın bir yöntem olacağı neden onlara öğretilmiyor? Protesto edilen kim olursa olsun bu üslubu onaylamak mümkün değil. Yıllar önce yabancı bir üniversitede Yunanlı öğrencilerin her türlü edepsizliği yapıp Prof. Mümtaz Soysal’ı Kıbrıs konusunda konuşturmadıklarına tanık olmuştum. O gün bugün herkesin her yerde konuşma hakkı olduğuna inanırım. Şablon kafalarla bir yere varamayız. Hakkaniyet her konuda esastır.

Farklı olana saygı

Mayıs 22 2007Yorum Yok Kategori: Kadın

Çorum’dan bir okurum ve dostum yazdı.Yerel gazetelerin önemi tartışılmaz. Yerelde ev yakanların haberi vardı dün gazetelerde. Hukuka gerek kalmıyorsa bir ülkede farklı olanların sonu yakındır.Dedikodu ve saldırganlık birbirini tamamlıyorsa kim öğretiyor bunları?

BENİM KÜÇÜK SEVGİLİM !… Küçük dostum Enes henüz beş yaşında. İkimiz de aynı çizgi filmi seyretmekten hoşlanıyoruz. Çizgi filmin kahramanının adı Sedrick. Enes, Sedrick hayranlarından. Sedrick; her akşam yatmadan evvel o gün yaşadıklarını günlüğüne yazar…Platonik aşkı küçük Çinli kız arkadaşına duyduğu hisleri uzun uzun anlatır. Sarı saçlı, çilli, Amerikalı küçük bir erkek çocuktur. En yakın arkadaşı ise aynı evde birlikte yaşadıkları büyükbabasıdır. Enes halasına; “ büyüyünce benim Çinli bir kız arkadaşım olacak” diyor. Halası yüzünü buruşturarak ; – “kuzucum onlar kedi köpek, börtü böcek yiyorlar. Hıghh!..Üstelik gözleri de çekik, kısık kısık bakıyorlar.” cevabını veriyor . Enes panik içinde koşarak annesinin yanına gidiyor ; – “anne ben Çinli bir sevgilim olmasından vazgeçtim. Onlar böcek yiyorlarmış. Halam öyle söyledi.(Yüzünü tiksinti ifadesiyle buruşturarak), Hatta büyüdüğümde hiç sevgilim olmasını istemiyorum. Ben hiç evlenmeyeceğim.” Anne ve hala Enes’in sözlerinden memnun, gülüşüyorlar. Halası ve annesi Enes’ e farkında olmadan bizimle aynı olmayanın “öteki” olduğu mesajını veriyorlar. “Bizim gibi olanlar” ve “diğerleri” giriyor Enes’in dünyasına. Bizimle aynı şeyi yemeyenin, aynı görünmeyenin bizden olamayacağının, uzak durulması, sevilmemesi gerektiğini “ ötekilerini” öğretiyorlar Enes’e. Enes; annesi ve halasına benzeyen, onlar gibi görünen, onlar gibi davranan ve onların yediğini yiyen kadın modelinin iyi, diğerlerinin kötü olduğu sonucuna gidiyor. Ama kendisini özdeşleştirdiği çizgi kahraman; çevresinde onaylanmak istediği iki kadının da istemeyeceği bir kızı beğeniyor, seviyor. Tabii kendisi de o kızı beğeniyor. Eğer o küçük kız istenmeyecek, sevilmeyecek biriyse o zaman kendisi de istememeli, hatta hiç evlenmemelidir. Kendi küçük dünyasının mantığına göre düşünüyor ve çıkış yolunu buluyor. Mademki beğendiği kız aslında beğenilmemesi gereken biri, o halde hiç evlenmemeli ve hiç beğenmemeli! Bir halasına, bir annesine bakıyor, ikisi de bu sonuçtan mutlu görünüyorlar. O halde Enes doğru bir sonuca gitmişim diye düşünüyor. İçin için de küçük Çinli kızı beğenmeye devam ediyor, beğenmemesi gerektiğine inanarak. Lakin elinde olmayarak. Enes bir çıkarımda daha bulunuyor: Evlenmeme yahut hiç sevmeme iyi ve doğru bir düşünce!… Enes’in iç dünyasında ilk çelişki tohumları da böylece ekilmiş oluyor. Enes, en yakın çevresinin takdir ve onayı için ilk kurbanını veriyor. Bunu yapmayı içine sindiremese de; etrafındaki kadınların sevgisi ve ilgisi, yaşı gereği iç yapısından gelen baskıların önüne geçebiliyor. Peki daha ileri yaşlarda, ergenlikte ne yapacak Enes ?… Benim zihnim tanıdığım daha büyük yaşlardaki Eneslere kayıyor. Ortaokul ve lise yıllarına gelmiş, hatta üniversite okumuş, iş sahibi olmuş bedenleri büyümüş lakin içlerindeki küçük Enes’i çevresine kabul ettirememiş; ne onların istediği gibi olabilmiş, ne de kendi istediği gibi olmasına izin verilmiş Enesleri düşünüyorum. Bedensel ve zihinsel büyümenin getirdiği içsel değişimler ve zorlamalar arttıkça çevreye uyum sağlamak da zorlaşıyor. Üstelik kendini kabul ettirmesi gerekenlerin sayısı da artıyor. Arkadaş çevresi, okul giriyor devreye. Onay almak adına verilecek kurbanların nitelik ve niceliği de değişiyor. Cinsel kimliklerinin karşı konulmaz etkileri devreye giriyor. Televizyon, arkadaş çevresi gibi etmenlerin desteğiyle ve hızla değişen değerlerle, ailelerinin değerleri arasında kendine bir yol bulamayan gençler çatışma yaşıyorlar. Bu çatışmaların tezahürleri kızlarda farklı, erkeklerde farklı yansımalarla kendini gösteriyor. Ebeveynler yoğun çalışma tempoları içinde çocuklarına yeterli zamanı ayıramıyorlar. Gençlerin yaşadıkları iç çatışmalar; aile içi huzursuzluklar, ebeveynlerin nasıl davranacaklarını bilememesi vs . gibi sebeplerin etkisiyle daha da artıyor. Küçük kız arkadaşının çilleriyle alay etmek, kibar konuşan erkek arkadaşını “gay” olmakla suçlamak, masum görünüyor. Büyüdükçe “ötekine” gösterilemeyen tahammülsüzlükler ve çatışmalarla başa çıkamama orman kanunlarını devreye sokuyor. Bu durumdaki gençler farklı arkadaş gruplarının, değişik alışkanlıkların ve farklı tuzakların karşısında zayıf hale geliyorlar. “ Öteki” olana tahammül gösteremiyorlar. Farklılıklara gösterilemeyen hoşgörü ve sevgisizlik toplumsal alana taşındığında kocaman sorunlar olarak çıkıyor karşımıza. İç dünyalarda yaşanan çatışmaların topluma yansımaları sert ve öldürücü olabiliyor. Trabzon da ki rahibin toy bir delikanlı tarafından öldürülmesi, gazeteci Hrant Dink’in katilinin genç bir çocuk olması, en son Malatya’da işlenen cinayetlerin arkasından da genç delikanlıların çıkması… Bu çatışmaların tohumları çocukluk yıllarında atılıyor. Çocuk kabul görmek adına ilk olarak ebeveynine verdiği kurbanları, ergenlik döneminde arkadaş çevresine ya da ait olmak istediği gruba verebiliyor. Öz saygısını ya da değerlerini yine saygı ve kabul görmek adına kurban edebiliyor. Ebeveynlerin farkına varmadan yaptıkları “ötelemeler” çocukların zihinlerinde tahammülsüzlük tohumları olarak kalabiliyor. Tüm farklılıkları hoşgörüyle karşılayıp, sevebilmek dileğiyle… Mutlu hafta sonları. Birsen Ayvaz Çorum Hakimiyet gazetesi Ctesi özel

Tarım

Nisan 2 2007Yorum Yok Kategori: Kadın

Organik tarım yapmak isteyenlere duyurulur: Sevgili Nevval Hanım, > Sizi bir konuda yardım istemek için rahatsız > ediyorum.Ben ziraat mühendisiyim ve bir süredir bir > organik tarım sertifikasyon şirketinde > çalışıyorum.Ancak benim bir derdim var.

Ben bu > sektöre > girdiğimden beri sadece solcularla beraber > oldum.Oysa > doğal hyt sygılı ve biyolojik çeşitliliği sürsürmeye > adanmış tek üretim sistenmi olan organik tarımda > artık > dindar arkadşları görmek istiyorum.Ben kendi çapında > dindar biriyim ve bu sektöre dindar arkadaşlarımızın > sahip çıkması gerektiğini düşünüyroum. > Bana bu konuda yardımcı olursanız çok > sevinrim.Yani > bildiğiniz dindar organik tarımcılar varsa bunlrın > ietişim bilgilerini veya yoksa bu konuda nasıl > öncülük > edebileceğimi,kimlere başvuruda bulunabileceğimi > gösterirseniz çok sevinirim. > > Size de Allah’tan sağlık ve selamet diliyorum. > Saygılarımla > Berrak Birgili > bbirgili@yahoo.com

Anakültür

Mart 21 2007Yorum Yok Kategori: Kadın

BİZ ANAKÜLTÜR OLARAK NEDEN BURADAYIZ? NEDEN 8 MART KADINLAR GÜNÜNÜ KUTLUYORUZ? BİZİM SLOGANIMIZ: SEVGİYİ KÜLTÜRLE PAYLAŞALIM ÇOĞALTALIM Sevginin sözlük anlamı:Beğenmek, çok arzu etmek, aşık olmak. Şeyh Galip :Aşk imiş her ne var alemde der bu nedenle. Bizim kültürümüzde aşk ve sevgi iki ayrı sözcüktür, Batı dillerinden farklı olarak. Aşk cesaret ve içtenliğin aynasıdır. Sevgi ve aşkın olmadığı yerde öfke yükselir. Dede Korkut öykülerini bilir misiniz? En eski Türk hikayeleri Dedem Korkut’ta kadının yeri çok güçlüdür Kadın erkeğin gücünü de deneyerek kendine eş seçer. Kadının tercih hakkı ve eşitlik duygusu çok açık seçiktir. Kadına en çok para veren alamaz. Kadın yarışmayla eş seçer, kendi gücüne denk erkek ister. İkili beraberlik eş olma hali de toplumsal statüde en üst düzeydir. Aile bu nedenle önem kazanır. Anadolu’nun binlerce yıllık geleneğinde de kadın güçlü ve toplumda saygın bir yere sahip. Anadolu’nun bağrı kadının yoğurduğu bir hamur ki bereket fışkırır. Hoşgörü fışkırır. Anadolu Müslümanlık anlayışı bu toprağın kültürüyle yoğrulmuş ve yüzlerce yıllık bir imparatorluk, Osmanlı imparatorluğu, yüzlerce dil ve kültürün bir arada yaşadığı topraklar olmuştur. 22 milyon kilometre kareden 22 ülke doğdu. Bizler bir arada yaşamanın ve yaşamdan zevk almanın inceliklerini bilen bir ulusuz. İşte bu bölgedeki yeme içme kültürü, inanılmaz güzellikteki türküler, aşıklar. Bu topraklar muhabbet kültürünün soluk aldığı topraklar. Bugüne gelirsek kadından korkan demokrasiden korkar. Kadın erkek arasındaki biyolojik farklılık egemenlik kurmak ve despotluk yapmak için neden değil, olamaz. Tıpkı devletin güçlü olmasının doğal ama diktatörlük yapmasına neden olamayacağı gibi. Devletle ilişkilerimiz kötüyse evdeki ilişkilerimize bakalım. Orası nasıl? Karısını döven, küçümseyen , ona saygı duymayanın demokrasi hakkı olur mu? Kadınlar toplumsal hayata katılmadan, sokakta erkek kadar rahat gezen, konuşan, çalışan olmadan buraları kalkınamaz. Demokrasi de buralara gelmez. Bir Arap köyü olan Sağlık köyünden Hülya şöyle demişti ilk sevgi şölenimizde: Cahil olmak gücüme gidiyor, koyun gibi satılmak gücüme gidiyor. Kadını koyun gibi satarak, okutmayarak ve üstüne kuma getirerek bir yere varamayız. Biz Araplardan bir şey çıkmaz demeyin çok şey çıkar. Ben hep çok okumak istedim. Yine Sevgi şöleni kutladığımız Kısas köyünün Belediye başkanı Ali Ersöz geçmiş yıllarda şöyle dedi: Arkadaşlar hepimiz çok ikiyüzlüyüz. Bir kızın elini tutabilmek için ne yalanlar söyleriz. Gözlerinde kutbu görüyoruz, dünyayı görüyoruz diye. Evlenince o kız aynı kadın değil mi? Onu evlenince unutuyoruz. Cizre’de bir lise öğrencisinin dediği unutulmazdı: Türkleri düşman gibi görüyordum ta ki buraya da bir dershane açılıncaya kadar. Sonra sizleri sevdim. Eğer çok önceden buralara gelseydiniz belki de buralarda hiç terör olmazdı. Öğrenci tercihleri genelde Batı illeri. Biz aynı ulusun çocukları ve Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşlarıyız. Kadın ve erkek hepimiz vatandaşız. Türkiye sadece erkeklerin vatanı değil. Bizimle birlikte bu ülkeyi, bu bölgeyi kalkındırabilirsiniz. Tıpkı Atatürk’ün dediği gibi: Toplumun bir yarısı zincirlerle yere bağlıyken diğer yarısı gökyüzüne yükselemez. Uçmak için bizim kanatlarımıza ihtiyacınız var. İnsan kutsal bir varlıktır. Farklılıklarıyla birlikte yaratılmıştır. Farklılıklar zenginliğimiz. Doğu Batı farklılığı da böyle. Doğulu potansiyel suçlu değildir, Batılı da Doğuyu sevmeyen, küçümseyen değildir. Önyargılar önümüzü tıkıyor. Bunları atalım. Elimizdeki tuğlalarla aramıza duvarlar değil, köprüler örelim. İnsan kültür demektir, insan kültürüyle vardır. Bizim kültürümüz sevgi kültürüdür. Sevgi umut demektir. Umut ise gelecektir. Kültürün en önemli araçlarından biri eğitim diğeri sosyal alanlar, yani sineması, tiyatrosu, çay salonu. Yatılı bölge okulları, kız meslek okulları umarım açılır. Açılan ekonomik paketlerden daha önemlisi bölgeye sosyal ve kültürel bir paket hazırlanmasıdır. Biz buraya “Gönüller yapmaya geldik” bundan büyük fabrika da yok. Türkiye ve Doğu kalkınacak, büyüyecek. Bunun için yeter ki sonuna kadar çaba gösterelim ve hiç kuşku duymayalım. Düşündüğünüz, inandığınız ve güvenle beklediğiniz her şey mutlaka gerçekleşir. NEVVAL SEVİNDİ

Anakültür Derneğini 1997′de kurduk.İlk 8MArt kutlamalarını büütn Güneydoğu’da köy köy gerçekleştirdik.

Kütüphane

Mart 15 2007Yorum Yok Kategori: Kadın

Kadınlarla ilgili ezberleri bozduk Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Türkiye’nin ilk kadın konulu kütüphanesi. Amacı, Osmanlı’dan günümüze Türkiye’de kadın konusunda yayımlanan yapıtları toplamak, gelecek kuşaklara aktarmak ve kadınlar hakkındaki ön yargıları belgelerle yıkmak Yönetim Kurulu üyesi Nevval Sevindi Vatan’da :

Türkiye’de kadın eserlerini biraraya getirerek, bir kadın belleği oluşturmak amacıyla kurulan Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tahsis ettiği Fener’deki küçük ve tarihi bir Bizans yapısında hizmet veriyor. 14 Nisan 1990’da Doç. Dr. Füsun Akatlı, Prof Dr. Jale Baysal, Aslı Davaz, Doç. Dr. Şirin Tekeli ve Füsun Yaraş’ın kafa kafaya vermesi ile Avrupa ve Amerika’daki örneklerine bakılarak bir vakıf olarak hayata geçiyor. Osmanlı döneminde yaygın olan ve Cumhuriyet’ten sonra varlığını giderek yitiren kadın vakıflarını yeniden hayata geçirerek, kadınların geçmişini tanıtmak için yola çıkılmış. Kütüphane 17 yıldır gönüllü çalışanların azmiyle ayakta duruyor. Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’nın Yönetim Kurulu Üyesi ve aynı zamanda kadın haklarını savunucusu gazeteci yazar Nevval Sevindi, kurulduğunda arşivlerinde sadece 100 kitap bulunan kütüphanede, bugün 10 binden fazla kitap olduğunu anlatıyor. Kütüphanenin Türkiye’ye en büyük katkısının “ezberbozuculuk” olduğunu belirten Sevindi, “Bilgi hazinesi olmadan kadın haklarını savunmak mümkün değil. Herkesin belli bir ideolojisi var. Bu ideolojiye göre bir şeyler ezberliyorlar. İşte Kadın Eserleri Kütüphanesi’nin ezberbozucu görevi burda devreye giriyor. Biz bilgi ve belgelerle kadının nerede olduğunu ve tarihi, ekonomik, kültürel olarak nereden geldiğini gösteriyoruz” diyor. Eserler gün ışığına çıkmayı bekliyor Türk kadınının tarihteki yerini bilmediği için geçmişiyle ilgili karamsar düşüncelere sahip olduğunu söyleyen Sevindi şöyle konuşuyor: “Kadın kimliğinin ve tarihinin nasıl oluştuğunu bilmeyen insanların kalıplaşmış ezber düşünceleri vardır. Atatürk bize hakları verdi, biz hiç mücadele etmedik. O yüzden de kıymetini bilmiyoruz zannederler. Bu, aslında bilgizilikten kaynaklanan bir ön yargı. Tarihe baktığınızda 1000 yıllık Türk geçmişi içerisinde Türk kadınının ailede ne kadar etkin, ne kadar savaşçı olduğunu görürsünüz. ’Tarihte biz hep ezildik’ diyorlar. Her şeyde kadın titizliği ve dikkati gözlemlenen kütüphane sayesinde Osmanlı kadınları hakkındaki ön yargılar da yavaş yavaş kalkıyor.” Sergilenmeyi bekleyen çok sayıda eserin yer yokluğundan gösterilemediğini belirten Nevval Sevindi “Restorasyon halindeki ek binanın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş tarafından bize verilmesini bekliyoruz” diyor. Kütüphaneye gelenleri daha çok kadınlar ve akademisyenler oluşturuyor. 9:30- 16:30 arası herkese açık olan kütüphanede dışarıya belge verilmiyor. Çok kısıtlı bir bütçeye sahip olan vakıf, kitapları bağış olarak yazarından ya da yayınevinden edinmeye çalışıyor. Katkıda bulunmak isteyenler için, Türkiye Vakıflar Bankası Etiler Şubesi hesap no: 200 91 97. 10 bölümde geçmişten günümüze kadın Kütüphanede Osmanlı döneminden itibaren kadın eserleri ve kadınlarla ilgili belgeler 10 ayrı bölümde toplanıyor. Kitap bölümü: Yaklaşık 1000 kitap var. Süreli yayınlar: 47 dergiye ciltlenmiş şekilde ulaşılıyor. Gazete küpür koleksiyonu: Kadınlar hakkında gazetelerde çıkan haberlerden oluşturulan 412 klasör bulunuyor. Özel arşiv: Kadın örgütleri ile ilgli belgeler ve tarihi öneme sahip kıyafet yastık, çanta, fincan gibi eşyalar muhafaza ediliyor. Kadın sanatçılar arşivi: Plastik sanatı ile ilgilenen 1749 kadın sanatçıya ait belge yer alıyor. Kadın yazarlar koleksiyonu: 774 kadın yazara ait dökümanlar mevcut. Görsel koleksiyonlar: Kadın tarihinde büyük öneme sahip fotoğraflar ve vakıfta şimdiye kadar yapılan etkinliklerin görüntüleri bulunuyor. CD ve kasetler: Sözlü tarih çalışmaları, 193 adet teyp, 84 adet video ve 59 adet CD yer alıyor. Nadir belgeler bölümü: İlk kadın avukat Süreyya Ağaoğlu’nun, varisi tarafından bağışlanan belgeler sergileniyor. Efemera bölümü: Geçmişle ilgili objelerin saklandığı 149 özel kutu var. Bizim KAhve eki Ayşegül PArlayan

Aydın kadın

Mart 8 2007Yorum Yok Kategori: Kadın

DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN. “Ben istemedim asla… Aşık olmayı, Kadınlarla olan geçmişim Kaza ve Kaderdir tamamen. Ne kadar da şaşırmıştım Bir kadının sevgisi Dönüştürünce beni güle Bir taşken eskiden.” Nizar Kabbani

Aydın kadın bütün kadınları fark gözetmeden seven kadındır. Sevgili nevval hanim,hem esiniz icin hem siyasete katilma nizi kutlarim,ALLAH hayirli etsin,h,7 de tesadüfen izledim(dünyanin neresinde var,esit ise kadin erkek ayni ücret,avrupada almanya,isvicre(benim yasadigim yer),avusturyada yok:::::basarilarinizin devami dilegiyle….

Güneydoğu’da kadın

Mart 4 2007Yorum Yok Kategori: Kadın

Yurt dışında GAP idaresi,ÇATOM kurumları ve Güneydoğu’da kaıdn konusunda verdiğim konferansın metni.

Slide 2: Güneydoğu Anadolu Projesi denilince herkesin aklına tarım su barajlar ve pamuk gelebilir Benim aklıma insanlar, farklı diller, dinler, renkli yerel giysiler, kadınlar ve değişik yaşam tarzları geliyor. Güneydoğu renkli ve çok farklı bir kültürel sosyal dokudur. Planlama eski yüzyılda devletin emriyle masa başında yapılan bir mühendislik tasarımıydı. 21. Yüzyıl insan odaklı bir yüzyıldır. Kalkınma projeleri yeni bir yapılanma ve rol dağılımı arayışı olduğuna göre insan odaklı olmak zorundadır. Bence kadın odaklı bu yüzyılda kadının yeri öne çıktı. Çünkü sürdürülebilir katılımcı kavramlar için taraflara ihtiyaç var. Kadın ise hep unutulan taraf oldu. Burada dönüp GAP’a baktığımız zaman en büyük ulusal varlığımız olan insan gücü içinde kadınların yok sayıldığını fark ederiz. Ben 6 yıldır bölgede gazeteci ve sivil toplum örgütü üyesi hem de GAP idaresi sosyal planlama master çalışması çerçevesinde bulunuyorum. Bölgede kadınlardan en çok duyduğum cümle; “ben de insanım ama kimse benim farkımda değil.” Feodal yapı içinde kadın kıpırdayamıyor. Dil sorunları var çünkü okutulmuyor. Meslek ve becerileri yok. Sadece ücretsiz tarım işçisi ve ev hizmetlisi… Belediye başkanı bile kızlarını okula gönderemiyor çevre dedikodu yapar diye. Karısı 9 çocuk doğurmuş. Korunmayı ona kızları TV den öğrenip anlatmışlar. Zehra hanım hayatında sadece bir kez Mersin’e gitmiş ve denizi görmüş. Mayolu kadınları görünce dili tutulmuş. Buna nasıl izin verildiğini hiç anlamadığını söyledi bana. Slide 3 Orta Doğu’da da kadın olmak kolay değil. Kadının yaşamına sosyal kölelik denebilir. Orta Doğu binlerce yıllık feodal gelenek ve göreneklerin bağnazlığında kadını eziyor. GAP bu kültürel iklimin bir uzantısı. Türkiye bu bölgede kadını kalkınmaya entegre etmelidir. Çünkü Türkiye Doğu ile Batı kültürü arasında tarihi bir köprüdür. Bu köprü Orta Doğu’ya kadar uzanıyor. Ürdün gibi bir çok Orta Doğu ülkesinde namus cinayetleri işlenmektedir. Urfa’da boğazı kesilerek öldürülen ya da Fırat’a atılan kız öyküleri çok duyarsınız. Kadını sadece erkeğin namus simgesi olarak goren bu anlayış Sümer’lere kadar giden binlerce yıllık Mezopotamya geleneği. Artık bunu değiştirmenin zamanı gelmedi mi? Kadını sadece doğuran pişiren kotaran olarak eve hapseden ve orada şiddete maruz bırakan gelenekler, evet yeni dunya düzeninde ulusların rekabetini de tehlikeye sokan bir boyut kazandı. Kadınlar olmadan demokrasi, demokrasi olmadan kalkınma yok. Ortadoğu ülkelerinde kadın sorunun kapalı bir kutu olarak durduğunu görüyoruz. Anamız bacımız demek yeterli değil, kadın bireydir. Kadın bir ülkenin vatandaşıdır. Vatandaş olarak hukuk karşısında erkekle eşit olmak zorunda. Yoksa ortadoğu’ da zaman 21. Yüzyıla gelemeyecek. Geçmiş zamanlarda yaşayacak. Toplumsal içedönüklük değişimin önünde engel. Slide 4. Bireyler tv ve göç yoluyla dışa açılıyorlar. Başka dünyaları görüyorlar. Bireyler özellikle kadınlar baskıdan bunalmış durumda. Onlar Batılı değerleri benimsemek ve yaşamak isterken toplum geleneksel, feodal değerleri dayatıyor.çözümsüz alanlar oluşuyor. Kadınlar başka hayatların olduğunu, büyük kentlerde kadınların birey olarak kabul edildiğini görüyor .talep ediyor. Karşılığı “dili uzadığı” için dayak, yasak ya da erkenden evlendirme. Akraba evliliği çok yaygın. Erkekler de zorla yakın akraba kızlarıyla evliliğe mecbur kadının erkeği, erkeğin kadını sevmediği aileler kuruluyor. İletişim yok sadece şiddet bir iletişim biçimi oluyor. Kadına babası, ağabeyi, amcası,dayısı, kaynatası ve kayınpederi karışıyor. Tüm akraba erkekler kadının hayatı hakkında söz sahibi. Bir çok kız çocuğu babası yüzünden değil amcaları yüzünden okula gitmiyor. Çünkü amca kendi çocukları ile onları karşılaştırarak kızlara yüz verilmemesi konusunda baskı yapıyor. Sadece erkekler değil, erkek kurallarıyla büyüyen kadınlar da çok acımasız olabiliyor. Kadınlar çok çocuk doğurmanın bedelini kız çocuklarının sırtına yüklüyor. Onlar ev hizmetçisi ve çocuk bakıcısı oluyorlar. 12 yaşında evlenen kadınlar gördüm. 30 yaşında 60 yaşında görünen kadınlar… Kuma denen nikahsız diğer kadınlarla oturmak zorunda kalan kadınlar…Mirastan mahrum bırakılan kadınlar… Bugün kızlar zorla örtündüklerini, zorla evlendirildiklerini ve bundan şikayetçi olduklarını söylüyor.daha önce kocasına iş isteyen kadınlar bugün kendine iş istiyor. Okuma yazma bilmeyen kadın sayısı % 55 oranında kadının eğitiminin katma değeri yüksek. Slide 5: Bölgede her iki kişiden biri çocuk. Bunu yapan ve bakan kadın.geleneksel sosyo ekonomik ilişkiler modern ilişkilere dönme sancısı çekiyor. Yapılan araştırmalarda Türkiye’ de gerek gecekondu bölgelerinde gerek Anadolu’ da kadın değişimden yana görünüyor, çok az bir farkla erkekten önde. Kadın değişimin motoru yeni çağda.bireyin öne çıktığı bu çağda kadın birey olarak yerini istiyor. Kadın kültürün üreticisi olarak sürekliliğin temsilcisi, bunun iki boyutu var: olumlu olan renkli bir kültürel yapının devamlılığı olumsuz olan ise feodal, köhne geleneklerin de temsilcisi halinde kadın zaman zaman. Çünkü bu değerler içselleştirilmiş kadın tarafından. Ya da korku nedeniyle kadın kıpırdayamıyor. Kadınlar tarlada çalışmak istemiyor, köyden kaçıyor. Şehri isteme nedenleri tarlada çalışmayacakları için ev kadını olmak bir lüks. Bölgede nitelikli tarım işçisine ihtiyaç var, niteliksiz köleye değil. Kadın ve tüm katmanlar kalkınma süreciyle bütünleştirilmeli. Kalkınma bir bütün içinde anlamlı. Tarım sorununu baraj çözmez, sosyal ve kültürel yapı içindeki insanın değişimi çözer.kadın üretimde var ama dünya mal varlığının sadece yüzde birine sahip Slide 6. Süryani bir aileden nurdan hanımla konuştum. Nurdan hanım liseyi bitirince babası evlendirmeye karar verir. Nurdan hanım okumak istemekte ama onu kimse dinlememektedir.nurdan hanım intihar eder. Son anda onu hastaneye Diyarbakır’a götürürler. Genç bir doktor babası ile konuşur. Yazık değil mi bu kıza der. Bak İndra Gandhi bile başbakan bugün sen de istemez misin kızın başbakan olsun. Nurdan hanım başbakan olamaz ama diş hekimi olur. İlk doğan kızının adı da: İndra. Bölgede Süryani, Müslüman,Keldani çok farklı kültürel gruplar olmasına rağmen kadına karşı davranış kodları çok benzer. KADINLAR arasında bir yazı yarışması yaptık ve 244 yazı geldi. “Duyulmayan Ses” adıyla onu kitap haline getirdik. Kadınların okuma yazmayı bir ay önce öğreneni bile “özgür olmak istiyorum “diye yazmıştı. Hayatta en önemli talebi özgürlük kadınların ve okuyup meslek sahibi olmak. Bir kadın yazmış: “erkekler mi onlar sadece para düşünürler onların hayalleri bile yoktur. Benim hayalim ise pilot olmak.” İşte bu nedenle kadın diyorum. Çünkü onların hayalleri var. Gelecek hayalleri olanlarındır. Bilgi çağında önemli olan kol gücü değil, hayaller ve entelektüel sermaye. Kadınlar büyük bir entelektüel sermaye olarak kalkınma planlarının motoru olabilirler. Slide 7: Çok amaçlı toplumsal merkezler kurulduğunda “çok amaçlı” tasarlanmıştı. Fakat kadınların ihtiyacı acildi ve onlar ele geçirdiler bu merkezleri. Okuma yazma kurslarına akın ettiler. 40-50 yaşında kadınlar okuma yazma öğrendiler. Askerdeki oğullarına elleriyle mektup yazdılar. Kızlar elişi, ev ekonomisi öğrendiler. Bilgisayarlara dokundular. Esas önemlisi kadınlar için sosyal alanlar yaratılmış oldu. Bir çok küçük yerleşimde hiç sokağa çıkamayan kadınlar toplu olarak her gün sokağa çıkıp ÇATOM a gelmeye başladılar. Kadın sokakta olabilir mesajını verdiler ilk kez. ‘ Ekranda gördüğünüz adalet başörtülü olan. ÇATOM yöneticisi idi. Bugün ona bulduğumuz bir burs ile New york’ da İngilizce öğreniyor. Bir yıl sonra gelecek. Şimdiden ufku değişmiş genişlemiş ve sorgulayan biri oldu adalet. BM ler kadın komisyonu toplantılarına katılıyor. Kadın ve tarım konusunda uzmanlaşmaya çalışıyor. Dönünce bölgeye yararlı olmak istiyor. Dargeçit ÇATOM da daha iki yıl önce müzik kursuna tepki vardı. Halk kızını göndermiyordu. Buraya gelmeden oraya gittim ve onlar bir tiyatro grubu kurmuşlardı. Oynadıkları oyun “Godot’u beklerken” gibi beş farklı oyun. Tiyatro karşıtı ana babalar üç gün üst üste ağlayarak oyunları seyretmişler.Artık kızlarıyla gurur duyuyorlar utanmıyorlar. Slide 8: Anakültür is an organisatio whose main goal to reach out to rural women in, especially, Southeast Anatolia during the process of socio-cultural development. Anakültüracts as a facilitating and networking group towards building the capacity of local women. Our group was founded in 1997 with aim to ıntergate the voice of in particular rural women and her feminine culture into the development process of the area. It was triggered by a specific case: the killing of a 16 year old girl from şanlıurfa. She was the victim of alocal gender discriminatory custom called “honour killing”. Between 1997-2000, anakültür organised 8th march international Women’s day Celebrations and love Feasts and visited numerous houses, women centres in southeast Anatolia, reaching around 10.000 women and children. These feasts are held mainly in rural areas with workshops for women on issues such as women human rights, technology and hygiene and educative games for children. Anakültür, since March 2000 has begun publishing a monthly newsletter called “anahaber “ in Turkısh. Biz ÇATOM larla ve GAP idaresiyle birlikte çalıştığımız gibi diğer NGO LARLA DA İŞBİRLİĞİ yapmaktan çok memnunuz. Bölgenin ihtiyacı olan insani sevgi ve ilgi. Sohbet etmek sadece. Slide 9: İn our April 2000 issue, we announced a support call for 5 girl children to continue their elementary education which found a sponsor immediately. Following this success, in october 2000 during a field trip to the region we were once again approached by mothers and teachers to find sponsors for more girl children to be able to contiune their education.ıt is common practice that the girl child is refrained from continuing her compulsory education by traditions and due to lack of funds. The priority is always given to boys. This sad stiuation activated a couple of our friends and volunteers and since october 2000 we have found sponsor for 12o girl children. Writing is an escape for local women who are able to read and write, and a way to express themselves and therefore we organized a letter writing competition for which we received 244 letters.bundan daha önce söz etmiştim size. 40 yaşın altındaki kadınlar iletişime daha açık ve kendini ifade etme isteği duyuyor.Kadınlar için okuyan kızları onların tercümaları ve bilgi aktarıcıları. Slide 10: Bölgede en önemli sorun ; sosyal alanların az olmasıdır. Sosyal ve kültürel etkileşimin olacağı kamu alanları hemen hemen yok denecek kadar az. Olanlar da sadece Erkeklere ait. Erkeklere internet cafe, kahvehaneler, eğlence yerleri bulunmakta. Kadın erkek toplum için de hiç birarada bulunmamakta. Evlerde ya da kamu alanlarında Kadın ve erkekler ayrı dünyalara ait yaşamlar sürüyor. Bu da iki cins arasında iletişim kurulmasını engelliyor. Toplumsal elektriğin varolması kadın erkek birlikte Yaşanan toplumsal olaylardır. Sadece düğün, cenaze ya da sünnet törenlerinde eğlenebilen kadınlar bunun dışında ev içinde kapalı bir yaşam sürmekte. Dış dünyadan izole , yalıtılmış ve yalnız olan kadın elbette ürkek, çekingen ve kendine güveni yok. Bölgede köy köy gezdik. Anakültür olarak yaptığımız sevgi şölenlerinden biri Eruh diye bir kasabada oldu. On yıldan fazladır böyle bir sosyal etkinlik görmemişler insanlar. Herkes çok mutlu oldu. Gittiğimiz her yerde kadınlar boynumuza sarılıyor. İyi ki geldiniz diyorlar. Daha önce bölgede kocasına, oğluna iş isteyen kadınlar beş yıl sonra , bugün kendilerine iş istiyorlar artık. Her konuda bilgi edinmek, ufuklarını genişletmek amaçları. Ne olur bizi buralarda yalnız bırakmayın diye sarılıyorlar bize. Kadının sosyalizasyonu toplumun refahı ve bölge kalkınma projesinin başarısı için öncelikli bir sosyal stratejidir. Kadının çarşıya çıkması namus meselesi olan bir sosyal Yapıda kadına hiç soluk alma izni verilmiyor. Slide 11: Kalkınma planları sadece mühendislik projeleri olarak düşünülürdü eskiden. Oysa her şey insan için yapılıyor. İnsani ölçekler önemli. Kadın merkezli kalkınma bugün dünyada ilgi görmekte. Çünkü nüfusun yarısı olan kadınların statülerinin yükseltilmesi çocukların eğitimi açısından önem taşıyor. Kadınlara gerek devlet gerek NGO’ lar sadece kadın işleri öğretmekle yetindiler. Dikiş, nakış, ev ekonomisi önemli ama yeterli değil. Kadın için geleneksel olmayan işleri de Kadınlara meslek eğitimi için öngörmeliyiz. Bu fotoğrafta gördüğünüz kız nakış kursunda öğrenci, okutulmuyordu. Bu gün bizim verdiğimiz bursla okula devam ediyor. Meslek sahibi olmak en büyük özlemi kızların. En çok öğretmen olmak istiyorlar. Kime sorsanız okumak istiyorum diyor. Kendilerini geliştirmek isteyen bu kızlara Kadınlara ulaşmak zorundayız. Onların eğitilmesi ve bireyselleşmesi “kalkınma projeleri” için büyük destek kazanmak demek. Türkiye’ de yapılan bir araştırmada Toplumun çeşitli sınıfları arasında kadınların erkeklerden daha fazla modernleşmeden yana olduğu çıktı. Kadın modernizmden yana. Erkek iktidar kaybı korkusuyla buna engel. Ayrıca bir su projesi olan GAP ‘ da sulu tarım yapılacak.sulu tarım teknoloji demek, “high thec” ziraat demek. Kadınlar teknoloji eğitimi almalılar ve sulu tarım İşçisi olmalılar. Onlar bugün tarımda en çok çalışan ve parasız işçiler. Ev içinde kızların okutulmama nedenlerinden biri parasız hizmetçi olmaları. Kadınları bu nedenle sadece “kadın işi” denilen işlerden uzaklaştırmalı ve onlara nitelik kazandırmalıyız. Biz Doğulularda “aile” önemlidir. Aile toplumun temeli sayılır. Aile içi dayanışma bizi bir çok sıkıntı, O zaman ailenin iyileştirilmesi ulusal sorunumuz. Slide 12: Evde karısını, kızını döven erkeğin demokrasi isteme hakkı yoktur. Şiddet üreten şiddet bulur. Bölgede çok farklı kültürler olması nedeniyle “conflict resolution “ çalışmaları önemli. Çatışmaları hoşgörü ve anlayışla çözmek için “demokrasi” tarifinde anlaşmak gerekir. Demokrasi sadece erkek vatandaşlar için üretilmiş bir sistem değil. kadınlar da erkekler kadar yasalar önünde eşittir. Bunu kabullenmek zorunda erkekler. Demokrasi her eve lazım. Demokrasi kalkınmanın temeli. Bugün demokrasi liberal Pazar ekonomisinin temeli, Zenginlik demokrasi de kısacası. Kalkınma değişim ve dönüşümü içerir. Sosyal ve kültürel değişimler yavaş süreçlerdir, ama imkansız değillerdir. Kültür değişir. Örneğin Ortadoğu, bu topraklar Eskiden Tanrıçalara tapınılan, ünlü tanrıçaların olduğu topraklar. Bugün ise ataerkil, feodal düzenler egemen. Değişim kültürün ruhudur. demokrasinin aile içinde sindirilmemesi sadece kadın erkek arasında değil, kadınlar arasında da çatışma yaratıyor. Bölgede kaynana, gelin ve görümce çatışmaları, Aile içi akraba çatışmaları, iletişimsizlik çok yaygın.çekirdek ailenin yaygınlaşmaya başladığı bölgede aile çok önemli. Bölgede kızlar, kadınlar bize her yazdıklarında “özgür olmak” istiyoruz diye haykırıyorlar. En çok özlem duydukları şey, istediklerini giyebilmek, sokağa çıkabilmek, çocuğunu Kendi istediği gibi yetiştirmek. Bir de kocasına adıyla seslenmek! Bu ayıp sayılıyor bölgede. Bölgede bir cennet yaratmak değil hayalimiz. Hayalimiz bölgeyi demokratikleşme açısından Batı Türkiye’ ye ve batılı değerlere yakınlaştırmak. Böylece Doğu değerleri ile batı ararsında bir köprü olan Türkiye’ nin demokrasiyi içine sindirmesini kolaylaştırmak. Slide 13: Bugün dünya global bir kö y. Önce para globalleşti. Ticaret sınırları kaldırıp her yandan girip çıkmaya başladı. Globalleşme bugün insan hakları ve demokrasinin de dolaşım serbestliğidir. İnsan hakları hepimize lazım, herkesin kültürü kendine. Kültür 21. Yüzyılda çok değerli oldu, çünkü dünya Küçük bir köye dönerken iletişim araçlarıyla tüm dünyayı “aynileştirmeye” çalışıyor. Devletler dünyaya açıldıkça kültürlerine sarılıyor. Global düşünüp Yerel hareket etmek gerektiğini kavrıyor. Kültür neden önemli hale geldi? Çünkü insan merkeze alınınca kültür onunla beraber yükselen değer oldu. İnsan pazarlamanın da bugün merkezinde. Artık tüketici önemli. O karar verici. Kültür belirleyici olunca kalkınma projeleri kültürü kalkınmaya entegre edip bir araç olarak Kullanmalı. Kadınları vasıfsız aile işçisi, tarım işçisi konumundan çıkarıp vasıflı vatandaş ve birey yaparsak “bilgi çağı” denilen 21. Yüzyılda söz sahibi olabiliriz. Türkiye İlk kez GAP Bölge kalkınma Master Planında kadın merkezli , sürdürülebilir bir stratejiyi hayata geçirmeye çalışıyor. Biz NGO’ lar da destek veriyoruz. Development çok complex bir process.

kitap gönderin

Mart 3 2007Yorum Yok Kategori: Kadın

Arkadaşlar, ben ne yapabilirim bu ülke için diye çeşitli nedenlerle bana yazanlar var.Hiç bir şey yapamayan bu adreslere kitap göndersin.Anadolu’da okulların acil kiatba ihtiyacı var.Kırtasiye malzemesine ihtiyaç var. Organize edin gitsin.

Nevval hanım merabalar. İnşaallah iyisinizdir.Sizden isteğimiz olacak.Ben Muş Yetiştirme yurdunda çalışan bir öğretmenim.Bizim kütüphanemizde çocukların istifade edeceği kitap sayısı çok az sizden kitap istiyoruz.Bize bu konuda yardımcı olursanız çok sevinirim gerçekten çok ihtiyacımız var.Saygılar sunar çalışmalarınızda başarılar dilerim.veyselanik [veyselanik@mynet.com] Kime: Saadet Nevval Osmaniye 80. Yıl Cumhuriyet İ.Ö.O. ya türkçe öğretmeni Elif Akoğul tarafından kütüphane oluşturulmaya çalışılmaktadır. Siz değerli yazarların bu hayırlı olaya bir katkısı olabilirse seviniriz. Saygılarımla… Levent AKOĞUL Bizim okulumuzda başlattığımız bir kitap kampanyamız var..Sizden bu kampanyaya destek olmanızı bekliyoruz.belkide yapacağız bir küçük yardım bir çok kişinin eğitimine katkı sağlayacak.bize destek olmanızı diliyoruz şimdiden teşekkür ederim.Tarih öğretmeni elife üçgül 80.yıl cumhuriyet lisesi kadirli/Osmaniye Gönderen: Cizre Anadolu Lisesi Müdürlüğü
E-Posta: cizreanadolulisesi@gmail.com
Konu: KARANLIĞA BİR IŞIK DA SEN YAK!
Mesaj: KARANLIĞA BİR IŞIK DA SEN YAK! Ülkemiz ve toplumumuzun çağdaş uygarlık seviyesine ulaşabilme çabasında eğitim ve kitap okuma alışkanlığının ne kadar önemli olduğu malumdur. Yeni açılan Anadolu Lisesi öğrencilerimizi bilgili, eğitimli, çağdaş ve kitap okumayı seven birer insan olarak yetiştirebilmek için okul kütüphanesi kurmak çabası içinde bulunmaktayız. Bu çabada hedefe ulaşabilmek için herkesin desteğine ve yardımına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kampanyada karanlığa bir ışık da siz yakmak isterseniz, okul kütüphanemize, her tür edebi eser, klasikler; öyküler, ÖSS Hazırlık vb… kitap bağışlarınızı bekliyoruz. Not:Elimizde yeteri kadar ansiklopedi bulunmaktadır.. İletişim için: Cizre Anadolu Lisesi Müdürlüğü CİZRE/ŞIRNAK Tel: 0 486 616 18 72 Efendim iyi günler. Ben Ordu ilinde Türkçe öğretmeni olarak görev yapıyorum. İfadelerim bir şikayet değil, bir isyan da değil, bir istek de değil.Sadece kendi imkanlar dahilinde başarılmış, amacına ulaşılmış çalışmalar bütünüdür. Ülkemizde okuma alışkanlığının ne kadar kötü durumda olduğu bilinmektedir. Ben kendi çabalarımla birşeyi başardım. Ve kendi yöntemimle… 6. sınıftaki bir öğrencimin bir eğitim-öğretim yılında okuduğu kitap sayısı tam 130′dur.Sınıf ortalaması da 70 civarında. 7. sınıf ve 8. sınıf öğrencilerim de müthiş düzeyde okuyorlar. Tabi bu birşeylere rağmen yapıldı. Çok büyük problemlerle karşılaştım hala da karşılaşıyorum. Dershane zihniyeti ve sisteme dahil olan, öğrencileri test makinesi haline getiren bu sistem elemanları, herhalükarda engel oluyor. Ben ise çocuğu hayata hazırlıyorum. Onları çalışkan ya da tembel diye ayırmadan , hayata hazırlıyorum. Ve benim öğrencilerim kimleri mi biliyor? Başta Cemil Meriç( Kaç 7. sınıf öğrencisi bu isimleri bilebilir veya anlamaya çalışır?) Atilla İlhan, Oktay Sinanoğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Yunus Emre, Mevlana, Baki, Nedim, Sokrates, Platon, İbn-i Haldun, Hallac-ı Mansur, Hegel, MArks, Niçe, Dostoyeski, Hugo ve daha niceleri…. Bu bir başarıdır ve devam edecektir. Bunu Herkesle paylaşmak istiyorum. Uyguladığım bu DİYALEKTİK uygulamayı paylaşmak istiyorum. Yaptığım kısaca şu: Düşünmek, düşünmek, düşündürmek ve düşünenleri göstermek. Amaç sadece okumak değil . Asil olan bu davranışın nihayi amacı da asıl olana hizmettir. O da davranışlarına dökmektir. Cemil Meriç’in ( Kaç 7. sınıf öğrencisi bu isimleri bilebilir veya anlamaya çalışır?) Atilla İlhan, Oktay Sinanoğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Yunus Emre, Mevlana, Baki, Nedim, Sokrates, Platon, İbn-i Haldun, Hallac-ı Mansur, Hegel, MArks, Niçe, Dostoyeski, Hugo ve daha niceleri…. Bu bir başarıdır ve devam edecektir. Bunu Herkesle paylaşmak istiyorum. Uyguladığım bu DİYALEKTİK uygulamayı paylaşmak istiyorum. Yaptığım kısaca şu: Düşünmek, düşünmek, düşündürmek ve düşünenleri göstermek. Amaç sadece okumak değil . Asil olan bu davranışın nihayi amacı da asıl olana hizmettir. O da davranışlarına dökmektir. Cemil Meriç’in dediği gibi ”Bizde düşünenler yoktur. Düşünenleri, düşünenler çoktur”. Teşekkürler. Eğitimci adayı evgin52@mynet.com Merhaba saygıdeğer Hocam, Ben çorum’un Alaca ilçesinde bulunan bir ilköğretim okulunda Türkçe öğretmeni olarak görev yapmaktayım. İsmim Mitat Kaya. Hocam, okulumuz taşımalı eğitim yapan yeni bir okul. Bu vesileyle okulumuzun bir kütüphanesi yok. Ben de bu yıl bir kütüphane oluşturmaya karar vererek “Okulumuza 1000 Kitap” adıyla bir kampanya başlattım. Desteğinizi bekler saygılar sunarım. Adresimiz: Dr. Ali Dedekargınoğlu İlköğretim Okulu Alaca/ Çorum Tel: 03644116377 Cep: 05058904799 (meb hattı)

Bosna’da Soykırım

Şubat 28 2007Yorum Yok Kategori: Kadın

BOSNA’DA BİR KÜLTÜR YOK EDİLİYOR Bosna savaşı boyunca bir çok sergi,konuşma,panel ve yazı yazdım. maalesef bununla ilgili hazırladığımız kitaba sponsor bulamadık.Oraya yazdığım önsözde bunun bir savaş olmadığını, savaşta iki taraf gerektiğini oysa burada tek taraflı sırp Çepnik soykırımının bulunduğunu ısrarla yazdım,söyledim.Bu bir kültürün yok edilmesi,bir kültürün soykırımıdır dedim. lahey Adaletsizlik divanı kararı bunu yıllar sonra doğruladı. Müslüman,Osmanlı ve Türk kültürünü yok etemk için yapılan soykırım her türlü maddi mekana,belgelere ve de Mostar köprüsüne de uygulandı.

1996-1997 DE KOSOVALI GÖÇMENLERLE RÖPORTAJ Kosova’da yaşanan bir soykırımdır. “Balkan tarihi baştan sona kurbanları Müslümanlar olan bir göç ve etnik temizlik tarihidir” diyor Triesteli bir gazeteci. Tıpkı benim anneannemlerin Zivoşki’den kaçışı gibi. Balkanlarda çeşitli dönemlerde insanlar bu ırkçılık ve soykırım nedeniyle acılar yaşadılar. Kosovadaki etnik temizlik, soykırım ve göçler tümüyle “Balkanlardaki Türk dehşeti” efsanesi üzerine kurulmuş bir oyundur. Bu nedenle bu iki tarafı olan bir savaş değil Sırpların ve dolayısıyla Hıristiyanların Avrupa’da uyguladıkları kültürel bir savaş açma hali. Müslümanlığa ve Osmanlıya ait tüm sembolleri yerle bir eden bir kültürel savaş.Dilimizdeki “muhacir” sözcüğü bir göç ifadesi değil bir kovulma ve şiddet öyküsüdür. Şu anda dünyada 1.2 milyar mülteci var ve bunun 800 milyonu kadın ve çocuklar. En büyük vahşeti onlar yaşıyor. Sırplar aileleri bölerek, aile birliğini yok ederek, kadınlara tecavüz ederek bir soykırım uyguluyor. Kayıp kuşakların büyüyeceği acı dolu bir yüzyıl başlangıcı. Türkiye’ye yaklaşık 9000 mülteci geldi ve 20.000 bekleniyor. Kırklarelinde kurulan kampta 3274 Kosovalı kalıyor, 500 kadarı Türkiyedeki akrabalarının yanına ayrılmış. 6 yıldır bu kampta yaşayan Boşnaklar var hala geri dönmeyi umut ediyorlar. Perva gibi Makedonyadaki kampta inceleme yapıp dönen Cindoruk taze bilgilerini bizimle paylaştı. Kırklareli kampı her türlü övgüye değer bir temizlik ve bolluk içinde. Tatil beldesi sukuneti var ortalıkta. Bu sessizliği bozan bitip tükenmek bilmeyen salıncak zincirlerinin gıcırtısı , çocukların yaşama sevincini tüm kampa duyuran kampanalar gibi. Fevziye Hoca ve 3 yaşındaki Harissa’yı sallıyor üşünceleri Kosova’da. Priştinede araba boyacısı olan eşinin yanında olmaı en büyük tesellisi. İzmir’deki akrabalarının yanına gidecekler. Bir aydır gece gündüz demeden çalışan görevliler kampın tüm ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Bir görevlinin dediği gibi: Bütün Kırklareli burada Valisinden memuruna, ilde bürokrasi durdu. Kamptaki kadınların çoğu kocası kaybetmiş ya da Kosova’da bırakmış yalnız kadınlar. Kocalarını gözleyen kadınlarla babalarını özleyen çocukların öykülerini dinliyoruz. Kosova’daki güzel evlerini ve yaşamlarını özleyen genç kızlar, kadınlar… Hadiya Kira üç çocuğuyla birlikte , kocası Kosova’da kalmış. Çocukları Türk okulunda okuyan Hadiya iki hafta önce terk ettikleri evini anlatıyor gözü yaşlı. Kocası Türklerin partisi olan Türk Demokratik Birliği partisine üyeymiş. Makedonya sınırında onu geri göndermişler. Barış, Berkant ve Bahar en çok babalarını özlemişler. Valentina ve Balerda 13 ve 12 yaşındalar onlar da okullarını özlemiş. Şeperessa elektronik mühendisi kocası Kosova’da kalmış. Bir oğlu ve kardeşiyle gelmiş kampa. Türkçe bilen Günay hanım masadaki konuşmaları tercüme ediyor. Hepsi Gilan kentinden geliyor. 80.000 nüfuslu güzel bir kentmiş Gilan.Hepsi memleketlerini özlemiş. Günay hanımın kocasından haberi yok, onu merak ediyor. Bize bu ırkçılığın on yıl önce aleni olarak başladığını anlatıyor. Sırplar müslümanları işten atıyor ve okumalarını engelliyorlarmış. Dört oğlu da kendi de işsiz kalmış. O nedenle de öğretmen olan eniştesi Fatmir işten atılınca Cafe-bar işletmeye başlamış. Makedonyadaki kampı görünce dehşete kapılmış ve tekrar yollara düşmek ona daha anlamlı görünmüş. Onların Türkiyede akrabaları yok. Onların istedikleri Türkiyenin aileleri birleştirmesi. Buyar bir üniversite öğrencisi İngilizce konuşuyor. Orda hem okuduğunu hem Cafe-bar işlettiğini anlatıyor. Bu insanların iyi bir hayatları, gelirleri varmış Kosova’da bugün hiçbir şeyleri yok. Bir Kosovalının dediği gibi: Çingene gibi bu hallere düştük. Yerde bulaşık ya da çamaşır yıkayan kadınlar görüntülenmek istemiyorlar. Çok onurlu bu insanlar durumlarından utanıyorlar. Siz neden utanıyorsunuz kardeşler, ırkçılığa göz yuman Avrupa ve soykırım yapan Sırplar utansın. İşte 21. yüzyıl işte Avrupa ideolojisi. Kampın kuaförü ve okulu bugün hizmete başlamış. Zil sesiyle annelerinin eline sımsıkı yapışan çocuklar biraz olsun okul özlemini gidermeye çalışıyor. Kocası kuyumcu olan kadın Kuaför kalabalık küçük kızlar ve gençler ilgi gösteriyor kuaföre. Önce saç kesimi. Kadınlar ve genç kızlar çok bakımlı ve tertemiz geziyorlar. Üstlerindeki tek giysilerini akşam yıkayıp ütüleyip sabah sırtların geçiriyorlar. Birikmiş olan kullanılmış şyalara el sürmüyorlar. Onların ağırına gidiyor. En çok iç çamaşırına ihtiyaç duyuyorlar. Eşofman ve kot istiyorlar. Ermira 16, Florita 19, Afrodita 19 ve Şöhreta 21 yaşında pırıl pırıl gençler. Tercümanımızla bize yaşamlarını anlatıyorlar. Hepsi eğitimlerini yarım bırakmış. Florita ekonomi okuyormuş, diğerleri lise. Sırp deyince akıllarına kaçmak geliyor onların. Türkiye diyince daha önce akıllarına sadece turistik bir ülke gelirmiş. Oysa bugün anlamı değişmiş mecburen gelinen ülke. Kosovalı hacılar evlerine döneceklerine kampa getirilmişler ve ailelerinden, çocuklarından, torunlarından haberleri yok onların. Gözleri yaşlı Kosovalı hacıların. Çadırları dolaşıyoruz. Burada karınca çok. Kosovalı bir mülteci diyor ki: Karınca bacağına tırmanırsa yağmur yağacağına inanırız diyor. Gerçekten öğleden sonra yağmur başlıyor. Ajrabası olmayanlar çok zor durumda Şemside Zogu bunlardan biri. Priştineden gelmişler 14 kişiler. Kendisi elektronik mühendisi, kardeşini gösteriyor kimyager. Gelinlerinin 4 aylık bebeği var ve 72 yaşında anneleri. Bu Kosovalılar için kardeş aileler gerekiyor. Bizi kamptan alın diyorlar. Bazıları kulübelerinde oturmuş ellerindeki en değerli şey olan albümlere bakıyor. Kapaklarında türk kadın sinema sanatçılarının fotoğrafları olan bu albümler elden ele dolaşıyor. Kocasını gösteriyor, evlerinin ne kadar güzel olduğunu. O güzel, mutlu günü düğün gününü gösteriyor. İlk gece giyilen sırma işli geleneksel giysiyi. Bembeyaz giysileriyle neşeli bir gelin elinde kırmızı mendil. Sanki her an geri dönecek gibiler, sanki tatile gelmişler sanki herkes kayıplara kavuşacak birkaç güne kadar. Kosovalı bir nine : Allah aklımızı beklesin diyor. Balkan cehenneminin yollarına düşenler hep Türkiyeye geliyor. 1890’da, 1912’de, 1987’de,1991’de ve 1999’da olduğu gibi. Osmanlı sonrası bir yüzyıl süren soykırım ve ırkçılık. Balkan coğrafyasına damgasını vurmuş olan Türk ve müslüman kültürü oradan kazımak kolay değil. Benim dedemi ninemi Balkanlardan sürenler bugün Kosovalıları sürüyor. Rasgele evinden yurdundan çıkartılan 40 bin Arnavut göçmenin 10 binden fazlası kayıp.Açlık, sefalet ve korku yolları bekliyor. Bu bahar aylarında gönüllerimizde hüzün çiçekleri açıyor. Bir mültecinin söylediği gibi: Aman bre olmaz böyle zulüm. Vahşet ve soykırım nefes almadan koşan bir sırtlan sanki. Sırplar evlere girip insanları kovalıyor, evleri yakıyor, çalıyor ve tecavüz ediyor. Sistematik tecavüz uygulaması sonucu kadınlar ölümden beter bir hale geliyor. Makedonya sınırında üç gün çamur içinde yaşayanlar bize öykülerini anlattı. Makedonya kampında sefalet çeken mülteciler Kırklareli Gaziosman paşa misafirhanesinde şimdi daha mutlular. Kadın ve çocuklar en büyük vahşeti yaşıyorlar. Sırplar aileleri özellikle parçalıyorlar. Herkesin aklı gönlü ya babasında ya annesinde ya oğlunda ya kızında… Mülteci kadınlar kocasız, çocuklu ve parasız. Eğitimli ya da eğitimsiz akrabası olmayan kadınlar kardeş aileler istiyorlar yanlarında kalacak ya da kardeş aile ilgisi ve iş istiyorlar. Onlara ruhsal destsk vermemiz de mümkün . Onlara yakın olalım . Mülteci kampında zaman geçmiyor. Hep gözlerinde yanan evleri var. Arkada bıraktıkları güzel bir hayat var. Bir vatan var. buRada dilleri bile olmayan yabancılar onlar. Televizyondan Türkçe öğrenen bir güzel genç kız bize tercümanlık etti. Okulunu çok özlemiş. Pıriştinada Türk okuluna gidenler Türkçe konuşabiliyor onlara kitap ve defter götürebiliriz. Çocuklara okul açıldı onlara malzeme götürebiliriz. Oyuncak gönderebiliriz. Bu gururlu insanlar sevgi ve destek bekliyor. Eluard der ki; İnsanlardaki tek zorlu kanun Savaşlara yoksulluğa karşı Kendilerini ayakta tutmaları Ölüme karşı yaşamalarıdır İnsanlardaki tek güzel kanun Suyu ışık yapmaları Düşü gerçek yapmaları Düşmanı kardeş yapmalarıdır Hep var olan kanunlardır bunlar. Biz Türkler hep düşmanı kardeş yaparak yaşadık ama Sırplar ilkel bir ırkçılığı soykırıma dönüştürüyor 21.yy başında ve Avrupa’nın ortasında.

Sayfa 2 / 4«1234»