Haberler

Avrupa’da kadın

Ocak 11 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

Türk Araştırmaları Merkezi Vakfı (TAM) ve Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) işbirliği ile hazırlanan “Avrupa’da Türk Kadını” başlıklı araştırmanın Radison Oteldeki basın açıklamasında yer aldım.Yapılan araştırmayı yorumladım. Medyada adım çıkmadı ama fotografım var arkadaşlar…

Türk Araştırmaları Merkezi Vakfı (TAM) ve Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) işbirliği ile hazırlanan “Avrupa’da Türk Kadını” başlıklı araştırma, yaygın kanaatin aksine Avrupa’da Türk kadınlarının toplumda pek çok alanda kendilerini gösterdiklerini ve bazı alanlarda erkeklerden önde olduklarını ortaya koydu. TAM Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen koordinatörlüğünde hazırlanan “Avrupa’da Türk Kadını: Almanya Örneğinden Hareketle Avrupa’daki Türk Kadınlarının Yaşam Koşulları’na Dair Analiz” başlıklı araştırmanın sonuçları, Radisson SAS Bosphorus Otel’de duyuruldu. VASIFLI İŞLERDELER Avrupa’daki Türklerin yüzde 49′unun kadın olduğunu söyleyen Prof. Şen, toplam 23 Türk parlamenterin 18′inin kadın olduğunu hatırlattı. Almanya’da dönercilik, berberlik ve avukatlık sektörlerinin Türklerin elinde olduğunu dile getiren Şen, Almanya’da bin 50 Türk avukatın yüzde 58′inin kadın olduğunu ifade etti. Araştırmanın sonuçlarını açıklayan TAM Direktör Yardımcısı Gülay Kızılocak da Almanya’da yaşayan ve 3 kuşağa da mensup bin kadın ve 500 erkekle telefon yoluyla anket yaptıklarını, 30 Türk kadınına da Hollanda ve Avustralya’yı inceleterek bir analiz ortaya çıkardıklarını söyledi. Kızılocak, analiz sonuçlarını şöyle aktardı: KADINLAR MEMNUN Türk nüfusunun yüzde 55′i Almanya doğumlu. Türk kadınının yüzde 33′ü çalışma yaşamında yer alıyor. Bu oranın nedeni aile. Türk aile yapısı, Alman aile yapısına göre daha sıkı bağlar içinde ve sorumluluk kadında. Kadınlar, yaptıkları işten erkeklere göre daha memnun. Kadınların yüzde 39′u ev hanımı. Kadınların yüzde 97′si aile ve politikada güç istiyor. Kız çocuklarının yüzde 90′ı meslek eğitimi almış. Kişisel gelirine sahip kadınların oranı yüzde 83. Meslek eğitimi alanında başarılı kızlar evlendiriliyor. Buna yönelik çalışmalar yapılmalı.” Cumhur kadın olsun TİSK Başkanı Tuğrul Kutadgobilik, Türkiye’nin AB sürecinde iki sorun bulunduğunu, bunların da kadın ve çevre olduğunu söyledi. Kutadgobilik, “Avrupa’da Türk nüfusunun yüzde 49′u kadın. Türkiye’de nüfusun yüzde 50,2′si kadın. Türkiye kadın-erkek nüfusunu eşit kullanmalı. Avrupa’da kadınlar 1940′larda, İsviçre’de 1971′de haklarını aldı ancak biz çok daha önce kazandık. Türk kadını gelişmede büyük bir dinamizm olacak. Bugün cumhurbaşkanlığı hassas bir konu. Cumhur-başkanı neden kadın olmasın” diye konuştu.

Nahcivan

Ocak 8 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

Nahcivan için yapılan söyleşi(2005)

1. DA dergisinin ve Zaman gazetesinin Nahçıvan’lı okurları sizi yazılarınızdan tanıyorlar. Naqşıcahan okurlarına da kendinizi tanıtırmısınız? Neden ve nasıl gazeteci oldunuz? Benim web sitemden de bilgi derleyebilirsiniz. Ben çok kültürlü bir kent olan İzmir’de doğdum. Annemler Rumeli göçmeni, babam Rodos doğumlu ve dedelerim Girit ve Midilli adasından İzmir’e göç etmişler. İzmir’de Türk kolejinde okudum ve arkdaşalrım arasında çok sayıda Levanten yani İtalyan,Rum ve Yahudi kökenliler vardı. Bol dil ve kültür içinde büyümenin avantajını sonra İran ve Avrupa ile pekiştirdim ve kenid kültürümü çok merak ettim.Antropoloji denen bilim dalını bu nedenle seçtim. İnsanı merak ettiğim için onu biyolojik ve kültürel olarak öğrenme merakım bir süre sonra gazetecilğe döndü. 6 yaşından beri ciddi bir okur ve yazar durumdayım. Günde 3-4 kitap okuyan ve çılgın gibi öğrenme merakı olan bir çocuk ve genç oldum.Devamlı okur ve yazardım. Şiirler,makaleler,öyküler….Edebiyat ve özelde Rus edebiyatını yuttum desem yeridir. 1989’dan sonra Cumhuriyette ilk yazarlığa başladım.İlk ödülümü Cumhuriyet Gazetesi Yunus Nadi ödüllerinden aldım. Sonra çeşitli gazete ve dergilere çok sayıda yazı,makale yazdım. Konularında ilk olan çalışmaları yaptım. Sözlü tarih henüz bizde yokken sözlü tarih çalışmasıyla Ermeni, Yahudi, Rum ve göçmen yemeklerini yazdım. Kent ve kültür isimli kitap çıkardım. İk kez ne gazetecilerin ne de akademisyenlerin merak etmediği Refah partsisi kadınalrını dizi yaptım derin grüşmeler yayınladım. Sinema sanayinde çaıştım,televizyonlarda 8yıl canlı yayaın ve çeşitli programalr yaptım.Konferansalr verdim,kadın hareketi içinde dernekler kurdum ve Anadoluda çeşitli çalışmalar yanı sıra G.Doğu Anadoluda 5 yıl kadınlarla ilgili çalıştım.Bilgimi kamuya iletmek için gazete ve tv en rahat mecra olarak gördüm. Aslında iktidar odağı olduğu gerçeğini çok sonra fark ettim. 2. Dergimizin son sayısı mart ayında yayımlanacak. Martın 8-i kadınlar için özel bir gün. Bu Türkiye’de ideolojik bir anlam içerse de Nahçıvan’da ve eski Sovyet ülkelerinde köylü-kentli ayrımı yapılmadan Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmaktadır. Bu vesileyle kadınlarla ilgili görüşleriniz ilginç olacaktır. İlk soruyu şöyle soralım; Dünya kadınları arasında kabaca kıyaslama yapacak olursak eski sovyet ülkelerinde yaşayan kadınların yerini nasıl görüyorsunuz? Bu kadınlar SSCB-nin dağılmasından sonra hangi problemlerle karşılaştılar? Dünya Kadınlar Günü 1910’da kabul edildi ve işçi kadınların sömürülmesi neden oldu. Sanayileşen Batı kadın ve çocuğu ezmeye, sömürmeye çalıştığı için bir tepki doğdu. Kadınların dünyada çok ortak sorunları var. Kültürel farklar bulunsa da aramızda ortak dertlerimiz daha çok sayıda. Kadının erkekten daha güçsüz,akılsız ve ikinci sınıf sayılması örneğin yaygın bir tutum ve davranış.Sovyet kültürü kadınalra eştlik sunmuş ama bunun diğer yüzünde kaıdnlara en alt seviyedeki işlere göndermiş. Eşitsiniz adı altında çöpçü, inşaat ustası olarak kadınları ağır ve düşük ücretli işlerde kullanmak büyük haksızlık. Eşitlik falan değil. Kadınlar çok ağır sorumluluk altında Eski Sovyet ülkelerinde bugün kadın haklarını arayış devam etmekte. Meclis ve kota uygulamalrında kadınalrın drumu Türkiyeden daha iyi. Bizde kota olmaması nedeniyle siyasette kadının durumu iyi değil maalesef. Kadın STK’ları Türk Cumhuriyetlerinde faal ve çalışkan.Ancak kadının ailede tüm sorumluluğu üstlenmesi çok ağır bir işçilik. Rus kadınlar da genelde tek başına anne olmakta ve ailenin çöktüğü görülmekte. Çocuk hep annenin malı sayılıyor ve hiç baba ortada yok.baba figürü çok tahrip olmuş ülkede. 3Adına avrupalaşma denen bir sosyal-kültürel fırtına ortalığı kasıp-kavurmaktadır. Bu süreç, asırlarca cesur, fedakar, iffetli, hayalı ve b. ifadelerle tanımladığımız geleneksel türk kadınlarını nasıl etkilemektedir. Bu sürecin avantaj ve dezavantajlarından bahsedermisiniz? Arap toplumuna geldiğimiz zaman, belki de en çok bildiğimiz o. Arap cahiliye döneminde, İslamiyet öncesi kız çocuklarının doğar doğmaz gömülerek öldürülmesi ya da 4-5 yaşına geldikleri zaman, kuyulara atılarak, nehirlere atılarak boğulması sözkonusuydu. Yani baba kız çocuğunu hazırlamasını söylerdi, anne kız çocuğunu hazırlardı, baba bir kuyuya atmak için alıp götürürdü. Böylesine vahşi bir kadın düşmanlığı vardı Arap kültürü içerisinde. O yüzden İslamiyet Arabistan’da gerek ahlaken, o dönemin sosyal ahlak yapısı içerisinde gerekse kadınların hayatına çok büyük bir uygarlık getirdi ve onları koruma altına aldı. Ve sonra Batı’ya baktığımız zaman da bu çerçeveden çok farklı bir şey görmüyoruz. Bugün hep siz Batıdasınız ve batı’da Türk kadını en aşağı seviyededir ve kadın Doğu’da devamlı ezilmektedir, İslam kadını ezmektedir, namus cinayetleri sadece Türk kültüründedir ve işte sizin yüzünüzden olmaktadır diyerekten bu minvalde sayısız şablon üretilmekte ve bir taraf çok aşağıda bu tara Batı’da çok yukarıdaymış gibi gösterilmeye çalışılmakta. Oysa bu gerçek değil. Çünkü biliyorsunuz Ortaçağ’da kadınlardan o kadar çok nefret ediliyordu ki, onları cadı diye yakıyorlardı canlı canlı. Ve çok uzun dönemlerde “cadı avı” yapıldı. Bittikten sonra da sosyal bir deyim olarak kalmıştır bize. Oradan kaldı. aslında kadın-erkek eşitliği sağlanmış kültür olarak Türk kültürü, Avrasya kıtasında, yani Asya ve Avrupa’da biricikliğini gösteriyor. Çünkü Türklerin kadın erkek birarada sosyal kültürel alanda yaşama alışkanlıkları var. Zaten eski Türk inancına göre hanla hatun gökle yerin evlatlarıdır. Ve …… yedinci kat göktedir. Kadına kutsallık verilmiştir. Ve törede kadını horlamak, aşağı görmek veya dövmek sözkonusu değildir, çünkü kutsallığı vardır. Ve bütün Türk destanlarında, eski yazılı belgelerde bunu çok açık olarak görüyoruz. Ve her zaman kadınla erkek yanyanadır. Ünlü Arap seyyahı İbni Batuta seyahatnamesinde anlatır ve der ki, Türk illerine gittim ve hayretler içinde kaldım. Çünkü hatanla hatun yanyana oturuyordu ve hakan olmadığı zaman hatun hakanmış gibi davranıyordu. Hakan gibi ağırlıyordu. Bu Arap kültüründe imkansız olduğu için İbni Batuta buna çok hayret ettiği gibi biraz da yani alt tarafı işte bir kadın beni erkeksiz ağırladı ve erkek gibi davrandı falan diye anlatır. Oysa hakanla hatun doğru. Oysa Batı’ya bakarsak imparator, imparatoriçe, kral kraliçe falan yanyana oturmazlar. Bunlar eşit otururlar ve yanyana aynı şekilde otururlar. Savaş ve barışa birlikte karar verirler. Konukların ağırlanması gibi önemli adap erkan gerektiren şeylerde yine birlikte karar verirler. Kadınsız hiç bir iş görülmez. Kadın her zaman erkeğin tamamlayıcısıdır. Hakan’ın buyrukları, hakan buyuruyor ki, ifadesiyle başlamışsa geçerli kabul edilmez, çünkü hakan ve hatun buyuruyor ki diye başlaması gerekir. Yabancı devletlerin elçilerinin kabülünde hakanla hatun her zaman beraber otururlar. Tören ve şölenlerde kadın hakanın solunda oturur, siyasi ve idari konularda görüşünü de anlatır ve beyan eder. Hun İmparatorluğu adına Çin’le ilk barış görüşmesini mesela Mete Han’ın hatunu imzalamıştır. Ebu Gazi Bahadır Han Şecerei…. terakkimede der ki, Oğuz illerinde 7 kızın uzun yıllar beylik yaptığını anlatır. Kızların isimlerini de şöyle sıralar: Boyu uzun …… Yani bunların hepsi onların kahramanlığını anlatan isimlerdir. Ve Altay dağlarının en yüksek tepesine de kadın başı denir. Bu da kadının yüceliğini anlatan bir mesaj olarak verilir ki, Anadolu’da da kadınla ilgili isim verilmiş bir çok yer vardır gerçekten. Ve İbni Batuta der ki, mesela Kırım’da hatıralarını anlatırken, burada bir tuhaf hale şahit oldum ki, o da Türklerin kadınlara gösterdiği hürmettir. Burada kadınların kıymeti ve derecesi erkeklerden üstündür. Bu bir Arap tarihçisi için çok acaip bulunmuştur. Sonra Kırgızların Manas destanında yine kadın evin namusunun koruyucusudur. Kazaklar’da kadına verilen değer şöyle bir atasözü ile anlatılır: Birinci zenginlik sağlık, ikinci zenginlik ise kadındır. Yani evin zenginliğini kadın olarak görürler. Ve saygı, sevgi, sadakat ayrılmaz üç değerdir. Kadın ve kadın-erkek ilişkisinde. Gerdeğe girdiği günde murat alıp verme derler o ilk yalnız kaldıkları ana. Kadın orada işte ölünceye kadar kendisine sadık kalacağına, üzerine bir erkek sinek bile konmayacağına, kimseye yani bakmayacağına and içer. Kadınlar zaten savaşta da erkeklerin yanında yeralırlar genelde. Ve savaşta düşman eline düşmek zilliyet sayıldığı için esir düşmemek için intihar ederler. İranlı tarihçi Gerduz da bize der ki, malumdur ki Türk kadınları çok iffetlidir. Ve Türk kadınların ahlaki temizliği çok övülür, bu metinlerde de. Kadın isimlerini de sayar bu metinde. Ve hepsinin temiz, faziletli anlamına gelen isimler olduğunu, sebepsiz olmadığını anlatır. Ve diğer bu konuda bilgisi olan alimleri örnek gösterir. Avrupa ile tanışmak tek başına hiç açıklayıcı olamaz. Kadın düşmanı bir çok kültür var.Avrupa’nın etkisi değil modernleşmenin etkisinden söz edilebilir. Faydaları da oldu, bu kadının statüsünün yükselmesi ve eğitimden daha çok pay alması diyebiliriz buna. Böylece kadın toplumda karar verici yerlere modern zamanlarda d agelebildi.Ama aile Avrupada çöktü ve çocuk sevgisi azaldı. 3. Bu gün yazılı ve görsel medyanın ısrarla sunduğu kadın tipleri ve aile modelleri konusunda bir medya mensubu olarak ne düşünüyorsunuz? Bütün bunlar genç kızlarımızı ve aile yapımızı nasıl etkiliyor? “Benim gibi dünya güzeli kadın aldatılırsa siz kim oluyorsunuz, diğer zavallı ve de sünepe kadınlar zaten aldatılmanız normaldir. Bakın, ben bile normal karşılıyorum, siz de oturun yerinize” mealini taşıyan röportajında; “Aile hem önemlidir, hem en önemsiz ve değersiz şeydir.” diyen, hem evlilik değersizdir deyip, hem evliliği kendince kutsayan Hülya Avşar topluma kötü örnek olmuştur. “Benim gerçek anlamda ne düşündüğümü öğrenmekten çok, tartışma ve polemik yaratmaya yönelik çabalar var.” Hülya Avşar röportajında gerçek düşünceleri apaçık. Hürriyet’te bir ibretlik vaka olarak okunabilir. Bu denli çelişik ifade ve düşüncenin, kulaktan dolma bilgiyle harmanı en kötü rol model olarak Hülya Hanım’ın seçilmesine yeter de artar bile. Bu denli sorumsuz bir evlilik, sevgi ve ilişkiler üstüne konuşmayı yapan birine açılan mecralar gençliğimizin çürümesi olarak bize geri dönecektir. “Mutlu muyuz, mutsuz muyuz bilmiyorduk. Bu evlilik nasıl gidiyor, nasıl gidecek, nereye kadar gidecek bilemiyorduk. Belirsizlikler vardı, bizim evliliğimizin kendine göre bir saygınlığı vardı. Eğer ben yüz göz olup bu meseleleri konuşmaya kalkarsam, evliliğimi bitirmem gerekirdi. O noktaya gelmemek için olup bitenleri görmemiş ve duymamış gibi yaptım.” diyerek evliliği dört duvar arasında oturmaya indirgeyen bu bakış saygınlığın ne olduğundan habersiz. Zaten hemen çelişik bir ifade geliyor ardından: “Çok önemsemediğim için de görmezlikten geldim. Ama artık bu olayın konuşulması gerektiği, görmezlikten gelmenin de artık bir işe yaramayacağı ortaya çıktı. Kaya bunu fark etti. Belki de bu yüzden ilk o teklif etti konuşmayı. Açıkçası ben hâlâ cesaret edemiyordum.” Her zaman cesur olmakla övünen Hülya Hanım, burada tam tersini açıklıyor. Evliliğini, gidişatını ve de kocasını önemsemediğini açıklıyor ve sonra fedakârlıkta bulunduğunu vurguluyor. Neyin fedakârlığı? ‘Aldatılmayı önemsemiyorum’ derken benim dışımdaki kadınlar önemsizdir vurgusu yapıyor. Saatlerce konuşmadan beş dakikada bitirilen bir evliliğin saygınlığı, varlığı ve nasıl sürdürüldüğü anlaşılamıyor. Hiçbir hatası yoktu eşimin de belki olsa olsa son kaçamağı aleni yapması hataydı, dedikten hemen sonra ağır bir çelişki içinde “Belli ki bu seferki günlük bir ilişki değildi, uzun zamanlı bir ilişkiydi. O zaman gelip benimle konuşması gerekirdi.” diyerek anlamsızlık ve çelişkiler zirvesine oynuyor. Ama hiçbir cümle namus cinayetlerinin işlendiği, kadınların şiddete uğradığı ve ayrımcılık gördüğü ülkemizde bu cümle kadar kadınları aşağılayıcı değil. Kadın olmak eteklik giymek, süs püsler takınıp kıvırmak değildir. “Benim yetişme tarzım bu. Ben aşiret kızıyım. Çok geniş bir sülaleye aitim. Ben hep böyle gördüm. Erkek erkektir” denirdi. Ama benim yaşadığımı o ailede hiç kimse yaşamamıştır. Çünkü erkekler, bu işi çaktırmadan yapmayı becerirlerdi. Benim babam da çok çapkın bir adamdı. Ama anneme bunu hiç yansıtmadı. Babam ölene kadar annemle evli kaldılar. Aldatmayı ve çaktırmamayı bir marifet olarak öven bu anlayış, ayrıca yol gösteriyor “kaçamak yapabilirdi, yurtdışına gidebilirdi” diye. “Kimse bilmesin” en önemli bölüm onun için. Başkalarının ne düşündüğüyle ilgili hep, kendisine çok güvendiği iddia edilen sanatçı Hülya Hanım’a hiç benzemiyor bu! Bu devirde bozulmadan giden evlilik yok diye kendi yargısını gerçek gibi göstermeye çabalıyor. Hem evliliği aşağılıyor doğaya uygun değil diye bilimsel tespit yapıyor (!), hem de dinimize ve aile yapımıza uygun davrandım diyerek ne kadar kafasının karışık, kulaktan dolma olduğunu beyan ediyor. Sonra da suçu kadınlara yüklüyor “kadınlar çok fena” diye! Kişi kendinden bilir diye boşuna dememişler. Yüzlerce gazete, dergi sayfası geçmişinizde rüyalarınıza giriyorsa doğrudur. Hatta insanları aptal yerine koyup unutuldu numarası yapmak da işin ballı bölümü zahir. Gerçekten medya bütün eleştirilere rağmen çok kibar Türkiye’de. İngiltere ya da Amerikan magazininin eline düşseydi Hülya Hanım birinci sayfadan geçmiş evli erkek arkadaşları tam sayfa haber yapılırdı. Medya kötü rol modelelri özendirmektedir. 4. 5. Ünlü Azerbaycan şairi Hüseyn Cavid “Kadın gülerse şu ızsız muhitimiz gülecek, sürüklenen beşeriyet kadınla yükselecek!” diyor. Kadının ebediyen gülmesi ve sürüklenen beşeriyetin yükseltilmesi için neler yapılmalıdır? 6. Toplumun her alnaında yatay ve dikey anlamda cinsiyet ayrımcığını ve uygulamasını değiştirmek için eğitim şart. Bu eğitim bir devlet politikası da olmalıdır yaygınlaştırmak için. Oz aman şairin dediği gerçekleşir. TEŞEKKÜR EDERİM

www.haberaktuel.com

Ocak 2 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

Nevval Sevindi: “Kadınların siyasî arenadaki zayıflıklarından erkekler sorumlu” Doğru Yol Partisi’nden siyasete katılan gazeteci-yazar Nevval Sevindi, Diyalog Avrasya Dergisi Genel Merkezindeki ofisinde Aktüel Yayın Grubu Genel Yayın Yönetmeni Muaz Kalaycı’yı misafir etti. Kalaycı’nın sorularına yanıt veren Sevindi, basın ile siyaset arasındaki ilişkiyi yorumladı, kadınların siyasî arenadaki zayıflıklarından ise erkekleri sorumlu tuttu.

Nevval Sevindi, DYP lideri Mehmet Ağar’ın güven veren takibi, sözleri ve kendisini olduğu gibi kabul etmesini DYP’den siyaseti giriş nedeni olarak göstererek, DYP yöneticileriyle ülkenin daha demokratik bir yapıya kavuşmasında görüş birliği içinde olduklarını anlattı. İşte Yayın Yönetmenimiz Muaz Kalaycı’nın soruları ve Nevval Sevindi’nin sorulara verdiği cevaplar… —Ülkemizde siyaset insanların yaşamını belirliyor ya da belirlemeye çalışıyor” diyebilir miyiz? Yoksa siyaset, insanların yaşama biçimleriyle mi biçimleniyor? Tüm dünyada siyaset insanların yaşamını belirler. Almanya’da sosyal devlet çöktü ve sigorta primleri, işsizlik parasıyla ilgili yasalar değişti. Bundan herkes etkilendi. Siyaset toplumsal değişimleri etkiler, dolayısıyla insanın yaşamını belirler. Yaşama biçimleri siyaseti belirler de doğrudur. Nasıl yaşıyorsan ve düşünüyorsan öyle yönetilirsin. Çünkü ülke bir bütündür ve onun bir parçası olan insan, sektörler ya da siyaset temel veriler dışında biçimlenemez. İnsanlar hoşgörüsüz ise ani demokratik tavır artar, insanlar parlamenter sisteme güvenmiyorsa siyasete girmek istemez. — Bir gazeteci olarak basın ile siyaset arasındaki ilişkiyi nasıl yorumlarsınız? Amerika Birleşik Devletleri‘n de Columbia Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi’nin önünde heykeli bulunana eski başkanlardan Thomas Jefferson’ın şu sözü yazılıdır: “Basınsız bir hükümetle, hükümetsiz bir basın arasında bir tercih yapmak zorunda kalsaydım, herhalde bu ikinci şekli tercih ederdim.” Jefferson, medyanın gelecekte kazanacağı gücü 1800’lerden görmüştü. Özellikle 20. yüzyıl siyasetle medyanın iç içe geçtiği bir yüzyıl olarak tarihe yazıldı. Medya 20. yüzyılın en önemli siyasal güçlerinden biri oldu sonunda işlev olarak. Dördüncü güç diye anılmakta artık. — İçinde yaşadığımız çağ, sürekli kendini yenilemeyi gerektiriyor. Türkiye’de siyasetin kendini yenilediğini düşünüyor musunuz? Medya ve siyaset ilişkisinde dünyanın en ilginç ülkelerinden biri Türkiye’dir. Türkiye iletişim ve enformasyon sistemlerinde dev bir atılım yaptı 80’lerin sonunda. En yeni iletişim teknolojisine sahip oldu. En önemli diğer gelişme 85 yılı sonrasında serbest kalan radyo televizyonlar sayesinde medya patlaması yaşandı. “Radyomu isterim” kampanyasına zamanın ana muhalefet lideri Çiller sahip çıktı. “Biz iktidara gelince radyolar serbest olacak” diyerek beyaz kurdeleler takıldı herkese. Araştırmalara göre, Türkiye’de günlük olarak, ulusal ve yerel çapta 300’ün üstünde gazete yayınlanmaktaydı. Ulusal ve yerel çapta 1000’ne yakın radyo ve 100’e yakın televizyon yayındaydı o dönem. KANAL 7, REFAH PARTİSİ’NİN FİNANSMANI YÜRÜTÜLEN BİR TELEVİZYON KANALIYDI Medya, Berlusconi, Murdoch ve Maxwell gibi uluslararası medya imparatorlarının yatırım yapmak isteyeceği cazip bir pazar idi, bugün Türkiye’deler. Tekellerin egemenliği genelde yerel olanı bastırmaktadır. Herkesin canı istediği gibi yayın yaptığı bir ortam vardı. Bu nedenle RTÜK oluşturuldu. Çeşitli cezalar ve uygulamalar söz konusu. Burada iki konu önemli: Birincisi bölgede hiç bir İslam ülkesinde Türkiye’de olduğu gibi bir medya özgürlüğü yaşanmıyor. İkincisi, Türkiye’ye özgü olan medyanın politizasyonu. Kanal 7, Refah Partisi’nin ve yerel yönetimin işbirliğiyle finansmanı yürütülen bir televizyon kanalıydı o dönem. Kendi iktidarı ve ideolojisi doğrultusunda yönettiği bu televizyon Türkiye’de kamuoyunun siyasi bölünmesine de örnekti. Kanal E, Liberal Parti tarafından finanse ediliyordu. BTV ise Doğru Yol Partisi liderinin kanalı olarak biliniyordu. Şimdi hiç biri yok. Onun yerine iktidara yakınlığıyla bilinen gazeteler ya da tam tersi durumda olanlar var. — Ülkemizde özellikle son dönemde “kadına” siyasette daha çok söz hakkı verme söylemlerini, siyasetin kendisini temize çıkarma çabası olarak değerlendirebilir miyiz? Bu söylemlerin samimiyeti hakkında ne söylemek istersiniz? Bunun samimiyeti pek siyasette konu değildir. Siyaset iktidar için yapılan bir mücadele şu anda Türkiye’de oluşan kadın seçmen tabanı akıllı siyasi liderlerin vizyonu dâhilindedir. Siyaset kadınlarla temize çıkmasa da temizlenmesi “kadın eli” operasyonuyla gerçekleşebilir. — Kadınların siyasî arenadaki zayıflıklarından sizce daha çok sorumlu olan kim? Kadınlar mı? Erkekler mi? Erkekler. Çünkü erkek liderler ve yöneticiler kadınların karar mekanizmalarına gelmelerini engellediler ve engelliyorlar. Kadınlar seçim döneminde çalıştırılıyor ölesiye. İş aday sıralamasına gelince kadınlar en son sıraya atılıyor. Sonra da teşkilat böyle istedi deniyor. Teşkilatın başı kim? Balık baştan kokar diye boşuna dememişler. — “Siyaset özgürleşmeli” dersek ne dersiniz? Siyaset değil düşünce özgürleşmelidir. Anayasada tam ve kayıtsız düşünce özgürlüğü gelmeden Türkiye demokratik bir ülke olamayacağı gibi demokrat bireyin yetişeceği bir ülke de olamayacak. Düşüncenin önü açılmalı, düşünce ile eylem birbirinden ayrılmalı. — Ülkemizde seçmenin seçme ölçüsü hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce seçmen, hangi ölçüyle seçmeli? Genelde seçim sonuçlarını yüksek bir sağduyu örneği olarak görüyorum. Ama seçmenin ciddi bir açmazı var. Kötüler içerisinden iyisini seçmeye zorlanıyor. Bu demokratik değil elbette. Baraj düşürülmeli ve her düşünce temsil kabiliyeti bulabilmeli TBMM’de. Seçmenin sağlıklı seçme kriterleri oluşturabilmesi için özgür bir siyasi platform olmalı önce. — Türkiye’de kadınlar kendilerini oluştururken siyasete ne kadar muhtaçlar? Ve siyaset kadınlara ne kadar muhtaç? Siyaset kadınlara çok muhtaç… Çünkü ülke kalkınmasında nüfusun yarısının işgücünden, eğitiminden, aklından ve enerjisinden yararlanmıyorsunuz. Sermayenizin yarısını yastık altına koyuyor ve yarısıyla iş kurmaya çalışıyorsunuz demek. Radikal reform kararlarını erkekler alamaz, çünkü çıkar birliklerinin içinde çoğu. Kadınlar alabilir. Kadınlar da siyasete muhtaç, çünkü kadın politikaları yapmak ve yürütmek için demokrasinin asli unsuru olan partilere ihtiyaç var. Siyasetsiz kadınların korunması, eğitimi, iş bulması veya karar mekanizmalarında yer almaları çok güç. — Önceki siyasi yaşamınızdan bugüne ne ya da neler değişti? Bir değişim olduysa bu değişimin sebepleri ve sonuçları hakkında bizi bilgilendirir misiniz? Daha önce STK’larla çalışmanın ve sivil toplumu güçlendirmenin önemini siyasi görüyordum. Sağlıklı işleyen demokrasilerde STK’larla siyasi partilerin organik bağları var. Bizde STK tek başına ve ne derse kendi duyuyor, siyasi partilerin hiç umurunda değil. Organik bağ olmadığından bunun seçmen tabanı zorlaması gibi bir fonksiyonu yok. O nedenle siyasi partide olmadan politika yürütmek ve uygulamak mümkün değil. Ben tabanda ürettiğim politikaları uygulamak istiyorum. Tabanda çok sayıda kurucusu olduğum kanser dernekleri, kadın dernekleri ve desteklediğim gençlik derneklerinin taleplerini Meclis’e taşımak, uygulanması için savaşmak istiyorum. Meclis kürsüsünden korunmasız gruplar olan kadın, genç ve çocukların haklarını, yoksulların seslerini duyurmak amacım. BAŞÖRTÜSÜ, AKP VE CHP’NİN OYLARINI ARTTIRAN BİR YAPI — Siyasetçilerin ulusal hatta evrensel dostluk söylemlerine bakarsak, Türkiye’de siyasetçilerin kendi aralarındaki dostluklarını nasıl yorumluyorsunuz? Hep sen-ben-bizim oğlan düğünü içinde olduklarından pek yeni biri sızmıyor içlerine zaten. Dostlukları sıkı bu anlamda… Ama toplumun beklentileri açısından bakarsanız hiç dostluk falan yok ortada. Başörtüsü, laik-anti laik çatışması gibi konuları çözmeden sürdürmek AKP ve CHP’nin oylarını arttıran bir yapı… Durduğun yerde sadece kamplaşma yaratmaktan dolayı oyun artıyor. Bundan iyi dostluk mu olur! — Ülkemizde, birçok ülkedeki kadar olmasa da, çözülmesi gereken ciddi problemler var. Bu problemlerin ortaya çıkış sürecinde kim daha çok suçlu? Seçmen mi? Siyasetçiler mi? İnanıyor muyuz? İnandırılıyor muyuz? Ülkede gerçekle, gerçekdışı birbirine karıştı. İnsanlar hayale inanmak istiyor. Olmayacak şeyler söyleyen adamlara “kafayı mı yedin” demek yerine oy atacağını söylüyor. Adam hırsız dediğinde de daha iyi ya Amerika’dan çalıp bize getirecek gibi absürd bir laf ediyor. Hırsızlığın neresi iyi? Para=güç demek ve her yol mubah. Kim suçlu diye aranmak yerine herkes kendine baksın aynada… Ne iş yapıyorsa o işi iyi yapmadığından, hırsızlık yapmayı normal gördüğünden, şiddet uygulamayı kendine hak gördüğünden, birçok ahlaksız davranışı yaparken hiç helal haram düşünmediğini görsün aynada. Önce tövbe etsin ve iyi insan olsun. Çalışmaya, emeğe iman etsin. Allah’ı ağzına alırken neler yaptığına dönüp bir baksın. Milleti değil, Allah’ı nasıl kandırdığını sandığı için tövbe etsin. Sonra kim suçlu diye düşünürüz. — Daha önceki dönemlerde sanatın ve felsefenin siyasette bir yeri vardı? Meselâ Fransa’da J.J.Rousseau, Victor Hugo bizde Tanzimat sanatçıları gibi… Bugün siyaset, sanatın alanını işgal etti diyebilir miyiz ve bugünün Türkiye’sinde siyasetin beslendiği kaynaklar arasında sanatın ve felsefenin yeri ne kadardır? Hiç. Maalesef Türkiye’de siyaset bilime inanmıyor. Sanat ve felsefe içinde yer almıyor. Milletvekili seçimine bakınca bunu açık ve net görürsünüz. Politikalar da göstergesi işin. Mevlana, yani en büyük markamızı için bir yıl önceden 2007’nin Mevlana Yılı olduğu biliniyordu. Yapılacaklar devede kulak! — Türkiye’de sanat ve siyaset arasındaki ilişkinin olması gerektiği gibi olduğuna inanıyor musunuz? Hayır. — Bugünkü haliyle Türkiye’de siyaset kimi kurtarır? Siyaseti iş haline getirenleri. — Önümüzdeki dönemde gazeteci kimliğinizin yanı sıra siyasette de aktif olacağınızı biliyoruz. Niçin Doğ Yol Partisi? Çünkü teklifi yapan taraf DYP… Sayın Mehmet Ağar’ın güven veren takibi, sözleri ve beni olduğum gibi kabul etmesi. Yani DYP için şu renge bürün falan dememesi. Ben zaten ülkem için bir şeyler yapma arzusundayım. DYP lideri ve yöneticileriyle ülkenin daha demokratik bir yapıya kavuşmasında görüş birliği içindeyiz. Birikimimi ülke yararına kullanmam için önümü açıyorlar, ben de onlarlayım. — Peki, Doğru Yol Partisi’nde Nevval Sevindi neyi ifade ediyor? Onu bilemem ama marka değerimin ifade ettiği değerleri sıralarsak: Dürüst, çalışkan, cesur ve birikimini ülke için kullanan, kararlı ve azimli, samimi… DYP için şu dediğim bir tarif olabilir: “Türküm, Müslüman’ım ve modernim.” 17 yıldır yazarım. On yıldır Anadolu’yu köy köy geziyorum. Güneydoğu’da beş yıl kadınlar için çalıştım. GAP İdaresinde çalıştım. Ülkemi, kültürünü, sosyal yapısını, siyaseti, dünyayı ve insanı tanıyorum. Büyük bir birikim edindim, bunu Türk milletine iade etmek istiyorum. Daha iyi ve zengin bir Türkiye ideali için! KADIN SEÇMEN TABANINA SAYGI DUYMALIYIZ — Türkiye’de kadınlar siyaseti nasıl anlıyor? Nasıl anlamalılar? “Seçmen kadın dostu mu?” diye yapılan anket çalışmalarında Türk seçmeni dost görünüyor. Demek yargılar doğru değil. Kadınların önünü siyasi parti yöneticileri tıkıyor, vatandaş tıkamıyor bunun Türkçesi. “Siyasette daha fazla sayıda kadın görmek istiyorum” diyenlerin oranı seçmen tabanında yüzde 82 oranında. Bu harika! Bu DYP tabanında bütün diğer partileri sollayarak yüzde 67 oranında çıkıyor. Birinci parti yani… Kadın seçmen tabanına saygı duymalı, onların varlığını teşvik etmeliyiz. Onları siyasete sokmalıyız. Kadınlar da siyaseti uzun soluklu ve çok emek isteyen bir iş olarak algılamalı. Burada sorun siyaset para gerektiriyor oysa para (finans) erkeklerin tekelinde. Bunun için kadınlara siyasi kredi açmalı finans kuruluşları, bankalar… Bütün araştırmalarda kadınların çok iyi ve dürüst geri ödeme yetenekleri olduğu ortada zaten. Ülkeyi değiştirmek isteyenler laf üreteceklerine icraata geçsin ve ellerindeki imkânları kadınlar lehine kullansınlar. — Siyasetin “alkışa” muhtaç olduğunu düşünüyor musunuz? Herkes alkışa muhtaç… Küçük bir çocuk bile başardığını iş sonrası dönüp annesine bakar ve taltif bekler. İyi iş övülmeli, bu motivasyondur ancak kötü olan da yerilmeli. Bu da kötü ile iyiyi ayırt etme bilincinin gelişmesidir. Liyakat esası adalet demektir.

Pink Radyo’dayım 104.7

Aralık 25 2006Yorum Yok Kategori: Haberler

Türkiye’nin ilk kadın radyosunda Ayşe Özgün’ün programı saat 15.00de canlı canlı 26.12.2006′da

DYP,kadın ve siyaset konuşacağız ayrıca AB ve 2010 Kültür Başkenti İstanbul

Haberturk’teydim

Aralık 23 2006Yorum Yok Kategori: Haberler

Özlem Gürses ile birlikte Seçime Giderken konuştuk

DYP çalışmam,kadın aday taban çalışması

kadın ve toplum

Aralık 15 2006Yorum Yok Kategori: Haberler

Urfa’da konuşma

SEVGİLİ NEVVAL HANIM Partimizin düzenlemiş olduğu toplumda kadının yeri konulu konferansa yapmış olduğunuz katkı ve konuşmadan dolayı şahsım ve partim adına teşekkür ederim. konferansataki görüntülerden size ait bazı fotoğrafları mail ekinde gönderiyorum. hayatta başarılar dilerim kolay gelsin şanlırfa kadın kolları genel sekreteri safiya ağadayı

Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkı Programı

Aralık 8 2006Yorum Yok Kategori: Haberler

Doğru Yol Partisi İstanbul İl Başkanlığı tarafından 05 Aralık 2006 Salı günü Saat: 12.30’da İstanbul Akgün Otel Balo Salonu’nda Türk Kadınına Seçme ve Seçilme hakkı verilmesinin 71. yıldönümü dolayısıyla Kadın Platformu düzenlendi.

Programa Gazeteci-Yazar Nevval Sevindi’nin yanısıra Meral Gezgin Eriş (Eski İKV Başkanı) ve Yeşim Oruçkaya (BM Kalkınma ve Yoksullarla Mücadele Sorumlusu) da konuşmacı olarak katıldı.

Nevval Sevindi DYP’de

Aralık 6 2006Yorum Yok Kategori: Haberler

Nevval Sevindi DYP’de Mahmut Övür Sabah Gazetesinde Yazdı

Nevval Sevindi DYP’de Siyaset kulislerinde DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar’ın önümüzdeki ay önemli açıklamalarına devam edeceği konuşuluyor. Ağar’ın bir süre önce yaptığı “Dağda silahla gezeceklerine düz ovada siyaset yapsınlar” açıklaması geniş yankı uyandırmıştı. “Kürt Sorunu” açısından yeni bir yaklaşım öneren Ağar, şimdi Türkiye’nin önemli tartışma konularından biri olan “din ve laiklik” konusunda tartışma açacak yeni bir çıkış planlıyor. DYP’nin “Kent İslamı” formülüyle mevcut tartışmaları noktalayacağı ve bu yeni bir yaklaşımla başta “türban” konusu olmak üzere toplumu rahatlatacağı ileri sürülüyor. Ağar, bir yandan yeni siyasi açılımlar için hazırlık yaparken bir yandan da partiye yeni isimler kazandırmanın peşinde. Bu noktada dikkat çeken şey Ağar’ın çekim alanı olarak sadece merkez sağ ile yetinmemesi. Daha farklı isimleri merkeze çekerek yeni bir toplumsal konsensüs sağlamayı hedeflemesi. Bu açıdan da kulislerde sürpriz isimlerden söz ediliyor. İşte bunlardan öne çıkan bir kaç isim… Gazeteci Yazar Ali Bulaç, Nevval Sevindi ve Altan Tan. Hepsi de bir biçimde “Siyasal İslam” konusunda ve Türkiye’nin siyasi yapısı hakkında sözü olan önemli isimler. Bu isimlerin merkezdeki bir parti içinde yer almaları özellikle AK Parti açısından farklı bir mesajı da içinde barındırıyor. Her üç ismin de önümüzdeki ay DYP’ye katılacakları söyleniyor. Özellikle Nevval Sevindi İzmir’den milletvekili adayı olacağına ise kesin gözüyle bakılıyor. Sevindi DYP’ye geçişi için şunları söylüyor: “Kendimi en iyi ifade edebildiğim yer DYP. Ağar da kadınlara çok önem veriyor. DYP’nin 5 Aralık’ta düzenleyeceği Kadın Konferansına ben de katılıyorum ve DYP’de kadınların da aday olması için elimden geleni yapacağım.” EVET HABER DOĞRU. DYP’DEN POLİTİKAYA KATILIYORUM VE KADIN POLİTİKASININ TAKİPÇİSİ OLACAĞIM. hayırlı olsun
Mesaj: Bir köşe yazarının sizin hakkınızda yazdığı yazıyı okudum ve inanın çok sevindim. Yazılarınızı ve sizi çok olmasada takip eden birisi olarak sizi tebrik ediyorum. Akıllıca bir karar verdiğinizden hiç şüpheniz olmasın. 28 / 11 / 2006 tarihinde İzmir de yapılan 9. bölge toplantısına katılan birisiyim. Halen Muğla merkez Yeşilyurt(pisi) DYP belde başkanlığı yapmaktayım. DYP ye katılımınızdan dolayı sizi kutluyorum. Müthiş bir özgeçmişiniz var.Başarılı olacağınızdan hiç şüphem yok.TEBRİKLER-Muğla\’ya uğrarsanız beklerim. ÖMER AKAN DYP MUĞLA MERKEZ/ YEŞİLYURT BELDE BAŞKANI Merhaba, DYP hayırlı olsun.İnşallah Meclis’e girersiniz.Siz nereye ben oraya.Dualarımla. A.Bektaş merhaba, bugün Türkiye gündeminde siz vardınız.Yılın transferi diye. başarılar Konya Gönderen: İSMAİL
E-Posta: isoef@hotmail.com
Konu: siyaset
Mesaj: Mrb Hanfendi umarım iyisinizdir, kendinizi fazla özletmeyin… Tabiki kapının eşiginde bekleyen saf bir derviş edasında Türkiye AB karşısında bu kadar kimliksiz ve ilkesiz bir bekleyiş olamaz tarihinden utanır gibi, sosyal yapısını bile terketmek ister gibi ne derseniz deyin, son genişlemede AB girmiş olan ülkeler daha ab ye doğru dürüst başvuruları bile yoktu ama alel acele üye yapıldı şu anda kiriterleri yerine getiriyorlar sadece ab gin den dünyayı görmek ve asıl merkez olan avrasyadan uzakta olmayıp ta uzakta davranmak Türkiye nin jeostratejik konumuna hiç uymuyor. AB nsl bir birlik veya bir imparartorluk mu sorularına iyi cevap vermek gerekiyor. Burada temel sorun iç siyasette fazla çözüm bulamayanlar AB boyası ile olayları çözmeye kalkıyorlar yani bunun sitematik bir savunması yok hükümet kanadından. Avrupa birliği neden türkiye yi bekletiyor ve neden Türkiye AB muhtaç? Bayrağımda kanın Mehmet Parti içi demokrasi DYP ve kadın DYP, AK Parti ve hanımlar Bayrağımda kanın Mehmet \”…Adın Mehmet… şanın Mehmet… Bayrağımda kanın Mehmet…\” Şebnem ve Fatih Kısaparmak\’ın beraberce güfte ve bestesini yaptıkları bu tempolu şarkı, Akgün Otel\’in toplantı salonunda coşkuyla tekrarlanıyordu. Henüz Mehmet Ağar gelmemişti; ama hanımlar sloganlarla ve bu şarkıyla havayı ısıtıyordu. Teşkilâta mensup bir hanım, Mehmet Ağar\’ı takdim ederken, birkaç özelliğini de sıraladı. Bir cümle dikkatimi çekti: \”Hiçbir liderin girmeye cesaret edemediği Güneydoğu\’nun her şehrine korkmadan giren kahraman liderimiz Mehmet Ağar.\” Bu sözler, \”Ağar\’ın Güneydoğu açılımıyla uyumlu mu?\” diye düşündüm. Güneydoğu\’nun korkulacak bir bölge gibi gösterilmesini ve bunun üzerinden hamaset yapılmasını biraz çelişkili buldum. *** Ağar gelmeden Orhan Keçeli ve Celal Adan ile sohbet ettim. \”DYP barajı geçer mi?\” diye sorduğumda, her ikisinin de böyle bir endişeyi çoktan gerilerde bıraktığını gördüm. DYP, daha 2004 mahalli seçimlerinde 900\’ü aşkın yerde belediye başkan adayı göstermemesine rağmen, % 10\’un üzerinde oy almıştı. Dolayısıyla, baraj problemleri yoktu. Mehmet Ağar, birçok kişiyi şaşırttı ve şaşırtmaya devam edecek gibi görünüyor. \”Anarşi ve teröre bulaşmak yerine, gelin siyaset yapın\” çağrısı; asker-sivil ilişkilerinde siyasi otoriteyi vurgulaması… Dünkü konuşmasında da, kadın-erkek eşitliğine verdiği önemi anlatması. Ağar, salondaki erkeklere hitaben şöyle dedi: \”Milletvekilliği seçimlerinde kota uygulaması yapılacak; herkes buna hazır olsun… \’Kadınlar başımızın tacı, yuvamızın süsü\’ gibi boş lâf etmenin zamanı geçti. Kadınlar bizim mücadele arkadaşımızdır.\” DYP Genel Başkanı daha önce dile getirdiği görüşleri de teyit eden bir vurgu yapmayı da ihmal etmedi: \”Herkesin \’bizim\’ olduğu, herkesin \’bizden\’ sayıldığı, \’öteki\’nin olmadığı bir Türkiye istiyoruz. Biz herkesi meşru olarak görüyoruz. 70 milyon, eşit derece hisse senedine sahiptir bu topraklarda.\” Mehmet Ağar, eşi Emel Hanım\’a verdiği değeri de her fırsatta gösteriyor. Kadınların tertip ettiği dünkü toplantıda da, gene hayat arkadaşına güzel bir rol biçti: \”Bu hayatı eşimle paylaşmak ve onunla birlikte yürümek benim en önemli gücüm; en temel dayanağım.\” Ağar, gazeteci Nevval Sevindik\’in, kadınların duygusallığını bir zaaf gibi gösteren erkekleri şikâyet etmesi üzerine ise şunları söyledi: \”Gözyaşı dökmek zaaf değildir. Evlâtlarının hayat hakkı için gözyaşı döken analarla birlikte ağlamayan erkeğin siyasette ne işi var? Siyaset, şefkati, muhabbeti, merhameti, halkımızın sıkı sıkıya bağlı olduğu bu değerleri var etme yoludur.\” Erkeğin kalbine giden yol belki midesinden geçer ama, kadını kazanmanın yolu, onun duygularına hitap etmektir. Mehmet Ağar, bu işi iyi biliyor. *** Parti içi demokrasi Mehmet Ağar, \”Siyasi Partiler Kanunu\’nu değiştirip, parti içi demokrasiyi sağlayacağız\” vaadini verdi. Parti içi demokrasi yolunun, bir partiye serbestçe üye kaydedilmekten geçtiğini biliyoruz. Nitekim, DYP Genel Başkanı da, \”Üye kayıtları kimsenin inhisarında olmayacak. Parti, önünü keserse, kişi gidip, hâkim kanalıyla bir partiye kaydını yaptırabilecek ve genel başkan, 81 ilde, bütün parti üyelerinin aynı gün oy kullandığı seçimler sonucunda belirlenecek\” dedi. Bakalım Mehmet Ağar bu sözünü tutacak mı? Yoksa \”Tek başına iktidar nasıl olsa ufukta görünmüyor\” diye düşündüğü için mi bize böyle kolayca parti içi demokrasi vaadinde bulunuyor? Bir zamanlar, Erbakan\’ın Fazilet Partisi\’ndeki hegemonyasıyla mücadele eden \”Yenilikçi\” lerin de ağzından \”parti içi demokrasi\” sözü düşmüyordu. AK Parti oldular, bu hususta hiçbir adım atılmadı. Tam tersine, hem çarşaf listeyi kaldırdılar hem de genel başkan adaylığında belirli bir nisap şartı koydular. Ağar\’ın vaadini şüpheyle karşılamamızın sebebi, daha önce yaşadıklarımızdır. *** DYP ve kadın Siyaset bilimci Yeşim Oruçkaya, seçmenin ne derecede kadın dostu olduğunu araştırmış. Vatandaşların % 82\’si kadını siyasette daha fazla görmeyi istiyor; % 77\’si kota uygulamasını talep ediyor. Oruçkaya, deneklere, kadınları hangi konumda görmek istediklerini de sormuş. DYP\’lilerin % 67\’si \”Siyaspartilerde kadını yönetici ve milletvekili olarak görmek isterim\” derken, bu oran CHP\’ye oy verenler arasında % 36, AK Parti\’ye oy verenler arasında ise % 26\’ya düşüyor. Araştırma doğruysa, DYP, kadın konusunda en duyarlı parti olarak ön plana çıkıyor. Bunun sebebi de herhalde, ilk kadın başbakanın bu partiden seçilmiş olması. *** DYP, AK Parti ve hanımlar Doğru Yol Partisi, kadınlara seçme hakkının tanınmasının yıldönümünü Aksaray Akgün Otel\’de kutladı. Genel Başkan Mehmet Ağar\’ın eşiyle katıldığı toplantıda, ben de misafirler arasındaydım. Kuruluşundan itibaren DYP\’yi hep takip ettim; hem tabanda hem yönetici kademede çok sayıda insan tanırım. Partinin iyi gününü, kötü gününü gördüm. Yasaklı dönemde Süleyman Demirel\’in mitinglerine iştirak ettim; 1991\’de DYP\’nin seçim zaferine şahit oldum. Sonra, yavaş yavaş eridiğini ve tabanına yabancılaştığını müşahede ettim. Akgün Oteli\’nin salonundaki coşku, yeniden toparlanma sürecine girildiğini gösteriyordu. Kadınlar hırslıydı; azimliydi; kararlıydı. DYP, alıştığımız anlamda merkez sağ bir parti. Çağdaşlıkla bir problemi olmayan, muhafazakâr bir siyasoluşum. Kadınlar arasında belirli bir oranda başörtülüler de vardı. Başörtülerin bir kısmı çenenin altından bağlanmıştı. Bu AK Parti\’nin bir toplantısı olsaydı, tersine bir yapıyı görecektik. Genelde başörtülüler çoğunlukta olacaktı; daha düşük oranlarda başı açık hanımlara rastlayacaktık. Diyebiliriz ki, DYP, başı kapalıların da kendisini rahat hissettiği, ama daha ziyade başı açık hanımların ön planda olduğu bir parti. Buna mukabil, AK Parti, başı açıkların da kendisini rahat hissettiği, ama daha ziyade başı örtülülerin öne çıktığı bir parti. 2007 seçim sonuçları ne olur bilemem. Ama şunu söyleyeyim ki, eğer DYP ile AK Parti arasında bir koalisyon imkânı doğarsa, memleket için çok hayırlı olur. Bu şekilde lüzumsuz endişeler ve korkuları bertaraf etmek kolaylaşır; kutuplaşmalar daha süratle ortadan kalkar
Gönderim Zamanı: 06-12-2006 15:35:18
merhabalar nevval hanım adım Yaşar Öcal avukatım ofisim Şirinevler de sizi rahatsız etmemin sebebi ; gazetelerden öğrendiğime göre partimizden (DYP) aday olmanız gündemdeymiş bu habere ülkem,milletim, partim ve şahsım adına sevindiğimi belirtmek ve sizi aramızda görmekten mutlu olacağımızı ifade etmektir. Yaklaşık 10 yıldır DYP çatısı altında bulunuyorum gençlik kollarından, komisyonlara ,delegelikten, İstanbul- Bahçelievler ilçesi teşkilat başkanlığı ‘na kadar hemen hemen her kademede görev yaptım. 28 şubat sürecini ve devam eden bütün süreci yaşamış biri olarak ülkemizde demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla yaşatılıp uygulanması ve milletimizin daha mutlu daha rahat daha sivil daha demokrat daha çağdaş ve ab üyesi bir ülke olması mücadelesinde sizleri de aramızda görmekten mutlu olduğumu ifade ederken partimize katılımınızın hayırlı olmasını diliyorum……….. Nevval Hanım, Doğru Yol Partisi’nden siyasete girmek isteyişinize çok şaşırdım. Mehmet Ağar gibi bir insanın genel başkanı olduğu bir partide siyaset yapmanız bana göre çok doğru değil. Kendisi, terörle mücadele adı altında Türkiye’deki faili meçhul cinayetlerin odak noktasında bulunan bir kişidir. Yani kendileri biraz katil oluyor. Ayrıca biraz dikkat ederseniz kaymakamlık, emniyet müdürlüğü, valilik ve bakanlık… Herhalde Türkiye’de Mehmet Ağar kadar bürokraside ve siyasette çıkış gösteren bir insan yoktur. Ve son tahlilde belirli güçler seçimlerden sonra Mehmet Ağar’lı DYP’yi mecliste görmek istiyor. Hayırlı olsun…. Bundan sonraki aşamada herhalde başbakan olarak görürüz. Nevval hanım siz ne kadar kabul etmek istemeseniz de Sayın AĞAR’ın sizi DYP’ye almak istemesinin sebebi sizin sayın GÜLEN’e olan yakınlığınız ve buradaki oy potansiyelidir. Sizi DYP’de değil de AKP’de görmek istiyoruz. Kendinize yazık etmeyin. DYP’ye katılmanızdaki en önemli neden nedir?Cevap gönderirseniz çok sevinirim.Gerçekten merak ediyorum.Teşekkürler. CanAK Merhaba Nevval Hanım, Az önce sizi Haberturk’te konuşurken son cümlelerinizi söylerken gördüm; fakat DYP’de görev alacağınızı anlayabildim. Kanaatimce doğru kişiyi doğru adrese davet etmişler (ya da siz mi seçtiniz, bilemiyorum). Sizi en kalbî duygularımla tebrik ediyor, üstün hizmetler ve başarılar diliyorum. “Yeni Bir Türkiye” kavramının içini doldurabildikten sonra hep beraber kavram üzerinde ulusal bir birliktelik gerçekleştirbilseydik. Sizce mümkün mü? Selamla, sevgiyle, saygıyla… Mehmet Sağlam Sevgili Nevval, Akşam ben de televizyonu açıp seni seyrettim. Tebrik ediyorum. Hem çok hoştun görüntü olarak, hem çok güzel konuştun her zamanki gibi, hem de savunduğun fikirler anlamlıydı, yapılabilir işlerdi. Parti içinde farklı bir renk olacağın hemen ortaya çıktı. Ağar’la diyaloğunun da iyi olduğunu birkaç güzel cümleyle hoş bir şekilde ifade ettin. Bir kadın olarak gurur duydum. İyi ki politikaya yöneldin. Bizim nesilin senin gibi insanlara çok ihtiyacı var. Başkalarına da cesaret vereceğine eminim. Özellikle, Anadolu’da ve kadınlarımızın itici gücüyle, parti içinde diğer erkek politikacıların hayal bile edemeyeceği etkili bir güç olacağına inanıyorum. Başarılarının devamını diliyorum. Bu arada, yaklaşan bayramını ve yeni yılını da bütün kalbimle kutluyorum. Sağlıklı ol, mutlu ve keyifli ol, politikada da kadın neymiş göster herkese. Sevgilerimle Sevda Sayın Sevindi, Siyasete girdiğinizi büyük bir üzüntüyle öğrenmiş durumdayım. Umarım siyaset ve gazetecilik arasında çok sıkışıp kalmazsınız. Umarım her zamanki objektif duruşunuzu korursunuz. Bana siyaset ve gazetecilik bir arada yürümez gibi geliyor ancak her şeyin hakkınızda hayırlı olmasını temenni ediyorum. saygılarımla İlhan Çabuk Merhaba saygıdeğer büyüğüm, Bir aydır yazacağım ileti bu güne nasipoldu nihayet.Öncelikle yaşamınızda yeni bir dönüm noktası olan ama köklü bir dönüm noktası olan siyasi yaşamınız için sizi tebrikeder bu kararlarınızın,hayallerinizin hayırlı uğurlu şekillerde geleceğe yansımasını dilerim.Bundan bir ay önceydi bir başlık gördüm’nevval DYP ile sevindi’ diye.Eyvah dedim kendi kendime nasıl bir şok nasıl bir heyecan yaşadım bu yazının karşısında bilemezsiniz.Sonra iki gün o yazının etkisinde kaldım çok üzüldüm,size tahmin edebileceğinizden çok daha parlak ,ışık dolu bir bakış açısı kazanmış olan ben, artık o ben değildi.Çok hayal kırıklığına uğradım çok umutsuzlandım.Senelerdir sapasağlam tanıdığım tek insan dediğim insanda, umuda dair, ufka dair ışıkları tek açan dediğim kişi bir ideolojinin peşinde eriyip gidecek yeni maske takıp belkide kişisel grupsal çıkarlarıyla göz mü boyayacak dedim.İnternette ne okuduysam hep aynı yazılar vs.Sonra şunu farkettim; bir anlık tepkimin ne kadar bencilce ,ne kadar da ben merkezci çıkarcı, insanı sadece belli bir kalıbın eşiğinde görmeye alışık,bağnaz ve ham bir zihniyetin girdabında gezindiğimi gördüm iki günden sonra.Çok utandım sonra kendi kendime bu kadar ucuz nasıl düşünebilirim diye. İnsan yaşamında gerek kendi kendine gerekse değişik olaylardan sonra yeni bir ufuk yeni bir bakış açısı kazanınca daha evransel yaklaşıp daha geniş daha objektif değerlendirebiliyor olayları bu da haz veriyor bireye.Belkide böyle tepki vermemin nedeni zamanında değişik siyasi partilerin ülkenin tabanında vatana çok ters düşen eylemleriydi.Bu güvensizlik belkide biz gençlerin artık bu umutsuz dünyalardan kurtulmak istiyoruz çağrısının bir yansımasıydı bilmez Burak DYP ‘Sevindi’ye sevinemedi! Türkiye’de siyasetin nasıl yapıldığının en çarpıcı örneği geçtiğimiz hafta DYP’de yaşandı. Manken Şebnem Schaeffer bir törenle DYP’ye katıldı. Aslında bir mankenin DYP’ye katılmasına kimsenin itirazı yok. Ancak ilginç olan şu; o gün o toplantıda DYP’ye katılan bir isim daha vardı: Gazeteci yazar Nevval Sevindi . O gün DYP’yi Schaeffer’le manşetlere taşımayı hedefleyen politik deha kimse doğrusu tebrik etmek gerek. Çünkü hedefine ulaştı. Tabii o hedefine ulaşırken DYP’nin iktidar hedefine ne kadar yaklaştığı bir hayli tartışmalı. Neden derseniz anlatalım. Aynı toplantıda DYP’ye katılan Nevval Sevindi, magazin yıldızı Schaeffer sayesinde açıkça gölgede kaldı. Ve kimse Sevindi’nin DYP’ye resmen katıldığı konusunda bilgi sahibi olmadı. Oysa siyasetle biraz ilgili olanlar bilir. Sevindi, ağzı laf yapan, kadın hareketiyle yoğun ilişkisi olan, İstanbul gibi tartışmaların odağında bir kent hakkında bilgi sahibi olan aydın biri. Tartışma programları açısından da bir hayli deneyim sahibi. Peki DYP yönetimi bu ismi nasıl değerlendirdi? Doğrusu Sevindi’nin adını ve gücünü kullanmayı beceremedi. Bir parti kendi çıkarını koruma konusunda bu kadar beceriksiz olabilir mi? Dahası DYP, öyle sıradan bir parti değil, bu ülkenin son 50 yıllık tarihine imza atmış bir geleneğin devamı. Genel Başkan Mehmet Ağar ise tüm eleştirilere rağmen sivil siyasetin güçlenmesi için çaba harcayan ve “düz ovada siyaset ” çağrısıyla son döneme damgasını vuran bir isim. Bence Schaeffer’i partiye çağıranlar, sadece Sevindi’ye değil bu misyona da gölge düşürdü. Bu da açıkça siyasi acizliğe ya da parti içi ayak oyunlarına işaret ediyor… DYP yönetimi öncelikle rakiplerine koz veren bu süreci kimlerin örgütlediğini ortaya çıkarmalı ve bir an önce siyaseti doğal mecrasına çevirip, projeleriyle tartışma gündeminde yer almalı. sizi son zamanlarda tv lerde hiç göremiyoruz nerelerdesiniz ….her ne kadar dyp ye hiç bir zaman oy atmıyacak olsam da bir antropolog siyasetçiye ihtiyacımız var diye düşünüyorum .gerçekten sizin çıktığınız her tv yi izlerdim insanı ekrana çekiyorsunuz yanii ne bileyim fikirlerinize de pek katılmam zamanı da pek sevmem ama sizi takip ederim belkide kadın hareketine verdiğiniz destek yüzünden ve tv tartışmalarında tanık olduğumuz hantal adam tiplerinin dışında entellektüel hoş ve bakımlı kadın ve erkeklere ihtiyacımız var diyorum .ayrıca bir gay olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirimki gerçekten a ata erkil zihniyete karşı verdiğiniz tepkiye hayranım. herhalde konumunuz itibariyle eşcinsellerin haklarını savunucağınızı sanmamakla beraber sizin zihniyetlerde bir değişiklik bırakacağınızdan eminim bu arada bende antropoloji de okuyorum 3 te benim antropolojiyi yazmamda etken biride sizsiniz siyasettede başarılar …..bye özgür su Sayın Nevval Sevindi Hanımefendi Yaklaşık 10 yıl kadar önce Mardine geldiğinizde Mardin Emniyet Müdür Yardımcısı-şimdi Emekli Emniyet Müdürü- olarak görev yapıyordum. O tarihten sonra Tv ve yazılı basından sizi büyük bir beğeni ile takip etmekteyim. Ben emeklilikten sonra ve 2002 seçimlerinden önce 1,5 yıl Sevgili Besim Tibuk’un Genel Başkan olduğu dönemde LDP Mersin İlçe Başkanlığını yaparken de sizden bahsederdik. Allah var, siyasi tercihinizi merak etmekteydim. DYP Tercihinizin size ve Ülkemize hayırlı olmasını diler, saygılarımın kabulünü dilerim. Milletvekili adaylığınızın size ve ülkemize hayırlı olmasını dilerim.Yazılarınızı sıklıkla okuyan ve fikirlerinize katılan biri olarak siyaset dünyamıza farklı bir soluk getireceğinize olan inancim tam . Siyasi yaşamınızda başarılar dilerim sizi Ankara’da görmek dileği ile … Cüneyt ÇABUK LDP Genel Sekreter yrd.

Brüksel’de İstanbul ofisi açılıyor

Aralık 6 2006Yorum Yok Kategori: Haberler

İstanbul Kültür Başkenti kapsamında görüşmeler yapıldı

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI SN. KADİR TOPBAŞ VE HEYETİNİN BRÜKSEL ZİYARET PROGRAMI 27 KASIM –29 KASIM 2006 27 Kasım 2006, Pazartesi 14:00 Atatürk havalimanından Brüksel’e hareket TK1939 (VIP salonu) 16.45 Sayın Kadir Topbaş ve Heyetin Brüksel’e Varışı (THY, TK 1939) ve Otele İntikali Otel Conrad Brussels, 71 Ave. Louise B–1050 Tel: +32 2 542 42 42 Fax: + 32 2 542 42 02 18.30 Türkiye’nin Avrupa Birliği Uyum Sürecine İlişkin Briefing Yer: AB nezdinde T.C. Daimi Temsilciliği Rue Montoyer, 4 B-1000 (Brifing Sayın Büyükelçi Volkan BOZKIR tarafından verilecektir.) 20.00 Akşam Yemeği Yer: “Scheltema” 7 Rue des Dominicains 1000 Bruxelles Tél.: 02.512.20.84 28 Kasım 2006, Salı 10.00–11.00 Avrupa Komisyonu, Genişlemeden Sorumlu Üyesi Sayın Olli Rehn ile Toplantı Yer: Avrupa Komisyonu, Berlaymont Binası, Rue de la Loi, 200 B–1049 11.30 – 12.15 Avrupa Komisyonu, Bölgesel Politika Genel Müdürlüğü, Genel Müdür Sayın Graham Meadows ile Toplantı Yer: Avrupa Komisyonu Bölgesel Politikalar Genel Müdürlüğü Rue Pére de Deken 23, B–1040 12.45 – 14.00 Avrupa Parlamentosunda, Türk Kökenli AP Milletvekilleri ile Öğle Yemeği Katılacak olan Avrupa Parlamentosu üyeleri: • Sayın Vural Öger • Sayın Cem Özdemir • Sayın Emine Bozkurt Yer: Avrupa Parlamentosu Members’ Restaurant Rus Wiertz, ASP Binası, B–1047 14.30-15.00 Avrupa Parlamentosunda Basın Toplantısı Yer: Avrupa Parlamentosu, Basın Merkezi, 18.00 Avrupa Parlamentosu’nda “İstanbul Fotoğrafları Sergisi” Açılışı, Resepsiyon Konuşmalar: • Sayın Joost Lagendijk • Sayın Kadir Topbaş 20.00 T.C. Belçika Büyükelçisi Sn. Fuat TANLAY’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Kadir TOPBAŞ’ın Şerefine Vereceği Akşam Yemeği Yer: Büyükelçilik İkametgahı Rue Jules Lejeune 74 B–1180 29 Kasım 2006, Çarşamba 09.00–10.00 Avrupa Bölgeler Komitesi Başkanı Sayın Michel Delebarre ile Kahvaltı Toplantısı Yer: Avrupa Bölgeler Komitesi Rue Belliard, 101 B–1040 13:00 -15:00 AB nezdinde T.C Daimi Temsilcisi Sn. Büyükelçi Volkan BOZKIR’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Kadir TOPBAŞ’ın şerefine vereceği öğle yemeği Yer: Daimi Temsilcilik İkametgahı Avenue des sorbiers, 12 B-1180 15:30-16.00 Avrupa Parlamentosu üyesi ve Kültür ve Eğitim Komitesi Başkanı Sayın Nikolaos Sifunakis ile toplantı Yer: Avrupa Parlamentosu, ASP 11G108 Rue Wiertz, 60 B-1047 16:15-16.45 Avrupa Parlamentosu üyesi Sayın Joost Lagendijk ile toplantı Yer: Avrupa Parlamentosu, ASP 08G305 Rue Wiertz, 60 B-1047 18.30 Euronews ile röportaj Yer: Conrad Otel 19.30 – 22.30 İstanbul’un 2010 Yılı Kültür Başkenti Seçilmesi Nedeniyle Sn. Kadir TOPBAŞ’ın Vereceği Teşekkür Yemeği Yer: Conrad Otel 30 Kasım 2006, Perşembe 11:30 Brüksel’den İstanbul’a hareket 15:50 İstanbul’a varış

KralTv ana haber’de

Aralık 6 2006Yorum Yok Kategori: Haberler

Berdeli konuştuk. Özge Özsağmal sordu.

Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilişinin 72.yılında berdel’i konuşuyoruz diyen Özsağmal neden diye sordu.Kadınlara bakış açısının değiştirilmesi gerektiği aşkar.Sınıfsız bir şekilde erkeklerde kadına ikinci sınıf bakış var.Onu aşağılama ve hakaret normal görülüyor.Bu bakış açısı ve zihniyetin değişmesi zihinsel bir devrim gerektiriyor.

Sayfa 8 / 9« İlk...«56789»