Nevval Sevindi DP’yi seçti!
Bütün gazetelerde haber oldu anka ajansının metni
Bütün gazetelerde haber oldu anka ajansının metni
SEVİNDİ DP’Yİ SEÇTİ Gazeteci Yazar Nevval Sevindi, Demokrat Parti adını alacak DYP’den aday adaylığı için başvuruda bulundu. 16.05.2007 13:29 Yeniyüzyıl ve Zaman gazetelerindeki yazıları, ses getiren Fettullah Gülen seri röportaj kitabı, kadın hakları ve kanser-hasta hakları alanındaki çalışmalarıyla ön plana çıkan Gazeteci Sevindi, Demokrat Parti’yi tercih etti.
Bir süre önce Zaman Gazetesi’ndeki yazılarına ara vererek, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar’ın danışmanlığını üstlenen ve DYP teşkilatlarına Türkiye’nin sosyal kültürel politikaları üzerine dizi konferanslar veren Sevindi, dün DYP Genel Merkezi’ne gelerek aday adaylığı başvurusunda bulundu. Sevindi ANKA’ya, aday adaylığını doğrulayarak, “Merkez sağın adresi Demokrat Parti’dir. AKP, merkez sağa teorik ve pratik olarak sahip olamadığını, Milli Görüş gömleğini çıkaramadığını göstermiştir. Bin yıldır Müslüman’ız, bize kimse Müslümanlığı öğretmeye kalkmasın. Birleşmenin getirdiği enerjiyle de merkez sağın ve orta sınıfın adresi olması nedeniyle Demokrat Parti’nin sağda tek alternatif olduğuna inanıyorum” dedi. Cumhuriyete Sahip Çık mitinglerini “Toplum tepeden tırnağa değişim istiyor” diye değerlendiren Sevindi, “Orta sınıf değişimin lokomotifi olacaktır. Buna güç verirsek değişimi ateşleyebiliriz. Diğer partiler, AKP de CHP de ideolojik ve ideoloji de değişimin önünü kapatıyor” diye konuştu. AKP’DEN DE TEKLİF GELMİŞTİ Özellikle Fettullah Gülen röportajları ve kadın hakları alanındaki çalışmalarıyla muhafazakâr çevrelerin gözdesi haline gelen Nevval Sevindi’ye AKP de adaylık teklifinde bulundu. Ancak Sevindi, bu teklifi kabul etmeyerek, bir süredir Ağar’ın danışmanı olarak taban çalışması da yürüttüğü Demokrat Parti adını alacak olan DYP’yi tercih etti. GÜLEN RÖPORTAJLARI Nevval Sevindi, Yeniyüzyıl Gazetesi’ndeki demokrasi, kadın hakları, sosyal ve kültürel politikalar üzerine yazılar yazarken 1997’de ABD’de bulunan Fettullah Gülen ile seri röportajlar yapmıştı. Bu röportajlar New York Sohbetleri adıyla da kitap olarak yayınlanmıştı. Bu arada bu kitap, New York Üniversitesi yayınları Sunny Press tarafından Haziran ayında İngilizce olarak da basılarak piyasaya çıkacak. NEVVAL SEVİNDİ’NİN ÖZGEÇMİŞİ İzmir’de dünyaya gelen Nevval Sevindi, Ankara Üniversitesi Antropoloji bölümünden mezun olduktan sonra Klasik Arkeoloji ve Antik Yunan alanında Master yaptı. Sevindi, 1987 yılında Dünya Bankası’nın Çukurova Bölgesi Gelişim Projesi’nde görev aldı. Serbest yazılarına bu yıllarda başlayan Sevindi, 1990 yılında Cumhuriyet Gazetesi Yunus Nadi Uzun Metrajlı Sinema Senaryosu Ödülü de aldı. Yeniyüzyıl Gazetesi’nin çıkışından itibaren kadın-erkek ilişkileri, kadın hakları, sosyal ve kültürel politikalar üzerine yazılar yazmaya başladı. Yeniyüzyıl için dönemin gündemdeki ismi Fettullah Gülen ile New York’ta ses getiren seri röportajlar yapan Sevindi, bu röportajlarını kitap olarak da yayınladı. Sevindi ayrıca Samanyolu TV’de demokrasi kültürü, kadın hakları gibi alanlarda programlar yaptı. Uzun süre de Zaman Gazetesi’nde bu alanlarda yazdı. Nevval Sevindi, 1998 yılında kanserle mücadelesinden başarıyla çıktı. Kanser ve kanser hasta hakları üzerine de çalışan ve Kanser hasta dernekleri oluşturan Sevindi bu çalışmasıyla Sağlık Bakanlığı’ndan da ödül aldı. Sevindi’nin, aralarında “Aşk Kapıyı Her Zaman Çalar”, “Kent ve Kültür”, “Ne Kadar İlgi O Kadar Sevgi” ve “Daha Fazla Özgürlük” adlı kitapların da olduğu yayınlanmış 13 kitabı bulunuyor.
18 Mart Üniversitesi 12.Bahar Şenliklerinde konferans
Hürriyet Avrupa baskısında haberim çıktı 23.04.2007
Nevval Sevindi Avrupa-Balkan Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneğinin Frankfurt’taki geleneksel İlkbahar buluşmasında konuştu: Bizim yıllar önce terk etmeye zorlandığımız topraklarda hala Türkçe konuşuluyor.Kosova resmi dil Türkçe olsun diye mücadle ediyor.Türkçeyi yasaklamaya çalışanlarla mücadele etmeliyiz çünkü Türkçe en geniş vatandır bize. Dilini kaybeden ülkesini kaybeder.Dünyada baba dili diye bir şey var mı?Ana dili var. Anneler, çocuklarınıza dilini, dinini ve kültürünü öğretin.Size büyük görev düşüyor.”
Hadi Özışık yazdı:DYP’li (!) Nevval Sevindi nerede?
Gazeteci Nevval Sevindi’nin DYP’ye geçişi, büyük (!) bir katılımla gerçekleşti. Sevindi’nin bilgisi, becerisi, entellektüel birikimi, kadın hakları ile ilgili mücadelesi pek itibar görmedi tabii… Niye? Şebnem’in Ş’si her şeye yetti çünkü. Ağar bilmiyormuş… Ağar bilmeyecek de, Faik İçmeli mi bilecek… Haşa… Eee.. Kimdir bu bir bilen? İlçe Başkanı… Marketçiymiş, tanışmış Şebnem Hanımla canı bu hanımefendiyi DYP’li yapmak istemiş. Sessiz sedasız tutmuş kızcağızın elini, çıkarmış Ağar’ın huzuruna. Ne yapsın Ağar? Bizim Selim Kibar’ın dediği gibi… “Almasın mı?” Aldı tabii… Hayırlı olsun… Olsun da… Şu bir Nevval Sevindi vardı taze DYP’li (!) olan.. O nerede sahi? Ne iş yapar? Hangi projenin altına imza atar? DYP’ye ne tür yenilikler katar? Kadınlarla ilgili hang adımları atar? Ağar’a danışman madem, Mehmet Bey, ne danışır bu hanıma? İstediğiniz kadar soru sorun siz… Nevval Hanım’ı gören hacı oluyor! Nasıl yani? Şöyle: Nevval Sevindi bir iki diklendi, iş yapar projeler sundu ama kimse oralı olmadı. Gazeteciydi Nevval Sevindi, fikirlerine önem verilirdi, ne söylese söylediği her şeyden istifade edilirdi: -Valla doğru yahu seni bizim partiye alalım. -E alın madem faydalı olacağım. Tamam mı? Tamam.. Nevval Sevindi’nin ne zaman yakasına DYP rozeti takıldı, o güzelim bilgiler, birikimler kendiliğinden yokolup gitti. Çünkü Sevindi evin kızı oldu; hiç bir fikrinin ehemmiyeti kalmadı. Sevindi’nin bazen fazla olduğu da oldu… Sonuç şu: Siyasetin dışında el üstünde olan Nevval Sevindi, siyasetin içine girince, bir anda kuş olup uçtu. Ne arayan var, ne soran. O sıradan, sade, kendi halinde etliye sütlüye karışmayan bir DYP’li oldu. Sahi şimdi nerede acaba? Bir bilen var mıdır sizce? Cevap: Nevval Sevindi nerede en iyi ben biliyorum arkadaşlar. İstanbul ilçelerini geziyor ve kadınlarla birlikte oluyorum haberiniz olsun.İl il de gezeceğim çünkü tabandan gelen ilgi çok.
Mahmut Övür yazdı 9mart2007 Sabah gazetesi
DYP ‘Sevindi’ye sevinemedi! Türkiye’de siyasetin nasıl yapıldığının en çarpıcı örneği geçtiğimiz hafta DYP’de yaşandı. Manken Şebnem Schaeffer bir törenle DYP’ye katıldı. Aslında bir mankenin DYP’ye katılmasına kimsenin itirazı yok. Ancak ilginç olan şu; o gün o toplantıda DYP’ye katılan bir isim daha vardı: Gazeteci yazar Nevval Sevindi . O gün DYP’yi Schaeffer’le manşetlere taşımayı hedefleyen politik deha kimse doğrusu tebrik etmek gerek. Çünkü hedefine ulaştı. Tabii o hedefine ulaşırken DYP’nin iktidar hedefine ne kadar yaklaştığı bir hayli tartışmalı. Neden derseniz anlatalım. Aynı toplantıda DYP’ye katılan Nevval Sevindi, magazin yıldızı Schaeffer sayesinde açıkça gölgede kaldı. Ve kimse Sevindi’nin DYP’ye resmen katıldığı konusunda bilgi sahibi olmadı. Oysa siyasetle biraz ilgili olanlar bilir. Sevindi, ağzı laf yapan, kadın hareketiyle yoğun ilişkisi olan, İstanbul gibi tartışmaların odağında bir kent hakkında bilgi sahibi olan aydın biri. Tartışma programları açısından da bir hayli deneyim sahibi. Peki DYP yönetimi bu ismi nasıl değerlendirdi? Doğrusu Sevindi’nin adını ve gücünü kullanmayı beceremedi. Bir parti kendi çıkarını koruma konusunda bu kadar beceriksiz olabilir mi? Dahası DYP, öyle sıradan bir parti değil, bu ülkenin son 50 yıllık tarihine imza atmış bir geleneğin devamı. Genel Başkan Mehmet Ağar ise tüm eleştirilere rağmen sivil siyasetin güçlenmesi için çaba harcayan ve “düz ovada siyaset ” çağrısıyla son döneme damgasını vuran bir isim. Bence Schaeffer’i partiye çağıranlar, sadece Sevindi’ye değil bu misyona da gölge düşürdü. Bu da açıkça siyasi acizliğe ya da parti içi ayak oyunlarına işaret ediyor… DYP yönetimi öncelikle rakiplerine koz veren bu süreci kimlerin örgütlediğini ortaya çıkarmalı ve bir an önce siyaseti doğal mecrasına çevirip, projeleriyle tartışma gündeminde yer almalı.
Almanya’daki Türk kadını yükselişte Türkiye Araştırmalar Merkezi Vakfı (TAM) ile Türkiye İşveren Sendikaları Kondfederasyonu (TİSK) işbirliğiyle yürütülen ‘Avrupa’daki Türk Kadını’ başlıklı araştırma sonuçlarına göre, Türk kadının bilinenin aksine, toplumun pekçok sahasında varlık gösterdiği, özellikle genç kuşağın sosyal, kültürel ve ekonomik alanda kayda değer bir ilerleme sağladığı ortaya çıktı 08.01.2007
Almanya Örneğinden Hareketle Avrupa’daki Türk Kadınlarının Yaşam Koşullarına Dair Bir Analiz’ başlıklı araştırmada Almanya genelinde 1000 Türk kadını, 500 Türk erkeği ve 30 Avrupalı aydın kadınla telefon aracılığıyla anket düzenlendi. Anketin sonuçları TAM direktörü Prof. Dr. Faruk Şen, TAM direktör yardımcısı Gülay Kızılocak, TİSK Başkanı Tuğrul Kutadgubilik ve yazar Nevval Sevindi tarafından Radisson SAS Oteli’nde düzenlenen bir toplantıyla basına duyuruldu. TÜRK KADINI EĞİTİM VE POLİTİKADA ERKEKLERLE YARIŞIYOR Günümüzde Almanya’da 4 milyon 300 bin Türk’ün yaşadığını ve bunların yüzde 47′sini kadınların oluşturduğunu belirten TAM Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen araştırma sonuçlarına göre Türk kadınlarının yüzde 33.6′sının iş yaşamında yer aldığını ve erkeklere oranla daha rütbeli işlerde çalıştıklarını söyledi. Almanya’da öğrenim gören 30 bin Türk öğrencinin yüzde 41′ini kızların oluşturduğunu belirten Şen, şunları söyledi: “Almanya’daki dönercilik, berberlik ve avukatlık sektörleri son yıllarda Türkler’in eline geçmeye başladı. Almanya’da 1050 Türk avukat var ve bunların yüzde 58′i kadın. Almanya federal ve eyalet parlamentosundaki 12 Türk milletvekilinin ise 8′i kadın. Bu veriler Türk kadınının Avrupa’daki sosyal ve siyasal yaşamda ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor.” TAM Direktör Yardımcısı Gülay Kızılocak, ise araştırma sonuçları hakkında bilgi verdi. Verilere göre Almanya’da yaşayan Türk kadınlarının yüzde 50′den fazlası çalışmaktan memnun, yüzde 97′si kadın hak ve özgürlüklerinden haberdar, yüzde 83′ü ekonomik özgürlüğe sahip, kız çocuklarının meslek edinme oranı ise yüzde 92. ALMANYA’DAKİ TÜRK TOPLUMU TÖRE CİNAYETLERİNE KARŞI Almanya’da yaşayan Türk kadınlarının yüzde 42′sinin aile birleşmesiyle ülkeye geldiğini, yüzde 55′inin ise Almanya doğumlu olduğunu belirten Kızılocak, aile içi şiddete hem kadınların hem de erkeklerin yüzde 77 oranında karşı çıktıklarını ve şiddetle mücadelede sert tedbirlerin alınmasını istediklerini ifade etti. “Almanya’da Türk erkekleri kadınlarını döven, töre için öldüren bir erkek imaj var’ diyen Kızılocak araştırma sonuçlarının bu ön yaragıların doğru olmadığını ortaya koyduğunu kaydetti. Kızılocak, Türk kadınlarının çoğunluğunun Alman aile yapısını özümsediklerini, ancak Alman kadınlarını iş hayatına fazla zaman ayırdıkları için aileye ve çocuğa gereken önemi verememekle eleştirdiklerini de ekledi. AİLE İÇİ ŞİDDET ETNİK DEĞİL, SINIFSAL TAM Direktör Yardımcısı Gülay Kızılocak, aralarında siyasetçi, sanatçı ve yazarların da bulunduğu 30 Avrupalı aydın kadınla yapılan anketin sonuçlarını da aktardı. Avrupalı aydınların özellikle aile içi şiddet ve töre cinayetleri konusunda Türk kadını aleyhinde oluşan imajı eleştirdiklerini belirten Kızılocak, “Avrupalı aydınlar, Türk kadının eğitim ve meslek hayatındaki durmunun çok iç açıcı olmadığını ancak yeni neslin büyük bir atılım gerçeklşetirdiğini belirttiler. Aydın kadınlar ayrıca aile içi şiddetin tüm dünyada yaşanılan sınıfsal bir sorun olduğu, etnik nedenlere dayalı olmadığını ifade ettiler” diye konuştu. Kızılocak, aydınların, Avrupalılar’ın Türk kadını hakkındaki olumusuz ve ön yargılı düşüncelerinin giderilmesi için, modern ve başarılı Türk kadınlarını ön plana çıkararak rol model oluşturulması yönündeki çözüm önerisinde bulunduklarını da anlattı. Yazar Nevsal Sevindi, Almanya’da son yıllarda yayınlanan televizyon dizilerinde Türk ailelerin yaşamlarının konu alındığını ve Türk ailelerinin birbirine bağlı, sevecen ve hoşgörülü insanlar olarak tasvir edildiklerini söyledi. TİSK Başkanı Tuğrul Kutadgubilik ise, “Türkiye iki ayağıyla koşan bir atlet olabilmek için kadın erkek eşitliğini benimsemelidir” diyerek önümüzdeki yıl yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir Türk kadınının cumhurbaşkanı olmasını çok arzuladığını söyledi. Araştırma sonuçlarının önümüzdeki hafta Berlin’de ve ardından şubat ayı ortalarında Brüksel’de düzenlenecek bir toplantıyla Avrupa kamuoyuna sunulacağı belirtildi.
Yalçın Bayer Hürriyette yazdı Hürriyet Avrupa genel yayın yönetmeni Kerem Çalışkan ile Zaman gazetesi yazarı Nevval Sevindi evlendi….
Herkese duyuruyorum arkadaşlar…… Ben Nevval Sevindi Çalışkan oldum. 13 Şubat 2007′de Frankfurt Başkonsolosluğunda evlendik. Sayın başkonsolos Boğaç Gürdere ve eşi Can hanımefendi dahil herkesin neşeli bir ortam sağladığı nikahımız kıyıldı. Frankfurt Hürriyet camiasının ve yakın dostlarımızın katılımıyla geçen evlilik törenimiz için herkese teşekkür ediyorum. Şimdi çok mutluyuz. Tebrik eden herkese çok teşekkür ediyorum. Nevval Hanim Merhaba, Yeni bir hayata “Merhaba” dediginizi ogrendim ve tebrik etmek istedim. Hayirli ugurlu olsun, Allah mesut etsin, omur boyu mutluluklar dilerim. Saygilarimla, Fatih BALCI SEVGİLİ NEVVAL HANIM Öncelikle kurdugunuz yeni hayatta sonsuz mutluluklar diliyorum.Umarım herşey sizin için çok iyi olur. Yani kısaca evliliğinizi kutluyorum. Bu gün 8 Mart ve ben kadınlar gününü kutlamak yerine ( mutlaka sabah okumuşsunuzdur ama ) Bekir Çoşkun’un bu yazısını yolluyorum. Sevgiler…Işın
6.Şubat.2007′de Cem televizyonundaydım….
Çapraz Ateş’te milliyetçilik nedir,kime milliyetçi denir,Hırant Dink cinayeti ve sonrası konuşuldu.
27.Ocak.sayısında Nevval Sevindi ile ropörtajı Mine Akgün yaptı. “Erkekler tarafından aşağılanan kadın küsüp politikadan kaçıyor”
Nevval Sevindi’yi on yılı aşkın bir süredir tanıyorum. Araştırmaları, gazete yazıları, televizyon programları, senaryoları, sivil toplum çalışmaları ile o tanıdığım en çalışkan, üretken ve girişken kadınlardan biri. Organizasyon yeteneği çok gelişmiş, konuşmayı çok seviyor, duygularını düşüncelerini de çok güzel ifade ediyor. Bundan 6-7 yıl kadar önce çağın illeti kansere yakalandı, ona da yiğitçe baş kaldırdı ve alt etti. Ve şimdi de politikaya atılıyor. Siyaset arenasında da başarılı olacağını tahmin ediyorum. Olmalı da.. Kadınlara bütün partilerimizin ihtiyacı var. Onun için Nevval Sevindi gibi yürekli kadınların hangi partiden politikaya atıldığı hiç önemli değil. Hepimizin hangi partiden olursa olsun politikaya giren kadınları desteklemesi gerekiyor… Aktif politikaya atılmaya ne zaman, nasıl karar verdin? Ben zaten son on yıldır, Anadolu’da her yıl altı ay profesyonel konuşmacılık yapıyorum, konferanslar veriyorum. Çalışmalar yapıyorum, kadın dernekleri, kanser dernekleri kuruyorum. Bunların hiç birinde ben yasal olarak üye ya da başkan değilim. Onursal ya da fahri öyle bir şeyler oluyorum. Ama ben yereldeki insanları motive ediyorum, bir şeyler yapmaları için hedefler gösteriyorum. Elimdeki tüm bilgileri onlarla paylaşıyorum. Karşılıklı birbirimizden çok şey öğreniyoruz. Bu kadar uzun süre halkla iç içe olup, politika üretip insanlara heyecan verdikten sonra bu politikaların devlet katında dinlenmesi, devlet politikası haline gelmesini istiyorum. Fakat maalesef Türkiye’de demokrasinin en açmaz noktalarından biri bence sivil toplumla devlet ve hükümet arasında, siyasi organlar arasında organik bir bağ olamaması. Bu bağ olmadığı için zaten senin seçmen olarak kıymet-i harbiyen yok. Sen ister erkek ister kadın olarak bir seçmen ya da (Sivil Toplum Kuruluşu) STK üyesi olarak baskı unsuru olamıyorsun. Bunu anladıktan sonra siyasete girip girmemeyi düşündüm uzun süre ve bu ne kadar yararlı olur diye. Neden DYP? Mehmet Ağar daha kongre döneminde partide siyaset yapmamı istedi. Fakat ben o zaman karar verememiştim. Parti içi çalışmanın bana ne kadar uyacağından emin değildim. Çünkü bağımsız çalışmaya, özgürlükçü düşünmeye alışkınım. Parti içi dengelerin böyle olmadığı söylendiği için bu gözümü korkutan bir durumdu. O nedenle de istememiştim. Ben daha projeci bakıyorum olaylara o nedenle çalışmam zor olur dedim. Fakat sağ olsun Mehmet Ağar, “tamam ne yapalım sorduk istemedi” demedi. Ertesi yıl yeniden geldi. 2006’nın Ekim ayında sayın Celal Adan ve onunla görüşmeler yaptık. Tekrar birlikte çalışmayı çok istediklerini söylediler. Ben de kadın seçmen tabanının motive edilmesi ve bir kadının değil de daha fazla sayıda kadının girmesi için proje yaparsam çalışmayı çok istediğimi söyledim. Sayın Ağar “Evet kesinlikle çok maço bir partiyiz, kadınlara kapılarımızı açmamız gerekiyor, Türkiye’nin modernleşmesi kadınlardan geçiyor, ben de sizinle aynı fikirdeyim. Daha fazla kadının Hem Meclis’e hem de diğer karar mekanizmalarına girmesi için ne isterseniz yapın, en radikal şeyleri bile yapsanız kabul ediyorum” dedi. Bu benim için çok ufuk açıcı ve umut verici oldu. Çünkü bir siyasi parti liderinin kadınlarla ilgili bu kadar rahat konuşması ve “radikal bile olsa her şeyi yapalım yeter ki, Türkiye’nin önünü açacak kadın oylarını siyasete kanalize edelim” demesi gerçekten önemliydi. Gazetecilik yaşamım boyunca bunu diğer politikacılardan laf olsun diye bile duymadım. Bu yüzden de heyecanla DYP’ye girdim. Tabii ki bu nedenle de girilir ama partinin siyasi görüşü, politikaları senin görüşlerine uygun muydu? Partinin bütün politikaları olarak değil ama DYP’nin merkez sağda tek parti olduğunu düşünüyorum. Ben de Türkiye’nin merkez sağında yer alıyorum. Gerçi dünyada sağ ve sol kalmadı, ben hiçbir zaman ideolojilere bağlı olmadım. Türkiye’nin genel toplumsal konteksti merkez sağ. Ama bu bizim kültürel yaşantımız ve bakışımızın batılı bir çerçeve içinde tarihi diye düşünüyorum merkez sağı. Ve AKP iktidar olduğu süre içerisinde ne teorik, ne de pratik olarak merkez sağa uymadığını gösterdi. O yüzden de DYP eski geçmişi olan, merkez sağda bu kadar uzun süre ayakta kalmış bir parti olarak merkez sağa lider olacağını düşündüğüm için teorik olarak böyle bir yakınlık benim için cazip oldu. Büyük kentlerde de Anadolu’da da sivil toplum örgütlerinde bir çok kadın çalışıyor ama sıra politikaya girmeye gelince kadınları bir şeyler mi durduruyor, kendileri mi duruyor? Her ikisi de var. Öncelikli olarak erkekler tarafından durduruluyorlar. Erkekler onların belli bir çizgiye kadar gelmesine izin veriyor. Kadın kolları diye normal partinin daha aşağısında yer alan daha ikincil işlere bakan bir kurum var. Kadın kolları ve gençlik kolları… İkisi de toplumun en marjinal grupları. Toplumun demokratik yollardan haklarını alamayan iki grubu. Zaten kadınların müttefiki gençlerdir, hayatım boyunca gençleri korudum kolladım ve onlar için çalıştım. Sorunun ikinci boyutuna gelince, evet kadınlar kendilerini de durduruyorlar, erkek oyunlarına alışkın olmadıkları için. Erkeklerin onları kızdırması çok kolay oluyor. Aşağılıyorlar, hakaret ediyorlar. Kadınları bir tür fiziki olmayan şiddete maruz bırakıyorlar. Ve kadınlar da hemen küsüp darılıp bu ortamdan kaçıyor. Bir de erkekleşmiş kadınlar var. Her etek giyen kadın değildir. Kadının kadın olma bilinci olması lazım. Eteklik giymiş ama kadın olmayan erkekleşmiş kadın, erkeklerle beraber erkek oyununu oynarsa kazanacağını düşünüyor diğer kadınların önünü kesiyor. Onlar erkek gibi davranırlarsa bir pozisyon elde ediyorlar. Ve kadın gibi davranan, kadın olmaktan gocunmayan kadınları da küstürüyorlar. Evet köprüyü geçince beyaz olan siyah öyküsünde olduğu gibi belli bir yere gelmiş kadınlarda hep “ben hiç ayrımcılığa uğramadım” söylemi vardır… Çok zengin kocası ya da babası olanlar belki böyle bir dokunulmazlık edinmişlerdir kendilerine. Ama ben her zaman ayrımcılığa, tacize uğradım. Kadın olmanın önümü kapattığını düşünüyorum. Ben gerçekten çalışkanım, çalışkanlık ve birikimini nasıl test ediyorsun dersen, Batı’ya gittiğimde onların bana davranışı ve söylediklerinden bunları fark edebiliyorum. Buraya geldiğim zaman ise hemen kendimi daha aşağıda hissettiriyorlar bana. Çünkü maalesef Türkiye’de ne yaptığın neleri ürettiğinle ilgilenmiyorlar, şekilci ve ideolojik bir takım yargılarla değerlendiriyorlar. Yalnız bu bende ters etki yaptı. Kadın olsun erkek olsun aydınların, kadınların kırılıp kenara çekilmesine hayattan, siyasetten vazgeçmesine, hatta alkolik olmasına çok rastladım. Ama bu bende inat doğurdu. Bana yapılan her şey geçmişte kalıyor, unutuyorum. Önemli olan bugün ve yarındır. Yola devam etmem lazım çünkü bu benim sadece bireysel serüvenim değil, bu ülke için hayal ettiğim şey var ve bunu yapmam gerekir. Yapacaklarımın benden sonraki kuşaklara da yarar sağlayabileceği ihtimali bana müthiş motivasyon veriyor. Yaralanıyorum, eve geldiğimde, kendi dünyama kapandığımda ağlıyorum, hüzünlü oluyorum ama sokağa çıktığım andan itibaren yola devam ediyorum. Ben hep rüyalarımın peşinden gittim. Büyük bir çoğunluğunu da gerçekleştirdim. Kadınlara gençlere ve yoksullara daha adil bir dünya kurmak mümkün diye düşünüyorum. Bunun hiçbir ideolojisi olmadığına sadece insan olmak ve insanı sevmekle başarılacağına inanıyorum. Anadolu’yu karış karış dolaştın, çok seviliyorsun, somut olarak farklı bir şeyler yapacağına inanıyor musun? Bu gerçekten zor bir soru. Çünkü inanman başka pratik başka oluyor. Yapacağıma inanıyorum ama pratikte nasıl işleyecek, kadın seçmen tabanının örgütlenmesi ile ilgili verdiğim proje DYP’nin Merkez Yürütme Kurulu’ndan (MYK) geçti. Resmen bu çalışmayı yapmak için atandım. İstanbul’un varoşlarında ve Ege’de kadınlarla ilgili toplantılar, eğitim çalışmaları yapmak üzere bir plan hazırladık. Kadınların bir süre katılıp sonra bize göre değilmiş deme ihtimalleri de var mı? Kadın Adayları Denetleme ve Destekleme Derneği’nde (KA-DER) biz bunu çok gördük. Bir İngiliz kadın parlamenterin bize verdiği eğitim sırasında söylediğini hiç unutmuyorum. “Politika asla vazgeçilmeyecek, bir dakika daha fazla ayakta kalanın başardığı bir alandır” demişti. Bir kez yenilmek, bir kez iktidarı alamamak başarısızlık değildir. Türkiye’de bunun en güzel örneği Süleyman Demirel’dir. Her yenilgiden zaferle çıkmıştır. Amerika’da Abraham Lincoln sekiz kere yenilip başkan olmuştur. Politika dayanıklı olmayı ve imanın güçlü olmasını gerektiriyor. Eğer ben bir koltuğu hayal ediyorum dersen belki çabuk vazgeçebilirsin. Tabii ki siyaset sonuçta koltuk istemektir, siyasete girdiğinde başbakan, bakan olmayı istemek hakkındır. Ben de istiyorum. Sonuçta bunlar benim amacım değil aracım. Çünkü benim hayalim yapılamayanları politik alanda yapılabilir hale getirmek. Sözü geçmeyenleri demokrasi masasına oturtabilmek. Demokrasi masasında hepimizin bir sandalyesi olmasını sağlayabilmek. Çünkü ben hep daha rahat konuşma, daha rahat yazma, daha iyi ifade etme sıkıntısı çektim hayatta. Çocukluğumdan itibaren sus konuşma çocuksun, kadınsın, devlet memurusun denilerek hep bir bahane bulundu. Bundan çok sıkıldım. Bundan sonraki kuşakların daha rahat konuşacakları, insanların önyargısız dinleyip birlikte keyifle tartışabileceği, her şeyi söylemenin serbest olduğu düşünce özgürlüğünün yasalara geçtiği bir ülke istiyorum. Bu ülke bu fırsatı bana verirse- ki bunu siyasetten başka yerde alamayacağım için siyasetteyim- ülkenin önünü açmayı ve yasalara bir türlü siyasi parti başkanlarının yirmi yıldır uzlaşıp koyamadıkları düşünce özgürlüğünü tam anlamıyla Anayasa’nın ruhu haline getirmeyi çok istiyorum. Politikada kadınlar arasında dayanışma var mı? Ben şöyle diyorum, aydın kadın diğer kadınları seven kadındır. Ben ne yaparlarsa yapsınlar diğer kadınları seviyorum. Ama politikada kadınlar arası dayanışma yok. Kadınlar politikada diğer kadınları kendilerine rakip olarak görüyor. O nedenle bir partide bir yere bir kadın seçiliyorsa bir kadın aday, bir kadın milletvekili oluyor. Ama arkasından diğer kadınları sürüklemiyor. Başbakan olmuş Çiller hiçbir kadın yasasına imza atmadı. Kadınların lehine, cinsel ayrımcılığı önleyici bir çok tedbir alınması lazım. Bizim kabul ettiğimiz CEDAW Sözleşmesi’nin gerekleri hala yerine getirilmiş değil. Türkiye’nin hem kurumlar içinde hem diğer yatay ve dikey alanlarda mutlaka cinsiyet ayrımcılığını önleyici eğitimler yapması, projeler üretmesi ve eksik yasaları çıkarması gerekiyor. Ülkenin sosyal dokusunun altındaki bozulmanın kadınları -şiddet, ücret eşitsizliği, fuhuş gibi- kullanılır hale getirdiğini, en altta göründükleri için kullanılır obje ve nesne haline dönüştüklerini görüyoruz. Kılığına kıyafetine, saçına da çok karışıldı ama sen dirençle karşı koydun değil mi? Evet, bunların hepsine laf edildi. Entelektüel sayılmazsın şu saçlarını boyadan başlayarak gözlük takmama dek karıştılar. Fakat ben inatla ben bildiğim yolda devam ettim. Kadın gibi giyinmekten, kadın gibi görünmekten, süslü olmaktan mutlu oluyorum. Bu keyfimi bundan sonra da bozmamaya kararlıyım. Siyaseti de böyle yapacağım. Anadolu’da her yere böyle gittim. En kapalı yerde bile sen ne biçim kılıktasın demediler. Dışlamadılar, hep bağırlarına bastılar. Benim samimiyetim, gerçekten orada onlar için bir şeyler yapıyor olmam onları etkiliyor. Kadın seçmen tabanı da değişiyor mu? On yıl önce kadın seçmen tabanı diye bir şey yoktu. Ailedeki erkekleri ya da bulunduğu kurum ve çevre tarafından yönlendiriliyordu. Fakat son beş yılda çok ciddi gelişmeler kaydedildi. Kadınlar uyandılar. Artık partilerin kadın seçmen tabanını ciddiye alması gerekiyor. Bunu en fazla ciddiye alan, kadın seçmenin oyuna ihtiyacı olduğunu bilen de AKP. Birleşmiş Milletler tarafından 2006 Ağustosunda yapılan 75 Dünya ülkesinde yapılan “kadınların gücü” sıralamasında Türkiye maalesef yetmiş ikinci. Politikada daha fazla kadın görmek istiyorlar, yüzde yetmiş yedi oranda kadın kotasını destekliyorlar. Kadın kotasını isteyenler de sağ partiler. Tüm dünyanın tersine bizde sol partiler kadını asla ve asla politikada görmek istemiyor. Aday çok oluyor da kimi zaman sadece vitrin olarak kullanılıyor sanki ? Bakalım bu seçimlerde sanatçı gibi popüler tipler mi olacak yoksa daha akademisyen gibi bilgi üreticileri mi, sivil toplum temsilcileri mi göreceğiz. Daha çok popüler, siyasi partinin içinde denge unsuru olmayan, çıkıntılık yapmayacak, halkın sevgisini kazanmış bir kişiler tercih ediliyor. Ama düşüncenizle, tavrınızla savunduğunuz ilkelerle siyaset yapmak oy almak bu çok zor. Kolay olsaydı zaten bana kalmazdı diye düşünüyorum… Gazete yazıları ile tanındı 1975 yılında İzmir Türk Kolejini bitirdi. Yüksek öğrenimini Ankara üniversitesi Antropoloji Bölümünde tamamladı. 1977-80 yılları arasında Tahran’da yaşadı. İran dönüşü Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nda araştırmacı, danışman olarak çalıştı. 1989-95 yılları arasında serbest yazarlık yaptı. Seyahat, eleştiri yazıları ve film senaryoları yazdı. 1992-98 yılları arasında Pimapen Kültür Evi’ni kurdu, bir çok projeye imza attı. Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazarlığı, Samanyolu Televizyonunda da çeşitli programlar hazırladı ve sundu. 1992 yılında yayınlanan ilk kitabı “Aşkın Ölümcül Etkileri’nin ardından “İki Ülke İki Devrim, Türkiye-İran”, “Kent Ve Kültür”, “Fetullah Gülen’le New York Sohbetleri”, “Kanserle Yaşıyorum”, Global Hoşgörü”, “Demokrasi Gündemi”, “Hayatın Aynası”, “Göç Kuşakları”, adlı kitapları yayınlandı. DA (Dialog Avrasya) Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Halen Zaman Gazetesi’nde yazıyor. Son on yılda Yeni Yüzyıl ve Zaman Gazetelerinde yazdığı siyasi yazılarını “Daha Fazla Özgürlük”başlığı altında yayına hazırlıyor. OKUYUCU MEKTUBU Mesaj: Seçilmesini isterim.Bilgi,deneyim ve birikimleri ile ülkemize yararlı olacaktır. Sol kadınların mecliste daha fazla olmalarına karşı değildir! Gönderen : Ümit Aksoy semalaksoy@englishwest.com Mesaj: Nevval Hanım’ın nerede olursa olsun kadınlar, çocuklar, gençler ve insanlık adına iyi şeyler yapacağını biliyorum. Onu destekliyorum. Dualarım ve tüm kalbimle yanındayım. Gönderen : b_ayvaz@hotmail.com