Haberler

Balkan-Rumeli Türkleri

Nisan 28 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

Hürriyet Avrupa baskısında haberim çıktı 23.04.2007

Nevval Sevindi Avrupa-Balkan Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneğinin Frankfurt’taki geleneksel İlkbahar buluşmasında konuştu: Bizim yıllar önce terk etmeye zorlandığımız topraklarda hala Türkçe konuşuluyor.Kosova resmi dil Türkçe olsun diye mücadle ediyor.Türkçeyi yasaklamaya çalışanlarla mücadele etmeliyiz çünkü Türkçe en geniş vatandır bize. Dilini kaybeden ülkesini kaybeder.Dünyada baba dili diye bir şey var mı?Ana dili var. Anneler, çocuklarınıza dilini, dinini ve kültürünü öğretin.Size büyük görev düşüyor.”

İnternet Haber yazdı

Mart 22 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

Hadi Özışık yazdı:DYP’li (!) Nevval Sevindi nerede?

Gazeteci Nevval Sevindi’nin DYP’ye geçişi, büyük (!) bir katılımla gerçekleşti. Sevindi’nin bilgisi, becerisi, entellektüel birikimi, kadın hakları ile ilgili mücadelesi pek itibar görmedi tabii… Niye? Şebnem’in Ş’si her şeye yetti çünkü. Ağar bilmiyormuş… Ağar bilmeyecek de, Faik İçmeli mi bilecek… Haşa… Eee.. Kimdir bu bir bilen? İlçe Başkanı… Marketçiymiş, tanışmış Şebnem Hanımla canı bu hanımefendiyi DYP’li yapmak istemiş. Sessiz sedasız tutmuş kızcağızın elini, çıkarmış Ağar’ın huzuruna. Ne yapsın Ağar? Bizim Selim Kibar’ın dediği gibi… “Almasın mı?” Aldı tabii… Hayırlı olsun… Olsun da… Şu bir Nevval Sevindi vardı taze DYP’li (!) olan.. O nerede sahi? Ne iş yapar? Hangi projenin altına imza atar? DYP’ye ne tür yenilikler katar? Kadınlarla ilgili hang adımları atar? Ağar’a danışman madem, Mehmet Bey, ne danışır bu hanıma? İstediğiniz kadar soru sorun siz… Nevval Hanım’ı gören hacı oluyor! Nasıl yani? Şöyle: Nevval Sevindi bir iki diklendi, iş yapar projeler sundu ama kimse oralı olmadı. Gazeteciydi Nevval Sevindi, fikirlerine önem verilirdi, ne söylese söylediği her şeyden istifade edilirdi: -Valla doğru yahu seni bizim partiye alalım. -E alın madem faydalı olacağım. Tamam mı? Tamam.. Nevval Sevindi’nin ne zaman yakasına DYP rozeti takıldı, o güzelim bilgiler, birikimler kendiliğinden yokolup gitti. Çünkü Sevindi evin kızı oldu; hiç bir fikrinin ehemmiyeti kalmadı. Sevindi’nin bazen fazla olduğu da oldu… Sonuç şu: Siyasetin dışında el üstünde olan Nevval Sevindi, siyasetin içine girince, bir anda kuş olup uçtu. Ne arayan var, ne soran. O sıradan, sade, kendi halinde etliye sütlüye karışmayan bir DYP’li oldu. Sahi şimdi nerede acaba? Bir bilen var mıdır sizce? Cevap: Nevval Sevindi nerede en iyi ben biliyorum arkadaşlar. İstanbul ilçelerini geziyor ve kadınlarla birlikte oluyorum haberiniz olsun.İl il de gezeceğim çünkü tabandan gelen ilgi çok.

DYP Sevindi ‘ye SEVİNEMEDİ!

Mart 15 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

Mahmut Övür yazdı 9mart2007 Sabah gazetesi

DYP ‘Sevindi’ye sevinemedi! Türkiye’de siyasetin nasıl yapıldığının en çarpıcı örneği geçtiğimiz hafta DYP’de yaşandı. Manken Şebnem Schaeffer bir törenle DYP’ye katıldı. Aslında bir mankenin DYP’ye katılmasına kimsenin itirazı yok. Ancak ilginç olan şu; o gün o toplantıda DYP’ye katılan bir isim daha vardı: Gazeteci yazar Nevval Sevindi . O gün DYP’yi Schaeffer’le manşetlere taşımayı hedefleyen politik deha kimse doğrusu tebrik etmek gerek. Çünkü hedefine ulaştı. Tabii o hedefine ulaşırken DYP’nin iktidar hedefine ne kadar yaklaştığı bir hayli tartışmalı. Neden derseniz anlatalım. Aynı toplantıda DYP’ye katılan Nevval Sevindi, magazin yıldızı Schaeffer sayesinde açıkça gölgede kaldı. Ve kimse Sevindi’nin DYP’ye resmen katıldığı konusunda bilgi sahibi olmadı. Oysa siyasetle biraz ilgili olanlar bilir. Sevindi, ağzı laf yapan, kadın hareketiyle yoğun ilişkisi olan, İstanbul gibi tartışmaların odağında bir kent hakkında bilgi sahibi olan aydın biri. Tartışma programları açısından da bir hayli deneyim sahibi. Peki DYP yönetimi bu ismi nasıl değerlendirdi? Doğrusu Sevindi’nin adını ve gücünü kullanmayı beceremedi. Bir parti kendi çıkarını koruma konusunda bu kadar beceriksiz olabilir mi? Dahası DYP, öyle sıradan bir parti değil, bu ülkenin son 50 yıllık tarihine imza atmış bir geleneğin devamı. Genel Başkan Mehmet Ağar ise tüm eleştirilere rağmen sivil siyasetin güçlenmesi için çaba harcayan ve “düz ovada siyaset ” çağrısıyla son döneme damgasını vuran bir isim. Bence Schaeffer’i partiye çağıranlar, sadece Sevindi’ye değil bu misyona da gölge düşürdü. Bu da açıkça siyasi acizliğe ya da parti içi ayak oyunlarına işaret ediyor… DYP yönetimi öncelikle rakiplerine koz veren bu süreci kimlerin örgütlediğini ortaya çıkarmalı ve bir an önce siyaseti doğal mecrasına çevirip, projeleriyle tartışma gündeminde yer almalı.

Vatan Gazetesi’nde

Mart 15 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

Almanya’daki Türk kadını yükselişte Türkiye Araştırmalar Merkezi Vakfı (TAM) ile Türkiye İşveren Sendikaları Kondfederasyonu (TİSK) işbirliğiyle yürütülen ‘Avrupa’daki Türk Kadını’ başlıklı araştırma sonuçlarına göre, Türk kadının bilinenin aksine, toplumun pekçok sahasında varlık gösterdiği, özellikle genç kuşağın sosyal, kültürel ve ekonomik alanda kayda değer bir ilerleme sağladığı ortaya çıktı 08.01.2007

Almanya Örneğinden Hareketle Avrupa’daki Türk Kadınlarının Yaşam Koşullarına Dair Bir Analiz’ başlıklı araştırmada Almanya genelinde 1000 Türk kadını, 500 Türk erkeği ve 30 Avrupalı aydın kadınla telefon aracılığıyla anket düzenlendi. Anketin sonuçları TAM direktörü Prof. Dr. Faruk Şen, TAM direktör yardımcısı Gülay Kızılocak, TİSK Başkanı Tuğrul Kutadgubilik ve yazar Nevval Sevindi tarafından Radisson SAS Oteli’nde düzenlenen bir toplantıyla basına duyuruldu. TÜRK KADINI EĞİTİM VE POLİTİKADA ERKEKLERLE YARIŞIYOR Günümüzde Almanya’da 4 milyon 300 bin Türk’ün yaşadığını ve bunların yüzde 47’sini kadınların oluşturduğunu belirten TAM Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen araştırma sonuçlarına göre Türk kadınlarının yüzde 33.6’sının iş yaşamında yer aldığını ve erkeklere oranla daha rütbeli işlerde çalıştıklarını söyledi. Almanya’da öğrenim gören 30 bin Türk öğrencinin yüzde 41′ini kızların oluşturduğunu belirten Şen, şunları söyledi: “Almanya’daki dönercilik, berberlik ve avukatlık sektörleri son yıllarda Türkler’in eline geçmeye başladı. Almanya’da 1050 Türk avukat var ve bunların yüzde 58′i kadın. Almanya federal ve eyalet parlamentosundaki 12 Türk milletvekilinin ise 8′i kadın. Bu veriler Türk kadınının Avrupa’daki sosyal ve siyasal yaşamda ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor.” TAM Direktör Yardımcısı Gülay Kızılocak, ise araştırma sonuçları hakkında bilgi verdi. Verilere göre Almanya’da yaşayan Türk kadınlarının yüzde 50′den fazlası çalışmaktan memnun, yüzde 97’si kadın hak ve özgürlüklerinden haberdar, yüzde 83′ü ekonomik özgürlüğe sahip, kız çocuklarının meslek edinme oranı ise yüzde 92. ALMANYA’DAKİ TÜRK TOPLUMU TÖRE CİNAYETLERİNE KARŞI Almanya’da yaşayan Türk kadınlarının yüzde 42’sinin aile birleşmesiyle ülkeye geldiğini, yüzde 55′inin ise Almanya doğumlu olduğunu belirten Kızılocak, aile içi şiddete hem kadınların hem de erkeklerin yüzde 77 oranında karşı çıktıklarını ve şiddetle mücadelede sert tedbirlerin alınmasını istediklerini ifade etti. “Almanya’da Türk erkekleri kadınlarını döven, töre için öldüren bir erkek imaj var’ diyen Kızılocak araştırma sonuçlarının bu ön yaragıların doğru olmadığını ortaya koyduğunu kaydetti. Kızılocak, Türk kadınlarının çoğunluğunun Alman aile yapısını özümsediklerini, ancak Alman kadınlarını iş hayatına fazla zaman ayırdıkları için aileye ve çocuğa gereken önemi verememekle eleştirdiklerini de ekledi. AİLE İÇİ ŞİDDET ETNİK DEĞİL, SINIFSAL TAM Direktör Yardımcısı Gülay Kızılocak, aralarında siyasetçi, sanatçı ve yazarların da bulunduğu 30 Avrupalı aydın kadınla yapılan anketin sonuçlarını da aktardı. Avrupalı aydınların özellikle aile içi şiddet ve töre cinayetleri konusunda Türk kadını aleyhinde oluşan imajı eleştirdiklerini belirten Kızılocak, “Avrupalı aydınlar, Türk kadının eğitim ve meslek hayatındaki durmunun çok iç açıcı olmadığını ancak yeni neslin büyük bir atılım gerçeklşetirdiğini belirttiler. Aydın kadınlar ayrıca aile içi şiddetin tüm dünyada yaşanılan sınıfsal bir sorun olduğu, etnik nedenlere dayalı olmadığını ifade ettiler” diye konuştu. Kızılocak, aydınların, Avrupalılar’ın Türk kadını hakkındaki olumusuz ve ön yargılı düşüncelerinin giderilmesi için, modern ve başarılı Türk kadınlarını ön plana çıkararak rol model oluşturulması yönündeki çözüm önerisinde bulunduklarını da anlattı. Yazar Nevsal Sevindi, Almanya’da son yıllarda yayınlanan televizyon dizilerinde Türk ailelerin yaşamlarının konu alındığını ve Türk ailelerinin birbirine bağlı, sevecen ve hoşgörülü insanlar olarak tasvir edildiklerini söyledi. TİSK Başkanı Tuğrul Kutadgubilik ise, “Türkiye iki ayağıyla koşan bir atlet olabilmek için kadın erkek eşitliğini benimsemelidir” diyerek önümüzdeki yıl yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir Türk kadınının cumhurbaşkanı olmasını çok arzuladığını söyledi. Araştırma sonuçlarının önümüzdeki hafta Berlin’de ve ardından şubat ayı ortalarında Brüksel’de düzenlenecek bir toplantıyla Avrupa kamuoyuna sunulacağı belirtildi.

Evlendim

Şubat 28 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

Yalçın Bayer Hürriyette yazdı Hürriyet Avrupa genel yayın yönetmeni Kerem Çalışkan ile Zaman gazetesi yazarı Nevval Sevindi evlendi….

Herkese duyuruyorum arkadaşlar…… Ben Nevval Sevindi Çalışkan oldum. 13 Şubat 2007′de Frankfurt Başkonsolosluğunda evlendik. Sayın başkonsolos Boğaç Gürdere ve eşi Can hanımefendi dahil herkesin neşeli bir ortam sağladığı nikahımız kıyıldı. Frankfurt Hürriyet camiasının ve yakın dostlarımızın katılımıyla geçen evlilik törenimiz için herkese teşekkür ediyorum. Şimdi çok mutluyuz. Tebrik eden herkese çok teşekkür ediyorum. Nevval Hanim Merhaba, Yeni bir hayata “Merhaba” dediginizi ogrendim ve tebrik etmek istedim. Hayirli ugurlu olsun, Allah mesut etsin, omur boyu mutluluklar dilerim. Saygilarimla, Fatih BALCI SEVGİLİ NEVVAL HANIM Öncelikle kurdugunuz yeni hayatta sonsuz mutluluklar diliyorum.Umarım herşey sizin için çok iyi olur. Yani kısaca evliliğinizi kutluyorum. Bu gün 8 Mart ve ben kadınlar gününü kutlamak yerine ( mutlaka sabah okumuşsunuzdur ama ) Bekir Çoşkun’un bu yazısını yolluyorum. Sevgiler…Işın

Milliyetçilik

Şubat 11 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

6.Şubat.2007′de Cem televizyonundaydım….

Çapraz Ateş’te milliyetçilik nedir,kime milliyetçi denir,Hırant Dink cinayeti ve sonrası konuşuldu.

Referans Gazetesi Ctesi

Ocak 29 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

27.Ocak.sayısında Nevval Sevindi ile ropörtajı Mine Akgün yaptı. “Erkekler tarafından aşağılanan kadın küsüp politikadan kaçıyor”

Nevval Sevindi’yi on yılı aşkın bir süredir tanıyorum. Araştırmaları, gazete yazıları, televizyon programları, senaryoları, sivil toplum çalışmaları ile o tanıdığım en çalışkan, üretken ve girişken kadınlardan biri. Organizasyon yeteneği çok gelişmiş, konuşmayı çok seviyor, duygularını düşüncelerini de çok güzel ifade ediyor. Bundan 6-7 yıl kadar önce çağın illeti kansere yakalandı, ona da yiğitçe baş kaldırdı ve alt etti. Ve şimdi de politikaya atılıyor. Siyaset arenasında da başarılı olacağını tahmin ediyorum. Olmalı da.. Kadınlara bütün partilerimizin ihtiyacı var. Onun için Nevval Sevindi gibi yürekli kadınların hangi partiden politikaya atıldığı hiç önemli değil. Hepimizin hangi partiden olursa olsun politikaya giren kadınları desteklemesi gerekiyor… Aktif politikaya atılmaya ne zaman, nasıl karar verdin? Ben zaten son on yıldır, Anadolu’da her yıl altı ay profesyonel konuşmacılık yapıyorum, konferanslar veriyorum. Çalışmalar yapıyorum, kadın dernekleri, kanser dernekleri kuruyorum. Bunların hiç birinde ben yasal olarak üye ya da başkan değilim. Onursal ya da fahri öyle bir şeyler oluyorum. Ama ben yereldeki insanları motive ediyorum, bir şeyler yapmaları için hedefler gösteriyorum. Elimdeki tüm bilgileri onlarla paylaşıyorum. Karşılıklı birbirimizden çok şey öğreniyoruz. Bu kadar uzun süre halkla iç içe olup, politika üretip insanlara heyecan verdikten sonra bu politikaların devlet katında dinlenmesi, devlet politikası haline gelmesini istiyorum. Fakat maalesef Türkiye’de demokrasinin en açmaz noktalarından biri bence sivil toplumla devlet ve hükümet arasında, siyasi organlar arasında organik bir bağ olamaması. Bu bağ olmadığı için zaten senin seçmen olarak kıymet-i harbiyen yok. Sen ister erkek ister kadın olarak bir seçmen ya da (Sivil Toplum Kuruluşu) STK üyesi olarak baskı unsuru olamıyorsun. Bunu anladıktan sonra siyasete girip girmemeyi düşündüm uzun süre ve bu ne kadar yararlı olur diye. Neden DYP? Mehmet Ağar daha kongre döneminde partide siyaset yapmamı istedi. Fakat ben o zaman karar verememiştim. Parti içi çalışmanın bana ne kadar uyacağından emin değildim. Çünkü bağımsız çalışmaya, özgürlükçü düşünmeye alışkınım. Parti içi dengelerin böyle olmadığı söylendiği için bu gözümü korkutan bir durumdu. O nedenle de istememiştim. Ben daha projeci bakıyorum olaylara o nedenle çalışmam zor olur dedim. Fakat sağ olsun Mehmet Ağar, “tamam ne yapalım sorduk istemedi” demedi. Ertesi yıl yeniden geldi. 2006’nın Ekim ayında sayın Celal Adan ve onunla görüşmeler yaptık. Tekrar birlikte çalışmayı çok istediklerini söylediler. Ben de kadın seçmen tabanının motive edilmesi ve bir kadının değil de daha fazla sayıda kadının girmesi için proje yaparsam çalışmayı çok istediğimi söyledim. Sayın Ağar “Evet kesinlikle çok maço bir partiyiz, kadınlara kapılarımızı açmamız gerekiyor, Türkiye’nin modernleşmesi kadınlardan geçiyor, ben de sizinle aynı fikirdeyim. Daha fazla kadının Hem Meclis’e hem de diğer karar mekanizmalarına girmesi için ne isterseniz yapın, en radikal şeyleri bile yapsanız kabul ediyorum” dedi. Bu benim için çok ufuk açıcı ve umut verici oldu. Çünkü bir siyasi parti liderinin kadınlarla ilgili bu kadar rahat konuşması ve “radikal bile olsa her şeyi yapalım yeter ki, Türkiye’nin önünü açacak kadın oylarını siyasete kanalize edelim” demesi gerçekten önemliydi. Gazetecilik yaşamım boyunca bunu diğer politikacılardan laf olsun diye bile duymadım. Bu yüzden de heyecanla DYP’ye girdim. Tabii ki bu nedenle de girilir ama partinin siyasi görüşü, politikaları senin görüşlerine uygun muydu? Partinin bütün politikaları olarak değil ama DYP’nin merkez sağda tek parti olduğunu düşünüyorum. Ben de Türkiye’nin merkez sağında yer alıyorum. Gerçi dünyada sağ ve sol kalmadı, ben hiçbir zaman ideolojilere bağlı olmadım. Türkiye’nin genel toplumsal konteksti merkez sağ. Ama bu bizim kültürel yaşantımız ve bakışımızın batılı bir çerçeve içinde tarihi diye düşünüyorum merkez sağı. Ve AKP iktidar olduğu süre içerisinde ne teorik, ne de pratik olarak merkez sağa uymadığını gösterdi. O yüzden de DYP eski geçmişi olan, merkez sağda bu kadar uzun süre ayakta kalmış bir parti olarak merkez sağa lider olacağını düşündüğüm için teorik olarak böyle bir yakınlık benim için cazip oldu. Büyük kentlerde de Anadolu’da da sivil toplum örgütlerinde bir çok kadın çalışıyor ama sıra politikaya girmeye gelince kadınları bir şeyler mi durduruyor, kendileri mi duruyor? Her ikisi de var. Öncelikli olarak erkekler tarafından durduruluyorlar. Erkekler onların belli bir çizgiye kadar gelmesine izin veriyor. Kadın kolları diye normal partinin daha aşağısında yer alan daha ikincil işlere bakan bir kurum var. Kadın kolları ve gençlik kolları… İkisi de toplumun en marjinal grupları. Toplumun demokratik yollardan haklarını alamayan iki grubu. Zaten kadınların müttefiki gençlerdir, hayatım boyunca gençleri korudum kolladım ve onlar için çalıştım. Sorunun ikinci boyutuna gelince, evet kadınlar kendilerini de durduruyorlar, erkek oyunlarına alışkın olmadıkları için. Erkeklerin onları kızdırması çok kolay oluyor. Aşağılıyorlar, hakaret ediyorlar. Kadınları bir tür fiziki olmayan şiddete maruz bırakıyorlar. Ve kadınlar da hemen küsüp darılıp bu ortamdan kaçıyor. Bir de erkekleşmiş kadınlar var. Her etek giyen kadın değildir. Kadının kadın olma bilinci olması lazım. Eteklik giymiş ama kadın olmayan erkekleşmiş kadın, erkeklerle beraber erkek oyununu oynarsa kazanacağını düşünüyor diğer kadınların önünü kesiyor. Onlar erkek gibi davranırlarsa bir pozisyon elde ediyorlar. Ve kadın gibi davranan, kadın olmaktan gocunmayan kadınları da küstürüyorlar. Evet köprüyü geçince beyaz olan siyah öyküsünde olduğu gibi belli bir yere gelmiş kadınlarda hep “ben hiç ayrımcılığa uğramadım” söylemi vardır… Çok zengin kocası ya da babası olanlar belki böyle bir dokunulmazlık edinmişlerdir kendilerine. Ama ben her zaman ayrımcılığa, tacize uğradım. Kadın olmanın önümü kapattığını düşünüyorum. Ben gerçekten çalışkanım, çalışkanlık ve birikimini nasıl test ediyorsun dersen, Batı’ya gittiğimde onların bana davranışı ve söylediklerinden bunları fark edebiliyorum. Buraya geldiğim zaman ise hemen kendimi daha aşağıda hissettiriyorlar bana. Çünkü maalesef Türkiye’de ne yaptığın neleri ürettiğinle ilgilenmiyorlar, şekilci ve ideolojik bir takım yargılarla değerlendiriyorlar. Yalnız bu bende ters etki yaptı. Kadın olsun erkek olsun aydınların, kadınların kırılıp kenara çekilmesine hayattan, siyasetten vazgeçmesine, hatta alkolik olmasına çok rastladım. Ama bu bende inat doğurdu. Bana yapılan her şey geçmişte kalıyor, unutuyorum. Önemli olan bugün ve yarındır. Yola devam etmem lazım çünkü bu benim sadece bireysel serüvenim değil, bu ülke için hayal ettiğim şey var ve bunu yapmam gerekir. Yapacaklarımın benden sonraki kuşaklara da yarar sağlayabileceği ihtimali bana müthiş motivasyon veriyor. Yaralanıyorum, eve geldiğimde, kendi dünyama kapandığımda ağlıyorum, hüzünlü oluyorum ama sokağa çıktığım andan itibaren yola devam ediyorum. Ben hep rüyalarımın peşinden gittim. Büyük bir çoğunluğunu da gerçekleştirdim. Kadınlara gençlere ve yoksullara daha adil bir dünya kurmak mümkün diye düşünüyorum. Bunun hiçbir ideolojisi olmadığına sadece insan olmak ve insanı sevmekle başarılacağına inanıyorum. Anadolu’yu karış karış dolaştın, çok seviliyorsun, somut olarak farklı bir şeyler yapacağına inanıyor musun? Bu gerçekten zor bir soru. Çünkü inanman başka pratik başka oluyor. Yapacağıma inanıyorum ama pratikte nasıl işleyecek, kadın seçmen tabanının örgütlenmesi ile ilgili verdiğim proje DYP’nin Merkez Yürütme Kurulu’ndan (MYK) geçti. Resmen bu çalışmayı yapmak için atandım. İstanbul’un varoşlarında ve Ege’de kadınlarla ilgili toplantılar, eğitim çalışmaları yapmak üzere bir plan hazırladık. Kadınların bir süre katılıp sonra bize göre değilmiş deme ihtimalleri de var mı? Kadın Adayları Denetleme ve Destekleme Derneği’nde (KA-DER) biz bunu çok gördük. Bir İngiliz kadın parlamenterin bize verdiği eğitim sırasında söylediğini hiç unutmuyorum. “Politika asla vazgeçilmeyecek, bir dakika daha fazla ayakta kalanın başardığı bir alandır” demişti. Bir kez yenilmek, bir kez iktidarı alamamak başarısızlık değildir. Türkiye’de bunun en güzel örneği Süleyman Demirel’dir. Her yenilgiden zaferle çıkmıştır. Amerika’da Abraham Lincoln sekiz kere yenilip başkan olmuştur. Politika dayanıklı olmayı ve imanın güçlü olmasını gerektiriyor. Eğer ben bir koltuğu hayal ediyorum dersen belki çabuk vazgeçebilirsin. Tabii ki siyaset sonuçta koltuk istemektir, siyasete girdiğinde başbakan, bakan olmayı istemek hakkındır. Ben de istiyorum. Sonuçta bunlar benim amacım değil aracım. Çünkü benim hayalim yapılamayanları politik alanda yapılabilir hale getirmek. Sözü geçmeyenleri demokrasi masasına oturtabilmek. Demokrasi masasında hepimizin bir sandalyesi olmasını sağlayabilmek. Çünkü ben hep daha rahat konuşma, daha rahat yazma, daha iyi ifade etme sıkıntısı çektim hayatta. Çocukluğumdan itibaren sus konuşma çocuksun, kadınsın, devlet memurusun denilerek hep bir bahane bulundu. Bundan çok sıkıldım. Bundan sonraki kuşakların daha rahat konuşacakları, insanların önyargısız dinleyip birlikte keyifle tartışabileceği, her şeyi söylemenin serbest olduğu düşünce özgürlüğünün yasalara geçtiği bir ülke istiyorum. Bu ülke bu fırsatı bana verirse- ki bunu siyasetten başka yerde alamayacağım için siyasetteyim- ülkenin önünü açmayı ve yasalara bir türlü siyasi parti başkanlarının yirmi yıldır uzlaşıp koyamadıkları düşünce özgürlüğünü tam anlamıyla Anayasa’nın ruhu haline getirmeyi çok istiyorum. Politikada kadınlar arasında dayanışma var mı? Ben şöyle diyorum, aydın kadın diğer kadınları seven kadındır. Ben ne yaparlarsa yapsınlar diğer kadınları seviyorum. Ama politikada kadınlar arası dayanışma yok. Kadınlar politikada diğer kadınları kendilerine rakip olarak görüyor. O nedenle bir partide bir yere bir kadın seçiliyorsa bir kadın aday, bir kadın milletvekili oluyor. Ama arkasından diğer kadınları sürüklemiyor. Başbakan olmuş Çiller hiçbir kadın yasasına imza atmadı. Kadınların lehine, cinsel ayrımcılığı önleyici bir çok tedbir alınması lazım. Bizim kabul ettiğimiz CEDAW Sözleşmesi’nin gerekleri hala yerine getirilmiş değil. Türkiye’nin hem kurumlar içinde hem diğer yatay ve dikey alanlarda mutlaka cinsiyet ayrımcılığını önleyici eğitimler yapması, projeler üretmesi ve eksik yasaları çıkarması gerekiyor. Ülkenin sosyal dokusunun altındaki bozulmanın kadınları -şiddet, ücret eşitsizliği, fuhuş gibi- kullanılır hale getirdiğini, en altta göründükleri için kullanılır obje ve nesne haline dönüştüklerini görüyoruz. Kılığına kıyafetine, saçına da çok karışıldı ama sen dirençle karşı koydun değil mi? Evet, bunların hepsine laf edildi. Entelektüel sayılmazsın şu saçlarını boyadan başlayarak gözlük takmama dek karıştılar. Fakat ben inatla ben bildiğim yolda devam ettim. Kadın gibi giyinmekten, kadın gibi görünmekten, süslü olmaktan mutlu oluyorum. Bu keyfimi bundan sonra da bozmamaya kararlıyım. Siyaseti de böyle yapacağım. Anadolu’da her yere böyle gittim. En kapalı yerde bile sen ne biçim kılıktasın demediler. Dışlamadılar, hep bağırlarına bastılar. Benim samimiyetim, gerçekten orada onlar için bir şeyler yapıyor olmam onları etkiliyor. Kadın seçmen tabanı da değişiyor mu? On yıl önce kadın seçmen tabanı diye bir şey yoktu. Ailedeki erkekleri ya da bulunduğu kurum ve çevre tarafından yönlendiriliyordu. Fakat son beş yılda çok ciddi gelişmeler kaydedildi. Kadınlar uyandılar. Artık partilerin kadın seçmen tabanını ciddiye alması gerekiyor. Bunu en fazla ciddiye alan, kadın seçmenin oyuna ihtiyacı olduğunu bilen de AKP. Birleşmiş Milletler tarafından 2006 Ağustosunda yapılan 75 Dünya ülkesinde yapılan “kadınların gücü” sıralamasında Türkiye maalesef yetmiş ikinci. Politikada daha fazla kadın görmek istiyorlar, yüzde yetmiş yedi oranda kadın kotasını destekliyorlar. Kadın kotasını isteyenler de sağ partiler. Tüm dünyanın tersine bizde sol partiler kadını asla ve asla politikada görmek istemiyor. Aday çok oluyor da kimi zaman sadece vitrin olarak kullanılıyor sanki ? Bakalım bu seçimlerde sanatçı gibi popüler tipler mi olacak yoksa daha akademisyen gibi bilgi üreticileri mi, sivil toplum temsilcileri mi göreceğiz. Daha çok popüler, siyasi partinin içinde denge unsuru olmayan, çıkıntılık yapmayacak, halkın sevgisini kazanmış bir kişiler tercih ediliyor. Ama düşüncenizle, tavrınızla savunduğunuz ilkelerle siyaset yapmak oy almak bu çok zor. Kolay olsaydı zaten bana kalmazdı diye düşünüyorum… Gazete yazıları ile tanındı 1975 yılında İzmir Türk Kolejini bitirdi. Yüksek öğrenimini Ankara üniversitesi Antropoloji Bölümünde tamamladı. 1977-80 yılları arasında Tahran’da yaşadı. İran dönüşü Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nda araştırmacı, danışman olarak çalıştı. 1989-95 yılları arasında serbest yazarlık yaptı. Seyahat, eleştiri yazıları ve film senaryoları yazdı. 1992-98 yılları arasında Pimapen Kültür Evi’ni kurdu, bir çok projeye imza attı. Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazarlığı, Samanyolu Televizyonunda da çeşitli programlar hazırladı ve sundu. 1992 yılında yayınlanan ilk kitabı “Aşkın Ölümcül Etkileri’nin ardından “İki Ülke İki Devrim, Türkiye-İran”, “Kent Ve Kültür”, “Fetullah Gülen’le New York Sohbetleri”, “Kanserle Yaşıyorum”, Global Hoşgörü”, “Demokrasi Gündemi”, “Hayatın Aynası”, “Göç Kuşakları”, adlı kitapları yayınlandı. DA (Dialog Avrasya) Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Halen Zaman Gazetesi’nde yazıyor. Son on yılda Yeni Yüzyıl ve Zaman Gazetelerinde yazdığı siyasi yazılarını “Daha Fazla Özgürlük”başlığı altında yayına hazırlıyor. OKUYUCU MEKTUBU Mesaj: Seçilmesini isterim.Bilgi,deneyim ve birikimleri ile ülkemize yararlı olacaktır. Sol kadınların mecliste daha fazla olmalarına karşı değildir! Gönderen : Ümit Aksoy semalaksoy@englishwest.com Mesaj: Nevval Hanım’ın nerede olursa olsun kadınlar, çocuklar, gençler ve insanlık adına iyi şeyler yapacağını biliyorum. Onu destekliyorum. Dualarım ve tüm kalbimle yanındayım. Gönderen : b_ayvaz@hotmail.com

Avrupa’da kadın

Ocak 11 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

Türk Araştırmaları Merkezi Vakfı (TAM) ve Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) işbirliği ile hazırlanan “Avrupa’da Türk Kadını” başlıklı araştırmanın Radison Oteldeki basın açıklamasında yer aldım.Yapılan araştırmayı yorumladım. Medyada adım çıkmadı ama fotografım var arkadaşlar…

Türk Araştırmaları Merkezi Vakfı (TAM) ve Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) işbirliği ile hazırlanan “Avrupa’da Türk Kadını” başlıklı araştırma, yaygın kanaatin aksine Avrupa’da Türk kadınlarının toplumda pek çok alanda kendilerini gösterdiklerini ve bazı alanlarda erkeklerden önde olduklarını ortaya koydu. TAM Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen koordinatörlüğünde hazırlanan “Avrupa’da Türk Kadını: Almanya Örneğinden Hareketle Avrupa’daki Türk Kadınlarının Yaşam Koşulları’na Dair Analiz” başlıklı araştırmanın sonuçları, Radisson SAS Bosphorus Otel’de duyuruldu. VASIFLI İŞLERDELER Avrupa’daki Türklerin yüzde 49′unun kadın olduğunu söyleyen Prof. Şen, toplam 23 Türk parlamenterin 18′inin kadın olduğunu hatırlattı. Almanya’da dönercilik, berberlik ve avukatlık sektörlerinin Türklerin elinde olduğunu dile getiren Şen, Almanya’da bin 50 Türk avukatın yüzde 58′inin kadın olduğunu ifade etti. Araştırmanın sonuçlarını açıklayan TAM Direktör Yardımcısı Gülay Kızılocak da Almanya’da yaşayan ve 3 kuşağa da mensup bin kadın ve 500 erkekle telefon yoluyla anket yaptıklarını, 30 Türk kadınına da Hollanda ve Avustralya’yı inceleterek bir analiz ortaya çıkardıklarını söyledi. Kızılocak, analiz sonuçlarını şöyle aktardı: KADINLAR MEMNUN Türk nüfusunun yüzde 55′i Almanya doğumlu. Türk kadınının yüzde 33′ü çalışma yaşamında yer alıyor. Bu oranın nedeni aile. Türk aile yapısı, Alman aile yapısına göre daha sıkı bağlar içinde ve sorumluluk kadında. Kadınlar, yaptıkları işten erkeklere göre daha memnun. Kadınların yüzde 39′u ev hanımı. Kadınların yüzde 97’si aile ve politikada güç istiyor. Kız çocuklarının yüzde 90′ı meslek eğitimi almış. Kişisel gelirine sahip kadınların oranı yüzde 83. Meslek eğitimi alanında başarılı kızlar evlendiriliyor. Buna yönelik çalışmalar yapılmalı.” Cumhur kadın olsun TİSK Başkanı Tuğrul Kutadgobilik, Türkiye’nin AB sürecinde iki sorun bulunduğunu, bunların da kadın ve çevre olduğunu söyledi. Kutadgobilik, “Avrupa’da Türk nüfusunun yüzde 49′u kadın. Türkiye’de nüfusun yüzde 50,2’si kadın. Türkiye kadın-erkek nüfusunu eşit kullanmalı. Avrupa’da kadınlar 1940′larda, İsviçre’de 1971′de haklarını aldı ancak biz çok daha önce kazandık. Türk kadını gelişmede büyük bir dinamizm olacak. Bugün cumhurbaşkanlığı hassas bir konu. Cumhur-başkanı neden kadın olmasın” diye konuştu.

Nahcivan

Ocak 8 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

Nahcivan için yapılan söyleşi(2005)

1. DA dergisinin ve Zaman gazetesinin Nahçıvan’lı okurları sizi yazılarınızdan tanıyorlar. Naqşıcahan okurlarına da kendinizi tanıtırmısınız? Neden ve nasıl gazeteci oldunuz? Benim web sitemden de bilgi derleyebilirsiniz. Ben çok kültürlü bir kent olan İzmir’de doğdum. Annemler Rumeli göçmeni, babam Rodos doğumlu ve dedelerim Girit ve Midilli adasından İzmir’e göç etmişler. İzmir’de Türk kolejinde okudum ve arkdaşalrım arasında çok sayıda Levanten yani İtalyan,Rum ve Yahudi kökenliler vardı. Bol dil ve kültür içinde büyümenin avantajını sonra İran ve Avrupa ile pekiştirdim ve kenid kültürümü çok merak ettim.Antropoloji denen bilim dalını bu nedenle seçtim. İnsanı merak ettiğim için onu biyolojik ve kültürel olarak öğrenme merakım bir süre sonra gazetecilğe döndü. 6 yaşından beri ciddi bir okur ve yazar durumdayım. Günde 3-4 kitap okuyan ve çılgın gibi öğrenme merakı olan bir çocuk ve genç oldum.Devamlı okur ve yazardım. Şiirler,makaleler,öyküler….Edebiyat ve özelde Rus edebiyatını yuttum desem yeridir. 1989’dan sonra Cumhuriyette ilk yazarlığa başladım.İlk ödülümü Cumhuriyet Gazetesi Yunus Nadi ödüllerinden aldım. Sonra çeşitli gazete ve dergilere çok sayıda yazı,makale yazdım. Konularında ilk olan çalışmaları yaptım. Sözlü tarih henüz bizde yokken sözlü tarih çalışmasıyla Ermeni, Yahudi, Rum ve göçmen yemeklerini yazdım. Kent ve kültür isimli kitap çıkardım. İk kez ne gazetecilerin ne de akademisyenlerin merak etmediği Refah partsisi kadınalrını dizi yaptım derin grüşmeler yayınladım. Sinema sanayinde çaıştım,televizyonlarda 8yıl canlı yayaın ve çeşitli programalr yaptım.Konferansalr verdim,kadın hareketi içinde dernekler kurdum ve Anadoluda çeşitli çalışmalar yanı sıra G.Doğu Anadoluda 5 yıl kadınlarla ilgili çalıştım.Bilgimi kamuya iletmek için gazete ve tv en rahat mecra olarak gördüm. Aslında iktidar odağı olduğu gerçeğini çok sonra fark ettim. 2. Dergimizin son sayısı mart ayında yayımlanacak. Martın 8-i kadınlar için özel bir gün. Bu Türkiye’de ideolojik bir anlam içerse de Nahçıvan’da ve eski Sovyet ülkelerinde köylü-kentli ayrımı yapılmadan Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmaktadır. Bu vesileyle kadınlarla ilgili görüşleriniz ilginç olacaktır. İlk soruyu şöyle soralım; Dünya kadınları arasında kabaca kıyaslama yapacak olursak eski sovyet ülkelerinde yaşayan kadınların yerini nasıl görüyorsunuz? Bu kadınlar SSCB-nin dağılmasından sonra hangi problemlerle karşılaştılar? Dünya Kadınlar Günü 1910’da kabul edildi ve işçi kadınların sömürülmesi neden oldu. Sanayileşen Batı kadın ve çocuğu ezmeye, sömürmeye çalıştığı için bir tepki doğdu. Kadınların dünyada çok ortak sorunları var. Kültürel farklar bulunsa da aramızda ortak dertlerimiz daha çok sayıda. Kadının erkekten daha güçsüz,akılsız ve ikinci sınıf sayılması örneğin yaygın bir tutum ve davranış.Sovyet kültürü kadınalra eştlik sunmuş ama bunun diğer yüzünde kaıdnlara en alt seviyedeki işlere göndermiş. Eşitsiniz adı altında çöpçü, inşaat ustası olarak kadınları ağır ve düşük ücretli işlerde kullanmak büyük haksızlık. Eşitlik falan değil. Kadınlar çok ağır sorumluluk altında Eski Sovyet ülkelerinde bugün kadın haklarını arayış devam etmekte. Meclis ve kota uygulamalrında kadınalrın drumu Türkiyeden daha iyi. Bizde kota olmaması nedeniyle siyasette kadının durumu iyi değil maalesef. Kadın STK’ları Türk Cumhuriyetlerinde faal ve çalışkan.Ancak kadının ailede tüm sorumluluğu üstlenmesi çok ağır bir işçilik. Rus kadınlar da genelde tek başına anne olmakta ve ailenin çöktüğü görülmekte. Çocuk hep annenin malı sayılıyor ve hiç baba ortada yok.baba figürü çok tahrip olmuş ülkede. 3Adına avrupalaşma denen bir sosyal-kültürel fırtına ortalığı kasıp-kavurmaktadır. Bu süreç, asırlarca cesur, fedakar, iffetli, hayalı ve b. ifadelerle tanımladığımız geleneksel türk kadınlarını nasıl etkilemektedir. Bu sürecin avantaj ve dezavantajlarından bahsedermisiniz? Arap toplumuna geldiğimiz zaman, belki de en çok bildiğimiz o. Arap cahiliye döneminde, İslamiyet öncesi kız çocuklarının doğar doğmaz gömülerek öldürülmesi ya da 4-5 yaşına geldikleri zaman, kuyulara atılarak, nehirlere atılarak boğulması sözkonusuydu. Yani baba kız çocuğunu hazırlamasını söylerdi, anne kız çocuğunu hazırlardı, baba bir kuyuya atmak için alıp götürürdü. Böylesine vahşi bir kadın düşmanlığı vardı Arap kültürü içerisinde. O yüzden İslamiyet Arabistan’da gerek ahlaken, o dönemin sosyal ahlak yapısı içerisinde gerekse kadınların hayatına çok büyük bir uygarlık getirdi ve onları koruma altına aldı. Ve sonra Batı’ya baktığımız zaman da bu çerçeveden çok farklı bir şey görmüyoruz. Bugün hep siz Batıdasınız ve batı’da Türk kadını en aşağı seviyededir ve kadın Doğu’da devamlı ezilmektedir, İslam kadını ezmektedir, namus cinayetleri sadece Türk kültüründedir ve işte sizin yüzünüzden olmaktadır diyerekten bu minvalde sayısız şablon üretilmekte ve bir taraf çok aşağıda bu tara Batı’da çok yukarıdaymış gibi gösterilmeye çalışılmakta. Oysa bu gerçek değil. Çünkü biliyorsunuz Ortaçağ’da kadınlardan o kadar çok nefret ediliyordu ki, onları cadı diye yakıyorlardı canlı canlı. Ve çok uzun dönemlerde “cadı avı” yapıldı. Bittikten sonra da sosyal bir deyim olarak kalmıştır bize. Oradan kaldı. aslında kadın-erkek eşitliği sağlanmış kültür olarak Türk kültürü, Avrasya kıtasında, yani Asya ve Avrupa’da biricikliğini gösteriyor. Çünkü Türklerin kadın erkek birarada sosyal kültürel alanda yaşama alışkanlıkları var. Zaten eski Türk inancına göre hanla hatun gökle yerin evlatlarıdır. Ve …… yedinci kat göktedir. Kadına kutsallık verilmiştir. Ve törede kadını horlamak, aşağı görmek veya dövmek sözkonusu değildir, çünkü kutsallığı vardır. Ve bütün Türk destanlarında, eski yazılı belgelerde bunu çok açık olarak görüyoruz. Ve her zaman kadınla erkek yanyanadır. Ünlü Arap seyyahı İbni Batuta seyahatnamesinde anlatır ve der ki, Türk illerine gittim ve hayretler içinde kaldım. Çünkü hatanla hatun yanyana oturuyordu ve hakan olmadığı zaman hatun hakanmış gibi davranıyordu. Hakan gibi ağırlıyordu. Bu Arap kültüründe imkansız olduğu için İbni Batuta buna çok hayret ettiği gibi biraz da yani alt tarafı işte bir kadın beni erkeksiz ağırladı ve erkek gibi davrandı falan diye anlatır. Oysa hakanla hatun doğru. Oysa Batı’ya bakarsak imparator, imparatoriçe, kral kraliçe falan yanyana oturmazlar. Bunlar eşit otururlar ve yanyana aynı şekilde otururlar. Savaş ve barışa birlikte karar verirler. Konukların ağırlanması gibi önemli adap erkan gerektiren şeylerde yine birlikte karar verirler. Kadınsız hiç bir iş görülmez. Kadın her zaman erkeğin tamamlayıcısıdır. Hakan’ın buyrukları, hakan buyuruyor ki, ifadesiyle başlamışsa geçerli kabul edilmez, çünkü hakan ve hatun buyuruyor ki diye başlaması gerekir. Yabancı devletlerin elçilerinin kabülünde hakanla hatun her zaman beraber otururlar. Tören ve şölenlerde kadın hakanın solunda oturur, siyasi ve idari konularda görüşünü de anlatır ve beyan eder. Hun İmparatorluğu adına Çin’le ilk barış görüşmesini mesela Mete Han’ın hatunu imzalamıştır. Ebu Gazi Bahadır Han Şecerei…. terakkimede der ki, Oğuz illerinde 7 kızın uzun yıllar beylik yaptığını anlatır. Kızların isimlerini de şöyle sıralar: Boyu uzun …… Yani bunların hepsi onların kahramanlığını anlatan isimlerdir. Ve Altay dağlarının en yüksek tepesine de kadın başı denir. Bu da kadının yüceliğini anlatan bir mesaj olarak verilir ki, Anadolu’da da kadınla ilgili isim verilmiş bir çok yer vardır gerçekten. Ve İbni Batuta der ki, mesela Kırım’da hatıralarını anlatırken, burada bir tuhaf hale şahit oldum ki, o da Türklerin kadınlara gösterdiği hürmettir. Burada kadınların kıymeti ve derecesi erkeklerden üstündür. Bu bir Arap tarihçisi için çok acaip bulunmuştur. Sonra Kırgızların Manas destanında yine kadın evin namusunun koruyucusudur. Kazaklar’da kadına verilen değer şöyle bir atasözü ile anlatılır: Birinci zenginlik sağlık, ikinci zenginlik ise kadındır. Yani evin zenginliğini kadın olarak görürler. Ve saygı, sevgi, sadakat ayrılmaz üç değerdir. Kadın ve kadın-erkek ilişkisinde. Gerdeğe girdiği günde murat alıp verme derler o ilk yalnız kaldıkları ana. Kadın orada işte ölünceye kadar kendisine sadık kalacağına, üzerine bir erkek sinek bile konmayacağına, kimseye yani bakmayacağına and içer. Kadınlar zaten savaşta da erkeklerin yanında yeralırlar genelde. Ve savaşta düşman eline düşmek zilliyet sayıldığı için esir düşmemek için intihar ederler. İranlı tarihçi Gerduz da bize der ki, malumdur ki Türk kadınları çok iffetlidir. Ve Türk kadınların ahlaki temizliği çok övülür, bu metinlerde de. Kadın isimlerini de sayar bu metinde. Ve hepsinin temiz, faziletli anlamına gelen isimler olduğunu, sebepsiz olmadığını anlatır. Ve diğer bu konuda bilgisi olan alimleri örnek gösterir. Avrupa ile tanışmak tek başına hiç açıklayıcı olamaz. Kadın düşmanı bir çok kültür var.Avrupa’nın etkisi değil modernleşmenin etkisinden söz edilebilir. Faydaları da oldu, bu kadının statüsünün yükselmesi ve eğitimden daha çok pay alması diyebiliriz buna. Böylece kadın toplumda karar verici yerlere modern zamanlarda d agelebildi.Ama aile Avrupada çöktü ve çocuk sevgisi azaldı. 3. Bu gün yazılı ve görsel medyanın ısrarla sunduğu kadın tipleri ve aile modelleri konusunda bir medya mensubu olarak ne düşünüyorsunuz? Bütün bunlar genç kızlarımızı ve aile yapımızı nasıl etkiliyor? “Benim gibi dünya güzeli kadın aldatılırsa siz kim oluyorsunuz, diğer zavallı ve de sünepe kadınlar zaten aldatılmanız normaldir. Bakın, ben bile normal karşılıyorum, siz de oturun yerinize” mealini taşıyan röportajında; “Aile hem önemlidir, hem en önemsiz ve değersiz şeydir.” diyen, hem evlilik değersizdir deyip, hem evliliği kendince kutsayan Hülya Avşar topluma kötü örnek olmuştur. “Benim gerçek anlamda ne düşündüğümü öğrenmekten çok, tartışma ve polemik yaratmaya yönelik çabalar var.” Hülya Avşar röportajında gerçek düşünceleri apaçık. Hürriyet’te bir ibretlik vaka olarak okunabilir. Bu denli çelişik ifade ve düşüncenin, kulaktan dolma bilgiyle harmanı en kötü rol model olarak Hülya Hanım’ın seçilmesine yeter de artar bile. Bu denli sorumsuz bir evlilik, sevgi ve ilişkiler üstüne konuşmayı yapan birine açılan mecralar gençliğimizin çürümesi olarak bize geri dönecektir. “Mutlu muyuz, mutsuz muyuz bilmiyorduk. Bu evlilik nasıl gidiyor, nasıl gidecek, nereye kadar gidecek bilemiyorduk. Belirsizlikler vardı, bizim evliliğimizin kendine göre bir saygınlığı vardı. Eğer ben yüz göz olup bu meseleleri konuşmaya kalkarsam, evliliğimi bitirmem gerekirdi. O noktaya gelmemek için olup bitenleri görmemiş ve duymamış gibi yaptım.” diyerek evliliği dört duvar arasında oturmaya indirgeyen bu bakış saygınlığın ne olduğundan habersiz. Zaten hemen çelişik bir ifade geliyor ardından: “Çok önemsemediğim için de görmezlikten geldim. Ama artık bu olayın konuşulması gerektiği, görmezlikten gelmenin de artık bir işe yaramayacağı ortaya çıktı. Kaya bunu fark etti. Belki de bu yüzden ilk o teklif etti konuşmayı. Açıkçası ben hâlâ cesaret edemiyordum.” Her zaman cesur olmakla övünen Hülya Hanım, burada tam tersini açıklıyor. Evliliğini, gidişatını ve de kocasını önemsemediğini açıklıyor ve sonra fedakârlıkta bulunduğunu vurguluyor. Neyin fedakârlığı? ‘Aldatılmayı önemsemiyorum’ derken benim dışımdaki kadınlar önemsizdir vurgusu yapıyor. Saatlerce konuşmadan beş dakikada bitirilen bir evliliğin saygınlığı, varlığı ve nasıl sürdürüldüğü anlaşılamıyor. Hiçbir hatası yoktu eşimin de belki olsa olsa son kaçamağı aleni yapması hataydı, dedikten hemen sonra ağır bir çelişki içinde “Belli ki bu seferki günlük bir ilişki değildi, uzun zamanlı bir ilişkiydi. O zaman gelip benimle konuşması gerekirdi.” diyerek anlamsızlık ve çelişkiler zirvesine oynuyor. Ama hiçbir cümle namus cinayetlerinin işlendiği, kadınların şiddete uğradığı ve ayrımcılık gördüğü ülkemizde bu cümle kadar kadınları aşağılayıcı değil. Kadın olmak eteklik giymek, süs püsler takınıp kıvırmak değildir. “Benim yetişme tarzım bu. Ben aşiret kızıyım. Çok geniş bir sülaleye aitim. Ben hep böyle gördüm. Erkek erkektir” denirdi. Ama benim yaşadığımı o ailede hiç kimse yaşamamıştır. Çünkü erkekler, bu işi çaktırmadan yapmayı becerirlerdi. Benim babam da çok çapkın bir adamdı. Ama anneme bunu hiç yansıtmadı. Babam ölene kadar annemle evli kaldılar. Aldatmayı ve çaktırmamayı bir marifet olarak öven bu anlayış, ayrıca yol gösteriyor “kaçamak yapabilirdi, yurtdışına gidebilirdi” diye. “Kimse bilmesin” en önemli bölüm onun için. Başkalarının ne düşündüğüyle ilgili hep, kendisine çok güvendiği iddia edilen sanatçı Hülya Hanım’a hiç benzemiyor bu! Bu devirde bozulmadan giden evlilik yok diye kendi yargısını gerçek gibi göstermeye çabalıyor. Hem evliliği aşağılıyor doğaya uygun değil diye bilimsel tespit yapıyor (!), hem de dinimize ve aile yapımıza uygun davrandım diyerek ne kadar kafasının karışık, kulaktan dolma olduğunu beyan ediyor. Sonra da suçu kadınlara yüklüyor “kadınlar çok fena” diye! Kişi kendinden bilir diye boşuna dememişler. Yüzlerce gazete, dergi sayfası geçmişinizde rüyalarınıza giriyorsa doğrudur. Hatta insanları aptal yerine koyup unutuldu numarası yapmak da işin ballı bölümü zahir. Gerçekten medya bütün eleştirilere rağmen çok kibar Türkiye’de. İngiltere ya da Amerikan magazininin eline düşseydi Hülya Hanım birinci sayfadan geçmiş evli erkek arkadaşları tam sayfa haber yapılırdı. Medya kötü rol modelelri özendirmektedir. 4. 5. Ünlü Azerbaycan şairi Hüseyn Cavid “Kadın gülerse şu ızsız muhitimiz gülecek, sürüklenen beşeriyet kadınla yükselecek!” diyor. Kadının ebediyen gülmesi ve sürüklenen beşeriyetin yükseltilmesi için neler yapılmalıdır? 6. Toplumun her alnaında yatay ve dikey anlamda cinsiyet ayrımcığını ve uygulamasını değiştirmek için eğitim şart. Bu eğitim bir devlet politikası da olmalıdır yaygınlaştırmak için. Oz aman şairin dediği gerçekleşir. TEŞEKKÜR EDERİM

www.haberaktuel.com

Ocak 2 2007Yorum Yok Kategori: Haberler

Nevval Sevindi: “Kadınların siyasî arenadaki zayıflıklarından erkekler sorumlu” Doğru Yol Partisi’nden siyasete katılan gazeteci-yazar Nevval Sevindi, Diyalog Avrasya Dergisi Genel Merkezindeki ofisinde Aktüel Yayın Grubu Genel Yayın Yönetmeni Muaz Kalaycı’yı misafir etti. Kalaycı’nın sorularına yanıt veren Sevindi, basın ile siyaset arasındaki ilişkiyi yorumladı, kadınların siyasî arenadaki zayıflıklarından ise erkekleri sorumlu tuttu.

Nevval Sevindi, DYP lideri Mehmet Ağar’ın güven veren takibi, sözleri ve kendisini olduğu gibi kabul etmesini DYP’den siyaseti giriş nedeni olarak göstererek, DYP yöneticileriyle ülkenin daha demokratik bir yapıya kavuşmasında görüş birliği içinde olduklarını anlattı. İşte Yayın Yönetmenimiz Muaz Kalaycı’nın soruları ve Nevval Sevindi’nin sorulara verdiği cevaplar… —Ülkemizde siyaset insanların yaşamını belirliyor ya da belirlemeye çalışıyor” diyebilir miyiz? Yoksa siyaset, insanların yaşama biçimleriyle mi biçimleniyor? Tüm dünyada siyaset insanların yaşamını belirler. Almanya’da sosyal devlet çöktü ve sigorta primleri, işsizlik parasıyla ilgili yasalar değişti. Bundan herkes etkilendi. Siyaset toplumsal değişimleri etkiler, dolayısıyla insanın yaşamını belirler. Yaşama biçimleri siyaseti belirler de doğrudur. Nasıl yaşıyorsan ve düşünüyorsan öyle yönetilirsin. Çünkü ülke bir bütündür ve onun bir parçası olan insan, sektörler ya da siyaset temel veriler dışında biçimlenemez. İnsanlar hoşgörüsüz ise ani demokratik tavır artar, insanlar parlamenter sisteme güvenmiyorsa siyasete girmek istemez. — Bir gazeteci olarak basın ile siyaset arasındaki ilişkiyi nasıl yorumlarsınız? Amerika Birleşik Devletleri‘n de Columbia Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi’nin önünde heykeli bulunana eski başkanlardan Thomas Jefferson’ın şu sözü yazılıdır: “Basınsız bir hükümetle, hükümetsiz bir basın arasında bir tercih yapmak zorunda kalsaydım, herhalde bu ikinci şekli tercih ederdim.” Jefferson, medyanın gelecekte kazanacağı gücü 1800’lerden görmüştü. Özellikle 20. yüzyıl siyasetle medyanın iç içe geçtiği bir yüzyıl olarak tarihe yazıldı. Medya 20. yüzyılın en önemli siyasal güçlerinden biri oldu sonunda işlev olarak. Dördüncü güç diye anılmakta artık. — İçinde yaşadığımız çağ, sürekli kendini yenilemeyi gerektiriyor. Türkiye’de siyasetin kendini yenilediğini düşünüyor musunuz? Medya ve siyaset ilişkisinde dünyanın en ilginç ülkelerinden biri Türkiye’dir. Türkiye iletişim ve enformasyon sistemlerinde dev bir atılım yaptı 80’lerin sonunda. En yeni iletişim teknolojisine sahip oldu. En önemli diğer gelişme 85 yılı sonrasında serbest kalan radyo televizyonlar sayesinde medya patlaması yaşandı. “Radyomu isterim” kampanyasına zamanın ana muhalefet lideri Çiller sahip çıktı. “Biz iktidara gelince radyolar serbest olacak” diyerek beyaz kurdeleler takıldı herkese. Araştırmalara göre, Türkiye’de günlük olarak, ulusal ve yerel çapta 300’ün üstünde gazete yayınlanmaktaydı. Ulusal ve yerel çapta 1000’ne yakın radyo ve 100’e yakın televizyon yayındaydı o dönem. KANAL 7, REFAH PARTİSİ’NİN FİNANSMANI YÜRÜTÜLEN BİR TELEVİZYON KANALIYDI Medya, Berlusconi, Murdoch ve Maxwell gibi uluslararası medya imparatorlarının yatırım yapmak isteyeceği cazip bir pazar idi, bugün Türkiye’deler. Tekellerin egemenliği genelde yerel olanı bastırmaktadır. Herkesin canı istediği gibi yayın yaptığı bir ortam vardı. Bu nedenle RTÜK oluşturuldu. Çeşitli cezalar ve uygulamalar söz konusu. Burada iki konu önemli: Birincisi bölgede hiç bir İslam ülkesinde Türkiye’de olduğu gibi bir medya özgürlüğü yaşanmıyor. İkincisi, Türkiye’ye özgü olan medyanın politizasyonu. Kanal 7, Refah Partisi’nin ve yerel yönetimin işbirliğiyle finansmanı yürütülen bir televizyon kanalıydı o dönem. Kendi iktidarı ve ideolojisi doğrultusunda yönettiği bu televizyon Türkiye’de kamuoyunun siyasi bölünmesine de örnekti. Kanal E, Liberal Parti tarafından finanse ediliyordu. BTV ise Doğru Yol Partisi liderinin kanalı olarak biliniyordu. Şimdi hiç biri yok. Onun yerine iktidara yakınlığıyla bilinen gazeteler ya da tam tersi durumda olanlar var. — Ülkemizde özellikle son dönemde “kadına” siyasette daha çok söz hakkı verme söylemlerini, siyasetin kendisini temize çıkarma çabası olarak değerlendirebilir miyiz? Bu söylemlerin samimiyeti hakkında ne söylemek istersiniz? Bunun samimiyeti pek siyasette konu değildir. Siyaset iktidar için yapılan bir mücadele şu anda Türkiye’de oluşan kadın seçmen tabanı akıllı siyasi liderlerin vizyonu dâhilindedir. Siyaset kadınlarla temize çıkmasa da temizlenmesi “kadın eli” operasyonuyla gerçekleşebilir. — Kadınların siyasî arenadaki zayıflıklarından sizce daha çok sorumlu olan kim? Kadınlar mı? Erkekler mi? Erkekler. Çünkü erkek liderler ve yöneticiler kadınların karar mekanizmalarına gelmelerini engellediler ve engelliyorlar. Kadınlar seçim döneminde çalıştırılıyor ölesiye. İş aday sıralamasına gelince kadınlar en son sıraya atılıyor. Sonra da teşkilat böyle istedi deniyor. Teşkilatın başı kim? Balık baştan kokar diye boşuna dememişler. — “Siyaset özgürleşmeli” dersek ne dersiniz? Siyaset değil düşünce özgürleşmelidir. Anayasada tam ve kayıtsız düşünce özgürlüğü gelmeden Türkiye demokratik bir ülke olamayacağı gibi demokrat bireyin yetişeceği bir ülke de olamayacak. Düşüncenin önü açılmalı, düşünce ile eylem birbirinden ayrılmalı. — Ülkemizde seçmenin seçme ölçüsü hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce seçmen, hangi ölçüyle seçmeli? Genelde seçim sonuçlarını yüksek bir sağduyu örneği olarak görüyorum. Ama seçmenin ciddi bir açmazı var. Kötüler içerisinden iyisini seçmeye zorlanıyor. Bu demokratik değil elbette. Baraj düşürülmeli ve her düşünce temsil kabiliyeti bulabilmeli TBMM’de. Seçmenin sağlıklı seçme kriterleri oluşturabilmesi için özgür bir siyasi platform olmalı önce. — Türkiye’de kadınlar kendilerini oluştururken siyasete ne kadar muhtaçlar? Ve siyaset kadınlara ne kadar muhtaç? Siyaset kadınlara çok muhtaç… Çünkü ülke kalkınmasında nüfusun yarısının işgücünden, eğitiminden, aklından ve enerjisinden yararlanmıyorsunuz. Sermayenizin yarısını yastık altına koyuyor ve yarısıyla iş kurmaya çalışıyorsunuz demek. Radikal reform kararlarını erkekler alamaz, çünkü çıkar birliklerinin içinde çoğu. Kadınlar alabilir. Kadınlar da siyasete muhtaç, çünkü kadın politikaları yapmak ve yürütmek için demokrasinin asli unsuru olan partilere ihtiyaç var. Siyasetsiz kadınların korunması, eğitimi, iş bulması veya karar mekanizmalarında yer almaları çok güç. — Önceki siyasi yaşamınızdan bugüne ne ya da neler değişti? Bir değişim olduysa bu değişimin sebepleri ve sonuçları hakkında bizi bilgilendirir misiniz? Daha önce STK’larla çalışmanın ve sivil toplumu güçlendirmenin önemini siyasi görüyordum. Sağlıklı işleyen demokrasilerde STK’larla siyasi partilerin organik bağları var. Bizde STK tek başına ve ne derse kendi duyuyor, siyasi partilerin hiç umurunda değil. Organik bağ olmadığından bunun seçmen tabanı zorlaması gibi bir fonksiyonu yok. O nedenle siyasi partide olmadan politika yürütmek ve uygulamak mümkün değil. Ben tabanda ürettiğim politikaları uygulamak istiyorum. Tabanda çok sayıda kurucusu olduğum kanser dernekleri, kadın dernekleri ve desteklediğim gençlik derneklerinin taleplerini Meclis’e taşımak, uygulanması için savaşmak istiyorum. Meclis kürsüsünden korunmasız gruplar olan kadın, genç ve çocukların haklarını, yoksulların seslerini duyurmak amacım. BAŞÖRTÜSÜ, AKP VE CHP’NİN OYLARINI ARTTIRAN BİR YAPI — Siyasetçilerin ulusal hatta evrensel dostluk söylemlerine bakarsak, Türkiye’de siyasetçilerin kendi aralarındaki dostluklarını nasıl yorumluyorsunuz? Hep sen-ben-bizim oğlan düğünü içinde olduklarından pek yeni biri sızmıyor içlerine zaten. Dostlukları sıkı bu anlamda… Ama toplumun beklentileri açısından bakarsanız hiç dostluk falan yok ortada. Başörtüsü, laik-anti laik çatışması gibi konuları çözmeden sürdürmek AKP ve CHP’nin oylarını arttıran bir yapı… Durduğun yerde sadece kamplaşma yaratmaktan dolayı oyun artıyor. Bundan iyi dostluk mu olur! — Ülkemizde, birçok ülkedeki kadar olmasa da, çözülmesi gereken ciddi problemler var. Bu problemlerin ortaya çıkış sürecinde kim daha çok suçlu? Seçmen mi? Siyasetçiler mi? İnanıyor muyuz? İnandırılıyor muyuz? Ülkede gerçekle, gerçekdışı birbirine karıştı. İnsanlar hayale inanmak istiyor. Olmayacak şeyler söyleyen adamlara “kafayı mı yedin” demek yerine oy atacağını söylüyor. Adam hırsız dediğinde de daha iyi ya Amerika’dan çalıp bize getirecek gibi absürd bir laf ediyor. Hırsızlığın neresi iyi? Para=güç demek ve her yol mubah. Kim suçlu diye aranmak yerine herkes kendine baksın aynada… Ne iş yapıyorsa o işi iyi yapmadığından, hırsızlık yapmayı normal gördüğünden, şiddet uygulamayı kendine hak gördüğünden, birçok ahlaksız davranışı yaparken hiç helal haram düşünmediğini görsün aynada. Önce tövbe etsin ve iyi insan olsun. Çalışmaya, emeğe iman etsin. Allah’ı ağzına alırken neler yaptığına dönüp bir baksın. Milleti değil, Allah’ı nasıl kandırdığını sandığı için tövbe etsin. Sonra kim suçlu diye düşünürüz. — Daha önceki dönemlerde sanatın ve felsefenin siyasette bir yeri vardı? Meselâ Fransa’da J.J.Rousseau, Victor Hugo bizde Tanzimat sanatçıları gibi… Bugün siyaset, sanatın alanını işgal etti diyebilir miyiz ve bugünün Türkiye’sinde siyasetin beslendiği kaynaklar arasında sanatın ve felsefenin yeri ne kadardır? Hiç. Maalesef Türkiye’de siyaset bilime inanmıyor. Sanat ve felsefe içinde yer almıyor. Milletvekili seçimine bakınca bunu açık ve net görürsünüz. Politikalar da göstergesi işin. Mevlana, yani en büyük markamızı için bir yıl önceden 2007’nin Mevlana Yılı olduğu biliniyordu. Yapılacaklar devede kulak! — Türkiye’de sanat ve siyaset arasındaki ilişkinin olması gerektiği gibi olduğuna inanıyor musunuz? Hayır. — Bugünkü haliyle Türkiye’de siyaset kimi kurtarır? Siyaseti iş haline getirenleri. — Önümüzdeki dönemde gazeteci kimliğinizin yanı sıra siyasette de aktif olacağınızı biliyoruz. Niçin Doğ Yol Partisi? Çünkü teklifi yapan taraf DYP… Sayın Mehmet Ağar’ın güven veren takibi, sözleri ve beni olduğum gibi kabul etmesi. Yani DYP için şu renge bürün falan dememesi. Ben zaten ülkem için bir şeyler yapma arzusundayım. DYP lideri ve yöneticileriyle ülkenin daha demokratik bir yapıya kavuşmasında görüş birliği içindeyiz. Birikimimi ülke yararına kullanmam için önümü açıyorlar, ben de onlarlayım. — Peki, Doğru Yol Partisi’nde Nevval Sevindi neyi ifade ediyor? Onu bilemem ama marka değerimin ifade ettiği değerleri sıralarsak: Dürüst, çalışkan, cesur ve birikimini ülke için kullanan, kararlı ve azimli, samimi… DYP için şu dediğim bir tarif olabilir: “Türküm, Müslüman’ım ve modernim.” 17 yıldır yazarım. On yıldır Anadolu’yu köy köy geziyorum. Güneydoğu’da beş yıl kadınlar için çalıştım. GAP İdaresinde çalıştım. Ülkemi, kültürünü, sosyal yapısını, siyaseti, dünyayı ve insanı tanıyorum. Büyük bir birikim edindim, bunu Türk milletine iade etmek istiyorum. Daha iyi ve zengin bir Türkiye ideali için! KADIN SEÇMEN TABANINA SAYGI DUYMALIYIZ — Türkiye’de kadınlar siyaseti nasıl anlıyor? Nasıl anlamalılar? “Seçmen kadın dostu mu?” diye yapılan anket çalışmalarında Türk seçmeni dost görünüyor. Demek yargılar doğru değil. Kadınların önünü siyasi parti yöneticileri tıkıyor, vatandaş tıkamıyor bunun Türkçesi. “Siyasette daha fazla sayıda kadın görmek istiyorum” diyenlerin oranı seçmen tabanında yüzde 82 oranında. Bu harika! Bu DYP tabanında bütün diğer partileri sollayarak yüzde 67 oranında çıkıyor. Birinci parti yani… Kadın seçmen tabanına saygı duymalı, onların varlığını teşvik etmeliyiz. Onları siyasete sokmalıyız. Kadınlar da siyaseti uzun soluklu ve çok emek isteyen bir iş olarak algılamalı. Burada sorun siyaset para gerektiriyor oysa para (finans) erkeklerin tekelinde. Bunun için kadınlara siyasi kredi açmalı finans kuruluşları, bankalar… Bütün araştırmalarda kadınların çok iyi ve dürüst geri ödeme yetenekleri olduğu ortada zaten. Ülkeyi değiştirmek isteyenler laf üreteceklerine icraata geçsin ve ellerindeki imkânları kadınlar lehine kullansınlar. — Siyasetin “alkışa” muhtaç olduğunu düşünüyor musunuz? Herkes alkışa muhtaç… Küçük bir çocuk bile başardığını iş sonrası dönüp annesine bakar ve taltif bekler. İyi iş övülmeli, bu motivasyondur ancak kötü olan da yerilmeli. Bu da kötü ile iyiyi ayırt etme bilincinin gelişmesidir. Liyakat esası adalet demektir.

Sayfa 7 / 9« İlk...«56789»