27.Ocak.sayısında Nevval Sevindi ile ropörtajı Mine Akgün yaptı. “Erkekler tarafından aşağılanan kadın küsüp politikadan kaçıyor”
Nevval Sevindi’yi on yılı aşkın bir süredir tanıyorum. Araştırmaları, gazete yazıları, televizyon programları, senaryoları, sivil toplum çalışmaları ile o tanıdığım en çalışkan, üretken ve girişken kadınlardan biri. Organizasyon yeteneği çok gelişmiş, konuşmayı çok seviyor, duygularını düşüncelerini de çok güzel ifade ediyor. Bundan 6-7 yıl kadar önce çağın illeti kansere yakalandı, ona da yiğitçe baş kaldırdı ve alt etti. Ve şimdi de politikaya atılıyor. Siyaset arenasında da başarılı olacağını tahmin ediyorum. Olmalı da.. Kadınlara bütün partilerimizin ihtiyacı var. Onun için Nevval Sevindi gibi yürekli kadınların hangi partiden politikaya atıldığı hiç önemli değil. Hepimizin hangi partiden olursa olsun politikaya giren kadınları desteklemesi gerekiyor… Aktif politikaya atılmaya ne zaman, nasıl karar verdin? Ben zaten son on yıldır, Anadolu’da her yıl altı ay profesyonel konuşmacılık yapıyorum, konferanslar veriyorum. Çalışmalar yapıyorum, kadın dernekleri, kanser dernekleri kuruyorum. Bunların hiç birinde ben yasal olarak üye ya da başkan değilim. Onursal ya da fahri öyle bir şeyler oluyorum. Ama ben yereldeki insanları motive ediyorum, bir şeyler yapmaları için hedefler gösteriyorum. Elimdeki tüm bilgileri onlarla paylaşıyorum. Karşılıklı birbirimizden çok şey öğreniyoruz. Bu kadar uzun süre halkla iç içe olup, politika üretip insanlara heyecan verdikten sonra bu politikaların devlet katında dinlenmesi, devlet politikası haline gelmesini istiyorum. Fakat maalesef Türkiye’de demokrasinin en açmaz noktalarından biri bence sivil toplumla devlet ve hükümet arasında, siyasi organlar arasında organik bir bağ olamaması. Bu bağ olmadığı için zaten senin seçmen olarak kıymet-i harbiyen yok. Sen ister erkek ister kadın olarak bir seçmen ya da (Sivil Toplum Kuruluşu) STK üyesi olarak baskı unsuru olamıyorsun. Bunu anladıktan sonra siyasete girip girmemeyi düşündüm uzun süre ve bu ne kadar yararlı olur diye. Neden DYP? Mehmet Ağar daha kongre döneminde partide siyaset yapmamı istedi. Fakat ben o zaman karar verememiştim. Parti içi çalışmanın bana ne kadar uyacağından emin değildim. Çünkü bağımsız çalışmaya, özgürlükçü düşünmeye alışkınım. Parti içi dengelerin böyle olmadığı söylendiği için bu gözümü korkutan bir durumdu. O nedenle de istememiştim. Ben daha projeci bakıyorum olaylara o nedenle çalışmam zor olur dedim. Fakat sağ olsun Mehmet Ağar, “tamam ne yapalım sorduk istemedi” demedi. Ertesi yıl yeniden geldi. 2006’nın Ekim ayında sayın Celal Adan ve onunla görüşmeler yaptık. Tekrar birlikte çalışmayı çok istediklerini söylediler. Ben de kadın seçmen tabanının motive edilmesi ve bir kadının değil de daha fazla sayıda kadının girmesi için proje yaparsam çalışmayı çok istediğimi söyledim. Sayın Ağar “Evet kesinlikle çok maço bir partiyiz, kadınlara kapılarımızı açmamız gerekiyor, Türkiye’nin modernleşmesi kadınlardan geçiyor, ben de sizinle aynı fikirdeyim. Daha fazla kadının Hem Meclis’e hem de diğer karar mekanizmalarına girmesi için ne isterseniz yapın, en radikal şeyleri bile yapsanız kabul ediyorum” dedi. Bu benim için çok ufuk açıcı ve umut verici oldu. Çünkü bir siyasi parti liderinin kadınlarla ilgili bu kadar rahat konuşması ve “radikal bile olsa her şeyi yapalım yeter ki, Türkiye’nin önünü açacak kadın oylarını siyasete kanalize edelim” demesi gerçekten önemliydi. Gazetecilik yaşamım boyunca bunu diğer politikacılardan laf olsun diye bile duymadım. Bu yüzden de heyecanla DYP’ye girdim. Tabii ki bu nedenle de girilir ama partinin siyasi görüşü, politikaları senin görüşlerine uygun muydu? Partinin bütün politikaları olarak değil ama DYP’nin merkez sağda tek parti olduğunu düşünüyorum. Ben de Türkiye’nin merkez sağında yer alıyorum. Gerçi dünyada sağ ve sol kalmadı, ben hiçbir zaman ideolojilere bağlı olmadım. Türkiye’nin genel toplumsal konteksti merkez sağ. Ama bu bizim kültürel yaşantımız ve bakışımızın batılı bir çerçeve içinde tarihi diye düşünüyorum merkez sağı. Ve AKP iktidar olduğu süre içerisinde ne teorik, ne de pratik olarak merkez sağa uymadığını gösterdi. O yüzden de DYP eski geçmişi olan, merkez sağda bu kadar uzun süre ayakta kalmış bir parti olarak merkez sağa lider olacağını düşündüğüm için teorik olarak böyle bir yakınlık benim için cazip oldu. Büyük kentlerde de Anadolu’da da sivil toplum örgütlerinde bir çok kadın çalışıyor ama sıra politikaya girmeye gelince kadınları bir şeyler mi durduruyor, kendileri mi duruyor? Her ikisi de var. Öncelikli olarak erkekler tarafından durduruluyorlar. Erkekler onların belli bir çizgiye kadar gelmesine izin veriyor. Kadın kolları diye normal partinin daha aşağısında yer alan daha ikincil işlere bakan bir kurum var. Kadın kolları ve gençlik kolları… İkisi de toplumun en marjinal grupları. Toplumun demokratik yollardan haklarını alamayan iki grubu. Zaten kadınların müttefiki gençlerdir, hayatım boyunca gençleri korudum kolladım ve onlar için çalıştım. Sorunun ikinci boyutuna gelince, evet kadınlar kendilerini de durduruyorlar, erkek oyunlarına alışkın olmadıkları için. Erkeklerin onları kızdırması çok kolay oluyor. Aşağılıyorlar, hakaret ediyorlar. Kadınları bir tür fiziki olmayan şiddete maruz bırakıyorlar. Ve kadınlar da hemen küsüp darılıp bu ortamdan kaçıyor. Bir de erkekleşmiş kadınlar var. Her etek giyen kadın değildir. Kadının kadın olma bilinci olması lazım. Eteklik giymiş ama kadın olmayan erkekleşmiş kadın, erkeklerle beraber erkek oyununu oynarsa kazanacağını düşünüyor diğer kadınların önünü kesiyor. Onlar erkek gibi davranırlarsa bir pozisyon elde ediyorlar. Ve kadın gibi davranan, kadın olmaktan gocunmayan kadınları da küstürüyorlar. Evet köprüyü geçince beyaz olan siyah öyküsünde olduğu gibi belli bir yere gelmiş kadınlarda hep “ben hiç ayrımcılığa uğramadım” söylemi vardır… Çok zengin kocası ya da babası olanlar belki böyle bir dokunulmazlık edinmişlerdir kendilerine. Ama ben her zaman ayrımcılığa, tacize uğradım. Kadın olmanın önümü kapattığını düşünüyorum. Ben gerçekten çalışkanım, çalışkanlık ve birikimini nasıl test ediyorsun dersen, Batı’ya gittiğimde onların bana davranışı ve söylediklerinden bunları fark edebiliyorum. Buraya geldiğim zaman ise hemen kendimi daha aşağıda hissettiriyorlar bana. Çünkü maalesef Türkiye’de ne yaptığın neleri ürettiğinle ilgilenmiyorlar, şekilci ve ideolojik bir takım yargılarla değerlendiriyorlar. Yalnız bu bende ters etki yaptı. Kadın olsun erkek olsun aydınların, kadınların kırılıp kenara çekilmesine hayattan, siyasetten vazgeçmesine, hatta alkolik olmasına çok rastladım. Ama bu bende inat doğurdu. Bana yapılan her şey geçmişte kalıyor, unutuyorum. Önemli olan bugün ve yarındır. Yola devam etmem lazım çünkü bu benim sadece bireysel serüvenim değil, bu ülke için hayal ettiğim şey var ve bunu yapmam gerekir. Yapacaklarımın benden sonraki kuşaklara da yarar sağlayabileceği ihtimali bana müthiş motivasyon veriyor. Yaralanıyorum, eve geldiğimde, kendi dünyama kapandığımda ağlıyorum, hüzünlü oluyorum ama sokağa çıktığım andan itibaren yola devam ediyorum. Ben hep rüyalarımın peşinden gittim. Büyük bir çoğunluğunu da gerçekleştirdim. Kadınlara gençlere ve yoksullara daha adil bir dünya kurmak mümkün diye düşünüyorum. Bunun hiçbir ideolojisi olmadığına sadece insan olmak ve insanı sevmekle başarılacağına inanıyorum. Anadolu’yu karış karış dolaştın, çok seviliyorsun, somut olarak farklı bir şeyler yapacağına inanıyor musun? Bu gerçekten zor bir soru. Çünkü inanman başka pratik başka oluyor. Yapacağıma inanıyorum ama pratikte nasıl işleyecek, kadın seçmen tabanının örgütlenmesi ile ilgili verdiğim proje DYP’nin Merkez Yürütme Kurulu’ndan (MYK) geçti. Resmen bu çalışmayı yapmak için atandım. İstanbul’un varoşlarında ve Ege’de kadınlarla ilgili toplantılar, eğitim çalışmaları yapmak üzere bir plan hazırladık. Kadınların bir süre katılıp sonra bize göre değilmiş deme ihtimalleri de var mı? Kadın Adayları Denetleme ve Destekleme Derneği’nde (KA-DER) biz bunu çok gördük. Bir İngiliz kadın parlamenterin bize verdiği eğitim sırasında söylediğini hiç unutmuyorum. “Politika asla vazgeçilmeyecek, bir dakika daha fazla ayakta kalanın başardığı bir alandır” demişti. Bir kez yenilmek, bir kez iktidarı alamamak başarısızlık değildir. Türkiye’de bunun en güzel örneği Süleyman Demirel’dir. Her yenilgiden zaferle çıkmıştır. Amerika’da Abraham Lincoln sekiz kere yenilip başkan olmuştur. Politika dayanıklı olmayı ve imanın güçlü olmasını gerektiriyor. Eğer ben bir koltuğu hayal ediyorum dersen belki çabuk vazgeçebilirsin. Tabii ki siyaset sonuçta koltuk istemektir, siyasete girdiğinde başbakan, bakan olmayı istemek hakkındır. Ben de istiyorum. Sonuçta bunlar benim amacım değil aracım. Çünkü benim hayalim yapılamayanları politik alanda yapılabilir hale getirmek. Sözü geçmeyenleri demokrasi masasına oturtabilmek. Demokrasi masasında hepimizin bir sandalyesi olmasını sağlayabilmek. Çünkü ben hep daha rahat konuşma, daha rahat yazma, daha iyi ifade etme sıkıntısı çektim hayatta. Çocukluğumdan itibaren sus konuşma çocuksun, kadınsın, devlet memurusun denilerek hep bir bahane bulundu. Bundan çok sıkıldım. Bundan sonraki kuşakların daha rahat konuşacakları, insanların önyargısız dinleyip birlikte keyifle tartışabileceği, her şeyi söylemenin serbest olduğu düşünce özgürlüğünün yasalara geçtiği bir ülke istiyorum. Bu ülke bu fırsatı bana verirse- ki bunu siyasetten başka yerde alamayacağım için siyasetteyim- ülkenin önünü açmayı ve yasalara bir türlü siyasi parti başkanlarının yirmi yıldır uzlaşıp koyamadıkları düşünce özgürlüğünü tam anlamıyla Anayasa’nın ruhu haline getirmeyi çok istiyorum. Politikada kadınlar arasında dayanışma var mı? Ben şöyle diyorum, aydın kadın diğer kadınları seven kadındır. Ben ne yaparlarsa yapsınlar diğer kadınları seviyorum. Ama politikada kadınlar arası dayanışma yok. Kadınlar politikada diğer kadınları kendilerine rakip olarak görüyor. O nedenle bir partide bir yere bir kadın seçiliyorsa bir kadın aday, bir kadın milletvekili oluyor. Ama arkasından diğer kadınları sürüklemiyor. Başbakan olmuş Çiller hiçbir kadın yasasına imza atmadı. Kadınların lehine, cinsel ayrımcılığı önleyici bir çok tedbir alınması lazım. Bizim kabul ettiğimiz CEDAW Sözleşmesi’nin gerekleri hala yerine getirilmiş değil. Türkiye’nin hem kurumlar içinde hem diğer yatay ve dikey alanlarda mutlaka cinsiyet ayrımcılığını önleyici eğitimler yapması, projeler üretmesi ve eksik yasaları çıkarması gerekiyor. Ülkenin sosyal dokusunun altındaki bozulmanın kadınları -şiddet, ücret eşitsizliği, fuhuş gibi- kullanılır hale getirdiğini, en altta göründükleri için kullanılır obje ve nesne haline dönüştüklerini görüyoruz. Kılığına kıyafetine, saçına da çok karışıldı ama sen dirençle karşı koydun değil mi? Evet, bunların hepsine laf edildi. Entelektüel sayılmazsın şu saçlarını boyadan başlayarak gözlük takmama dek karıştılar. Fakat ben inatla ben bildiğim yolda devam ettim. Kadın gibi giyinmekten, kadın gibi görünmekten, süslü olmaktan mutlu oluyorum. Bu keyfimi bundan sonra da bozmamaya kararlıyım. Siyaseti de böyle yapacağım. Anadolu’da her yere böyle gittim. En kapalı yerde bile sen ne biçim kılıktasın demediler. Dışlamadılar, hep bağırlarına bastılar. Benim samimiyetim, gerçekten orada onlar için bir şeyler yapıyor olmam onları etkiliyor. Kadın seçmen tabanı da değişiyor mu? On yıl önce kadın seçmen tabanı diye bir şey yoktu. Ailedeki erkekleri ya da bulunduğu kurum ve çevre tarafından yönlendiriliyordu. Fakat son beş yılda çok ciddi gelişmeler kaydedildi. Kadınlar uyandılar. Artık partilerin kadın seçmen tabanını ciddiye alması gerekiyor. Bunu en fazla ciddiye alan, kadın seçmenin oyuna ihtiyacı olduğunu bilen de AKP. Birleşmiş Milletler tarafından 2006 Ağustosunda yapılan 75 Dünya ülkesinde yapılan “kadınların gücü” sıralamasında Türkiye maalesef yetmiş ikinci. Politikada daha fazla kadın görmek istiyorlar, yüzde yetmiş yedi oranda kadın kotasını destekliyorlar. Kadın kotasını isteyenler de sağ partiler. Tüm dünyanın tersine bizde sol partiler kadını asla ve asla politikada görmek istemiyor. Aday çok oluyor da kimi zaman sadece vitrin olarak kullanılıyor sanki ? Bakalım bu seçimlerde sanatçı gibi popüler tipler mi olacak yoksa daha akademisyen gibi bilgi üreticileri mi, sivil toplum temsilcileri mi göreceğiz. Daha çok popüler, siyasi partinin içinde denge unsuru olmayan, çıkıntılık yapmayacak, halkın sevgisini kazanmış bir kişiler tercih ediliyor. Ama düşüncenizle, tavrınızla savunduğunuz ilkelerle siyaset yapmak oy almak bu çok zor. Kolay olsaydı zaten bana kalmazdı diye düşünüyorum… Gazete yazıları ile tanındı 1975 yılında İzmir Türk Kolejini bitirdi. Yüksek öğrenimini Ankara üniversitesi Antropoloji Bölümünde tamamladı. 1977-80 yılları arasında Tahran’da yaşadı. İran dönüşü Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nda araştırmacı, danışman olarak çalıştı. 1989-95 yılları arasında serbest yazarlık yaptı. Seyahat, eleştiri yazıları ve film senaryoları yazdı. 1992-98 yılları arasında Pimapen Kültür Evi’ni kurdu, bir çok projeye imza attı. Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazarlığı, Samanyolu Televizyonunda da çeşitli programlar hazırladı ve sundu. 1992 yılında yayınlanan ilk kitabı “Aşkın Ölümcül Etkileri’nin ardından “İki Ülke İki Devrim, Türkiye-İran”, “Kent Ve Kültür”, “Fetullah Gülen’le New York Sohbetleri”, “Kanserle Yaşıyorum”, Global Hoşgörü”, “Demokrasi Gündemi”, “Hayatın Aynası”, “Göç Kuşakları”, adlı kitapları yayınlandı. DA (Dialog Avrasya) Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Halen Zaman Gazetesi’nde yazıyor. Son on yılda Yeni Yüzyıl ve Zaman Gazetelerinde yazdığı siyasi yazılarını “Daha Fazla Özgürlük”başlığı altında yayına hazırlıyor. OKUYUCU MEKTUBU Mesaj: Seçilmesini isterim.Bilgi,deneyim ve birikimleri ile ülkemize yararlı olacaktır. Sol kadınların mecliste daha fazla olmalarına karşı değildir! Gönderen : Ümit Aksoy semalaksoy@englishwest.com Mesaj: Nevval Hanım’ın nerede olursa olsun kadınlar, çocuklar, gençler ve insanlık adına iyi şeyler yapacağını biliyorum. Onu destekliyorum. Dualarım ve tüm kalbimle yanındayım. Gönderen : b_ayvaz@hotmail.com