Gazeteci, yazar, ilk kadın anchorwoman, yaşadığı ağır hastalığı okurlarıyla paylaşacak ve bu konuda konferanslar verebilecek kadar da cesur bir kadın Nevval Sevindi. Ailesi sağlam bir CHP’li olmasına rağmen adaylığını sağ bir partiden, DP’den koydu. Bunun nedenini de “Sağlam bir sağ olmazsa, sağlam bir sol olmaz” diyerek açıklıyor. Adının sürekli Fethullah Gülen’le anılması ve milletvekilliği adaylığını DP’den koyması nedeniyle “Gülen DP’yi mi destekliyor” sorusuna ise “Fethullah Gülen’in böyle bir emri yok ama cemaatten sevenler, beni destekleyecektir” diyerek açıklık getiriyor. Arzu Erdoğan arzu.erdogan@gazeteport.com
Gazeteci, yazar, ilk kadın anchorwoman, yaşadığı ağır hastalığı okurlarıyla paylaşacak ve bu konuda konferanslar verebilecek kadar da cesur bir kadın Nevval Sevindi. Ailesi sağlam bir CHP’li olmasına rağmen adaylığını sağ bir partiden, DP’den koydu. Bunun nedenini de “Sağlam bir sağ olmazsa, sağlam bir sol olmaz” diyerek açıklıyor. Adının sürekli Fethullah Gülen’le anılması ve milletvekilliği adaylığını DP’den koyması nedeniyle “Gülen DP’yi mi destekliyor” sorusuna ise “Fethullah Gülen’in böyle bir emri yok ama cemaatten sevenler, beni destekleyecektir” diyerek açıklık getiriyor. Arzu Erdoğan Gelmeden önce hakkınızda neler yazılmış diye Ekşisözlük’e şöyle bir baktım; daha çok “Dinci yazar”, “Feminist yazar” deniyor. Sizce bu iki kavram yan yana gelebilir mi? Ya da siz ne kadar dincisiniz, ne kadar feminist? Bir kere Türkiye’de kavramların içi boşaltılmış. İnsanlar o kavramları araştırarak bulmuş değiller. Dinci dediğinde kulaktan dolma bilgilerle söylüyor. Eğer benim 14 kitabımı, makale ve köşe yazılarımı okumuş olsalardı, bunun böyle olmadığını çok rahatlıkla görebilirlerdi. Onların kafasında bir imaj oturmuş, bu da daha çok dedikodu bazlı. O dedikodulardan bir etiket oluşturup, onu da size yapıştırıyorlar. Ondan haberi olmayan başka biri de, benim yaptığım başka işlere bakarak onun tam zıddı başka bir etiket yapıştırıyor. Dolayısıyla bu tavırla bir sürü etiket oluşturulabiliyor. İlkleri yapan, çok değişik alanlarda çalışan biri olduğum için, Türkiye’nin çok alışık olduğu bir model değilim. Bir prototipe uymuyorum. O nedenle benim hakkımda efsane, rivayet muhteliftir. Yani dinci ve feministle sınırlı değildir. Dincilikten kasıt eğer Müslüman olmaksa evet Müslüman’ım ve de Müslümanlığımla gurur duyuyorum. Feministlikten kasıt, kadınları korumak ve kadın haklarına sahip çıkmaksa, sonuna kadar bunlara sahip çıktım ve çıkacağım. Daha çok kadınlar, gençler, çocuklar gibi toplumda engellenmiş gruplar dediğimiz grupların haklarına sahip çıkıyorum. Eğer bir 28 Şubat oluyor ve insanların din ve vicdan özgürlüğüne itiraz ediliyorsa, ona da sahip çıkarım. Öbür tarafta benim düşünce özgürlüğüm kısıtlanıyorsa, ona da karşı çıkarım. Ben esas olarak tümüyle özgürlüklerden yanayım. Bu kadar dinci minci diyerek ahkâm kesenlerin hiçbirinin, anayasada tam düşünce özgürlüğünün sağlanması için, büyük kampanyalar yaptığını ve hayatlarını feda ettiklerini de görmüş değilim. Oysa benim bundan bir önceki kitabımın adı bile “Daha Fazla Özgürlük.” Ne yazık ki herkes kendine kadar özgürlük istiyor. Özgürlük tek bir taraf için istenirse onun adı özgürlük olmaz. Komünist Rusya da kendini özgür sayıyordu, İran İslam Cumhuriyeti de. Demokrasinin anlamı; farklı olan bir tek kişi bile olsa, o farklı kişinin haklarını ve özgürlüklerini koruyabilmektir. Sağda veya solda, demokrasiyi içine böyle sindirmiş insanlara ihtiyacımız var. – Biraz önce dediniz ki, “Ben etiketlere uymuyorum.” Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Özgürlüklerden yana, sonuna kadar kimliğine sahip çıkan, yani hem Evlad-ı Fatihan Rumeli tarafıma, hem de kendi kültürüme sonuna kadar sahip çıkan biriyim. Kültürünün temel değerlerini benimsemiş, bu anlamda bunları muhafaza eden, ama aynı zamanda modern değerlerin hepsini yaşamış ve yaşamakta olan –çünkü kentli biriyim- ve de bugünün dünyası içinde daima değişime açık olan biri olarak tanımlıyorum. Çünkü ben tek gerçeğin değişim olduğuna inanıyorum. Çok ağır bir hastalık geçirdiniz ve bunu da “Kanserle Yaşıyorum” adlı bir kitapta topladınız. Böyle şeyler yaşayanlar biraz daha bencilleşir ve hayata dair anılar biriktirmek için kendilerine dönerler. Sizde bu oluşmadı mı? Tam tersi oldu. Ben birinci günden itibaren insanlarla paylaştım. Bunun nedeni de hiçbir bilgi olmaması. İnsanların çok çaresiz olduğunu, “kanserim” demenin günahmış veya bir cezaymış gibi algılandığını, o yüzden de insanların çok acımasız bir şeklide terk edildiğini gördüm. Bunu değiştirebilirim diye düşündüm. “Bu hastalığı Allah bana verdiyse, demek ki imtihan olarak verdi. Başka insanları iyiye yönlendirerek, bilgimi, sevgimi, kalbimi açarak, hem onların enerjisini alırım, hem ben bu bilgiyi paylaşarak onların hayatlarına bir iyilikte bulunabilirim” diye düşündüm ve öyle yaptım. Gerçekten de çok önemli bir boşluk doldurdum. Anadolu’da üç bin kilometre yol yapıp kanserle ilgili konferanslar verdim. Oraların bu konuda ne kadar cahil, ne kadar geri olduğunu gördüm. İnsanlar hâlâ kanserin bulaşıcı olduğunu düşünüyordu, bir kısmı eşlerini terk ediyordu. Yani hastalığın sosyolojik bir boyutu da vardı. Birçok gerçeği ortaya çıkarmak ve bunları cesurca söylemek “Bunca yıllık karısını, çocuklarının anasını kanser olduğu için terk eden erkek değildir, pantolon giymekle erkek olunmaz” diyecek kimse yoktu, bir tek ben vardım. Ben de gidip bunları söyledim ve birçok şeyin değişmesine neden oldum. Hem de kendimdeki değişimi yaşadım. Ölümle yüzleşmek çok önemli bir şeydi. Bu bütünleşme, benim ölüm korkumu da aldı. Ölümden korkmadığınız zaman da zaten korkulacak başka bir şey kalmıyor. Çok saf bir hale dönüşüyorsunuz. Ben Mevleviliğe ve Hazreti Mevlana’ya çok yakınım, onunla iç içe olmak, onun öğretisini de yaymak ve sevgi esaslı bir ilişki kurmak benim için de ilaç oldu. Yani benim paylaşımcı karakterimi daha net bir şekle dönüştürdü. Bence egoist olanları, daha egoist yapıyor. BURADA BİR ŞEY BELİRTMELİYİM:Okuduğunu anlamaktan uzak, zaten önünden gelip geçen ne varsa gördüğünü okuyanların buna yorum yazması mümkün olamamış.Hele “başını okudum sonrasını okumaya gerek kalmadı” gibi zihni sinir lafları yumurtlayanlardan Türkiye çok çekiyor.Okumadan ve araştırma ne demek bilmeden ahkam kesen sivriler sadece Türkiyeyi geriye çekenler. Hepsi bu!