Anket
Loading ...Çok Okunanlar
- 19% Yeniden Kanser
- 15% Kanserle Yaşıyorum
- 15% Fethullah Gülen ile Global Hoşgörü ve New York Sohbeti
- 14% Kanser olmamda medyanın rolü var!
- 11% Aşk Kapıyı Her Zaman Çalar
- 11% Ne Kadar İlgi, O Kadar Sevgi
- 10% Ne Kadar Sevgi, O Kadar Çözüm
- 10% 32.GÜN PROGRAMINDA NELER OLDU?
- 10% Politikada Kadın Eli
- 10% Babalar ve Kızları
-
- SELDA: MERHABA BEN SELDA ERGENE 33 YAŞINDA...
- marandafer: Sevgili Nezahat hnm,pembe hanım der...
- Nevval Sevindi: Çokkk teşekkür ederim sevgili dost!...
- MEHMET ERDAL URAL: KIYMETLİ ARKADASIM, SENİ, BİRLİKTE ...
- fidan: Merhaba nevval hanım bende kemik ka...
- nezahat uzal: metastas geçiriyorum tedavi sonuç v...
- KARAHAN: sAYIN ARKADAS BENI MUTLU KILAN K...
- jajapa: sanırım yazınızdaki fikirleriniz g...
- Mayıs 2012
- Nisan 2012
- Mart 2012
- Şubat 2012
- Ocak 2012
- Aralık 2011
- Kasım 2011
- Ekim 2011
- Eylül 2011
- Ağustos 2011
- Temmuz 2011
- Haziran 2011
- Mayıs 2011
- Nisan 2011
- Mart 2011
- Şubat 2011
- Ocak 2011
- Aralık 2010
- Kasım 2010
- Ekim 2010
- Eylül 2010
- Ağustos 2010
- Temmuz 2010
- Haziran 2010
- Mayıs 2010
- Nisan 2010
- Mart 2010
- Şubat 2010
- Ocak 2010
- Aralık 2009
- Kasım 2009
- Ekim 2009
- Eylül 2009
- Ağustos 2009
- Temmuz 2009
- Haziran 2009
- Mayıs 2009
- Nisan 2009
- Mart 2009
- Şubat 2009
- Ocak 2009
- Aralık 2008
- Kasım 2008
- Ekim 2008
- Eylül 2008
- Ağustos 2008
- Temmuz 2008
- Haziran 2008
- Mayıs 2008
- Nisan 2008
- Mart 2008
- Şubat 2008
- Ocak 2008
- Aralık 2007
- Kasım 2007
- Ekim 2007
- Eylül 2007
- Ağustos 2007
- Temmuz 2007
- Haziran 2007
- Mayıs 2007
- Nisan 2007
- Mart 2007
- Şubat 2007
- Ocak 2007
- Aralık 2006
- Kasım 2006
- Ekim 2006
- Eylül 2006
- Ağustos 2006
- Temmuz 2006
- Haziran 2006
- Mayıs 2006
- Nisan 2006
- Mart 2006
- Şubat 2006
- Ocak 2006
- Aralık 2005
- Kasım 2005
- Ekim 2005
- Eylül 2005
- Ağustos 2005
- Temmuz 2005
- Haziran 2005
- Mayıs 2005
- Nisan 2005
- Mart 2005
- Şubat 2005
- Ocak 2005
- Aralık 2004
- Kasım 2004
- Ekim 2004
- Eylül 2004
- Ağustos 2004
- Temmuz 2004
- Haziran 2004
- Mayıs 2004
- Nisan 2004
- Mart 2004
- Şubat 2004
- Ocak 2004
- Aralık 2003
- Kasım 2003
- Ekim 2003
- Eylül 2003
- Ağustos 2003
- Temmuz 2003
- Haziran 2003
- Mayıs 2003
- Nisan 2003
- Mart 2003
- Şubat 2003
- Ocak 2003
- Aralık 2002
- Kasım 2002
- Ekim 2002
- Eylül 2002
- Ağustos 2002
- Temmuz 2002
- Haziran 2002
- Nisan 2002
- Şubat 2002
Kategoriler
Özgürlük çıkar çevre koruma Şehir 32.Gün Aşk Almanya Amazon Arşiv bayram Berlin Demokrasi Güncel gelenek Girişim Kültür Kadın Kanser Kent liyakat nevruz pembe hanım Politika Sevgi Türk tabiat toplum yalnızlık Zaman Zaman Turkuaz 32.Gün (3)
Analiz (59)
Arşiv (7)
Basında (116)
EN (82)
Güncel (304)
Haberler (89)
Kadın (34)
Kitap (11)
Kültür-Antropoloji (79)
Okuduklarım (77)
Politika (139)
Yeni Yüzyıl (31)
Zaman (2)
Zaman (233)
Zaman CumaErtesi (59)
Zaman Turkuaz (128)
WP Cumulus Flash tag cloud by Roy Tanck and Luke Morton requires Flash Player 9 or better.
Güncel
KOLSUZ HAGOP
Prof. Dr. Agop Kotogyan yani meshur ‘Cildiyeci > Kolsuz Agop’, 41 yil hizmet verdigi Istanbul > Üniversitesi Cerrahpasa Tip Fakültesi’nden > geçtigimiz kasim ayinda emekli oldu. Tesadüf bu ya > Agop Hoca, bundan tam 66 yil önce Cerrahpasa’nin > dogum kliniginde dünyaya gelmisti. Hastane, evlerine > 15 dakika yürüyüs mesafesindeydi.
> Dogdugu Samatya semtini diger adi > Kocamustafapasa’yla seven Kotogyan, ‘Dogma büyüme > Pasaliyim’ diye övünüyor. Agop Hoca, yillarca hasta > baktigi, laboratuvarinda göz nuru döktügü, kimileri > simdi namli birer profesör olan ögrencileri, vefali > hastalari ve mesai arkadaslarinin katildigi törenle > ugurlandi. > > Veda eden aslinda azmin, direncin, ölümlerin > esiginden dönüp hayata siki siki sarilmanin simgesi, > yasayan bir efsaneydi. 30 yil önce mesleginin > zirvesine oturmus, masal kahramanina dönüsmüstü. > Hayatinin içine girmek zordu. Çünkü gazetecilerden > uzak duruyor, doktorlarin artist olmadigini, > bilimsel tebligler disinda disariya seslenmenin > reklam olabilecegini savunuyordu. Türkiye’de, cinsel > yolla bulasan hastaliklar kürsüsünü ilk kuran, > çesitli bilim dallarinda bölüm baskanligi yapan, > yeni buluslarla çigir açmis bu doktoru albüm > sayfalarimiza alabilmek için günlerce ugrastik. > Sonunda hatirini kiramayacagi dostlar araya girdi, > bize hayatinin kapilarini araladi. Iste > gördüklerimiz. > > Aslinda bu albüm söyle baslayabilirdi: ‘Bir varmis, > bir yokmus. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde > Yozgat’in Akdag Madeni Ilçesi’nin Terzili Köyü’nde > Kirkor adinda bir çocuk varmis. Küçük Kirkor, kendi > halinde yasayip giden yoksul bir ailenin > çocuguymus.’ Ama masalsi hayatin içinde gerçegi > kaybetmemek için kronolojik sirayla anlatmayi dogru > bulduk. > > Agop’un babasi Kirkor Kotogyan, 1911 dogumlu. 1915 > yilinda, yani Anadolu’daki o büyük kaos döneminde > henüz dört yasindayken babasini kaybetmis. Köyünü > basan çeteler köydeki tüm erkekleri öldürmüs. Küçük > Kirkor’u annesi, onu madendeki magaralara kaçirarak > kurtarabilmis. Sonra da bir yakinlarinin yanina > siginmislar. Olaylar yatisip saldirilar durunca > yanmis, yikilmis, talan edilmis köylerine > dönebilmisler. > > Kirkor Bey, 25 yasindayken Yozgat’in Igdere Köyü’nde > yasayan Makruhi Hanim’la evlenmis. Aile 1938′de > Istanbul’a gelmis ve Samatya’ya yerlesmis. Bir yil > sonra da ilk çocuklari Agop, Istanbul Üniversitesi > Tip Fakültesi’nin Cerrahpasa’daki hastanesinde > dogmus. Dünyaya gözlerini açtigi, ilk görüntüleri, > ilk sesleri duydugu bu hastane ile ömür boyu sürecek > kader birligi de böylece baslamis. > > Babasi Kirkor Bey, insaatlarda kalfa olarak çalisir, > annesi de Samatya yakinlarinda bir fabrikada isçilik > yaparmis. > > KOLUNU PRES KAPTI > > Çok yoksullarmis. Küçük Agop, Samatya Sahakyan > Ermeni Ilkokulu’na basladigi yil, babasi ona bir > ceket almis. Bir bahar günü arkadaslariyla Samatya > sahilinden denize girip çikmis ve bir bakmis ki > ceketin yerinde yeller esiyor. Anasindan bir ton > dayak yedigi gibi tam üç yil boyunca da ceketsiz > kalmis. ‘Bana yeni bir ceket almalari mümkün > degildi. Ekmegi karneyle aliyor, aylarca et ve seker > yüzü görmüyorduk’ diye annesinin kötegine hak > veriyor simdi. > > Küçük Agop, daha ilkokuldayken ise baslamis. Mezun > oldugu yil bir gümüs atölyesinde çalisiyormus. > Sicak, çok sicak bir yaz günü, gümüs kaliplari plaka > haline getirmek için kullanilan presin silindiri is > önlügünün kolunu kapmis. Sonra da elinin tamami > omuzuna kadar presin altinda un ufak olmus. > Hastaneye vardiginda doktorlar, ‘Bu çocuk yasamaz’ > demis. Ameliyat olmus, günlerce komada kalmis ve bir > gün gözlerini açip hayata yeniden merhaba demis. > Kaderin cilvesi bu ya, yine Cerrahpasa > Hastanesi’ndeymis. > > O yaz sonunda kendisini tamamen toparlamis ama > çevresindekilerin aciyarak bakmasi kalbini çok > kiriyormus. Bu yüzden kayit yaptirdigi halde okula > gitmeyecegini söylemis babasina. Okula gitmemis ama > aldigi ders kitaplarini her gün muntazaman okuyarak > kendine göre bir tedrisat yapmis. Okulsuz geçen bu > yil boyunca hep düsünmüs. O küçük ve artik tek kollu > bedeniyle bir meslek sahibi olamayacagina karar > vermis. ‘Okumaliyim, her ne pahasina olursa olsun > okumaliyim’ demis. Ve dönem baslayinca Kumkapi > Bezciyan Ortaokulu’nda egitime geri dönmüs. > > Bütün okul hayati boyunca, yazlari ve hafta sonlari > çalismaya devam etmis. Tahtakale’de isportacilik > yapmis. Konfeksiyon atölyelerinde ilik makinelerinde > çalismis. Eve katki olsun diye çalisirken çok > sevdigi kiz kardesleri Hripsima ve Maryam’a da küçük > hediyeler almayi ihmal etmezmis. > > FUTBOL YILLARI > > Ortaokulda basarili olmus ama esas zirveyi Galata > Getronogan Lisesi’nde yapmis. Her yil okul birincisi > olmus, takdirlerle dönmüs evine. Agop Bey, hasta > Fenerbahçeli. Tam 26 yildir Fenerbahçe Kulübü üyesi. > Basketbolu çok seviyormus. Ama tek kollu oldugu için > oynayamamis. ‘Ben de sahada top kostururum’ demis ve > lisede futbola baslamis. Oynayamazsin demisler, > aldirmamis. Çok da güzel oynamis. Ve hatta, o devrin > ünlü takimi Samatya Gençler Kulübü’nün kadrosuna > girmeyi basarmis. > > 1957′de Istanbul Üniversitesi Tip Fakültesi’ni > kazaninca dogdugu, yeniden hayata döndügü Cerrahpasa > Hastanesi’nde bulmus kendini. Kapisindan içeri > girdigi ilk gün ‘Bir zamanlar beni kurtardi bu > hastane, simdi nöbet sirasi bende’ diye düsünmüs. Bu > dönemde lise ögrencilerine özel dersler vererek okul > parasini kazanmaya devam etmis. Ayrica, > Cerrahpasa’nin futbol takiminda oynamayi da ihmal > etmemis. > > 1963′te okul birincisi olarak doktorluk diplomasini > almis. Bir yil Çapa’nin Deri ve Frengi Hastaliklari > Klinigi’nde çalismis. 1964′te Cerrahpasa’daki > Dermatoloji Kürsüsü’nde asistan olarak göreve > baslamis. Uzmanlik tezinin basligi, ‘Impetigo > Herpetiformis Vak’alari Üzerinde Klinik ve Biyosimik > Arastirmalar.’ Ben basligindan bir sey anlamadim, > Agop Hoca açikladi: ‘Uçukla ilgili çok önemli bir > çalismaydi.’ > > 1967′de uzman olmus. Cerrahpasa Tip Fakültesi’nde > basasistan olarak çalisirken üniversite tarafindan > Ekim 1969′da Almanya’ya gönderilmis. Dört ayda > Almanca’yi ögrenmis. Hamburg Saar Üniversitesi > Dermatoloji Klinigi’nde ünlü dermatolog Prof. Dr. > Nödl’ün yaninda çalismaya baslamis. Ayrica ayni > üniversitenin alerji ve histoloji bölümlerinde > çalismis. Kliniklerde gösterdigi basaridan dolayi, > Alman Üniversite Kurulu’nun talebiyle okulda kalma > süresi bir yil daha uzatilmis. > > Dr. Kotogyan, 1952′de geçirdigi kazadan önce çogu > kisi gibi sag elini kullanirmis. Onu kaybedince sol > eliyle is görebilmek için çok çalismis. En büyük > zorlugu da üniversitedeyken çekmis. Tek eliyle > tüplerden siringaya ilaç çekmeyi, bu ilaci hastaya > enjekte etmeyi ögrenmek için geceleri hastanede > nöbete kalmis, evde portakallara su siringa edermis. > Dikis atmayi ögrenmek için ise, evde ne kadar sökük > ve yirtik varsa dikermis. Iki yil içinde tüm bu > isleri kimseden yardim almadan tek basina yapiyor > hale gelmis. > > 1972′de Cerrahpasa Tip Fakültesi’ne geri döndükten > bir yil sonra doçentlik sinavini basariyla vermis. > 1979′da ise, ‘Akne Vulgaris Vak’alarinda Immunolojik > Arastirmalar’ baslikli teziyle profesör kadrosuna > atanmis. Almanca’dan sonra yine kendi çabasiyla, > Fransizca ve Ingilizce ögrenmis. Dünyanin birçok > ülkesinde dersler, konferanslar vermis, nam salmis. > Özellikle son iki yilda disaridan gelen hasta > sayisinda büyük bir artis olmus. Uluslararasi tip > dergilerinde yayimlanan makalelerinin sayisi 300′ü > asmis, cilt hastaliklari üzerine iki kitap yazmis. > > Suzan Hanim’la 1975′te evlenmis. Üniversiteden > emekli oldugu 21 Kasim 2004 günü yaptigi konusmada > ‘Iki kisiye tesekkür etmiyorum: Biri beni bu yolun > basina kadar getiren anam, digeri beni su kürsüye > kadar çikaran esim Suzan. Tesekkür etmiyorum degil, > aslinda edemiyorum. Çünkü onlara her seyimi > borçluyum’ demisti. > > YURT SEVGISI BUDUR > > Birçok ülkenin üniversitesinden teklif almis: > Almanya, Fransa, Kanada, Amerika… ‘Burada kal, > kürsünün basina geç’ demisler. O, bunlarin hepsini > elinin tersiyle geri çevirmis. ‘Ermeni oldugun için > dedeni, fukara oldugun için kolunu kaybettigin o > ülkede ne isin var’ demisler, gülmüs geçmis. Peki ne > düsünmüs? ‘Evet dogrudur: Ülkemde çok aci çektim. > Sefaletin dibinde yasadim. Dogrudur: Dedemi, > çocuklugumu, kolumu kaybettim. Ama yolumu > kaybetmedim. Bu ülkede yasayan milyonlarca insandan > hiçbir zaman farkli olmadigimi düsündüm. Bu > topraklarda yasayan tüm insanlari kardesim olarak > benimsedim. Bir ülkeyi sevmek demek, bu topraklarda > geçirdigin güzel ve iyi günleri sevmek demek > degildir. Iyi günde ve kötü günde burada olmak, > vatanin yaninda kalmak demektir yurt sevgisi. Bos > basak dik, dolu basak ise egiktir, derler. Ben hep > egik gezdim su dünyada. Kibirden nefret ettim. Bos > basaklar gibi diklenmedim, caka satmadim, her seyi > biliyorum demedim. Burnumun dikine gitmedim, > bilginin ve bilimin ipine sarildim. Isimi sansa > birakmadim. Çünkü, çok çalistim ve bosluk > birakmadim.’ > > DOKTORLUGA DEVAM > > Bu efsane doktor üniversiteye veda ederken söyle > diyordu: ’32 yilini ögretim üyesi olarak geçirdigim, > 41 yil üç ay süren üniversitedeki görevim fiilen > sona ermis bulunuyor. Insanin hissetttiklerini > anlatabilmesi oldukça güç. Ayrilik günü gelip > çattiginda hiç tanimadiginiz bir bosluk hissine > kapiliyorsunuz. Ilk olarak geçmisin yogunlugu > içerisinde hiç gerçeklesmemis olan bir sey > gerçeklesiyor: Annesinin kuzusu Agop, gümüsçüde > çalisan Agop, futbolcu, asistan, Almanya’da görev > yapan, doçentlik sinavindaki Agop, ilk dersini > veren, profesör olan Agop kafa kafaya verip ‘Simdi > ne olacak’ diyorlar. Neden sonra ayni toplantiya > emekli Agop gelip de, ‘Hey geçmisin kimlikleri; > utanmasaniz Agop öldü diyeceksiniz. Simdi, en > büyügünüz olarak ben, iste buradayim’ diyene > kadar…’ > > Neyse ki Agop Bey tecrübeleriyle sifa dagitmaya veda > etmedi. Osmanbey’deki mimar oglunun tasarladigi yeni > kliniginde, yine içten, yine mütevazi, çalismayi > sürdürüyor. > > Cigerim Agop, bilesin ki anacigin seninle iftihar > ediyor > > Prof. Dr. Kotogyan’in emekli oldugu gün annesi > Makruhi Hanim (87) rahatsiz oldugu için törene > katilamadi. Kiz kardesi ünlü matematik hocasi > Hripsime Kotogyan, kürsüye çikti ve annelerinin > gönderdigi mektubu okudu: ‘Cigerim Agop. Baban da > okuma yazma bilmez idi, ben de. Sen, okudun. Sen hep > okudun ve çok çalistin can parçam. Biz fukaraydik, > senin yaptigin su çok zor yolculukta yanina yetecek > kadar azik koyamadik. Bak, burada da açikliyorum, > herkes duysun: Oglum, sana yeterince yardim edemedik > ve ben hep üzüldüm buna. Pek belli etmezdi ama baban > da buna çok üzülmüstü. Ama, sen bizim yüzümüzü hiç > kara çikarmadim. Her zorlugun üstesinden geldin. > Garip kusun yuvasini yapan Allah, uçmak istedigini > anlayinca sana kanat takti. Cigerim Agop, çok > çalistin, çok yoruldun. Sana biraz istirahat et > diyecegim ama biliyorum ki beni dinlemeyeceksin. > Simdi, biraz hastayim ama sen biliyorsun ki > yanindayim. Bilesin ki anacigin seninle iftihar > ediyor. Baban da simdi yukaridan sana bakiyor ve > gülüyordur. Cigerim benim, senin o kara gözlerinden > öpüyorum. > >
Bir öğrenci yardım istiyor
“Ben erasmus öğrenciyim ve ikinci dönem yurt dışına bu proğramla gidecektim”
fakat; ulusal ajans bize göndereceğini taahüt ettiği hibeleri gönderemeyeceğini devletin bu parayı başka bir birimine aktardığını bilidirdi. ulusal ajansa bu para avrupa birliğinden erasmus programı için karşılıksız geliyor ve maliye bakanlığı hakkı olmadığı halde bu paraya el koyuyor. uçak biletime vizeme ve bunlar gibi daha pek çok şeye masraf yaptım. benim gibi yüzlerce öğrenci mağdur oldu. devlet eğitim için avrupadan gönderilen parayı nasıl kullanır? avrupa ülkeleriyle yaptığımız anlaşmaları bozarken ”paramız yok gönderdiğiniz para bize verilmiyor biz bu yüzden gelemiyoruz” mu diyeceğiz? düşürüldüğümüz pozisyona bir bakın? Gerekli hukuki mücadelemi de başlatacağım fakat sonuç almam çok uzun sürer ve zaten ordaki eğitim dönemimi çoktan kaçırmış olurum. lütfen bu haberi yayınlayın ses getirsin çünkü öğrencinin parasına bile göz dikilen bir ülkede yaşamak istemiyoruz. hibelerimiz ödenmese bile yaptığmız masraflar bize geri ödensin ki bu masraflar zaten en az hibelerimiz kadar. bu haberi çukurova üniversitesinden bildiriyorum hani şu dünyadaki ilk 500 üniversite arasına giren üniversite… lütfen sesimizi duyurmamızda bize yardım edin… 2500 euroluk hibemi karşılayabilecek hayırsever bir büyüğümüze ulaşmam için yol gösterin, tüm evraklarım hazır, biletim pasoportum, sağlık sigortam ve ben bu yıl gideceğimi düşündüğüm için açıköğretimden de ayrıca okuduğum bölümümü dondurdum şimdi gidemez isem 1.5-2 bin YTL zarara girmiş olacağım.Bana en kısa zamanda cevap verirseniz sevinirim çünkü 12 Şubat a alınmış bir uçak biletim var ve ben bu tarihe kadar çözüm üretemezsem tüm emeklerim boşa gitmiş olacak. lütfen yardım edin…
MerhabaGebze
“Kurultayda son anda adaylıktan Soylu lehine çekilen ve üst yönetime giren gazeteci yazar Nevval Sevindi D(Y)P adına büyük kazançtır. ” Merhaba Gebze gazetesinde İdris Çelebi yazdı.
Kurultayda son anda adaylıktan Soylu lehine çekilen ve üst yönetime giren gazeteci yazar Nevval Sevindi D(Y)P adına büyük kazançtır. Birkaç ay önce İzmit’te tanışma imkânı bulduğum Sevindi, zekâsı, donanımı ve cesaretli tavırları ile etkileyici bir isim. Hatırlıyorum da; İzmit’e gelip görüşmeler yapmasından rahatsız olan ve tuhaf yaklaşımlarla onu küçümseyen partililer vardı. ERKEKLER ÖZGÜR KADINI ÇEKEMEZ D(Y)P’nin genç ismi Cemalettin İnce tepkilere aldırmayarak kendisinin en büyük destekçisi oldu, parti üst yönetimine girince onu küçümseyenler şok oldu. Sevindi Genel Başkan yardımcısı konumunda Soylu’nun en yakınında yer alan isim olacaktır. Sevindi’nin eğer geri dönerse Tansu Çiller’le de iyi anlaşacağına, köylü partisi unvanına sahip D(Y)P’nin önemli isimleri arasında yerini alacağına da inanıyorum. Bir zamanlar Tansu Çiller’e en yakın isimler arasında yer alan, şimdilerde MHP’nin İstanbul Milletvekili konumunda olan, ilimizde de çok geniş bir kesim tarafından tanınan İçişleri eski bakanı Meral Akşener gibi Sevindi’yi de ileride daha da üst düzey görev alırken görmek de benim için hiç sürpriz olmaz. D(Y)P ve CHP gibi gruplaşmaların ve kişisel menfaatlerin öne çıktığı partilerde siyaset yapmak zordur. Bir ağabeyimin de dediği gibi sıradan vatandaşlar bu iki partideki entrikaların farkına varsa; değil oy vermek, parti binası önünden bile geçmez. D(Y)P ve CHP’de kadın olmak kimi zaman çirkin iftiralarla karşı karşıya kalmak demektir. Siyasette kadın olmak zordur. Barınmak için güçlü olmak, ayakta kalabilmek içinde doğru insanlarla hareket etmek gerekir. Kuşkusuz herkesi kapsamaz ama genellikle erkekler rakip olarak gördüğü için özgür kadını çekemez. Kendine güvenen, ne istediğini bilen güçlü kadınları takdir etmek, Nevval Sevindi gibi isimleri de cesaretlerinden ötürü kutlamak gerekiyor. www.merhabagebze.com
2008 yeni olsun
2008 yeni olsun istiyorsanız zihinsel kalıplarınızı kırın,alışkanlıklaırnızı değiştirin.Ülken mutlu olursa sen de olursun.DP’de Yenilikçiler Hareketi , evinizde siz kazanın.
Girit Mübadili
Gitmek mi kalmak mı diye tartışmalar almış başını gitmiş ülkemde.Ben de anneannemin beş kardeşle evlerini, memleketlerini bırakarak yollara düşmelerinin hikayesini hatırlıyorum.Babaannemin son kez Rodos’a dönüp bakışını ve kucağındaki bebeğe(babam) sarılışını hayal ediyorum.Yollara düşmüş ellerinde geçmişlerinden hiç bir şey olmadan yollara düşen kağnılar, insanlar ve ölenler…Onlarla hep bırakıp gitmenin hüznünü yaşadım.Kalbini, evini ve dostları bırakmak geride….. İşte Girit’ten gelen bir ailenin son anıları:”Sene 1924. Mübadele başlamış. Herkeste bir telaş. ”
Hem bir Türkiye’ye gelişi hakediş var, hem de vatanın olarak bildiğin topraklardan ayrılışın hüzünü birarada yaşayış var.Komşuluklar, dostluklar hepsi biranda değerini yitirmiş. Çünkü ya gidiceksin ya kalıcaksın.Kendi derdine düşmüş insanlar. Malını mülkünü esasında gelecek için çabaladığın herşeyini terkediş. Üzülmeli mi? sevinmeli mi?. Benim ailem alabileceği şahsi eşyalarını toparlamış,ve gereken işlemleri çok büyük zorluklar içinde tamamlamış.BüyükDedem çokta yırtık birisi olmadığı için işlemleri tamamlamakta oldukça gecikmiş.Belkide vatanını terketmemek adına son bir umutla antlaşmadan geri dönüş olur mu? beklentisiydi Onun bukadar yavaş ve ağır olmasının sebebi.Tümbu beklenti ve karmaşa içnde Bizimkiler ancak enson mübadele gemisiyle Türkiye’ye gidiş yapabileceklermiş.Tüm hazırlıklar tamamlanmış gemiye binmek üzere limanda toplanılmış.Herkes son bir defa geriye bakıyor. Ve gemi yolcularını almağa başlamış. Ozaman anneannem 5 yaşlarında. Haminnem anneanneme AMCALARININ NERDE OLDUĞUNA BAKMASINI SÖYLÜYOR. Anneannem amcalarını ararken yolu kaybetmiş.Büyükdedem anneannemi aramaya çıkmış. Gemi kalkmak üzere ve Türkiye’ye giden son gemi.Kaçırırlarsa mal varlıklarından vazgeçtikleri için içbir haklarıda kalmamış. Ve herkes Anneannemi arıyor.Neyseki büyükdedem son anda anneannemi bulmuş ve gemiye ailece binebilmişler. Anneannem buhikayeyi anlatırken hep gözleri dolar acaba gemiyi kaçırsak daha mı iyi olurdu diye sorardı.Sonrada ozaman sen olmazdın güzel kızım.Neolursa olsun kimse beni TÜRK olmaktan vazgeçiremez derdi. Büyük Anneannemin Adı Hüsniye Viyolaki(Hanya) Büyük Dedemin Adı Hüseyin Palikaraki(Kandia) imiş..Türkiyede İzmir’e gelince Özyiğit soyadını almışlar.Anneannemin Adı Nevber’di. Nur içinde yatsın. Anlattığı hikayelerden en net aklımda kalan ve beni en çok etkileyeni şudur: Sanırım sene 1922.Rahmetli büyük dedemle haminnem korku içindeymişler.Çokbüyük bir dedikodu yayılmış. Ve bu dedikodu bütün Türklerde korku, endişe ve hüzün yaratmış. Dedikodu ise KEMAL öldü diye bir laf durmadan ortalıkta dolaşıyormuş.Rumlar’ın hal ve tavırları daha bir rahat, pervasızmış. Türkler’e daha bir ters ve kötü bakılır olmuş.Rahmetli büyük dedem bakmış olucak gibi değil, haminnemle konuşup işn gerçeğini öğrenmek üzere dışarıda dolaşıp bir sorup soruşturma kararı almış.Büyük Dedem tüccar yadabenzeri bir iş yapıyormuş. Ancak korkudan uzun süre dışarı çıkamamış.Fesini ceketinin içine saklayıp çok güvendiği bir Rum arkadaşının yanına gitmiş.Büyük Dedemin çekingen ve korku dolu halini arkadaşı hemen anlamış. Hayırdır Hüseyin Efendi nedir bu halin evdekilere bişeymi oldu demiş. Dedemde hayır heryerde KEMAL öldü diye konuşuluyor , korkuyoruz, senden işin doğruluğunu öğrenmeye geldim demiş.Saçmalama Hüseyin Efendi KEMAL ölür mü hiç, ölse bu Rumlar hiç böyle durur mu? Sizlere etmediklerini bırakmazlar. KEMAL’İN öldüğü falan yok, Bu laflar bizimkilerin uydurması, sizleri korkutup rahatsız etmek için yayılmış dedikodular. Boşver sen git işlerine bak, bir şey olursa ben sana haber yollarım demiş. Böylece Büyük Dedem eve dönüp herşeyi haminneme anlatmış.Ve biraz rahatlamışlar. Haminnem Girit’te kız meslek lisesi öğretmeniymiş. Çok marifetli bir kadın olduğu şuan hepsi bende olan Girit’ten gelen haminnemin yaptığı elişlerinden belli.Mümkün olduğunca özenle saklıyorum. Benim Ailem son Girit Mübadilidir Ailemin çektiği zorluklar; yaşadıklarım benim daha fazla Tük olmama sebep oldu.Bu konuya verdiğiniz önem için teşekkür ederim.
Gönderim Zamanı: 24-12-2007 12:37:22
hülya güney
DUYGU YOLSUZLUĞU “Ağabeyim imamdı Almanya’da” diyordu Tokatlı yaşlı bey. Ölürken bana dedi ki; “hayatta yaptığım en büyük hata Yimpaş’a para toplamak ve para kaptırmak”.Bana da çok ısrar etti ben para vermedim derken gözlerinde hüzün vardı. Almanya ağırlıklı olmak üzere Avrupa’daki işçilerimizin alın terini, geleceğini çalan insanların dini, camiyi,imamı, duyguları sömürmesi onların acımasızlığı konusunda yeterli kanıttır.Kimseye acımayan kendi şahsi hesapları ve ilişkileriyle dünyayı yöneten ego-merkezli bu faşist ideolojinin elemanları kalpsiz. Nasıl Müslüman sayılır ki kalpsiz biri? İntihar edenler, sokaklara düşenler,delirenler ve de ruh hastası olanlar. Evlerin içini gezdiğimde bu sahipsiz insanları izlemek iman sahibi bir insanı da hasta edecek durumdaydı. Hukuk devletinin olmadığı ve sahip çıkmadığı bir düzende “vermeseydiniz enayiler” demek ne kolay! Bu insanların suçu var mı?Var, yüksek faizin adını değiştirip kar payı yapınca senin 5000 Euro nasıl ayda fazladan 1500 Euro doğurur? Hırs ve tamahkarlık alın teri denen altın yumurtlayan tavuğu kestirdi. Ancak memleketime fabrika yapılsın diyenler de dolandırıldı. Yozgat’ta fabrika için para yatıran Adanalı İbrahim İnce gibi. Ne oldu? Kalp krizinden öldü. Almanya ekonomik olarak çöküyor. 13 milyon yoksulu var.Bunun 1 milyonu Türk. Türkler bu aşağı tabakada olmayacaklardı.Çünkü onlar yemediler içmediler para biriktirdiler. Şirketlerin içini boşalttıklarını rahatça söyleyen(neden söylemesin bugüne kadar hop ne oluyor diyen olmamış , hala da yok)Yazısız çizisiz para vermedim diye de sevinemediler çünkü şirketlere kar ortağı yap sonra içini boşalt hava alsın millet. Utanmadan adam diyor ki:”14 ülkede yatırım yaptık paralar boşa gitmedi”. Sürünen insanların gözüne baka baka söylüyor bunu Müslüman! Sonra ne diyor:”Savcılardan şimdiye kadar ifade talebi olmadı”. Ne güzel! Kimi tebrik etmeli savcıları mı, adamı mı,onu koruyanları mı? Eğer Hanefi Avcı olmasaydı İsviçre savcısından da haberimiz olmayabilirdi. İsviçre’den 14 klasör dosya geldi de ne oldu? Tercüme etsin diye bir memura verilip on yıl kadar sen çalış zamanaşımına girince haber veririz demişler herhal!Çünkü almancalar tercüme edilmiş yıllar içinde sağ olsunlar Fransızcalar kalmış. İçişleri Bakanı diye bir koltuk var mıydı bu ülkede? Toplanan paraları bavulların üstüne oturarak kapatanlar (o günlerde bedava yeyip içerek şişmanlamışlar muhtemelen) özel kuryelerle (imamlar dahil) paraları her yere sokmuşlar. İsviçre’ye de böyle aktarılmış paralar. Milyarlarca euroluk dövizin yüzde 10’u Almanya’daki kişisel hesaplara, %50si Yimpaş ‘ın Türkiye’deki firmalarına!Yüzde 40 en güzel,manzaralı yere kurulmuş ;Yimpaş yöneticilerinin Türkiye’deki yakınlarının özel hesaplarına.breh ,breh! Yimpaş’ın bir çok yöneticisi, eli kanlı paralara ahlı insanların dövizlerine bulaşmış bu insanlar bugün politika yapıyor. Avrupa’da olsa hükümet istifa etmek zorunda bırakılırdı. Nerde o günler….Dedikodu olsa üstüne atlayacak bin yazardan bu konuda on yazar kalıyor. Nedense… Hürriyet dünya çapında bir habercilik ve gazetecilik yaparak Türkiye’nin menfaatlerini korumuştur. Türkiye hukuk devleti ise bir haftadan fazladır yapılan yayını,bulguları mahkemede değerlendirir. Zaten uzun bir zaman aşımı olmuş ama hak yerini bulmadan bu konu burada kalırsa Allah bütün eli o paraya değmişleri gazabıyla yakacaktır. Onların buna inanmadığını biliyorum yalan söyleyenden Müslüman olmaz zaten de,insan da olmaz. Gelin bunu temizleyin.vebalin ağırlığı kucakladığınız altınlardan fazladır emin olun. Geçen yıl görevini bırakana kadar holdingin “kara kutusu” olarak bilinen Kadir Şöhret, Yimpaş’ın patronu Dursun Uyar’a, “Dursun Bey, ahiretini düşün” diye mektup yazdığını ancak bunun etkili olmadığını söyledi. Bu habere göre pek umut yok yani. Dursun Uyar’ın af kapsamında ertelenen davası bir göz yummayı aşina kılmıyor mu? Türkiye’de sık rastlanan egosundan başka kuş tanımayan yönetici bolluğu Yimpaş’ta da var. Kara kutu söylüyor:” Bu hale gelmesindeki sebep ise yönetimdekilerin “Yimpaş benim, istediğimi atarım” anlayışıdır. Başkanın etrafına dolan iyi niyetli arkadaşlarımızın dışındakiler, ’size karşı’ deyip o insanlara da başkanı da düşman ettiler. Zarar eden şirketleri büyük kár ediyormuş gibi gösterdiler. Ama biliyoruz ki Yimpaş, yüzde 50’nin üzerinde zararla gidiyor. Zarar her gün biraz daha büyüyor. Geçenlerde yönetimdeki bir arkadaşıma durumu sordum. ’Ortaklar para alamaz’ dedi. Bu ne utanmazlık. Madem öyle sen niye paranı alıyorsun. İçerde neler konuşulur böyle dışarıda Müslümanlık kisvesi (postuyla)gezilir elbette. Herkes bir post bulmuş kendine geziniyor kurt misali.Toplum,millet ne yapsın? DUrsun uyar paralar yabana gitmedi Orta Asya’da demişken kara kutu diyor ki: “Türkmenistan’mış, Avustralya’ymış, paraların nereye gittiğini ben biliyorum. Adam şirketi zarar ettirerek bitirmiş ama kendisi hanedan olmuş. Sonra denilecek ki falanca şirkete şu para verilmiş. Hayır, burada 100 bin insan dolandırılmış. Emanete hıyanet edilmiş. Bu konuları Yönetim Kurulu Başkanımız Uyar’la çok konuştum. Bize bir yıl içinde şirketleri düze çıkarıp kendisinin ayrılacağını söyledi. O zaman şirketlerin zararı 80 trilyon lira ise bugün 100 trilyon lira. İşte bir Türk yöneticilik klasiği: “Krizde bile bazı dalkavuk insanların maaşlarına zam yapıldı. Yumruk yumruğa girecek hale gelmiştik.” Yalaka ol,dalkavuk ol hayatın para içinde yüzsün ….. Herkesi de buna özendir ya da tehdit et ki işler yürüsün….. Bunları uygulayan yöneticiler ebedi başkan oluyor memlekette.Öyle çok tanıdım ki anlatamam. Zavallı bu ülke içeride ve dışarıda sömürülmekte. Sömürenler liyakatsiz ve ehil olmayan şaklabanlar. Şekli yaşayan ve düşünenlerin sonu asli bir boğulma ….. Bunu anlamak ve milletin asılla kopyayı birbirinden ayırma zamanı gelmiştir. Türkiye zihinsel yapılarında,seçimlerinde ve lider tanımında devrim yapmadıkça bu filmi hep görecek. İster Banker Kastelli olacak adı,ister Uyar ….. Kazanın doğurduğuna inanan öldüğüne de inanmak zorunda kalacak. Avrupa’ya bu kadar kızıp köpüren ahlaksızlık yuvası diyenlere duyurulur: Bu ahlaksızlık değil mi? Bu ahlaksızlığı sen ört bas ederken Avrupa mahkeme ve savcıları araştırmadı mı? Kim ahlaksız? Ahlakı sadece cinsellik sananlar veya sanılmasını isteyen taşra zihniyetliler kimleri kandırıyor acaba?Kandırılan farkında mı? Ahlak bir bütün olarak algılanmadıkça ve hayata geçmedikçe Türkiye dünya sahnesinde oynayamaz. Türkleri dünya sahnesine taşıyan asırlarca “Türk asrı” denmesine neden olan Çağlar adaleti uyguladığı dönemlerdir. Değerler kaybolunca insanlık kaybolur.İslamiyet’e de bundan fazla kötülük yapılamaz zaten. Katılan herkesi tebrik ediyorum. Parasını kaptıranlar öykülerini yazsın ve yayınlayacağım. Bir kamuoyu yaratmak gerekir.Kaç yüzbin insansınız…. Deşifre edin kötüleri.hep kötüler ittifakı kazanıyor bir de iyiler ittifakı kazansın. Kötüler kolayca ittifak kuruyor menfaatle iyiler ittifak kuramıyor. İyiliğin ittifakı ebedidir. TARAFSIZ CNN’DE MAĞDURLAR KONUŞAMADI Dursun Uyar ise bol bol konuştu. Devamlı ayni savunmayı yapan Uyar’ı AKPli komisyon Başkanı bile yalanladı. Telat KArapınar dedi ki:Yimpaş dahil bunların hepsi sahtekarlık ve dolandırıcılık yapmıştır.Milleti kandırmıştır.Raporda bunu açıkça yazdık. Nedense bu ne demek?Neden yalan söylüyorsun Uyar diyen çıkmadı!! AMa BAşbakan “son günlerde YİMPAŞ modası çıktı diyor… Yolsuzlk artık moda değil demek ki ona göre. Hiç olmazsa tefecilerle bizi bir araya koyamazsınız diyerek Dursun Uyara tefeci demsine sevinelim yeter sanırım.Bu kadarı adam olana çok bile!!! 4 saati aşan programda açık ve netolarak nitelikli dolandırıcılık yapan Yimpaş ve benzerleridir ve bu Avr.da tespit edilmiş mahkeme ile karara bağlanmış bu nedenle de Dursun uyar kırmızı bültenle aranmaktadır denmedi! Yozgatta herkes Yimpaşsever olabilir de (bal tutan parmak yalar hesabına) diğerlerine ne demeli? Ahlak nedir diye biz soralım o zaman?
Kurban Bayramınız
Kurban bayramınız kutlu olsun. Kurbanın anlamı Hakka teslimiyettir.Hak ve adalet için çalışmayı Allah herkese nasip etsin dilerim.