Güncel

Sırpların soykırım uzmanı yakalandı

Temmuz 29 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Avrupa’nın göbeğinde ve 20.yüzyılın son yarısında Sırp katiller Boşnak ve Müslüman bir halka soykırım uyguladı. AB ve bütün çifte standart uzmanı Avrupalılar seyirci oldu. Binlerce Boşnak kesen,işkence eden ve kızlarına kadınlarına tecavüz eden bu soykırımcılar saygıyla karşılandı. HAtta o kadar rahat ettirildi ki Karadziç kendi vatanında sakal uzatıp mis gibi yaşamaya devam etti. AB’ye girme uğruna lütfedip kasabın yerini söylediler. AB ve üyeleri için yüzleşme zamanı değilse bugün ne zaman? Ermeninileri iç unutmayanlar her eyini kaybeerek,tecavüze uğramış kadınların bugün nasıl yaşadığını merak etmiyor mu? Ne yazık ki…. Ne İslamcı, ne Batıcı, ne havalı, ne rüzgarlı numune niyetine bir tek haber kanalı bile akıl etmedi 13 yıl sonra dünyanın ilk kez göreceği Bosna Kasabı’nı Türk izleyecisine göstermeyi… Tarafgir medya beğenmediği ABD kadar, Holrooke kadar olamadı.

Holbrooke da mesajında Karadziç’in tutuklanmasını “büyük haber” diye niteledi. Holbrooke, “Bu Avrupa’da en çok aranan adam, Avrupa’nın Usame Bin Ladin’i. Kendisi etnik temizliğin en önemli entellektüel mimarı. Karadziç benim gözümde (eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan) Miloseviç’ten de kötüydü ve Bosnalı Sırplar için bir çeşit Robin Hood haline gelmişti. Karadziç’in yakalanması tarihi bir olaydır” dedi. Tilki” lakplı Sırp siyasetçi Karadziç, Bosna savaşında işlediği soykırım suçlarından dolayı Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesinde hakkında açılmış davadan dolayı aranıyordu. ABD tarafından başına 5 milyon dolar ödül konmuştu. RADOVAN KARADZİÇ KİMDİR? Uluslararası savaş suçları mahkemesince aranan, bazi ciddi iddialara gore Avrupa’nin çeşitli yerlerindeki manastırlara rahip olarak sığınan, 1992-1995 yılları arasındaki Kosova’daki iç savaş sırasında Kosova’daki Sırpların lideri olan, dönemin Yugoslavya başkanı Miloseviç’ten de açık açıkk silah desteği alan Sırp kasabı… Katliamın başlangıcı Nisan 1992’de Srebrenica’nın hemen dışında bulunan Bratunac köyünde, 350 Bosnalı Müslüman, Sırp paramiliter ve özel polis güçleri tarafından ölümcül işkenceye tabi tutularak katledildi. Burada yaşananlar hakkındaki bilgiler, ancak aylar sonra katliam sırasında çekilen görüntülerin yayınlanması ile anlaşıldı. Sırpların bu vahşet siyasetinin dünyada duyulması, düşünülenin aksine Bosnalı Boşnakların kurtulma ümitlerini arttırmadı. Aksine, BM ve NATO desteğinde özellikle Sırplar hedef alınarak bir ambargo başlatıldı. Fakat hem Sırpların eski müttefikleri olan Rus’ların yardımı, hem de coğrafi olarak daha iç kesimlerde bulunan Bosnalı Müslümanlar’a göre daha avantajlı olmaları sebebiyle, bu ambargodan Bosnalı Sırplar neredeyse hiç etkilenmediler. Olan zaten silah ve lojistik olarak çok zayıf olan Müslümanlara oldu. Dünyanın en büyük ordularından birine sahip Yugoslavya’nın, bu gücünü Sırplar neredeyse sonuna kadar kullanmışlardır. Zamanla dünyada yükselen tepkiler ve özellikle bazı destekçilerinin durumun vehametini anlamaya başlamaları ile Müslümanlara yönelik bazı yardımlar ulaştırılmaya başlanmıştır. Birçok ülkede Bosna’ya yardım kampanyaları düzenlenmiştir. Bosnalıların şanssızlığı burada da devam etmiş, güvendikleri müslüman ülkelerde kampanya paraları kendilerine ulaştırılmak şöyle dursun, başka politik amaçlar için kullanılmış ve büyük bölümü asla yerine ulaştırılmamıştır. Srebrenitsa Soykırımı Katledilen 505 Bosnalı Müslümanın defnedilişiZamanla gücünü toparlayan Nasır Oriç liderliğindeki Müslüman direniş örgütü Sırplara karşı koymaya ve bazı başarılar elde etmeye başladılar. Bu duruma artık bir son vermenin zamanının geldiğini düşünen BM, Dayton görüşmelerini başlattı. Sırplar, görüşmelerde avantaj elde etmek için iki stratejik kent olan Gorajde ve Srebrenitza’yı ele geçirmek maksadıyla bütün güçleriyle bu iki kente saldırdılar. Tarihin gördüğü en büyük katliamlardan birini tüm dünyanın seyirci bakışları arasında sergilediler. BM tarafından güvenli bölge olarak ilan edildikten iki yıl sonra Srebrenitza, 1995 yılının yaz ayında II. Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelen en büyük toplu soykırıma uğradılar . Sırplar topladıkları ve günlerce sistematik işkenceden geçirdikleri Bosnalı müslümanları, evlatlarının kardeşlerinin gözleri önünde öldürdükten sonra, cesetlerini yine onlara gömdürdüler. Bosna Savaşı’nın bu en kanlı olayı Srebrenica Katliamı olarak adlandırılmıştır. Srebrenitza Katliamında öldürülenlenlerin kesin sayısı bilinmemekle birlikte BM’nin eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi savcısı, 7 ila 8 bin kişinin öldürüldüğünü belirtmiştir. Bosna Sırplarının hükümetinin hazırladığı bir raporda ölü sayısı 7 bin 779, Boşnak hükümetinin raporunda ise 8 bin 374′den fazla olarak gösterilmektedir. Şimdiye kadar Srebrenitza etrafında 42 toplu mezar bulunmuş ve uzmanlara göre 22 bölgede daha toplu mezar olduğunu tahmin edilmektedir. Şimdiye kadar 2 bin 70 kurbanın kesin kimlik tespiti yapılırken, 7 binden fazla ceset torbasında ise parçalanmış ceset parçaları kesin kimlik tespiti için bekletilmektedir. Cesetler toplu mezarlara atılırken parçalandığı için kimlik tespiti güçlükle yürütülmektedir. Ayrıca Sırplar katliamı gizlemek için bazı cesetleri ilk gömüldükleri toplu mezarlardan çıkarıp, başka yerlere tekrar gömdüklerinden katliamla ilgili deliller bozulmuş ya da yok olmuştur. 1992-1995 arasında Uluslararası Kızılhaç Örgütü verilerine göre Bosna-Hersek’te 312.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu kayıpların 200.000 kadarı Boşnak halkına ait olup Bosnalılar dünyanın gözü önünde ve Avrupa’nın göbeğinde sistematik bir soykırıma tabi tutulmuştur. Sadece Srebrenica’da olanlar hakkında elle tutulur delillerin varlığı söz konusu olsa da, çok yakın tarihte gerçekleşen soykırımı aydınlatmaya yetmemektedir. Katliamın sorumluları Radovan Karadziç – Katliamın firari sorumlusu.Lahey’deki Savaş Suçları Mahkemesi’nde görülen davada Sırp Partisi Lideri Radovan Karadzic, Sırp Ordu Komutanı Radko Mladiç, Vujadin Popoviç (Bosnalı Sırp komutan), Ljubisa Beara (Genelkurmay Başkanı), Drago Nikoliç (Güvenlik şefi), Ljubomir Borovcanin (Özel polis müdürü), Radivoje Miletiç (Genelkurmay Başkan Yardımcısı), Milan Gvero (Komutan yardımcısı, Vinko Pandureviç (Tugay komutanı) Bosna Savaşı sırasında Srebrenitsa’da sekiz binden fazla sivilin katledilmesinden sorumlu oldukları iddiasıyla haklarında dava açılmıştır. Ancak Karadzic ve Mladiç tüm çabalara ve aramalara karşın adalet önüne çıkarılamamıştır. Bosna’da meydana gelen iç savaş sırasında Sırp ordusunun yapmış olduğu katliamın arkasındaki itici güç Sırbistan Demokratik Partisi ve lideri Radovan Karadziç’tir. Parti bağımsızlık ilanı ile birlikte hükümetten de çekilerek yasadışı bir örgüt gibi çalışmalarını yürüterek, müslüman bölgelerinde katliamları yapmışlardır. Sırp denetimindeki Ilıca bölgesinde Bosna Otelinde faaliyet gösteren parti lideri Radovan Karadziç ve arkadaşlarını korumakla görevli Sırp militanların uniformalarında Sırbistan bayrağı ve Çetnik adlı teröristlerin kullandığı madeni bir para büyüklüğündeki siyah renkli bir arma bulunmaktaydı. Bütün bu katliamları gerçekleştirmek için gereken ekonomik ve askeri güç temelde Federal Yugoslavya Ordusu’nda bulunuyordu. Ancak bu gücü yönetebilecek yetki ise Sırbistan’daydı. Dolayısıyla katliamları gerçekleştiren Sırp milislerin Sırbistan ile bağlantılı olmamalarına imkan yoktu. Sırp militanları ve Sırbistan Federal Ordusu arasındaki bu işbirliği kanıtlanamamıştır. Unutulmaması gereken en önemli hususlardan birisi de, SDS’nin bu faaliyetlerine bir çok Sırp ordu ve hükümet yetkilisi muhalefet etmiş, ve o zor koşullara rağmen görevlerini bırakmışlardır. O dönemde yapılan bazı Türk gazetecilerinin bölgedekilerle yaptıkları röpörtajlarda, Bosna’da yaşayan 1,3 milyon Sırp nufusun sadece yüzde 10′u yani 130 bin kişinin Sırbistan ile birleşmek istedikleri düşündükleri rapor edilmiştir. Kaynak: Vikipedia nevval@nevvalsevindi.com ChineseChinese-HKDutchEnglishFrenchGermanHebrewItalianJapaneseKoreanPolishPortugueseRussianSpanishSwedishTurkish Reply – Reply All – Forward – View Source – Previous – Next – Message: 6 / 6 From: Aliaða Ticaret Odasý On Behalf Of ap-press@googlegroups.com Reply To: bilgi@alto.org.tr To: Aliağa Ticaret Odası Subject: BOÞNAKLAR, ALÝAÐA ÇAKMAKLI KÖYÜ PÝTA GECESÝ’NDE BULUÞTU. Date: Tue, 29 Jul 2008 10:30:00 +0300 BOŞNAKLAR, ALİAĞA ÇAKMAKLI KÖYÜ PİTA GECESİ’NDE BULUŞTU. TÜRKİYE BOSNA HERSEK KÜLTÜR FEDERASYONU VE ÇAKMAKLI KÖYÜ BOSNA-HERSEK DERNEĞİ TARAFINDAN ALİAĞA ÇAKMAKLI’DA DÜZENLENEN 2. PİTA (BÖREK) GÜNÜNDE BOŞNAK ASILLI VATANDAŞLARIMIZ GÖNÜLLERİNCE EĞLENDİ. FOTOĞRAFLI ALİAĞA TİCARET ODASI ALİAĞA (29.07.2008)- Türkiye Bosna Hersek Kültür Federasyonu ve Çakmaklı Köyü Bosna-Hersek Derneği tarafından Aliağa Çakmaklı’da düzenlenen 2. Pita (börek) gününde Boşnak asıllı vatandaşlarımız gönüllerince eğlendi. İzmir Çakmaklı Köyü Bosna-Hersek Derneği organizasyonunda düzenlenen şenliğe yurdun değişik yerlerinden Boşnak asıllı vatandaşlar akın ederken, sanatçılar Grup Liljan, Arif Şentürk ve Cenk Bosnalı katılanlara keyifli saatler yaşattı. Şenliğe Aliağa Ticaret Odası Başkanı Adnan Saka, Foça Belediye Başkanı Gökhan Demirağ, yeni Foça Belediye Başkanı Osman Yurtseven ve Türkiye Bosna Hersek Kültür Federasyonu Kurucusu ve Onursal Başkanı A. Kemal Baysak da katıldı. Türkiye-Bosna Hersek Kültür Dernekleri Federasyonu Başkanı Fehmi Arazlı, Sırp Kasabı olarak adlandırılan Radovan Karadziç’in yakalanmasına değinerek, “Bir insanlık düşmanı, bir canavar yakalandı geçen hafta. Ama bu katil yakalandı diye 312 bin şehidimiz geri mi geldi. 35 bin çocuk canlandı mı? 50 bin kadınımızın ırzı namusu kurtuldu mu? Bu katilden bir kişi daha var; Radko Mladiç. Onun da yakalanması lazım. Srebrenitsa da 8.650 kişi şehit oldu. Orada 8,650 m2 yer yoktu. Bir kişiye bir m2 yer düşmüyordu. Bu canavarlar böyle bir yerde katlettiler benim Bosnalı halkımı. Katiller, Cezalarını mutlaka çekmeli” Dedi. Aliağa Ticaret Odası Başkanı Adnan Saka, Türkiye ile Bosna-Hersek arasında tarihe dayanan çok yönlü siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkiler olduğunu belirterek Türk ve Boşnak halklarının et ve tırnak gibi, tek bir millet olduğunu söyledi. Saka, “Türk halkı ile “Evlad-ı Fatihan” olan Bosna halkı tarih yolculuğundan, iyi günde kötü günde kader birliği yapmış, dünya halkları önünde tam bir kardeşlik ve vefa örneği sergilemişlerdir. Bugün burada Boşnak kökenli yurttaşlarımızın arasında bu kültür zenginliğini doyasıya yaşıyoruz. Bu kültür zenginliğimizi iki ülkenin kalkınması için ekonomik akanda da gerçekleştirmek istiyoruz. Çakmaklı’lı dostlarımıza gösterdikleri misafirperverlikten dolayı minnettarım” dedi. Pita gecesinde konuşan Türkiye Bosna Hersek Kültür Federasyonu Kurucusu ve Onursal Başkanı, Bosna Hersek Cumhuriyeti Fahri Konsolosu A. Kemal Baysak da, Türkiye’de yaşayan Boşnaklar’ın, 1992 yılından itibaren dernekleşerek bir araya gelebildiğini kaydetti. Baysak, Türkiye’deki Boşnakların, Ata topraklarına giderek ziyaret etmesi gerektiğini söyleyerek, “Biz bu ülkenin asli vatandaşıyız. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin yılmaz bekçileri ve koruyucularıyız” dedi. İzmir Çakmaklı Köyü Bosna-Hersek Derneği başkanı Ömer Barış ile Çakmaklı köyü Muhtarı Ahmet Kahraman da yaptıkları konuşmalarla pita gecesine katılanlara teşekkür etti. Çevre köylerden ve illerden büyük katılımın olduğu şölen; oyunlar, yarışmalar ve çekilişlerle renklendi. Çakmaklı Köyü’nde düzenlenen şenlikte ünlü isimler yer aldı. Cenk Bosnalı, Arif Şentürk ve Boşnak gençlerinin kurduğu gelecek vaadeden müzik topluluğu Grup Ljiljan dakikalarca ayakta alkışlandı. Şenlikte, köy halkı tarafından tepsilerle hazırlanan börek ve ayranlar misafirlere ikram edildi. Gençler yöresel müzik eşliğinde halay çekip oynarken, küçüklerde folklor oyunlarından figürler sergiledi. Büyük bir Türk bayrağının da açıldığı şenlikte Aliağa Ticaret Odası Başkanı Adnan Saka da Boşnak kökenli vatandaşlarımızı yalnız bırakmadı. Boşnaklara ait bir börek olan Meşhur pita böreği içerisine ıspanak, patates gibi malzemeler konularak kol böreği şeklinde hazırlanıp ikram ediliyor. HABER DOKUMANLARİ İCİN LİNKLERE TİKLAYİNİZ TEXT: http://www.alto.org.tr/bultenfoto/2008/29072008/pita.doc Foto 1: http://www.alto.org.tr/bultenfoto/2008/29072008/pita.JPG Foto 2: http://www.alto.org.tr/bultenfoto/2008/29072008/pita1.JPG Foto 3: http://www.alto.org.tr/bultenfoto/2008/29072008/pita2.JPG Foto 4: http://www.alto.org.tr/bultenfoto/2008/29072008/pita3.JPG Foto 5: http://www.alto.org.tr/bultenfoto/2008/29072008/pita4.JPG Foto 6: http://www.alto.org.tr/bultenfoto/2008/29072008/pita5.JPG Foto 7: http://www.alto.org.tr/bultenfoto/2008/29072008/fethi-arazli.JPG Lakabı “Tilki”… Ya da “Bosna Kasabı”… Yaşadığımız kürenin en fazla merak ettiği adam… 8 bin 106 Müslüman Boşnak erkek ve çocuğun öldürülmesi, 11 bin insanın katledilmesinden doğrudan sorumlu olarak soykırım ve insanlığa karşı suç işlemekten 1 numaralı sorumlu olarak aranıyordu… 13 yıl sonra saç sakal birbirine karışmış halde Belgrad’da otobüste yakalandı… Tilki’nin ya da Bosna Kasabı’nın veya esas ismiyle Karadziç’in dün Lahey’de ilk duruşması vardı… 13 yıl sonra ilk kez canlı görüntülenecek, saçlı mı sakallı mı, saçını sakalını kesmiş mi, ne yapacak, ne diyecek diye tüm dünya “human interest bu insan öyküsüne ya da kasap öyküsüne” kilitlenmişti… *** Lahey’deki mahkeme heyeti, Bosna Kasabı’nı dünya kamuoyu izleyebilsin diye salondan canlı yayın yapılabileceğini duyurmuştu… Bütün dünya Kasab’ı izleyemeye kitlendi… BBC, CNN International, El Cezire herkes, Bosna Kasabı’nın duruşma salonundaki halini, tavırlarını, laflarını aktardılar canlı yayında… Türkiye’deki haber kanalları ya da kanalların haber merkezleri ise o sırada uyuyorlardı… Müzik yayını vardı bazı haber kanallarında, Bosna Kasabı Lahey’de mahkemenin karşısına çıktığında… Ne İslamcı, ne Batıcı, ne havalı, ne rüzgarlı numune niyetine bir tek haber kanalı bile akıl etmedi 13 yıl sonra dünyanın ilk kez göreceği Bosna Kasabı’nı Türk izleyecisine göstermeyi… *** Oysa bir haber için, canlı yayın için her şey vardı bu öyküde… 8 bin Müslüman’ı 11 bin insanı katleden bir Kasap… 13 yıldır kaçak yaşayan ve psikiyatristlik yaparak saklanan bir soykırım müsebbebi… Uğruna Amerika’nın 5 milyon dolar ödül koyduğu insanlık suçlusu eski bir lider… Amerikalıların human interest dedikleri insana dair olan her şey vardı bu öyküde… Katliam yönü, soykırım yönü, savaş suçlusu durumu, siyasi yönü, küresel boyutu… Dünyanın en fazla merak ettiği adamın ilk duruşmasını, bir haber kanalı Lahey’den canlı yayınlamayı akıl etmiyorsa, Bosna Kasabı’nın yeni halini izleyicilerine aktarmıyorsa, kendini pencereden aşağı atsın daha iyi… Habercilik ukalalık yaparak etik ve tetik zırvalamalar yaparak olmaz… Bu nokta haberciliğin bittiği noktadır ve trajik bir zavallılık söz konusudur… Siz en iyisi haber kanalı olarak müzik yayınıza devam edin… Mümkünse Mozart yayınlayın… Requim’i çalın… Siz bu kafayla Requim’i de bilmezsiniz… Ölüm Marşı ya da Cenaze Marşı oluyor sizin Türkçenizle… Hani kendi ölümü için besteledi de bitiremeden öldü Mozart, öğrencisi tamamladı o marş işte… Onun eşliğinde “haberciliğin cenazesini de kaldırıverirsiniz…” Yakışır sizlere!.. Reha Muhtar BM savaş suçları mahkemesine çıkarılan Bosna Sırp savaş suçlusu Radovan Karadziç’in (Karaciç okunur), Amerikalı diplomat Richard Holbrooke’un kendisine “mahkemeye çıkarılmayacaksın” sözü verdiği iddiasına yalanlama geldi. Savaşı sona erdirmeyi amaçlayan barış görüşmelerini ABD adına yürüten Holbrooke, yaptığı açıklamada, “Karadziç’in sözlerindeki doğruluk payının sıfır olduğunu” söyledi. Holbrooke, “kendisiyle böyle bir anlaşma yapmam ahlak dışı olurdu, etik olmazdı. Kesinlikle böyle bir şey yok” dedi. Sırp savaş suçlusu Radovan Karadziç’in tutuklanması, Bosna Savaşı sırasında 43 ay kuşatma altında kalan ve yaklaşık 12 bin kişinin öldüğü Saraybosna’da halkı sokaklara döktü. Uluslararası toplum da Karadziç’in tutuklanmasını memnuniyetle karşıladı. Saraybosna’nın 43 ay süren kuşatması sırasında ölen 11 bin Saraybosnalı nedeniyle soykırım suçu işlemekle suçlanan Karadziç’in tutuklanması üzerine, halk akşam saatlerinde Saraybosna caddelerinde kutlama yaptı. Ajanslar, Saraybosnalıların konu hakkındaki duygularını, “Bu olabilecek en iyi şey. Gördüğünüz gibi insanlar her yerde bunu kutluyor” şeklinde aktardı. Saraybosna radyolarında, Belgrad hükümetince desteklenerek Müslümanlar ve Hırvatlara karşı üstün bir ateş gücüne kavuşan Karadziç’in 1992-1995 savaşı sırasında yaptığı çeşitli konuşmalardan bölümler yayınlanırken, araçlarıyla caddelere akın eden Saraybosnalılar, araçlarının klaksonlarını çalarak duydukları mutluluğu dile getirdi. Sırp Bakan: “AB’nin tam üyesi olacağız” Karadziç’in dün akşam yakalanması üzerine Sırbistan Dışişleri Bakanı Vuk Jeremiç, AB’nin tam üyesi olacaklarını söyledi. Jeremiç, dünya devletler hukuku sistemiyle ve Lahey savaş suçları mahkemesiyle işbirliği yaptıklarını belirterek, Sırbistan’ın mutlaka Avrupa Birliği’nin (AB) tam üyesi olacağını bildirdi. Jeremiç, Karaciç’in yakalanması üzerine yaptığı açıklamada, “AB’nin temel taşı olacağız” dedi. Uluslararası toplum da memnuniyetle karşıladı AB ve NATO, Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra işlenmiş en büyük savaş suçlarının elebaşısı olarak görülen Bosnalı Sırp lider Radovan Karaciç’i başkent Belgrad’da tutuklayan Sırbistan’ı kutladı. AB ortak dış politika ve güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana, Balkanlar için “güzel bir gün” yaşandığını kaydederek, Belgrad yönetiminin uluslararası savaş suçları mahkemesiyle tam işbirliği yaptığına inandığını belirtti. Solana, “İkinci Dünya Savaşı’ndan beri, en büyük savaş suçlusunun yakalanmasının çok önemli olduğunu” bildirdi. AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, bunun Sırbistan’ın uluslararası mahkemeyle işbirliği ve AB üyeliği yolunda kararlılığını gösterdiğini vurguladı. AB, Sırbistan’la aday ülke statüsünün ilk adımını oluşturan İstikrar ve Ortaklık Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi için uluslararası mahkemeyle tam işbirliği ön koşulunun yerine getirilmesini istiyor. AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oli Rehn, “Bu, kesinlikle Sırbistan’ın, eski Yugoslavya’daki savaş suçlularını yargılamak amacıyla kurulan özel uluslararası mahkeme ile işbirliğinde bir mihenk taşıdır” dedi. Rehn, Karadziç’in tutuklanmasını “Sırbistan’ın Avrupa ile bütünleşme arzusu açısından çok önemli” diye niteledi. NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, Sırp yetkilileri kutladı. Karadziç’in bir an önce Lahey kentindeki Savaş Suçları Mahkemesi’ne gönderilmesini isteyen Scheffer, Sırbistan’ın ve diğer Balkan ülkelerinin, hala serbestçe dolaşan, aralarında Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi tarafından aranan, 1995′teki Srebrenitsa katliamından sorumlu tutulan ve soykırımla suçlanan eski Sırp General Ratko Mladiç’in de bulunduğu diğer savaş suçlularının yakalanmasına ilişkin çabalarını desteklediğini bildirdi. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, Karadziç’in tutuklanmasını Sırbistan ile AB arasındaki ilişkilerde bir dönüm noktası olarak nitelendirdi. Steinmeier, Karadziç’in bir an önce Hollanda’nın Lahey kentindeki Savaş Suçları Mahkemesi’ne gönderilmesini ve Sırbistan’ın, hala serbestçe dolaşan diğer savaş suçlularını da aramasını ümit ettiklerini kaydetti. Belçika Dışişleri Bakanı Karel De Gucht, Karadziç’in yakalanmasının, savaş suçlularının uluslararası adaletten kurtulamayacaklarını kanıtladığını, sanığın bağımsız ve adil bir şekilde yargılanmasının, Avrupa’nın yakın tarihinin trajik bir sayfasının kapatılmasına yardımcı olacağını söyledi. Macaristan da Karaciç’in yakalanmasını memnuniyetle karşıladı. Macaristan Dışişleri Bakanı Kinga Göncz, Sırbistan hükümetinin Karaciç’i tutuklayarak, AB üyesi olma yönünde önemli bir adım attığını söyledi. Eski ABD başkanı Bill Clinton’ın Balkanlar özel temsilcisi James O’Brien ile ABD eski dışişleri bakan yardımcısı Richard Holbrooke da Karadziç’in tutuklanmasına ilişkin birer bildiri yayımladı. Bildirisinde, insanların, Karadziç’i yargılanırken görmeyi hakkettiklerini vurgulayan O’Brien “Bu, ayrıca saklanabilseniz bile sonsuza dek kaçamayacağınızın bir işaretidir” ifadesini kullandı. O’Brien, açıklamasını, “Eğer Karadziç’i, Lahey’e gönderirlerse, bu Sırbistan’ın Batı ile birleşme arzusunu göstermek amacıyla son aylarda attığı en önemli ikinci adım olacaktır” diye tamamladı. Holbrooke da mesajında Karadziç’in tutuklanmasını “büyük haber” diye niteledi. Holbrooke, “Bu Avrupa’da en çok aranan adam, Avrupa’nın Usame Bin Ladin’i. Kendisi etnik temizliğin en önemli entellektüel mimarı. Karadziç benim gözümde (eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan) Miloseviç’ten de kötüydü ve Bosnalı Sırplar için bir çeşit Robin Hood haline gelmişti. Karadziç’in yakalanması tarihi bir olaydır” dedi. Bu gelişmenin, Sırbistantan’ın Batı ile birleşmesi arzusuna yönelik atılmış büyük bir adım olduğunu vurgulayan Holbrooke, “Tabii ki (Karadziç’in askeri komutanı) Orgeneral (Ratko) Mladiş hala dışarlarda bir yerde. Ama Karadziç bu ikili arasında en önemli olanıydı. Bu adam toplu cinayetin tam anlamıyla gerçek mimarıdır” şeklinde görüş belirtti. Bosnalı Müslümanların lideri Haris Sılaciç de Karadziç’in yakalanması nedeniyle yayımladığı mesajında, “Bu, en azından katliam kurbanlarının aileleri için bir çeşit tatmindir. Adalet Karadziç ve Mladiç tutuklanmadan tam anlamıyla yerine gelemez. Ancak Miloseviç’in ölmesine, Karaciç tutuklanmasına karşın, onların etnik temizlik projeleri ne yazık ki Bosna Hersek’te halen devam ediyor olması bir hakikat olarak halen önümüzde duruyor” ifadelerine yer verdi. Sılaciç, buna karşın yine de Karadziç’in tutuklanmasının Bosna’da olumlu etkisi olacağını belirtti. İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt de Bosnalı Sırpların eski siyasi lideri baş savaş suçlusu Karaciç’in yakalanmasının “son derece önemli, iyi haber” olduğunu söyledi. Bosna Savaşı’nda (Nisan 1992-Kasım 1995) BM’nin ve AB’nin eski özel Balkan elçisi olan Bildt, Bosna Savaşı ABD’nin Ohio eyaletinde Dayton Barış Anlaşması ile 21 Kasım 1995′te bitirildikten hemen sonra Karadziç’in yakalanamamasından büyük kaygı ve hayal kırıklığı duyduğunu söyledi. Bildt, Lahey’de 1992′de ABD’nin girişimiyle kurulan Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi’nin (YSSM) kısa sürede Karadziç’in hak ettiği yargılamayı yapacağını ümit ettiğini belirtti. 27 ülkeden oluşan AB’nin 6 aylık dönem başkanı Fransa’nın Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, “Peşin hüküm vermeyelim” dedi ve Bosna savaş suçlarının ikinci baş sorumlusu Karaciç’in komutanı General Ratko Mladiç’in hala serbest olduğunu ve “yakalanamadığını” hatırlattı. Belgrad’ın ve Sırbistan Devlet Başkanı Boris Tadiç’in tam destekçisi Slovenya Dışişleri Bakanı Dimitriy Rupel de Ratko Mladiç’in halen yakalanmadığını ima ederek, “Yolun yarısındayız” dedi. Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb da “Avrupa Birliği, Belgrad’ın savaş suçlarında devamlı işbirliğine bakacaktır” dedi.

terörü bitirin

Temmuz 28 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Masum vatandaşlarımızı hedef alan terörü kınıyorum.Ancak hükümet kınamakla kurtulamaz onun görevi;önlemek ve yakalamak. Allah sabırlar versin bütün halkımıza.

Olur böyle vakalar Türk polisi karşılar 18 ölü. 154 yaralı. İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürü İstanbul’da mıydı? Değildi. Neredeydi? 1.5 hafta önce bu göreve getirildi. Makamına oturdu. Bismillah… Tatile çıktı. * Neve Şalom, Beth Israel… Sinagoglar havaya uçtu. 25 ölü, 263 yaralı. Emniyet Müdürü İstanbul’da mıydı? Değildi. Neredeydi? Letonya’daydı. Niye? Milli maçı seyretmeye gitmişti. * Hrant Dink öldürüldü… Emniyet Müdürü İstanbul’da mıydı? Değildi. Terörle Mücadele Müdürü? Yoktu. Koruma Şubesi Müdürü? Yoktu. Çevik Kuvvet Müdürü? Yoktu. İstihbarat Müdürü? Yoktu. Neredeydiler hep beraber? Hollanda’da. Niye? Polis gücünün maçına gitmişlerdi. * Bakın bir haber vereyim size. Cumartesi gece yarısı… Anadolu Ajansı geçti: “Başbakan Erdoğan, ana uçağıyla saat 02.20’de İstanbul’a geldi… Erdoğan’ı, Atatürk Havalimanı’nda, İstanbul Valisi Muammer Güler ve Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah karşıladı.” * Kaçmış saat? 02.20. Neredeymiş Emniyet Müdürü? Orada. YılmazÖZdil AKP kan kaybediyor Sonar Araştırma A.Ş tarafından 22 il, 32 ilçe ve 34 köyde yüz yüze anket yöntemi kullanılarak gerçekleştirilen “Siyasi Eğilimler Araştırması”nda, iktidar partisinin son seçimlerde aldığı oy oranının sürekli düştüğü, diğer partilerin yükselişe geçtiği ortaya çıktı

Terör dehşeti

Temmuz 10 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Şehit polislerimize Allahtan rahmet diliyorum.Hemen arkasından da gazetede her gün yazan,televizyonda görünen ve evinde oturanları dinleyeceğinize teröristlerin telefonlarını dinleseniz diye ekleyeceğim.İşte o yazı…..

Zahmet olacak ama ara sıra teröristlerin telefonlarını da dinleyin “150’şer kişilik, 40 ekip kuruldu. Eşzamanlı baskınlar yapıldı.” Ergenekon operasyonunu böyle duyurmuştu devletin haber ajansı… “150’şer kişilik, 40 ekip.” * Evinde pijama-terlik oturan emekli generalleri yakalamak için “6 bin polis”i seferber edersen, bırak vatandaşları, polisi korumak için bile polis kalmıyor maalesef. * Hangi gazetecinin telefonda kiminle konuştuğunu, kiminle hatıra fotoğrafı çektirdiğini biliyorsun, dinliyorsun, izliyorsun… Adam elinde pompalı tüfekle burnunun dibine gelmiş, haberin yok. * Eminim, polislerimizi şehit edenleri, “Mustafa Balbay’ın tetikçileri” ilan edecektir yalaka gazeteler… Biz gene de hatırlatalım: Neve Şalom, Beth Israel. Sadece 5 gün sonra… HSBC, İngiliz Konsolosluğu. Ya, Cumhuriyet Gazetesi? 6 günde 3 defa bombalandı. Atıp, kaçtılar. Atıp, kaçtılar. Atıp, kaçtılar. Kaçanlardan biri, gitti… Danıştay’ı bastı. Sonra, Hrant. Şimdi, bu. * Vali, hep aynı vali. Polis şefi, hep aynı polis şefi. * Türkiye’yi ve dünyayı ayağa kaldıran korkunç olaylar yaşanıyor bu şehirde… Belli ki, ağır istihbarat zafiyeti var, konsantrasyon bozukluğu var. Ama bakıyorsun… Havaalanında esas duruşta bakan karşılamaktan, gazetecileri dinlemekten, emekli generalleri o cezaevinden bu cezaevine taşımaktan, Sinan Aygün’ün eurolarını saymaktan, milletin gözüne biber gazı sıkıp, hastaneye gaz bombası atmaktan, tribüne kurulup maç seyretmekten, teröristleri takip etmeye vakitleri yok arkadaşların. Yılmaz Özdil Hürriyet

Adaletsiz kalkınmasız AKP

Temmuz 6 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Kuddisi Okkur’un bir yıl sorgusuz sualsiz tutulması ve Milliyet gazetesindeki fotoğrafı AKP’nin Adalet anlayışının simgesidir. O adalet ki bugün onu öldürdü.AKP’nin “K”sı için de bunu okuyun. İşte Türkiye’de adalet ve kalkınmayı sağlayan muhteşem parti ve liderinin yaptıkları….

İşte AKP Kalkınma modeli: Yazarlar 10 Temmuz 2008 Şükrü KIZILOT skizilot@yaklasim.com Ufak ufak gidiyor… YILLARDIR, ufak ufak bir şeylerin gittiğinin farkında mısınız? Gidenlerin neler olduğunu belirtmeden önce, fıkrayı anlatalım. Hapishanede rahatsızlanan mahkum hastaneye kaldırılıyor ve kangren teşhisiyle ayaklarından biri kesiliyor. Üç ay sonra, aynı mahkum hapishanede yine rahatsızlanıyor. Bu kez hastanede diğer ayağı kesiliyor. Aradan dört ay geçiyor. Yine rahatsızlık, yine hastane ve kollarından biri kesiliyor. Aradan, iki ay geçiyor geçmiyor, aynı mahkum yine rahatsızlanıyor. Acıdan kıvranmasına rağmen, gardiyan hastaneye götürülmesine izin verilmiyor. Olay hapishane müdürüne intikal ediyor. Müdür de gardiyana çıkışıyor; Oğlum, adamcağız perişan durumda. Niye hastaneye kaldırılmasına izin vermiyorsun? – Efendim, olay bildiğiniz gibi değil. Bizimle ilgili çok ciddi bir sorun var. Söyle bakalım neymiş o? – Müdür Bey, bu mahkum ilk rahatsızlandığı zaman hastaneye kaldırıldı. Döndüğünde bir bacağı yoktu. Üç ay sonra yine rahatsızlandı, yine hastaneye kaldırıldı. Döndüğünde öbür bacağı da yoktu. Dört ay sonra yine rahatsızlandı ve hastaneye kaldırıldı. Bu kez döndüğünde, bir kolu yoktu. Şimdi yine hastaneye gitmek istiyor, ben de göndermiyorum. Niye? – Niyesi var mı Müdür Bey. Daha anlamadınız mı? Adam ufak ufak hapishaneden tüyüyor!.. UFAK UFAK GİDENLER NE? Hangi birisini sıralayalım, o kadar çok ki… Tüpraş, Petkim, Telekom, Erdemir, Tekel, Çimento Fabrikaları, Limanlar, Arsalar. Daha neler neler ufak ufak gitti. Bir yandan da gidecekler var… Peki niye? Örneğin borçlarımız ödenecekti. Son tabloya bakıyoruz, borçlarımızın tutarı 2002-2008 döneminde, yüzde 100’den fazla arttı. 2002’de toplam 222 milyar dolar olan iç ve dış borç stoku, 2008 Mayıs ayı itibariyle 490 milyar dolara ulaştı (217 milyar dolar iç, 263 milyar dolar dış, dış borcun 172 milyar doları özel sektöre ait). İşsizlik önlenecekti aksi oldu ve son 20 yılın en yüksek oranına ve sayısına ulaştı. Dış ticaret açığı önlenecekti oysa, hem tutarı hem de milli gelire oranı son 25 yılın en yüksek seviyesine ulaştı (1984’de 3 milyar dolar olan açığın, 2008’de 65 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor). DİĞERLERİ Mayıs 2006’da, yabancı yatırımcılar ayaklandı. Türkiye’ye getirdikleri paraya Dünyanın en yüksek getirisini sağlayan yabancılar, Hazine Bonosu ve Devlet Tahvili faizi ile borsa kazançlarında stopajın sıfırlanmasını yani “kapitilasyon” istediler. Temmuz 2006’da “Peki, indirelim” denildi ve vergi sıfırlandı. Milyarlarca dolar vergiden vazgeçildi… Cari işlemler açığı azalacaktı oysa 2008 sonunda Türkiye, son yirmi yıl içinde ilk kez yedi yıl üst üste cari işlemler açığı vermiş olacak (2002’de 0,6 milyar dolar olan açığın, 2008’de 51 milyar dolar olarak gerçekleşeceği tahmin edilmekte). Doğrudan yabancı sermaye girişi artacaktı oysa geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 45 düzeyinde geriledi. Enflasyon hedeften uzaklaştı, hızla tırmanıyor (Haziran ayı itibariyle yıllık ÜFE % 17.03, TÜFE % 10.61), Açılan işyeri sayısı ve istihdam artacaktı oysa kapanan işyeri sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 100 arttı. Yerlilerden almaya devam ettiğimiz vergileri, yabancılar için sıfırladık. Vergiler uçtu… Yüksek faizle oluşan paralar da yurt dışına uçtu… PekiÖ Bütün bunları biz niye yaptık ve daha ötesi biz bu güzelim tesisleri, fabrikaları, arsaları, limanları niye sattık ve niçin satmaya devam ediyoruz? Ufak ufak bunlar satılıyor yani gidiyor ama gelen paralar, kızgın bir sacın üzerine konan yağ gibi eriyip gidiyor… İşler ayna… – İşler nasıl? – Allah bereket versin. – Sen demokratsın. * – İşler nasıl? – Kesat. – Sen Ergenekoncusun. * Henüz iddianameyi görmedik ama, sağolsunlar, AKP’ci gazeteler sayesinde bütün iddiaları görüyoruz… Bir tanesi şu: “Ekonomiyi kötüymüş gibi göstereceklerdi!” * Halbuki… * Dünyanın en yüksek faizini biz vermiyoruz. Dünyanın en pahalı benzinini biz kullanmıyoruz. Dünyanın en yüksek vergileri bizde değil… Elektriğe daha dün yüzde 22 zam gelmedi. Doğalgaz sudan ucuz… İthalatın i’si yok; iğneden ipliğe yerli malı kullanıyoruz. Cari açık kapandı. Kayıtdışı yok. İşsizlik yok; çalışmayan keyfinden çalışmıyor. Asgari ücretle kira öder gibi ev sahibi oluyorsun. Kiralar düştü zaten… İngiliz vatandaşı bakanımız söylemişti; öğretmen maaşları, aralarında İngiltere’nin de bulunduğu OECD ülkelerinden yüksek… Kişi başına düşen milli gelir, 10 bin dolar… Sen, yenge, 3 de çocuk, etti 50 bin dolar; hálá geçinemiyorsan, Allah’tan kork! Simit bile Simit “Sarayı”nda satılıyor; daha ne olsun? Dünyanın en yüksek kredi kartı faizi bizde değil… Kart borcu olan yok. Hiç kimse açlık sınırının altında değil. Yoksul yok. Çocuklar çöplükten pazar artıklarını toplamıyor. Zenginlikten tembelleştiler, kömür almaya bile gitmiyorlar, evlerine servis yapılıyor. Bankaları satmadık. Telefonları satmadık. Devletin borcu artmadı. Esnafın kulağından para fışkırıyor; protestolu senet azaldı, karşılıksız çek yok. Kepenk kapanmıyor. Habire fabrika açılıyor. AB’ye girdik. Dünya bize hayran. Çiftçiye haciz gelmiyor. Mazot bedava. Gübre hiç bu kadar ucuz olmamıştı. Şımardılar, tarlalarını ekmiyorlar. Bi tek pirinçte katakulli oldu, onu da tahminim, Atatürkçü Düşünce Derneği stoklamıştır… Emekliler yiye yiye bitiremiyor paraları; tatile Şeyseller’e gidiyorlar. En son 20 lira zam aldılar, peder bana gemi aldı. * Neyini kötüymüş gibi gösterebilirler ki? Ya “kör” bunlar, ya nankör. Hürriyet Yılmaz Özdil Aşağıda neden Cumhurbaşkanı tarafsız olmalıdır sorusunun cevabını bulacaksınız: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye’deki son gelişmelerin anayasa ve kanunlar çerçevesinde devam ettiğini söyledi. Abdullah Gül, Kazakistan’ın başkenti Astana’daki temaslarının ardından düzenlediği basın toplantısında Ergenekon operasyonu kapsamındaki tutuklamalar ile genelkurmay başkanının atanmasıyla ilgili sorulara muhatap oldu. Abdullah Gül, bu sorulara karşılık olarak “Bu konuda benden bir açıklama yapmamı her halde beklemesiniz, ama siz haklı olarak gazetecisiniz öğrenmek istesiniz. Her şey tabii ki kendi prosedürü içinde, anayasamız kanunlarımız geleneklerimiz çerçevesinde devam eder” diye konuştu Erhan Göksel www.aktifhaber.com Bir ülke düşünün ki: Bankalarının yarısından fazlası yabancılara satılmış; Sigorta Şirketlerinin % 80′i yabancıların olmuş; ülkede kullanılan kredilerin % 76′sı yabancı kurumlardan alınmış; tüm stratejik kurumlar, limanlar yabancıların eline geçmiş; hatta o ülkenin yöresel gıdalarını bile Türk bakkallar değil, elin Fransız-Alman-İngiliz süpermarketleri satıyorsa, yani bizim olanı bile bize yabancılar satıyorsa bu ülke bizim midir? Böyle bir ülkenin iç ve dış borcu ülkenin bir yıllık üretimi olan GSYH’sını aşmış ise; böyle bir ülkede ekonomi bağımsız olabilir mi? Bağımsız ekonomisi olmayan bir ülkenin siyasi bağımsızlığı olabilir mi? Sizce, siyasi bağımsızlığı olmayan bir ülkeyi o ülkenin halkı mı, yoksa ekonomisini elinde tutan yabancılar mı yönetir? Devam edelim: Bir ülke düşünün; Küreselleşme adına o ülkenin tüm sınırlarını kaldırmışsanız, o ülkenin sınır güvenliği için Ordusu’ndan bir talebi olabilir mi? Ordusu’ndan talebi kalmayan bir ülkenin ordusu da fonksiyonunu sürdürebilir mi? Böyle bir ülkede işlevi kalmayan bir Ordunun Komutanları da işlevsiz kalır. İşlevsiz ve halkının ondan bir talebi kalmayan Ordunun Komutanlarına da futbol tribünlerinde maç seyretmek, medyayla sohbet etmek, kokteyllere gitmek, düğünlerde dans etmekten başka ne kalır. 18.Şubat.08 7temmuz08 Mahfi Eğilmez Radikal Kış mevsiminde bazen havanın derecesi öylesine eksi değerlere ulaşır ki, bazı yerlerde göller buz tutar ve bu durum bazen kış sonuna kadar devam eder. İnsanlar gölün üstündeki buz tabakasında yürürler, çocuklar oyun oynarlar. Aslında o buz tabakası gölün üzerini örterek suyun sıcak kalmasını ve göldeki yaşamın çeşitlenmesini sağlar. Sonra, bahara doğru hava ısınır ve buzun üzerinde hafif bir sulanma belirir. Bu sulanma buzun artık eskisi kadar güçlü olmadığının ilk belirtisidir. İşte o zaman buzun üzerinde fazla dolaşmamakta, çocukları da buzun üzerinde oyun oynamamaları için uyarmakta yarar vardır. Çünkü bu aşamadan sonra buz, inceldiği yerden kırılır ve üzerindekiler suyun içine düşerler. Bu kırılma sonraları büyükçe bir çatlamaya dönüşür. Zamanla o çatlak bütün gölü kapsayacak boyuta ulaşır ve bir an gelir buz çöker. O ana kadar içinden doğduğu sudan ayrışarak yeni bir denge sistemi yaratmış gibi görünen buz, kısa sürede yeniden suya karışır gider. Türkiye, 2002 ile 2007 arasında, beğenelim ya da beğenmeyelim, yanında olalım ya da karşısında olalım, bir siyasal istikrar yakalamıştı. Bu istikrar, ekonominin üzerini koruyucu bir buz tabakası gibi örtmüş ve ekonomide iyileşmeler yaşanmasına yol açmıştı. Cumhurbaşkanlığı seçimi ile başlayan siyasal inatlaşma ve çekişme süreci, buz tabakasının üzerinde sulanma birikmesi gibi oldu ve sistemin artık bu yükü taşıyamayacağının belirtisini vermeye başladı. İktidar partisi aleyhine açılan kapatma davası buzun çatladığı aşamadır. Salı günü yaşananlar ise buzun üzerindeki çatlağın artık gölün tümüne yayıldığını gösteriyor. Yani artık bu siyasal yapı, bu ekonomik yapıyı koruyamayacak aşamaya gelmiştir. Bundan sonrasında artık buzun tümüyle eriyip suya karışması an meselesidir. Düne kadar ekonomiyi yönetmeyi becerebilmiş, bugüne kadar da hiç değilse onu dengeleyebilmiş olan siyaset, artık ekonominin emrine girmek üzeredir. Geçmiş deneyimlerimiz bundan sonra siyasetin ekonomiye göre şekilleneceğini ve bunun da ekonominin daha fazla bozulmasına yol açacağını söylüyor bize. Dünyanın hiçbir ülkesindeki hiçbir siyasetçinin cari açık/GSYH oranı yüzde 6’nın üzerindeyken, özel kesimin dış borç stoku 172 milyar dolarken, ülke reytingi yatırım eşiğinin altındayken, reel faiz yüzde 12 iken siyasal sorun çıkarma lüksü yoktur. Ama hepimiz biliyoruz ki Türkiye, dünyanın hiçbir ülkesine benzemez. Bu benzersizliği biz söyledikçe yabancılar bıyık altından gülerler hep ve inanmazlar. Türkiye’nin dünyanın öteki ülkelerine benzemediğine inanmayanlardan birisi de Nobel ödüllü iktisatçı Stiglitz. Ona sorarsanız IMF her yerde başarısız olmuş bir kurum. Türkiye’de yaptığı bir söyleşide IMF ile ilişkiyi kesmek ve bir daha da yanına yaklaşmamak gerektiğini anlatmış. Oysa bunun söylenmeyeceği tek ülke Türkiye. Çünkü IMF, dünyada yalnızca Türkiye’de başarılı oldu. Bu bile bizim dünyadan ne kadar farklı bir konumda olduğumuzu gösteriyor. 2006 ortalarından bu aşamaya kadar dünyaya paralel inişli çıkışlı bir ekonomik yolculuk içinde ilerledik. Bundan sonrası bizim açımızdan artık yalnızca iniş olacak. O iniş sırasında tekerleğin takılıp da arabanın sıçrama yaptığı tümsekleri çıkış sanmayın. Bu da tablonun ekonomik ayağı……… KOCAMAN GÖZLÜ ADAMIN ÖLÜMÜNÜ YAZDI: Onu televizyonlardaki bir deri-bir kemik kalmış görüntüleriyle tanıdık… Ölmek üzereydi. Bir yıl önce Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanmış ve Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ne konulmuştu. Suçu; “terörü finanse etmek”ti. İktidar yandaşı gazetelere göre, “varlıklı bir iş adamı”ydı! *** O “varlıklı iş adamı”, öleceği anlaşılınca birkaç gün önce apar topar tahliye edildi. Eşi, Edirne’deki Trakya Üniversitesi Hastanesi’nin kestiği faturayı bile ödemekten aciz bir haldeydi. Sonunda beklenen oldu ve Kuddusi Okkır önceki gün vefat etti! Yandaş medyanın yazdığına göre Savcılık; onun zengin olduğunu, “terörü finanse ettiğini” öne sürüyordu ama bu “zengin iş adamı”nın naaşı Edirne Belediyesi’nin tahsis ettiği bir cenaze arabasıyla Yalova’ya götürülebildi… Çünkü eşinin, cenaze arabasının ücretini ödeyecek maddi gücü yoktu! Terörü finanse edebilecek kadar “zengin bir iş adamı”, ne olmuştu da bir yılda bu kadar yoksullaşmıştı? Yoksa Kuddusi Okkır’ın bütün servetine el konulmuştu da; o yüzden mi eşi cenaze arabası ücretine bile muhtaç hale gelmişti? *** “Adalet peşinde koşan” savcıların bugünkü ruh halini çok merak ediyorum… Acaba “hata” yapmış olabilecekleri akıllarına geliyor mu? Masum bir insanın, maruz kaldığı haksız suçlamaların büyüklüğü karşısında kahırdan ölmüş olması ihtimali; onları da kahretmiyor mu? *** Bakalım Ergenekon savcısının, açıklanması yılan hikâyesine dönen iddianamesinde Kuddusi Okkır neyle suçlanacak? Ve acaba… “AKP kapatılırsa Türkiye’yle müzakereleri durduruz” diye durmadan tehdit yağdıran Avrupa Birliği, bu insanlık dramına nasıl bir tepki verecek? *** “Özgürlükçü ve demokrat” olduğunu öne süren bir iktidarın, eşi benzeri ancak diktatörlüklerde görülebilecek bu dramı görmezden gelmesi anlaşılır gibi değil! Ama ben yattığı yatakta, kocaman gözleriyle boşluğa bakan o bir deri-bir kemik kalmış adamı, onun çaresizlik içinde kıvranan eşini asla unutmayacağım… O adam ben de olabilirdim, siz de… Eşiniz, ağabeyiniz, kardeşiniz, babanız da olabilirdi Hatta Sayın Savcı, siz bile olabilirdiniz! Açıklayın şu iddianamenizi de Kuddusi Okkır’ın, kaldırılan “idam cezası”nı hak edecek bir suç işlediğine bizi ikna edin… İsteyeceğiniz ceza “ölüm”ün altında kalırsa, sırf onun başına gelenler bile sizi tarihe geçirmeye yetecek… ***** VATAN 8.temmuz Mustafa Mutlu Cumhurbaşkanı ve Başbakan kimseye haber vermeden 5.5 saat konuşuyor.İŞte bu nedenle Cumhurbaşkanı seçilmemeliydi Gül! Çünkü hiç ir devlet adamı ağırlığı koyamıyor,kahve arkadaşyla buluşur gibi buluşuverir ve halk kim oluyor diye kulağının üstüne yatar.AKP’li dostu AKp’li dostuna ne anlattı acaba? 28.temmuz

Kuş gördüğü yuvayı yapar

Haziran 26 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Yok aslında birbirinden farkı karşıt görüşlü görünen tutucu, radikal unsurların. Öğrenilmiş / öğretilmiş davranışların ürünüdür toplumdaki huzursuzluğun ve çekişmelerin asıl kaynağı.

Hazmetmek Ne kadar çok çeşitli, gıdalı yerseniz yiyin; vücudun istifadesi hazmedilen kadar olacaktır. Küçük çocuğun ağzına ağır yiyecekleri tıkmakla çocuk beslenmiş olmuyor. Aynı şekilde hazmedilmeyen ilim ne kişinin kendine ne de başkalarına fayda sağlamıyor. İlimi hazmetmek nasıl oluyor? Maddi ve manevi duyularla alınan bilgiler insanın aklı, kalbi ve vicdanı tarafından yorumlanır ve bir kanaat oluşur. Ben buna geniş manada inanç diyorum. İşte bu yorumun neticesinde edinilen kanaat, inanç somut bir şey değil ki paket olarak alıp kullanılsın… Her bireyin edindiği bilgiler; hazım kabiliyeti kadar gelişir / körelir… Çok okumakla veya çok bilgi yüklenmekle aydın olunmuyor. Yüklenilen ezber, kopya bilgilerin işlenip özgün hale getirilmesi gerekir. Yoksa kuş misali ezberden kopya kusmak maharet sayılmaz. Özgün fikir oluşturmak için ezberden kurtulmak gerek. Özgün olan söz daha etkilidir. Edinilen bilgilerin büyük kısmı elbet kopya ve nakil yoluyla oluyor. Önceki nesillerin deneyim ve özgün fikirlerini kopyalamak ve almak elbet gerekli fakat hazmetmek esas olmalı… Baştaki yemek örneğine bakarsak zengin bir sofra insan vücudu için gerekli ancak yenilen gıdaların sadece hazmedilen kadarının yaradığı da unutulmamalı. Ezberden kurtulmak için bilgiyi yorumlamak ve işlemek gerek yoksa hiç öğrenmemek anlaşılmamalı. Toplumdaki pek çok huzursuzluğun kaynağı ezber kaynaklı. Yani İnsanlar kendi ezberlerini hazmetmeden başkalarına dayatma eğilimindeler. Zaten hazmetmeye çalışsa ilk önce kendi âleminde değerlendireceği için başkalarına karşı da o nispette daha anlayışlı olacaktır. Saygılar Ahmet Bektaş Kuş gördüğü yuvayı yapar Yok aslında birbirinden farkı karşıt görüşlü görünen tutucu, radikal unsurların. Öğrenilmiş / öğretilmiş davranışların ürünüdür toplumdaki huzursuzluğun ve çekişmelerin asıl kaynağı. Yasaklarla yetişen bir neslin özgür düşünceye sahip olması da sancılı bir süreç gerektirir. Lüzumsuz yasaklarla mağdur edilenler fırsat ellerine geçince öğrenilmiş davranış gösteriyor. Yasaklara daha istekli oluyor. Güç kimdeyse yasağı da o koyar mantığıyla hareket eden zaten geri kalmış toplumlar kısır döngüye giriyor. Toplum hayatına yasaklar hakim olunca kavramlar ve doğrular yasaklarla belirleniyor. Gücü elinde bulunduran güruhun yanlış olarak belirlediği hal ve davranış yasaklanıyor. Bu yüzden bir sonraki gelecek olan güçlü güruh için yeni yasakların tohumları ekilmiş oluyor. Bu hal bitmek bilmeyen kan davalarına benziyor. Yasakların sona ermesi egemen olan güruhun bir sonraki egemen olması muhtemel olanlara özgürlük tanıması ile ancak mümkün olabilir. Yasaklardan lezzet alır hale gelen insanların ruh halleri sağlıklı olmadığından bu hal devam edip gidiyor. Sonuç; kabiliyetleri örselenmiş, fakir, üretmeyen, savunmasız, özgür düşünceyi oluşturamamış, zavallı insanların küçük intikamlarla mutlu olduğu bir toplum… ’Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak.’Necip Fazıl Evet, durun kalabalıklar; fareli köyün kavalcısının peşine takılıp uçuruma gidiyorsunuz! Hem de zafer sarhoşluğu ile güle-oynaya gidiyorsunuz… Size sesleniyorum, benim gördüklerimi siz de görüyorsanız ses verin, yarın çok geç olabilir. Sağcı, solcu, dindar, laik, dinsiz, inançsız hepinize sesleniyorum; karşı güruhun negatif yüklenmemesi için hepinizi ’Özgür düşünce’ ye çağırıyorum. Gelin lüzumsuz yasak koyma işinden vaz geçelim. Bu gün başkasına yarın bize, geç olmadan… Saygılarımla Ahmet Bektaş

Densizlik üstüne

Haziran 24 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Humeyni’yi öven hanim kizla ayni ideolojinin uzantisi Dengir Mir Firat “travmasi” nedir?

Yasadigi ve beslendigi ülkesine hic bir baglilik hissetmeyen biri neden o ülkede yasamaya devam eder?para icin mi veya akrabalari var diye mi? Kürtcülük yapmayi bir siyaset olarak benimsediginden mi? Atatürk ülkede travma yaratti diyen ve Humeynisever ekolden gelenler Humeyni’nin yarattigi travmadan hic söz etmiyorlar. Milli Görüs gömlegini cikarmayanlar Humeyniyi ve ideolojisini gönülden sevmis ve baglanmislardir. Iran devriminden bu yana söyledikleri, salon toplantilari ve evlerdeki konusmalar, Iran’a gidenler ve egitim alanlar,Iran devrimine teorik yapiyi kuranlarin kitaplarini cevirme ve daha nice yapilanlara her dönemin hükümetleri göz yumarak büyük bir propoganda atagini cevapsiz biraktilar. Bunun sonucunu simdi yasiyoruz. Ülke ve devlet düsmani olmak madalyalik is haline geldi. Atatürk’ten nefret ettiren ideoloji ve propoganda kime ait? Kimler buna calisti? Simdi neredeler? Travma esas burada yatiyor. Yani ülkemiz icinde dini duyarliliklari kullanarak ülkenin tüm degerlerine saldiranlarda yatiyor.Kulaklarimla duydugum düsmanliklarda. Iran’dan kacan entelektüellerin yasadiklarinda yatiyor asil travma. Türk milletinden Sia Humeynisever kadinlar,cocuklar ve gencleri nasil yarattik sorusunda yatiyor travma.

2008 Avrupa Sampiyonasi

Haziran 22 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

On gündür Almanya’dayim. Futbol burada kimliklerin ortaya cikmasinda rol oynuyor artik. Almanlar bayrak takmayi Türklerden ögrendiler.

Daha önce bayrak ve kimliklerindan utanan Almanlar ezdikleri,asagiladiklari Türklerin bayrak askina,vatan sevgisine hayran kaldilar.Bir gram gürültü oldugunda mahkemlere kosan,cocuk agladiginda kiracikari evden kovan Almanlar sabahlara kadar bagiran ve gezen Turklere tahammul ediyor.Neden?Cünkü onlarinda ihtiyaci olan ve utandiklari kimliklerini övme sanslari ortaya cikti.Bizden ögrendikleri gibi arabalara binip,kornalara basarak bayrak salliyorlar.Evlerinin catilarina, bahcelerinde agaclarin tepelerine yani daha yuksege, daha yuksege bayraklarini asmis durumdalar. Kendini begenmis Bati medeniyetinin en milliyetci irki olan Almanlarla yasayip da Türkiye’ye milliyetci diyen aydinciklari anlamak mumkun degil. “milliyetcilik yukseliyor”diyenlere Almanlari,uygulamalarini,Hollandalilari ve Fransizlari saatlerce anlatmak istiyorum. Herkese neler yaptiklarini…Alman Spiker Türkiye macini anlairken gayet kaba tanimlamalar,asagilayici laflar ederken ayni seylerin aydin gecinenler tarafindan duydugumu hatirlamak canimi acitiyor. Almanlar Türklerin kutlamalrini da bir ihanet gibi gösteriyor zaman zaman.Siz burada oturuyorsunuz Almanlari tutmalisiniz dediler. Biri de “Türkler bize bu kutlamalarda ne yapmamiz gerektigini gosterdiler” dedi. Türkiye-Cekoslavakya macinda ilk yarisinda Almanlar laf attilar yan masaya”zaten siz Avrupa’da oynayacak takim degilsiniz” diye….Almanlarin radyolarda yaptigi bu tür konusmalara itiraz eden Türk dinleyiciye cevaplari:”Bedava yasayan,sosyal yardimlarimizi alan kim? Bedava yasiyorsunuz sayemizde” BU bir Alman sehir efsanesi… oysa istatsitikler Turklerin yaridan cogunun asiri yoksulluk icinde yasadigini gosteriyor bize. Rakam duskunu Almanlar hic de gunluk yasamda bunu kullanmiyorlar. Düzen ve intizam manyagi Almanlarin gunluk yasamda yabancilara bakisi hic bir rasyonellik icermiyor. Frankfurt dahil ALmanya’da herke arabasinin üstüne bayragini asmis dolasiyor.Kimliklerin aciga cikigi, yaristigi bir görünüm var sokaklarda. Türklerin yasama sevinci her seye ragmen büyük bir dinamizm veriyor Almanya’ya.Ne yazik ki, bu büyük dinamizmi ne biz ne Almanlar kullanamiyor,kanalize edemiyor.Ezilmis,dislannmis ve horlanan Türkler futbol zaferiyle benliklerini Türk rüzgarinin sagaltici serinligine birakmis durumdalar.Zaferin keyfini cikariyorlar.Haklilar. Türkler kimligindan vazgecmeyen cesur yürekler…… Almanya 2010′da calisan nüfusuyla emekli nufüsu denk hale gelen bir ülke olacak. Burada piril piril genc Türkler var.Uyuma Almanya…. Türk futbolcularimiz Avrupa’ya sunu gösterdi:Türklerin üstünü cizemezsiniz.Türkler 400 yildir Avrupa’dalar ve hep olacaklar. Futbol düzen ve intizam isi degil iman ve inanc isisdir. Son dakikaya kadar iman eden kazanir.Türkler vazgecmez ve gecmeyecektir. Türkiye-Almanya macinda takimimiza ve Fatih Terim’e basarilar diliyorum. Sizler evlad-i fatihanlarin ruhuna oynayacaksiniz. 23.06.2008 Hurriyet Almanya Dostluk maçı Çarşamba günü Euro 2008′de Basel’de oynanacak Almanya-Türkiye yarı final maçı bir çok bakımdan özel bir maç olacak. Almanya’daki en büyük göçmen kitlesine sahip olan Türkler, Almanya’nın dört bir yanını ay yıldızlı bayraklarla donattıktan ve sabahlara kadar süren kornalı konvoylarla düzenledikleri zafer turlarından sonra ilk kez, 2008’in en büyük kupa favorilerinden biri olan Almanya’nın karşısına çıkıyorlar. Heyecanlı bir maç olacak. Almanlar bu yarı finale oldukça emin adımlarla geldiler. Favori Portekiz’i net bir şekilde devirdiler. Türkiye ise hep son dakikada ‘mucizevi’ bir şekilde kazandığı maçlarla, yarı finale tırmandı. Alman spor basınının şimdiden yazıp çizdiğine göre Almanya bu maçta kesin favori. Teknik, taktik ve fiziksel beceri olarak panzerlerin Türkiye’yi ezip geçmesi lazım… Ama futbol her zaman kağıt üstündeki hesaplara benzemiyor… Türkiye’nin her zaman son anda sahaya sürdüğü ‘Umut’ ve ‘İnanç’ adlı iki delikanlısı daha var… *** Bu maç nasıl biterse bitsin, bir dostluk maçı olsun. Almanlarla Türkler el ele, kolkola hep birlikte bayraklarını dalgalandırarak bu maçı izlesinler, birlikte kafa çeksinler ve galip geleni hep birlikte kutlasınlar. Almanya’da sayıları üç milyona varan Türklerin bu ülkedeki kökleşmiş konumları ve artık ‘bu toprakların insanı’ sayılan varlıkları böyle bir dostluk ve kardeşlik atmosferini gerektiriyor. Almanların da kentleri gelincik tarlasına çeviren Türklerin bu coşkusunu aynı hoşgörü ve dostlukla kucaklamaları Avrupa’daki ortak yaşamın en doğal sonucu olmalı. *** Türkiye, Avrupa’ya üyelik macerasında uzun süre Almanya’nın desteğine ve dostluğuna güvendi. Son dönemde özellikle CDU içindeki bazı çatlak sesler, Türkiye’yi Avrupa dışında tutma gayreti ve çabası içindeler. Euro 2008’de, daha turnuva sonuçlanmadan, en azından Avrupa dördüncüsü unvanını kazanmış olan Türkiye’yi Avrupa dışına atma çabası umarız bu turnuvadan sonra bir kez daha gözden geçirilir. Türkiye Avrupa’nın doğal bir parçasıdır ve öyle kalacaktır. Almanya-Türkiye maçını bu gerçeğin altını bir kez daha çizerek, iki eski ve köklü ülkenin dostluk ve kardeşlik duyguları ile izleyeceğiz. Almanlar hemen komsularina soruyor:”Simdi kimi tutacaksiniz?” Bild dostluk mesaji yayinliyor ama bir taraftan da Bild am Sonntag “Carsambaya aglayacaksiniz Turkler” diye baslik atiyor. Iki yüzlülük yapan Almanlar kendini begenmislikte cok ileri gitmesi iyi gercekten.Favori biziz diye sisiniyor Almanlar hani dostluk? Türkler ise cok dostca bakiyorlar meseleye.Almanlar kazanirsa hic olay cikmaz,ancak Türkler kazanirsa olay cikacak gibi görünüyor.Bunu Almanlar sindiremeyeceklerini söylüyorlar. Almanya’da dogmus Türk gencleri de ALmanlar cifte vatandasligi kabul etmeyerek kacirdilar zaten.Bu potansiyeli degerlendiremediler. Bizim futbolumuz Alman hocalardan cok sey ögrendi.Bunu da unutmamak gerekir. Simdi boynuzun kulagi gecme zamani…. KUPADAN ELENDİK 2008 kupasına damgasını vuran Türkler oldu.Almanların dalga geçtiği son dakika golü u kez Almanya’yı kurtardı. Türk takımı Almanlardan daha iyi oynadı. Kupaya renk ve heyecan getiren Türkler oldu.Sayemizde nasıl sevinileceğini,nasıl takım tutulacaını öğrendiler.Türklerin üstü asla çizilemez.

Merkez Sağa ihtiyaç

Haziran 6 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Anayasa Mahkemesi’nin türbanla ilgili son karari merkez sagin güçlü bir sekilde politika sahnesine çikmasi gerektigini bir kez daha göstermistir.

Çünkü bu kararla AKP’nin Türkiye’de mevcut laik sistemle çatistigi ortaya çikmistir. AKP’nin çizgisi Erbakan’in simdiye kadar kapatilan partilerinin çizgisinin devami olarak Türkiye’de sistemi zorlamaya baslamistir. Bu zorlama ülkede istikrari bozabilecek, ekonomiyi dünya krizlerine karsi daha zayif hale getirebilecek ciddi bir zorlamadir. AKP’nin sistemi zorlamanin özü din eksenli siyaset yaparak ülkeyi germektir. Disisleri Bakani Babacan’in yurtdisinda Türkiye’yi sikayet eden ve “müslümanlar dinini yasamakta zorlaniyor” seklindeki açiklamalar da, din üzerinden siyaset yapmanin açik seçik kanitidir. Türkiye topraklari bin yildir müslümandir. Müslümanligin en rahat, en güzel ve bütün boyutlariyla yasandigi, gelistigi ve serpildigi topraklar Anadolu topraklaridir. Siyasal Islam’in ülkeyi zorlamasi disinda, Türkiye’de Islam dünyanin ibretle izledigi bir hosgörü ortaminda yasanmistir ve yasanmaktadir. Atatürk’ün bu temel üzerinde kurdugu çagdas ve modern Türkiye bugün de, yalniz bölgesinde degil. tüm dünyada benzer ülkelerin lideri konumundadir. AKP, halkin merkez sagdaki partilerin parçalanmasi ve zayiflamasi sonucu tepkisel olarak kendisine yönelttigi oy gücünü ve iktidari ne yazik ki, siyasal dini çizgide kullanmistir. Siyasal Islamci dayatmalar ülkeyi daha büyük sistem krizlerine ve siyaset, hukuk tartismalarina sürüklemektedir. Bu ortamdan çikisin tek yolu simdiye kadar oldugu gibi merkez sagda, ülkenin potansiyelini kavrayan bir siyasi hareketin canlanmasidir. Bu siyasi miras bugün DP’de ve DP tabaninda yasamaktadir. Krizden çikisin yolu da merkaz sagin yeniden ayaga kalkmasidir. AKP’nin sistemle savasan politikasi ülkeyi daha büyük gerginliklere sürüklemeden güçlerin merkez sagdoa birlestirilmesinin zamanidir. 9’a 2 “Hukuka tecavüz…” Böyle başlık atmış bir gazete. “Hukuk cinayeti” diyen de var. “Hukuka aykırı” diyen de. * 9’a 2 çıktı karar. * Üyelere bakıyoruz… 1, Ankara Hukuk mezunu. 2, Ankara Hukuk mezunu. 3, Ankara Hukuk mezunu. 4, İstanbul Hukuk mezunu. 5, İstanbul Hukuk mezunu. 6, İstanbul Hukuk mezunu. 7, Ankara Hukuk mezunu. 8, Ankara Hukuk mezunu. 9, Ankara Hukuk mezunu. * Geriye kaldı 2 üye… Biri, İşletmeci. Öbürü, İktisatçı. * Ben size söyleyeyim. 11 hukukçu olsaydı… 11’e 0 çıkardı karar. * “Kardeşim, dünyanın hangi ülkesinde iktisatçıdan Anayasa Mahkemesi Başkanı olur?” diye soracaklarına… Hukukçuların aldığı karara “tecavüz” diyorlar. * Çünkü, bunların mantığına göre, hukukçu mukukçu yoktur… Bunların işine geldiği gibi karar veren iktisatçı “en iyi hukukçu”dur… Hele eşi türbanlı iktisatçıysa, “ordinaryüs hukukçu”dur. Hürriyet G.DOĞU ve MERKEZ SAĞ NEDEN GEREKLİ? BÖLÜNME Mİ, NEREYE GİDECEĞİZ Kİ?’ Şırnak’ın eski Adalet Parti Belediye Başkanlarından Ahmet Öyman ise şöyle konuşuyor:’ Şimdi size sayıyorum..Benim, 5 çocuğumun beşi de devlet de. Hem de önemli yerlerde olanlar var. Vatanına milletine gururla hizmet ediyorlar. Hepsi, Türklerle evli. Çocukları var. Şimdi bölünsün diyenlere bu en güzel yanıt değil mi? Kim nereye gidecek? Bu ülkede milyonlar birbirine kız aldı kız verdi. Yazık değil mi böyle radikallerin arasına sıkışmaya. Radikallerin söylemleri ile her iki tarafta da çok tehlikeli. Böyle olunca aklı başında insanlar da küsüyor gördükleri muamele ile. Kürt yoktur diyenler var. Bu şehrin tamamı Kürtçe konuşuyor. E var işte. Ne gerek var…varsın, yoksun iddialaşmasına’ ŞIRNAKLILARIN BAZI TV’LERE İSYANI Sabah oluyor. 1991-1993 arasında tarihinin en kötü günlerini yaşayan Şırnak’ın merkezi şimdi sakin. Cumhuriyet meydanında ise sinirli tipler birden yanıma yaklaşıyor ve ‘Söyleyin o bazı televizyonculara burayı hep terör ve çatışma kenti gibi gösteren yayınları yapmasınlar. Operasyonlarda gelip bu meydandan biz sıfır noktasındayız diyerek halkı kandırdılar. Üstten geçen helikopteri de şimdi Irak’a girdi diye yutturdular. Sonra hepsini kovduk. Yeter burası terör Şırnak şehir meydanında bir seyyar satıcı. Şırnaklılar bazı tv’lerin kendilerini terörist şehir gibi gösteren canlı yayınlarından bunalmış durumda şehri değil.’ Şırnak’ta adını vermek istemeyen bir devlet yetkilisi de aynı şikayetlerde bulunuyor. Şırnaklılar imajlarının bu şekilde pompalanmasında son derece rahatsız. Şehrin en lüks oteli ise ‘polis evi’. Burada yatırım yok. İnsanlar ciddi derecede işsiz. Giden göçen yerlisi de şehre pek sahip çıkmamış anlatılanlara göre. Kömür madeninin özelleştirilmesinde herkes şikayetçi. Çünkü iş alanı iyice daralmış. Metehan Demir > tekyürek nasırlı eller
Mesaj: sizleri yürekte kutluyorum.tüm nasırli ellerle birbir buluşmanız partimizin önemli derecede güç kazanmaktadır.eski söylemler degil günümüz insanına projeli vede insanımıza deger verdiğimizi müşaade etmekteyim.ben bir gün aydına gittim ordaki hava nasıl gençler lider çok iyi biri olduğunu vede nevval hanim olmasi ile birliktelik,yükseliş olacagi inancındalar.tabiki emekle yürekle kararlılıkla olacaktır.eski siyası anlayışlari yıkarak yeniden ürettiğiniz bu hamur birgün mutlu olduğumuz günlere götürecektir.izmirde soracak olursan diger illerde yakalanan yükselişi yakalamak zaman alacaktır.çünkü masada başında yükseliş beklentileri dahada devam etmektedir.ama yogun kongure çalışmalrına başladık başarılı olurda silbaştan kadrolarımızdan yetişmiş il başkanlari ile ilçe başkanlari ile ilk adim bereketli olsun hedefini allah nasip ederse izmirde tuturacagiz.sizle paylaştim ecdadimizin emanetini yürekli ve cesur demaokrat partillilerle yüceltecegiz. saygılarimla
Gönderim Zamanı: 04-06-2008 00:33:03
SELAM,EFE KEMALDEN GENEL MERKEZE, AÇIKTIR PARTİMİZİN KAPILARI HERKESE, EY AKP ÇİFTÇİYİ,ESNAFI,EMEKLİYİ ETTİN PERİŞAN, KALMADI SENDE ŞÖHRET İLE ŞAN. ŞU YURDU SATMAK İÇİN Mİ UĞRAŞ VERİYORSUN, SEN YÖNETİCİLİKTEN HİÇ ANLAMIYORSUN. BIRAK O ARGO KELİMELERİ, ŞU TÜRKİYE CUMHURİYETİ GİTSİN İLERİ. YURDUNU SEVEN SATAR MI FABRİKALARI, BİLMEM ŞU MİLLET NASIL SARAR YARALARI. HAYDİ BACIM ÇİLLER İSTİYOR SENİ MİLLET, ETSİN FABRİKALAR YENİDEN HAREKET. BEN ŞU SİYASETE RAHMETLİ MENDERES’LE ÇIKTIM YOLA ANARŞİLER BİRDAHA BASKIN YAPAMAZ KARAKOLA. TAM ALTMIŞ İKİ SENEDİR YAZARIM YAZILARIMI KIR AT’IMA DERLER EFE KEMAL LAKABIMA. İÇİ ESERLERLE DOLU TARİHİ BERGAMA, KİMSE SAHİP ÇIKMIYOR DÜŞTÜN DERTLE GAM’A İLÇELERİN İLÇESİSİN SEN, YAZARIM YAZILARI HER ZAMAN SANA BEN. KIYMETİNİ BİLMİYOR ANKARA SENİN, YOK ONLARA KİNİN NEFRETİN. SÖYLERİM,NEVVAL HANIM KIZIM İLGİLENİR SENİNLE, ÇÜNKÜ PARTİSİNE ADAMIŞ ADINI TAM GÖNÜLLE. ESKİDEN BATARDI BANKALAR DURMADAN, ŞİMDİ EMEKLİ ÖLÜYOR NEFES ALMADAN. AKP ALDI EMEKLİLERDEN PARALARI, KURTARIYOR ŞİMDİ BANKALARI. EMEKLİNİN NEFESİ AÇLIKTAN KOKUYOR, AKP KENDİ RAHATINDAN FAKİRİ DUYMUYOR. ÖMRÜNÜ VERMİŞ EMEKLİLER ŞU VATANA, YAZIKLAR OLSUN TÜRKİYE’DE FABRİKA SATANA. ŞU DÜNYADA KİN İLE NEFRETİ BIRAKALIM, KARDEŞ GİBİ BİRBİRİMİZE SARILALIM. BAK ŞU DÜNYADAN KİMLER GELİP GEÇTİ, DEMİYELİM SONRA ÖMRÜM ÇABUK BİTTİ. KİMSE KALMAZ KAZIK ÇAKMAYA, DAHA DÜN BEŞİKTE SALLANIRDIN, ŞU ÖMÜRDEN NE ANLADIN.SARIL YURDUNA ANAN GİBİ GÖSTER VATANINA SEVGİNİ. BİR ÖMÜR DEDİĞİN ÇOK KISADIR, HARAP ETME KENDİNİ ÇOK YAZIKTIR. GIYBETTEN KAÇ HERZAMAN, YAP İYİLİK AHİRETİ KAZAN, SABIRLI OL ACELE ETME, BAŞKASININ HALİNE GÜLME. DÖNER DOLAŞIR SEN İN BAŞINA, GEÇİRME ÖMRÜNÜ BOŞUNA. ŞU DÜNYADA GÜZELLİKLER DOLUDUR, SEVMESİNİ BİLMEYEN DÜNYASINI YOSUN GİBİ KURUTUR. HER YAPTIĞIN İŞE BESMELE YAP, BOŞ YERE ETME KENDİNİ HARAP. NEVVAL HANIM KIZIM,SANA ŞU YAZILARIM HATIRA OLSUN, SİYASETTE BAHTIN AÇIK,GÖNLÜN NEŞEYLE DOLSUN. BİLİYORUM SENİN KALBİNDE VAR VATAN AŞKI, KORKMA SANA KİMSE YAPAMAZ BASKI. ÇÜNKÜ SEN DE ADAMIŞSIN KENDİNİ ŞU VATANA, ALLAH ZEVAL VERMESİN SENİ YETİŞTİREN ANA BABANA NEVVAL HANIM KIZIM TANIT YURDUNA KENDİNİ, SEN ANLARSIN ŞU MİLLETİN DERDİNİ. BİR YAZAR KELİMELERİ DÖKER KALBİN DEN, SEVER VATANINI CAN’I YÜREKTEN. ALLAH KORUSUN CÜMLEMİZİ FELAKETTEN, SÖYLE YAZAR NEVVAL KIZIM SEN SÖYLE. DE Kİ TANSU BACIMA TÜRKİYE DÖNDÜ ÇÖLE, ÇALIŞAN FABRİKALAR ÇALIŞMAZ OLDU. ŞU AKP VATANDAŞIN KALBİNİ VURDU. EMEKLİYİ BANKALARA ESİR ALDI. GARİPLERİN ÜSTÜNE AKP AÇ KURTLARI SALDI. BACIM DÖNSÜN PARTİSİNE SEVE SEVE, ALSIN KALEMİNİ ELİNE BAŞLASIN GÖREVE, VARSINIZ ŞİMDİ DÜRÜST BACILARIM, GÜZEL KULAK VERİN,HÜKÜMETTE BAŞLADI ALARM. ESNAF KURUDU,ÇİFTÇİ KURUDU. VATANDAŞ YAŞAMAKTAN KESTİ UMUDU. HİÇ GÖRMEDİM ŞİMDİYE KADAR FABRİK,A SATANI, PERİŞAN ETTİ GÜZELİM VATANI. HALA METH EDİYOR KENDİSİNİ, TAKİYYE İLE KURDU MECLİSİNİ. ZİGZAG ÇİZMEDİM PARTİMDEN BAŞKA YANA, MESLEĞİM İCABI DİREKSİYONU DA KULLANDIM SAĞDAN YANA, HİÇ KAZA YAPMADIM, ŞÜKÜRLER OLSUN YARADAN’A. ALLAH SEVER DÜRÜST KULUNU, ŞAŞIRTMASIN YARADANI HİÇBİR ZAMAN KULUN YOLUNU. ZAMANINDA TANSU BACIMA TERS DURANLAR, ŞİMDİ DE PARTİYİ İÇTEN VURDULAR. KİMSE VURAMAZ PARTİMİZİ, ALLAH BİLİYOR SEVEN KALBİMİZİ. ŞU VATANA HİZMET İÇİN, VERİYORUZ KALBİMİZİ, ÖNCE PARTİM SONRA CAN, ŞU YAZILARI GÖNDEREN EFE KEMAL AMCAN. EFE YAĞIZOĞLU

pırlantaya sıfır KDV!

Haziran 3 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Gösterişten hiç hazetmeyen ve Müslüman olarak rahat ibadet edemediklerini söyleyen hükümetimiz pırlantada kdv’yi sıfırlamış gübrede ise çiftçi kan ağlıyor!Eee,gübreye para yetiştiremeyenler pırlanta alsınlar!AKP böyle buyuruyor…..

Yazarlar 3 Haziran 2008 Şükrü KIZILOT skizilot@yaklasim.com Gübrenin vergisi de pırlantanın aynısı olsun BAŞLIĞI okuyunca, “Aman Hocam, tarımda gübre çok önemli. Son bir yılda gübre fiyatında zaten yüzde 150’yi bulan artış oldu. Bir de vergisi pırlantaya uygulanan vergi oranının aynısı olursa ne olur?” dediğinizi duyar gibiyim. Evet… Gübre olayı tarımda çok önemli. Türkiye’de hektar başına gübre kullanımı 83 kilogram iken, komşumuz Bulgaristan’da 173 kilogram. AB ortalaması ise 250 kilogram. Bulgaristan’ın yarısı, AB ortalamasının ise üçte biri kadar tükettiğimiz gübre, bitkisel üretimde yüzde 40 civarında olumlu etki yaratıyor. Uzmanlar, yetersiz gübre kullanımından dolayı, 8 milyar doları aşan bir üretim kaybımızın olduğunu belirtiyorlar. Son bir yılda yüzde 150’yi bulan gübredeki fiyat artışı nedeniyle, çiftçilerimiz gübre kullanamaz hale gelmiş ve 2007 yılında gübre tüketimi yüzde 4 oranında azalmış durumda… NİÇİN PIRLANTANIN AYNISI? Pırlanta, elmas, yakut ve benzeri değerli taşların KDV’si, dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin, en yüksek tarifeye tabi. Nedeni belli, alım gücü yüksek olanlara hitap ediyor. Ekmek, su, peynir, zeytin, meyve, sebze, defter, kitap, kalem, ilaç gibi zorunlu ihtiyaç maddesi değil. O nedenle, yabancı ülkelerde, pırlanta lüks bir mal olarak en yüksek oranda KDV’ye tabi. “Tamam orasını anladık da gübreden alınan KDV’nin oranı niye lüks tüketim malı olan pırlanta ve elmasla aynı olsun?” diyorsunuz değil mi? Hemen açıklayalım; Efendim, Türkiye’de pırlanta, elmas, yakut, zümrüt ve inci gibi değerli taşların KDV’si, yüzde 18’den yüzde sıfıra indi de onun için!.. (Bkz.KDV Yasası Md.17/4-g. 5228 Sayılı Kanunun 15. maddesiyle değiştirilen ve 1.8.2004’de yürürlüğe giren bent). Peki… Gübrenin KDV oranı mı? Yüzde 18… Evet yanlış okumadınız gübrenin KDV’si hala yüzde onsekiz!.. Tamam, pırlantanın KDV’si ne bir şey demiyoruz ama gübreninkine itirazımız var… GIDA KRİZİ Son yıllarda, bazı tarım ürünleri ve gıda fiyatlarında, Dünyada ve ülkemizde, ciddi fiyat artışları oldu. Artışlar o kadar hızlı ve yüksek seviyede oldu ki, bu durum “küresel gıda krizi” olarak değerlendirilmeye başlandı. Dünya Bankası’na göre, gıdalarda fiyat artışının devam etme olasılığı çok yüksek. Ülkeler bu konuda çeşitli önlemler alıyor. Türkiye’nin de gereken önlemleri alması, tarımsal üretimini artırması ve kırsal kalkınma politikalarına daha çok önem vermesi gerekiyor. Dünya’da tarıma elverişli arazilerin önemli kısmı, Dünyanın en büyük ve en verimli nehirlerinin çevresinde bulunuyor. Türkiye, bu açıdan çok şanslı. Dünya sıralamasındaki 8 nehirden (Nil, Amazon, Ren, Mississippi, Yellow, Ranj, Fırat ve Dicle), ikisi Türkiye’de… Dünyada 14,8 milyar hektar arazi var. Bunun 1.4 milyar hektarı tarıma uygun. Gelecekte, petrol ve altının yanı sıra, tarım arazisi de en kárlı yatırım olacak. Ülkeler, sınırları dışında tarım arazisi kiralamak ya da satın almak için faaliyette… Küresel gıda krizi, bankaları bile “arazi avcısı” yapıyor. Bazı banka ve finans şirketleri, fon yerine verimli arazilere yatırım yapıyorlar. Türkiye, tarım arazisi yönünden alan olarak şanslı ancak tarıma olan Devlet desteği ve ayrılan kaynaklar yetersiz. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Konya Ovası Projesi (KOP), Polatlı Ovası Projesi ve benzeri projeler hayata geçtiğinde, sorunlar önemli ölçüde azalacak. Özetle, tarımsal üretimimizi mutlaka artırmamız ve kırsal kalkınma politikalarına daha fazla önem vermemiz, bu arada gübrenin KDV oranını da pırlanta tarifesine uyarlamamız gerekiyor…

Eyüp Can

Mayıs 31 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

CNN Türk ekranında yüzüne karşı açık açık söylediğim için burada tekrar etmemde bir sakınca yok. TÜSİAD’ın ‘yeni bir ekonomik program yapılmalı’ çağrısına Mehmet Şimşek’in ‘bunlar içi boş söylemler’ diye karşılık vermesi hiç yakışık almadı.

Özellikle de Hazine’den Sorumlu Devlet Bakanı sıfatıyla bu açıklama Mehmet Şimşek’e yakışmadı. Çünkü bir, Şimşek kabinede bu talebi en iyi anlayabilecek konuma sahip, iki yeni bir ekonomik program ihtiyacı TÜSİAD’la birlikte iş dünyasında çok geniş bir kesim tarafından son iki yıldır her fırsatta dile getiriliyor. Eğer Şimşek bu talebi küçümsüyorsa bence otursun dün benim de katıldığım Taha Akyol’un büyük bir ustalıkla yönettiği Eğrisi Doğrusu programını banttan yeniden izlesin. Özellikle de Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen’in büyük bir samimiyetle kendisine yönelttiği yorumlu soruyu programda belirttiği gibi ‘empati yaparak’ bir kez daha dinlesin. Kim Ergun Özen? Türkiye’nin en başarılı bankalarından birinin genel müdürü. Ne diyor? ‘Sayın Bakan Allah aşkına biraz empati yaparak bizi anlamaya çalışın. Özel sektörün hükümetin ekonomi politikalarına ilişkin kafası çok karışık. Bakın o kadar açıklama yapılıyor, IMF ile ilişki bitti mi bitmedi mi tam olarak bilmiyoruz. İkinci bir stand by’dan bahsetmiyorum. İlişkimiz ne belli değil. İkincisi hükümet orta vadeli bir mali çerçeve hazırladı. Biz burada neye bakacağız. Performansı nasıl ölçeceğiz. Yeni çıpa nedir. Çıpayı hangi program altında işleyeceğiz? Bunun yanında reel sektörün başka kaygıları var. Kaynaklar nerelere gidiyor. Özellikle belediye reformu ile birlikte belediyelere giden paralarla ilgili sorunlarımız var. Bu konularda hükümetin netleşmesi gerekir.’ Bakın bunları söyleyen herhangi biri değil. Uluslararası niteliklere sahip bir bankacı. Mehmet Şimşek’in kendisi de yıllarca Merrill Lynch’te çalıştı. Eğer Şimşek hazineden sorumlu devlet bakanı olarak ekonomiye ilişkin en hayati konularda Özen gibi bankacıları bile muallakta bırakmışsa TÜSİAD, TOBB ya da kamuoyu ne yapsın? Demek ki ortada hükümetin ekonomi politikalarına ilişkin ciddi bir sorun var. En azından iletişim ve algılama sorunu var. Zaten Şimşek de bunu kabul ediyor. Fakat “Bizim uzun dönemde en önemli çıpamız AB çıpasıdır. Hiçbir çıpa hükümetin kararlı bir şekilde bunu uygulamasından daha önemli değil” gibi kağıt üstünde hepimizin paylaşacağı açıklamalarla bu algıyı değiştiremeyeceğini, kamuoyunda giderek yükselen yeni bir ekonomik program beklentisini karşılayamayacağını bilmesi gerekiyor. Şimşek’in ‘hükümet olarak 2012 yılının sonunda Türkiye’nin borç stokunun milli gelire oranını yüzde 30′a çekmeyi hedefliyoruz’ demesi önemli bir taahhüttür fakat ortada ikna edici ve tutarlı bir ekonomik program olmadığı için havada kalmaktadır, faiz dışı fazlanın yerine konulabilecek çıpa işlevi görememektedir. Hele de hükümet yeni ekonomik program yerine açıkladığı Orta Vadeli Mali Çerçeve’de büyüme ve enflasyona ilişkin herhangi bir öngörüde bulunamamışken. Mehmet Şimşek kusura bakmasın dün kendisiyle 2.5 saat sohbet ettik, bazı teknik detaylar konusunda çok yararlandık, fakat hükümetin ekonomi politikalarının görünümü hala net değil. Zaten net olsa Eczacıbaşı Holding’in CEO’su Erdal Karamercan kürsel bir ufuk turu attıktan sonra Şimşek’e ‘IMF çıpası gevşedi acilen bunun yerine geçecek bir çıpaya ihtiyaç var’ demez, AB ve mali disipline vurgu yaparak yeni bir sanayi stratejisi istemezdi. Ya da Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer ısrarla bir yandan AB ve IMF çıpasına vurgu yaparken diğer taraftan ‘hükümet katma değer ve verimliliği arttıran büyüme odaklı yeni politikalar geliştirmeli’ demezdi. Hele hele üniversitede Mehmet Şimşek’in hocalığını da yapmış olan Türkiye Ekonomi Kurulu Başkanı Prof. Ercan Uygur, ‘belirsizlik devam ediyor, hükümet büyüme ile mali disiplin arasında sıkışmış bir görüntü veriyor. Mali çerçevenin hangi varsayımlara dayanarak yapıldığı bile belli değil’ eleştirisini getirmezdi. Uygur, Şimşek’in öğrencilik yıllarında çok başarılı olduğunu söyledi. Okulu ikincilikle bitirmiş. Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı olarak Mehmet Şimşek’in önünde çok zorlu bir maraton var. Şimşek her ne kadar kabul etmese de parti kapatma davası hükümeti siyaseten ‘topal ördek’ konumuna düşürdü. AK Parti’nin 1. iktidar döneminde ekonomide çok önemli adımlar atıldı. 2. dönemde Arge’den GAP ve yeni teşvik politikalarına çok önemli adımlar atılmak üzere. Fakat parça parça yapılan iyi işler kamuoyunu tatmin etmiyor. Çünkü hem içerden hem dışardan, hem siyasi hem de ekonomik bir belirsizlik döneminden geçiyoruz. Bunca belirsizlik arasında bir de hükümetin ekonomi politikaları net bir fotoğraf sunmayınca, bir yandan ‘İstanbul Finans Merkezi olacak’ deyip diğer yandan kredi kartı faizlerine sınırlama konuşulunca, ‘mali disiplinden sapma yok’ deyip son dakikada prim affını hem de hiçbir işe yaramadığı geçmişte anlaşıldığı halde getirince, kaygılar haklı olarak artıyor. Şimşek belki siyasette yeni ama piyasalardan gelen çok önemli bir tecrübeye sahip. Bu kadar insan ‘popülist politikalara dikkat edin, netleşin ve yeni bir ekonomik programla ekonominin görünümünü netleştirin’ diyorsa ‘bunlar içi boş söylemler’ olmasa gerek. Ben şahsen CNN Türk’te kendisini dikkatle dinledim, umarım o da programa katılan tüm konukların dile getirdiği ve kamuoyunda giderek yükselen ortak çığlığı duymuştur. Şimşek’in ‘hükümet olarak 2012 yılının sonunda Türkiye’nin borç stokunun milli gelire oranını yüzde 30′a çekmeyi hedefliyoruz’ demesi önemli bir taahh… ( KB)

Sayfa 22 / 30« İlk...«2021222324»...Sonraki »