Güncel

DP kongresi istifa getirdi

Kasım 17 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

“KORKAKLAR HİÇ BİR ZAMAN ZAFER ANITI DİKEMEZLER” EFLATUN DP kongresinin ikinci gününde yapılan anti-demokratik davranışları protesto eden Ankara il Başkanı Veli Arif Şimşek istifa etti. Yeni istifaların süreceği belirtiliyor. İşte ayrıntılar Göktürk Tunçtürk DP Ankara İl başkanı Veli Arif Şimşek istifa etti. ANTİ DEMOKRATİK TAVIRLAR VAR DEDİ İSTİFA ETTİ

DP kongresinin birinci günde konuşma yapan Genel başkan adaylarından Nevval Sevindi’nin mikrofon sesinin kıstırılmasına ve delegelerin baskı altına alınmasına kızan partililer protestolarını yoğunlaştırırken, Ankara il başkanı Veli Arif Şimşek’te “ Demokrat partinin kongresinde demokrasiye gölge düşürüldü” diyerek istifasını kongre salonunda sundu. DP Kırklareli milletvekili adayı Murat Köseoğlu ise Neval Sevindi’yi desteklediklerini ifade ederek, tepkilerini şöyle ifade etti. “ Bizler grup olarak salona girdik, bizi baskıncılar gibi takdim ettiler. Biz demokrasi yarışında varız. Anti demokratik tavırlar patimizin adına zaten yakışmaz. Ama yarışta yapılmayan anti-demokrat hareket kalmadı. Bu bir yarıştır. Kazananda, kaybedende partinin neferidir. Ama Genel başkan adayının mikrofonunu kasten kıstırmak affedilir gibi değil. GİK listesine bakıyoruz, partinin hizmetkârları yok. İstifalar kapıda. Küçük olsun benim olsun hesapları yeniden yapılmıştır” www.millitaraf.com Bazıları temizdir diyelim …. İstanbul ilçelerinden istifalar Bodrum istifa Elazığ Bel. Bşk. ve yönetimi istifa yağmur gibi istifalar konuşuluyor….

Son gazi

Kasım 12 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Son gazimiz emekli Albay Mustafa Şekip Birgöl bu dünyadan göçtü. Rahmetli ninemden dinleidğim Kurtuluş Savaşı ve Balkanların acı göçü benim kişiliğimin temelini oluşturdu. Son gazimize rahmet diliyorum.

Türkiye gazilerini el bebek gül bebek bakamadı. Onları 1950lerde,60larda belgelesel haline gtiremedi, sözlü traih yapamadı. Son kalan 10-15 kişiyi TRT çekebildi.Tebrikler! Ne dyelim. Ülkemizin milli duruşu olmayan aydınları, bürokratları yüzünden şimdi geçmişe bakıp ağlıyoruz. Türk kültüründe gazi ve şehit kavramı Kurtuluş savaşı destenının temelidir. Bunu çocuklaırmıza anlatan bir eğitim sistemimiz var mı?

10 Kasım

Kasım 10 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Bir ulus devlet inşa eden, yüzyılın dehaları arasında olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu M.Kemal Atatürk 70 yıl önce aramızdan ayrıldı. Bugün onun ideallerini günümüzün şartlarıyla sentezlemeliyiz. Üreteceğimiz yeni çözümler Türk Rönesansını dünya sahnesine gururla taşıyacaktır.

“Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünün önemi kimliğimiz ve varlığımızla T.C. içinde olmamızın gururunu taşımaktır. Bütün renkleriyle Türkiye önemli bir kültür hazinesidir.Bunu anlamak,araştırmak ve çalışmak görevimizdir. Türkiye bir milletin iradesinin nelere kadir olduğunu lideri M.kemal Atatürk’le dünyaya göstermiştir. Ruhu şad olsun. Nevval Sevindi

Referans Gazetesi Müge Akgün Söyleşi

Kasım 10 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Araştırmacı yazar Nevval Sevindi bu yılın başında yapılan kongrede başkanlığa adaylığını koymuş ama sonra ittifakla adaylıktan çekilmiş ve birinci sıradan listeye girerek başkan adayı olmuştu. Sevindi, 15-16 Kasım’da yapılacak Demokrat Parti kongresinde yeniden başkan adayı. Kazansın ya da kazanmasın Nevval Sevindi gibi inançlı, kararlı ve kendine güvenli kadınlara ihtiyacımız var siyasal hayatta, değişimi yakalamak ve politikaya kadın duyarlılığını kazandırmak için. İşte Nevval Sevindi’ye sorduklarım ve cevapları… * * *

Zor bir işe soyunuyorsun, siyasette kadının hala adı yokken yeniden neden aday oldun? Çok doğru, herkes bana politika yapmamam için telkinde bulunmaya çalışıyor. Bu kadar zor bir iş sana mı kaldı, diyorlar. Ben de “İETT’de geçici memur olanlara kalıyor da neden bana kalmıyor” diye merak ediyorum. Politika Türkiye’de Türk vatandaşı olan herkesin yapması gereken bir şey. Aslında ben gerek entelektüel birikimim, gerek geçmişim, gerek aileme baktığımda niye bu kadar geciktiğime şaşırıyorum. Daha önce partimizi beş buçuk gibi tarihi bir yenilgiye uğratmış olan Mehmet Ağar ve ekibinin gitmesi gerektiğini söyledim. Üç dört ay tek başıma genel başkan adaylığı yaptım. Partide yok olmuş heyecanı ayağa kaldırmaya çalıştım.Sonra sistemi zorlayarak bir kongre süreci başlattık. Sonuçta iptal edilebilir de olsa olağan üstü bir kongre yapmayı başardık. Orada da sayın Çiller’in de telkiniyle ve genç bir ekiple partiyi yeniden yapılandırabiliriz düşüncesiyle Süleymen Soylu’yu destekledim. Ama genel başkanla birlikte çalışmamızda gördüm ki son derece antidemokratik bakıyor meselelere. Bitlis il kongresinde genel başkanın ve genel merkezin ağır baskısından dolayı il başkanını biz seçeceğiz diye zorlama yapmışlar, ama onlar da buna isyan etmişler kendi yaptıkları listelerle kendi istedikleri adayları seçmişler. Adaylığın nasıl karşılandı? Adaylığımı koymamam için bana çok büyük bir baskı yapıldı. Yasal haklarım, engellendi. Dolayısıyla bir baskı zorlama içerisinde kaldım. Parti içi küçük ayak oyunlarını politika zannetmenin en küçük örneklerini yaşadık. Ben böyle bir politika yapmak istemiyorum. Türkiye’de var olan bu tutum ve davranışların Türkiye’yi AKP’ye teslim ettiğini düşünüyorum. 21. Yüzyıl Türkiye’sinde tek parti tek adam anlayışına karşı olduğum için genel başkanlığa aday oldum. Her şeye rağmen mücadele edip kendi idealim doğrultusunda bir tavır sergiliyorum. Partide seni destekleyen kadınlar var mı? Partide fazla bir kadın olmadığı için destek de söz konusu değil. Parti on ay içerisinde ne gençlik ne de kadın kongrelerini yapabildi. Kadın ve gençlik şu an partimizin en derin sorunlarından biri. Kadınlar ancak parti merkezi aday gösterirse aday olabiliyor, genel olarak tüm partilerde kadının gücü yok diyebilir miyiz? Kadının gücü yok fakat içinde olduğun zaman aslında erkeklerin de gücünün olmadığını görülüyor. Herkes genel başkan denen otoriter yapıya boyun eğerse, biat ederse onlara gerekli yerler verilebilir. Ve var olabilirler. En ufak bir muhalefette hemen kara listeye alınıyorsun. Böylesine totaliter bir yapı içerisinde zaten ne politika üretilebilir . Kadınlar zaten politikadan nasibini alamasın diye daraltılmış alanda tutulmaktalar. AKP yüzde 47 aldığı için kadın yüzdesi onlara yükselebildi. Biz Kader’i kurduğumuzdan bu yana 4.4′de takılmış kalmıştı. Bu sayının artmamasının tek nedeni otoriter ve totaliter bakış açısıdır siyasette. Politik yaşamda gerçekleştirmek istediğin hayallerin var mı? Siyasette elime bir yetki geçerse siyasette politika yapmanın önündeki bütün engelleri kaldıracağım. Öğrenciler, memurlar, askerler yapamaz diye olan bütün yasaları kaldıracağım. Sokaktaki insan politika yaparsa politika şeffaf ve temiz hale gelir. Şu anda politika Türkiye’de ölü durumda, AKP’nin tekeline teslim edilmiş vaziyette. Canlılığı, yeniliği yok. Başbakan çevrecilik yapmaya kalkanlara “ben çevrecinin daniskasıyım gerekirse ben yaparım” demiş. Solculuk yapılacaksa gerekirse kendi yapar. Başkasına ihtiyaç yoksa, bizim birer sandalyemiz yoksa o masada nasıl bir demokrasi olacak. Zorlu bir seçim olacak iki aday mı var? Evet, Süleyman Soylu ve benden başka aday yok. Zorlu olacak tabii. Bir yanda partinin imkanları, kasası, tüm kadroları, bir tarafta da benim kişisel çabam ve bana inanmış olanlar var. Toplam kaç delege var? 1200 delege var. En fazla dokuz yüz civarında da gelen olur diye düşünüyorum. Hem televizyon programların hem de Kader’deki çalışmalarından dolayı özellikle Anadolu’da çok tanınan, sevilen ve sayılan bir isimsin neden bundan yararlanmıyor parti? Çünkü birbirine eşit denklemde insanların uzmanların birbirinden farklı alanlarda çalışan insanların bir araya geldiği bir topluluk değil parti içi kadrolar. Sadece partinin içinde teşkilattan olarak dolaşan, ama dışarıyı, dünyayı, sosyolojiyi psikolojiyi bilen kadrolar değiller. O yüzden de politika oluşturamıyorlar. Parti içi çekişme zaten yok olma noktasına getirdi. Türkiye’de zaten bütün partiler politika üretemedikleri için AKP’nin altında ezilmiş durumdalar. Tekrar kadınlara dönecek olursak politika dünyasında kadınlara görev verildiğinde yerine getirsin anlayışı var. Kadınların inisiyatif almasını kimse istemiyor değil mi? Evet, karar mekanizmasında olması istenmiyor. Benim böylesine inisiyatif almam karar vermem, mücadele etmem bir çok insanı kızdırıyor. Nasıl tepki veriyorlar? Çok ilginç internet sitelerinde “elinin hamuruyla niçin erkek işine karışıyorsun, sen git evinde otur, yemeğinin altı yanıyordur, sen ona baksana” gibi tepkiler bunlar. Sen Tayyip Erdoğan gibi olağan üstü bir liderin karşısında nasıl durabilirsin. Erkeklik liderlikle eşdeğerdir, kadınlar için geçerli değil. Ancak multi milyarder bir kocam olsaydı onu geçerli görebilirlerdi. Güç problemi var. Bunların güç tanımında silah, mafya, para , kayırmacılık var. Benim güç tanımımda ise entelektüel sermaye, dürüst olmak, iyi iş yapmak, uzmanlık alanlarında başarılı olmak var. Uluslararası ilişkileri bilmek var. Uluslararası arenada tanınmış olmak var. İyi bir insan olmak var. Benim için güç bunlar. Farklı iki güç tanımından kaynaklanan bir problem yaşıyoruz. Ben sevmediğim bir insanın zaaflarını bulup o zaaflarla tehdit ederek ondan kurtulmaya filan çalışmam. Ben eşit şartlarda medenice herkesin kendi yeteneğini göstermesini, hakkıysa kazanmasını yoksa da kaybetmesini istiyorum. Ama Türkiye’de medeni değil. Çünkü sadece kadınlar medeniyet getirir. 1933 Okuma Kitabında “annemizi neden severiz” diye bir soru vardır. Orada cevap “annemiz bize medeniyeti öğretir” der. Bu bin yıllık Türk kültürünün cevabıydı. Ama 1950′lerde değiştirilmiş kitap soru aynı fakat cevap “Saçları beyaz olduğu için, yemek yaptığı için ve yama yaptığı için severiz” olmuş. Araştırmanın yapıldığı 2006′ya kadar da değişmemişti. Böyle bir anlayışla yetişen erkek çok iyi eğitim alsa da bir rol model kalıbıyla yetişiyor. Kadın benim egemenliğim altında olmalı, birey olamaz, ben ne emredersem onu yapar eve kapanır, çalışsa bile eviyle işi arasında gider gelir. Peki ailenin üyeleri kocan ve kızın nasıl bakıyor politika dünyasının yükünü omuzlarında taşıyışına? Kerem’le idealist dönemin çocuklarıyız biz. O nedenle de bir ideale böylesine inanmış, maddi manevi zor koşullarda bir çaba harcamamı takdir ediyor. O benim kadar sonuçtan emin değil ama hiç olmazsa bu yolda gitmemi de destekliyor. Kızım, ne yaparsan yap bizi bu AKP’den kurtar, diyor. Siyaseti kadınlarla gençlerle yeniden inşa edeceğim. Partide ikisine de kapıları açmak istiyorum. Herkes özgürce siyaset yapacak. Ve merkez sağı birleştireceğim. Kadınsız ve gençsiz siyaset gayri medenidir. Eğer kazanırsam genel idare kurulunu yüzde elli kadın yapmayı düşünüyorum. Ama bütün parti teşkilatında da kotaları yükseltmek gerek. Kotasız siyasetin kadınlara kapalı olduğuna inanıyorum. AKP siyasetin önünü tıkıyor. Siyasetin önünün tıkanması bireysel özgürlüklerimizden haklarımızdan da taviz vermemizi gerektiriyor. Yavaş yavaş bireysel haklarımızı kaybediyoruz. Bireysel haklarımızı kaybettiğimiz zaman Avrupa Birliğine nasıl gireceğiz. Politikanın geleceği kadınlarda ve gençlerde. Kadın dernekleri, sivil toplum örgütleri ile bir bağlantın var mı? Onlar destekliyor mu, onlarla bir bağlantı kurdun mu? Elbette hep bağım oldu. Ama henüz organik bir bağlar kurmadık henüz. Partiye karşı bir önyargı var. Partiye inanmıyorlar. Bu önyargıları kırmak şu an benim birinci işim. Çünkü bu önyargıları kırmadan, organik bağı kurmadan siyaset yapamam.İnanılmaz bir karamsarlık ve atalet var bugün ülkede bunu kırmak istiyorum. Bir idealim ve bunun peşinden gitme cesaretim var. Korkakların yapamadığı işi cesurlar yapar. Desteklensem bu cesaret büyük bir güce kadın dinamizmine dönüşür. Ben toplumda bulunan enerjiyi cesaretle politikaya katabilmeye uğraşıyorum. Toplum bir atalet ve korkaklığa kapılmış durumda. “Böyle gelmiş böyle gider, bir şey değiştiremezsin senin gücün yetmez, devlet kasası var karşında sen kim oluyorsun” bana söylenenler bunlar. Devlet kimsenin babasının malı değil. Partiler de kimsenin malı değil, Bizler pekala da birey olarak bunlarla mücadele edebiliriz. Şeyh Galip yüzyıllar öncesinde “Altın çağ yoktur, altın çağ senin yaşadığın çağdır” demiş. Onun için ben ne geçmişte ne gelecekte yaşıyorum. Ben şu anı değiştirmek istiyorum. Değiştirmenin yolu da içinde olmak.Yaptığın işte sonuna kadar mücadele etmek gerektiğine inanıyorum. Kaybede kaybede kazanacaksın. Amerikan Başkanı Washington bile sekiz kez mi ne kaybetti sonra başkan oldu. Tabii ben o kadar beklemek istemiyorum ama yaptığın işin sonuna dek direnmen lazım. Ben kanserle bile mücadele etmiş bir insanım, kim oluyor bu adamlar… Nevval Sevindi Kimdir? İzmir Türk Koleji’ni bitirdi. Ankara Üniversitesi’nde antropoloji okudu. Ardından klasik arkeoloji ve Antik Yunan üzerine mastır yaptı. Bir dönem İran’da yaşadı. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nda araştırmacı ve bakan danışmanı olarak çalıştı. 1989 yılından beri gazeteci ve serbest yazar olarak Yeni Yüzyıl, Zaman, TRT, Samanyolu TV gibi çeşitli gazete, dergilerde ve televizyon kanallarında program yaptı. Aşkın Ölümcül Etkileri, “Kırık Kalpli Kadınlar Ülkesi, Kent ve Kültür, Girişimci Amazonlar, Daha Fazla Özgürlük’ün de aralarında olduğu onun üzerinde kitap yayımladı. 2007′de DYP’den politikaya adım attı. Araştırmacı yazar Nevval Sevindi bu yılın başında yapılan kongrede başkanlığa adaylığını koymuş ama sonra ittifakla adaylıktan çekilmiş ve birinci sır… ( KB)

Milliyet yazdı

Kasım 9 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Kadının fendi, erkek liderleri yenecek Nevval Sevindi’nin sloganı, “Türküm, Müslümanım, modernim.” Sevindi, “Erdoğan ve Baykal’ın karşısına çıkmaya hazırım. ‘Kadının fendi erkeği yendi’ durumu, kadın enerjisiyle, aklıyla ve bilgisiyle karşılarına çıkacak” diyor.

Gazeteci yazar Nevval Sevindi, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanlığı için yarışmaya hazırlanıyor. Sevindi, bir yazar olarak verdiği özgürlük mücadelesiyle tanınan, daha sonra cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmayı başaran Çek tarihinin en önemli entelektüellerinden Vaclav Havel’i beğeniyor ve onu örnek alıyor. Sevindi, siyasetteki en önemli sınavlarından birini, 15 – 16 Kasım tarihlerinde yapılacak olan DP Olağan Kongresi’nde Süleyman Soylu’ya karşı verecek. Radikal kararlara imza atma cesaretinin kendisinde olduğunu söyleyen Sevindi, toplumdaki herkese siyaset özgürlüğü vaat ediyor. Recep Tayyip Erdoğan ve Deniz Baykal’a karşı mücadeleye hazır olduğunu belirten Sevindi, siyasette “kadının fendinin erkekleri yeneceği” düşüncesinde. Sevindi’yle DP Genel Başkan adaylığını konuştuk. Herkese siyaset Siz DP’de daha önce de başkan adayı olacaktınız. Ancak, siyasi kamplaşmalar nedeniyle genel başkan yardımcısı olmayı yeğlediğinizi söylemiştiniz. Neden yeniden aday oldunuz? Parti içi demokrasinin gerçekleşmediğini gördüm. Verilen demokratik sözlerin yerine getirilmesini istiyorum ve partinin yeniden yapılanması için yola çıktım. Profesyonel politikacıların koltuğunu kaybetme korkusu olduğunu, bu nedenle de radikal kararlar alıp uygulayamadıklarını söylüyorsunuz. Sizin radikal kararlarınız ne olacak? Bütün toplumsal katmanların önündeki siyaset yapma yasağını kaldıracağım. Memur, asker, öğretmen, öğrenci ve akademisyenler siyaset yapamıyor. Ben herkesin önündeki yasal engellerin kaldırılmasını, herkesin özgürce siyaset yapmasını savunuyorum. Siyasette kan temizlemenin yolu, profesyonel dediğim siyaset yapan grupçukların dışında, her katmanın siyaset yapması, bu profesyonelleri temizleyecektir. “Profesyonel politikacı” lafında bir ironi var mı? Elbette var. Ya veraset yoluyla politika yapmakta olan ya da politikayı daha çok içerideki ayak oyunları olarak gören, bir politika üretmek olarak politikaya bakmayıp, politikayı sadece bir yer kapmaca oyununa çevrilmesine, profesyonellik diyorum. Temel politikanız ne olacak? Birincisi özgürlük. Herkesin serbestçe ve eşit şartlarda yarışmasını sağlamak istiyorum. ‘İnsanlar seçilerek, kazanarak gelsin, oyun oynayarak gelmesin’ diyorum. Sloganınız nedir? Türküm, Müslümanım, modernim. Kadınlar için ne vaat ediyorsunuz siyaset açısından? Kapıları sonuna kadar kadınlara ve gençlere açacağım. Kota siyaseti uygulayacağım. Türkiye’de değişimi, sanırım bir kadın gerçekleştirecek. Çünkü, erkekler bu konuda başarısız oldu. Erdoğan ve Baykal’ın karşısına çıkmaya hazırım. ‘Kadının fendi erkeği yendi’ durumu, siyasette çok yakında diğer kadınlarla, benim siyasete taşıyacağım kadın enerjisiyle, aklıyla ve bilgisiyle karşılarına çıkacak. Fethullah Gülen okulları Fethullah Gülen’le yakınlığınız için neler söyleyeceksiniz? Ben Fethullah Gülen’le yaptığım röportajda da söylediğim gibi ve bir sosyal bilimci, bir antropolog olarak kültürel İslamın temsilcisi olarak değerlendirdim Gülen’i. Beğendiğim şey, bütün dünyada okullarında Türkçe okutması. Türk kültürünü yaymasını ve İstiklal Marşı’nı söyletmesini onaylıyor ve bunu beğeniyorum. Cemaat desteği gelir mi? Ben sadece Fethullah Gülen cemaatinin desteğini değil, herkesin desteğini almak istiyorum. Niye destek vermesinler? Onların kadınlarıyla da çalıştım, AKP’nin kadınlarına da konferanslar verdim, yardım ettim. Önlerini açıcı bir yığın iş yaptım. Bu yaptığım mücadele insanların kalbinde bir yer ediniyor.

Hakan Aygün yazdı

Kasım 6 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Nevval Sevindi kolları sıvadı…. ANAP kendisine Erkan Mumcu’dan sonra yeni bir lider seçti. Esamesi okunmuyor.

Yazar E-Posta: haygun@bugun.com.trHaber Tarihi: 4 Kasım 2008DYP namı diğer Demokrat Parti kendisine Mehmet Ağar’dan sonra yeni bir lider seçti. Onun da esamesi okunmuyor. Ağar-Mumcu birleşme fiyaskosu, zaten “tükenmiş” olan iki partiyi ayağa kaldırmak için son şanstı. Değerlendirilemedi. Başarılı olsa, belki bugün Meclis’te olacaklar, belki de AKP tek başına yüzde 47′yle iktidara gelemeyecekti. Bu partilerin başına yepyeni, karizmatik, ilginç isimlerin gelmesi belki bir son şans olabilirdi. Ama yeni genel başkanlarının, ANAP’a ve DYP’ye bir hava katamadıkları gözleniyor. Şu andaki manzara şöyle. Merkez sağdaki iki parti ANAP ve DYP’nin elinde kalan anti-AKP merkez sağ oy kalıntıları, giderek CHP’ye yönleniyor. Hemen belirtelim, son seçimlerde olduğu gibi bu partilerden kalan mirasın büyük çoğunluğunu AKP kaptı. CHP’ye kayan kısım, daha şehirli olanları…. Merkez sağda yeni bir oluşumun ya da yeni bir ANAPDYP (DP) birleşmesinin hiç şansı yok mu? Var! AKP’nin gelecek genel seçimlere yıpranmış olarak girebileceğini ve merkez sağdan asla CHP’ye kaymayacak oylar olduğu sürece var. Şimdiden kestirmek çok zor ama, bir sonraki Meclis’e bir partinin daha girme şansı olduğunu söyleyebiliriz. İşte bu yüzden, ANAP ve DYP’nin cesetlerinin yeniden diriltilmesinin küçük de olsa bir anlamı yok değil. Bu ayın 15′inde DYP(artık DP)’nin olağan kongresi var. Son kongrede seçilen Süleyman Soylu’ya karşı Nevval Sevindi aday olmaya hazırlanıyor. Öteden beri siyasette kadın eline daha sıcak bakıyorum. Nevval Sevindi de Türkiye’nin son 20 yılına damga vuran sayılı sağ entelektüellerimizden biri. Tansu Çiller gibi, “sonradan sağcı” değil. Çiller’i, fazla benimsemeyen merkez sağ tabanın, Nevval Sevindi’ye ısınması daha kolay. Kongre yaklaşsın, detayına daha da ineriz ama şimdiden Nevval Sevindi’nin adaylığına sevindiğimi belirtmeliyim. Belki merkez sağa yeni bir “kıpırtı” gelir! 4 KAsım2008

HÜSEYİN ÜZMEZ CEZALANDIRILMALI

Kasım 2 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Hiyerarşik ve otoriter toplumcu bakış kendinden küçük ,zayıf,güçsüz olanı ezmeyi mubah sayar. Bunu benimseyen nefsinin köpeği insanlar da her durumdan yararlanmayı,ceza almamayı bir akıl olarak yorumlar. Güç diye görür.

Buna yardakçılık eden anlayış; bizim sapığımız iyidir,bizim iftiracımız deşifre edilmemeli,bizim hırsızımız korunmalı şeklinde hayata geçer. Yetkisini ve makamını kullanarak ezen,soyan, tüm haklara tecavüz eden ne çok insan tanıdınız değil mi? Evde oturan da tanıdı,sokakta gezen de! Kurtulmak mümkün değil bu yapışkan , egoist insanlardan. Utanma ve arlanma duyguları yoktur. Gözünüzün içine bakarak her türlü yalanı söylerler. Sizi telefonda tehdit ederler. Sindirmeye çalışırlar. “Sen bir hiçsin bana inanırlar” diyerek her türlü ahlaksızlığa teşnedirler. Ülkemizde ahlaksızlık genelde belden aşağı konularda geçerli sayılır. Eğer bir liste yapılsaydı ,cinsellik ahlaksızlık sıralamasında çok altlarda yer alırdı. Çocuk istismarı, kadına dönük şiddet,kendinden daha düşük gelir seviyesindekini tehdit gibi şiddetin binbir yüzü ahlaksızlığın altın harflerle yazılan durumudur. Kendinden olana taviz verme de ,görmezlikten gelme de şiddet türüdür. Kasklı operacı tecavüz sanığı da babasının iktidarına sığınarak küçük kızlara saldırmıştı. Hep korunarak var olmuş ve canı isteği kadar tecavüz edebilmişti. Zihnen tecavüze uğrayan bizim gibi entelektüeller de var. Buna destek verenler de faşist zihniyetin evlatlarıdır. Onlar tek doğru benim hezeyanları içinde olup saldırganlıklarını gizlemezler. Ancak küfürbazlıklarını, çirkin saldırılarını “aykırı” yorganı altına saklarlar. Oysa bal gibi adi bir küfürbaz,kıskanç ve ego manyaktırlar. Korundukça azarlar. Bozuk olan ayarları hepten raydan çıkar. Toplumsal ruh sağlığımız için bunları yeniden düşünmeliyiz. Kaba bir tarafgirlik yerine insani değerleri koymalıyız. Haşin ve kaba saba tavırlar,sözler yerine unutulan nezaketi teşvik etmeliyiz. İkiyüzlülük yerine şeffaf olanları toplumda öne çıkarmalıyız. Yoksa çocuklarımıza “rol model” haberlerden çıkacaksa geleceğimizi kara bulutlar sardı demektir. Herkes yapılan haksızlığın cezalandırılmasını ister. Buna izin vermezsek daha sonra bizim başımıza gelecekten de kendimiz sorumlu oluruz. Bunun sayısız örneği vardır. Hüseyin Üzmez , kamu vicdanında derin bir yara açmıştır.Bu konudaki tüm sorumlular cezalandırılmalıdır. Adaletin olmadığı yerde millet olmaz. İnsanlık olmaz. Gelecek olmaz. Mevlana kendi yüzüne bak der: “Acaba ben kendi yüzümü nasıl görebilirim? Acaba benim nasıl bir rengim var? Ben lekesiz yüzlü, ak yüzlü biri miyim? Yoksa kirli, günahkar yüzlü bir kişi miyim? Bu hali nasıl görebilirim? Böylece ben, iç yüzümü, can suretimi görmek için çırpınıp duruyordum, araştırmalar yapıyordum. Fakat siretim, iç yüzüm kimseden görünmüyordu, hiçbir şey beni bana göstermiyordu. Kendi kendime dedim ki, ayna neden icad edilmiştir, ne işe yarar? Herkes aynaya bakarak kendisinin kim olduğunu, nasıl olduğunu görsün, bilsin diye bulunmuş mudur? Fakat bildiğimiz aynalar, insanların dış yüzlerini, suretlerini göstermek için yapılmıştır. Can yüzümüzün aynası nasıldır, nerededir? Can aynası çok pahalı, çok değerlidir. Can aynası, ancak sevgilinin yüzüdür. Bizim iç yüzümüzü, can yüzümüzü gösteren sevgilinin yüzü bu diyarda yoktur. O, mana diyarındadır.” (Divan-ı Kebir, c.I, nr.441) “Dün şeyh eline bir fener almış. Şeytanlardan, canavarlardan bıktım, usandım; ben gerçek insan istiyorum, gerçek insan istiyorum.”

Fethullah Gülen’den devrimci öneri

Ekim 26 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Fethullah Gülen’den devrimci çıkış.Dayak yiyen kadınlara ayni şiddette erkeklere cevap vermesini öneriyor. Bu öneri İslam aleminde kadın erkek ilişkilerini temelden sarsacak devrimci,tabuları kıran bir yorumdur. Kendisiyle 1997′de yaptığım söyleşide bir çok devrimci fikirleri yer almıştı. Bu nedenle ben de,Fethullah Gülen de bir çok haksız hucüma uğramıştık. İftiralara uğramıştım. Cemaatte kadınlar seslerini daha fazla duyurmaktadır diye düşünüyor, önerisini önemli buluyorum. Kadını ikinci sınıf gören,susturan,eve erkek gelince mutfağa kapatan anlayışa karşı İslam’ın “kısasa kısas” anlayışını modern bir yorumla kadın yararına açması çok önemli. Kadın erkek ilişkilerinde Fethullah Gülen çıtayı yükseltti. Bu önerinin Müslüman erkek kabadayılığı yapanlarda şok yaratacağına da kuşku yoktur. Fethullah Gülen’in önerisini bütün kalbimle destekliyorum, zayıfa vurana vurmak haktır.

“Olay şu: Ahmet Kurucan, bir gün Amerika’da Gülen’in sohbetine katılmış… Dar kadrolu bir sohbetmiş bu… Konu dönmüş dolaşmış, kadına yönelik şiddete gelmiş… Gülen, “Benim bu konuda radikal fikirlerim var” diye girmiş olaya… Başlamış anlatmaya: “Koca dayağı yiyen kadınlar, eğer ortada çocukları olmasa boşansınlar derdim. Kocanın karısını dövmesinin ’Kuvvetli, zayıfı her zaman ezer’ zalim felsefesinden ne farkı var? ” Kocası tarafından dövülen kadınlar judo, karate, tekvando kurslarına gitseler… Kocası bir tokat vuruyorsa, o da iki tokatla karşılık verse… Dövme haksız yere yapılan fiili bir saldırıdır ve suçtur. Bu saldırıya karşı nefsi müdafaa meşrudur. Hatta müdafaa etmeme ayrı bir suçtur denebilir.” Bu görüşler fırtına estirir mi? Eğer klasik ya da modern tüm fıkıh kitaplarında “koca dayağı”, hiçbir zaman meşru boşanma nedeni olarak sayılmıyorsa… Eğer klasik ya da modern tüm fıkıh kitaplarında “aile huzuru” adına, kocanın karısını “hafifçe dövmesi”ne cevaz veriliyorsa… Eğer klasik ya da modern tüm fıkıhçılar, kocası tarafından dövülen kadının, kocasına karşılık vermesini akıl alır bir şey olarak değerlendirmiyorsa… Fırtına da estirir, kar da yağdırır, tufan da çıkarır… Ahmet Hakan’ın yorumu bu. Sizin yorumlarınızı da bekliyorum. ————————— Ekrem Dumanlı ile ilgili yazıyı okudum.Nasıl zarar verdiğini de biliyoruz. Cemaat oluşturmak zordur. Manevi destek ister… Bediüzzaman’ın manevi mirası üzerine oluşturulmuş bir cemaatin, manevi alemde Bediüzzaman’a hesap vermeyeceğini sananlar yanılıyor. Siyasetten şeytandan kaçar gibi kaçan bir zat , seçimlerde siyaset yapan Nurcuları ne kadar manevi alemde destekler göreceğiz. Bunu idrak edemiyorlar sanırım. Ama hal şiddetli olacak! Risaleleri 30 yıl önce tanıdım. Muazzam hakikatler var. Her sözüme rehber olur. Şu an gelinen nokta çok vahim. Özgün olmayan insan fikir oluşturamaz. Nurlar yeterince anlaşılmıyor. Yapılan kuru taraftarlık. Sonuç siyasallaşmış nur cemaatleri. Suçlu aramak veya cemaat liderini kutsamak yerine liderin de bir talebe olduğunu idrak etmeli. Bediüzzaman hem müellifi hem Risale-i nur’un talebesidir. Saygılarımla,

Şehitlere rahmet

Ekim 4 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Yine 15 şehit-Sorun Kuzey Irak! Son saldırıda şehit olan bütün askerlerirmizin ailelerine ve tüm milletimize baş sağlığı diliyorum.15 eve düşen ateş içimizde!

Yine 15 şehit-Sorun Kuzey Irak! Türkiye’nin yüreği bir kez daha acıyla yanıyor.15 şehit. 15 eve düşen ateş. Acılı analar,babalar,çocuklar. Acılı bir Türkiye. Bu tabloyu son yıllarda çok sık yaşamış bir ülkenin insanları olarak bu konuya daha kesin çözümler istemek hakkımız. Türkiye’yi 6 yıldır tek başına yöneten AKP Hükümeti’nin terör konusunda ardına sığınabileceği herhangi bir bahane yoktur. Çünkü terörle mücadele sorununun askeri değil, siyasi olduğu artık açıkça ortaya çıkmıştır. AKP Hükümeti terörün kaynağını saptamakta ve gerekli önlemleri almakta pasif ve duyarsız kalmaktadır. Terörün yuvalandığı yer Kuzey Irak’tır. Bu bölgede gerçek askeri kontrol ABD’dedir. Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Barzani ve Irak Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan Talabani, Kuzey Irak’ta PKK terörüne açıkça yataklık eden konumdadırlar. Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan bu son saldırıdan sonra bu isimlerle ilişkilerinde bu gerçeği göz ardı ederlerse milletin vicdanı onlardan bunun hesabını bir gün, ergeç soracaktır. Kuzey Irak Kürt yönetimi, Bağdat yönetimi ve ABD yönetimi Türkiye’ye yönelik terör saldırılarının ortak sorumlularıdır. AKP Hükümeti bu gerçeğe göre adım atmak zorundadır. Bu güçler Kuzey Irak’taki bu alçakça oyunun sürmeyeceğini anlamak zorundadırlar. AKP Hükümeti bu kararlılığı gösteremezse, gösterecek bir hükümet mutlaka bulunur. Ayrıca ülkede Türk- Kürt çatışmasını körükleyen çevreler, adları açıkça ortaya konarak teşhir edilmelidir. Bu da siyasi olarak AKP’nin atması gereken bir adımdır. Politika sadece yandaşlarına rant ve çıkar sağlama uğraşı değildir. Zor ve belalı zamanlarda ülkesini, milletini, vatanını ve tüm yurttaşlarını selamete çıkarma ve felaketten koruma sanatıdır. Ülke ehil ellerdeyse bu tehlikeler azalır. Ülke ehil ellerde değilse, adım adım bölgesel ve küresel tuzaklara çekilebilir. Son saldırı Türkiye’ye yönelik çok yönlü ve aşamalı bir tuzağın tüm izlerini taşımaktadır. AKP Hükümeti ve Erdoğan, ülke içinde sergilediği öfkenin bir bölümünü ülkenin gerçek düşmanlarına yöneltirse politik çözüm yönünde adımları daha hızlı atabilir. Terör yuvası Kuzey Irak’taki bataklık tümüyle ve kesin olarak kurutulmalıdır. Türkiye bunu sağlayacak güçtedir. Yeter ki Türkiye’yi yönetenler bu gücün farkına varsın diyorum.

Bayramınız kutlu ve mutlu olsun!

Eylül 29 2008Yorum Yok Kategori: Güncel

Bayram, bir parça sıcaklık dağıtıyor hoşgörüsüz dünyamıza vesselam.

Bayram namazından dönen babam, İzmir Yahudi böreği olan boyozu sıcak sıcak kahvaltı masasına bırakınca bayram kahvaltısı başlardı. Çekişte dediğimiz kırma zeytin, buruşuk yüzüyle sele zeytin ve ışıl ışıl limonlu bakışlarıyla Ayvalık yeşil zeytini baş köşeye kurulurdu. İncecik bir tül gibi sürülen beyaz peynirin yanında İzmir tulumu, kaşar peyniri tereyağda erimiş olarak masaya serilirdi. Babamın arkadaşı olan özel kasapta yapılan sucuk kocaman bir tavada salınarak gelirdi. Domates üzerine dökülen sızma zeytinyağ, adaların kokusunu taşırdı, hafif kekik tadıyla. Radyoda çalan müzik ya da Karagözle Hacivat’ın bitmeyen kavgasının fondaki yeri pek değişmezdi. Annemin akşam geç saatlere kadar temizlediği evden yayılan çamaşır suyu kokusu tüm yiyecekler tarafından bastırılırdı. Limonlu çaylarımızı yudumlarken kırılmış cevizler ayıkla beni der gibi bakarlardı. Onları da çaya atar ve çayın sonunda ağzımıza vereceği lezzeti o andan itibaren zihnimizde tutmaya başlardık. Yepyeni ayakkabılar, giysilerle donanıp içimizi kaplayan sevince ortak olması için büyük ailenin yanına koşardık. Anneannem bize bayramın birinci günü öğle yemeğini ve tatlılarını hazırlamış olurdu. Dedem bize takılır, kızdırdıktan sonra paralarımızı verirdi. Anneannem dantelli mendillere sarılı parayı avucumuza tutuştururdu. Kahveler içilirken teyzem ve eniştem dört çocuğuyla kapıda biterlerdi. Giritli eniştem “ela do” der ve benden Rumca su isterdi. Ben başımı sallayıp suyu getirmeye giderdim. O her zaman “sarı kız” diye beni sever ve paramı verirdi. Teyzelerden toplanan paraların sayılması büyük bir keyifti elbette. Alacağım kitapların listesini hazırlardım. Bana hediye kitap dışında bir şey alınmasına çok kızardım. Herkes bunu bilirdi. Kız kardeşim ise hemen çuikolata ve çata pataya parasını yatırırdı. Ya da parayı bozuk olması nedeniyle bütünletmek bahanesiyle babama verir. Aradaki farkı da cebe atardı. Kalbura bastı denen kalburun üstüne basarak üstüne şekil verilen Rumeli tatlısını zevkle yedikten sonra sokağa dökülürdük yeniden. Sıradaki büyükleri gezmek için bir plan yapılırdı. Ya önce biz çocuklar fuara götürülürdük. Oyuncaklarda içimiz kayarak döner, atlar zıplardık. Ya da sirke girer bin bir eğlenceye gülerek bayramın mutluluk veren atmosferini yaşardık. Ninemin eski Rum evinin inleyen merdivenlerini tırmanır, tertemiz bir evin ahşap süslemelerini seyrederdim. Yaseminin dev bir bekçi gibi koruduğu avludan terasa çıkar, bi bir kokulu karanfilleri, gülleri sıra sıra teftiş ederdim. Tüm bu insanlar “Underground” filminin son sahnesindeki gibi şimdi başka bir dünyanın bayramını kutluyorlar uzaklaşan bir kara parçasında. Sevdiklerimin büyük çoğunluğu artık yoklar. Onlar bayramın hoşgörüsüne sığınıp yüreklerine sızmış kızgınlıkları bir kenara atarlardı. Yüreklerinin buzdan saraylarında oturan bugünün insanları belki bayramın “şeker” gibi eriyerek ağızlarında bir tat bırakmasına izin verirler. Sabit fikirli dünyalarına gelen konukları kovmadan önce bir çikolata ikram ederler. Hoşgörünün hoşgörüsüzlüğe çarpmasından mutlu olabilen insanların yazdıkları yaşadıklarından farklı olur belki. “Vefalı olalım, melamet çekelim, hor görülelim. Fakat halimizden memnun olalım, kimseye darılmayalım, çünkü bizim şeriatımızda incitmek, darılmak, dargın durmak kafirliktir.”der Şirazlı Hafız. Bayram, bir parça sıcaklık dağıtıyor hoşgörüsüz dünyamıza vesselam.

Sayfa 19 / 30« İlk...«1718192021»...Sonraki »