<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>NevvalSevindi.com &#187; Güncel</title>
	<atom:link href="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/category/guncel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 05:53:21 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>İçişleri Bakanı teşhis edemiyor</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/29/icisleri-bakani-teshis-edemiyor/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/29/icisleri-bakani-teshis-edemiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 05:51:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=3611</guid>
		<description><![CDATA[İçişleri Bakanı Atalay dün İnegöl ve Hatay’daki olaylar için “siyasi ve ideolojik değil” diye konuştu. Teşhis yanlışsa, tedavi mümkün değildir. Sayın Atalay’ın teşhisi yanlıştır. Çünkü PKK’nın talimatlarını uygulayan BDP’nin her davranışı siyasidir. BDP yeni ilan ettiği “özerlik” siyaseti için her yerde Türk-Kürt çatışmasını körüklüyor. Bunun kökeninde ideolojik olarak BDP’nin “ayrılıkçı milliyetçilik” politikası var. AKP’nin hedefsiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/wp-content/uploads/2010/07/l_MhfiplKEkJ.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3614" title="l_MhfiplKEkJ" src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/wp-content/uploads/2010/07/l_MhfiplKEkJ.jpg" alt="" width="80" height="60" /></a>İçişleri Bakanı Atalay dün İnegöl ve Hatay’daki olaylar için “siyasi ve ideolojik değil” diye konuştu. Teşhis yanlışsa, tedavi mümkün değildir. Sayın Atalay’ın teşhisi yanlıştır. Çünkü PKK’nın talimatlarını uygulayan BDP’nin her davranışı siyasidir. BDP yeni ilan ettiği “özerlik” siyaseti için her yerde Türk-Kürt çatışmasını körüklüyor. Bunun kökeninde ideolojik olarak BDP’nin “ayrılıkçı milliyetçilik” politikası var. AKP’nin hedefsiz “Açılım” politikası, Kürt ayrılıkçılarını cesaretlendiriyor, çatışma ortamını körüklüyor.</p>
<p><span id="more-3611"></span></p>
<div id="bt">
<p><strong>Kerem Çalışkan-Euractiv.com.tr Yayın Yönetmeni</strong></p>
<p>Türkiye Türk-Kürt çatışmasına sürükleniyor.</p>
<p>AKP Hükümeti farkında değil.</p>
<p>AKP Hükümeti’nin İçişleri Bakanı Beşir Atalay dün konuştu.</p>
<p>İnegöl’de yaptığı açıklamada İnegöl ve Hatay olayları için “Siyasi ve ideolojik değil” dedi.</p>
<p>Atalay fena halde yanılıyor.</p>
<p>Çünkü olaylar hem siyasi hem ideolojik.</p>
<p>Siyasi, çünkü PKK ve BDP’nin “Kürtlere demokratik özerklik” siyaseti tarafından kışkırtılıyor.</p>
<p>İdeolojik, çünkü arkasında PKK ve BDP’nin “ayrılıkçı milliyetçilik” ideolojisi var.</p>
<p>Atalay bu iki konuda yanıldığı için AKP Hükümeti olaylara doğru teşhis koyamıyor.</p>
<p>Ne olduğunu anlamıyor.</p>
<p>Teşhis yanlışsa, tedavi mümkün değildir.</p>
<p>AKP Hükümeti’nin teşhisi yanlış, zaten tedavi de edemiyor.</p>
<p>Çünkü AKP hükümeti, hedefsiz, belirsiz ve muğlak “açılım politikası” ile Kürt ayrılıkçılarının değirmenine su taşıyor.</p>
<p>Attığı her adım PKK ve BDP’yi cesaretlendiriyor.</p>
<p>Açılım politikasının verdiği cesaret ile BDP’liler Türkiye’de yaşayan Kürtler için “demokratik özerklik” ilan etme aşamasına geldiklerini düşünüyorlar.</p>
<p>Bu anlayışın sonucu olarak “iki taraf da silah bıraksın” gibi abuk bir söylemle sözde barış çağrıları yapan Diyarbakır’daki STK’ların temsilcisi Diyarbakır Baro Başkanı “Ordu, silahlı grupların olduğu yerde gezinmesin” gibi taleplerde bulunuyor.</p>
<p>İşte  BDP’nin “demokratik özerklik”ten anladığı tam da budur.</p>
<p>PKK’lı çetelerin kontrolünde “Kürt özerkliğinin yaşandığı ve ilan edildiği bölgeler” yaratmak.</p>
<p>AKP sınırı ve çizgisi belirsiz “Açılım politikası” ile Kürt Siyaseti’nin parlamentodaki temsilcisi BDP’de bu tür bir “Kürt özerkliği” umudu yaratmıştır.</p>
<p>Bunu kendi PKK’lı milisleri ile kurup savunacakları güce ulaştıklarını düşünüyorlar.</p>
<p>Bu düşüncenin bile ne kadar tehlikeli olduğunu fark etmiyorlar.</p>
<p>Ne yazık ki, anlaşılan Hükümet temsilcileri de fark etmiyor.</p>
<p>Şimdi İnegöl’de, Hatay’da patlak veren yerel çatışmaların ardında BDP’nin körüklediği bu umut ve cesaret vardır.</p>
<p>PKK’nın körüklediği politika budur.</p>
<p>Her basit olayda, Ege’de, Anadolu’nun herhangi bir yerinde kız meselesinden, kumardan, borçtan, mahalle maçı kavgasından, bahçeye tavuk girdi kavgasından çıkabilecek herhangi bir çatışma, PKK ve BDP’liler tarafından Türk-Kürt çatışması yönünde körüklenmektedir ve körüklenecektir.</p>
<p>Neden?</p>
<p>Nedeni bellidir.</p>
<p>Türkler ve Kürtler bugüne kadar tüm kışkırtmalara rağmen, karşıt kamplar haline gelmemiştir.</p>
<p>Birbirine düşmanca bakan kamplar oluşmamıştır.</p>
<p>İşte şimdi bu kamplaşma yaratılmak isteniyor.</p>
<p>Anadolu’nun küçük kasabalarında ve ilçelerinde bu ayrımcılık ve kamplaşmayı körüklemek daha kolay olabilir.</p>
<p>Kürt mahallelerinin olduğu her küçük veya büyük kentte, beldede, ilçede bu çatışmayı yaratabilecek bir potansiyel vardır.</p>
<p>Bu ortam giderek olgunlaşmaktadır.</p>
<p>Türkiye’nin İnegöl veya Hatay gibi herhangi bir yerinde patlak veren Kürt-Türk çatışması da bu ortamı körüklemektedir.</p>
<p>Bu yüzden konunun uzmanı bazı köşe yazarlarının satır aralarında bile ilk kez panik işaretleri belirmiş ve “Aman bu çatışmayı önleyin” çağrıları yükselmeye başlamıştır.</p>
<p>Hiç kuşkunuz olmasın ki, Türkiye’yi bölmek, zayıflatmak ve güçsüz düşürmek isteyen, dış güçler ve bazı ülkelerin istihbarat güçleri de devrededir.</p>
<p>Onlar şimdi harıl harıl, yeni çatışma çıkaracak yerleri, noktaları ve olayları arıyorlar.</p>
<p>Ege’nin hedeflerinde olduğu sır değildir.</p>
<p>Ege’de patlak verecek bir Türk-Kürt çatışmasında hele kan dökülürse, olaylara Doğu’dan gelecek ve kışkırtılacak tepkilerle, Türkiye çapında çatışma ve kaos görüntüsü verilebilir.</p>
<p>Bugün kışkırtılan senaryo budur.</p>
<p>Hükümete “Bunu fark edin ve önleyin” demek gerekir.</p>
<p>Ancak İçişleri Bakanı Atalay’ın “Olaylar siyasi ve ideolojik değil” sözleri AKP Hükümeti’nin ne olduğunu anlamadığını ortaya koymuştur.</p>
<p>Durum vahimdir.</p>
<p>Türkiye’de Türk-Kürt çatışması sistemli, planlı ve organize bir şekilde körüklenmektedir.</p>
<p>Bu planı bozmak için önce bu planı doğru anlamak gerekir.</p>
<p>Bugün Türkiye’de Türklerin ve Kürtlerin aklı eren insanlarına ve aydınlarına yapılabilecek tek çağrı vardır:</p>
<p>Ne olduğunu anlayın!</p>
<p>Türkiye’de Türk-Kürt çatışmasına dayalı bir “iç savaş senaryosu” sahnelenmek isteniyor.</p>
<p>PKK ve BDP bu senaryoyu körükleyen bir rol üstlenmiş durumdadır.</p>
<p>Bu oyunu bozalım.</p>
<p>Elele verelim.</p>
<p>Türk-Kürt çatışmasına hayır!</p>
<p>Türkiye’de iç savaşa hayır!<img src="fileadmin/template/img/dot.jpg" alt="" /></p>
</div>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=3611&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/29/icisleri-bakani-teshis-edemiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu gece 21.00&#8242;de</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/28/bu-gece-21-00de/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/28/bu-gece-21-00de/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 13:37:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=3609</guid>
		<description><![CDATA[MPL kanalında canlı yayındayım.
Konuk:prof.İbrahim Saraçoğlu

Uydu bilgileri:Türksat3A
Frekans:12525
Sembol oranı:30.000
Polarizasyon:V(dikey)
Fec:5/6
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MPL kanalında canlı yayındayım.</p>
<p>Konuk:prof.İbrahim Saraçoğlu</p>
<p><span id="more-3609"></span></p>
<p>Uydu bilgileri:Türksat3A</p>
<p>Frekans:12525</p>
<p>Sembol oranı:30.000</p>
<p>Polarizasyon:V(dikey)</p>
<p>Fec:5/6</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=3609&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/28/bu-gece-21-00de/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beslenmek önemli</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/27/beslenmek-onemli/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/27/beslenmek-onemli/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 13:47:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=3605</guid>
		<description><![CDATA[Maalesef geleneksel mutfağımıza yapılan saldırılar ve kimlik kaybı herkesi hasta etti.Geçen gün anlatılanlara bakın:Dede,torun,baba,oğul restorana gitmişler.Bu ünlü restoranı oğlu seçmiş.Torun &#8220;spagetti bolonez&#8221; söylemiş.Dedesi &#8220;ver bakayım bu neymiş&#8221;deyince &#8220;bu kıymalı makarna evladım&#8221;narasına çocuğun tepkisi &#8220;rezil olduk burada öyle denmez!&#8221; Bunu kimden öğrendi dersiniz?

İçki bu ülkede, Osmanlı tarihi ve anıları,edebiyatı okuyan herkesin bildiği gibi , tarihin her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-family: Arial;">Maalesef geleneksel mutfağımıza yapılan saldırılar ve kimlik kaybı herkesi hasta etti.Geçen gün anlatılanlara bakın:Dede,torun,baba,oğul restorana gitmişler.Bu ünlü restoranı oğlu seçmiş.Torun &#8220;spagetti bolonez&#8221; söylemiş.Dedesi &#8220;ver bakayım bu neymiş&#8221;deyince &#8220;bu kıymalı makarna evladım&#8221;narasına çocuğun tepkisi &#8220;rezil olduk burada öyle denmez!&#8221; Bunu kimden öğrendi dersiniz?</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"><a href="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/wp-content/uploads/2010/07/260720100200059485566_2.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3606" title="260720100200059485566_2" src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/wp-content/uploads/2010/07/260720100200059485566_2-150x102.jpg" alt="" width="150" height="102" /></a><span id="more-3605"></span></span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">İçki bu ülkede, Osmanlı tarihi ve anıları,edebiyatı okuyan herkesin bildiği gibi , tarihin her döneminde vardı.Ne övmek,ne yermek işimizdir.</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Ne yediğini bilmek  gibi irfan olmaz.</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Mine Şenocaklı Vatan&#8217;da yazdı:</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">26.Temmuz dizi</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;"><span style="font-family: Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif; font-size: x-small;">*İçki şişede durduğu <a onmouseover="showAd('26625','100255' ,event);clearAdInterval_();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span><strong>gibi</strong></span></a> durmaz, bunu içen de bilir, içmeyen de&#8230; İşte bu yüzden üzüm rakıdan tehlikeli. Çünkü kimse bilmez ki üzüm de salkımda durduğu gibi durmaz, biraz fazla kaçırdınız mı; sağlığınızı bozar, mesela damar sertliğine yol açar. Ben de bilmiyordum, Başbakan sayesinde öğrendim! “Rakı içmeyin, üzüm yiyin” deyince, bir bilene danıştım. Prof. Dr. Kenan Demirkol anlattıkça anladım ki, meyvenin de fazlası içindeki fruktoz yüzünden en az alkolün fazlası kadar zararlı!</p>
<p>*Diyelim ki bir restorana gittik ve Başbakan’ın önerdiği gibi bonfilenin yanında bir kadeh şarap yerine, bir bardak taze sıkılmış portakal suyu içtik. Bir bardak portakal suyunda yaklaşık olarak 30 gram fruktoz, yani meyve şekeri var. 15 gramdan fazla alınan fruktoz ise, trigliserite, yani yağa dönüşür. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Yani ne olur şarapta kalalım! Çünkü şarap damar sertliğine ve kansere karşı koruyucudur&#8230;</p>
<p>Mesele sağlık oldu mu, hepimiz doktor kesiliriz. Hastalık ne olursa olsun, hepimizin bir reçetesi vardır! Mahalle kahvesi olsun, siyaset kürsüsü olsun fark etmez, mesnetsiz atar tutarız! Başbakan, biraz ideolojik biraz da gerçekten sağlıklı bir toplum hayalinden geçen hafta bir reçete daha sundu. Kendince kimyasal bir formül oluşturdu, “Rakı içmek yerine üzüm yiyin” dedi. Formülü basitti, madem ki alkol meyveden üretiliyor, o zaman ne gerek var içki içmeye!.. Hani biraz “Biber acıdır, hayat da acıdır, öyleyse hayat biberdir” gibi bir mantık önermesi&#8230; Laik çevreler <a onmouseover="showAd('26184','100493' ,event);clearAdInterval_();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span><strong>çok</strong></span></a> kızdı, muhafazakârlar sevindi. Ama kimse de kalkıp bir bilene sorma ihtiyacı hissetmedi!</p>
<p>Ben içki içmem. Çok içeni de sevmem! Yine de takıldı kafama bu mesele. Bir türlü çözemedim, üzüm yemekle bu iş çözülür mü? Gerçekten alkol içmek sağlıksız, üzüm yemek daha mı sağlıklı, bir uzmana danışmaya karar verdim. Türk Tabipler Birliği Tarım, Gıda ve Beslenme Komisyonu Başkanı Prof. Kenan Demirkol ile buluştum. 30 yıllık hekim Demirkol, hiç tereddüt etmeden girdi konuya; “Vücudumuz <a onmouseover="showAd('26668','101219' ,event);clearAdInterval_();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span><strong>için</strong></span></a> zararlı üç beyazdan, yani un, tuz ve şekerden en zararlısı şekerdir. Sanıldığı gibi kolesterol değil, şekerdir damar sertliğine sebep olan. Meyvelerin içinde ise bol miktarda şeker var, hele ki üzümde en çok.” Yani, üzüm yiyin diyerek, alkol kadar zararlı bir reçete sunmuş Başbakan. Nasıl mı? Meyvenin içindeki fruktoz fazla alındığında, ki bu sınır günde 15 gram, kolesterolü oksitleyerek, trigliserite, yani yağa dönüştürüyor. Yani damar sertliğine sebep oluyor. Prof. Demirkol özellikle uyarıyor; “Diyetisyenlerin önerdiği gibi bol bol meyve yemek, yarardan çok zarar getirir. Siz siz olun, alkolü de ölçülü alın, meyveyi de ölçülü yiyin. Salkım salkım üzüm yemektense bir küçük kadeh kırmızı şarap içmek sağlığa daha<br />
yararlıdır!”</p>
<p>Mesele aslında bildiğimiz, ama hep unuttuğumuz gibi, her şeyin çoğu zarar, azı karar. Günde bir kadeh şarap yerine bir şişe devirirseniz alkol de zarar. Tıpkı bir salkım yerine bir kilo üzümü gövdeye indirmek gibi&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Prof. Demirkol ile Cuma günü Topkapı Suriçi’nde Fatih Belediyesi’nin tesislerinde buluştuk. Mekanı öneren oydu, sayesinde böyle <a onmouseover="showAd('26636','100042' ,event);clearAdInterval_();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span><strong>güzel</strong></span></a> bir tesis görmüş oldum. Bir ara çimlere bile oturduk&#8230; Üç saat boyunca sağlık konusunda daldan dala atladık; pet şişedeki sudan zehirli bebek mamalarına kadar&#8230; Sağlık gibi bir konuda uzun zamandır bu kadar bilgilendirici bir sohbet yapmamıştım, bir o kadar da keyifli&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Hocam, Başbakan’ın sözlerinden önce şunu sormak istiyorum. Gelirken bir arkadaşıma rastladım, kilolarından şikayetçidir hep. Ona “Canının istediğini ye ama çok hareket et” dedim. Yanlış mı yaptım acaba?</p>
<p>Sağlıklı kilo vermede spor asla yeterli olmaz. Bugün şişmanlık, kaloriye dayandırılıyor. Oysa kalori hesabı fiziksel bir özellik. Gıdaların kimyasal özellikleri de var. Siz sadece kaloriye baktığınız zaman o kimyasal özellikleri tümden yok sayıyorsunuz. Mesela bizim bugünkü konumuz da olan şeker kendi başına eklem kıkırdağını eriterek dizde kireçlenmeye yol açıyor ve o kadar yaygın ki bu hastalık! Diz protezi, kalça protezi yapılmasının başlıca nedeni şeker. Damarları tıkayan da sanılanın aksine kolesterol değil, şeker.</p>
<p><strong>*Yani şeker sadece kalorisi ve şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da tehlikeli. “Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım” demek çok yanlış&#8230;</strong></p>
<p>Kesinlikle.</p>
<p><strong>*Peki ne kadar şeker kullanabiliriz?</strong></p>
<p>Günde 8 kesme şeker hakkınız var. Başka hiçbir meyve ya da bal, reçel yememişseniz tabii.</p>
<p><strong>* Ben sabahları bir tatlı kaşığı bal yiyorum&#8230;</strong></p>
<p>O zaman 6’ya iniyor şeker hakkınız. Bal ağırlıklı olarak fruktoz içerdiği için, yiyeceğiniz meyveyi de üçte bir oranında düşürmeniz gerekir.</p>
<p><strong>* Peki hangisi daha zararlı? Tuz mu, şeker mi?</strong></p>
<p>Kesinlikle şeker.</p>
<p><strong>* Tuz için de “Günde en fazla 6 gram alın” deniyor&#8230;</strong></p>
<p>Tuz konusunda yeni çalışmalar var, bugüne kadar yapılan kısıtlamaların çok da doğru olmadığını gösteren&#8230; Mesela siz tuzu terle vücuttan atabiliyorsunuz ama şekeri atamıyorsunuz. Şeker direkt olarak size popo ve karın yağı olarak geri dönüyor. Oralarda depolanan yağın ise getirdiği bir sürü olumsuzluk var. Kalp hastalığı, damar sertliği gibi&#8230;</p>
<p><strong>ÇOK MEYVE YİYEN MÜTHİŞ BİR ERKEK GÖRDÜNÜZ MÜ?</strong></p>
<p><strong>* İyi ama bazı dönemlerde tatlı yeme ihtiyacı artıyor insanın. O zaman ne yapacağız?</strong></p>
<p>Vücudun şeker talebi yoktur. Ama biz sürekli şekerle beslendiğimiz zaman, vücudumuz zararlı olduğunu bildiği için şekeri metabolize edecek olan insülini hazır bekletir. Dolayısıyla sürekli fazla şeker ya da nişastayla beslenen kişinin açlık kan insülin düzeyi yükselir. Açlık kan insülin düzeyi yükseldiği zaman kan şekeri düşer. Kan şekeri düştüğü zaman, “Eyvah kan şekeri düşüyor” sinyalini vücut size nasıl yansıtır? Mide özsuyunu salgılatarak, size açlık hissettirerek&#8230; O yüzden de siz aşerirsiniz. “Reçel kavanozu nerede?” diye aranmaya başlarsınız. Halbuki 100 yaşını aşan insanların ortak özelliği nedir diye bakıldığında açlık insülin düzeylerinin düşük olduğu görüldü.</p>
<p><strong>* Yani uzun yaşamanın temelinde şeker yememek yatıyor&#8230; </strong></p>
<p>Evet. Açlık insülin düzeyini düşük tuttuğunuz oranda sağlıklı ve uzun yaşarsınız. 1700 yılından kalma İngiltere’ye ait istatistikler var elimizde. Kişi başına yıllık bildiğimiz şeker tüketimi ne kadar biliyor musunuz? 5 gram! Yani yaklaşık 1 kesme şekeri kadar. Kesme şekeri 4 gram gerçi ama&#8230; Demek ki, şeker bir ihtiyaç değil. Tam tersi, sonradan tamamen alışkanlık olarak soframıza girmiş. 1801 yılında şeker pancarından da şeker üretilmeye başlanmış ve Almanya’da ilk pancardan şeker üreten fabrika kurulmuş. Sonra bütün Avrupa’da ard arda şeker fabrikaları açılmış. 1815 yılına gelindiğinde İngiltere’de kişi başına şeker tüketimi, 115 yıllık süre içinde tam bin 200 kat artmış ve 6 kiloya çıkmış. Bugün Orta Avrupa’da yıllık kişi başına şeker tüketimi bir kişinin kendi beden ağırlığından fazla; tam 70 kilo! Ve 1815’ten günümüze kadar şeker tüketim artış eğrisiyle, kanser, kalp hastalığı, inme, diyabet ve obezite gibi kronik hastalıklarda artış eğrisi bire bir örtüşüyor.</p>
<p><strong>*Merak ettim, siz şeker kullanıyor musunuz?</strong></p>
<p>Hiç. 38 senedir ne çayıma ne kahveme şeker koyuyorum. Onun dışında tatlı hiç yemiyorum.</p>
<p><strong>*Ama hep denir ki şeker, yani glikoz beyin hücrelerini çalıştırır&#8230;</strong></p>
<p>Doğru, çok iyi hatırlattınız. Eritrositin, omurilik ve beyin hücrelerinin enerji kaynağı glikozdur. Ama şeker yiyerek daha akıllı olmuş bir insan gördünüz mü siz? Çünkü vücut gereksinim duyduğu o glikozu yağdan da, proteinden de kendisi üretmeyi becerebiliyor. Mesela spermin enerji kaynağı fruktozdur. Peki siz hiç çok meyve yiyen müthiş bir erkek gördünüz mü? Göremezsiniz, çünkü testis hücresi spermin ihtiyaç duyduğu fruktozu kendisi üretir. Fruktoz çok dikkatli alınmalıdır. Çünkü, şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker, yani bilimsel adıyla ‘sakaroz’ (bir yapay tatlandırıcı olan sakarinle karıştırılmamalı) iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar.</p>
<p><strong>* Nasıl?</strong></p>
<p>Eğer çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin aracılığıyla ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek, ki vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır ve orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü, ya da insülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecektir. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacaktır. Ama insülin salgılanırken bir de leptin denilen tokluk hormonu salgılanır. Dolayısıyla belli bir miktar glikoz yedikten sonra vücut “Pes” diyor, “Artık yeme!” Doyuruyor sizi. Yani hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş oluyor. Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz ise; insülin salgılatmadığı için tokluk hissi de yaratmaz. Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. İşte bu çok tehlikeli. Fruktozun günde 15 gram kadarı vücudumuzda değişik kimyasal süreçlerde kullanılabiliyor. Eğer bundan fazla fruktoz alınırsa karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır. Hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Amerika’da son 30-35 yıldır ortaya çıkan obezite salgını, meşrubatların, bisküvilerin, dondurmanın ya da diğer tatlıların mısır şurubuyla, yani fruktoz ağırlıklı üretilmiş olmasına bağlanıyor. Çok şükür biz de Amerikanlaştık! Çünkü bizde de mısırdan tatlandırıcı üreten 5 fabrika var. Baklava şerbeti bile artık mısır şurubundan üretiliyor&#8230; Böylece eskiden baklavayla şişmanlamamızdan daha fazla şişmanlamamız sağlanmış oldu.</p>
<p><strong>* Ama meyvedeki fruktoz doğal? </strong></p>
<p>Doğal sözcüğüne bayılıyorum. Akrep zehiri de doğal, bir porsiyon ister misiniz? İster dondurmadan ister elmadan alın, fruktoz fruktozdur. 15 gramdan fazlası alındığında yağa dönüşür, kolesterolü oksitleyerek damar sertliğine yol açar. Ama yine de meyvenin meyve suyuna üstünlüğü var. Meyve suyunda hiç posa bulunmadığından, fruktoz tümüyle emilirken, meyvedeki posa fruktozun hiç değilse bir bölümünün emilmesini engellemektedir. Ama posa da meyveyi tümüyle masumlaştırmamaktadır. Yani siz fazla meyve yiyerek kendinize iyilik ettiğinizi düşünüyorsunuz. Ama bir avuç trigliserit elde ediyorsunuz.</p>
<p><strong>SİZİ KADIN, BENİ ERKEK YAPAN KOLESTEROLDÜR</strong></p>
<p><strong>* Bu trigliseritin önemi ne peki?</strong></p>
<p>Kolesterol masum bir maddedir. Ve bütün hormonlarımızın hammaddesidir. Sizi kadın, beni erkek yapan kolesteroldür. Kolesterol olmazsa hormonlarımız olmaz. Nitekim sıfır beden mankenlerimizin kolesterol almadıkları için hormonları çok azalır ve adetten kesilirler. Ve maalesef tamamen sağlıklarını kaybederler. Anne sütü o yüzden kolesterolden zengindir. Doğa kendi kendine zarar vermez. Çocuğun kolesterole ihtiyacı var ki, anne sütünde de kolesterol var. Ama eğer siz kolesterolün oksitlenmesine yol açarsanız o zaman damar sertliği olur. Dolayısıyla kolesterolün kendisi zararlı değil, oksitlenmiş kolesterol zararlı. Kolesterolü oksitleyen dört madde var. Bunlardan biri de fruktoz. Dediğim gibi sihirli sınır da 15 gram fruktoz. Diyelim ki biz bir restorana gittik ve Sayın Başbakan’ın önerdiği gibi bonfilenin yanında bir bardak şarap içmedik, sağlıklı olalım dedik, o yüzden bir bardak taze sıkılmış portakal suyu içtik. Bir bardak portakal suyunda yaklaşık olarak 60 gram şeker, 30 gram fruktoz vardır. Bu miktar ise 15 gram sınırını aşıyor. Dolayısıyla yemekte bonfileden aldığımız kolesterol meyve suyundan veya meyveden aldığımız fruktozun fazlasının karaciğerde trigliserite dönüşmesi sonucu oksitlenerek damar sertliğine yol açıyor. Yani ne olur şarapta kalalım! Çünkü şarap antioksidandır. Özellikle kırmızı şarap. Beyaz şarap beyaz üzümden, kırmızı şarap kırmızı üzümden yapılır diye bir ayrım yoktur. Kırmızı şarabın önemi, üzümün kabuklarıyla birlikte ezilip mayalanmasından gelir. O yüzden beyaz şaraptan daha değerlidir. Çünkü üzümün kabuğunda antioksidan bir sürü madde vardır ve bu antioksidanlar da damar sertliğine ve kansere karşı koruyucudur.</p>
<p><strong>YEMENİZ GEREKEN EN SON ŞEY BEYAZ PEYNİRLE KARPUZ</strong></p>
<p><strong>* Çoğu beslenme uzmanı meyve ve sebze serbest diyor&#8230;</strong></p>
<p>Bir kere meyve ve sebze aynı satıra yazılmayı hak etmiyor. Meyveden almak istediğimiz tüm antioksidanlar, vitaminler ve mineraller sebzede de var. Halbuki meyvede, sebzeden farklı olarak oksitleyici şeker mevcut. Burada Taş Devri Diyeti önerenlere bir hatırlatmamız olmalı. O dönemki meyvelerin şeker içeriği bugünkü meyvelerden üç kat daha azdı. Kültür bahçeciliği ile biz meyveleri giderek şekerlendirdik. Yani 10 bin sene önce elmanın şeker içeriği bugünkü domatesin şeker içeriği kadardı. Biz aslında meyveleri sağlığımıza zarar verecek hale getirdik. O yüzden Taş Devri Diyeti’nde “İstediğiniz kadar meyve yiyin” deniyor. Ama hayır. Meyve sakıncalı. İçindeki fruktoz oranı yüzünden sakıncalı. Şimdi gelelim yine Başbakan’a&#8230; Başbakan, alkol içeceğinize meyve yiyin diye bilime son derece aykırı bir ifade kullandı.</p>
<p><strong>* Vallahi ben yıllardır Başbakan’ın söylediği gibi yapıyorum. Hiç içki içmiyorum ve çok meyve yiyorum. Özellikle de üzüm&#8230;</strong></p>
<p>Ve kendinize zarar veriyorsunuz. Çünkü bütün meyveler hem glikoz hem fruktoz hem de o ikisinin birlikteliğinden oluşan sakaroz içerir. Unutmayın, bugün Amerika’da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.</p>
<p><strong>* Öyleyse ne kadar meyve yiyebiliriz?</strong></p>
<p>Meyveleri, az, çok ve orta şekerli diye, tabii ki geçişler var ama kabaca üçe bölmemiz mümkün. İlkbahar meyveleri, kiraz, vişne, erik, kayısı bir dereceye kadar az şekerli meyveler arasına giriyor ve başka hiçbir şeker tüketmediyseniz, yani hiç pasta kek yemediyseniz, çayınıza, kahvenize şeker katmadıysanız, günde 400 gram bu meyvelerden yiyebilirsiniz. Elma, armut, şeftali, portakal mandalina orta şekerli meyveler sınıfına giriyor. Bunlardan da 300 gram yiyebilirsiniz. Ama yine çayınıza, kahvenize hiç şeker koymamış , sabah kahvaltıda bal ve reçel yememiş olmak koşuluyla. Eğer yediyseniz onları da bu miktardan düşmek gerekir. İncir, muz ve üzüm gibi çok şekerli meyvelerden ise günde en fazla 200 gram yiyebilirsiniz. Yani yaklaşık olarak 3-4 incir, bir muz gibi&#8230;</p>
<p><strong>* Peki ya karpuz ve kavun?</strong></p>
<p>Karpuz az şekerli meyve sınıfına giriyor. Kavun da az şekerli ile orta şekerli arasında&#8230; Ama ben biliyorum ki mesela “Yazın ne yemeli?” diye bir diyetisyene sorduğunuz zaman, “Hafif yemeli. Mesela beyaz peynir ve karpuzla öğlen yemeğini geçiştirmeli” der. Tebrik ederim, yapmanız gereken en son şey bu. Çünkü beyaz peynirden aldığınız kolesterolü karpuzdan aldığınız fruktozla oksitleyerek damar sertliğine yol açmış oluyorsunuz. Ama buna karşın yağsız bir kuzu şiş yeseniz, yanında da bir bardak şarap içseniz hiçbir damar sertliği olmaz&#8230; Bu arada, sorunuza gelecek olursam, karpuz bir dilim yenir, ama bir dilim karpuz yiyen insan görmedim şimdiye kadar. Halbuki en fazla 400 gram, yani bir dilim yenmelidir. Fazlası sağlığa zararlıdır.</p>
<p><strong>* Yani içki meyveden daha mı ehven-i şer?</strong></p>
<p>Alkol sınırını Dünya Sağlık Örgütü belirledi. Alkol karaciğer için bir toksik maddedir. Bu kesin. Bu toksik madde karaciğerde detoksifiye ediliyor, yani zararlı etkisi ortadan kaldırılıyor. Ama karaciğerin de bir sınırı var. Erkekte bu sınır, günde 20 gram alkoldür. Kadında ise yarısıdır; 10 gram.</p>
<p><strong>* Peki neye tekabül ediyor 20 gram alkol?</strong></p>
<p>Bir duble rakıya tekabül ediyor günde. Veya 300 ml. biraya (bir şişe), veya 100 ml. şaraba (küçük bir kadeh). Bu arada kadınlara bu oranların yarısını, mesela yarım kadeh şarap öneriyoruz. Özellikle şarap az içildiği takdirde hem damar genişletici etkisinden dolayı dolaşımı rahatlatır, hem de antioksidan içeriği açısından kansere, kalp hastalığına ve damar sertliğine karşı koruyucu etki gösterir. Bir küçük kadeh şarap içmek, her gün de içilse sağlığa katkı sağlar, zarar vermez. Ha, dini açıdan buna yaklaşırsanız, ben din bilimcisi değilim. Ama sarhoş olmanın yasak olduğunu biliyorum. Eğer din alkolü kesin bir şekilde yasaklıyor olsaydı, yediğimiz her meyvede çok az miktarda alkol var, meyveyi de yasaklardı.</p>
<p><strong>* Ama bilim de alkole bir sınır, dolayısıyla bir yasak getiriyor&#8230;</strong></p>
<p>Elbette.</p>
<p><strong>* Peki neden kadın-erkek ayrımı var?</strong></p>
<p>Kadının metabolizması farklı. Bunun yüzde 100 şu nedenle olduğu söylenemiyor. Ama kadınlarda daha düşük orandaki alkolün karaciğerde hasara sebebiyet verdiği saptanmış durumda. O yüzden Dünya Sağlık Örgütü, üst sınır olarak erkeğe günde 20 gram alkol önerirken, kadına 10 gram alkol öneriyor. Yani yarısı kadar&#8230;</p>
<p><strong>* Peki haftanın üç günü birer kadeh içilse?</strong></p>
<p>Bu soru çok sık soruluyor bana. “Ben 6 gün içmeyeyim ama 7’nci gün dört duble içeyim” diye&#8230; Hayır. Önerilen dozun her aşıldığı durum ciddi bir darbe vuruyor karaciğere. O yüzden her gün için ama bu sınırı dikkate alın.</p>
<p><strong>HER GÜN YARIM KADEH KIRMIZI ŞARAP FAYDALI</strong></p>
<p><strong>*Ben hiç içmiyorum&#8230;</strong></p>
<p>Bence her gün yarım kadeh kırmızı şarap sağlığınıza olumlu etki sağlar. Rahatlatır, sonra antioksidan kaynağı olarak çok önemlidir. Alkolün sınırlarını bilip o sınırlara özen gösterirseniz, şaraptan veya rakıdan korkmanız gerekmiyor. Ama sınırınızı bileceksiniz.</p>
<p><strong>* Peki içkinin fazlası ne yapıyor vücuda?</strong></p>
<p>Bir kere kalorisi yüksek olduğu için kilo fazlalığı yapar. Yani bütün o şişmanlığın getirdiği olumsuzlukları yanında taşır ama her şeyden önce karaciğeri zehirler ve karaciğer yetersizliğine neden olur. Tıpta, matematik gibi eşittir işareti hiç yoktur. Yani “Sen şunu yaparsan şu olursun!” Siz doğada bir ağacın üzerinde tıpkı iki yaprak gördünüz mü? Hep bir biyolojik değişim vardır. Ama çok ender olarak eşittir işareti vardır tıpta da. O da alkolü fazla tüketirsen karaciğer yetersizliği gelişir. İki artı iki eşittir dört gibi&#8230;</p>
<p><strong>* Başbakan belki bu konuda haklı olabilir?</strong></p>
<p>Başbakan, ne olur insanların beslenmesine karışırken, sağlıkta dönüşüm diye ciddi bir paket ortaya atarken, insanların hasta olmamasını sağlayan bir sistem sunsun. Hastaları üç dakikada muayene edip, “Performans alacağım” diye koşan hekim orduları yaratmayı başarı gibi göstermesin! Siz değerinizin kaç lira olduğunu biliyor musunuz? Sizin değeriniz 3 lira! Devlet hastanesinde bir hekim, bir hasta gördüğü zaman karşılığında aldığı para 3 lira. Bugün bir hekimin çıplak maaşı bin 200 lira. Eğer 4 bin lira gibi bir aylık gelir elde etmek istiyorsa hekim, günde 100 hasta bakmak zorunda. Peki bu mudur Türk insanına görülen reva?</p>
<p></span></span></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial;">Prof.Kenan Demirkol: Tereyağ hem en değerli hem de en zehirli yağ!</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Helvetica,Verdana,Arial; color: blue; font-size: x-small;"><strong>MİNE ŞENOCAKLI</strong></span></p>
<hr size="1" />
Foto: <strong>FATİH KIZILHAN</strong><br />
<span style="font-family: Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif; font-size: x-small;">Yağların hepsi sağlık açısından can alıcı önemde ama biri var ki hepsinden çok daha fazla dikkat gerektiriyor. Bu öyle bir yağ ki, nasıl üretiliyorsa öyle sonuç veriyor. Prof. Kenan Demirkol, “Tereyağ en değerli yağ, hatta zeytinyağından bile değerli. Tabii sütünden tereyağ yapılan hayvan merada otla besleniyorsa&#8230; En zehirli yağ, eğer o hayvan endüstriyel olarak hiç gün ışığı, ot ve yeşillik görmeden besleniyorsa&#8230; Günümüzde yaygın olarak uygulandığı gibi. Maalesef bugün marketlerden sağlıklı bir terayağ satın almak mümkün değil” diyor</p>
<p><strong>* Bir arkadaşım beyaz peyniri çok yiyen çabuk ihtiyarlar demişti. Bunda bir doğruluk payı olabilir mi?</strong></p>
<p>Geleneksel beyaz peynir, bize Türkmen boylarından geçen bir alışkanlık ve biliyorsunuz onlar 100 yaşını aşan insanlar. Dolayısıyla çok doğru değil söylediği ama şimdi başka bir konuyu açmamız gerekiyor. Beyaz peynir nereden üretiliyor? Sütten üretiliyor. Süt, inek, koyun ya da keçi sütü olabilir. Peki inek neyle besleniyor?</p>
<p><strong>* Otla!</strong></p>
<p>Pışık!</p>
<p><strong>* Yani en azından ben öyle olmasını umuyorum&#8230; </strong></p>
<p>Ama maalesef umduğunuzla bulduğunuz bir değil. Doğduğu günden itibaren güneş yüzü, tek bir ot, tek bir çayır görmüyor inekler. Genellikle yurtdışından gelen GDO’lu mısır ve soyayla besleniyorlar. Dolayısıyla yazın merada otlayan ve tamamiyle yeşillikle beslenen, kışın da yazın biçilip kurutulmuş ot yiyen ineğin sütünün, bugün mısır kırığı, cips fabrikalarının artığı patates kabukları, tahıl artıkları, pirinç kırığı, mısır silajı, GDO’lu mısır, pancar küspesi, GDO’lu soya ile beslenen hayvanın sütünden temelde dört farkı var.</p>
<p><strong>* Nedir bunlar?</strong></p>
<p>Birincisi, merada otlayan hayvanın sütü damar sertliği yapıcı doymuş yağ asitlerinden fakirdir. Halbuki endüstriyel olarak beslenen inekten sağılan süt, damar sertliği yapıcı yağ asitlerinden zengindir. O yüzden bugün doktorlar tereyağını yasaklıyor. İkincisi, merada otlayan hayvanın sütünde Omega 3 var. Hani şu yıllarca sadece balıktan aldığımızı söylediğimiz ve yalan söylediğimiz Omega 3. Omega 3’ün esas kaynağı yeşilliktir. Balık, yosun yediği için etinde Omega 3 var. İnek de, ot yediği zaman etinde, sütünde Omega 3 var. Ama bunun bilgisi dahi kalmadı artık. Omega 3 insan vücudu için en önemli yağ asidi. Ama biz çağ olarak Omega 3 eksikliği çağında yaşıyoruz. Bugün oluşan kronik hastalıkların temelinde Omega 3’ten fakir beslenmemiz yatıyor.</p>
<p><strong>*Omega 3 ne yapıyor? </strong></p>
<p>Kanın sulanmasına yol açıyor. Dolayısıyla inme ve kalp krizi gibi hastalıklar kanında yeterince Omega 3 olan insanda çok daha az görülür. Omega 3, şeker hastalığına karşı direnç kazanmamızı sağlıyor. Damarların daha elastik olmasına yol açarak hipertansiyonu engelleyebiliyor. Hücre duvarında yer aldığı için hücrenin toksik maddelere karşı daha dirençli olmasını sağlayarak kanser riskini azaltıyor. Ama biz bugün ineği, koyunu ahıra tıktığımız için Omega 3’ten yoksunuz. Bizim atalarımız Omega 3’ü balıktan almıyor. Ağrı Dağı eteklerinde yaşayan bir adam balığı görse tüfek zanneder. Peki o adam nasıl 100 yaşına geliyor? Doğal beslenen hayvanın ürünlerini yediği için geliyor&#8230; Omega 3’ünü de tereyağından alıyor. Tereyağ dünyanın en değerli yağı. Nokta.</p>
<p><strong>* Zeytinyağından bile mi değerli?</strong></p>
<p>Evet. Zeytinyağından bile. Çünkü zeytinyağında Omega 3 yok, tereyağında var. Ama tereyağ aynı zamanda dünyanın en zehirli gıdası. Bu iki cümle de doğru. Niye doğru? Hayvanın ne yediğiyle ilintili olarak doğru. Hayvan sadece merada otlayan hayvansa, tereyağ dünyanın en değerli yağı. Ama eğer endüstriyel gıdalarla besleniyorsa, ondan elde edilen tereyağıysa yediğimiz kalp hastalığına yol açması kesin&#8230;</p>
<p><strong>* Tavukları hareket bile edemeyecekleri dapdaracık alanlarda yetiştiriyoruz, ineklere gün ışığı göstermiyoruz. Ne kadar acımasızca yetiştiriyoruz hayvanları. Burada çok büyük bir günah var aslında&#8230;</strong></p>
<p>Elbette. Bakın, normalde inek ne zaman süt verir? Yavruladığı zaman. Ama üretici için süt o kadar değerli ki, yavru 10 gün sonra annesinden ayrılıyor ve soya sütü ile besleniyor. Ve günlerce anne ve yavru ayrılık nedeniyle ağlıyor.</p>
<p><strong>* Bu kadar acımasız olduğumuzu bilmiyordum&#8230;</strong></p>
<p>Maalesef&#8230; Ama aslında biz hem hayvana hem de sonuçta insana yapmış oluyoruz. Bakın, hayvan ne yerse sütü odur. Kanada’da anne sütü incelendi. Anne sütündeki yağın yüzde 7’sinin trans yağ asidi olduğu ortaya çıktı. Yani anne margarin yerse emzirdiği bebek de margarin yemiş oluyor. O halde biz inek sütünden tereyağ yaparsak o hayvanın bütün yedikleri o tereyağayansıyor. Yediği zehirler, tarım ilaçları, ona pompalanan antibiyotikler, hepsi. Dolayısıyla biz kendimizi seviyorsak hayvanı da sevebiliriz. Ve o zaman ancak doğal olana dönerek hayvanlara insanca bir muamele yapabiliriz. Ben bir röportajımda “Biz hayvanlara hayvanlık ediyoruz” demiştim. Felsefi olarak düşünürseniz onlar da öcünü alıyor şimdi. İnek diyor ki, “Sen beni ahıra tıkarsan ben de senin canına ot tıkarım!” Olan aynen bu&#8230; Endüstriyel hayvancılık, artı endüstriyel tarım, insanlığı yok eden kapitalist ayak oyunlarıdır.</p>
<p><strong>ADANA’DA 60 YIL ÖNCE DE KEBAP YENİYORDU AMA HİÇ KALP HASTASI YOKTU</strong></p>
<p><strong>* Dün şöyle demiştiniz: “Diyelim ki biz bir lokantaya gittik ve bonfilenin yanında Sayın Başbakan’ın önerdiği gibi bir bardak şarap içmedik, sağlıklı olalım dedik, o yüzden bir bardak taze sıkılmış portakal suyu içtik. Bir bardak portakal suyunda yaklaşık olarak 30 gram fruktoz, yani meyve şekeri var. 15 gramdan fazla alınan fruktoz ise, trigliserite yani yağa dönüşür. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem de damar sertliğine yol açar. Yani ne olur şarapta kalalım! Çünkü şarap antioksidandır. Antioksidanlar ise damar sertliğine ve kansere karşı koyucudur.” Peki ya kırmızı şarabın yanında yediğimiz bonfile? O damar sertliğine yol açmaz mı?</strong></p>
<p>Tabii ki kırmızı et yediğimiz zaman olabildiğince yağsız olmasına özen göstermeliyiz, aterojenik doymuş yağ asitlerini almamak için. Bakın, eğer biz kırmızı etin, kuzu şişin ya da bonfilenin etrafındaki yağları ayıklarsak hücre içindeki yağ oranı sadece yüzde 2.5. Ve hücre içindeki yağ ağırlıklı olarak stearik asit. Stearik asit de bir doymuş yağ asidi. Ama damar sertliği yapmayan bir doymuş yağ asidi. 37.5 derecede eriyor. Bağırsaklarımızdaki sıcaklık ise 36.5 derece olduğu için, yani stearik asit bağırsaklarımızda eriyemediği için, emilmeden dışkıyla atılıyor. Diyelim ki ateşimiz yüksek ve stearik asit de emildi. O zaman da 15 dakika sonra vücudumuzda oleik aside yani zeytinyağına dönüşüyor. Merada otlayan hayvanın da depo yağı ağırlıklı olarak stearik asit. Ama endüstriyel yemle beslenen hayvanın depo yağı ağırlıklı olarak palmetik asittir. Palmetik asit ise bahsettiğimiz damar sertliğini yapıcı doymuş yağ asididir. Şimdi gelelim Adana kebaba&#8230; 60 sene önce de Adana’da kebap yeniyordu ama hiç kalp hastası yoktu. Şimdi de yeniyor. Ama var&#8230; Çünkü o zaman merada otlayan hayvandan yapılıyordu kebap. Ve kuyruk yağı da ağırlıklı olarak stearik asit içeriyordu. Ama o stearik yağ, ya emilmiyordu ya da emilse de oleik aside, yani zeytinyağına dönüşüyordu. Yani dedelerimiz kuyruk yağlı Adana yediğinde zeytinyağlı Adana kebap yiyormuş meğerse! Biz ise damar sertliği yapıcı palmetik asitli Adana kebap yiyoruz. Aynı palmetik asit, şu kahveye konan süt tozlarında da var. Hani bitkisel, zararsız denilen&#8230; Yalan! Biz süt tozunu kahveye koyduğumuz anda damar sertliği yapıyoruz kendimize. Çünkü palmetik asit kolesterolü oksitleyerek damar sertliğine sebep oluyor. Bakın benim dedem 117 yaşında öldü. Babam ise 59 yaşında kalpten öldü.</p>
<p><strong>* Gerçekten mi?</strong></p>
<p>Evet. Çünkü babam margarin çocuğuydu. Dedem ise mera tereyağıyla beslenmişti. Ne dedik? “Kolesterol oksitlenirse zararlı” dedik. Ama kolesterolün oksitlenmesini engelleyen maddeler de var. Mesela E vitamini, mesela zeytinyağındaki antioksidanlar, mesela doğal sütteki CLA. CLA dünyada bilinen en güçlü antioksidan. CLA’dan zengin beslenen kadınların yüzde 60 daha az meme kanseri olduğu biliniyor. Şimdi gelelim meme kanserinin kırsal yörede daha az görülmesindeki ana faktöre&#8230; Çünkü bu kadınlar merada otlayan hayvan ve onun süt ürünleriyle besleniyor. Yani sadece küçük yaşta doğum yapmış olması değil meme kanserine daha az yakalanmasının nedeni. Ayrıca merada beslenen hayvanın sütünde insüline benzer büyüme hormonu var. Bu hormon vücuttaki bütün hücrelerimizin yenilenmesini sağlıyor. O yüzden kırsal yörede 100 yaşını aşmış insanların kalıcı ikinci dişleri dökülüp üçüncü dişleri çıkar. Bunu merada otlayan hayvanın sütüne borçludurlar. Yani biz insanlar doğanın bir mucizesini zehire dönüştürme yeteneğine sahip varlıklarız!</p>
<p><strong>ETTEN DEĞİL AMA KIYMADAN UZAK DURMALIYIZ!</strong></p>
<p><strong>* O zaman biz merada otlayan hayvanın etini yemeğe dikkat edeceğiz. Tabii bulursak&#8230;</strong></p>
<p>Evet. Bakın bir de Türkiye’de hep et kötülenir. Ama yağlı beyaz peynirin yağ içeriği yüzde 20. Dolayısıyla kalp için çok daha sakıncalı. Tabii kimse bundan söz etmez. Oysa ette yağlarını ayıkladıysak yüzde 2.5 oranında bir yağ kalıyor ve ayrıca bu kötü bir yağ değil. Sadece kıymadan uzak durmalıyız. İçine iç yağ katıldığı için&#8230;</p>
<p><strong>* Çocuklar pirzola seviyor. Onlar yiyebilirler mi yağıyla birlikte?</strong></p>
<p>Koyunlar genellikle merada otluyor. Merada otlayan hayvanın nalını bile yiyebilirsiniz. Dolayısıyla sakıncası yok. Endüstriyel hayvanın da tamamen yağından ayıklanmış etini yiyebilirsiniz. O zaman da bir yağ açısından bir sorun olmaz. Tabii tarım ilaçları, GDO artıkları ve antibiyotikler unutulmamalı. Yani sakıncasızlık sadece yağ açısından. Tavukta da aynı sorun var. Ama ikisini karşılaştırdığımız zaman yağsız kırmızı eti tercih etmeliyiz. Biz doktorlar hep kırmızı eti suçladık, “Yemeyin” dedik. Ama zaten Türkiye’de maddi olanaksızlıklar var, et yenemiyor, buna bağlı olarak demir eksikliği anemisi, yani demir eksikliğine bağlı kansızlık çok yaygınlaştı. Gençlerin yüzde 50’sinden fazlasında demir eksikliği kansızlığı var. Halbuki en sağlıklı demir kırmızı ette. Biz aslında kırmızı eti yasaklayarak çocukların zekasıyla oynuyoruz. Çünkü kırmızı et sadece kan yapmak için değil, zeka için de gerekli.</p>
<p><strong>ÇAY, HAYVANSAL DEĞİL BİTKİSEL KÖKENLİ DEMİRİN EMİLİMİNİ ENGELLİYOR</strong></p>
<p><strong>*Peki o demir bakliyattan alınamıyor mu?</strong></p>
<p>Bitkisel kökenli demirin biyoyararlılığı kırmızı ete göre çok daha düşük. Ayrıca “Çay demir emilimini engelliyor” denir ama bitkisel kökenli demirin emilimini engelliyor, kırmızı etten aldığımız demirin emilimini değil. O yüzden bizim işin biyolojik yanına da bakmamız lazım. Mesela yumurtadan da demir alabiliriz. Ama şuna dikkat etmeliyiz. Demirin bağırsakta emilimini engelleyen bir başka madde daha var yumurtada. Eğer biz yumurtayı domatesle yersek, örneğin menemen tarzında, domatesin o ekşikliği yumurtada demirin emilimini engelleyen maddeyi engelleyerek demirin emilimini daha iyi sağlar.</p>
<p><strong>* Bende de demir eksikliği var. Bir ara hayvan sevgisi yüzünden et yemiyordum ama artık yiyorum&#8230;</strong></p>
<p>Hayvan sevgisi çok güzel ama hayvana yaşam hakkını doğru tanıyarak, özgürce merada koşmasını sağlayarak hayvancılık yaparsanız, o zaman hayvan eti yerken de çok vicdan azabı duymazsınız. Biz, sağlıklı kalmak istiyorsak yeniden geleneksel tarım ve hayvancılığı keşfetmeliyiz. Böylece hem insan sağlığını hem de küçük çiftçiyi kurtarırız. Yaptığı üretimle karnını doyurmak zorunda çiftçi. Yoksa yapamaz. Ama Türkiye’de bugünkü politikalar, küçük çiftçiyi öldürmek, toprakları büyük toprak ağalarına peşkeş çekmek, endüstriyel tarımı destekleyip, geleneksel tarımı girdi maliyeti yüksek tarıma dönüştürmek üzerine kurulu. Girdi maliyetinin kime yaradığı ise ortada. Amerikan şirketlerine!</p>
<p></span></p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=3605&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/27/beslenmek-onemli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadir Topbaş&#8217;ın şoförleri</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/20/kadir-topbasin-soforleri/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/20/kadir-topbasin-soforleri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 07:31:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=3601</guid>
		<description><![CDATA[Minik kuşlar geldi ve dedi ki:
&#8220;Geçen gün CRR&#8217;de bir etkinliğe Kadir Topbaş katıldı. Eskortları ve makam şoförü itfaiyenin önüne
araçları park ettiler.Canları ne isterse yapmaya alışmış bu adamlar itfiye tarafından ikaz edilince küfürle
saldırdılar.Onlara yaptıklarının doğru olmadığını söyleyen Diyanet İşleri BAşkanının şoförünü de darp ettiler.
Bu saldırganlara hiç bir şey olmadı elbette. Ama itfaiye daire başkanı  bazı itfaiye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Minik kuşlar geldi ve dedi ki:</p>
<p>&#8220;Geçen gün CRR&#8217;de bir etkinliğe Kadir Topbaş katıldı. Eskortları ve makam şoförü itfaiyenin önüne</p>
<p>araçları park ettiler.Canları ne isterse yapmaya alışmış bu adamlar itfiye tarafından ikaz edilince küfürle</p>
<p>saldırdılar.Onlara yaptıklarının doğru olmadığını söyleyen Diyanet İşleri BAşkanının şoförünü de darp ettiler.</p>
<p>Bu saldırganlara hiç bir şey olmadı elbette. Ama itfaiye daire başkanı  bazı itfaiye memurlarını  sürgüne</p>
<p>gönderdi&#8221;.</p>
<p> Adalet ve kalkınma dediğin anca bu kadar çeteleşir sanırım. Söze gerek var mı? Hukuk sevmezliğin nedeni</p>
<p>anlaşıldı mı?</p>
<p>Nevval Sevindi</p>
<p>Mektup:</p>
<p>sürgün edilen toplam 6 arkadasımız..<br />
 <br />
isimleri..<br />
 <br />
başçavuş hüseyin ayyıldız..27 yıllık itfaiyeci&#8230;.sınıfı(kadrolu işçi)rütbeli söküldü er yapıldı&#8230;yenibosnada ikame eder çatalcaya gönderildi<br />
cavuş mehmet öndin (657 devlet memuru 13 yıllıkitfaiyeci)beykozda ikame eder sarıyere gönderildi..<br />
ibrahim demir (22işçi)kağıthanede oturur avcılara gönderildi..<br />
başşöför sefa özgür (22işçi)arnavutköyde oturur büyükçekmeceye gönderildi..<br />
mahmut tütüncü (3yıllık taşeron itfaiyeci)sarıyerde otutur.arnavutkoye gonderıldı<br />
ramazan vardar (3yıllık 657 memur)kasımpaşada ikame eder arnavut koye gonderıldı<br />
 <br />
ortalama olarak gidiş geliş 150 200km arası uzak mesafelere gönderildiler&#8230;.<br />
 <br />
suçları kadir topbaşın şöförlerine itfaiye aracının önüne park etmeyin demek&#8230;bu söz üzerine dayak yediler darp edildiler&#8230;darp raporu aldılar ancak şikayetci olmadılar&#8230;çünkü itfaiye daire başkanı ben topbaşın şöförlerini getirip sizden özür dileteceğim dediği için..<br />
15 gün sonra sürgüne gönderildiler..arkadaşlarımızı hergün onlarca itfaiyeci ziyaret ediyor&#8230;.<br />
 <br />
itfaiye daire başkanı ibb nin özel kalem müdürünü işaret ediyor ancak ..merak edilen şu..ibb yi acaba özel kalem müdürümü yçnetiyor&#8230;topbaşın oradaki asıl görevi nedir&#8230;..sorarırım sizlere değil topbaş başbakan yada cumhurbaşkanı nın arabası dahı olsa ifaıye aracının onune park edemezkı&#8230;demekki bunların bırakın kendılerı malları mulklerı makam arabası bıle kanundan anayasadan yonetmelıkten onemlı değerli&#8230;.kadir tp,opbaş kendisi ni saklıyor aldığımız haberlere göre  &#8220;şöförler benım makamı mı temsil ediyor..onlar yalnıs yapsa bıle onlara yapılan saygısızlık bana yapılmıstır diye bir söylenti var aslı varmı bilmiyoruz&#8230;.<br />
 <br />
işin garibi allah kitap diyerek insanların oyunu alan ınsanların makam şöförlerıne turkıyenın en buyuk ve tek dını kurumu olan dıyant işleri başkanın şöförü ,topbasın şöförlerine yaptıklarının yalnış olduğunu söyleyince &#8230;onuda darp etmeye kalkıyorlar ve küfüre mazur bırakıyorlar&#8230;maide suresı 32 ayet..<br />
 <br />
itfaiyeciler bu ayetin muhatabıdır.<br />
 <br />
Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir nefsin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur&#8221;<br />
 <br />
ozaman topbasın soforlerı belkıde o esnada bır alarm calsa bır nefsın yasamasına engel olacaktı..günümüz tabiri ile adam öldürmeye sebebiyet verecekleri&#8230;ancak o anlarda tesaduf eserı olay cıkmadı&#8230;..<br />
 <br />
İTFAİYECİLERİN PİRİ HZ İBRAHİMDİR&#8230;TOĞBASIN ŞÖFÖRLERİNİN PİRİ İSE SANIRIM TOPBAŞ&#8230;ONE FENA PİRMİŞ&#8230;.<br />
 <br />
SAYGILARIMLA</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=3601&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/20/kadir-topbasin-soforleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Batı&#8217;da bir köy</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/18/batida-bir-koy/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/18/batida-bir-koy/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Jul 2010 12:59:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=3597</guid>
		<description><![CDATA[Doğu&#8217;ya yatırım yapılmadı,o yüzden terör var diyenler hiç
Ege köylerinin durumuna değinmezler.
Ege&#8217;deki yoksulluk,göç,eğitim sorunları açılmaz.
İşte, Manisa&#8217;nın Selendi ilçesine bağlı Kazıklı köyü 60 yıl sonra elektriğe kavuşmuş!
Ne elektronik eşya biliyorlar, ne cep telefonu &#8230;.
Türkiye&#8217;nin sorunlarını bir bütün olarak görmeyen
ve göstermeyenler yalanı ideoloji haline getirenlerdir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğu&#8217;ya yatırım yapılmadı,o yüzden terör var diyenler hiç</p>
<p>Ege köylerinin durumuna değinmezler.</p>
<p>Ege&#8217;deki yoksulluk,göç,eğitim sorunları açılmaz.</p>
<p>İşte, Manisa&#8217;nın Selendi ilçesine bağlı Kazıklı köyü 60 yıl sonra elektriğe kavuşmuş!</p>
<p>Ne elektronik eşya biliyorlar, ne cep telefonu &#8230;.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin sorunlarını bir bütün olarak görmeyen</p>
<p>ve göstermeyenler yalanı ideoloji haline getirenlerdir.</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=3597&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/18/batida-bir-koy/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TOKİ kaybetti Tabiat kazandı!</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/18/toki-kaybetti-tabiat-kazandi/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/18/toki-kaybetti-tabiat-kazandi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Jul 2010 12:51:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[çevre koruma]]></category>
		<category><![CDATA[çıkar]]></category>
		<category><![CDATA[tabiat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=3592</guid>
		<description><![CDATA[  &#8220;Tabiat Anıtı&#8221; diye gösterilen Ordu Aybastı&#8217;nın Perşembe yaylası&#8217;ndaki
meraya TOKİ&#8217;nin yaptıracağı konutlarla ilgili hukuk
savaşı bitti.Bölge İdare Mahkemesi, çobanlık yapan
Muharrem Yumbul&#8217;un baş vurusu üzerine yapılaşma
yı durdurdu. Kazanan tabiat ve ülkemiz oldu.
Turizm Merkezi olarak da tescilli Perşembe Yaylası&#8217;na Toplu Konut İdaresi tarafından yaptırılacak 254 konut projesinin en verimli mera sahasında kaldığını ileri süren Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>  &#8220;Tabiat Anıtı&#8221; diye gösterilen Ordu Aybastı&#8217;nın Perşembe yaylası&#8217;ndaki</p>
<p>meraya TOKİ&#8217;nin yaptıracağı konutlarla ilgili hukuk</p>
<p>savaşı bitti.Bölge İdare Mahkemesi, çobanlık yapan</p>
<p>Muharrem Yumbul&#8217;un baş vurusu üzerine yapılaşma</p>
<p>yı durdurdu. Kazanan tabiat ve ülkemiz oldu.</p>
<p><span id="more-3592"></span><!--more-->Turizm Merkezi olarak da tescilli Perşembe Yaylası&#8217;na Toplu Konut İdaresi tarafından yaptırılacak 254 konut projesinin en verimli mera sahasında kaldığını ileri süren Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yunus Şılbır, konutların yer seçiminin hem çevre hem de mera bakımından yanlış olduğunu söyledi.</p>
<p>Doğu Karadeniz Bölgesi Mera Uygulama Koordinatörü görevini de yürüten Prof. Dr. Yunus Şılbır, Perşembe Yaylası&#8217;nın sadece Ordu&#8217;da değil bölgenin en verimli meralarına sahip olduğunu söyledi. Prof. Dr. Şılbır, &#8220;Yaylada birkaç noktada mera uygulamamız bulunmakta. Konutların yapılacağı alan zayıf mera alanı olarak tespit edilmiş. Bu tespit yapılırken Ordu Üniversitesi&#8217;nden hiçbir görüş alınmamıştır.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Yunus Şılbır, &#8220;Bizim görüşümüz konutların yapılacağı alan birinci sınıf mera alanıdır. Yaylaya yapılacak toplu konutlara daha çok Ordu dışında bulunan kişiler ilgi gösterecektir. Bunlar da yılda ancak 10 gün yaylada kalabilecektir. Toplu konut yerine Perşembe Yaylası&#8217;nın merkezi revize edilebilirdi. Böylelikle yayla merkezi hem çirkin görüntüden kurtulur hem de mera alanları heba edilmezdi.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Yaylalara &#8216;Yayla Kent&#8217; projelerini önerdiklerini belirten Prof. Dr. Yunus Şılbır, &#8220;Trabzon Kayabaşı Yaylası&#8217;nda bu uygulama yapıldı. İçerisinde konaklama yerleri, lokanta, fırın kısacası tüm ihtiyaçları karşılayacak birimler yer alıyor. Böyle bir proje yaylalar da turizmi de geliştirir.&#8221; ifadesini kullandı.</p>
<p>Ordu&#8217;da hayvancılığın gelişmesi için mera uygulama yapıldığına işaret eden Prof. Dr. Yunus Şılbır, &#8220;Ordu&#8217;da hayvan sayısı giderek azalıyor. Buna karşın mera uygulaması yapılarak hayvancılığın gelişmesi amaçlanıyor. Perşembe Yaylası verimli olduğu kadar organik bir yapıya sahip. Betonlaşma, inşaat sahaları büyüdükçe yaylada hayvancılık azalacaktır.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Yaylayı kurtaran çoban:&#8221; hayvanlarımızın otlakları kaybolacaktı,en çok hayvanlarımız için sevindim&#8221; dedi.</p>
<p>Haber:Erdoğan Erişen</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=3592&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/07/18/toki-kaybetti-tabiat-kazandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeniden Kanser</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/06/23/24-haziran/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/06/23/24-haziran/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2010 14:50:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=3584</guid>
		<description><![CDATA[ 
11 yıl önce kanser olmuştum ve düzenli kontrollerden sonra istatistiki anlamda riskim tamamen düşmüştü.
Ben de her fani gibi rahatladım.Geçen yıl kontrollerimi 6 ay aksattım. Fakat batın kontrolünde safra kesemde 4-5 taş tespit edildi ve hemen almalıyız dedi doktorlar.

 Tam ameliyatı organize ederken dostum onkolog Sevil Öz (Mehmet Öz’ün kuzenidir) dedi ki:
“Bu sene kontrollerini oldun mu?” Yaptırmadığımı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>11 yıl önce kanser olmuştum ve düzenli kontrollerden sonra istatistiki anlamda riskim tamamen düşmüştü.</p>
<p>Ben de her fani gibi rahatladım.Geçen yıl kontrollerimi 6 ay aksattım. Fakat batın kontrolünde safra kesemde 4-5 taş tespit edildi ve hemen almalıyız dedi doktorlar.</p>
<p><span id="more-3584"></span></p>
<p> Tam ameliyatı organize ederken dostum onkolog Sevil Öz (Mehmet Öz’ün kuzenidir) dedi ki:</p>
<p>“Bu sene kontrollerini oldun mu?” Yaptırmadığımı öğrenince “nasıl böyle bir şey yaparsın “ diye kolumdan tuttu ve mamagrofiye götürdü. Böylece sağ memede kanserli yapı bulundu.</p>
<p>11 yıl önce sol mememi alamayan kanser bu kez ikisini bir aldı ve ekinde yumurtalıkları bonus diye verdik.</p>
<p>Çünkü yapılan gen testinde bu hastalığın geni bulundu bende.Doktorum onkolog Süalp Tansan da  “hiç risk istemiyorum” dedi. Bana da ameliyatlara girip çıkmak kaldı.</p>
<p>İkinci kez kanserle karşılaşmak  kaybettiğin ve asla ulaşamayacağın aşkınla karşılaşmak gibi.</p>
<p>Öyle derin bir acı ve boşunalık duygusu veriyor ki, her şeyden vazgeçsem mi diye düşünüyorsunuz. Artık kurtulduğunuzu düşündüğünüz bir anda kucağınızda bulduğunuz kanserli hücrelerle  savaşayım mı, bırakayım mı pazarlığı bile aklınıza geliyor.</p>
<p>Bana hep moral veren ve ameliyatlarımı yapan doktorum Mehmet Tekinel  duygularımı anladığı için bir gün bana yaptığı gaz bezlerinden memeyle televizyona  çıktım.</p>
<p>Bir önceki  dönemde sol mememde gördüğüm radyoterapi yeni meme oluşturmamızı engelledi.Doktorum Serdar Eren yeniden yapıyor eksik kalanı şimdi.</p>
<p>“Allah beterinden korusun” derler ya tam isyan edecekken öyle şeyler başınıza geliyor ki bu değerli atasözümüzün kıymetini anlıyorsunuz elbette.</p>
<p>Annem geçen yıl Ocak ayından beri kemik kanseri tedavisi görüyor.Şu anda kemoterapide. Babam 8 ay boğazında çıkan tümörle boğuştu,şimdi çok şükür 85 yaşında ve sağlıklı.</p>
<p>Kızımın bir arkadaşının yaptığı değerlendirmeye ise çok güldük:” Sizin yazlığınız Çernobil’ de miydi?” Genç bir zekanın bu esprisi şirin geldi.</p>
<p>Kanserin ikinci ziyaretinde yaşadığım “yine mi” duygusuyla mücadele etmek için çok çaba harcadım.Uzun süre yazı yazamadım.Sonra ameliyatlardan yazamadım.</p>
<p>Eşim Kerem, kızım Ulduz ve teyzem Günel,kız kardeşlerim bana inanılmaz destek oldular.</p>
<p>Sevgiyle her şeye katlandılar.Bana 8 ay baktılar, avuttular ve her şeyin geçeceğini anlattılar.</p>
<p>Hayat göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor da ,kötü günler sanki yüzyıl gibi uzuyor. Yaşayanlar bilir zaten. Yine de tek çare; hayata ve sevdiklerimize sarılmak.</p>
<p>Yine çalışmak. Yine insana hizmet.</p>
<p>Temmuz sonunda yeni bir televizyon programıyla önünüze çıkacağım. Bir kitap hazırlıyorum onu bitirmeye çalışacağım Alfa yayınlarından çıkacak.</p>
<p>Sevenlerimle hayata devam edeceğim.Sevdiğim işleri yapmaya devam edeceğim.</p>
<p>Her şey sevgiden üretiliyor.</p>
<p>Not:24.Haziran.2010&#8242;da  akşam Show Tv&#8217;de yayınlanan &#8220;Siyaset Meydanı&#8221;nda</p>
<p>sizinle beraber oldum.</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=3584&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/06/23/24-haziran/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ŞİMDİ ORTADOĞU ÜLKESİ OLDUK!</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/05/31/simdi-ortadogu-ulkesi-olduk/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/05/31/simdi-ortadogu-ulkesi-olduk/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 May 2010 07:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=3577</guid>
		<description><![CDATA[Önce  İran’la kanka olduk, bunu ABD düşmanlığı izledi ve şimdi İsrail’le papaz olduk.
Türkiye tarafsız pozisyonunu ve politikasını kaybetti.

Türk yardım gemileri gelmesin denmesine rağmen  Gazze’ye yola çıkan gemilere İsrail ordusu müdahale etti.Türk hükümeti İsrail’in neler yapacağını açık ve seçik söylemesine rağmen  neden gemileri durdurmadı?Önlem almadı?
Duygusal söylemlerin ve “biz yaparız” iddiasının nelere mal olduğu ortada.
 İsrail’den bildirilen ölü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Önce  İran’la kanka olduk, bunu ABD düşmanlığı izledi ve şimdi İsrail’le papaz olduk.</p>
<p>Türkiye tarafsız pozisyonunu ve politikasını kaybetti.</p>
<p><span id="more-3577"></span></p>
<p>Türk yardım gemileri gelmesin denmesine rağmen  Gazze’ye yola çıkan gemilere İsrail ordusu müdahale etti.Türk hükümeti İsrail’in neler yapacağını açık ve seçik söylemesine rağmen  neden gemileri durdurmadı?Önlem almadı?</p>
<p>Duygusal söylemlerin ve “biz yaparız” iddiasının nelere mal olduğu ortada.</p>
<p> İsrail’den bildirilen ölü sayısı gittikçe artmakta ve 30 dan fazla yaralıdan söz edilmekte.</p>
<p>İsrail tarafı gemide Hamas’ın olduğunu ve askerlere sopalarla saldırıldığını iddia ediyor. Gemilerin kontrolünü isteyen İsrail ordusuna saldırıldı biz de vurduk gibi bir savunması var İsrail devletinin.</p>
<p>Ortadoğu’nun iki dost ülkesi Türkiye –İsrail T.C. tarihinde ilk kez bu hükümet döneminde “one minute” İsrail politikasıyla  bu sona ulaştı. İsrail&#8217;in en sağcı hükümetiyle restleşme kan akıttı.</p>
<p>Dış ilişkiler duygularla ve kabadayılıkla yürümez.Yürütmeye kalkarsanız başkalarının kanının dökülmesine neden olursunuz,vebal altında kalırsınız.</p>
<p>Militan İslamcılık  dış politikada etkin oldukça Türkiye Batılı bağlarından kopar.</p>
<p>Elbette İsrail  doğru bir iş yapmadı.Ama bunu yapacağını devamlı tekrarladı.İsrail’le oyun oynanmaz diye bilmek gerekir. Adamın geçmişi,yaptıkları ortada çünkü.Şımarık bir devletin rahatlığı içinde.</p>
<p>ABD’nin Tahran’da imzalanan anlaşmadan hoşnut olmaması da bu Ortadoğu politikasının acı sosu oldu.</p>
<p>Şimdi hükümet ne  yapacak?</p>
<p>BM Güvenlik Konseyi’ne konuyu getirmek zorunda Türkiye.  İsrail bu güne kadar Batı tarafından,uluslar arası hukuk tarafından hiçbir yaptırıma maruz kalmadı.Filistin tek başına bırakıldı.Uluslar arası hukuk,hak ve özgürlükler konusunda gak guk eden Batılı devletler konu İsrail olunca sus pus nedense!</p>
<p>PKK belasıyla yıllardır uğraşıyoruz Batılılar hiç sahiplenmediler, İsrail dünyanın sorunu biz sahipleniyoruz hesap sormayı bu nasıl bir bakış açısı?</p>
<p>Devlet terörüne uğrayan Kırımlı Türkler, B.Trakyalı Türkler,Bulgaristan&#8217;daki Türkler  için de belki bir gün yürüyüşler yapar milletimiz.Umarım.</p>
<p>Halkımızın başı sağolsun.</p>
<p> İki günde 20’ye yakın şehit verdik. PKK roket atarlarla saldırıyor artık.Hükümet PKK’yı durduramıyor yıllardır. Şehitler her saat toprağa düşüp kalıyor.</p>
<p>Bundan sonra hükümet ne yapacak merak ediyorum.</p>
<p>Mavi Marmara gemisinden gelenler ve yakınları konuşuyor:</p>
<p>&#8220;Babam şehit olmaya gidiyorum demişti zaten.O bir şehit&#8221;</p>
<p>&#8220;Gemiye binen İsrail askerlerini derdest ettik ellerindeki silahları aldık ve denize attık.Sonra onlar ateş  etmeye başladılar.&#8221;</p>
<p>&#8220;Gemide canlı yayın ekibiyiz.Bir frekanstan yayın yapıyorduk ama bunu İsraillilerin karartacağını biliyorduk gizlice başka bir frekans daha aldık. Bundan kaptanın bile haberi yoktu.İsrail yayın yaptığımız frekansı karartınca diğer frekanstan yayına devam ettik ve İsrail&#8217;in yaptıklarını tüm dünyaya gösterdik. Gazze böylece dünya gündemine geldi.&#8221;</p>
<p>&#8220;Biz insani yardıma gidiyorduk.Gazze&#8217;ye varıp güle oynaya yardımları dağıtacaktık.&#8221;</p>
<p>&#8220;Biz şehit olmaya gittik. Herkes şehit olacak Filistin için&#8221;</p>
<p>İnsani yardım gemisine binen insanların &#8220;şehit&#8221; olma düşüncesi nereden kaynaklanır?</p>
<p>Şehit olmanın kriterleri bellidir , bu yeni şehit kriteri nedir?</p>
<p>Gemiye binen askerlere neden saldırıp silahları alınmıştır?O silahlar plastik mermi atan paint ball silahlar mıydı yoksa?Ondan mı denize atıldı? Yoksa ateş edilecek miydi?</p>
<p>Bu kadar militan ruhla sivil insiyatif ruh nasıl anlatılır?</p>
<p>Bir çok soru var ama sormaya cesaret eden yok tabii. </p>
<p>Nevval Sevindi</p>
<div>
<h1 id="divAdnetKeyword">Gazze herkese kızgın</h1>
<h2 id="divAdnetKeyword2">Tüm Arap dünyasından kopuk yaşayan Gazzeliler herkese kızgın, bir kurtarıcı bekliyor. Ama gerçekten kurtarıcı olamayanlar, bu coğrafyanın duygusal dünyasına girerken dikkatli olmalı</h2>
<p>13 Haziran 2010</p>
</div>
<div>
<div>
<div id="divAdnetKeyword3">
<p><strong><em>Tüm <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Arap" target="_blank">Arap</a> dünyasından kopuk yaşayan Gazzeliler herkese kızgın, bir kurtarıcı bekliyor. Ama gerçekten kurtarıcı olamayanlar, bu coğrafyanın duygusal dünyasına girerken dikkatli olmalı</em></strong> </p>
<p><a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Misir" target="_blank">Mısır</a> ve <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Israil" target="_blank">İsrail</a> arasında bir küçük coğrafya; aslında <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Filistin" target="_blank">Filistin</a> toprağı da sayılmayabilir. Tarihte hiçbir ülke bu kadar küçük yüzölçümüyle bu kadar büyük bir sorun haline dönüşmüş ve trajedi yaşamış değildir. Ve gene <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Ortadogu" target="_blank">Ortadoğu</a> bölgesinde Nil vadisi dahil, bu kadar küçük bir sahada böyle kalabalık bir nüfus bulmak güçtür. Daha asrın başında nüfusu 40 bin ve birinci savaş sonunda ise azalarak 20 binden aşağı düşmüşken; yüz yıl sonra nerdeyse bir milyonu aşan bir nüfus bu topraklarda barınıyor. </p>
<p><strong><img src="http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2010/06/12/fft16_mf691825.Jpeg" alt="" align="right" />Hem hac ve ticaret yolu  hem de askeri merkezdi</strong><br />
Aslında güneyde olmasına rağmen iklimi mutedil ve <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Akdeniz" target="_blank">Akdeniz</a>’in bereketini yaşayan bir bölgedir. Ama bu nüfus orada kuşatılmıştır, bir; <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/uretim" target="_blank">üretim</a> sürecine girecek kadar <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Gazze" target="_blank">Gazze</a> coğrafyasının tarz-ı hayatı benimseyememiştir, iki. Gazzeliler, Filistin göçmenleridir ve kendi yurtlarında fakirdirler. Üretilen <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/narenciye" target="_blank">narenciye</a> bile onlara refah getiremiyor.<br />
Gazze ta eski Mısır devrinden beri kuzeydeki büyük imparatorluklarla firavunlar devletinin çatışması ve nüfuz mücadelesi arasında kalmıştır ama aynı zamanda da büyük kervan yollarının üzerindedir. Maddi ve manevi uygarlığın kalıntılarını bu kadar belirgin olarak barındıran bir memleket yoktur. Dilleri ve mizahları meşhurdur.<br />
Toprağının her metrekaresinde arkeolojik eser kaynar dense mübalağa sayılmaz. 8’inci asırdan beri <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Islam" target="_blank">İslam</a> dünyasının önemli eserlerine sahiptir. Haçlıların zamanında Küdus krallığına bağlıydı; Selahaddin-i Eyyübi’nin 1187’de Hattîn savaşı ile Haçlılardan kurtardığı ilk parçadır. Moğollar buraya ulaştılar ama <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Bagdat" target="_blank">Bağdat</a>’ı, <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Suriye" target="_blank">Suriye</a>’yi, Filistin’i fethedenleri Memlûklar Aynıcalûd mevkiindeki savaşla hezimete uğrattılar (3 Eylül 1260). Calûd çeşmesinin adı nereden geliyor? Çünkü Hz. Davud genç bir çobanken Filistinlilerin korkunç savaşçısı Golyad’ı burada yenmiş.<br />
Evliya Çelebi şehri ve etrafını methede ede bitiremiyor. 18-19’uncu asrın batılı gezgin ve bilginleri de onun bıraktığı yerden bölgeyi methetmeye devam ediyorlar. Kozmopolit bir bölgeydi. <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Arapca" target="_blank">Arapça</a> ve Türkçe gibi Yunanca da konuşulurdu. Hac yoluydu, ticaret yoluydu, askerî bir merkezdi.<br />
Gazze, 20’nci yüzyıl başındaki düzenlemeyle <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Kudus" target="_blank">Kudüs</a> mutasarrıflığının içine alındı. Filistinliliği buradan da ileri gelir. Dört asır Türk idaresinde kaldı. Hiç övünmek gibi olmasın ama Gazze’nin gördüğü son mutlu devir budur. İsrail devleti ilan edildikten sonra Gazze <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/multeci" target="_blank">mülteci</a> Filistinlilerin ülkesi oldu. Nüfus birden üç misli arttı. 1967’deki Altı Gün Savaşı’ndan sonra nüfusta bir gerileme olduğu da kaydediliyor. Güzel bir şehir, hoş bir <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/iklim" target="_blank">iklim</a> ama bir milyon nüfusun yaşayabileceği bir alan değil. </p>
<p><strong>Akıllı davranan bir idareci buralardan uzak durur</strong><br />
Gazzeliler, Arap dünyasından da hatta dâhil oldukları Filistin’den de kopuk vaziyetteler ve herkese kızgınlar. Umutlarını tüketen bütün toplumlar gibi kurtarıcı bekliyorlar. Gerçekten kurtarıcı olamayanların bu coğrafyanın duygusal dünyasına girerken dikkatli olmaları lazım. Sınırdaki Refah şehrinde Mısır, Gazze’ye karşı çok gaddar denetimci ve bir o kadar da lakayıt davranıyor. Aslında 1967 savaşında kocaman bölgeyi Mareşal Amr nerdeyse İsrail’e törenle teslim etmişti, geçmişin sorumluluğu en hafif şekilde duyulmuyor bile.<br />
Bu topraklarda kolonizasyon ancak bir çılgınlık olabilir. Akıllı bir idarenin geleceğin huzuru için buradan kurtulmaya bakması gerekir. Bazı yerlerin ve bazı insanların trajik durumunu heyecanla değil, itidalle çözmekten başka bir yol yoktur. <br />
Prof.İlber Ortaylı</p>
</div>
</div>
</div>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=3577&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/05/31/simdi-ortadogu-ulkesi-olduk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyasette yeni yapılanma</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/05/19/siyasette-yeni-yapilanma/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/05/19/siyasette-yeni-yapilanma/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 May 2010 09:06:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=3573</guid>
		<description><![CDATA[CHP yeni lideriyle siyasetteki tıkanıklığı aşacağı gibi muhalefete sol söylemi radikal olarak getirdi.68&#8242;li Kemal Kılıçdaroğlu devrimci sloganlarla, yoksulu ve ezilenleri savunan söylemiyle AKP&#8217;in elinden tüm değerlerini geri aldı. Nazım Hikmet&#8217;in sahibi geri döndü artık Başbakan şiir okurken değişik isimler arayacak.

Samimi ve anlaşılır konuşan Kılıçdaroğlu haksız zenginleşen AKP&#8217;ye sol kroşeyle çaktı.Anayasa Mahkemesine nedne gittiklerini alt alta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>CHP yeni lideriyle siyasetteki tıkanıklığı aşacağı gibi muhalefete sol söylemi radikal olarak getirdi.68&#8242;li Kemal Kılıçdaroğlu devrimci sloganlarla, yoksulu ve ezilenleri savunan söylemiyle AKP&#8217;in elinden tüm değerlerini geri aldı. Nazım Hikmet&#8217;in sahibi geri döndü artık Başbakan şiir okurken değişik isimler arayacak.</p>
<p><span id="more-3573"></span></p>
<p>Samimi ve anlaşılır konuşan Kılıçdaroğlu haksız zenginleşen AKP&#8217;ye sol kroşeyle çaktı.Anayasa Mahkemesine nedne gittiklerini alt alta sıralayınca çok etkileyici oldu. Kamunun bir çok konuda nasıl bilgisiz bırakıldığını bir kez daha kanıtladı. Besleme basının basının temel ilkelerini ayaklar altına aldığını açıkça belirtti. Yoksulluk ve işsizliğin temel sorunumuz olarak  konuşmanın baş kahramanıydı.</p>
<p>En güzeli ise Tayyip Erdoğan&#8217;ın elinden Kasımpaşalılık ünvanının alınması önerisiydi.</p>
<p>Esprili konuşması sevildi.</p>
<p>Hafta içi aşağıdaki CHP değerlendirmesini yapmıştım:</p>
<p>Türkiye’de değiştirilmeyen siyasi partiler ve seçim yasası yüzünden tıkanan siyasi yaşama bir hava alma deliği açıldı.Hiç beklenmedik anda gelen bu hava yine hiç beklenmedik bir şekilde CHP’nin içinde  alize rüzgarları estirdi.</p>
<p>Baykal’ın istifasından sonra başını duvarlara vurarak ağlayan koca koca adamları, “inadına” sloganıyla destekleyen toparlanıp getirilmiş “genç” lik</p>
<p>Destekledi birkaç gün. Ama lodos öyle bir esti ki, ne çatı kaldı ne pencere!</p>
<p>Doğru zamanlama siyasetin kalbidir.Doğru zamanlamayla kan alıp verir, oksijen damarlara yerleşir. CHP’nin değişim talebi tabandan patlayarak bir grizu şiddetiyle geldi. CHP Toplumdaki değişim beklentisiyle buluşacak yapılanmayı da gerçekleştirirse, yıllardır Türkiye’nin üstünden kalkmayan baskı bulutları dağılabilir. Ne demişti Goethe:</p>
<p>“Nefes almanın iki süreci vardır,</p>
<p>Biri havayı ciğerlerine çekmektir,</p>
<p>Diğeri de ciğerleri boşaltmaktır.”</p>
<p>Bu dünyaya umursamaz bir insan olarak gelmediğime çok memnunum. Böylece hayatım boyunca tarafsızlık maskesi altına gizlenerek bir şey yapmadım, tarafsız kalmadım, olan biteni öylece seyretmedim. Doğru ve gerçeğin tarafında oldum,onu anlatmak için çırpındım.</p>
<p>Tekdüze ve baskıcı bir dünyayı hep red ettim.Modern dünyanın mekanik insanları koltuk,makam ve rant diye her köşeye uçarken birilerinin sağlam basması  umuttur.</p>
<p>Modern dünya ve Batı kültürü  yayılmacılığı kadar  “tek tip” insan ve ahlak anlayışının bekçiliğini yapanlar da günümüzün tehlikesidir.</p>
<p>Tehlikeleri aşmanın yolu farklılıkları ve bireyi kabulden geçiyor. Şu anda çeteleşmenin doruklarında yaşayan Türkiye’de bir grup aidiyetiniz yoksa bireysel varlığınız yok sayılıyor. Hiçbir yerde haklı çıkamazsınız, konuşamazsınız, yazamazsınız.</p>
<p> Bireyin tek başına karşı koyamadığı ve kendini savunamadığı sisteme de demokrasi denmiyor Batı’da.</p>
<p>Siyasi partilerin yöneticileri tarafından ele geçirilmiş kale muamelesi gördüğü ve sahiplerinin olduğu gerçeği  halkı politikanın dışına iteklemiştir. Millet siyaseti oy vermeyle sınırlı görmek zorundadır.Bu zaruriyet %30 gibi bir kesimin oy kullanmama nedenidir. Yüze gezer oyların çokluğu,insanların “kötünün iyisini seçmek zorundayım” demesi bunun sonucudur.</p>
<p>Siyasi alan kilitlenmiş ve tek partinin hegemonyası  bir balyoz gibi inmiştir her alana.</p>
<p>CHP bu haftaki kongre ve sonrası yapacaklarıyla  siyasetin önünü açabilirse  Türkiye’nin temelinde yatan  “hak ve adalet” arayışına cevap olacaktır. Toplumun değişim ve gençleşme heyecanını yeniden ayağa kaldıracaktır. Umudunu yitirmiş kitleler  siyasete ısınacaktır.</p>
<p>Bunların gerçekleşmesi diğer partilerde de kırılma ve değişim rüzgarlarını patlatacaktır.</p>
<p>“Ne de olsa uşak ruhlu uşaklıktan rahatsız olmaz,özgür düşünen ise özgürlüğünü her zaman ve her yerde korur.” Der Stefan Zweig.</p>
<p>Özgür ruhun yeniden ülkede kalıpları ve ezberleri parçalayarak yeni bir ruhun doğmasına yardım edeceğine inanıyorum.</p>
<p>Bizler çok şeyi fark ederiz ama çoğu zaman bunun bilincinde olmayız. Fark etmek istemeyiz,kabullenmeyiz ve bilincin altına süpürürüz. Onların var olmadığını sanırken bir gün nefes alacak bir boşluk ortaya çıkınca iki günde tüm sistem değişir. Bütün duygu,istek ve arzular ortaya çıkar.</p>
<p>Topluma yerleştirilmeye çalışılan nefreti yenmenin yolu da bu tıkanmış siyasi tablodur. Bu tabloyu yaratmış tüm eski liderler de siyaset sahnesinden silinecekler. Uyduruktan haberleri bile yayınlanamayacak:”yok dönecek gibi” dedi palavraları bile abes olacak.</p>
<p>CHP bu sınavı geçerse önündeki uzun koşuyu ve etaplarını iyi analiz ederse  toplumun Susurluk vakasından beri talebi olan “temiz toplum”un yolunu açacaktır.</p>
<p>Bunu bekliyor Türkiye…….</p>
<p>Nevval Sevindi</p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=3573&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/05/19/siyasette-yeni-yapilanma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ada vapuru yandan çarklı, içki içen atılır aşağı!</title>
		<link>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/05/15/ada-vapuru-yandan-carkli-icki-icen-atilir-asagi/</link>
		<comments>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/05/15/ada-vapuru-yandan-carkli-icki-icen-atilir-asagi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 May 2010 13:53:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nevval Sevindi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Arşiv]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?p=3568</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
Gazeteport’un haberine göre Kabataş’tan Cuma 18.30’da kalkan ada vapuru kaptanı yolculara içki taşıma kontrolü yapmaya kalktı. Daha sonra gemi boşaltıldı. Başka bir vapurla adalara giden vapur Kınalıada’ya gelince bu kez polisler yolculara içki kontrolü yaptı. Yolcular ‘Yıllardır böyle bir şey görmedik. Bu resmen yaşam tarzı dayatmasıdır’ dediler. Vapurda bu tür ‘İslamcı yasak’ bir ilk olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gazeteport’un haberine göre Kabataş’tan Cuma 18.30’da kalkan ada vapuru kaptanı yolculara içki taşıma kontrolü yapmaya kalktı. Daha sonra gemi boşaltıldı. Başka bir vapurla adalara giden vapur Kınalıada’ya gelince bu kez polisler yolculara içki kontrolü yaptı. Yolcular ‘Yıllardır böyle bir şey görmedik. Bu resmen yaşam tarzı dayatmasıdır’ dediler. Vapurda bu tür ‘İslamcı yasak’ bir ilk olarak başlıyor.</strong></p>
<p><strong> <a href="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/wp-content/uploads/2010/05/vapur.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3569" title="vapur" src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/wp-content/uploads/2010/05/vapur-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a><span id="more-3568"></span></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İSTANBUL (Gazeteport) -</strong> Dün akşam 18.30&#8242;da Kabataş-Adalar seferini yapması gereken Şehit Karaoğlanoğlu isimli vapura gelen yolcular kötü bir sürprizle karşılaştı.</p>
<p>Önce iskeledeki güvenlik görevlileri, işlerinden evlerine dönen bazı insanların poşetlerinde alkollü içecek olup olmadığını sordu ve kontrol etmek istedi. Yolcular vapura bindikten sonra da, gemi kaptanı &#8220;vapurda içki içilebileceğini&#8221; iddia ederek, aracı Kabataş İskelesi&#8217;nden kaldırmadı. Bunun üzerine bir ilk yaşanarak, yolcular vapurdan indirildi. Vapuru boşaltmak zorunda bırakılan yolcular iskele üzerinde gemi kaptanını uzun süre protesto ederken, durumla ilgili herhangi bir şey yapılamadı.</p>
<p>Kaptanın bu tutumundan mağdur olan yolcular, iskelede 40 dakika bekletildikten sonra başka bir vapura aktarıldı ancak yaşanan sıkıntı bununla da kalmadı. Vapurun uğradığı ilk ada olan Kınalıada&#8217;da polisler vapura binerek içki içilip içilmediğini kontrol etmek isteyince yolcular duruma tepki gösterdi. Kaptanın bu tutumuna bir anlam veremeyen yolcular tepkilerini şöyle dile getirdiler:</p>
<p><strong>&#8220;35 YILDIR BU VAPURA BİNİYORUM BÖYLE BİR ŞEY GÖRMEDİM&#8221;</strong><br />
&#8220;35 yıldır ada vapuruna biniyorum, bugüne kadar ada vapurunda kimse kimseyi rahatsız etmemiş, en ufak bir problem yaşanmamıştır. Son zamanlarda İDO&#8217;nun ve özellikle de bu kaptanın tuhaf uygulamalarıyla karşılaşıyoruz ve bize asıl rahatsızlığı veren bu zihniyetteki insanların kişisel uygulamalarıdır.&#8221;</p>
<p>Aynı kaptanın daha önce de benzer bir tavırla yolcuları mağdur ettiğini anlatan başka bir yolcu ise şöyle konuştu: &#8220;Geçen hafta da aynı kaptan bilinçli olarak vapuru düşük süratle kullanarak evimize geç gitmemize neden oldu. 1 saatlik yolu 1.5 saatte gitti.</p>
<p><strong>&#8220;BU BİR DÜNYA GÖRÜŞÜ DAYATMASIDIR&#8221;</strong><br />
Bu durumun çok tehlikeli bir boyutu olduğuna dikkat çeken başka bir yolcu ise şöyle devam etti:<br />
&#8220;Adalarda yaşayan insanlar birbirlerini tanırlar. O saatte adaya kalkan vapur da çoğunlukla adanın yerleşik yolcusunu taşır. Eskiden beri vapur adalıların mahallesi gibidir. &#8220;Mahalleli&#8221; burada bir araya gelir, güzel güzel muhabbet edilip yanında içki de içilir. Bu şimdiye kadar kimse tarafından bir sorun olarak görülmediği gibi rahatsızlık yaratan bir durum da olmadı, çünkü herkes birbirine saygılıdır.</p>
<p>Ama şimdi, insanların biribirine hoşgörüyle yaklaşması üzerine sözde politikalar üretilirken, bir yandan da, bu yeni dönemde, bazı insanlara kendi başlarına yeni kurallar koyma, dünya görüşlerini başkalarına dayatma gibi bir güç verilmiş gibi. Bu durumu çok korkutucu buluyorum. Bu geminin kaptanı içki içmiyor olabilir ama başka insanlara rahatsızlık verilmediği sürece, ki şimdiye kadar hiç böyle bir şey yaşanmamıştır, içki içenlere saygı göstermesi gerekir. Asıl yetkililer de bu rahatsızlığı çözmek durumundadır.&#8221; <strong>(Gazeteport)</strong></p>
<p><strong>haber:euractive.com.tr</strong></p>
<img src="http://www.nevvalsevindi.com/yeni/?ak_action=api_record_view&id=3568&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nevvalsevindi.com/yeni/2010/05/15/ada-vapuru-yandan-carkli-icki-icen-atilir-asagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
