Türkiye’de türbanlı olmak Üniversite mezunu başörtülü oranı yüzde 10 Herhangi bir diploma sahibi olmayan kadınların yüzde 91.5′i kapalı. Lise mezunlarının yüzde 26.6′sı üniversite mezunlarının ise sadece yüzde 10′u başörtüsü kullanıyor.
Nevval Sevindi kimdir? Gazeteci -yazar. 1979′da Ankara Üniversitesi Antropoloji bölümünden mezun oldu. 1977-80 yılları arasında Tahran’da yaşadı. Bayındırlık ve Iskan Bakanlığı’nda araştırmacılık, bakan danışmanlığı yaptı. Kent yaşamı, antropoloji, gezi ve özelikle kadın sorunları üzerine çok sayıda araştırması ve kitabı var. Fethullah Gülen’le ilk defa röportaj yapan gazeteci oldu. 20 Temmuz 1997′de Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde yayınlanan röportaj uzun süre konuşuldu. Türbanlı artık makyaj’da yapıyor kariyer de… BU ÜLKEDE TÜRBANLI OLMAK Gelenek aşındı, türbanlı modernleşiyor…. Makyajını yapan, spor salonlarına giden, okuyan, çalışan, başarı isteyen, araba kullanan türbanlı kadınlar var artık… Yerel kültürle, evrensel modern değerleri birleştiriyorlar ORTAKÖY’DE GALATASARAYLI ÖĞRENCİLERLE… Tuğba Çanta ve Figen Aypek.. İkisi de Galatasaray Üniversitesi öğrencisi…. Ortaköy’de türbanlı geziyorlar fakat okulda başları açık elbette. Bu ikili yaşamın zorluklarını kanıksamışlar. Tamamen kendi kişisel tercihleriyle örtündüklerini söylüyorlar. Yargılanmak değil, anlaşılmak istiyorlar. Çok tartışıldı. Çok kavgası yapıldı. Ancak günümüzde şu açık gerçeği görmekte yarar var: Türban, Türkiye’de artık toplumsal değişim ve modernleşmenin bir parçası haline geldi. Modernleşmeye direnen bir akımın simgesi olmaktan çıktı. Kadının toplum içinde yer edinmesinin kavgası olarak da yansıyan “türban” hem tepki hem de etkiyi içermekte. SİYASAL İSLAM TİPİ ÇÖKTÜ Toplumda kadının yerini tarif ettikçe açılan “türban” tartışması sosyolojik, kültürel, ekonomik ve antropolojik veriler içeriyor. “Kentli kadın, kırsaldan göç eden kadın, varoş kadını, kırsal alanda, taşrada kadın, orta sınıf kadını, aşiret geleneğinde yaşayan “köle kadın” tanımlamaları bize tek bir kadın modelinden söz edilemeyeceğini açık olarak gösteriyor. Türban, kırsaldan gelen kadının gelenekle simgeleşen sembolü. Ama erkeğin gerisinde duran kadının topluma girişinin, yani sosyalleşmesinin de simgesi. Siyasal islam bunu kendi bayrağı yapmak istedi. Bu siyasallaşma dönemi militanlaştırdı türbanı kısa bir zaman dilimi için…. Ancak artık kentlerde bu siyasal simgenin alt kısmını oluşturan pardösü kalmadı. Türban artık sıradan günlük giysilerle birlikte kullanılıyor. Yani Siyasal islam’ın model tipi çöktü. O militan model yok oldu. Anti Batıcı küçük bir grup varsa bile bu çok düşük bir yüzde, siyasal alanda bile. Bu yüzden türbanı muhalefet simgesi yapmaya çalışanların başarı şansı da düşük. TÜRBANLIYIM AAAA BİREYİM Türbanı kullanan kadınlarda “bireysel farklılık yaratma” çabası giderek öne çıkıyor. Sokaklarda artık kent kültürüyle barışık bir türban var. Bu anlamda örtünme sadece “ahlâki değerlere bağlılık” mesajı veriyor diyebiliriz. Türkiye bu dönemi aştığı sırada 11 Eylül dünyanın gündemine düştü ve dünya çapında radikal islam’ın simgesi olarak algılanmaya başladı türban. “Müslümanlarda kadın ikinci sınıf ve geridir” yargısı pekişti. Böylece “türban” artık Batı’nm da sorunu haline geldi. AB üyesi ülkelerde ve yargıda türban yasaklama kararları çıktı. Bu konuda siyasi ve toplumsal baskı oluştu. Oysa “türban” artık siyasal islam’ın simgesi değil Türkiye’de. Kadın türbanla birlikte modernleşiyor. Ama Avrupa’nın Türkiye gerçeğini algılaması pek de kolay değil. Bu, türban dışındaki bir çok olayda da kendini gösteriyor. Türkiye’de türban büyük değişim geçiriyor. Gerici ve tutucu sıfatlarını üzerinden atmaya çalışıyor. Bu nedenle türban, radikal söylemden kaydı ve modern yaşama sahip çıktı. AKP iktidarıyla toplumun modernleşme çabasına cevap vermek zorunda kalan siyasi iklim modernleşmeye, Batılılaşmaya sahip çıktı. Türkiye’nin 1800′lü yılların ortalarında başlayan modernleşme macerası devam ediyor… Türbanın günümüz gerçeğindeki konumunu izlemek isterseniz, şöyle Anadolu’da bir tura çıkalım. Hem de daha tutucu, daha geleneksel olarak bilinen Çorum, Osmaniye gibi kentlerden seçtiğimiz ve konuştuğumuz türbanlı kadınların ağzından dinleyelim “türbanlı ya-şam”m hikayelerini. Yarın bu öykülerle VATAN’da buluşalım… TÜRKİYE’DE TÜRBAN GERÇEĞİ Kadınların yüzde 64’ü başını örtüyor. Türkiye’de kadınların yüzde 64′ü sokağa çıkarken, evinin dışında başını kapatıyor. Her 100 evin 77′sinde, başını örten bir kadın var. Yüzde 95’i örtüsünü türban olarak tanımlamıyor Türban, bu sorunun siyasallaşmasından sonra hayatımıza giren bir tanım. Halkın büyük bölümü “başörtüsü” diyor. Türban terimini eğitimli kesim daha çok kullanıyor. Evlerinde başını kapatma oranı ‘yüzde 73’ Başörtülülerin yüzde 23.5′i kendini muhafazakâr diye tanımlıyor. Evlilerde yüzde 73 olan “başını kapama” davranışı, bekârlarda yüzde 34′e iniyor. Başı örtülülerin geliri ‘3 kat’ daha düşük Başını kapatan kadınların hane halkı ortalama ayık geliri 363 milyon lira. Başını kapatmayan kadınların hane halkı aylık gelir ortalaması ise 964 milyon lira. Başını örtenlerin yüzde 46.5’i AKP’ye oy veriyor Başını kapatanların yüzde 46.5′i “Seçim olsa yine AKP’ye oy veririm” diyor. AKP’ye oy vereceklerin yüzde 88′i türbanı simge görmüyor. Ben kapalıyım ablam açık bizim evde demokrasi var İki kız kardeş… Sevinç türbanlı, ablası Sevgi ise açık. Sevinç, “Ailemizde demokrasi var seçimlerimizde özgürüz” diyor. 4 yıl önce Sevgide kapalıymış, iş bulamayınca başını açmış… İki genç kız… Biri giyimi, makyajıyla gayet modern görünümlü, diğeri ise teset-türlü. Türbanlı olanın yanına yaklaşıp, konuşmaya başlıyoruz. 22 yaşındaki Sevinç Pala, 7 sene önce başını kapatmaya karar vermiş. “Başımı örttüğüm için dine bağlılığın getirdiği fevkalade bir huzur duyuyorum” diyor. Kapandığında ailesi şaşırmış ama ona destek vermişler. Tam bu sırada, yanındaki genç kız “Çok şaşırdık, ama ona saygı gösterdik” diye söze katılıyor. Meğer Se-vinç’in ablasıymış. Adı Sevgi, 23 yaşında. Aynı aileden olduklarını öğrenince biraz şaşırıyorum. Onlar da gülüyor “Bizim evde demokrasi var, birbirimizin görüşüne saygı gösteriyoruz” diyorlar. Ancak her iki kardeş de çevrelerinden saygı görememekten dertli. Sevinç, liseyi bitirdikten sonra tesettüre uygun giyinmiş. Üç yıl önce bir mağazada kasiyer olarak çalışmış, daha iyi iş bulmak için ayrıldığında ise ortada kalmış. “Kapılar bir bir yüzüme kapandı” diyor: “Türbanlı olarak iş bulmak büyük sorun. îş görüşmesine gittiğimde açıkça ‘türbanlıya iş yok’ diyorlar. Neden tersliyorlar anlamıyorum! Herkes kendi dünya görüşü içinde yaşıyor, önemli olan işini nasıl yaptığındır. Niye saygı göstermiyorlar? Böyle dışladıkları zaman çok kınlıyorum ama türbandan vazgeçmeye hiç niyetim yok!” Sevgi de 4 yıl öncesine kadar türbanlıymış. 1,5 yıl başörtüsü kullandıktan sonra başını açmış: “Bir hastanede sekreterlik yapıyordum ama koşullar iyi olmadığı için ayrıldım. Bir süre iş bulamadım, nereye gitsem, ‘Çalışacaksan başını açmalısın’ diyorlardı. Aileme bakmak zorundaydım. Ben de tesettürümü çıkardım. “Başörütüsünü çıkarınca çevresindekiler ‘Aaa! Şuna bak bir kapalı bir açık” diye eleştirmişler ama o umursamamış; “Bir süre rahatsızlık duydum ama şimdi kötü hissetmiyorum. Çünkü düşüncelerim, inancım değişmedi” diyor. Üniversitede ilk türban vakası Üniversitede türban fırtınası ilk kez 1967de Ankara Üniversi-tesi’nde kopar. Hatice Babacan isimli bir öğrenci derse başörtülü girer. Prof. Neşet Çağatay, Babacan’ı “Hey sen! Başörtülü kız! Ya başını aç ya da çık!” diye uyarır. Bugünün Devlet Bakanı Ali Babacan’ın halası olan Hatice Babacan, 1968′de okuldan ihraç edilir. Türbanın anası Bugünkü türbanın anası sayılan Şule Yüksel Şenler, ilk kez 1965 yılında tesettüre girer. Şenler’in başını örtme biçimi, başörtüsünden çok farklıdır. Bu tarzı genç kızlara örnek olur ve türban jargonuna ‘Şulebaşı’ya da ‘sıkma baş’ kavramlarını kazandırır. Gazeteci olan 1937 doğumlu Şenler, ‘Yeni İstiklal’ gazetesindeki yazıları nedeniyle de 9 ay hapis yatar.