Basında

“Örgütlü” toplum

Ekim 2 2005Yorum Yok Kategori: Basında

Güler Kazmacı POSTA ‘da yazdı. “ÖRNEK” BİR ÇALIŞMA Geçen gün Antrolopog, gazeteci ve yazar Nevval Sevindi’den örnek bir “örgütlü toplum” çalışması haberi adım ve Nevval’ın soyadı gibi sevindim. Nevval kendisi kanser olduktan sonra ( neyse ki şimdi atlattı ) , Bursa’da ONKO – DAY adıyla kurulan kanser dayanışma derneğiyle ilişki kuruyor. Ve bizde son derece eksik olan “toplumsal yardımlaşma” adına bu derneklerin çoğalması için AB’ye götürdüğü projesi kabul görüyor.

Belki şaşacaksınız ama ben günlerdir herkesin “yarım dudak” gülümseyerek üzerinde toplu yorum seansları yaptığı Gamze Özçelik’in “yatağını” izlemedim. Defalarca değişik yerlerden gönderdiler ama bu görüntüleri izlemeyi ruhum ve kafam kabul etmedi, “reddettim”. Çünkü tuzağa düşürülmüş bir kadının seks görüntülerini “salya akıtarak” izlemeyi, aynen sevişmeyi görüntüye alıp yayınlayanlar kadar ahlak dışı buluyorum. Zaten unutmayalım ki, dünyada bir şeyin “alıcısı varsa satıcısı vardır”. Sözgelimi fuhuşun “kara bıyıklı” alıcıları varken düşkün haldeki zavallı satıcılarıyla uğraşsanız çözüm olur mu? Ve eğer böyle “özel kasetleri” topluca şehvetle izlersek, yani “alıcı” olursak, yarın bir başkasının, hatta kendi kızınızın da başına gelmez mi? “GELİŞME ÖLÇÜSÜ” Zaten bir toplumdaki insanlar “örgütlü” olarak yanlışlara karşı çıksa, haksızlıklarla mücadele etse, sorunların çözümünde dayanışma yaratsa, bütün bu “pislikler” çok azalırdı. Gelişmiş toplumlar öylesine “örgütlü” durumdalar ki, bir şeye zam geldiğinde topluca protesto ediyorlar. Bir insanın başına bu türden çirkin bir bela açıldığında, topluca onu savunuyorlar. Kendilerinin etnik, sosyal, düşünsel, hastalık gibi her türlü sorununda da topluca yardımlaşıyorlar. Sadece siyasi düşünceler için değil, hastalar / doktorlar, mahpuslar / gardiyanlar, aidsliler/ kanserliler, fahişeler / polisler, aklınıza gelebilecek her türlü grubun sivil toplum kuruluşu var oralarda. Ve örgütlü olmak gelişmenin ölçüsü kabul ediliyor. “ÖRNEK” BİR ÇALIŞMA Geçen gün Antrolopog, gazeteci ve yazar Nevval Sevindi’den örnek bir “örgütlü toplum” çalışması haberi adım ve Nevval’ın soyadı gibi sevindim. Nevval kendisi kanser olduktan sonra ( neyse ki şimdi atlattı ) , Bursa’da ONKO – DAY adıyla kurulan kanser dayanışma derneğiyle ilişki kuruyor. Ve bizde son derece eksik olan “toplumsal yardımlaşma” adına bu derneklerin çoğalması için AB’ye götürdüğü projesi kabul görüyor. Avrupa Birliği’nin desteğiyle şimdi ilk kanser dayanışma derneği ONKO – SEV Muş’ta kuruldu. Sırada Çorum, Bafra, Samsun, Aydın gibi ülkemizin değişik yerlerinden yedi il var. İngiltere, Fransa, Hollanda, Almanya gibi Avrupa’nın “baba” ülkelerinden gelen gönüllülerle birlikte gidiyorlar ve kentin kanserli hastalarını “örgütlüyorlar”. Darısı bütün illerin başına ya, zaten gelecek yıllarda sayıları artacakmış. Lakin buraya AB’den “oluk gibi” para akıtıldığını sanmayın, amaçları o kentin insanlarının kendi arasında dayanışma kurmaları olduğundan, dernek yardım paralarını kendisi organize ediyor. Böyle “örgütlü dayanışmayı” her sorunumuz için becermek zorundayız, çünkü işte gelişmiş ülkelerde bile “her şeyi devletten beklemiyorlar”.

yemek kültürü

Ağustos 26 2005Yorum Yok Kategori: Basında

www.da.com.tr den girin ve yemek yazısını okuyun!

internethaber.com

Temmuz 4 2005Yorum Yok Kategori: Basında

Gazetecilerin gecesi 03 Temmuz 2005 11:42 ——————————————————————————– Hadi Özışık yazdı

Ali Bulaç’ı, Mustafa Karaalioğlu’nu, Nevval Sevindi’yi hiç böyle görmemiştik. Selçuk Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yasin Aktay çaldı, gazeteciler söyledi… Erzurum Polat Oteli’nin lobisinde bir grup gece yarısı fasıl ziyafetiyle coşmuş.. Grubun içindeki isimlerin hepsi tanıdık. Prof Yasin Aktay’ın udu eşliğinde söylediği türkülere, Yeni Şafak Ankara Temsilcisi Mustafa Karaalioğlu, Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç, Zaman Gazetesi yazarı Nevval Sevindi, Prof. Eser Karakaş, Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni Nazmiye Pekcan, Bulut Aras, Prof Necdet Subaşı ve Star yazarı ve Yönetim Kurulu Başkanımız Hadi Özışık eşlik ediyor. Günün yorgunluğunu Akbay’ın müzik ziyafetiyle atan gazeteciler, neşeli dakikalar geçirirken, Ali Bulaç’ın şarkı sözlerinde sık sık takılması gülüşmelere neden oldu. Kanal 7 ekibinin de çekim yaptığı sırada, Bulaç’ın bir müdahalesine Karaalioğlu “Canlı yayını bozdun” diyerek espri yaptı. Gazetecilerin gecesi, gece 02.00′ye kadar sürdü. Bu haber 290 defa okundu.

internethaber.com ‘da

Temmuz 4 2005Yorum Yok Kategori: Basında

Şimdi çözüm zamanı! 07 Kasım 2003 15:40 ——————————————————————————–

Aşk ve duyguların usta yazarı Nevval Sevindi’den alanında “ilk” olacak bir kitap daha yazdı: “İlişkiler ve Çözümler” Sevindi’ni kitabı okurlar

VATAN GAZETESİ

Haziran 1 2005Yorum Yok Kategori: Basında

Beni 3 yaşımda kapattılar, bunu asla kızıma yapmam! Sümeyra Hanım 3 yaşında kapanmış. Buluğ çağlarında açık olan arkadaşlarına özenip “onlar gibi olsam” diye düşünmüş. Kızların küçük yaşta kapatılmasını hiç onaylamıyor. ‘Bunu asla kendi kızıma yapmam’ diyor

Çorum’da türbanlı kadınlarla söyleşime devam ediyorum bugün de… Mübeccel Çetin evli, üç çocuk annesi bir siyasetçi… AKP’de çalışıyor. 30 yaşında kapanmış, hiçbir baskıya maruz kalmadan, kendisi istemiş. “Askeriye’de bir düğüne bile giremeyince insan kendini dışlanmış hissediyor” diyor. “Türban siyasete engel değil, geceyarılarına kadar kadın erkek birlikte ev ev geziyor, siyasi çalışma yapıyoruz” diyor. Merkez ilçe teşkilatında çoğunluk erkek. Üç hanım var. Kapalı açık kadınlar birlikte çalışıyor. “Biz Çorum’da veya diğer illerde bunları aştık, keşke tepedekiler de aşabilse” diyorlar hep bir ağızdan. 3 kızı olan Birsen Ayvaz “Ben nasıl var olacağım?”diye soruyor. Türban, kadının var olma sorunuyla ilgili. Toplumsal alanda var olmak nasıl sağlanacak? Birsen Hanım çok güzel giyiniyor, genç ve çok sosyal bir hanım. Kızları da okuyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun Sümeyra Hanım bilgisayar uzmanı olarak çalıyor. Master yapmayı çok istemesine rağmen LES sınavı sorununu aşamayacağını düşünüyor. “Benim açık olandan farkım yok” dese de bu yaşam tarzını kabul ettiremiyor. 3-4 yaşlarında ailesi tarafından kapatılmış. Buluğ çağlarında açık olan arkadaşlarına özenip “onlar gibi olsam nasıl olur acaba?” diye düşünmüş. Kızların çok küçük yaşta kapatılmasını hiç onaylamıyor. “Bunu asla kendi kızıma yapmam” diyor. Okulun kapısına kadar kapalı gelip, çıkışta yine örtünme sorumluluğu taşıyan kızların çocukluk yaşaması mümkün değil elbette. Osmaniye’nin aşiret denen yerlilerinden bir aileye mensup Almula Hanım. Babası “İlla okuyacaksın, aç ve oku” demiş kızına. Balıkesir Üniversitesi’ne göndermiş. O zaman pardösüyü çıkarmış. “Ön sıralarda oturamazdım utanç duyardım” diyor. Ezilmiş hissetmiş kendini. Çok üzülmüş. Okulda yöneticilerin onlara ikinci sınıf insan muamelesi yapmasından yaralamış. Onları okulun ambarına, en aşağıya indirerek baş örtülerini açmalarını sağlayan anlayış yüreklerinde yara açmış. Mahremiyetine girildiği düşüncesiyle erkek arkadaşlarından utandığını belirten Almula Hanım lise birinci sınıfta kapanmış. Bir küçük kızı var. Biri de yolda. “Kızlarıma asla baskı yapmam ve kimsenin de yapmasını istemem” diyen Almula Hanım çok sosyal ve kendine güvenen bir hanımefendi. Örtünmek dini bir ölçü değil Edirne’de Trakya Üniversitesi’nde eğitimini sürdüren Ayşe Hanım 20 yaşında, ikinci sınıfta “kapanacağım” demiş ailesine. “Kapanmak ihlas ve samimiyetle yapılmadıysa bir kıymeti yoktur. Zorlamayla kapanma anlamsızdır” diyor. Aile baskısının kasabalarda kaldığına inanıyor. Başarılı olan herkesin istediği noktaya gelebileceğine inanıyor. “Türbanlı olmak, var olmamı engellemiyor” diyen Ayşe Hanım sosyal bilimler okuyor. Kapanınca büyük bir huzur duyduğunu ve mutlu hissettiğini söylese de “biraz dışlanıyoruz” diye ekliyor. “Örtünmek bir ölçü değildir. Kalbî bağ daha önemlidir. Bu benim için Allah’la bir iletişim”diye kapalı açık farkının dini bir ölçü olmadığını vurguluyor. Türban ‘gerici’ sıfatından sıyrılmak istiyor Türkiye’de türbanlı olmak yaşamın kalitesini talep ediyor, sosyalleşiyor. Onlar hep birlikte aynı şeyleri giyen, bir bilinmedik yerin ya da siyasetin temsilcisi değil. Sadece kadın ve yurttaş olarak kendilerinin temsilcisi. Ne kocaları, ne babaları, ne de birlikte çalıştıkları erkekler tarafından yönetilmek istiyor bugünün türbanlı kadınları. Onlar birey olma yolunda hızla ilerliyor. Hatta hızını almayıp Avrupa’ya, Amerika’ya, Rusya’ya, Ukrayna’ya akın akın gidiyorlar. Kuveyt’e burs kazanan ve gidip gitmemek için çok düşünen bir kıza destek vermiştim. İşte bana gönderdiği mektup: “Yarım gün üniversitede Arapça öğrenecek, yarım gün için Türk şirketlerine iş başvurusu yapacağım, şimdiden buldum birkaç inşaat şirketi… Uzun ve yorucu bir yolculuk yaptım tek başıma.. Kuveyt Üniversitesi’nin yurduna yerleştirildim, derslere başladım burada. Şimdilik 5 Türküz ama bir arkadaş daha gelecek haftaya. Her şey çok rahat. Hediye olarak hacca bile gönderebilirlermiş bizi; yani petrol zenginliğinin tadını çıkarıyorlar hâlâ.” Sonuç: Farkındalığı artan kadınlarımızın önünü açalım. Onlar sosyal, kültürel ve ekonomik alanda var olmak istiyorlar. Türban sadece ahlâki değerlere bağlılık mesajı içeriyor içerse içerse. Türbanın çıkış noktası taassup ve kadına tahakküm olsa da, bugün türban çevre baskısını kırmış durumda. Kentlilik değerlerini içselleştirmekte. Makyajını yapan, spor salonuna giden, okuyan, çalışan, başarı isteyen, araba kullanan türbanlı kadınlar yerel kültürle evrensel modern değerleri birleştiriyorlar. Sınavı kazanırsam türbanımı açarım geleceğimden vazgeçmem Zeynep Şentürk’e Kocaeli Üniversitesi’nin kapısında rastladık. Dersten çıktığını düşündük ama yanılmışız; meğer üniversite sınavlarına hazırlanıyormuş. Meslek lisesi mezonu Zeynep, bir yandan da üniversitenin kreşinde çalışıyor. 8 ay öncesine kadar ise başı acıkmış. Şimdi kapalı. Ama gerekirse açmaya hazır… Neden kapandı? “19 yıl başım açık gezdim. Dindar bir ailede yetiştim ama ailem hiçbir zaman başımı kapatmam için baskı yapmadı. Başım açık olduğunda da namaz kılıp, oruç tutuyordum. Bir tek türbanlı değildim. Çalıştığım iş yerindeki kızlar kapalıydı, herhalde onlardan etkilendim.” Eğitimde ‘günah’ olmaz Her ne kadar baskı yapmasalar da başını kapatınca ailesi mutlu olmuş. Onu açık görmeye alışık olanlar ise bir hayli şaşırmış ama saygıda kusur etmemişler. Başı kapalıyken nasıl hissettiğini ise “İçim huzur doluyor, çok iyi hissediyorum” sözleriyle anlatıyor Zeynep. Peki hayatında neler değişti türbanlılar tarafına geçince? Başı açıkları ‘öteki’ olarak görüyor mu şimdi? “Değişen birşey olmadı. Görünümüm değişti, fikirlerim aynı. Düşüncelerim niye değişsin ki? Herkesin birbirine saygı duyması gerektiğini düşünüyorum. Herkes nasıl istiyorsa öyle giyinmekte özgürdür.” Hayatını türban üzerine kurmamış Zeynep, başımı asla açmam demiyor. Zaten kreşe girerken türbanını çıkarıyor, çıkışta tekrar örtüyor. Üniversiteyi kazanırsa türbandan vazgeçmeye hazır: “Geleceğim her şeyden önemli. Elbette ki üniversitelerde başörtüsü yasağının kalkmasını ben de istiyorum. Bir kız nasıl mini etek giyiyorsa başka biri de başörtüsüyle okuluna gidebilmeli. Ama sırf türban yasak diye de geleceğimden vazgeçmem, eğitimim için her şeyi yaparım. Okulda başımı açarım, eve giderken yine örterim. Bunun günah olacağını düşünmüyorum. Çünkü Allah bize iyi bir insan olmamızı emrediyor. Ben iyi bir eğitim alarak bunu yerine getirmiş olacağım.”

VATAN GAZETESİ

Haziran 1 2005Yorum Yok Kategori: Basında

Tak çıkar, tak çıkar çok zor oldu okumak ama alıştım!

Nisa Erkaya istanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği öğrencisi. 20 yaşında ama 13 yaşından beri türbanlı. Ortaokula giderken başını kapatmaya karar verdiğinde emekli babası hiç karışmamış Nisa Erkaya istanbul Üniversitesi Kimya Mühendisliği öğrencisi. 20 yaşında ama 13 yaşından beri türbanlı. Ortaokula giderken başını kapatmaya karar verdiğinde emekli babası hiç karışmamış fakat annesinin tepki büyük olmuş: ‘Annem tesettüre uygun giyinen, ibadetinde olan bir insan. Bana da din eğitimimi o verdi. Orta ikiye giderken ben de başımı örtmek istedim. Tam ergenlik dönemiydi. ‘Madem ki dinimiz kapanmamız gerektiğini söylüyor türban örtmeliyim’ diye düşündüm. Ama ailem bana karşı çıktı. Türbanla okumanın zor olduğunu düşünüp, ‘Başını örtme, ya türbanı ya da eğitimi tercih et’ dediler. Ben ikisini de yapmak istediğimi söyledim.” Ama epey bir zor olmuş ikisini de yapmak, inancından taviz vermek istememiş başlarda. Türbanını sanki bir ayıpmış gibi okul kapısından girerken çıkarıp saklamak zoruna gitmiş. Fakat “insan her şeye alışıyor. Ben de alıştım zamanla. Tak, çıkar zor oldu ama…” diyor Nisa. Türbanlı olduğu 7 yıl boyunca yalnızca okulda zorluk yaşamış. Önce liseye giderken, sonra da üniversite kapısında türbanını açmış. “Liseye giderken başımı açınca çok üzülüyordum. Bu vatanın evladıysam neden kendi vatanımda özgürce davrammıyorum’ diye soruyordum. Üniversitede ise bunun gereklilik olduğuna inandım. Kötü tabii ki yine de!” Arkadaşımın düğünü vardı Orduevi’ne beni almadılar Büşra Yıldız, 24 yaşında. 5 yıldır tesettüre uygun bir şekilde giyiniyor, başını örtüyor. Büşra, “Türbanlı olmak çok güzel bir duygu, ayrıcalıklı olduğumu hissediyorum. Çünkü Kuran’da yazan ve Müslümanlara farz olan tesettürü uyguluyorum. Bu beni mutlu ve güçlü kılıyor” diyor. Ancak sosyal hayatta türbanlı olmanın birçok zorluğu da beraberinde getirdiğini düşünüyor: “Türban yasağı olduğu için genellikle kamu kuruluşlarının kapısında kalıyorum, içeri almıyorlar. Çok merak ettiğim halde askeri müzeye giremedim, almadılar. Arkadaşımız evlendi, düğünü Orduevi’ndeydi, maalesef yine kapıdan geri çevrildim. Çok üzüldüm. Özgür bir ülkede yaşıyoruz ama başörtüsüne saygı gösterilmiyor. Ben üzülüyorum ama bu yasağı kaldırmayanlar benden daha çok üzülmeli.”

VATAN GAZETESİ

Haziran 1 2005Yorum Yok Kategori: Basında

Önce hocam sonra kocam istedi, kendimi bildim bileli kapalıyım

Henüz 10 yaşındayken Kuran kursunda başını örtmüş Nuray Uyanık. Evlendiğinde de kocası “Kadın kısmı kapandıkça güzelleşir” diye hadis-i şeriften örnekler vermiş. Bugün 50 yaşında olan Nuray Hanım, “Türbanın getirdikleri de var, götürdükleri de” diyor Çorum’da kadınlarla toplandık. Türbanın ne anlama geldiği, ne demek olduğu neden ihtiyaç duyduklarına dair konuşuyoruz. Onlar öykülerini, duygularını, kırgınlıklarını içtenlikle anlatıyorlar. Bazı anlar kızgınlık öğrenci kızların sesinde yükseliyor. Yine de hepsi hoşgörülü, sabırlı ve anlayışlı. “Bizi anlayacaklar” inancı var içlerinde. Açık kapalı birlikte oturuyor, eğleniyor ve iş yapabiliyorlar. Çorum, Edirne ya da Osmaniye Anadolu kentlerinden kadınlarla konuşurken onların bireysel vakarına tanıklık ettim. Hem kadın olmanın güçlüklerine karşı savaşıyorlar, hem türbanla yargılanmaya karşı. Kızlarım okudu ama… Nuray Uyanık, ilkokulu bitirdiğinde kapanmış. 10 yaşında başını örtmesi istenen Nuray Hanını bugün 50 yaşında. Başörtüsüyle halim selim bir ev kadını. Oğuzlar Köyü’nden Çorum’a gelmiş bir aile. Kuran kursuna gidince, “dinin gereği kapanmaktır” diyen hoca türbanı kalıcı kılmış. Nuray Hanım’ın eşi de ilk günlerde “Kadın kısmı kapandıkça güzelleşir” diye hadis-i şeriften örnekler vermiş. Kızları da kapalı ve imam Hatip bitirmişler, ilahiyat mezunu olan kızı türban nedeniyle görev alamadığından ev hanımı olmuş. Evlere tefsir ve hadise gidiyormuş. “Türbanın getirdikleri de var, götürdükleri de” diyen Nuray Hanım, kızlarını okuttuğu halde onların emeğinin karşılığını alamadığını düşünüyor. Oğullarından biri mühendis, biri öğretmen, diğeri de ilahiyat mezunu. Yani aynı ailede aynı okuldan mezun kardeşler, cinsiyet ayrımcılığı yüzünden aynı meslekleri icra edemiyor. Aynı eğitimden geçmiş kız kardeş ev hanımı olmak zorunda kalırken erkek öğretmen oluyor. Handan Özkiremitçi ise 26 yaşında; “İlkokuldan beri kapalıyım. Türbanlı olmak güzel ama her yerde rahat olamıyorsunuz. Hele üniversite tam rezalet” diyor. Sokaklarda başlarını açıp kapamaktan utandıklarını söylüyor, hiç anlayış görmediklerinden yakınıyor. Çok şık mavi bir eşarbı başına sarmış olan Handan Hanım çok güzel makyaj yapmış. Eşarp benim parçam “Türbanlı olmak bir ayrıcalık” dese de okuldaki uygulamalar onu bezdirmiş: “Üniversiteye ilk girdiğinde sınıfta, ikinci yıl güvenlik girişinde, üçüncü yıl sokak kapısı önünde yığılarak örtünüyorduk. Türkiye Müslüman ama neden biz bunu yaşıyoruz anlamıyoruz.” Babasının isteğiyle kapanan Handan Hanım ilkokula giderken bundan memnun değilmiş. Her fırsatta başını açar, açıklara özenirmiş. “Şimdi bilincine vardım ve eşarp benim bir parçam” diyor. Muhafazakâr bir ailede doğan Zübeyde Çakıl, hep kapalı bir ortamda yaşamış. O nedenle 12-13 yaşında kapanmış. Okumayan Zübeyde Hanım, serbest çalışıyor. Kırtasiye işletiyor. Devletin tüm dinlere aynı uzaklıkta olması gerektiğine inanıyor. Ben nasıl açık olanın özgürlük alanına girmiyorsam, kimse de benimkine girmesin diyor. Türban simge olamaz Başörtünden dolayı hiçbir eziklik taşımadığını, makyajını yaptığını ve kendini her sosyal alanda çok rahat ifade ettiğini samimiyetle söyleyecek kadar özgüveni yüksek. “Başörtüsü islam’ın tek kuralı değil ki. Müslümanlığın tek göstergesi başörtüsü değildir. Açık bir hanım çok dürüsttür, doğrudur, yaptığı işte hile yoktur, o da tam bir Müslümandır” diyen Zübeyde Hanım türban takarak takmayanlara Müslüman değilsiniz yollu bir mesaj göndermediklerini ve buna hakları olmadığını çok net ifade ediyor. Sanki uzaylı gibiyiz Yücel Erçetin emekli öğretmen ve türbanlı değil. Şimdi zaman zaman başını kapatıyor. Üniversiteye giden birçok taşralı kızın okulunu bırakmasından büyük bir üzüntü duyduğunu anlattı bize. Öğretmen olsun, öğrenci olsun, kızların başları açık kapalı iki durumda yaşamalarının psikolojilerini bozduğunu söylüyor. Bu komikliği yaşayan biriyim ben diye atılıyor Melek Doğan. Kendini dışlanmış hissetmiş. “Sanki uzaydan gelmiş gibi daha merdivenlerde başını açacaksın bak diye tembihlerle karşılaşıyorsun.” Kendi isteğiyle 19 yaşında kapanmış. Çalışmadığı için biraz buruk. Üniversitede başörtüsü üzerine peruk takarak gidenlerin sistemle dalga geçtiğini düşünüyor. Gerçekten komik! Okula girip çıkarken aç-kapa eylemi kızlara kendini çıplak hissettiriyor. Utanç bundan kaynaklanıyor. Çünkü mahremiyetlerine saldırı algılıyorlar, bir saygısızlık duygusuna duçar oluyorlar.

VATAN GAZETESİ

Haziran 1 2005Yorum Yok Kategori: Basında

Türkiye’de türbanlı olmak Üniversite mezunu başörtülü oranı yüzde 10 Herhangi bir diploma sahibi olmayan kadınların yüzde 91.5′i kapalı. Lise mezunlarının yüzde 26.6′sı üniversite mezunlarının ise sadece yüzde 10′u başörtüsü kullanıyor.

Nevval Sevindi kimdir? Gazeteci -yazar. 1979′da Ankara Üniversitesi Antropoloji bölümünden mezun oldu. 1977-80 yılları arasında Tahran’da yaşadı. Bayındırlık ve Iskan Bakanlığı’nda araştırmacılık, bakan danışmanlığı yaptı. Kent yaşamı, antropoloji, gezi ve özelikle kadın sorunları üzerine çok sayıda araştırması ve kitabı var. Fethullah Gülen’le ilk defa röportaj yapan gazeteci oldu. 20 Temmuz 1997′de Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde yayınlanan röportaj uzun süre konuşuldu. Türbanlı artık makyaj’da yapıyor kariyer de… BU ÜLKEDE TÜRBANLI OLMAK Gelenek aşındı, türbanlı modernleşiyor…. Makyajını yapan, spor salonlarına giden, okuyan, çalışan, başarı isteyen, araba kullanan türbanlı kadınlar var artık… Yerel kültürle, evrensel modern değerleri birleştiriyorlar ORTAKÖY’DE GALATASARAYLI ÖĞRENCİLERLE… Tuğba Çanta ve Figen Aypek.. İkisi de Galatasaray Üniversitesi öğrencisi…. Ortaköy’de türbanlı geziyorlar fakat okulda başları açık elbette. Bu ikili yaşamın zorluklarını kanıksamışlar. Tamamen kendi kişisel tercihleriyle örtündüklerini söylüyorlar. Yargılanmak değil, anlaşılmak istiyorlar. Çok tartışıldı. Çok kavgası yapıldı. Ancak günümüzde şu açık gerçeği görmekte yarar var: Türban, Türkiye’de artık toplumsal değişim ve modernleşmenin bir parçası haline geldi. Modernleşmeye direnen bir akımın simgesi olmaktan çıktı. Kadının toplum içinde yer edinmesinin kavgası olarak da yansıyan “türban” hem tepki hem de etkiyi içermekte. SİYASAL İSLAM TİPİ ÇÖKTÜ Toplumda kadının yerini tarif ettikçe açılan “türban” tartışması sosyolojik, kültürel, ekonomik ve antropolojik veriler içeriyor. “Kentli kadın, kırsaldan göç eden kadın, varoş kadını, kırsal alanda, taşrada kadın, orta sınıf kadını, aşiret geleneğinde yaşayan “köle kadın” tanımlamaları bize tek bir kadın modelinden söz edilemeyeceğini açık olarak gösteriyor. Türban, kırsaldan gelen kadının gelenekle simgeleşen sembolü. Ama erkeğin gerisinde duran kadının topluma girişinin, yani sosyalleşmesinin de simgesi. Siyasal islam bunu kendi bayrağı yapmak istedi. Bu siyasallaşma dönemi militanlaştırdı türbanı kısa bir zaman dilimi için…. Ancak artık kentlerde bu siyasal simgenin alt kısmını oluşturan pardösü kalmadı. Türban artık sıradan günlük giysilerle birlikte kullanılıyor. Yani Siyasal islam’ın model tipi çöktü. O militan model yok oldu. Anti Batıcı küçük bir grup varsa bile bu çok düşük bir yüzde, siyasal alanda bile. Bu yüzden türbanı muhalefet simgesi yapmaya çalışanların başarı şansı da düşük. TÜRBANLIYIM AAAA BİREYİM Türbanı kullanan kadınlarda “bireysel farklılık yaratma” çabası giderek öne çıkıyor. Sokaklarda artık kent kültürüyle barışık bir türban var. Bu anlamda örtünme sadece “ahlâki değerlere bağlılık” mesajı veriyor diyebiliriz. Türkiye bu dönemi aştığı sırada 11 Eylül dünyanın gündemine düştü ve dünya çapında radikal islam’ın simgesi olarak algılanmaya başladı türban. “Müslümanlarda kadın ikinci sınıf ve geridir” yargısı pekişti. Böylece “türban” artık Batı’nm da sorunu haline geldi. AB üyesi ülkelerde ve yargıda türban yasaklama kararları çıktı. Bu konuda siyasi ve toplumsal baskı oluştu. Oysa “türban” artık siyasal islam’ın simgesi değil Türkiye’de. Kadın türbanla birlikte modernleşiyor. Ama Avrupa’nın Türkiye gerçeğini algılaması pek de kolay değil. Bu, türban dışındaki bir çok olayda da kendini gösteriyor. Türkiye’de türban büyük değişim geçiriyor. Gerici ve tutucu sıfatlarını üzerinden atmaya çalışıyor. Bu nedenle türban, radikal söylemden kaydı ve modern yaşama sahip çıktı. AKP iktidarıyla toplumun modernleşme çabasına cevap vermek zorunda kalan siyasi iklim modernleşmeye, Batılılaşmaya sahip çıktı. Türkiye’nin 1800′lü yılların ortalarında başlayan modernleşme macerası devam ediyor… Türbanın günümüz gerçeğindeki konumunu izlemek isterseniz, şöyle Anadolu’da bir tura çıkalım. Hem de daha tutucu, daha geleneksel olarak bilinen Çorum, Osmaniye gibi kentlerden seçtiğimiz ve konuştuğumuz türbanlı kadınların ağzından dinleyelim “türbanlı ya-şam”m hikayelerini. Yarın bu öykülerle VATAN’da buluşalım… TÜRKİYE’DE TÜRBAN GERÇEĞİ Kadınların yüzde 64’ü başını örtüyor. Türkiye’de kadınların yüzde 64′ü sokağa çıkarken, evinin dışında başını kapatıyor. Her 100 evin 77′sinde, başını örten bir kadın var. Yüzde 95’i örtüsünü türban olarak tanımlamıyor Türban, bu sorunun siyasallaşmasından sonra hayatımıza giren bir tanım. Halkın büyük bölümü “başörtüsü” diyor. Türban terimini eğitimli kesim daha çok kullanıyor. Evlerinde başını kapatma oranı ‘yüzde 73’ Başörtülülerin yüzde 23.5′i kendini muhafazakâr diye tanımlıyor. Evlilerde yüzde 73 olan “başını kapama” davranışı, bekârlarda yüzde 34′e iniyor. Başı örtülülerin geliri ‘3 kat’ daha düşük Başını kapatan kadınların hane halkı ortalama ayık geliri 363 milyon lira. Başını kapatmayan kadınların hane halkı aylık gelir ortalaması ise 964 milyon lira. Başını örtenlerin yüzde 46.5’i AKP’ye oy veriyor Başını kapatanların yüzde 46.5′i “Seçim olsa yine AKP’ye oy veririm” diyor. AKP’ye oy vereceklerin yüzde 88′i türbanı simge görmüyor. Ben kapalıyım ablam açık bizim evde demokrasi var İki kız kardeş… Sevinç türbanlı, ablası Sevgi ise açık. Sevinç, “Ailemizde demokrasi var seçimlerimizde özgürüz” diyor. 4 yıl önce Sevgide kapalıymış, iş bulamayınca başını açmış… İki genç kız… Biri giyimi, makyajıyla gayet modern görünümlü, diğeri ise teset-türlü. Türbanlı olanın yanına yaklaşıp, konuşmaya başlıyoruz. 22 yaşındaki Sevinç Pala, 7 sene önce başını kapatmaya karar vermiş. “Başımı örttüğüm için dine bağlılığın getirdiği fevkalade bir huzur duyuyorum” diyor. Kapandığında ailesi şaşırmış ama ona destek vermişler. Tam bu sırada, yanındaki genç kız “Çok şaşırdık, ama ona saygı gösterdik” diye söze katılıyor. Meğer Se-vinç’in ablasıymış. Adı Sevgi, 23 yaşında. Aynı aileden olduklarını öğrenince biraz şaşırıyorum. Onlar da gülüyor “Bizim evde demokrasi var, birbirimizin görüşüne saygı gösteriyoruz” diyorlar. Ancak her iki kardeş de çevrelerinden saygı görememekten dertli. Sevinç, liseyi bitirdikten sonra tesettüre uygun giyinmiş. Üç yıl önce bir mağazada kasiyer olarak çalışmış, daha iyi iş bulmak için ayrıldığında ise ortada kalmış. “Kapılar bir bir yüzüme kapandı” diyor: “Türbanlı olarak iş bulmak büyük sorun. îş görüşmesine gittiğimde açıkça ‘türbanlıya iş yok’ diyorlar. Neden tersliyorlar anlamıyorum! Herkes kendi dünya görüşü içinde yaşıyor, önemli olan işini nasıl yaptığındır. Niye saygı göstermiyorlar? Böyle dışladıkları zaman çok kınlıyorum ama türbandan vazgeçmeye hiç niyetim yok!” Sevgi de 4 yıl öncesine kadar türbanlıymış. 1,5 yıl başörtüsü kullandıktan sonra başını açmış: “Bir hastanede sekreterlik yapıyordum ama koşullar iyi olmadığı için ayrıldım. Bir süre iş bulamadım, nereye gitsem, ‘Çalışacaksan başını açmalısın’ diyorlardı. Aileme bakmak zorundaydım. Ben de tesettürümü çıkardım. “Başörütüsünü çıkarınca çevresindekiler ‘Aaa! Şuna bak bir kapalı bir açık” diye eleştirmişler ama o umursamamış; “Bir süre rahatsızlık duydum ama şimdi kötü hissetmiyorum. Çünkü düşüncelerim, inancım değişmedi” diyor. Üniversitede ilk türban vakası Üniversitede türban fırtınası ilk kez 1967de Ankara Üniversi-tesi’nde kopar. Hatice Babacan isimli bir öğrenci derse başörtülü girer. Prof. Neşet Çağatay, Babacan’ı “Hey sen! Başörtülü kız! Ya başını aç ya da çık!” diye uyarır. Bugünün Devlet Bakanı Ali Babacan’ın halası olan Hatice Babacan, 1968′de okuldan ihraç edilir. Türbanın anası Bugünkü türbanın anası sayılan Şule Yüksel Şenler, ilk kez 1965 yılında tesettüre girer. Şenler’in başını örtme biçimi, başörtüsünden çok farklıdır. Bu tarzı genç kızlara örnek olur ve türban jargonuna ‘Şulebaşı’ya da ‘sıkma baş’ kavramlarını kazandırır. Gazeteci olan 1937 doğumlu Şenler, ‘Yeni İstiklal’ gazetesindeki yazıları nedeniyle de 9 ay hapis yatar.

Kanserle yaşamayı öğrenmek!

Haziran 1 2005Yorum Yok Kategori: Basında

Melih Bayram DEDE editor@dergibi.com KİTABIN KÜNYESİ Kanserle Yaşıyorum, Nevval Sevindi, Timaş Yayınları, Aralık 2001, 160 s. SATINALMA BİLGİLERİ Dünyada kadınların yaşayabileceğin en ağır tecrübelerden biri olan “göğüs kanseri”nin Türkiye’deki mağdurlarından biri olan, gazeteci, yazar ve televizyoncu Nevval Sevindi, son bir kaç yıl içinde yaşadığı tecrübeleri, “Kanserle Yaşıyorum” adıyla kitaplaştırdı. Sevindi’nin yaşadıklarını bir hikaye akıcılığıyla okurken, günlük medyada hemen hergün okuyup geçtiğimiz kanser haberlerinin, bu hastalığı yaşayanlar için ne denli önemli ve can alıcı olduğunun farkına varıyorsunuz. Medyadaki, “Çağın vebası kanser”, “Ölümcül hastalık kanserde yeni umut” gibi haberleri, onların acılarını bir kez daha deştiğinin farkına varıyorsunuz.

Türk televizyonlarındaki göğüs kanseriyle ilgili haberlerde, Batı’dakinin aksine, kadının göğsünün zoomlanarak gösterilmesi, trajik olan bu duruma, medya eliyle, cinsellik bulaştırılmasına karşı isyanı var Sevindi’nin. O’nun isyanı sadece bunlarla sınırlı değil. Doktorların hastalar üzerindeki otoritesi, hastaların tedavileriyle ilgili bilgilendirilmekten kaçınılması, hastanın hayatıyla ilgili temel kararlar alınırken, hastaya danışılmaması, Sevindi’nin karşı çıktığı önemli unsurlardan. Bir insan, kanser olduğunda neler hisseder? Bu durumla hiç birimiz karşılaşmak istemeyiz değil mi? Nevval Sevindi, kanser olduğunu öğrendiği andaki duygularını, nasıl tepki verdiğini, tedavi aşamasında yaşadıklarını akıcı bir dille kaleme almış. Sevindi, diğer hastalar gibi değil. Doktorlar için de “zor” bir hasta. Kendisine uygulanacak tedavileri, kabul edip etmeme aşamasında sorgulayan, hayatıyla ilgili kararlarda, sözsahibi olabilmek için, hastalığını öğrendiği andan itibaren, hastalığıyla ilgili yerli-yabancı tüm kaynakları tarayarak bilgi sahibi olan bir hasta. Bu yönüyle zaman zaman, doktorlarla tartışsa da, Türkiye’de kanserle verdiği savaşı kazanan ender insanlardan biri Sevindi. Ve bu savaşı kazanana kadar yaşadıklarını, bu hastalıkla savaş verenlerin ve ileride bu hastalıkla karşılaşabileceklerin yararlanması için temel bir kaynak niteliğinde kitaplaştırdı. İnanın, bu kitabı okuduktan sonra, gazetelerde-dergilerde okuduğunuz, televizyonlarda izlediğiniz her kanser haberi, içinizi titretecek! 29 Aralık 2001

İSKİLİP BELEDİYESİ WEB SİTESİ

Haziran 1 2005Yorum Yok Kategori: Basında

ÜNLÜ GAZETECİ-YAZAR NEVVAL SEVİNDİ İSKİLİP’E GELDİ

AK Parti Çorum İl Teşkilatı’nın davetlisi olarak Çorum’a gelen Gazeteci-Yazar Nevval Sevindi, Anitta Otel’de verdiği “Kadının siyasete aktif katılımı” konulu konferansta kadın ve siyaset hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Gazeteci-Yazar Nevval Sevindi’nin verdiği konferansa AK Parti Kadın Kolları Genel Başkanı Selma Kavaf, Çorum Belediye Başkanı Turan Atlamaz, AK Parti İl Başkanı Mehmet Karadağ, İskilip Belediye Başkanı Orhan Öztürk, Sungurlu Belediye Başkanı Ahmet Karacif ile çok sayıda davetli katıldı. Konferans başında AK Parti Çorum Gençlik Kolları Başkanı Zeki Çetin, Kadın Kolları Başkanı Yurdanur Özzehinli, İl Başkanı Mehmet Karadağ, Belediye Başkanı Turan Atlamaz ve AK Parti Kadın Kolları Genel Başkanı Selma Kavaf birer açılış konuşması yaptı.Konuşmaların ardından Nevval Sevindi “Kadının siyasete aktif katılımı” konulu konferansına başladı. Nevval Sevindi, Çorum’a ilk kez 7 yıl önce geldiğini ve o zaman Çorumlu kadınların kendisine büyük bir ilgi gösterdiğini açıkladı. Bu ilginin kendisinde unutulmaz bir anı olarak kaldığını ifade eden Sevindi, Çorum’u da tarihi kökleri derin olan bir il olarak nitelendirdi. AK Parti kadın kollarının güzel çalışmalarda bulunduğunu ifade eden Sevindi, gençlik kolları ile kadın kolları arasındaki bağlantıyı da, “Kadın ve gençler arasında doğal bir müttefiklik vardır. Bu nedenle iki birim ortaklaşa güzel çalışmalar yapıyor” dedi. Toplumun yarısını oluşturan kadınların bir ülkede önemli ve çok güçlü bir yapı olduğunu ifade eden Nevval Sevindi, kadın ve erkeğin Türk tarihi boyunca iki ayrılmaz parça olduğunu açıkladı. Feminizm hareketinin başlaması hakkında da açıklamalarda bulunan Nevval Sevindi, kadınların haklarını kazanmak için feminist harekete başladıklarını kaydetti. Avrupa’da kadının hiçbir hakkının olmadığını ve bu hareketin bu amaçla başladığını dile getiren Sevindi, Osmanlı kadınının da bu hareketi eğitim yönüyle desteklediğine dikkat çekti. Nevval Sevindi, dünyanın çeşitli örf ve adetlerinde kadına yönelik şiddet ve vahşi uygulamalar yapıldığının altını çizerek tarih boyunca kadına en büyük değeri Türk toplumunun verdiğini aktardı. Sevindi, “Tarih boyunca birçok medeniyet kadına gerektiği değeri vermemiş ve hunharca muamelelerde bulunmuştur. Bunların dışında kadına en güzel bakış Türk kültüründe vardır. Öyle ki dünyanın ilk kadın partisi ve kadın hareketi bizim tarafımızdan yapıldı. Çok şükür biz böyle bir medeniyetten geliyoruz.” Çorum’daki program sonrası Orhan Öztürk tarafından İskilip’e davet edilen Nevval Sevindi ertesi gün İskilip’e geldi. Atatürk Orman Çiftliği’nde onuruna verilen yemeğe katılan Nevval Sevindi ; İskilip’ten çok etkilendiği, havasının doğasının çok ayrı olduğunu söyledi. İskilip kültür yoğunluğu olan bir şehir , diyen Nevval Sevindi, meşhur dolmanızı yemek ve bu şehri tam anlamıyla tanımak için ilerleyen zamanlarda tekrar geleceğim” dedi. Belediye Başkanı Orhan ÖZTÜRK Türk siyasetinde kadının aktif yer aldığını ancak karar organlarında yer alamadığını belirterek Türkiye’de ilk defa bir kadının belediye meclis üyeliği listesinde birinci sırada yer aldığını ve seçildiğini belirtti. Bunun partisinin ve kendisinin kadınlara verdiği değerin bir ifadesi olduğunu söyledi. İskilip olarak bu açıdan Türkiye’de bir ilk ve orijinal uygulamayı başardıklarını, belediye meclis üyesi Ayşe Banu BARAN’ın aynı zamanda bir yıldır belediye encümeninde görev aldığını, İskilip’te kadının aktif siyasete katılımı anlamında yapılanların ülkeye örnek teşkil ettiğini belirtti. Belediye bünyesinde Kadınlar Meclisinin kurulduğunu, Yerel GÜNDEM 21 genel sekreterinin bir bayan olduğunu, hanımlara yönelik sosyal iş merkezi projesinin hazırlandığını ve eski itfaiye binasının oraya yapılacağını, binanın tarihi ve estetik değeri açısından bölgenin en iddialı binalarından birisi olacağını belirtti. Gazeteci-yazar Nevval Sevindi başkan ÖZTÜRK ile beraber İskilip’i gezerken İskilip’in tarihi dokusuna hayran oldu. İskilip’teki yemeğe, Ak Parti Çorum Gençlik Kolları Başkanı Avukat Zeki ÇETİN, Ak Parti Çorum Kadın Kolları Başkanı Yurdanur Özzehinli, kadın kolları üyeleri, Belediye Başkanı Orhan Öztürk, Ak Parti İskilip İlçe Başkanı Fehmi Yağlı, Ak Parti İskilip İlçe Yönetimi, İskilip Belediye Meclisi Üyeleri Ayşe Banu Baran, Recep Çatma, Muharrem Koçyiğit, Sadık Keskin, İsmail Top, Ak Parti İskilip Kadın Kolları Başkanı Emine Öztürk, İskilip Kadınlar Meclisi Başkanı Ayla Öncü ve üyeler katıldılar.

Sayfa 9 / 12« İlk...«7891011»...Sonraki »