Basında

Hürriyet ‘de

Mayıs 30 2007Yorum Yok Kategori: Basında

30 Mayıs 2007 Yalçın BAYER YAZDI ybayer@hurriyet.com.tr

. Oy avcılığı… SEÇİM öncesi devlet kesesinden kendi propagandalarına yönelik harcamalara yol verenler, şehit ailelerini düşünmeye başladıkları gibi sağlık harcamalarında da IMF direktiflerine rağmen bütün kısıtlamaları kaldırdılar. Toplu açılışlar ve TOKİ evleri teslim töreni gibi bahaneleri parti mitingine çevirenler, sağlık ordusunun özverisiyle göz boyamaya ve oy avcılığına soyunuyorlar. Daha önce hastane kapılarındaki rehinelere kayıtsız kalanların son dakika manevralarının anlamı, gün gibi ortadadır. Seçim sonrası, Allah kerim. M.B. Biliyor musunuz – CHP’den; SODEP kurucu üyesi ve 5 devre PM üyeliği ve MYK üyeliği yapan Demet Işık’ın Ankara 1. bölgeden; Fatih İlçe Başkanı, diş tabibi İlhan Dabakoğlu ile Gençlik Kolu Başkanlığı ve STKB Platformu’nda yönetim kurulu üyeliği yapan Gülay Yedekçi’nin İstanbul 2. bölgeden; AÜ Eğitim Bilimleri Fakültesi öğretim görevlisi, Türkiye Edebiyatçılar Derneği üyesi, Eğitim-Sen’de Kurucu Yönetim Kurulu üyesi Münevver Oğan’ın CHP Ankara 2. bölgeden; Siirt’te emekli öğretmen Selamet Özarslan’ın Siirt’ten… ADD Yönetim Kurulu üyesi Uğur Seten’in Ankara’dan… – DP’den, 1990-92 döneminin Meteoroloji eski Genel Müdürü Faysal Geyik’in Siirt’ten; Tekirdağ Ziraat Odası Başkanı ve eski Ticaret Bakanı Halil Başol’un yeğeni Tuncer Başoğlu’nun Tekirdağ’dan; Tekirdağ DP’den aday olan işadamı Mehmet Diktaş’ın “Genç, Dinç, Sırdaş/Mehmet Diktaş” sloganı ile kampanyasını başlattığını… Göleli Öz Şişlispor Kulübü Başkanı Engin Barışık’ın İstanbul 2. bölgeden, madenci Hakan Sarı’nın 3. bölgeden aday adayı olduğunu… – AKP’den, Siirt adaylığı için 36 kişinin başvurduğunu, bunlar arasında, hacda vefat eden eski ANAP milletvekili Nizamettin Sevgili’nin oğlu Av. Fevzi Sevgili ile Emine Erdoğan’ın uzaktan akrabaları olan öğretmen Cengizhan Başaran ile Dr. Abdullah Sarı’nın adlarının dikkat çektiğini… – BAĞIMSIZLAR; ‘Ankara Sol’da Bağımsız Ortak Aday Platformu’nun Haluk Gerger başta olmak üzere Metin Bakkalcı ve Prof. Cengiz Güleç’in aday gösterilmesi önerisini kabul ettiğini… – AKP’nin Kilis’teki iki milletvekilinden biri olan İskenderpaşa cemaati mensubu Hasan Kara hakkında, milletvekili adaylarından birinin mülakat sırasında 300 bin YTL’lik tıbbi cihaz yolsuzluğu iddiasını gündeme getirmesinin Kilis’te siyasi kulisleri çalkalandırdığını… DP’de beklenen kriz DYP-ANAP’ın oluşturduğu DP’nin bugün İstanbul’da yapacağı aday tanıtım toplantısı, iki parti mensupları arasında başgösteren ‘güvensizlik’ nedeniyle krize dönüştü. Bu nedenle bugünkü DP’nin misyonunun tanıtımı ile ilgili toplantı iptal edildi. Ankara siyasi kulislerinde çalkantı şu noktalarda toplanıyor: – Mesut Yılmaz’ın Rize’den ‘bağımsız’ aday olmasına Erkan Mumcu’nun buna karşı çıkması ve bunu TÜSİAD toplantısında da belirtmesi… – DYP kanadının GP ile işbirliği görüşmeleri yapması… Cumartesi günü ANAVATAN kendisini feshettikten sonra DYP kanadının bu işbirliğini açıklayacağının kulislere yayılması ve bundan ANAVATAN’lıların listelerde yer bulamama endişesine dönük “DYP bizi yutuyor mu?” söylentilerinin yayılması… – DP misyonunun anlatılacağı ve adayların tanıtılacağı bugünkü toplantıda M. Ali Bayar, Nevval Sevindi, Deniz Ülkü Arıboğan, Birkan Erdal, Tanju Yörükoğlu, Çağrı Erhan, Salih Uzun ve Yiğit Bulut’un yapacağı konuşmalarla ‘A Takımı’nın öne çıkartılmasına, DYP’nin ‘dinazor’ olarak adlandırılan eskilerin tepki göstermesi… Siz asıl 4 Haziran’ı bekleyin.

Flash Tv’deyim

Mayıs 28 2007Yorum Yok Kategori: Basında

Ali ATıf Bir ‘in programında canlı yayın “Seçime Doğru Giderken” saat:24.05

Yusuf ÇOPUR HAlıkent’te yazdı

Mart 15 2007Yorum Yok Kategori: Basında

Yusuf ÇOPUR C.B.Ü. Eğit.Fak. copuryusuf@hotmail.com ÇOK SEVİNDİ’K… Nevval Sevindi… Çiçek yüzlü, sevgi gözlü bir hanımefendi… Yaklaşık 7 yıldır okuduğum, takip ettiğim, bir çok yazısının altını çizdiğim bir yazar… Türkiye’de incinmenin kadınların kaderi olmadığını anlatan, kanserin yenilemeyecek bir düşman olmadığını kanıtlayan bir mücadele âbidesi… Kadının aslında dinimizde dahi bulunmayan kural! ve kaidelerin! toplumsal anayasa haline gelmesine baş kaldıran bir aydın… Toplumuyla, halkıyla, geçmişine ve geleceğine bağlı bir münevver şahsiyet… Nevval Sevindi’yi kelimelerle anlatmaya ne hacet? Atalarımızın sözü “Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz” değil miydi nihayet? 11 Mart Pazar Günü ilçemize “Ne Kadar İlgi O Kadar Sevgi” konulu bir söyleşi yapmak üzere gelen Sevindi’yi ilk olarak geçen yıl davet etmiştim. Programının yoğunluğundan dolayı gelemeyeceğini söyleyen ama bir gün muhakkak -daha önce de geldiği ilçemize- gelmek isteğini belirten Nevval Sevindi’nin “bir gün” dediği gün gelip çatmıştı…

11 Mart Pazar Günü ilçemize “Ne Kadar İlgi O Kadar Sevgi” konulu bir söyleşi yapmak üzere gelen Sevindi’yi ilk olarak geçen yıl davet etmiştim. Programının yoğunluğundan dolayı gelemeyeceğini söyleyen ama bir gün muhakkak -daha önce de geldiği ilçemize- gelmek isteğini belirten Nevval Sevindi’nin “bir gün” dediği gün gelip çatmıştı… Tatlı bir esrimeyle, yorucu bir günü haber veren alarmlı saatin sesiyle uyandım Pazar sabahı… Bu sabahlar ki bitmesini istemediğim günlerin ilk mahmurlukları… Uyanmadan önce nazlanmayı, mızmızlanmayı o kadar istedim ki ömrümce… Ama nazlanmak ve mızmızlanmak yok gurbet elin lügatinde… Siyah bir araba yanaştı öğretmen evine… Sığmayan bir sevinç doldu yüreğime… Televizyondan görmüş, gazeten okumuştum ama yine de merak ediyordum “Nevval Sevindi nasıl biri” diye… Arabanın kapısı açıldı… Etrafa sevgi saçıldı… “Sevgi” gelen insanın bir diğer adıydı… İşte Nevval Sevindi karşımda… Çiçekleri sevdiğini biliyordum çiçek yüzlü insanın… Uzattım elimdeki rengarenk buketi… Şöyle baktı çiçeklere, tebessümüyle okşadı onları ve “teşekkür ederim” dedi bizlere… O çiçekleri Demirci’den gidene kadar yanından ayırmadığını günün sonunda anlayacaktım… Öğretmen evinin insanı ferahlatan balkonunda yudumladık ilk çaylarımızı. Sevgili Ümit Er, Züleyhâ Yüksel’le beraber… Temiz havayı içimize çekmenin verdiği huzurla daldık sohbete… Doymak ne mümkün Sevindi’ye… Demirci’nin nadide mekânlarından olan Chackra Restourtan’ta derin bir sohbet eşliğinde yapılan kahvaltının, ve şöminenin sıcaklığında yudumlanan çayların güzelliğini anlatmak ne mümkün? Tarih, edebiyat, sanat ve hayata dair koyulaşan sohbetin ılıklığında büyülenen yüreğim içime sığmıyordu adeta… Sevgiydi konuşulan, aşktı, muhabbetti, sevebilmekti aslolan… Sevebilmek ve sevdiğini hissettirmek işte mutluluğun formülünü arayanlara verilecek tek cevap… Sevmenin ve sevilmenin insanoğlunun fıtratında olan bir ihtiyaç olduğunu belirten Sevindi’nin sözleri çok dikkat çekiciydi: “ Biz seviyoruz, ama bu sevgimizi göğüs kafesimizde gizliyoruz. Sevmek güvercinin bir kanadıysa sevdiğini hissettirmek de diğer bir kanadıdır.” Bu sözlere katılmamak mümkün mü? Biz, genellikle sevmemizin yeterli olduğunu düşünüp tek kanatla taşımaya çalışıyoruz hayatı. Ve maalesef çok çok sonradan öğreniyoruz tek kanatla taşınamayacağını hayatın. Baba sever, belli etmez, bey sever hanım bilmez, hanım sever bey görmez, şu bir gerçektir ki bu ömür böyle geçmez… Evet sevmeli insan, tabii ki sevilmeli, ama sevdiğini de söylemeyi asla ertelememeli… Yüreğindeki sevgiyi gizlememeli, fark ettirmeli sevdiğine sevildiğini… Halıkent Gazetesi ziyareti Nevval Sevindi’yi oldukça etkileyen bir bölümdü. Genel Yayın Müdürümüz Cengizhan Erdem Bey’in eşsiz arşivi büyüledi Sevindi’yi… Cengizhan Bey’in babası Namık Kemal Erdem Bey’in 54 tarihli bir yazısının günümüze ışık tuttuğunu öğrenince Nevval Sevindi gibi bizler de şaşırdık. Zamanımızın darlığından birkaç dakika kalabildik Halıkent’te. Teşekkür ettik orta şekerli kahve için Cengizhan Bey’e… Daha sonra Turgut Bey’in misafiri olduk Zaman bürosunda. Orda da ancak kalabildik birkaç dakika… Ve 50. Yıl Çocuk Kütüphanesi ziyareti… Nevval Sevindi kütüphanenin 7 yıldır âtıl bir vaziyette kalmasına üzüldüğünü ama şu anda çiçeklerle donatılan bu kütüphanenin tertemiz ve nezih bir ortamda çocuklara hizmet vermesinden oldukça memnun olduğunu belirtti. Ve Demirci Gençlik Derneği’nin gerekliliğinden bahsetti. Tabi hanımlar derneğimizin olup olmadığını sordu. Ben de İlknur Bursalı Hanım’ın Kadınlar Derneği başvurusunu yaptığını bir gün önce öğrenmiş olmanın rahatlığıyla “Kadınlar derneğimiz kuruluş aşamasını tamamlamak üzere” dedim. .. Vakit çok dardı. Nevval Sevindi’nin lügatinde her ne kadar “yorgunluk” kelimesi olmasa da ben kıyamazdım konuğumuza… Uğurladık Sevindi’yi doğa kokulu kaplıcalarımıza…. Ve söyleşi saati geldi çattı. İçimdeki hüzün iyice arttı. Hüzün dedim, çünkü günün sonu yaklaşıyordu, birazdan söyleşi bitecek, kitabını imzalatmanın mutluğuyla insanlar evlerine dönecek, ve mutluluk, heyecan ve hüznü yaşadığım bir gün de böyle bitecek… “Hüzün cemaatinin mensubu olmak” kolay değil tabi… Her anımız hüzündür bizim… “Sevmediği zaman duyamaz insan” diye başladı Nevval Sevindi söyleşisine… Bu söz, sadece bu söz bile anlatmaya yeterdi her şeyi… Bu söz yetti gözler önüne sermeyi gerçeği… Toplumumuzda maalesef sevgi sağırı insanların sayısı her geçen gün artmıştı. Aile içi şiddet, “insan” demekten imtina edeceğim hemcins olmaktan utandığım kişilerin eşlerine, çocuklarına yaşattığı vahşetin, önceden “kim önce okul kapısına çıkacak” yarışmasının heyecanıyla beklenilen okul çıkış zilinin, okullar, sınıflar arası “düello” nun habercisi olmasının, nazenin, burcu burcu hayat kokan genç kızların düşürüldüğü tuzakların, gençlere kurulan tezgahların en önemli sebebi de sağırlık değil midir? Sevmeyen insanın, sevmeyen toplumun sağırlığı değil midir bu feci çığlığın kaynağı? “Sevginin samimiyeti”ne dikkat çekti Sevindi. İşte bir sağırlık daha, samimiyetin sağırlığı… Sevgiyi samimiyetten ayırmak mümkün değildir. Samimiyetsiz sevgi, sevgisiz samimiyet olmaz, olamaz. Ne zaman ki kaybettik sevgiden samimiyeti, işte o zamandır taşıyoruz yanımızda cehaleti… “Sevginin kadir olamayacağı hiçbir şey yoktur” dedi Nevval Sevindi. Evet, öyle bir güçtür ki güçlüleri, en zayıflara hizmet ettirir sevgi. Güçlünün haklı olduğu bu zamanda, haklının güçlü olmasının tek çaresi o gücün adının sevgi olmasıdır. Gücümüzün kaynağı nükleer silahlar, tanklar, füzeler değil de “sevgi” olursa, o zaman ölmez bebecikler kundakta, katledilmez anacıklar yatakta… Sevginin gücüne olan inancımızı ne zaman ki kaybettik, kendimizi arar olduk dehlizlerde… Denilebilir ki böyle güzel bir söyleşi sonrasında bunlar mı yazılır. Haklı olabilirsiniz… Ama söyleşiden not aldığım yukarıdaki üç cümle bile yaşananları özetlemeye yeter. İşte Nevval Sevindi belki de unuttuğumuz “sevgi” nin varlığında, yokluğunda neler olabileceğini hatırlattı bizlere ki yokluğunda neler olabileceğini tecrübe ediyoruz toplumca… Sevgiye inanmanın, onu hatırlamanın zamanı geldi geçiyor zannımca… Ve imza saati… Okurların belki de en mutlu olduğu anlar. Onları uzaktan izledim… Yüzlerindeki tebessümü yüreğimin en derininde hissediyordum. Onlar sevdikleri bir yazarın yanında ve yakınında olmaktan, ben ise bu duruma vesile olmaktan dolayı mutlu ve huzurluydum. Oradaki her okurun tebessümü yüreğime dalga dalga mutluluk yayan birer sevgi rüzgârıydı. Chacra Restorant’taki akşam yemeğine Başkan Bey’in tatlı sohbeti vurdu damgasını. Öğretim görevlilerimizden Dr. Bilâl Elbir, Resul Attila, Ertuğrul Erdoğmuş, Yurt Kur müdürümüz Güngör Bey, ve çok sevdiğim değerli bir kaç arkadaşımın katıldığı yemekte yaşanmış ve yaşanmaya dair ne varsa konuşuldu her şey. Nevval Sevindi Demirci Kebabını oldukça beğendiğini ifade etti.” Yerel olan güzeldir” dedi… İçilen çaylar, söylenen sözler derken zaman ayrılık zamanıydı. Teşekkürü bir borç bildiğim, bu söyleşide emeği geçen başta Belediye Başkanımız Mithat Erşehin olmak üzere, Sayın Bilâl Elbir’e, Sayın Kâzım Aysan’a, sevgili Nevin Aktaş’a , sevgili Ümit Er, Züleyhâ Yüksel, Akın Akar, Ali Balta, Mustafa Uras’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum… İşte gelmişti yine veda meleği… Alıp götürecekti Nevval Sevindi’yi… O kadar alışmıştım ki Sevindi’ye… Sanki yıllardır aynı ortamı paylaşıyor, aynı mekanda buluşuyorduk… Evet, yanlış değil bu. “Sevgi” ortamında “sevgi” mekanındaydık hepimiz… Bundandı yabancılık çekmememiz… Beyaz bir lâle masumiyetinde, beyaz bir lâle asaletinde, beyaz bir lâle sadâkatinde geçen o gün de bitiyordu artık… Gittim evime… Büründüm mavi nevresimime… Kapadım gözlerimi… Tekrar yaşadım günü…

5.Mart.2007

Mart 6 2007Yorum Yok Kategori: Basında

Haber7′de Gündem Dışı programında Nevval Sevindi Çalışkan

Hülya Yürekli ile bir saat canlı sohbet…..

Özgürlük Sözlüğü

Ocak 22 2007Yorum Yok Kategori: Basında

www.ikikitap.gen.tr yayınlanan özgürlük tanımları

Bu maili size büyük bir çoşku,keyif ve iyi bir iş yapmış olmanın gururu ile yazıyorum. “Özgürlük Sözlüğü”nün sizinde değerli katılımızın,özgürlük tanımınızın yer aldığı ilk “seçki” bölümünü sayfamızda ( www.ikikitap.gen.tr ) yayınladık. Araştırmalarımız gösterdiki bu tarz bir çalışmayı dünyada ilk defa biz yaptık. Daha doğrusu “siz”. Yani ülkemizin düşünen insanları… aydın insanları… Şuan ki seçki bölümümüzde 200 civarında tanıma yer verdik. İnternet aracılığı ile bu sözlüğün geniş bir kitleye ulaşmasını ve yeni katılımlarla çok daha zenginleşerek ülkemiz ve hatta dünya için özgün ve özel bir çalışma olmasını umut ediyoruz. Umarım bu gerçekleşir. Umarım yep yeni düşünce kapıları açacak bu sözlük ülkemizde ki bütün kesimlerin dikkatini çeker ve yaşamımıza yeni zenginlikle katar. Bu çalışmaya olan çok değerli katkınız için çok teşekkür ediyorum. Bundan sonraki gelişmelerden de sizi haberdar edeceğim. Sizinde destediğinizin devam etmesini rica ediyorum. Saygılarımla. Esat SELIŞIK

Kurduğum sofralarla meşhur oldum

Aralık 17 2006Yorum Yok Kategori: Basında

17 Aralık 2006 Yeni ŞAfak gazetesi pazar ekinde RAmazan Bingöl yazdı

Yağmurlu bir İstanbul gününde buluştuğumuz Gazeteci-Yazar Nevval Sevindi ile boğazda Takanik Balıkçısı’nda “yemek molası” vermeyi kararlaştırdık. Nevval Hanım, yıllardır ilgiyle takip ettiğim isimlerden. Pek çok önemli işe öncülük etti bugüne kadar. Zihinlerimizin en kuytu köşelerinde kalmış âhilik gibi meseleleri sevdirmek için verdiği uğraş, kansere yenilmemek adına yaptığı mücadele, AB konusundaki çalışmaları ve yıllardır yazdığı köşe yazıları Sevindi’yi, güçlü ve başarılı bir kişilik olarak çıkartıyor karşımıza. Konuğumuz bir balık sever olunca adres doğrudan Yeniköy’deki Takanik Balıkçısı oluyor. Burası Nevval Hanım’ın sık gittiği bir adres. Bir zamanlar boğaza sıra sıra dizilen balıkçı teknelerini hatırlarsınız hepiniz. Takanik de önceden bu kayıkçılardan biriymiş. Teknelerde balık satmak yasaklanınca, kayığın müdavimleri için açılmış burası. Nevval Hanım, lüfer ben ise hamsi ve çinekop söyledim. Salata olarak roka ve maydanoz salatasını tercih ettim. Sevindi ise karışık salata söyledi. Neden özellikle burayı tercih ettiğini sorduğumda ise; “Annemler Rumelili, babamlar ise adalı olduğu için ailecek balığı çok severiz.” cevabını alıyorum. Mekândaki atmosferi farklı bulduğunu, servisin hızlı olduğunu ve çabuk bir şekilde yemek yiyebildiğini de eklemeyi ihmal etmiyor. Nevval Hanım’ın restoranı çok beğenmesine rağmen benim ilk gözüme çarpan garsonun kıyafetindeki özensizlikti ancak mekan sıcak ve sevimliydi. “Otuz beş yıllık yemek defterim var” Sohbetimize devam ettiğimiz sırada siparişlerimiz de geldi. Ancak balıklarımızı yerken hayal kırıklığına uğradım. Hamsi vıcık vıcıktı ve özensiz pişirildiği belliydi. Çinekop ise çok sıradandı ve ikisi aynı tabağa konmuştu. Sadece taze olduklarını söyleyebilirim. Salatalarda bundan çok farklı değildi. Doğrusu Nevval Hanım’ın, tavsiyesi üzerine buraya geldiğimizden daha lezzetli yemekler bekliyordum. Bu arada Sevindi’nin yemek merakını dinlemeye başlıyorum. Nevval Hanım, 15 yaşından beri yemek tariflerini yazdığı bir defteri olduğunu ve sadece Türkiye’den değil dünyanın değişik köşelerinden yemek tarifi kitaplarından oluşan bir koleksiyonu bulunduğunu da aktarıyor. Emekli olduğu takdirde bu birikimlerini aktaracağı bir yemek kitabı yazacağını söylüyor. “Türk mutfağı pazarlanamadı” Nevval Hanım, yemek seçmediğini, az da olsa her yemeği yediğini aktarıyor. Türk Mutfağı’nın binlerce yıllık bir tarihi olduğuna değinen Sevindi, İngiltere’ye yaptığı bir seyahatte ‘Yoğurtlu Yemekler’ kitabını görünce “Yoğurdu bulan biz, kitabını yazan bunlar.” diyerek hayıflandığını anlatıyor. Yemekle birlikte devam ettiğimiz sohbetimizde sıra tatlılara gelmişti. Kabak ve kayısı tatlısı nefisti. Tatlılarımızın ardından içtiğimiz kahvelerin kıvamı ve tadı da güzeldi. Kahvelerimizi yudumlarken yemek yazarlarını nasıl bulduğunu soruyorum. Gurmeliği, ‘iyi tatların içinden seçmek’ olarak değerlendiren Sevindi, yediğimiz her türlü yemeğin atmosferini, pişirilişini, nerden geldiğini bilerek o yemeğin kültürle birlikte yazılması gerektiğini de sözlerine ekliyor. Beş saatte bütün yemekler hazır Yemek konusunda bu derece meraklı ve bilgili birinin yemek yapmaması mümkün mü diye düşünürken Sevindi, değişik dönemlerde kendi yaptığı yemeklerle kurduğu masalarda birçok ünlüyü ağırladığını anlatarak şöyle konuşuyor: “Aydınlardan, sanatçılara, yazarlara kadar pek çok kişiyle kurduğum sofralar meşhurdur. Benim, verdiğim davetlere Doğan Hızlan gibi çok iyi gurmeler katılıyordu. Bütün yemekleri tek başıma yaparım ve her gruba göre ayrı bir menü hazırlarım. Yemeği başkasına yaptırmayı hiç sevmem. 15 kişilik bir yemeği rahatlıkla 5 saat içinde yapar ve çok süslü bir sofra kurabilirim.” Sohbetimizin sonuna yaklaşırken kendi kültürüyle bu kadar iç içe yaşayan Nevval Hanım’a bundan sonrası için neler yapacağını soruyorum Sevindi, DYP’den siyasete girdiğini ve Mehmet Ağar’ın danışmanlığını yaptığını söylüyor. Siyasette nedense herkesin kendisine Kültür Bakanlığını yakıştırdığını belirterek: “ Eğer Kültür Bakanı olursam Türk mutfağını dünyaya tanıtmak için çalışacağım” diyor.

Tempo Dergisi

Aralık 17 2006Yorum Yok Kategori: Basında

14.Aralık 2006′da çıkan sayıda Elif ÇAkır röportajı Nevval Sevindi DYP’ de

ELİF ÇAKIR ********* Yüksek ökçeler, incelikli dekolte kıyafetler, aykırı görüşler… Fethullah Hoca’ya yakınlık… Anadolu’ya konferans seferleri… Kanserle mücadele ve zafer… Nevval Sevindi’yi tek bir özelliği ile anlatmak olası değil. Kişiliği kadar işleri de renkli. Fethullah Gülen hakkında da yazıyor, aşk hakkında da… Yine Fethullah Gülen’e yakınlığı ile bilinen Gazeteciler Yazarlar Vakfı’nın danışmanlığını, Diyalog Avrasya’nın ise genel yayın yönetmenliğini yapıyor. Hayatında eksik olan ‘aktif siyasetti’. DYP’yle onu da tamamladı. Nevval Sevindi şimdilik, Mehmet Ağar’a danışman olarak ‘siyasete’ başladı. Ama kendisi için belirlediği pozisyon genel başkanı yardımcılığı… Nevval Sevindi Tempo dergisi yazarı Elif Çakır’ın sorularını yanıtladı. – Ne dersiniz, siyasette bir kadın modası mı başladı? Geç bile kalındı. Biz KADER’i kurduğumuz zaman -1997-98’de- kadın modası başlatmaya çalıştık ama henüz partiler hazır değildi. Üstelik Tansu Çiller’in başbakan olduğu dönemde bile kadınları partiye sokmak mümkün olamadı. Fakat buna, modadan çok, tabanın hareketlenmesi diyebiliriz; yani kadın seçmen tabanı oluşmamıştı bir türlü Türkiye’de. Kadın seçmen tabanının oluşması için kadınların vatandaş olma bilincinde olması ve bireysel olarak karar vermesi gerekiyor. Kadınların seçmen olduğunu fark eden az parti var. Bunun da etkili olduğunu düşünüyorum. – Az parti? Evet, kadınları fark eden parti sayısı neredeyse yok denecek kadar az. Partiler kadınları hâlâ fark edemediler. – Mehmet Ağar sizi nasıl fark etti? İşte, “Neden Mehmet Ağar, neden DYP?” diye soruyorlar hep. Nedeni bu. Sayın Mehmet Ağar beni fark etti, sırf beni fark etmekle kalmadı, beni hayallerimle kabul etti. Ona, “Kadın seçmen tabanı hareketlendirelim, daha fazla kadının Meclis’e girmesini sağlayayım, size bunun için çalışma yapayım” dedim. – Mehmet Ağar mı sizi fark etti? Yoksa siz mi fark edilmek için çaba gösterdiniz? Hayır, ben hiç kimseye gitmem; çünkü hem gazetecilik etiği açısında doğru olmaz diye düşünürüm hem kişiliğime uygun değil. Kapıyı çalıp da “Ben geldim” diyen biri olmadım. İlk kez bir yıl önce görüşmüştük. Bir yıl sonra tekrar geldiler, ısrarcı oldular. Şartlarımız uyuştu, kabul ettim. – Bir yıl önce kabul etmemiş miydiniz? Hayır, kabul etmedim. O zaman kongreyle ilgili bir teklifte bulunmuşlardı. “Sizi MKYK’ye alalım, DYP’ye katılın” demişlerdi. Doğrudan parti içinde çalışmamı gerektiriyordu, ben de o an öyle bir çalışmanın içinde bulunmak istemedim. – Peki, bir yıl önce kabul etmeyip de bir yıl sonra kabul etmenizi sağlayan faktör neydi? Seçimler. Çok net söylüyorum, seçimlerin bu kadar yakın olması. Seçim yarışına girerek bir partiden milletvekili olmak heyecanlandırdı beni. 10 ay var seçimlere ve seçimler için saha çalışması yapma şansımın olması; teşkilatlarla, kadınlarla çalışma yapma fırsatım var. Ege Bölgesi’nde çalışmalara başlayacağım. İstanbul’da, Bursa’da tespit ettiğimiz bölgelerde kadın toplantıları yapmayı planlıyorum ve kendi bilgi birikimimi kadınlar üzerinden DYP’ye kaydıracağım, daha fazla kadını teşvik edeceğim. Kadınların hem oy vermesini hem Meclis’e girmesini sağlayabilmek oldukça heyecan verici… – Ne tür talepleriniz oldu Mehmet Ağar’dan? Daha fazla kadınla Meclis’e girmek dışında pek bir talebim olmadı. “Erkek egemen bir parti değil, kadınların da söz sahibi olacakları bir parti olacaksa, ben olmalıyım” dedim. Mehmet Ağar da “Bunun için önünü açıyoruz, kadınsız bir demokrasiye, değişime inanmıyorum, bizim partimiz dâhil olmak üzere kadınların partilerde daha fazla yer alması gerektiğine inanıyorum, hayaliniz olan çalışmaları yapabilirsiniz. Sizin birikiminiz bunun için yeterli, size güveniyorum” dedi. Çünkü KADER’de, bir STK olduğumuz için bunu gerçekleştirememiştim. Bir parti olmadan, parti organı olmadan bu işi yapamayacağımı gözledim. – Sizinle beraber partide ne gibi değişiklilikler olacak? Yani partinin bütün yapılanması açısından bir şey diyemem ancak partinin kadınlara bakışı ve partinin kadınlarla ilgili eylem programlarını ben yapacağım. – Süleyman Demirel’li veya Tansu Çiller’li DYP’ye baktığınızda, Mehmet Ağar’lı DYP arasında ne gibi değişimler var? Her şeyi söyleyebilirim. Bir kere Mehmet Ağar çok yeni bir kişilik, ufku açık ve gerçekten değişime inanmış bir insan. Yaptığımız bütün konuşmalarda gördüm ki Türkiye’nin değişime ihtiyacı olduğuna inanmış. Kimsenin söylemediklerini söylüyor, “Düz ovada siyaset yapılır” dediği zaman herkes çok şaşırdı. Onun gibi bir adam bunu nasıl söyler; canını tehlikeye atarak PKK’ya karşı savaşmış, valilik yapmış, Emniyet Genel Müdürlüğü yapmış ve kalkıp ezber bozuyor. Mehmet Ağar’ın en etkiyici tarafı ezber bozuyor olması. Rahat ve kendine güveni tam, ‘değişim’ dediği için de çeşitli gruplardan yani liberallerden, sol gruplardan ve ulusalcılardan oluşan bir beyin takımı var. – “Neden Nevval Sevindi” diye hiç düşündünüz mü? Ben iyi bir tercihim. Yıllardır Anadolu’da dolaştım, iyi ilişkilerim var. Anadolu’da iyi bir tabanım var. Anadolu beni, ben de Anadolu’yu iyi tanıyorum. Yıllardır konferanslar veriyorum, utanmadan söylediğim üç kavram var: Ben Türk’üm, Müslüman’ım ve modernim. Bu Türk-Müslüman kimliğimle övünüyor olmam, bu iki kimliğimin de tanımını açık ve net yapıyor olmam, modern giyimim, hayat tarzımın da kabul edilir ve normal olması, gittiğim hiçbir yerde de bunların birbiriyle çelişik olmaması herkes tarafından kabul ediliyor. Bunu bir kimlik olarak alıyorlar kendilerine. “Biz de böyle bir kimlik istiyoruz” diyorlar. Merkez sağ partiler olarak, merkez sağ partilerin kendilerini tanımlayabilmesi açısından bir çıkış noktası olduğunu düşünüyorum. Anadolu’da halk, Müslümanlığını yaşamak istiyor. Değerleriyle barışık olmak istiyor, ben de bunları istiyorum. Bunları anlatıyorum ve tanımlıyorum. O yüzden ben. – Fethullah Gülen’e yakınlığınız malum, seçilmenizin en önemli nedeni bu olamaz mı? Olamaz – Neden olamaz? Fethullah Gülen’e yakınlığınız ve bağlantınızdan dolayı tercih edilmiş olabileceğinizi düşündünüz mü? Öyle olsa Zaman gazetesinden veya STV’den ya da yönetici ekiplerden 150-200 kişi çıkar. Onların arasından da sağlam bir on kişi çıkarmak mümkün ve daha kolay. Benim yerimin ayrı olması, benim cemaatten olmamamdan kaynaklanıyor. Benim hayatta hiçbir gruba ait olmayan bireysel duruşumdan kaynaklanıyor. Yani bireysel, özgür ve cesur duruşum etkiliyor. Onlar da bana geldiği zaman, mesela şey dediler: “Erkek kadınsınız…” – Siz kendinizi “erkek gibi kadın” olarak mı tanımlıyorsunuz? Erkek gibi kadın tanımlaması, benim cesaretimden dolayı kullanıldı. Benim cesaretim erkeklerden daha fazla. O anlamda ‘erkek gibi kadın’ diyebilirler. Çünkü ben yapmak istediğimi yapıyorum, söylemek istediğimi söylüyorum, hiçbir yere sırtımı dayamadan yapıyorum. Dünyada Türk kültürünün yayılmasına verdiği hizmetten dolayı, Hoca Efendi’nin yaptıklarını takdir ediyorum. – Peki, Fethullah Gülen’le istişare yaptınız mı DYP’ye geçişiniz konusunda? Hayır, yapmadık. Zaten siyasi konularda Fethullah Gülen kimseye karışmaz. Önceki yıllarda siyasete izin vermiyordu ama artık öyle bir şey yok. Herkesin istediği partiden siyaset yapabileceğini söylüyor. Mehmet Aydın, AKP’den siyasete girdi. Daha önce Abant toplantılarındaydı, ünlendi, medyada tanındı, şimdi bakan işte… – DYP içinde Tansu Çiller, Tansu Ana’ydı, Nevval Sevindi’yi nasıl tanımlayacaklar? Nevval Bacı mı diyecekler size? Sanırım ben daha yeni bir kimlik getireceğim onlara. Nevval Sevindi ve Nevval Hanım olacağım. Abla, bacı, ana gibi sıfatlarım olmayacak. Ben son derece bağımsız, kendi bildiğini okuyan, dik başlı ve erkekler için biraz sinir bozucu tavırda oldum. Gerek entelektüel olarak, gerek gazeteci olarak doğru bildiğimde hep ısrar ettim. Buna karşı çıkıldığında, ezilmek istendiğimde, hakarete uğradığımda da geri çekilmedim. Burada da sanırım ilk defa kentli, son derece ciddi bir birey ve bireysel davranışa önem veren, yalnız, evli olmayan bir kadın, evlenmiş, çocuğu var ama kentli, yalnız yaşayan bir kadın modeli olarak yeni bir kitle canlandı diye düşünüyorum. – DYP’li taban nasıl karşıladı sizi? Benim ilk aldığım duyumlar, gelen mail’lerde de telefon konuşmalarında da “Bize çok büyük bir heyecan getirdiniz” oldu. Seviniyorlar. Türk-Müslüman kimliğine sahip olmam ve bu konudaki bilgi birikimimin çok ciddi olması, çok net konuşuyor olmam, kafamın çok rahat olması, karşıya bilgiyi çok net iletmem ve bu birikimimin aynı zamanda heyecan taşıyor olması, onları etkiliyor, heyecanlanıyorlar. Olmayanlar varsa da “Memnun olmadık” diye bana bir şey iletilmedi. – Nur Cemaati’yle uzun zamandır aranızın açık olduğu söylentileri var, doğru mu? Benim onlarla profesyonel olarak yaptığım işler var. Yaptığım işler devam ediyor, konferanslar veriyorum, kadınlarla ilgili çalışmalar yapıyorum. Aramızın bozuk olması diye bir şey söz konusu değil. Ben hiç kimseyle evlenmediğim için, hiçbir grupla hiçbir siyasi, ideolojik bağ oluşturmadım, o yüzden boşanmam söz konusu değil. Beni öyle kabul eden orada tutabilir, etmediği zaman ben zaten oradan kopuyorum, beni olduğum gibi kabul etmek zorunda herkes. – DYP içindeki pozisyonunuz için ne konuştunuz tam olarak? Genel başkan yardımcılığı. Ancak şu anda teknik olarak bu mümkün değil. Kongre kararı gerekiyor, şu anda Mehmet Ağar’ın danışmanıyım. Doğrudan kadın ve aile konusundaki danışmanı oldum. Daha sonra siyasi olarak partiye katıldığım zaman da başka şeyler olacak… – Süslü ve kadınsı yanınız siyasetle değişecek mi? Yani ben ‘ne olur ne olmaz’ diye baştan söyledim. Anadolu’da, köylerde, kasabalarda, ne benim ojeme laf etmişlerdir, ne saçıma, ne rujuma, ne de elbiseme. Gerçekten Türk insanına hayranım, son derece sağlıklı bir ruh halinde. Bir tek kişi bile laf etmemiştir. Baştan söyledim, “Ben her yerde böyleyim, Türk insanı beni böyle kabul etti ve ben böyle kalmaya devam edeceğim” dedim. – Peki, Mehmet Ağar’ın cevabı ne oldu? “Biz sizi olduğunuz gibi kabul ediyoruz” dediler. Beni olduğum gibi kabul ettikleri için kabul ettim. Bana deseler ki “Öyle oturma, şöyle kalkma, böyle yap, şöyle yap” dedikleri an kaçarım. Beni değiştirirlerse Nevval Sevindi diye birisi olmaz ki… Bütün varlığımı, bilgimi, maddi manevi tek başıma oluşturdum, yani etkilendiğim insanlar oldu ama sonuçta tek başıma yaptım ve bundan vazgeçemem. – Yazılarınız yine aynı içerikte devam edecek mi Zaman gazetesinde? Hiçbir köşemi hiç kimsenin çıkarına kullanmadım zaten, toplum yararına kullandım, kadınları anlattım, Hakkâri’deki kaymakamı anlattım, Erzurum’daki bir işadamının çocuk yuvaları için yaptığı çalışmayı anlattım. İyi insanları, iyi iş yapanları ön plana çıkarmayı kendime misyon edindim. Bu konuda da hiçbir değişiklik olmayacak yazılarımda. – Belki de Mehmet Ağar sizin üzerinizden Fethullah Gülen’e göz mü kırpacak? Ama yani pek akıllıca olmaz, ben DYP’ye geçtim diye bütün cemaat DYP’ye oy verecek diye bir garanti yok. Bu yüzden anlamlı bir ilişki yok bence. Böyle olursa hatalı bir yaklaşım olur. Benim üzerimden böyle bir şey yapılmasına müsaade etmem.

Medya tava yazdı

Aralık 17 2006Yorum Yok Kategori: Basında

GAZETECİ YAZAR NEVVAL SEVİNDİ HANGİ PARTİYE GEÇMEYİ DÜŞÜNÜYOR? 15.12.2006 20:46 Yazırları ve yaptığı açaklamalral tartışma yaratan Nevval Sevindi hangi partiye gireceğini Tempo’ya açıkladı.. Fethullah Gülen’e yakınlığı ile tanınan Nevval Sevindi’nin siyasete DYP’den girmesi, bir başka anlam taşıdı

GAZETECİ YAZAR NEVVAL SEVİNDİ HANGİ PARTİYE GEÇMEYİ DÜŞÜNÜYOR? 15.12.2006 20:46 Yazırları ve yaptığı açaklamalral tartışma yaratan Nevval Sevindi hangi partiye gireceğini Tempo’ya açıkladı.. Fethullah Gülen’e yakınlığı ile tanınan Nevval Sevindi’nin siyasete DYP’den girmesi, bir başka anlam taşıdı. Sevindi’nin parti seçimi, Ağar-Gülen yakınlaşması olarak algılandı. Nevval Sevindi bu ihtimali şiddetle reddetti ve kendini anlattı.

Türk-İsrail forumu

Kasım 12 2006Yorum Yok Kategori: Basında

The Konrad Adenauer Foundation, Jerusalem Kültür University (IKU), Foreign Policy Platform, İstanbul SAM, Turkish Foreign Ministry Research Center The Harry S. Truman Research Institute for the Advancement of Peace, The Hebrew University of Jerusalem

האוניברסיטה העברית בירושלים המכון למחקר ע”ש הרי ס. טרומן למען קידום השלום The Hebrew University of Jerusalem The Harry S. Truman Research Institute For the Advancement of Peace REPUBLIC OF TURKEY Ministry of Foreign Affairs İSTANBUL KÜLTÜR UNIVERSITY Faculty of Economic and Administrative Sciences Department of International Relations Foreign Policy Platform Turkish-Israeli Forum Monday-Wednesday the 13-15 of November Jerusalem. Turkey and Israel are two countries, sharing the same contextual space: the eastern part of the Mediterranean. Both countries, however, are an integral part of more than one geo-political area: Europe, Asia and the Middle East. This situation has resulted in the creation of two multi-cultural societies, each facing serious challenges, cultural, political and social. The aim of this forum is to combine a public and an academic interchange between leading figures in Turkey and Israel. The interchange will focus on the problems facing the two countries, the solutions to these problems and the ways by which one society may learn from the other. Program Monday, November 13: Evening at KACC, Mishkenot Sha’ananim 19:00 Greetings: Chair: Prof. Eyal Ben Ari, Director, The Truman Institute, The Hebrew University of Jerusalem Prof. Menachem Magidor, President, The Hebrew University of Jerusalem Dr. Lars Hansel, Konrad Adenauer Foundation Representative to Israel H.E. Mr. Feridun H. Sinirlioğlu, Turkish Ambassador to Israel Ambssador (Rt.) Murat Bilhan, Director of the Foreign Policy Platform, Kültür University, Istanbul Mr. Bülent Karadeniz, Acting Chairman of SAM (the Strategic Research Center of the Ministry of Foreign Affairs) Keynote speaker: Prof. Shlomo Avineri, The Hebrew University of Jerusalem, Former Director –General Ministry of Foreign Affairs “An Overview of Middle Eastern Politics” – Dinner at KACC Mishkenot Tuesday, November 14: Room 501, Meirsdorff Faculty Club, Mt. Scopus 9:00-10:45 Economic and strategic Bilateral Cooperation Chairs: Prof. Eyal Ben Ari, Director, Truman Institute. The Hebrew University of Jerusalem Mr. Bülent Karadeniz, Acting Chairman of SAM Ambassador (Rt.) Ekrem Güvendiren, Co-Chairman of Turkish-Israeli Buisiness Council and first Turkish Ambassador to Israel Prof. Eran Feitelson, The Hebrew University of Jerusalem Dr. Ahmet Kasm Han, Kadir Has University Mr. Shraga Brosh, president of the Manufacturers Association Dr. Cenk Pala, Head of Strategy and Business Development Department of BOTAŞ (Petrolium Pipeline Corporation) Mr. Bülent Karadeniz, Acting Chairman of SAM Dr. Salih Biçakçi, Işık University Dr. Eldad Pardo, Truman Institute, The Hebrew University of Jerusalem Dr. Amos Nadan, Truman Institute, The Hebrew University of Jerusalem and Tel Aviv University Prof. Victor Azarya, Truman Institute, The Hebrew University of Jerusalem Mr. Ohad Cohen, Director South Europe Department, Ministry of Industry, Trade and Labour 10:45-11:15 Coffee Break 11:15-13:00 Israel and Turkey in the Southern European Framework a. The European Union and NATO b. The Regional Framework Chair: Prof.Amnon Cohen, Truman Institute, The Hebrew University of Jerusalem Dr. Ayşegül Sever, Marmara University Prof. Elie Podeh, Truman Institute, The Hebrew University of Jerusalem Prof. Ramazan Gözen, USAK, Cankaya University Dr. Kobi Michael, Truman Institute, The Hebrew University of Jerusalem Dr. Ibrahim Mazlum, Marmara University Mr. Cameron Brown, Gloria Center, The Interdisciplinary Center, Herzliya Dr. Alon Liel, Former Director-General, The Israeli Ministry for Foreign Affairs Prof. Amikam Nachmani, Bar Ilan University 13:00-14:30 Lunch 14:30-16:30 Toward Equity in Citizenship: a. Boundaries of Flexibility b. Increasing Power Sharing with Minorities Chair: Prof. Jacob Landau, The Hebrew University of Jerusalem Mr. Cefi Kamhi, Former M.P. & Deputy Chairman of the Foreign Affairs Commission. Businessman and serving Turkish Member of the Coexistence Trust founded to provide an enlightened centrist platform for Muslim and Jewish political leaders to combat Islamophobia and Antisemitism, Istanbul. Prof. Emanuel Gutmann, The Hebrew University Dr. Çağri Erhan, Ankara University Dr. Anat Lapidot-Firilla, The Hebrew University of Jerusalem and Van-Leer Institute Mr.Fatih Furtun, Istanbul Kültür University Dr. Batia Siebzenher, Truman Institute and Beit-Berl College – Transfer to Mishkenot Sha’ananim 17:00-19:00 Public Session in KACC, Auditorium Regional Dynamics and Diplomatic Initiatives: Can Turkey play a Role in the Arab-Israeli Conflict? Chair: Ambassador (Rt.) Murat Bilhan Ambassador (Rt.) Murat Bilhan, Director of the Foreign Policy Platform, Kültür University Can Turkey Make a Difference by Keeping an Equidistant Policy between the Two Sides? Dr. Bülent Aras, Işık University Turkey and the Middle East: Frontiers of Turkey’s Newly Emerging Role Dr. Menahem Klein, Bar-Ilan University Israeli Preferences Dr. Eran Lerman, Director of the Israel and M.E. office, American Jewish Committee The Changing regional Dynamics and their Impact on the Conflict – Dinner at a Jerusalem restaurant Wednesday, November 15: Room 501 Meirsdorff Faculty Club, Mt. Scopus 10:15-12:15 Cultural Dialogue – The Role of Civil Society Chair: Prof. Reuven Amitai, The Hebrew University of Jerusalem Prof. Naomi Chazan, Truman Institute and the Academic College of Tel-Aviv-Yaffo Ms. Nevval Sevindi, Columnist, Zaman Daily News Dr. Bülent Aras, Işık University Mr. Nimrod Goren, The Hebrew University of Jerusalem Dr. Eyal Gineo, The Hebrew University of Jerusalem 12:15 Lunch and summing up session Chair: Dr. Lars Hänsel, Konrad Adenauer Foundation Representative to Israel

Nobel ve Orhan Pamuk

Ekim 16 2006Yorum Yok Kategori: Basında

Nasıl görmeli? Business Channel’da profesyoneller programı saat.17.00

Sayfa 6 / 11« İlk...«45678»...Sonraki »