Basında

Kültürel Tsunami Kapıda

Mayıs 2 2005Yorum Yok Kategori: Basında

Karizma ‘da bu ay “Küresel Felaketler” konumuz Karizma Dergisi, ‘Küresel Felaketler’i Değerlendiriyor Yeryüzünde küresel felaketlere maruz kalan birçok ülke var. Kimi ülkeler tsunamiden, kimileri depremden, kimileri kuraklıktan, yağışlardan ciddi biçimde zarar görüyorlar. Doğaya karşı önlem almak neredeyse imkânsız ama Japonya gibi ekonomik stabilizasyona sahip ülkeler deprem gibi yıkıcı etkisi çok güçlü olan felaketlerden en az hasarla kurtulmayı başarıyor.

Kültürel tsunami kapıda Nevval Sevindi n.sevindi@zaman.com.tr Gazeteci-Yazar, Antropolog 1974’lerden beri küresel ısınmanın olacağından bilim adamları söz ediyorlardı ve çevresel kirlenmenin getireceği felaketlere dikkatleri çekmeye çalışıyorlardı. Ancak çıkar grupları ve rant ağları bunları aşağılıyor, susturuyor, bazen de kıyasıya savaş çıkıyordu. Hatta ben bunlara inanan bir lise öğrencisiyken herkesin gülmesine neden oluyordum. Bunlar olsa olsa binlerce yıl sonra olur deniyordu. Öyle olmadı! Tsunamiden çok önce de küresel ısınmanın bir saatli bomba olduğu belirtilirken insanlar yine tatile ve de günlük keyiflerine bir halel geleceğini düşünmediler. İklimsel değişikliklerin ne olacağını merak bile etmeyenler son kez dev dalgaları görebildiler önlerinde. En sıcak dönemlerde bile erimeyen Antarktik buz kitlesinde son 400.000 yıllık kayıtlar, şu anda yaşanan ve yaklaşık 12.000 yılını şimdi doldurmuş buzul arası dönemin ömrünü çoktan doldurduğunu gösteriyor. Son yıllarda iklim değişikliğini zorlayan en büyük nedenlerin başında insan eliyle üretilen sera gazları geliyor. Aerosollar ikinci sırada, ormanların yok edilmesi üçüncü sırada oturuyor.1950 yılından bu yana insan eliyle arttırılan sera gazlarının yüzdesi 70 olarak tavan yapmış bulunuyor. Yaklaşık 55 yılda dünyayı felakete yaklaştıran insanoğlunun ve kızının doğa katliamı değil konum aslında. Yine insanın ürettiği kültürle felakete uğrayan insan felaketin eşiğinden adım atmış durumda. Komünist dönemde tüm bölgede yaşanan zorunlu göçler, etnik kıyımlar, sürgünde doğanlar ve ölenler, Çin Kültür devriminde tecavüz edilenler, annesinin suratına tüküren ve döven proleter devrimin çocukları, savaşlar, Vietnam trajedisi, Bosna–Hersek kitlesel kıyımı, Güney’de, Kuzey’de, Doğu’da, Batı’da şiddetin tırmanışı, saniyede bir tecavüzün yaşandığı Amerika, vinçlere adam asılan İran, kafası kesilen Suudiler, mide bulandırıcı suçların ülkesi Amerika ve insan eti yiyen Rus, Amerikalı ve Alman adamlar, çocuk fuhuşunun tırmanışı ve aile içi şiddetin önlenemez yükselişi. Çok kısaca atılan turun titrememize neden olması sebepsiz değil. Biz de bu yarışa çıkmış bulunuyoruz maalesef. Buna dikkat etmeden, boş vererek yola devam etmeye kalkarsak milli bir felaket kapımızın içine dalacak. İnsanın yabancılaşması ve kültürel kimliğin kaybı kafası karışık toplumun başıboş gezintisi tsunamiden daha büyük bir yıkıma neden olacaktır.

‘Delikanlı’ kadın

Nisan 27 2005Yorum Yok Kategori: Basında

Yazar, gazeteci, profesyonel konuşmacı Nevval Sevindi güçlü bir kadın. Akıcı, kolay anlaşılır ve dürüst bir dili var. Sanki satırların arasında iri kıyım bir kadın, kaşlarını çatmış, ayaklarını patır patır yere vurarak yürüyor

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN 2005-01-08 (473 defa okundu) AYÇA ŞEN (Arşivi) Girişimci amazon: Nevval Sevindi Şu bendenizin doğum sonrası depresyonundan sonra, bir nebze de olsa kitap okuma eğilimine girdiğim bir dönem, kütüphanemde (ki çoğu şık ciltli, kilo ile alınmış ansiklopedilerden oluşuyor) bir kitap buldum. Bu kitaplık garip bir kitaplık. Yarıdan fazlası boş olmasına rağmen nasıl oluyorsa arada gaipten bir kitap türüyor. Nevval Sevindi’nin kitabı da işte böyle rastlantıyla elime geçti. Kadınların ezilmesi, toplumda yer edinmeleri, haklarını savunmalarına dair, zaman zaman kadına da sinirlenen, kadın tarafından yazıldığı belli, fakat cins ayrımı yapmayan bir kitaptı bu. Saygı ve sevgiyle erkekle kadının birlikteliğinin olabileceğine olan inancını kaybetmekten ürken bir tarafı da vardı yazarın. Kütüphanedeki kitabının adı Girişimci Amazonlar’dı. Sonradan Kent ve Kültür ve Aşk Kapıyı Her Zaman Çalar kitapları da geçti elime. Radyo programında bölümleri okunabilecek (tabii kaynak belirtilerek) akıcı, kolay anlaşılır, yormayan ve dürüst bir dili vardı yazarın. Sanki satırların arasında iri kıyım bir kadın, kaşlarını çatmış, ayaklarını patır patır yere vurarak yürüyordu. Çok hoşuma gitmişti. Ama Nevval Sevindi kimdir, ne iş yapar, nerede yaşar, hiç haberim yoktu. Önce Samanyolu TV’de program yaptığı haberiyle hayallerim yıkıldı. Şöyle; nasıl olurdu da televizyona çıkardı! Onu keşfeden bendim; fakat bana ihanet etmişti; demek ki yaptığını beğeniyordu; bu olacak iş değildi! Aklı başında biri televizyona çıkar mıydı… İkinci bomba, aktüaliteye sahip arkadaşımdan geldi; kitaplarını evde gören arkadaşım “Aaa, Nevval Sevindi mi okuyorsun; abi o Fetullahçıdır,” dedi. Nasıl olur; şimdi, hayatta ilk kez kendi keşfettiğim yazar bir de ‘bişiyci’ mi çıktı! Ama politik, dini, iktisadi bir öğe taşımıyordu kitapları? O zaman anladım ki, tanımadığınız birini sevmek için bir sürü engeli aşmanız gerekiyor. Aradan bir kaç sene geçti. Resmini dahi görmediğim yazarı meğer herkes tanıyormuş. Geçenlerde kitapçıda yeni kitabını gördüm: Kırık Kalpli Kadınlar Ülkesi. Kitabın parasını öderken bir yandan ‘gasteyi’ arıyordum röportaj edeyim mi diye, “Aaa, tabii güzel olur,” denildi. Röportaja karar verilen gün aynı zamanda Avrupa Birliği şeysinin, Semra Hanım’ın final gecesinin ve Şeb-i Aruz’un olduğu güne denk geliyordu. Hangi birine ait olduğumu yine bilemeden ve ömrü billah muamma kalacak bu kargaşaya hakkını vererek ihtişamlı sayılabilecek evin kapısını çaldım. Bir süre bekledikten sonra kapıyı çeyrek açıp fönlü ve açık kumral röfleli saçlarını yandan sarkıtarak kadının olgunluk çağı seksapeliyle “Gel Ayça’cığım, kusura bakma, şimdi girdim içeri, sen geç otur, hemen geliyorum” deyip bornozuyla parmak uçlarında koşa koşa içeri gitti. Nevval Sevindi İzmirli. Yaşını sorduğumda ona yaşını soran genç bir kıza verdiği nazik cevabı anlattı. “Biz kadınlar hoş bir kadın görünce hemen yaşını merak ederiz, bilirsiniz,” deyince artık genç kız olmadığımı anladı, güldü ve “Kırk yedi,” dedi. İnanamadım. Öyle kendi tarzında, güzel, rahat ve genç. Ya ben elli yaşı gözümde büyütüyorum ya da yeni-eski kuşak gerçekten genç kalıyor. Çin çaylarımızı içerken sohbet başladı… “Ben dominant bir kadınım” Yeni Yüzyıl ‘dan Zaman’a geçişiniz nasıl oldu? ’89′da yazmaya başladım. Cumhuriyet Gazetesi’nde gazeteciliğe başladım. ’91′de ilk kitabım çıktı. O yıllardan beri aktif olarak yazı yazıyorum. Ankara Üniversitesi’nde Antropoloji okudum. Sonra Klasik Yunanca mastır çalışması yaptım. Çok okurdum. Bütün Türk ve dünya çocuk klasiklerini ilkokulda bitirmiştim. Kendimi bildim bileli her konuda okurum. Sonra Ali Kırca’nın Siyaset Meydanı’nda kıdemli konuk olarak çıkmaya başladım (gülüyor). Entelektüellerimiz ekranda konuşan kadın görünce sevmedi. Hemen kulp bulunmaya başlandı. Sonra Kanal E’de üç yıl program yaptım. Sonra Samanyolu TV’de… Yeni Yüzyıl kapanınca işsiz kaldım. İki yıl önce Şahin Alpay’la birlikte Zaman’a geçtim. Fetullahçı deniyor sizin için? Hoca Efendi’yle röportaj yaptıktan sonra hiçbir şeyi araştırmadan, tamamen önyargıyla eleştiren ve bunun şık göründüğünü düşünen kesim adımı öyle koydu. Ben sosyal bilimci olarak bu anlaşılması gereken bir fenomendir dedim. Kitabımda da yazdım. Ben çocukluğumdan beri İslami terbiyeyle büyüdüm. Hep inançlıydım. Bu beni ilgilendirir. Dinlemeden mantıksızca eleştirdiler, yargısız infazlarda bulundular. Ama eleştirilerde bulunanlar, iktidar değiştikten sonra artık bu konuda yazıyor. Ne yazıyorlar? En son Nurculukla ilgili kocaman bir yazı dizisi yaptılar ya. Bugüne kadar kimse anlamadı; ben sosyolog olarak şu an devreye giriyor ve anlayın diyorum diye emreden yazı dizisi. Benim en zor dönemde, 28 Şubat’ta söylediklerimi, şimdi benim yazdıklarımdan çalarak söylüyorlar. Fetullah Gülen’in gazetesi, televizyonu ve hatta okulları AKP’den önce de vardı ve çocuklarını Gülen’in okullarına gönderen bir çok entelektüel tanıyorum. Bu bir kargaşa değil mi? Evet, zaten komedi de burada. Sıkılmadınız mı Gülen’le anılmaktan? Bu Türk entelektüel dünyasının sıkıntısı önce. Zaten uzun zamandır bu konu gündeme gelmiyor; fazla uzatmazsak sevinirim. Meselâ yeni kitabım çıktı. Zaten kitaplarımın hiçbirinde bu tip konular yok. Benim derdim bir insanı yargısız infaz edip kötülemeye karşı çıkmaktı. Herkes işine geldiği gibi, yine kendi çevresinde prim yapmak için dinlemeden, anlamadan yargıladı. Gülen’le ilgili köşe yazım bile yok. Bu düşmanlık anlaşılır gibi değil Evli misiniz? Değilim. İlk eşimle evlenip dört sene İran’da yaşadım. Sonra ayrıldık. Tekrar evlendim. Onunla da anlaşamadık. Ben dominant bir kadınım. Erkeklerle anlaşması kolay olmuyor dominant kadınların. Çocuktan sonra meselâ, benim sevgili kurumum çöktü. Siz de yaşıyor musunuz bunu? Tabii çocuk bir sorumluluk getiriyor. Erkekler sorumluluk almayacakları kadınları tercih ediyor. ‘Feminist değilim’ Nevval Sevindi’nin Ulduz isimli bir kızı var. Bir an böyle duvar gibi kararlı biri annem olsa ne halt ederdim diye korkup ona geçenlerde önünden yürüdüğümde Memo’nun kafayı basamağa gömmesinden sonra annemin “Sana vasiyetim olsun; asla çocuğunun önünden gitme,” dediğini anlatıp çocuğundan ön planda yaşamak ile anne-kız muamması bir araya gelince neler oluyor diye sordum, “Problemler çıkmaz mı, tabii ki çok çıkıyor; ben baskın karakterli, prensipli ve kararlı bir anneyim. İster istemez çok sorun yaşadık, hele ergenlik çağında … Şimdi üniversite bitti, Amerika’da iki yıl kalmak kendine güvenini sağladı. Artık ilişkimiz çok daha iyi. Zaten Ulduz pek evden çıkmayan, kendi halinde bir çocuktu. Ama evlendiğim zamanlarda mutsuz oluyordu; çocuk anneyi paylaşmak istemiyor başkasıyla. Yaz tatillerinde babasıyla görüşüyor. İkisinin ilişkisine karışmam .” Gazetecilikten böyle ev yapacak kadar para kazanılıyor mu? Benim bir de şirketim var; yönetici danışmanlığı yapıyorum. Ayrıca Diyalog Avrasya dergisinin yayın yönetmeniyim. Kitaplarım çok okunuyor, çok baskı yapıyor. Profesyonel konuşmacıyım. Nevval Sevindi İzmir Amerikan Koleji’nde okurken 800 metre koşucusuymuş. Yine lisede disk atıyormuş; sahiden de cümleleri Alman milli kadın disk atıcıları gibi kaslı. Kenar süsü yapmak için değil, gerekli olduğu için sıra sıra diziyor kendinden emin ve güzel kelimeleri yan yana. İngilizce ve Farsça biliyor. Farsçayı İran’da öğrenmiş. Şah geldikten sonra çarşaf giyme zorunluluğu gelmiş ama zorluk çekmemiş; üzerinde ne olduğuna değil, işine gücüne bakmış. Ben olsam saatlerce aynanın karşısında ne kadar da Türkmen köylülerine benzedim deyip ona bir de feminist bir kulp bulmaya çalışırdım. Nevval Sevindi ise “Feminist değilim,” diyor. Alfa Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı Kırık Kalpli Kadınlar Ülkesi, en sevdiği ilk kitabı Aşkın Ölümcül Etkileri kitabının 2005 versiyonu. Seksenlerde yazılan bu kitabın orjinali, o dönemki feminist kitapların aksine erkeği kadını aynı kefeye koyuyor. Hamilelikte aldığım yaraların iyileşmesinde yanımdan ayrılmayan, edebî artizlikler yapmayıp bir de o halimle anlama güçlüğü yaşatmadığı ve emzirme şeridinde bile bana güç verip gülle kaldırtabilecek coşkuyu sağladığı, herhangi bir ‘ist’e hizmet ettiğini zerre kadar düşünmediğim bu güçlü kadına minnetlerimi arz ederim. Ayrıyeten altın gününe gidiyor gibi giyim kuşam tarzını bile kendisiyle tanıştıktan sonra sevmeye başladım. ‘Er meydanlarında’ inandığını savunacak bir yüreklilik gösterebilmiş; inandığını savunamayanlara da öyle sanıyorum mahalle delikanlısı gibi tespih çekmiştir. Bu röportajın İpek Yolu 1) Anadolu’nun her yerini adım adım gezmiş, hatta dünyanın her tarafını, İpek Yolu’nun bile büyük bir bölümünü deveyle geçmiş, hayatın, halkın içinde olan bir kadın. 2) Dürüst bir kadın. Anlatımı o kadar yalın ki, onu dinlerken gıpta ettiğim anda, “Dili sadeleştirebilip anlaşılır kılmak için yalanlardan temizlemek gerekir,” diye bir ses duydum içimden. 3) Uzun yıllar tiyatro oyunculuğu, prodüktörlük ve belgesel yönetmenliği yapmış. Hatta İpek Yolu projesinde ona prodüktörlük görevi verilmiş. Şimdi de bir ayağı yurtdışında. 4) Kameralarda görünmeyi ve poz vermeyi seviyor. Mesela nevvalsevindi.com diye bir de sitesi var, orada da zaten böyle saçlarını filan sallandırıp ellerini çenesine filan koymuş. Gözleri yeşil ve her dem makyajlı ve şıkmış. 5) Kendisiyle kilo sohbetimiz de oldu. Üç verdim, beş aldım muhabbetinde kemoterapiden sonra kilo aldığını çünkü göğüs kanseri geçirdiğini söyledi; üç dakikalık bir şok yaşadım. Şimdi iyiymiş ama tabii altı ayda bir kontrole gitmesi gerek. Altı yıldır bu konuda çalışmalar yapıyor ve bir kitabı var: Kanserle Yaşıyorum. 6) Girişimci Amazonlar kitabını okuduktan sonra ben de bir kitap yazmaya karar verdim: Girişimci Amazontalar. Hatta cuma sabahları Radyo N101′de, Bilge diye bir arkadaşla Amazontalar diye bir program yapıyoruz 08.01.2005 Radikal

Kanserle yaşamayı öğrenmek!

Nisan 25 2005Yorum Yok Kategori: Basında

Melih Bayram DEDE – www.dergibi.com Dünyada kadınların yaşayabileceğin en ağır tecrübelerden biri olan “göğüs kanseri”nin Türkiye’deki mağdurlarından biri olan, gazeteci, yazar ve televizyoncu Nevval Sevindi, son bir kaç yıl içinde yaşadığı tecrübeleri, “Kanserle Yaşıyorum” adıyla kitaplaştırdı.

Sevindi’nin yaşadıklarını bir hikaye akıcılığıyla okurken, günlük medyada hemen hergün okuyup geçtiğimiz kanser haberlerinin, bu hastalığı yaşayanlar için ne denli önemli ve can alıcı olduğunun farkına varıyorsunuz. Medyadaki, “Çağın vebası kanser”, “Ölümcül hastalık kanserde yeni umut” gibi haberleri, onların acılarını bir kez daha deştiğinin farkına varıyorsunuz. Türk televizyonlarındaki göğüs kanseriyle ilgili haberlerde, Batı’dakinin aksine, kadının göğsünün zoomlanarak gösterilmesi, trajik olan bu duruma, medya eliyle, cinsellik bulaştırılmasına karşı isyanı var Sevindi’nin. O’nun isyanı sadece bunlarla sınırlı değil. Doktorların hastalar üzerindeki otoritesi, hastaların tedavileriyle ilgili bilgilendirilmekten kaçınılması, hastanın hayatıyla ilgili temel kararlar alınırken, hastaya danışılmaması, Sevindi’nin karşı çıktığı önemli unsurlardan. Bir insan, kanser olduğunda neler hisseder? Bu durumla hiç birimiz karşılaşmak istemeyiz değil mi? Nevval Sevindi, kanser olduğunu öğrendiği andaki duygularını, nasıl tepki verdiğini, tedavi aşamasında yaşadıklarını akıcı bir dille kaleme almış. Sevindi, diğer hastalar gibi değil. Doktorlar için de “zor” bir hasta. Kendisine uygulanacak tedavileri, kabul edip etmeme aşamasında sorgulayan, hayatıyla ilgili kararlarda, sözsahibi olabilmek için, hastalığını öğrendiği andan itibaren, hastalığıyla ilgili yerli-yabancı tüm kaynakları tarayarak bilgi sahibi olan bir hasta. Bu yönüyle zaman zaman, doktorlarla tartışsa da, Türkiye’de kanserle verdiği savaşı kazanan ender insanlardan biri Sevindi. Ve bu savaşı kazanana kadar yaşadıklarını, bu hastalıkla savaş verenlerin ve ileride bu hastalıkla karşılaşabileceklerin yararlanması için temel bir kaynak niteliğinde kitaplaştırdı. İnanın, bu kitabı okuduktan sonra, gazetelerde-dergilerde okuduğunuz, televizyonlarda izlediğiniz her kanser haberi, içinizi titretecek! 29 Aralık 2001

32.GÜN GERÇEĞİ

Ağustos 17 2002Yorum Yok Kategori: 32.Gün, Arşiv, Basında

Neden 32.Gün sonrası herkes saldırdı sence?
Herkes soruyu böyle soruyor, oysa doğrusu neden önce saldırdı demek gerekir. Cumhuriyet gazetesinden Hikmet Çetinkaya 24. Haziran günü çıkan sayıda hakkımda çok çirkin iftira ve yalan beyanlarda bulundu. Ben Yunus Nadi ödülü sahibi ve birkaç yıl Cumhuriyette çalışmış biri olarak bunu ciddiye aldım. Ne basın ahlak yasasına ne de insan haklarına uyan suçlamalardı.
Cumhuriyet Gazetesine şerefsiz dedin mi?
Elbette hayır. Benim dediğim şuydu: Cumhuriyet gazetesi ve ahlaksız Hikmet Çetinkaya hakkında dava açacağım. Elbette gazetenin yazarına uyarıda bulunmasını gönlüm isterdi, onlara duyduğum saygı sarsıldı.
Programda sadece küfür ettiğin söyleniyor?
Program öncesi gergindim, ayrıca İsmail Nacar yarım saat M.Ali Birand ile pazarlık yaparak tansiyonu iyice yükseltti. Elbette benim küfretmem mümkün değil.Alışkın değilim. Çünkü beş yıldır televizyonda tartışma programları yönetiyorum ve onlarca programa katıldım. Canlı yayın uzmanıyım.Şimdiye kadar başıma gelmiş değil. Burada bir diğer önemli husus Siyaset Meydanı dahil bütün hafta televizyonlar beni ekrana çıkarmaya uğraştı ve ben hepsini reddettim.
 

32.GÜN PROGRAMINDA NELER OLDU?

Ağustos 17 2002Yorum Yok Kategori: 32.Gün, Arşiv, Basında

32. Gün
Sevgili seyirciler iyi geceler bu akşam sizlere yine Türkiye’nin en çok konuşulan konusunu getirdik. Fettullah Gülen basına yansıyan raporlar, siyaset meydanı programında yayınlanan kasetler ve ondan sonra haberlerde yayınlanan kasetler Fethullah Gülen imparatorluğunu sarstı . Fettullah Gülen’in son yıllardaki imajı hoşgörü ve diyalogdan yana ılımlı bir din adamı şeklindeydi. Yurt dışındaki okulları herkes tarafından alkışlanıyordu. Cumhurbaşkanı ve Başbakandan gazete sahiplerine, bilim adamlarından sanatçılara kadar çok geniş bir çevrenin saygıyla izlediği bir insandı. Son kasetler ve raporlar bu görüntüyü birden bire allak bullak etti. Çok kişininde kafası karıştı. Fettullah Gülen’in göründüğü gibi olmayan,laik devleti içinden fethedebilmek için takiye yapan bir tarikat lideri imajı ortaya çıkarıldı. Bu gece tartışmamıza katılacak olanları tek tek tanıtmak istiyorum. Önce araştırmacı yazar Fettullah ile ilgili kitapları olan sayın Faik Bulut. Sayın Nevval Sevindi bundan önce çok incelemeleriniz oldu söyleşileri Fettullah Gülen’le kitap haline getirildi ve Samanyolu TV’de program yapıyorsunuz. Necip Haplemitoğlu çok ilginç Fettullah Gülen’in okullarını UNİCEF bursuyla inceleme imkanı buldu. Yani okullar konusunda gayet birikimli bir insansınız.
 

32.GÜN DEŞİFRESİ

Ağustos 17 2002Yorum Yok Kategori: 32.Gün, Arşiv, Basında

NECİP H.:Ben asla konuşurken saldırmıyorum.
NEVVAL SEVİNDİ:Tabi söylediniz konuşurken saldırmassanız,saldırmam
NECİP H.: Bakın Nakşibendiler, rufailer,,kaplancılar, dediğimiz iccb’ciler, mücahideciler, süleymancılar, nurcular ve bunların yurt dışı bağlantıları üzerine çalışıyorum. Her bir cemaate siz bir sosyal fenoman olgu diyerek kabul ettiğinizde ve bunlara yasal dokunulmazlık getirdiğinizde Türkiye’de hukuk devleti olmaz. Bunların hepsi çıkar,aynı görüşte olan insanlar bu devleti yıkma hakkına sahiptir.O açıdan ben şunu söylemek istiyorum
MEHMET ALİ B.: Fettullah’ın bir dokunulmazlığı var diyorsunuz. Fettullah Gülen’in bir dokunulmazlığı mı var?
FAİK BULUT: Var var
NECİP H.:Ben şunu söylemek istiyorum Nevval Hanım bilmediği başka şey var.
NEVVAL SEVİNDİ: siz nerden biliyorsunuz. Siz benim nereden ne bildiğimi bilmeden nasıl hakkımda böyle dersiniz.
NECİP H:Ben 20 yıldır üniversitede ışık evleri ile ilgili bütün öğrencilerle. Bakın ben çok basit bir örnek vereyim eğitim bültenleri, broşürler var bunu çok rahatlıkla gösterebilir. Mesala Nevval Hanım gibi son derece şık bir hanımefendi, bunların istediği düzen geldiğinde karşılaşabileceği bir olay aynen şöyle söylüyor önce tekdir edin, uyarın sonra yatağınızı ayırın, sonra da yatağınızı ayırın sonrada dövün ama döverseniz kemiğini kırmayın, teninde yara açmayın şimdi düşünebiliyormusun bu eğitim bültenlerine broşürlerine inemeden bu eğitimleri görmeden Nevval Hanım bu şıklığı ile bu zerafeti ile aramızda oturabiliyor. Tıpkı Cumhuriyet sayesinde ama böyle bir İslam Devleti geldiğinde bunların istekleri gerçekleştiğinde burada yan yana oturup konuşmamız asla mümkün değil.

NEVVAL SEVİNDİ:Beyefendinin söylediklerine karşı çıkıyorum herhalde çünkü ben onun avukatı değilim onu savunmuyorum benim savunduğum sosyal bir fenomeni olduğu bir sivil hareket olduğu, bir sivil toplum hareketi olarak önemli olduğu ve bu Amerikada 1991’de bir tane olan Carter okul gibi dünya’da ona doğru bir tür trend kayması olduğu 2002 yılında Amerika’da 1 milyon öğrenci Carter okullarda okuyacak ve Carter okullar bugün Amerika tarafından destekleniyor, fakat Türkiyedeki gibi herkes zeki değil. Amerika’da o yüzden Amerikan kongresi bu konuda rapor hazırlıyor ve 1997’de hazırladığı raporda peki insanlar niçin çocuklarını kamu okullarından alıp özel eğitime çok özel eğitime tabi okullara yolluyor. Sorunun cevabını bir kişinin aklıyla değil kendi bilimsel çabayla yapıyor ve Amerikan kongresinin araştırma sonucu çok ilginç mevcut eğitim sistemi günümüz hayatını öğretemeyecek kadar hantal bürokrasi eskimiş standartlara aykırı müfredat, çocuklarada daha yetkin eğitim sağlama güdüsü bütün dünyada sivil toplum ayaklanmış, uyanmış devletin yapısını değiştirmeye çalışıyor organizör devlet diye rolünü değiştirmeye çalışıyor. Totoliter zihniyeti yıkmaya çalışıyor

 

Sayfa 12 / 12« İlk...«89101112