Basında

www.turkey.mid.ru

Haziran 1 2005Yorum Yok Kategori: Basında

4-5.02.2004. Doрu’nun New York’u: Moskova,Zaman gazetesi, Nevval Sevindi Rusya’daki kьltьr ve dil birliрinin, Rus entelektьel, dinsel ve politik yaюamэn merkezi olarak Moskova’nэn зok bьyьk bir цnemi var.

Rusya’nэn fiziksel altyapэsэ (demiryollarэ, boru hatlarэ, telekomьnikasyon, medya, hava limanlarэ) bьyьk цlзьde Moskova ve зevresinde yoрunlaюmэю. Mesleki baрlar ve geniю kiюisel iliюki aрlarэnэn toplanma noktasэ da Moskova. Kararlar ve зцzьmler iзin Moskova’ya baюvurmak, yerel yцneticilerin bэrakamadэрэ bir alэюkanlэk. Moskovalэlarэn sevdiрi yazar Aleksander Zinoviev’in dediрi gibi: “Geзmiю olan daha gelecektir, gelecek olan ise buradadэr. Moskova’ya ilk kez gittiрimde inanэlmaz bir soрuk vardэ. En soрuk Moskova’ya юahit olmuюtum; eksi 30 dereceydi. Romanlardan tanэdэрэm Moskova’ya uygundu. Hele kэzakla yaptэрэm bir gezinti ve зэngэraklarэn sesi, beni klasik Rus romanlarэnэn atmosferine sokmaya yetmiюti bile. Buzdan bir saraya benzeyen Moskova’da camdan yollarda yьrьmek bir marifetti. Moskova asэk suratlэ binalarэyla ve uzaktan iюaret edilen KGB binasэyla henьz gizemli bir dьnyanэn baюkentiydi. Kocaman ve geniю bulvarlardan iki–ьз araз geзiyordu. Taksi bulmak milli piyango ikramiyesi kazanmak gibiydi. Elbette, uzun pazarlэklarla en yьksek ьcreti vererek bu piyangodan talihli зэkan юofцrlerdi. Bomboю raflar, isteksiz satэcэ kadэnlar, sokaklarda sэra sэra dizilmiю satэcэlar en зok gцze зarpanlardэ. Sovyet insanэnэn kцtьmser ve sэkэcэ havasэ Bolюoy’da bile karюэma зэkmэюtэ. Neden gьldьрьmьzь soran limonata daрэtэcэsэ kadэnэn asэk suratэ ve kabalэрэ, Bolюoy’dan hiз etkilenmeyen bir kesim olduрunu anlatэr gibiydi. Perestroyka’nэn yaюandэрэ bu dцnemde henьz oteller uzun koridorlardan oluюmaktaydэ. Her koridorda bir muhafэz kadэn gцrevli, asэk yьzle beklerdi. Asla Rusзa dэюэnda konuюmazlardэ. Yabancэlara hissedilen bir цfke algэlanэrdэ. Bavulunuzu oflaya puflaya taюэmanэz sanki onlarэ sevindirirdi derinden… Yeniden konuрu olduрum eski Sheremetevo Havaalanэ, Sovyetik binasэ, dekoru ve зalэюanlarэyla tanэdэk bir yьz sunuyor insana. Зok uzun sьren pasaport iюlemlerinden kurtulunca iю bitmiyor, elinizdekilerle araз parkэna kadar yьrьmeniz gerekiyor. Ve tabii yine bavul taюэma eziyeti.. Geniю bulvara зэkar зэkmaz deрiюen Moskova bьtьn renkliliрi ve эюэklarэyla цnьnьze seriliyor. Sibirya’dakilere gцre Moskova ‘batэ’dэr. Batэlэlar iзinse kent Avrupalэ gцrьnebilir, ancak Orta Asya’ya daha yakэndэr ve Doрulu ruhu belirgindir. Moskovalэlar iзinse her ikisidir. Hem ‘Mother City’, hem de bьyьk bir kцydьr (bolshaya derevnya). Moskovalэlar Saint Petersburg’u Avrupa olarak gцrdьklerini, Moskova’yэ Asyalэ saydэklarэnэ sцylьyor. Moskova’da зay iзilir ve ‘зay’ denir. St. Petersburg’da kahve iзilir ve ‘kafe’ denilir. Tьrkiye’yi kahve ьlkesi sanan Ruslar, Osmanlэ dцneminin ьnlь Tьrk kahvesini hayal ediyorlar. Artэk Tьrkiye bir зay ьlkesi. Moskova Ruslarэn belirsizlik ve зeliюkilerini bir ayna gibi yansэtэyor. Matruюka bebekleri gibi birbiri iзinden зok farklэ ve fantastik unsurlar зэkarsa Moskova’da, юaюэrmayэn. Deрiюimin hэzэ belirsizliрi kцrьklerken bьyьme inanэlmaz зeliюkilerle geliyor gьndeme. Ancak Moskova eрitimli, yaratэcэ ve teknolojik aзэdan yeterli bir nьfusa sahip. Moskova ‘юehir devlet’ statьsьnde ve federasyon bьtзesinin yьzde 43’ьnь saрlayan dev bir sanayi ve ticaret merkezi. Geniю otobanlarэn ьstьnden geзen yollar, kцprьler ve baрlantэ kavюaklarэ yoрun bir trafik iзin organize edilmiю. New York gibi bir trafik ve bol эюэklэ reklamlarla dolu эюэl эюэl yollar. Юehir dэюэndaki gцkdelenler, sosyal konutlar da bu gцrьntьyь tamamlэyor. Beyaz bir limuzin yanэmdan geзiyor havalэ havalэ. TIR ve kamyon bolluрu Эstanbul’u hatэrlatэyor insana. Зok geniю bir alana yayэlmэю, cam kullanэlmэю mimari dikkatimi зekti. Bir mobilya maрazasэ gцrdьm. Эnsanlarэn mobilya hevesini anlatэr gibi bu dev bina. Yeni eрilimler deрiюimin bir parзasэ. Biraz sonra Porsche ve Land Rover satan bir galeriyi geride bэrakэyorum. Bir dцnem tek tьk arabanэn elle gцsterildiрi Moskova, otomobil yaрmuruna uрramэю adeta. Kremlin, Moskova’nэn kalbi. Kremlin kale demek. Oval bir kuruluю haritasэ olan Moskova, merkezin etrafэndaki зevre yollardan oluюuyor. Birincisi Bulvar зevreyolu, ikincisi Sadovaya зevre yolu, ьзьncьsь Mэkad зevreyolu. Ьз dцrt юeritli yollar, 109 km. uzunluрundaki Moskova Nehri’nin altэndan geзtiрi kцprьler ve yaya altgeзitleri зok dьzenli. Moskova–Volga kanalэ, kenti Baltэk Denizi’ne, Karadeniz ve Akdeniz’e ve de Hazar’a ulaюtэrmakta. Yollarda bir tэkanma olursa trafik saatlerce зцzьlmeyen bir yumaрa dцnьyor. Bir keresinde trafikte 6 saat kaldэрэnэ sцyleyene Эstanbul’da kar yaрdэрэ zamanlarэ anlatэyorum. New York gibi bьyьk parklara ve yeюil alana sahip Moskova. Donskoy Manastэrэ’nэn kэyэsэnda filmlere konu olan Gorki Parkэ da, biraz dэюэndaki kilometrelerce uzanan Эsmailovsk Parkэ da kэskandэracak kadar gьzel. Moskova ‘mьkemmel metro’ demek. Эnanэlmaz bir metro цrgьtlenmesi kentin bьtьn ulaюэm yьkьnь sэrtэnda taюэyor. Bьyьk gцз alan Moskova, milyonlarca insanэ kent dэюэndan iзerilere taюэyor. Metrolar hep dolu ve insan kaynэyor. Эstasyonlar зok derinlerde ve зok hэzlэ iюleyen eskalatцrlerle inip зэkэyorsunuz. Moskova’ya ilk gelen Enka юirketinin yцneticisi mimar Murat Gьlmezoрlu юehircilik aзэsэndan Moskova’yэ mьkemmel buluyor: “5 gidiю, 5 geliюli yollara bakэp bunlar hayatta tэkanmaz diyordum. Юimdi bir saat trafikte bekliyoruz. O zaman anladэm biz bu sorunu зцzemeyiz. Kentin bir maketi var. Arsayэ alэrken size maket ьstьnde ne yapabileceрiniz anlatэlэr. Rengi bile bellidir binanэn. Projenizin maketini yapar getirirsiniz ve bu maket Moskova maketinin iзine yerleюtirilir. Юehir baю mimarэ, heyetiyle gelir ve projeyi inceler. Sonra maket юehir, halka aзэlэr. Эtirazэ olanlar eleюtirir. Bьtьn eleюtiriler bittikten sonra inюaata baюlarsэnэz. Fatih Sultan Mehmet de Эstanbul imar planэnэ yaptэrmэю. Bu proje Topkapэ Sarayэ’nda var. Kimse ilgilenmiyor.” Kьltьre yatkэn Tьrk halkэnэn politizasyona kurban gittiрine karar veriyoruz sonunda. Зьnkь Murat Bey, Moskova’ya geldikten 3 ay sonra iюзilerinin yarэsэndan fazlasэnэn Rusзa konuюtuрunu sцyledi. Tьrk iюзileri daha цnce Libya’da, ya da Suudi Arabistan’da kьltьre hiз uyum saрlayamamэю ve tek kelime Arapзa црrenmemiюken, Rus kьltьrьne uyumlarэ зok kolay olmuю. Эю paydosunda soyunup hemen kravatlarэnэ takan Anadolu’nun dцrt yanэndan gelmiю Tьrk iюзileri kent kurallarэnэ црrenmiю. Цrneрin Yozgatlэ Hьseyin hemюehrisine der ki: “Kэz arkadaюэna giderken зiзek gцtьreceksin. Hem de tek sayэda olacak. Yoksa ayэp olur.” Moskova’ya ilk geldiрinde kьltьr, Murat Bey’i зarpmэю. Bir antika sergisini gezmek iзin 1,5 saat beklemiю. Ufacэk зocuklar operaya, baleye ve tiyatroya gцtьrьlьr. Hiз ses зэkarmadan adabэ gereрince oturan зocuklarэ зok kэskanэyorum ben de. Зьnkь bir konferansta bile зocuklarэna adap црretememiю insanlar, ‘зocuk iюte, ne yapayэm’ der geзer Эstanbul’da. Kьltьr, Moskova’nэn Avrupalэ yьzь. Tiyatrolar aрzэna kadar dolu. 50 rubleyle 1500 ruble arasэnda deрiюen bilet fiyatlarэ doluluрu etkilemiyor. Bolюoy artэk turistik bir gцsteri halinde ve 100 dolar. Stanilavski tiyatrosunda daha gьzel bale sahneye konuyor. Tiyatro, Moskova’nэn can damarэ. Эnanэlmaz gьzel takdimler ьretiyorlar. 70 kiюilik bir tiyatro salonunda 30 kiюilik kadro, oyun sahneye koyuyor. Зehov’un ‘Ьз Kэzkardeю’ oyununda yemek sahnesinde seyirciye de yemek ikram etmekten tutun, bir ev ortamэ yaratmaya kadar зok renkli takdim biзimleri var. Moskova’da Kremlin ve renkli kubbeleri insana doрu masallarэnэ anэmsatэyor. Зarpэcэ renklere boyanmэю bu yuvarlak formlar, Bizanslэ katedraller tanэdэk yьzlere benziyor. 7 kэzkardeю denen Stalin’in yaptэrdэрэ зirkin gцkdelenler зok uyumsuz. Hatta onlara ‘kentin vampirleri’ deniyor. 50’li yэllarda inюa edilen bu binalarэ Alman esirlerin yaptэрэ sцylentisi de var. Hepsi зok muhteюem; giriюleri ve dэю cephe heykelleriyle yine de gцrkemliler. Dэюiюleri ve Ulaюtэrma Bakanlэрэ gibi bakanlэklar bu binalarda. Moskova Oteli ve Parlamento binasэ da onun zamanэnda yapэlmэю mimari yapэlar. 1812’de Moskova’ya giren Napolyon zamanэnda зэkan bьyьk yangэnda kentin зoрu yanmэю. Sadece kiliseler kalmэю. 1922’de yeniden baюkent olan Moskova hep Saint Petersburg’un gцlgesinde kalmэю. Rusya’da hem birey, hem devlet kьltьr ve sanata yatэrэm yapэyor Yэllar sonra yeniden ziyaret ettiрim Moskova’nэn kьltьrel yцnьnь keюif gezime devam ediyorum. Kэzэl; Rusзada hem gьzel, hem kэrmэzэ anlamэna geliyor. Kэzэl Meydan’эn saрэnda bulunan Lenin mozolesi pek эssэz. Eskiden цnьnde uzun kuyruklar olan ve evlenen her зiftin uрradэрэ mozoleyi arkada bэrakэp kiliselere doрru yьrьyorum. Bu mьthiю bir zэtlэk. Ama Moskova’da benimsenmese bile tarihi olan her юey korunup bakэma alэnэyor. Daha sonra eklenen Aziz Basil Kilisesi’ni geziyorum. Rus ordusu Kazan Hanlэрэ’na karюэ 8 gьnlьk bir savaюtan sonra zafer kazanэnca 8 kilise yapэlmэю. Зok farklэ mimarideki Pakrov Katedrali dikkat зekiyor. Pakrov ‘цrtь’ anlamэna geliyor. Эsa’nэn yьzьnьn silindiрi ve halen Avrupa’da bir kilisede bulunan bezin bulunduрu gьnьn kutlandэрэ bayram anlamэnэ taюэyor. Daha sonra зan kulesi eklenen kiliseye 1670 yэlэnda, Tьrkiye’de Kayseri’de yaюamэю Vasil adlэ bir Ortodoks azizin adэ verilmiю. Taю bir platformun цnьndeyim. Eskiden kafalarэn kesildiрi, birkaз basamakla зэkэlan bu platform юimdi dilek taюэ muamelesi gцrmekte! Her yanэ bozuk para dolu. Эnsanlarэn umuda ihtiyacэ, deрiюmez bir kader. Eskiden olmayan pэrэl pэrэl bir alэюveriю pasajэ, Okhotniy Ryad Moskova Oteli’nin karюэsэnda. Ocak ayэ baюэnda baюlayan buz festivalinin ilk heykelini de orada gцrьyorum. Birkaз metre boyunda buzdan, dev heykel. Buz festivalinde bцyle yьzlerce heykel yapэlэyor ve yarэюmalarla her yerde sergileniyor. Kremlin’i gezmek iзin ise mutlaka Romanovlar ve Ekim Devrimi’yle ilgili bir юeyler okuyun da gidin. Moskova’nэn merkezinde en gьzel restorasyon зalэюmalarэndan olan tarihi Petrovsky pasajэnэ yapan firma Enka. Buradan kent merkezine geзiliyor. ‘Bodrumundan bile Sibirya gцrьnьr’ denen KGB binasэnэn devasa цlзьleri kadar karanlэk yьzь de sevimsiz. Yollar rengarenk sьslь ve bol эюэklэ. Moskova kadar эюэklэ bir kent az bulunur. Sanэrэm New York’la kэyaslayabiliriz ancak. ‘Зocuklar Dьnyasэ’ denen maрazaya giriyorum. Her yan dьnyanэn her yerinden oyuncaklarla dolu. Зocuklar renkli ve kьзьk yьrьyen sepetlerine oyuncak doldurma telaюэnda. Bьyьkler bile silah bцlьmьndeki oyuncaklarla oynuyor. Barbie зok gцzde. Barbie’nin her tьrlь ьrьnь ve modeli mevcut. Hareket eden, sevimli kompozisyonlar yapэlmэю dцnen sahnelerin ьstьne. Her юey зok Avrupai. Her yerden mal fэюkэrэyor. Ruslarэn gцzleri mala henьz doymamэю. Yэllarca boю raflarэ bekledikten sonra normaldir. En ьnlь caddelerde en ьnlь markalar yan yana sэralanmэю. Зok gьzel dьzenlenmiю vitrinler, gцz alэcэ gerзekten. Birзok Tьrk markasэ da var. Mavi Jean’den Sarar’a ve de Silk and Cashmir’e markalarэmэz en юэk yerlerde. Belediye yasalarэna gцre sьslemek zorundasэnэz mekanэ. Kent gьzel olsun diye uрraюэyor herkes. Юэklэрэ, giyinmeyi, yemeyi ve iзmeyi зok seviyor Moskovalэlar. Bir otelin giriюinde maрazasэ olan Moskovalэ Yuliya, inюaat mьhendisi. Gorbaзov dцneminde okumuю ve iю bulamamэю mezun olunca. Mecburen giriюimci olmuю: “Eskiden Moskova зok kirliydi. 10 yэl цnce sokaklar satэcэ doluydu. Herkes bir юeyler satardэ. Юimdi Moskova temiz ve Avrupa’ya benziyor.” diyor. Bьyьk fuarlar zamanэ daha iyi iю yapan Yuliya, Moskovalэlarэn зoрunun kendi evinin olduрunu sцyledi. Kiralar inanэlmaz pahalэ. Tek oda 250 dolar, pis mahallelerde. Зok lьks evler 150 metrekare civarэ, jakuzi falan isterseniz de aylэk 15.000 dolar. Kempinsky Oteli’nde 3000 dolara bir gece de kalabilirsiniz elbette. Burada dьnyanэn her yerinden ve kьltьrьnden restoran var. En зok da Цzbek, Kafkas ve Gьrcь yemeklerini seviyorlar. Son iki senedir Ramstore’larэn зoрalmasэ, meyve ve sebzenin artmasэyla en bьyьk refaha kavuюmuю Moskovalэlar. ‘Traktir’ denen цzgьn Rus lokantalarэnda yerel yemekler зok gьzel. ‘Traktir’ eski Rusзada ‘lokanta’ demek. Mahalle aralarэnda bulunan traktirlerin зok ьnlьleri var. Burada klasik bir Rus yemeрi olan ‘Birinciki’ bulabilirsiniz. Kreple birlikte getirilen Rus kэrmэzэ havyarэ sararak yiyorsunuz. Kэrmэzэ, yabani bir orman meyvesinden yapэlan meyve suyu, юerbet tadэnda. ‘Komposto’ deniyor buna. C vitamini aзэsэndan зok zengin. Rusya’da bьtьn yemekler kэю–yaz diye ayrэlэyor. Зorba зok yaygэn. En gцzde зorba зeюidi balэk зorbasэ. Mantarlarэ tanэmak bьyьk bir kьltьr Moskova’da. Tilki mantarэ, beyaz mantar en зok bilinenleri. Зocukken mantar toplamayэ ve zehirli–zehirsiz olanэ ayэrmayэ црreniyor Ruslar. Bu nedenle mantar toplama yarэюlarэ yapэlэyor. Harika mantar turюularэ ve fэrэnda mantar зeюitleri var. Her evin kendi цzel mantar turюusu reзetesi var. Bu bir цvьnз kaynaрэ. Mutlaka tadэn. On yэl цnce yiyecek sorunu olan Moskova’yэ hatэrlamak bile zor bugьn. Artэk restoranlara rezervasyon bile yaptэrmadan ‘зat kapэ’ gidiliyor ve yiyecekleriniz hemen цnьnьze geliyor. Rusya’da hem birey, hem devlet kьltьre ve sanata зok yatэrэm yapэyor. Moskova dьnyanэn en bьyьk kьltьr baюkentlerinden biri. Tэpkэ Paris, Viyana gibi. Hem de iddialэ. Hepsi ile yarэю halinde. Rusya’nэn bьtьn tarihi ve eski sembolleri Moskova’da. Aynэ zamanda modern tasarэmlara da yer aзэlэyor. Ьnlь profesцr Sukuyinen Moskova’yэ юцyle tanэmlэyor: “Moskova’da bьtьn Batэ kьltьrьnь bulamazsэnэz, ancak Pavarotti’yi Moskova’da kolaylэkla dinleyebilirsiniz. Moskovalэlar her юeyi gцrьr. Rusya’nэn kьltьr hayatэnda olan her юey Moskova’dadэr. Marinski tiyatrosunun bьtьn gцsterileri Moskova’ya gelir. Moskova, hem Rus kьltьrьnьn, hem Avrupa kьltьrьnьn baюkenti. Uzun aradan sonra Moskova’da dэю ьlkelerin kьltьr merkezleri kurulmaya baюlandэ. Ьnlь bir mьzik merkezi kuruldu. Eskiden Moskova’dan kaзmэю Rus sanatзэlar yeniden buraya geliyor, ya da yerleюiyorlar. Zenginler ve giriюimciler birзok kьltьr programlarэnэ destekliyor. Yatэrэm yapэyorlar. Petrol zenginlerine karюэ siyasi davalar aзэlэyor; ama onlar bьyьk kьltьr ve sanat festivallerine para yatэrэyorlar. Zenginler bizde kьltьre, sanata yatэrэm yapmayэ seviyor. Londra’da bir ay kaldэm, зok sэkэcэ buldum. Moskova’nэn gerisinde diyebilirim. Stockholm, Kopenhag sцz edilemeyecek kadar sэkэcэ.” Rusya bir dцnem New York gibi her yerden kazanэlan paranэn sanata, kьltьre, mьzelere aktэрэ bir yer. Moskova’da цzel galeriler, tiyatrolar зok hэzlэ зoрalэyor. Sovyet insanэnэn gidemediрi yerlere юimdi rahatlэkla gidebilmesine iюaret eden Sukuyinen, yeni dцnemi bir kazanз olarak deрerlendiriyor. Kent kьltьrь ve eрlence seзenekleri inanэlmaz zengin Moskova’da. Yabancэ merkezlerle iliюkiler зok sэkэ. 1977’de Mona Lisa tablosu Moskova’da sergilenmiю ve sabah sэraya girenlerin 8 saat sonra tabloyu gцrme юansэ olmuю. Monet’in tablolarэ Moskova’ya iki kez getirilmiю son dцnemde. Moskova’nэn bьyьk rakibi olarak St. Petersburg’daki Hermitaj Mьzesi gцsterilir. Hermitaj, gьnlerce gezilecek modern sanat koleksiyonlarэna sahip. Moskova’nэn bir diрer цzelliрi bin bir dil, эrk, din ve dilin bir arada yaюamasэ. Koreliler mahallesi de var, Tatarlar ve Цzbekler de. 7 etnik grup, federasyon oluюturmuю ve 180 milyon insanэ temsil ediyorlar. Moskova kьзьk bir dьnya modeli gibi iюliyor. Эslam ve Hэristiyanlэk 1000 yэldэr bu topraklarda yan yana. Tэpkэ Эstanbul gibi. Bizim gibi politizasyon bulaюэnca iюe, sorun зэkmakta, ancak halklar Moda’da, Ortakцy’de ya da Эzmir’de olduрu gibi birlikte yaюama kьltьrь edinmiюler. Цzellikle terцrle birlikte Эslam зok siyasileюmiю. Эnsanlarэn tepkisini зeker olmuю. Avrupa iзin Ortodoks Moskova ‘цteki’ deрil elbette. Ortodoksluk Rusya demek zaten. Avrupa Эslam’э kendi iзinde yeni fark ederken, Moskova’da bu, doрal bir yapэ. Nisan 2004’te bьyьk bir turizm fuarэna hazэrlanan Moskova’da bir Tьrk turizmcisine Moskova’yэ sordum. Sadko Grup Baюkanэ Hacэ Akdemir, 10 yэldэr Moskovalэ. ODTЬ Эюletme’yi birincilikle bitirip 94’te Bodrum’un sэcak havasэndan aralэk ayэ soрuрuna gelen Akdemir, Moskova’dan ьrkmью. ‘Bu ne soрuk’ diye korkan Akdemir bugьn bir Moskovalэ gibi yaюэyor. Eюi Rus ve 6 yэllэk evli olan Akdemir’in Ali ve Yasemin isminde зocuklarэ var. Зok mutlu bir ailesi olduрunu anlatan Akdemir evliliрinde ‘aюk’ olduрunu цzellikle vurguluyor. ‘Yaюlэlar kьltьrlь, genзler kaba’ Akdemir, dilini bilmediрi Moskova’da yaюlэlarэ зok kьltьrlь ve yardэmsever bulmuю. “Genзler kabaydэ ve bu hвlв deрiюmedi.” diye de ekliyor. New York’la Moskova’yэ kэyaslayan Akdemir, Moskova’nэn New York’u geзeceрine inanэyor: “Herkes buraya yatэrэm yapmaya зalэюэyor. Ruslar her юeyi зok зabuk црreniyor. Ticarete цnem veriyorlar. Tьrkleri ilk geldiklerinde davul zurnayla karюэlayan Rusya’da юimdi durum зok farklэ. Tьrkleri inюaatзэ ve iюзi biliyorlar. Tьrkleri Asyalэ sayэyorlar, kendilerini Avrupalэ. Aslэnda ben Ruslarэn Batэlэlardan daha kaliteli olduрunu dьюьnьyorum.” Ruslarэn misafirperverliрi ve yakэnlaюэnca sэcak tavэrlarэ kьltьrel aзэdan Batэlэlara deрil, bize yakэn. Kьltьre ve sanata yatэrэmlarэ, ilgileri, kitap okuma sevdalarэ ve bilime saygэlarэ onlarэ daha Batэlэ yapэyor. Kьltьrlь bir yaюam felsefesi, onlarэ New York’tan da ayэran bir цzellik. Amerikalэlarэ pek sevmeyenler, onlarэ kьltьrsьz bulanlar, New York benzetmesine karюэ зэkэyor ve “Moskova daha kьltьrlь bir kent ve halk” diyor. Ancak varoюlardan kopup gelenlerin metrolarda okuduрu pembe dizi kitap зokluрu, pek цyle demiyor. Her ne kadar Moskova kent kьltьrь egemen kьltьrse de gцзmenlerin ilgisi pembe aюk hikayeleri anlatan kitaplarda yoрunlaюэyor. En ьnlь ьз pembe dizi yazarэ da kadэn: Ulitskaya, Daюkova ve Victoriya Tokareva. Bunu destekler nitelikte kadэn dergileri de зok miktarda mevcut. En ьnlьlerden biri olan Karavan Эstori’nin (Hikayeler Kervanэ) iзeriрinde hep Amerikalэ ьnlьlerin цykьleri var. Neyse ki bir Rus ressam ve artist, derginin Rus bцlьmьnь kurtarэyor. Эstanbul’un en yakэn rakibi ve komюusu Moskova’yэ mutlaka gцrьn. Oradaki kьltьrel atmosfer size зok юey katacaktэr. Moskova dьnya ile yarэюэyor.

www.ozgurpolitika.org

Haziran 1 2005Yorum Yok Kategori: Basında

‘Ne Kadar Sevgi O Kadar Çözüm’ adlı kitabında kadın-erkek ilişkilerini irdeleyen yazar Nevval Sevindi, sevginin yaşamda en önemli araç olduğunu ve pozitif yöntemlerin tercih edilmesi gerektiğini belirtiyor. BEYHAN SEKMAN/DİHA/İSTANBUL

‘Sorunların çözümünde pozitif yöntemler kullanılmalı’ Yazar Nevval Sevindi, ‘Ne Kadar Sevgi O Kadar Çözüm’ adlı kitabı ile kadın-erkek ilişkilerini derinliğine ele alıp günümüzdeki aşk ve ilişki tanımlarını irdeliyor. Kitapta, doğru erkek ve kadın modelini çizen Sevindi, Devletin kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olduğuna yönelik yasaları bir an önce çıkarması gerektiğini söyledi. TİMAŞ Yayınları’ndan çıkan “Ne Kadar Sevgi O Kadar Çözüm” adlı kitabı ile her kadının ve her erkeğin kafasını kurcalayan soruların yanıtlarını okurla sohbet edercesine tartışan program yapımcısı-yazar Nevval Sevindi, sevginin yaşamın özünde var olan bir duygu olduğuna ve onun farkındalığına varılıp en önemli araç olarak kullanılması gerektiğine vurgu yapıyor. Kadın-erkek ilişkisi, aile ve aşk kavramı üzerine DİHA’nın sorularını yanıtlayan Sevindi, Türkiye’de kadı n ve erkek ilişkisinin temelinde yatan problemin yetişkin olma ve olmama tarzından kaynaklandığını belirtiyor. Sorunların çözümünde kullanılan yöntemleri negatif ve pozitif çözümler diye 2′ye ayıran Sevindi, çiftlerin uzlaşma, empati ve konuşma gibi olumlu olan pozitif yöntemleri kullanmayı bilmediklerini ve genellikle küsme, inatlaşma, kızgınlık gibi çocuklukta öğrenilen negatif çözümleri tercih ettiğini söylüyor. ‘Evde şiddet, çözüm yolu olarak kullanılıyor’ İlişkilerde negatif çözümlere yönelme nedenini şiddet kültürüne bağlayan Sevindi, bireysel olan ile toplumsal olanın birbirinden bağımsız olmadığını belirterek, “Toplumsal olarak 40 yıldır yaşamakta olduğumuz şiddet kültürü, terör ve buna bağlı olarak siyasal anlamda yaşadıklarımız, insanları şiddetin bir çözüm yolu olduğuna ikna etmiş durumda. Bu bireysel alana da yansıyor ve ev içi, kadın-erkek ve çocuk eğitiminde de şiddet bir araç olarak kullanılıyor” dedi. Medyanın şiddeti normalleştirdiğine de dikkat çeken Sevindi, şiddetin artık günlük hayatta yer aldığını söyledi. ‘Erkekler kariyer sahibi kadınlardan korkuyor’ Sevindi, Türkiye’de çocukluktan itibaren verilen eve kapalı ve sadece eş olma modelinin kadını dışarıya karşı korkak yaptığını belirtti. Bunun da hayat karşısında sınırlı bir deneyim kazandırdığını ifade eden Sevindi, şöyle konuştu: “Bu kadar az deneyimi olan kadın, elbette hayata karşı korkak olduğu ve yanlış yapabileceğini düşündüğü için ilk yaptığı yanlışta da kendisini daha da beceriksiz hissediyor. ‘Ben en iyisi teslim olayım, aileyi yöneten erkek olsun’ diyor. Güvensiz olunca kadınlar bıçak kemiğe dayanıncaya kadar eşlerini terk edemiyorlar. Erkeğin parası ve gücüyle devam etmek kadın için bir güç oluşturuyor.” Uysal kadın modelinin yanında bir de kariyer sahibi, yani kendine güvenen, ayakları üzerinde durabilen kadınların da olduğunu belirten Sevindi, erkeklerin böyle kadınları ise yönetimi ellerinden kaptırmamak için tercih etmediklerini söyledi. Şiddete karşı ortak mücadele Kadınlara uygulanan şiddetin önünü kesmek için devletin ve sivil toplum örgütlerinin üzerlerine düşen görevler olduğuna değinen Sevindi, şunları dile getirdi: “Devlet kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olduğuna yönelik yasaları bir an önce çıkarması gerek. Aile mahkemeleri, çocuk mahkemeleri teorik ve yasal olarak çıktı ama pratik hayata halen geçmedi. Bu konuya önem vermeliler ve bütçe ayırmalılar. Özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu’daki bölgelerle büyük şehirlerin varoşlarında ciddi çalışmalar yapılmalı. Aynı zamanda toplumun sosyal ve kültürel alandaki etkileşimlerine kadınlar çıkamıyorlar ve daha çok ev ve göz hapsindeler. Bundan dolayı da asosyal oluyorlar. Kırsal kesimlerde kadınların ve gençlerin bir arada olacakları sinema ve tiyatro gibi sosyal mekanlar açılmalı. Ayrıca bizde biyolojik olarak anne ve baba olma biliniyor. Bu yalnıştır ve anne olan, kadın olmayı erkek olan da baba olmayı bilmelidir. Bunun için de ana-baba ve evlilik okulları açılmalı. Maalesef sosyal bilimciler Türkiye’de ciddi anlamda çalışma üretmiyor. Türkiye’nin, burjuvazinin mutlaka bu konuya bütçe ayırması ve bu konudaki projeleri desteklemesi lazım.” ‘Aşk, Doğu’ya ait bir kavram’ Kadın-erkek ilişkilerinde aşkın önemine de değinen Sevindi, günümüzde gençlerin aşkı, cinsellikle ve seks ile karıştırdıklarını belirtti. Medyanın cinsellik, seks ve beğenme duygusunun aşkmış gibi sunmasının gençler üzerinde olumsuz etki yarattığına dikkat çeken Sevindi, aşk yüzünden işlenen cinayetlerin medyada işlenmesi aşkın hastalıklı bir tutum olarak görülmesine ve doğrudan sahip olma duygusu ile bir arada görülmesine neden olduğunu söyledi. Aşkın Doğu’ya ait bir kavram olduğunu belirten Sevindi, “Doğuda aşk sadece kadın-erkek ilişkisinde değil, hayata bakışı ve daha derin bir duygu ve coşkuyu ifade eder. Zaten bu var oldukça kadın ve erkek aşkını da kapsıyor. Aşk kültürümüzde var fakat zihinsel ve duygusal parametrelerimizi kaybettiğimiz için şu anda aşkın değerlendirilmesini son derece hatalı olduğunu ve Batılılara göre yapıldığını düşünüyorum” diye ekledi.

Tempo Dergisi

Haziran 1 2005Yorum Yok Kategori: Basında

Ünlü gazeteci Nevval Sevindi ile yeni çıkan kitabı üzerine ‘Erkekler beni istediğim gibi sevemedi’

Nevval Sevindi sosyal bilimci kimliğiyle toplumsal konuları araştırdı, kadın-erkek ilişkisi üzerine 4 kitap yazdı. Beşinci kitabı ‘Ne Kadar Sevgi O Kadar Çözüm’de huzursuz ruhlara ayna tutuyor. Kendi hayatının özeleştirisini ise büyük bir açık yüreklilikle yapıyor. – İçinde büyüdüğümüz kültürün çatışmaya dayalı olması, ilişkileri nasıl etkiliyor? Hayatımızın son 40 yılı çatışma üzerine kurulu. Toplumsal ve ideolojik çatışmanın içinde büyüdük. Bu, kadın-erkek ilişkilerine olumsuz çözümler getiriyor, nefret kültürü olarak yansıyor. Çiftler kavga ederken “Kim kimi oyacak, kim kimin ölüsüne basıp muzaffer olacak?” diye bakıyorlar. Evlilikler savaş alanı değil. İki yetişkin gibi bir arada olmak çok zor. — Nilüfer Kas

İstanbul TV

Haziran 1 2005Yorum Yok Kategori: Basında

“Kenti kent yapan atmosferidir.”

Nevval Sevindi, Sohbet Evi’nin konuğuydu. “İstanbul’a bir aşkla bakmıyoruz.” İstanbul’da kentlilik bilincinin oluşturulması için faaliyetlerini sürdüren Kentim İstanbul projesinin Sultanahmet’teki “İstanbul Sohbetleri” etkinliği devam ediyor. Sohbet Evi’nin bu seferki konuğu Zaman gazetesi köşe yazarı Nevval Sevindi’ydi. Sevindi yaptığı konuşmasında İstanbul’a gerekli sevgiyi gösteremediğimizden söz etti ve “İstanbul’a bir aşkla bakmıyoruz.” dedi. İstanbul TV’nin de canlı yayınladığı program, Ramazan ayı boyunca farklı konuklarla devam edecek. Sultanahmet – Sohbet Evi’nde İstanbul Sohbetleri’nin geçen akşamki konuğu gazeteci – yazar Nevval Sevindi’ydi. Sevindi, konuşmasına İstanbul ile ilgili seminerlerde genelde nostaljiden söz edilmesini eleştirerek başladığı konuşmasında, “Herkes geçmişe özlem duyuyor. Ancak peygamber efendimizin de dediği gibi, esas önemli olan bugünü yaşamaktır.” dedi. Türk toplumunun umutsuzluğa kapılmış bir toplum olduğunu söyleyen Sevindi, bu yüzden bugünü yaşayamamamızdan yakındı. Nevval Sevindi bu konuyla ilgili olarak,”İstanbul’un eski mimari yapısı kayboldu. Ama hala o ruh mevcut. Peki biz niye bunları görmüyoruz. Çünkü İstanbul’a bir aşkla bakmıyoruz. “ diye konuştu. “İstanbul keşfedilmeli” İstanbul’a bir aşkla bakabilmek için, bu kentin tarihi yerlerini, Boğazını örneğin bir erguvan bahçesini gezmemiz gerektiğini söyleyen Nevval Sevindi, “İstanbul keşfedilmesi gereken bir yer. Keşfetmek için çaba sarfetmek lazım. Sorunlar yok mu? Evet var. Ama tüm sorunlara rağmen İstanbul yaşamaya değer, güzel bir şehir.” dedi. Konuşmasında şehirciliğin sosyolojik boyutuna da değinen Sevindi, “Şehircilik sadece mühendislik değildir. Sosyolojik boyutu da var. İnsanlar neden şehirde yaşamayı tercih ediyorlar? Bunun saptanması lazım. Kenti kent yağan atmosferidir.” dedi. İstanbul TV’nin de canlı yayınladığı program, izleyicilerin sorularıyla son buldu. Haber Tarihi : 06.11.2003

Çorum Hakimiyet Gazetesi,Sümeyra Çağdaş yazıyor

Mayıs 24 2005Yorum Yok Kategori: Basında

‘Bugünün insanı acı çekmekten korkuyor’ Gazeteci-Yazar Nevval Sevindi geçtiğimiz hafta sonu AK Parti İl Teşkilatı’nın konuğu olarak Çorum’a ‘Kadının Aktif Siyasete Katılımı’ konulu bir konferans vermek üzere geldi. Nevval Sevindi ile söyleşimizin başında kadınları siyasetteki yeri ve siyasi partilerin kadınların siyasette aktif olması düşüncesinin samimiyetini ve gerçekliğini değerlendirdi. Sohbete siyasetle başladıysak da, başka konulara da değindik. Nevval Sevindi’nin uslûbu bazen sert bulunur. Biz de kimilerinin sert bulduğu Nevval Sevindi’nin iç dünyasına girmek istedik. ‘Nevval Sevindi nasıl bir kadındır?’ diye sorduk

. Bu soruyla söyleşimiz yön değiştirerek devam etti. Nevval Sevindi; annelikten, kadınların kırılganlıklarının yetiştirilme tarzından kaynaklandığından, güçlü gibi görünseler de aslında birçok erkeğin özgüven sorunu yaşadığından, meslek hayatı ve fikri mücadelesinde uğradığı haksızlıklardan, kendisine atılan iftiralardan bahsetti bize. Söyleşimizin sonundaysa karşılıklı Türk kahvesi içtik. Gerçi kahveyi biz pişirmedik ama yine de bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır. İşte bu kahvenin hatırıyla, hatırlanmayı diliyoruz ve sözü artık Nevval Sevindi’ye bırakıyoruz. Siyasette kadınlara karar mekanizmasında yer verilmiyor’ “Ben KA-DER’in yürütme kurulundayım. Biz 1999’da yapılan seçimlerde fark ettik ki partiler kadınlara yer vermek istemiyor. Hatta eğitimli kadınlara bile. Bize Türkiye’nin her yerinden telefonlar geldi. Arayanlar muhtar olmak isteyen, milletvekili olmak isteyen kadınlardı. Kadınların bu isteklerine karşılık siyasi partilerden talep yoktu. Biz, sadece kadınların değil siyasi partilerin de eğitilmesi gerektiğini düşündük. Siyasi partilerin kadın kolları var ve kadınlar bu yolla siyasete katılabiliyorlar ama kadınlara karar mekanizmalarında yer verilmiyor. Kadınlar da siyasetten bir süre sonra soğuyorlar. Arka planda sürekli koşuşturan, çalışan kadınlar ama bir teşekkür bile almıyorlar. Kadınlar da erkekler gibi olmak, yaptıkları çalışmalar neticesinde teşekkür almak istiyorlar, istemeliler de.” ‘Ülkemizde siyaset bilimsel olarak yapılmıyor’ “İşin bir de başka yüzü var. Kadınlar siyasette dirençsizler. Siyaset kırgınlık, küslük kaldırmaz. Kırılsanız da, üzülseniz de siyaset yapabilmek için bedenen ve ruhen siyasetin içinde olmanız gerekiyor. Kadınlar aslında siyasetin en ağır işçileridir. Haklarını almasını bilen kadınlara ihtiyacımız var. Kadınların en önemli eksikliği, eğitim. Siyasetin bilimsel olarak nasıl yapılacağının bilinmesi gerekiyor. Gerçi bunu erkekler de bilmiyor. Bizim ülkemizde siyaset bilimle barışmadı. Kadın-erkek siyaset yapan herkes dededen ve babadan gördüğünü uyguluyor. Siyaset maddi çıkar ilişkisi olarak görülüyor. Siyasetin içinde manevi çıkar da vardır. Bu da ülkenin çıkarı anlamına gelir. Hak etmediğimiz şeyleri talep etmemeliyiz. Yoksa bir başkası hak etmediği şeyleri ister ve alırsa ona itiraz etmeye hakkımız olmaz. Kadın ve erkek eleştiriye tahammüllü olmamız gerekiyor. Siyasette eleştiri tartışma konusu değildir. Nefsimizi başımıza almışız. Nefisle mücadele etmezsek siyaset çıkar ve para ilişkisi olarak kalır. 4.4 milletvekili kadın oranı Türkiye için bir utançtır. Nüfusun %51’ini kadınlar oluşturuyor. Çok büyük bir seçmen kitlesi. Çok şükür kadınlar artık kocasının istediği partiye parmak basan kadınlar değil.” ‘’RP’nin içinde erkeklerden daha iyi siyaset yapan kadınlar vardı’ “Kadınların gücünün ortaya çıkarılması gerekiyor. Refah Partisi kadınlarını inceleyen ilk sosyal bilimci benim. Onların içinde erkeklerden daha iyi siyaset yapan kadınlar vardı. RP’nin başına gelenler kadınlardan kaynaklanmıyordu zaten. Erkeklerden kaynaklanan sorunlar yaşadılar.” ‘Hiçbir zaman kadınlığımdan utanmadım’ “Ben herşeyden önce anneyim. 24 yaşında bir kızım var. Anne olmam benim için çok değerli. Bana göre kadın olmanın en güzel yanı annelik. Ben, kadınlığımdan hiçbir zaman utanmadım. Kadın olduğum için fikri mücadelemde eleştiriler, hakaretler aldım. Biz üniverstede okurken solculuk vardı. O zaman bizi erkek gibi pantolan giymeye mecbur bırakıyorlardı ama ben okul bitene kadar hiç pantolan giyinmedim. Hep etek giyindim. Öbürü benim için rol yapma olurdu. Doğal olan da buydu. Erkekler gibi acımasız ve militan olmak istemedim.” ‘Türkiye’deki ideolojik kavga ortamı bizim nezaketimizi yıktı’ “Kadınların kendi aralarında dayanışması önemlidir. Biz, kadınlar bir araya gelirsek daha iyi olur. Kadının kadını kıskandığı yönündeki ifadeler ya da erkeklerin kadın kadının kurdudur sözleri, kadınların kendi kimliklerini bilmemesine bağlıdır. Özellikle eğitimli kadınlar, erkeklerden daha acımasız hale gelerek var olmaya çalışıyorlar. Bence, kadın olmak etrafa bir zarafet sunmaktır. Türkiye’deki ideolojik kavga ortamı bizim nezaketimizi yıktı. Tasavvufta erkeğin kadına nezaketi önemliydi. Dinimizi de kültürümüzü de unuttuk. Şeklî olarak kaldı herşey. Kadınların bu konuda eğitici olması gerekiyor.” ‘Dünyanın doğu-batı sentezine ihtiyacı var’ “Hiçbir yabancı toprakta kendi tohumunuzu yetiştiremezsiniz. Sizin kültürünüz bir topraktır ve kendi meyvenizi kendi toprağınızda yetiştirebilirsiniz. Eğitim sistemi meselâ…Kültür birebir kopyalamayı kaldırmaz. Bu tembellik olur. Kendi özgün sentezimizi oluşturmalıyız. Eğer bunu yaparsak dünyaya örnek olabiliriz. Bütün dünyanın doğu-batı sentezine ihtiyacı var. Elimizde malzeme var ama helvayı yapamadık. Biz, gayret edersek bu doğu-batı sentezini gerçekleştirebiliriz. Henüz helvayı yapamamamızda aydınlarımızın yabancılaşmasının büyük rolü var. Bana göre Türkiye’nin önündeki en büyük engel aydınlarımızın yabancılaşmasıdır.” ‘Kız çocukları hayatın içinde mücadele etmeyi bilmeden büyüyorlar’ “Babam bize, ‘İncir olup ezileceğinize, ceviz olup takırdayın.’ derdi. Kadınların kırılganlıkları yetiştirilme tarzından kaynaklanıyor. Kadınlara yetiştirilirken haklarını nasıl savunacakları öğretilmiyor. Evet, kadınların duygusal oldukları doğru. İyi ki de duygusalız ve yeryüzünde duygu diye birşey var. Erkeklerinde duygusallığa ihtiyacı var. Kırılganlık farklı bir olay. Hayatın içinde hiç mücadele etmemişse kadın ve sürekli kollanmışsa yaşadığı en küçük sorun karşısında kırılabiliyor.” ‘Bir kadın eşini kel ve göbekli oldu diye bırakıyor mu?’ “Erkeklerin sert oluşlarında da yetiştirilmenin etkisi var. Erkeklerin özgüveni zayıf. Erkekliği kaba güç olarak değerlendiriyorlar. Babam, ‘Arı baldan korkmaz.’ derdi. Babama göre gerçek erkek, kadının önünü açar. Ancak güçsüz bir erkek karısını döver, gücünü ıspatlamaya çalıştığı için. Kadınlar bir süre sonra eşlerinden uzaklaşıyor. Bunun nedeni erkeklerin tavırları. Erkek yanlış davranışlara girdiği zaman kadın ondan uzaklaşır. Annemle babam 50 yıllık evliler ama babam hâlâ, anneme aşık olduğunu söylüyor. Erkekler, güzelliğini yitirince eşlerinden uzaklaşıyor. Kel ve göbekli oldu diye, kadınlar eşlerini bırakıyor mu? Aşk gönül işidir. Gönül bağlılığıdır. Eski Türkler’de tek eşlilik var. İhanet diye birşey yaşanmamış onlarda. İhanetin cezası çok ağır kayıtlara göre ama bir iki kez ancak uygulanmış. Eşler arasında gönül beraberliği var. Eşinin dışındaki kadınlar onlar için bir kız kardeş. Ama biz sevgiyi kaybettik. Bugün ailelerin sorunu sevgisizlik.” ‘Ülkemin başarıları beni mutlu ediyor’ “En çok kızımla birlikteyken mutlu oluyorum. Türkiye’nin herhangi bir başarısı beni mutlu ediyor. Türkiye’yi uluslararası alanda anlatmak kendi kültürümü taşımak beni mutlu ediyor. Hem Müslüman hem de Türk olduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Para bir araçtır, bir amaç değildir. Eğer bir işi iyi yaparsanız para peşinizden gelir, yani siz onun peşinden gitmezsiniz.” ‘Kadınlar, erkekler gibi değildir inandıkları yoldan dönmezler’ “Ben yapamam diye birşey yok. Bir kadın değişince bütün aile değişir. Yeterki istesin ve inansın bir kadın herşeyi yapabilir. Kadınlar, erkekler gibi değildir inandıkları yoldan dönmezler. Peygamberimize ilk inanan insanlar kadınlardır. Eğer o zaman insanlar, ‘Bize kızarlar, inanmayalım.’ deselerdi şimdi hâlâ puta tapılıyor olurdu. İslamiyet hiç gelmezdi. Eğer iyi birşey yapıyorsan bundan korkmamak gerekiyor.” ‘Bugünün insanı acı çekmekten korkuyor’ “İftira ve yalanla mücadele etmek yine orada bulunmayı gerektirir. Doğru bildiğin yolda sonuna kadar yürümen gerekiyor. Eğer korksaydım atılan iftiraların altında kalırdım. Maddi ve manevi çok kayıplarım oldu. Allah ile aranda yalan olmadığı sürece imtihanı kazanırsın. Yalan söylemek aslında insanın kendine güvensizliğidir. Yalan geçicidir. Aslolan kendin olmaktır. Eğer kendin olmazsan hiçbir şeysindir. Diplomalı ama kendini bilmeyen bir sürü adam, ne işe yarar. Hiç ummadığım insanlardan ihanet gördüm. İhaneti yaşadım ama acımı üzüntümü evimde yaşadım. Ertesi gün hayata yeniden başladım. Acı çekmekten korkmamak gerekiyor. Acı insanı olgunlaştırır. Bugünün insanı acı çekmekten korkuyor. Çektiğimiz acıyı pozitif yöne çevirmek gerekiyor. Önemli olan aynı şeyleri bizim başkalarına yapmamamız.”

14.Nisan da Radikal ‘de yayınlandı

Mayıs 2 2005Yorum Yok Kategori: Basında

NE KADAR İLGİ O KADAR SEVGİ

Nevval Sevindi, Alfa Yayınları, deneme, 178 sayfa “Başarı, göz kamaştırıcı bir güneş misali kadınları mıknatıs gibi çekiyor. Bugün en çok kadınları etkileyen şey ‘başarı’. Kadınların beklentisi, başarılı bir erkekle beraber olmak ya da evlenmek. Erkeklerin beklentisi bu başarıya hayran kadını bulmak. Daha doğrusu kendisine hayran bir kadını bulmak. Başarı, güç ve para demek. Bu çok pırıltılı bir levha. Gece gündüz ışıldıyor. Erkekler başarılı bir kadından iyi eğitimli, meslek sahibi ve ikinci planda durmayı seven birini anlıyor.” Gazeteci Nevval Sevindi, kadın-erkek ilişkisi üzerine kaleme aldığı ‘Ne Kadar İlgi O Kadar Sevgi’ adlı kitabında, özellikle kadın okurlarına sesleniyor.

NEVVAL SEVİNDİ KENDİ KANSER HASTALIĞINI ANLATTI

Mayıs 2 2005Yorum Yok Kategori: Basında

POPÜLER PSİKİYATRİ DERGİSİNDE; Gazeteci Nevval Sevindi, Popüler Psikiyatri Dergsi’ne verdiği röportajda kanserle nasıl mücadele ettiğini anlattı. MEDYA TAVA YAZIYOR ‘Kanserle psikolojik savaş zorunlu’

Kanser deyince akla ilk gelen “ölüm” düşüncesidir. Yazar Nevval Sevindi, bu yargıyı altüst etti. Derin öfkelerin, olumsuz düşüncelerin ve acıların bu hastalığı beslediğine inandığı için, kanser hastası olduğunu öğrendiği andan itibaren psikolojik savaşa girişti. Medyada da ürkütücü adlarla anılan “çağın vebası” ya da “ölümcül hastalık” gibi terimlerle insanlara anımsatılan kanser esnasında aynı zamanda bir kadın olarak yaşadıkları ise daha ilginç. Hastalıkla ilgili haberlerde trajik olan “medya” ayağına da dikkat çekiyor Sevindi. Kanser haberlerini sağlıklı ve güzel bir kadın göğsü ile süsleyen basını nasıl eleştiriyor? Bu duruma, medya eliyle bulaştırılan cinsellikten de hayli rahatsız . O’nun karşı duruşu sadece bunlarla sınırlı değil. Söyleşide asıl olarak hastalığıyla ilgili “satır araları”nı ve psikolojik, toplumsal savaşın boyutlarını anlattı bize… Ayla Önder Filiz Akın’dan sonra bir sanatçının daha kanserle adı anılmaya başladı.. Lazca şarkılarıyla gündeme gelen ve çok sevilen Kazım Koyuncu’nun da kansere yakalandığını öğrendik… İşte kullandığımız jargon böyle! “Yakalandı”, “yenik düştü”… Daha baştan bu hastalığa karşı psikolojik savaşı kaybediyoruz.. Oysa, bu yaklaşımın da üzerine gidilmeli. İşte bu söyleşi tam da böyle.. Her gazeteci, meslek yaşamı boyunca bir kaç kez kanser haberi yapmıştır. Bu hastalık hakkındaki haberlerde sadece kullanılan jargon değil, bazı gazete ve dergilerdeki resimler de dikkatimi çekmişti. “Göğüs kanseri” haberini süsleyen o resimler genellikle olayla pek alakalı değildi. Çoğunluk, güzel ve seksi göğüsler konulurdu bu tip haberlere. Benim de başına aynı şey gelmişti bir zamanlar… Editörüm arşivden haber için getireceğim kadın resimlerinin öneminin altını çizmişti! Biraz sonra yatağa girecek pozisyonda bir kadın fotoğrafı, haberime manken edasıyla yerleşmiş ve öylece de yayınlanmıştı.. Ve kanserle hiç ilgisi olmayan o resme baktıkça gazeteciliğimden utanmıştım. Bu söyleşiyi gerçekleştirdiğimiz Nevval Sevindi bunların da üzerine giden bir kadın.. Göğsüne yerleşen kanserle savaşından alnının akıyla çıkmış bir kadın olarak da tanındı aynı zamanda.. Göğsünün alınmasına da karşı çıkarak, “O benim için çok önemli onun, kesilmesini istemiyorum” diye itiraz ederek, bu isteğini doktoruna kabul ettiren bir kadın.. Kanser eşittir ölüm yargısını yok etti Yazar Nevval Sevindi’nin hikayesi bütün hastalar için bir “moral öyküsü” olarak kesinlikle okunmalı bence. O, altı yıl önce göğüs kanserine yakalanmıştı. Kanser olduğunu doktor ona ilk söylediğinde saatlerce ağladı. İnsanlar kanser olduklarını öğrendikleri ilk günlerde büyük tepki gösteriyorlar ve güç olarak oldukça zayıflıyorlar. O da kansere karşı ilk cephe savaşında geri püskürtülmüştü. Sevindi, hemen toparlandı ve karşı atağa geçti. Hastalıkla savaşmak ve bu onu yenebilmek için moralin yüksek tutulmasının önemini öğrenmişti doktorlarından.. Aynı zamanda bütün bu süreci bir kitapta topladı Sevindi. Kendisiye hem “Kanserle Yaşıyorum” adlı kitabı hem de hastalığın psikolojik ve toplumsal boyutları üzerine konuştuk. Öncelikle şunu altını çiziyor yazar: “Kanser moral hastalığıdır. Moralin iyi olmasıyla, iradenin kullanılmasıyla ve çevrenin de moral vermesiyle yenilebilir.” Kanserle Yaşıyorum adlı kitabı ile ilgili ise şöyle diyor; “Hiyerarşik toplumsal yapı ve rollerin korku üreterek egemen olduğu Türkiye’de ben. kanser=ölüm yargısına karşı çıktım. Doktor ve hasta ilişkisindeki ast üst ilişkisine karşı çıktım. Hasta olarak haklarımın gasp edilmesine karşı çıktım. Gizlenme geleneğine karşı çıktım. Hastalığın pasif bir kurbanı olmaya karşı çıktım. Hastanın bir “göğüs” olarak tarif edilmesine karşı çıktım. O “göğüs”ün ardındaki anneye, kadına, sevgiliye, yüreğe ve duyguya sahip çıktım. Hayatın anlamı ve odağı olan “insan” bir duygu yumağıdır. Otomatik ilaç servisi yapılacak robot değildir.” Göğüs kanseri haberinde seksi bir göğüs! Bir insan, kanser olduğunu duyduğu anda neler yaşar? Yazar, o sıradaki duygularını, tepkilerini ve tedavi sürecini paylaşmış kitabında.. Medyada da ürkütücü adlarla anılan “çağın vebası”, “ölümcül hastalık” gibi terimlerle insanlara anımsatılan kanseri taşırken aynı zamanda bir kadın olarak neler yaşadı? Göğüs kanseri haberlerini sağlıklı ve güzel bir kadın göğsü ile süsleyen medyayı nasıl eleştiriyor? Sevindi, kanserle ilgili haberlerde trajik olan “medya” ayağına da dikkat çekiyor. Hastalığa cinsellik sosu verilmesine şiddetle karşı çıkıyor.. Peki, “göğsünü alacağız” diyen bir doktora karşı hemen teslim olunmalı mı? Sevindi, hasta hakları çerçevesinde bu olguyu da değerlendiriyor ve tedavi biçimini sorgulayan bir hasta olarak da karşımıza dikiliyor. Ve göğsünün alınmasına karşı çıkıyor. Hem göğsünü aldırmayarak tedavi gören hem de Türkiye’de kanserle verdiği savaşı kazanan ender insanlardan biri Sevindi. “Biz kansere mahkum değiliz. Eğer bakış açımızı değiştirir ve bilgiyi kuşanarak savaşırsak kanserle mücadeleden başarıyla çıkabiliriz” düşüncesini şiddetle savunuyor. Hastalıkla mücadelede takım çalışmasının gereğine inanan genç kadın,”Hastasını hayatın içinden çekip çıkartarak bu işi sadece bir doktor bitiremez. Doktor hasta ile birlikte düşünmeli.” Tezini savunuyor. Hikayesinden ayrıntıları çok.. Hayli ilgi çekici.. Biz sorduk o ise içtenlikle yanıtladı.. -Şu an neler yapıyorsunuz? -Diyalog-Avrasya diye bir derginin genel yayın yönetmenliğini yapıyorum. Diyalog -Avrasya adında bir de platform var. Aynı zamanda bu platformun da içindeyim. Yılda bir kere karşılaşıyoruz. Yaptığımız bu toplantıda kültürlerin yakınlaşması için çabalıyoruz. Slav ve Türk kültürlerinin komşu olmalarına rağmen birbirlerini tanıdıkları pek söylenemez. Biz, hem Ruslar’la yakınlaşmak için hem de bu iki ülkenin birbirini tanıması ve yakınlaşması böyle bir platform oluşturduk ve dergi kurduk. Bu dergi hem Rusça hem Türkçe olarak 3 ayda bir çıkıyor. Bu arada kitap yazmayı sürdürüyorum.Sonuç olarak 11 kitabım var. En son “Kırık Kalpli Kadınlar Ülkesi” adlı kitabım çıktı. “Ne Kadar İlgi O Kadar Sevgi” ise başka bir yayınevinden çıkmıştı. Şimdi bütün kitaplarım Alfa Yayınevi tarafından yeniden basıldı. Şu an ise “Ne kadar sevgi o kadar çözüm” adlı bir çalışma üzerindeyim. Bu da yakında basılacak. -Sizin kanser hikayeniz nasıl başladı? -Benim kanserle tanışmam aile hikayem oldu öncelikle. Teyzem ve halam meme kanseriydi. Onları bu hastalıktan kaybettim. Sonra da anneme meme kanseri teşhisi kondu.. Annem de kanser olduktan sonra ben o yıl memografiye gittim. 97’ yılıydı. Fakat daha sonra ihmal ettim kontrole gitmeyi. 98’ yılında gitmeye fırsat bulamadım. Ancak başka bir şey oldu. Evi taşımam gerekti. Taşınmam sırasında elimdeki tahta rafla birlikte duvara çarptım ve çok göğsüme darbe aldım. Bu çok şiddetli bir çarpmaydı ve bundan dolayı göğsümün iç dokusunda var olan bir tümör çepere çıktı.. Dolayısıyla bu ev kazası hayatımı kurtarmış oldu ve o sebeple kontrole gittim. Memografiye gitmediğim sürece o tümör kritik bir safhaya gelecekti. Erken teşhis ama sınırda bir teşhisti. Çok yakınlarının başına gelse bile kendi başına gelmeden insanın meseleyi kavrayamadığını anladım. Bu çok ciddi bir sorun.. Ve meme kanseri sadece kadınla ilgili bir sorun. Çünkü bu hastalığın kadın sorunları ile yakın ilişkili olduğunu gördüm. -Teşhis aşamasında neler oldu? -İlk anlarda pek ayırdına varamadım. Teşhis konulurken ilk önce ben gazeteci gibi davrandım. Daha çok üçüncü bir şahıs gibi baktım. Ama henüz son teşhis konulmamıştı. Sürekli bir kontrolden diğerine gidiyordum. “Bak tümörün kenarları düzgün olsaydı bu iyi olacaktı ama kenarları böyle girintili çıkıntılı olduğu için bu kanser demek” gibi yorumlar falan yapıyordum doktorlarla birlikte. Ben henüz gazeteci olarak bakıyordum içinde bulunduğum duruma.. En son göğsümdeki o tümörün içinden sıvı alınıp, son test yapıldıktan sonra doktor kanser olduğumu kesin olarak söyledi doktor. -O an kanser olduğunuzu duyduğunuzda neler hissettiniz? -Kanser olduğumu söyleyen doktor, “İki üç gün içinde yatman, tedaviye başlaman gerekiyor, çok hızlı hareket etmeliyiz” dedi. Ve asıl olarak da sol mememin alınması gerektiğine karar verdiğini ve bunun için hemen ameliyat olmam gerektiğini söyledi. Ben de ‘Hayır, bu sizin kararınız olamaz, benim memem sizin keyfinizle alınamaz. Bu bana ait bir organ ve ben karar veririm’ dedim. Göğsümün alınmasını istemediğimi tekrarladım. Bu konuda kararlıydım. Doktor da bu karşı çıkışı beklemiyordu. Yani ‘kansersin’ dedikten sonra hastayla bir tartışma olması pek alışık olduğu bir durum değildi sanırım Ama ben organlarımı öyle doktorlara hediye edecek durumda olmadığımdan, itiraz ettim. Ve kadınlık simgesi olan bir şey üstelik meme. Hatta doktor dedi ki; Ne olacak yani, bu seni kolun, bacağın değil ki, o kadar önemli değil!’ Ben dedim ki, siz kullanmıyor olabilirsiniz, ben kullanıyorum, bana lazım oluyor. Ve bu bir simgedir aynı zamanda.. Neyse, doktorla sonunda pazarlık ettik. Ve ameliyata bir doktorun daha girip, orada bütün biyopsi kontrollerini yapmasını ve o kontroller sonucunda bir hayati tehlike yoksa mememin alınmamasına karar verdik. Ben sakin görünüyordum fakat doktorun yanından sokağa çıktığım zaman herşey değişti. Dışarıda çok yağmur yağıyordu. Genellikle hayatta da Türk filmi gibi oluyor galiba her şey. O inanılmaz şiddetteki yağmurla birlikte benim de gözlerimden yaşlar birden fışkırdı. Yani mücadele o an bitti ve ‘Kansersin, hemen ameliyat olacaksın ve ölüme çok yakınsın” dedim kendime. İlk anda öyle hissediyorsunuz kendinizi.. -Ne kadar ağladınız? -Çok.. Taksiye bindim, yazık, taksi şoförü beni teselli etmeye çalıştı. Teselli edilmek de o an insana iyi gelmiyor. Yani işte diyor ki şoför: ‘Bir komşumuz var, çok iyi şimdi ameliyat oldu, iyileşti. Kaç yıldır hiçbir sorunu falan yok.’ Ben de ona cevap olarak ’Ama benim teyzemle, halam öldü kanserden, hiç de öyle değil‘ falan dedim. Aramızda böyle ilginç bir diyalog geçti. Ağlamamı engelleyemedi tabii. Eve gidene kadar o haldeydim. -Gazetecisiniz ve haberin öznesi haline geldiniz? Öyle düşündünüz mü o anda.. -Ben o dramatik durumda iken hiç kimseyi incitmedim ve öyle bir haber yapmadım hayatımda. Karşıyım, o anda yapmam. Kendimi de öyle bir şekilde görmedim. O an hiç bir şeye tahammülünüz olmuyor.. Son derece kırılgan ve ölmeye yakınsınız. Duyduğu anda -ki bu yaklaşık 15 günle bir ay arasındaki süredir- insan son derece depressif olur. Sürekli ağlama hali yaşar. Daha sonra istatistikleri de araştırdığımda bütün dünyada da böyle olduğunu öğrendim. Hangi milletten olursa olsun, insan olma bazında aynı tepkileri veriyormuşuz. Kanser olan insanların ilk andaki tepkileri bu. Ama tabii bu durumun 15 gün ile 1 ay arasında ya da en fazla iki aylık bir sürede geçmesi gerekiyor. Bu sürenin ardından normale dönüyorsunuz. Ben yaklaşık bir ay içinde bu dönemi atlattım. Ameliyat da oldum o arada. Ameliyattan da başarılı çıktım. Göğsüm de alınmadı, bundan dolayı da memnundum.. Ve lenf bezlerim de alınmıştı tabii. Sol kolumu kullanmak için bir yığın çalışma yapmak zorunda kaldım. Bu arada sosyal olarak bir şeylerle ilgilendim. Kanserle ilgili bir dernek çalışması içine girdim. Onko-day adlı dernek kurulma aşamasındaydı Bursa’da. Onlar geldiler İstanbul’a yönetim kurulu olarak. Birlikte bu hastalığın topluma anlatılması çerçevesinde planlar, programlar yaptık. -Hem kronik hem ölümcül bir hastalıkla yaşamak insanın iç dünyasını ve ruhsal dünyasını nasıl etkiler? -Kanserin psikolojisi çok farklı. Ve Türkiye’de bu daha önce konuşulan bir konu bile değildi Bir kere kendinizin ölümle yüzleşmesi gerekiyor. Yani kızınca ‘seni öldürürüm’ diyorsunuz, ya da çocuğunuza ‘bir vururum, ölür gidersin’ gibi laflar ediyorsunuz ama ölmek kelimesi orada anlamlı değil. Yani siz onu hep başkalarının başına gelen bir şey olarak görürsünüz. Bütün felaketler, hastalıklar ve ölüm başkalarını başına gelir, sizin başınıza gelmez! Bu konuda sistem sizi duyarsızlaştırmıştır. O yüzden ekranda insanlar ölürken, kafası koparken, yemeğinizi yiyerek seyredebiliyorsunuz. Şimdi kanserde de böyle. Hep başkaları kanser olur kendini olmazsınız gibi hissediyorsunuz ama öyle değil. Ben farkındalığı çok yüksek biri olarak bunun ne kadar toplumda bir yara olduğunu anladım. Ölüm ilanlarında bile hiçbir şekilde ‘kanserden öldü’ diye yazılmadığını, ilanlara ‘menhus hastalık’ diye ibare konulduğunu, kanserin hep başka takma isimler adı altında geçtiğini gördüm. Kanser demeye herkes korkuyordu. Asla ‘kanser hastasıyım’ demiyorlardı. Hasta ünlüler asla toplumun önüne çıkmıyordu. Saklanması gereken bulaşıcı bir hastalık gibi davranıyorlardı. Ki Amerika’da kanserle mücadelede bunların çok önemli olduğunu gördüm. -Cüzzamlı gibi mi davranıyorlar yani/ -Evet, Aynen öyle. Hatta Anadolu’da çok fazla sayıda insan da bunun bulaşıcı olduğunu zannediyordu. O yüzden kanserli olan akrabalarına, komşularına gidip gelmeyi yasaklıyorlardı. Çocuklarını falan götürmüyorlardı. Onları da daha sonra Anadolu’da yaptığım çalışmam sırasında öğrendim. -Araştırma mı yaptınız? -Hem araştırma yaptım, hem 3 bin kilometre Anadolu’da “Kanser toplumsal bir hastalıktır” adı altındaki bir konferanslar dizisinde, halka yönelik konuşmalar gerçekleştirdim. -Bu hastalık iç dünyanızı nasıl etkiledi? -Şimdi bir kere ölümle yüzleşmeniz gerekiyor. ‘Bu, benim başıma gelebilir, ben zaten ölümlü bir varlığım ve öleceğim’ diye düşünmek gerekiyor Ben bazı tabuları yıktım. .”Menhus hastalık” diye söz ediliyordu demiştim. Ben ise hep ‘kanser hastasıyım’ diye söze başladım. Yok yok söyleme, sana yakışmıyor diyorlardı.. Kanserin ağza alınması kötü ve uğursuz bir şey olarak düşünülüyordu. O zamanlar benimle bir dizi söyleşiler yapıldı. Sabah’ta yayınlandı. Kanser dizisi okunmaz dediler.. İnsanlar kötü şeyleri okumak istemiyorlar, o yüzden dizi üç gün olsun denildi. Ama biz 11 günde zor çıktık. İnanılmaz bir talep patlaması oldu. Müthiş ilgi gördü. Anadolu’daki kanser derneklerinde bu söyleşi kitapçık haline getirildi. Ben hemen bir araştırmaya giriştim. Amerika’dan kitaplar geldi.. Tüm internet sitelerini taradım. Ve bütün bunları tabii bir bilgi olarak da sunduğum için, alternatif tedavilerle ilgili olarak da bütün bilgileri toparladım. Çinli doktorlara gittim, Çin’de bu hastalığın tedavisinde neler yapıldığını öğrendim. İsviçre’de bitki hastaneleri var, oralarda neler yapıldığını öğrendim. Anadolu’da alternatif tedavi yapan, eski dededen, nineden kalma, ‘otacı’ geleneklerini kullanan insanlarla, konuştum. -Şimdi Türkiye’de kanser hastalığı önemli boyutta. Artık meme kanseri tedavilerinin daha kolay olduğu söyleniyor. Siz göğsünüzün alınması karşı çıkmışsınız. Peki, yıllarca bazı kadınların memeleri tedavi uğruna boşuna mı kesildi? -‘Radikal tedavi’ deniyor buna tıpta. Bütün dünyada meseleye şöyle bakılıyordu. Memeyi alırız, orayı temizleriz ve bu iş biter! Ama daha sonra görüldü ki, bu iş böyle bitmiyor. Üstelik nüksetme tehlikesine karşı öteki memeyi de alıyorlardı bazı vakalarda.. Memeyi alıyorlardı ama altı ay sonra rahimde ortaya çıkıyordu hastalık. Yapılan araştırmalar gösterdi durum farklı. Memesi alınan, radikal cerrahi geçiren kadınların ölüm oranları ile memesi kesilmeden tedavi geçiren kadınların ölümleri arasında fark dikkat çekiciydi! Radikal tedavi yöntemi uygulananlar daha fazla ölüyorlardı! Bunu nedeni ise şöyle açıklanıyordu; Göğsü alınan kadınlar psikolojik olarak çöküyorlar çünkü. Ve kendilerini artık kadın hissetmiyorlar. Aileleriyle ve eşleriyle olan ilişkilerinde dışlanıyorlar. O moral çöküntüsünü atamadıkları için psikolojik olarak da çöküyorlar, dolayısıyla enerjileri de çöküyor. Zaten kanser tümüyle bağışıklık sisteminin çökmesiyle oluşan bir şey. Bağışıklık sisteminizi siz üzüntüyle daha fazla bozmuş oluyorsunuz. O nedenle de ölme oranı yükseliyor buna bağlı olarak. -Daha önceki tedavi yöntemleri, hastalığa bakış açısı.. İnsanların bu çerçevede bilinçlendirilmesi sayesinde neler değişiyor? -Doktorların hastalığı algılaması gibi problemler de vardı. Yani bunların hepsi yavaş yavaş değişti ve hastalıkla ilgili farklı anlayışlar gelişti. Kanserle mücadele etmek için daha yeni araçlar ve ilaçlar da geliştirildi.. -Kanserle yaşamak için farklı bir yaşam stili mi edinmek gerekiyor? -Esas önemlisi bence şu: Ben kanser olduğum süre içinde onu bir düşman olarak algılamadım. Birlikte yaşamamız gerekiyordu. Sonuçta kanser tümüyle bitti, yok demeniz zaten bir beş yılı alıyor. Beş yıl sonra da ‘Her zaman böyle bir risk herkeste olduğu kadar sende de var’ dediler bana. -5 yıl geçti ve o müjdeyi aldınız? Kanseri yendiniz… -Çok şükür.. Riskli olan 5 yılı bitirdim. Ben şimdi 6. yıldayım. Herkesle aynı risk grubuna girmeyi başardım, sonunda kanseri yendim. Çok şükür, ama bunu esas olarak pozitif duyguyla yendiğimi söyleyebilirim. Farklı bir yaşam stili konusu elbette doğru. İlk önce, en çok beslenmenize dikkat etmeniz gerekiyor. Ne yediğiniz, ne içtiğiniz çok önemli. Beslenmenin birinci derecede kanserle ilişkisi var. Yeme içme haricinde bunları koyduğumuz kaplar da önemli. Mesela mutfakta alüminyum ya da plastik bir malzeme kullanmayacaksınız. Her şeyiniz cam ya da çelik olacak. Toprak kapları kullanabilirsiniz. Eski gelenekten gelen her şeyi kullanabilirsiniz. Yemek malzemeleri dahil her şey işlemden geçmemiş ve doğal olmalı. Doğal tuz ve doğal şeker dahil olmak üzere… Ve ben bunları toplumun bilmesi gerektiğini düşünerek, toplumu bilgilendirmek için de çok uğraştım. Sadece kanser için değil beslenme şeklimizin değişimi. Beslenm, bizim yaşam tarzımıza, sağlığımıza, sosyal alandaki durumumuza da çok etkili. Örneğin güzelliğiniz için de çok önemli, sağlığınız için de.. -Moral hiç bozulmamalı mı hastalık esnasında? -Şimdi moralimizin bozulmaması için bizi özel bir yerde, bir prenses gibi bir adada tutamayacaklarına göre, önemli olan bunların sınırları. Bir gün üzülürsün, iki gün üzülürsün… Ama bir ay üzülüyorsunuz bağışıklık sisteminiz zaten sorunlu olduğu için çöker. O dönem ben tasavvufla ilgilendim mesela. Kesinlikle moral dünyanızı dinç tutmanız gerekiyor… Sadece ilaç iyileştirici değil, ilaçtan çok daha önemli olan manevi dünyanız ve çevrenizle olan sevgi alışverişinizdir.. -Hastalıktan sonra fikirlerinizde ne gibi değişiklikler oldu? -Çok daha öfkeli bir yapım vardı. Çok mükemmelliyetçiydim.. Örneğin iş yaşamımda mükemmel değilse bir şey, çok acımasız ve öfkeli davranırdım. Ölümle yüzleştikten sonra bunların bir anlamının olmadığını farkediyorsunuz. Bir problemi sevgi diliyle de çözebilirsiniz. Kanser bana verilmiş yeni bir fırsat diye düşündüm. Açılan yeni bir kapı. Ve bunu bir şans olarak değerlendirdim. Ve gerçekten kişiliğimde önemli pozitif değişimlere neden oldu. -Bu konudaki duygu ve düşüncelerinizi toplumla paylaştınız. Peki bunun topluma ne gibi yararları olabileceğini düşündünüz? -Öncelikle bunu paylaşmak için kitap yazdım.. Benim kitabım ilk kitaplardan biri oldu. Hatta bir doktor, ben bile bu hastalığın ilk çağlarda bilindiğini ve tedavi edildiğini bilmiyordum, kitabınızdan öğrendim dedi. Böyle kapsamlı, hem bilgi veren hem yaşadığı deneyimi paylaşan bir şeydi kitap çalışması. Hastalıkla ilgili bilginin olmaması beni çok rahatsız etti. O yüzden insanlara daha fazla .bilgi ulaştırmaya çabaladım. Çünkü bu bilgiyi sistem ulaştırmıyor. Medya aracığı ile de ulaşamıyor. Medyada zaten lüzumsuz, acıklı bir konu olarak görülüyordu. Bizim bu hamleden sonra kanser büyük bir tiraj yaptı, prim yaptı.. Onko-day (Onkoloji Hastaları ile Dayanışma Derneği) adlı dernek Sabah gazetesindeki yazı dizisinden sonra benimle iletişime geçti. Bir yığın insan kişisel yardım için bana ulaştı. Bunların içinde enteresana diyaloglar vardı. Örneğin kadının biri, gece saat 12’de bana telefon eder, ben yarın ameliyat olacağım mememi aldırayım mı aldırmayayım mı diye sorardı. Bazı telefonlar kocalardan da geldi. Eşim meme kanseri, çok umutsuz. Sizi de çok seviyor. Onunla bir konuşur musunuz, moral olur… Her yerden telefon geliyordu. İlgi ve şevkat bekliyorlardı… Ben Anadolu’yu bunun için gezen ilk insanım. -Hastalığın özel yaşamınızda ne gibi etkisi oldu. Örneğin eşiniz ya da sevgilinizin tutumu nasıldı size karşı? -Sevgilim bana çok yardımcı oldu. Bana destek verdi, sevgisini esirgemedi. Belli aşamaları kolay geçirmemi sağladı. Bu arada ben çalışma ile de bir nevi terapi yaptım.. O aralar hem kemoterapi görüyordum, hem de belgesel çekiyordum bir televizyona. Kemoterapinin olumsuz etkilerine karşılık çalışmak o dönem bana çok iyi geldi. (“Anadolu’da kadın girişimciler” belgeselini çekiyordum o zaman) Kemoterapi gibi ağır süreci yaşarken çalışmak benim bağışıklık sistemim için çok önemli oldu, iyi geldi. Aileme gelince çok ilgi gördüm onlardan da. Hastalığım esnasında herkes benim etrafımdaydı. -Sizin için olumlu denebilecek bir süreç geçmiş. Ancak bir sürü insan da boşanıyor. -Ben bu konuda da gerçekten çok şanslıydım. Türkiye’de bu konuda erkek bakış açısıyla yaşanıyor bu hastalık . Kadının memesi ya da rahmi alındığı zaman sadece erkek değil, erkeğin akrabaları da o kadının artık kadın olmadığını söylüyorlar. Onu boşandırmasalar bile, o kenarda kalsın sen kendine yeni bir kadın al diyorlar. Ya da boşan kendine yeni bir kadın al şeklinde baskı yapıyorlar. Ama bunları 6-7 yıl öncesine kadar daha da aştılar. Genel olanak kanserli kadın boşanıyor ve yalnız kalıyor. Ben şanslı bir örnektim. Bu konuda dernekte de çok çalışma yaptım. Amerika’da kanser olan hastanın bütün çevresi eğitilir. İlk başta eşi eğitilir. Bu örnekleri de anlattım konferanslarda.. -Dostlarınızla ilişkileriniz nasıldı o dönem. -Daha çok dostluk gördüm. O zaman TV programı yapıyordum ve izleyicilerimden de özel ilgi gördüm. Örneğin, bir izleyici Kanada’ya gitmiş. Geldiğinde beni aradı. Orada köpek balığı yağı kansere iyi geliyormuş diye öğrenmiş. Oradan almış, bana hiç sormadan getirdi, geldi birkaç kutu bıraktı. O dostluk ve sevgi bana çok iyi geldi. -Toplumbilimcilerin, kronik hastalık yaşayan insanların “ötekiliği” konusuna eğilmesi sizce ne gibi sonuçlar yaratacak? -Ben bunu ‘hastalığın kültürel boyutu’ diye bir bölüm ayırarak işledim kitabımda. Yani kanserli hastaları “öteki” olmaktan kurtarmanın yolu kanserin toplum tarafından bilgi ve algılanma şeklinin değişmesi gerektiğine inanıyorum. Kanser eşittir ölüm değil.. Kanser herhangi diğer bir hastalıklardan biri. Tehlikeli bir hastalık ama bunun esas temelinde yatan şey bir mikroptan ziyade kendi bünyeniz, kendi dünyanız. Bir iç dünyanın yaratılamaması, insanların içlerinin boş olması, sadece maddi olan şeylerle tatmin olmaya çalışmaları, maddi şeylerin ve ‘başarı’ denen o fenomenin üzerine doğru koşturarak gitmeleri.. Bütün bunlar maneviyatı iyice zayıflatıyor. Ve o koşturma içinde kendilerini, iç seslerini hiç dinlemiyorlar insanlar. Kendileri ile ilgilenmemeleri, manevi alışverişle hiç ilgi kurmamaları sonucunda kanser onların bir yerinden bir şekilde çıkıyor. Bünyenin zayıflıyor çünkü.. …………………………… KUTU “Kanserle Yaşıyorum” adlı kitabının tanıtımı ile ilgili bir makalede şu görüşlere yer verdi Sevindi: ‘Akıl ve gönül beraberliği olmadan direnme gücü bulamayız’ Korku ve sevgisizliğe karşı bir mücadelenin öyküsü var bu kitapta. Hayatım boyunca Türkiye’de farklı alanlarda mücadele ettim. Kansere yakalanınca yeni bir cephe daha açıldı hayatımda. Hiyerarşik toplumsal yapı ve rollerin korku üreterek egemen olduğu Türkiye’de ben, Kanser=ölüm yargısına karşı çıktı. Doktor ve hasta ilişkisindeki ast üst ilişkisine karşı çıktım. Hasta olarak haklarımın gasp edilmesine karşı çıktım. Gizlenme geleneğine karşı çıktım. Hastalığın pasif bir kurbanı olmaya karşı çıktım. Hastalığın pasif bir kurbanı olmaya karşı çıktım. Hastanın bir “göğüs” olarak tarif edilmesine karşı çıktım. O “göğüs”ün ardındaki anneye, kadına, sevgiliye, yüreğe ve duyguya sahip çıktım. Hayatın anlamı ve odağı olan “insan” bir duygu yumağıdır, otomatik ilaç servisi yapılacak robot değildir. Ben insan ve hasta olarak “biricik” olduğumu biliyorum. Bana ait tek bir hayata sahibim. Ben hasta olarak tedavinin tarafı değil, ortağıyım. Hasta-doktor rakip değil birbirinin çözüm ortağıdır. Onun eksik parçası bende, benimki onda. Akıl ve gönül beraberliği olmadan direnme gücü bulamayız; bir yere varamayız. Kanser hayatımızı etkileyen bir sorun yerine yeni bir fırsat olabilir. Bu kapıyı korkmadan açın. Ardında yepyeni bir dünya bulacaksınız. Siz de başaracaksınız….

Kültürel Tsunami Kapıda

Mayıs 2 2005Yorum Yok Kategori: Basında

Karizma ‘da bu ay “Küresel Felaketler” konumuz Karizma Dergisi, ‘Küresel Felaketler’i Değerlendiriyor Yeryüzünde küresel felaketlere maruz kalan birçok ülke var. Kimi ülkeler tsunamiden, kimileri depremden, kimileri kuraklıktan, yağışlardan ciddi biçimde zarar görüyorlar. Doğaya karşı önlem almak neredeyse imkânsız ama Japonya gibi ekonomik stabilizasyona sahip ülkeler deprem gibi yıkıcı etkisi çok güçlü olan felaketlerden en az hasarla kurtulmayı başarıyor.

Kültürel tsunami kapıda Nevval Sevindi n.sevindi@zaman.com.tr Gazeteci-Yazar, Antropolog 1974’lerden beri küresel ısınmanın olacağından bilim adamları söz ediyorlardı ve çevresel kirlenmenin getireceği felaketlere dikkatleri çekmeye çalışıyorlardı. Ancak çıkar grupları ve rant ağları bunları aşağılıyor, susturuyor, bazen de kıyasıya savaş çıkıyordu. Hatta ben bunlara inanan bir lise öğrencisiyken herkesin gülmesine neden oluyordum. Bunlar olsa olsa binlerce yıl sonra olur deniyordu. Öyle olmadı! Tsunamiden çok önce de küresel ısınmanın bir saatli bomba olduğu belirtilirken insanlar yine tatile ve de günlük keyiflerine bir halel geleceğini düşünmediler. İklimsel değişikliklerin ne olacağını merak bile etmeyenler son kez dev dalgaları görebildiler önlerinde. En sıcak dönemlerde bile erimeyen Antarktik buz kitlesinde son 400.000 yıllık kayıtlar, şu anda yaşanan ve yaklaşık 12.000 yılını şimdi doldurmuş buzul arası dönemin ömrünü çoktan doldurduğunu gösteriyor. Son yıllarda iklim değişikliğini zorlayan en büyük nedenlerin başında insan eliyle üretilen sera gazları geliyor. Aerosollar ikinci sırada, ormanların yok edilmesi üçüncü sırada oturuyor.1950 yılından bu yana insan eliyle arttırılan sera gazlarının yüzdesi 70 olarak tavan yapmış bulunuyor. Yaklaşık 55 yılda dünyayı felakete yaklaştıran insanoğlunun ve kızının doğa katliamı değil konum aslında. Yine insanın ürettiği kültürle felakete uğrayan insan felaketin eşiğinden adım atmış durumda. Komünist dönemde tüm bölgede yaşanan zorunlu göçler, etnik kıyımlar, sürgünde doğanlar ve ölenler, Çin Kültür devriminde tecavüz edilenler, annesinin suratına tüküren ve döven proleter devrimin çocukları, savaşlar, Vietnam trajedisi, Bosna–Hersek kitlesel kıyımı, Güney’de, Kuzey’de, Doğu’da, Batı’da şiddetin tırmanışı, saniyede bir tecavüzün yaşandığı Amerika, vinçlere adam asılan İran, kafası kesilen Suudiler, mide bulandırıcı suçların ülkesi Amerika ve insan eti yiyen Rus, Amerikalı ve Alman adamlar, çocuk fuhuşunun tırmanışı ve aile içi şiddetin önlenemez yükselişi. Çok kısaca atılan turun titrememize neden olması sebepsiz değil. Biz de bu yarışa çıkmış bulunuyoruz maalesef. Buna dikkat etmeden, boş vererek yola devam etmeye kalkarsak milli bir felaket kapımızın içine dalacak. İnsanın yabancılaşması ve kültürel kimliğin kaybı kafası karışık toplumun başıboş gezintisi tsunamiden daha büyük bir yıkıma neden olacaktır.

‘Delikanlı’ kadın

Nisan 27 2005Yorum Yok Kategori: Basında

Yazar, gazeteci, profesyonel konuşmacı Nevval Sevindi güçlü bir kadın. Akıcı, kolay anlaşılır ve dürüst bir dili var. Sanki satırların arasında iri kıyım bir kadın, kaşlarını çatmış, ayaklarını patır patır yere vurarak yürüyor

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN 2005-01-08 (473 defa okundu) AYÇA ŞEN (Arşivi) Girişimci amazon: Nevval Sevindi Şu bendenizin doğum sonrası depresyonundan sonra, bir nebze de olsa kitap okuma eğilimine girdiğim bir dönem, kütüphanemde (ki çoğu şık ciltli, kilo ile alınmış ansiklopedilerden oluşuyor) bir kitap buldum. Bu kitaplık garip bir kitaplık. Yarıdan fazlası boş olmasına rağmen nasıl oluyorsa arada gaipten bir kitap türüyor. Nevval Sevindi’nin kitabı da işte böyle rastlantıyla elime geçti. Kadınların ezilmesi, toplumda yer edinmeleri, haklarını savunmalarına dair, zaman zaman kadına da sinirlenen, kadın tarafından yazıldığı belli, fakat cins ayrımı yapmayan bir kitaptı bu. Saygı ve sevgiyle erkekle kadının birlikteliğinin olabileceğine olan inancını kaybetmekten ürken bir tarafı da vardı yazarın. Kütüphanedeki kitabının adı Girişimci Amazonlar’dı. Sonradan Kent ve Kültür ve Aşk Kapıyı Her Zaman Çalar kitapları da geçti elime. Radyo programında bölümleri okunabilecek (tabii kaynak belirtilerek) akıcı, kolay anlaşılır, yormayan ve dürüst bir dili vardı yazarın. Sanki satırların arasında iri kıyım bir kadın, kaşlarını çatmış, ayaklarını patır patır yere vurarak yürüyordu. Çok hoşuma gitmişti. Ama Nevval Sevindi kimdir, ne iş yapar, nerede yaşar, hiç haberim yoktu. Önce Samanyolu TV’de program yaptığı haberiyle hayallerim yıkıldı. Şöyle; nasıl olurdu da televizyona çıkardı! Onu keşfeden bendim; fakat bana ihanet etmişti; demek ki yaptığını beğeniyordu; bu olacak iş değildi! Aklı başında biri televizyona çıkar mıydı… İkinci bomba, aktüaliteye sahip arkadaşımdan geldi; kitaplarını evde gören arkadaşım “Aaa, Nevval Sevindi mi okuyorsun; abi o Fetullahçıdır,” dedi. Nasıl olur; şimdi, hayatta ilk kez kendi keşfettiğim yazar bir de ‘bişiyci’ mi çıktı! Ama politik, dini, iktisadi bir öğe taşımıyordu kitapları? O zaman anladım ki, tanımadığınız birini sevmek için bir sürü engeli aşmanız gerekiyor. Aradan bir kaç sene geçti. Resmini dahi görmediğim yazarı meğer herkes tanıyormuş. Geçenlerde kitapçıda yeni kitabını gördüm: Kırık Kalpli Kadınlar Ülkesi. Kitabın parasını öderken bir yandan ‘gasteyi’ arıyordum röportaj edeyim mi diye, “Aaa, tabii güzel olur,” denildi. Röportaja karar verilen gün aynı zamanda Avrupa Birliği şeysinin, Semra Hanım’ın final gecesinin ve Şeb-i Aruz’un olduğu güne denk geliyordu. Hangi birine ait olduğumu yine bilemeden ve ömrü billah muamma kalacak bu kargaşaya hakkını vererek ihtişamlı sayılabilecek evin kapısını çaldım. Bir süre bekledikten sonra kapıyı çeyrek açıp fönlü ve açık kumral röfleli saçlarını yandan sarkıtarak kadının olgunluk çağı seksapeliyle “Gel Ayça’cığım, kusura bakma, şimdi girdim içeri, sen geç otur, hemen geliyorum” deyip bornozuyla parmak uçlarında koşa koşa içeri gitti. Nevval Sevindi İzmirli. Yaşını sorduğumda ona yaşını soran genç bir kıza verdiği nazik cevabı anlattı. “Biz kadınlar hoş bir kadın görünce hemen yaşını merak ederiz, bilirsiniz,” deyince artık genç kız olmadığımı anladı, güldü ve “Kırk yedi,” dedi. İnanamadım. Öyle kendi tarzında, güzel, rahat ve genç. Ya ben elli yaşı gözümde büyütüyorum ya da yeni-eski kuşak gerçekten genç kalıyor. Çin çaylarımızı içerken sohbet başladı… “Ben dominant bir kadınım” Yeni Yüzyıl ‘dan Zaman’a geçişiniz nasıl oldu? ’89′da yazmaya başladım. Cumhuriyet Gazetesi’nde gazeteciliğe başladım. ’91′de ilk kitabım çıktı. O yıllardan beri aktif olarak yazı yazıyorum. Ankara Üniversitesi’nde Antropoloji okudum. Sonra Klasik Yunanca mastır çalışması yaptım. Çok okurdum. Bütün Türk ve dünya çocuk klasiklerini ilkokulda bitirmiştim. Kendimi bildim bileli her konuda okurum. Sonra Ali Kırca’nın Siyaset Meydanı’nda kıdemli konuk olarak çıkmaya başladım (gülüyor). Entelektüellerimiz ekranda konuşan kadın görünce sevmedi. Hemen kulp bulunmaya başlandı. Sonra Kanal E’de üç yıl program yaptım. Sonra Samanyolu TV’de… Yeni Yüzyıl kapanınca işsiz kaldım. İki yıl önce Şahin Alpay’la birlikte Zaman’a geçtim. Fetullahçı deniyor sizin için? Hoca Efendi’yle röportaj yaptıktan sonra hiçbir şeyi araştırmadan, tamamen önyargıyla eleştiren ve bunun şık göründüğünü düşünen kesim adımı öyle koydu. Ben sosyal bilimci olarak bu anlaşılması gereken bir fenomendir dedim. Kitabımda da yazdım. Ben çocukluğumdan beri İslami terbiyeyle büyüdüm. Hep inançlıydım. Bu beni ilgilendirir. Dinlemeden mantıksızca eleştirdiler, yargısız infazlarda bulundular. Ama eleştirilerde bulunanlar, iktidar değiştikten sonra artık bu konuda yazıyor. Ne yazıyorlar? En son Nurculukla ilgili kocaman bir yazı dizisi yaptılar ya. Bugüne kadar kimse anlamadı; ben sosyolog olarak şu an devreye giriyor ve anlayın diyorum diye emreden yazı dizisi. Benim en zor dönemde, 28 Şubat’ta söylediklerimi, şimdi benim yazdıklarımdan çalarak söylüyorlar. Fetullah Gülen’in gazetesi, televizyonu ve hatta okulları AKP’den önce de vardı ve çocuklarını Gülen’in okullarına gönderen bir çok entelektüel tanıyorum. Bu bir kargaşa değil mi? Evet, zaten komedi de burada. Sıkılmadınız mı Gülen’le anılmaktan? Bu Türk entelektüel dünyasının sıkıntısı önce. Zaten uzun zamandır bu konu gündeme gelmiyor; fazla uzatmazsak sevinirim. Meselâ yeni kitabım çıktı. Zaten kitaplarımın hiçbirinde bu tip konular yok. Benim derdim bir insanı yargısız infaz edip kötülemeye karşı çıkmaktı. Herkes işine geldiği gibi, yine kendi çevresinde prim yapmak için dinlemeden, anlamadan yargıladı. Gülen’le ilgili köşe yazım bile yok. Bu düşmanlık anlaşılır gibi değil Evli misiniz? Değilim. İlk eşimle evlenip dört sene İran’da yaşadım. Sonra ayrıldık. Tekrar evlendim. Onunla da anlaşamadık. Ben dominant bir kadınım. Erkeklerle anlaşması kolay olmuyor dominant kadınların. Çocuktan sonra meselâ, benim sevgili kurumum çöktü. Siz de yaşıyor musunuz bunu? Tabii çocuk bir sorumluluk getiriyor. Erkekler sorumluluk almayacakları kadınları tercih ediyor. ‘Feminist değilim’ Nevval Sevindi’nin Ulduz isimli bir kızı var. Bir an böyle duvar gibi kararlı biri annem olsa ne halt ederdim diye korkup ona geçenlerde önünden yürüdüğümde Memo’nun kafayı basamağa gömmesinden sonra annemin “Sana vasiyetim olsun; asla çocuğunun önünden gitme,” dediğini anlatıp çocuğundan ön planda yaşamak ile anne-kız muamması bir araya gelince neler oluyor diye sordum, “Problemler çıkmaz mı, tabii ki çok çıkıyor; ben baskın karakterli, prensipli ve kararlı bir anneyim. İster istemez çok sorun yaşadık, hele ergenlik çağında … Şimdi üniversite bitti, Amerika’da iki yıl kalmak kendine güvenini sağladı. Artık ilişkimiz çok daha iyi. Zaten Ulduz pek evden çıkmayan, kendi halinde bir çocuktu. Ama evlendiğim zamanlarda mutsuz oluyordu; çocuk anneyi paylaşmak istemiyor başkasıyla. Yaz tatillerinde babasıyla görüşüyor. İkisinin ilişkisine karışmam .” Gazetecilikten böyle ev yapacak kadar para kazanılıyor mu? Benim bir de şirketim var; yönetici danışmanlığı yapıyorum. Ayrıca Diyalog Avrasya dergisinin yayın yönetmeniyim. Kitaplarım çok okunuyor, çok baskı yapıyor. Profesyonel konuşmacıyım. Nevval Sevindi İzmir Amerikan Koleji’nde okurken 800 metre koşucusuymuş. Yine lisede disk atıyormuş; sahiden de cümleleri Alman milli kadın disk atıcıları gibi kaslı. Kenar süsü yapmak için değil, gerekli olduğu için sıra sıra diziyor kendinden emin ve güzel kelimeleri yan yana. İngilizce ve Farsça biliyor. Farsçayı İran’da öğrenmiş. Şah geldikten sonra çarşaf giyme zorunluluğu gelmiş ama zorluk çekmemiş; üzerinde ne olduğuna değil, işine gücüne bakmış. Ben olsam saatlerce aynanın karşısında ne kadar da Türkmen köylülerine benzedim deyip ona bir de feminist bir kulp bulmaya çalışırdım. Nevval Sevindi ise “Feminist değilim,” diyor. Alfa Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı Kırık Kalpli Kadınlar Ülkesi, en sevdiği ilk kitabı Aşkın Ölümcül Etkileri kitabının 2005 versiyonu. Seksenlerde yazılan bu kitabın orjinali, o dönemki feminist kitapların aksine erkeği kadını aynı kefeye koyuyor. Hamilelikte aldığım yaraların iyileşmesinde yanımdan ayrılmayan, edebî artizlikler yapmayıp bir de o halimle anlama güçlüğü yaşatmadığı ve emzirme şeridinde bile bana güç verip gülle kaldırtabilecek coşkuyu sağladığı, herhangi bir ‘ist’e hizmet ettiğini zerre kadar düşünmediğim bu güçlü kadına minnetlerimi arz ederim. Ayrıyeten altın gününe gidiyor gibi giyim kuşam tarzını bile kendisiyle tanıştıktan sonra sevmeye başladım. ‘Er meydanlarında’ inandığını savunacak bir yüreklilik gösterebilmiş; inandığını savunamayanlara da öyle sanıyorum mahalle delikanlısı gibi tespih çekmiştir. Bu röportajın İpek Yolu 1) Anadolu’nun her yerini adım adım gezmiş, hatta dünyanın her tarafını, İpek Yolu’nun bile büyük bir bölümünü deveyle geçmiş, hayatın, halkın içinde olan bir kadın. 2) Dürüst bir kadın. Anlatımı o kadar yalın ki, onu dinlerken gıpta ettiğim anda, “Dili sadeleştirebilip anlaşılır kılmak için yalanlardan temizlemek gerekir,” diye bir ses duydum içimden. 3) Uzun yıllar tiyatro oyunculuğu, prodüktörlük ve belgesel yönetmenliği yapmış. Hatta İpek Yolu projesinde ona prodüktörlük görevi verilmiş. Şimdi de bir ayağı yurtdışında. 4) Kameralarda görünmeyi ve poz vermeyi seviyor. Mesela nevvalsevindi.com diye bir de sitesi var, orada da zaten böyle saçlarını filan sallandırıp ellerini çenesine filan koymuş. Gözleri yeşil ve her dem makyajlı ve şıkmış. 5) Kendisiyle kilo sohbetimiz de oldu. Üç verdim, beş aldım muhabbetinde kemoterapiden sonra kilo aldığını çünkü göğüs kanseri geçirdiğini söyledi; üç dakikalık bir şok yaşadım. Şimdi iyiymiş ama tabii altı ayda bir kontrole gitmesi gerek. Altı yıldır bu konuda çalışmalar yapıyor ve bir kitabı var: Kanserle Yaşıyorum. 6) Girişimci Amazonlar kitabını okuduktan sonra ben de bir kitap yazmaya karar verdim: Girişimci Amazontalar. Hatta cuma sabahları Radyo N101′de, Bilge diye bir arkadaşla Amazontalar diye bir program yapıyoruz 08.01.2005 Radikal

Kanserle yaşamayı öğrenmek!

Nisan 25 2005Yorum Yok Kategori: Basında

Melih Bayram DEDE – www.dergibi.com Dünyada kadınların yaşayabileceğin en ağır tecrübelerden biri olan “göğüs kanseri”nin Türkiye’deki mağdurlarından biri olan, gazeteci, yazar ve televizyoncu Nevval Sevindi, son bir kaç yıl içinde yaşadığı tecrübeleri, “Kanserle Yaşıyorum” adıyla kitaplaştırdı.

Sevindi’nin yaşadıklarını bir hikaye akıcılığıyla okurken, günlük medyada hemen hergün okuyup geçtiğimiz kanser haberlerinin, bu hastalığı yaşayanlar için ne denli önemli ve can alıcı olduğunun farkına varıyorsunuz. Medyadaki, “Çağın vebası kanser”, “Ölümcül hastalık kanserde yeni umut” gibi haberleri, onların acılarını bir kez daha deştiğinin farkına varıyorsunuz. Türk televizyonlarındaki göğüs kanseriyle ilgili haberlerde, Batı’dakinin aksine, kadının göğsünün zoomlanarak gösterilmesi, trajik olan bu duruma, medya eliyle, cinsellik bulaştırılmasına karşı isyanı var Sevindi’nin. O’nun isyanı sadece bunlarla sınırlı değil. Doktorların hastalar üzerindeki otoritesi, hastaların tedavileriyle ilgili bilgilendirilmekten kaçınılması, hastanın hayatıyla ilgili temel kararlar alınırken, hastaya danışılmaması, Sevindi’nin karşı çıktığı önemli unsurlardan. Bir insan, kanser olduğunda neler hisseder? Bu durumla hiç birimiz karşılaşmak istemeyiz değil mi? Nevval Sevindi, kanser olduğunu öğrendiği andaki duygularını, nasıl tepki verdiğini, tedavi aşamasında yaşadıklarını akıcı bir dille kaleme almış. Sevindi, diğer hastalar gibi değil. Doktorlar için de “zor” bir hasta. Kendisine uygulanacak tedavileri, kabul edip etmeme aşamasında sorgulayan, hayatıyla ilgili kararlarda, sözsahibi olabilmek için, hastalığını öğrendiği andan itibaren, hastalığıyla ilgili yerli-yabancı tüm kaynakları tarayarak bilgi sahibi olan bir hasta. Bu yönüyle zaman zaman, doktorlarla tartışsa da, Türkiye’de kanserle verdiği savaşı kazanan ender insanlardan biri Sevindi. Ve bu savaşı kazanana kadar yaşadıklarını, bu hastalıkla savaş verenlerin ve ileride bu hastalıkla karşılaşabileceklerin yararlanması için temel bir kaynak niteliğinde kitaplaştırdı. İnanın, bu kitabı okuduktan sonra, gazetelerde-dergilerde okuduğunuz, televizyonlarda izlediğiniz her kanser haberi, içinizi titretecek! 29 Aralık 2001

Sayfa 11 / 12« İlk...«89101112»