Madenin kapısından balarısı sürüsü gibi çıkarak dağılan madenciler karanlık bir dünyanın pırıltılı gece böcekleri sanki. Almanya’da yaşayan 56 bin civarındaki maden işçilerinin içinde Türkler önemli bir sayıda. Kapkara yüzlerindeki meraklı gözlerle beni izliyorlar. Sarı baretli işçiler yeşil baretli güvenlik sorumluları mavi baretli elektrikçiler arasında kalıyorum. Onlar şakalaşarak gün ışığına merhaba diyorlar. Madende 19 ayrı ülkeden insan çalışıyor. Friedrich-heinrich/ Rheinland madenine ilk giren Türk Televizyonu olarak ilgi topluyoruz. Madene inmek uzun izinler sonucu olabilen bir iş. Madenin koruyucusu saint Barbara Almanya’ da tüm maden işçilerinin koruyucusu olan azize. Onun üzgün yüzü madende yıllardır çalışan Türk işçilerinin öyküsünü anlatır gibi. Bu havzadaki madenlerde genelde Türkler çalışıyor hatta en zor yerlerde çalıştıklarını da söyleyebiliriz. 1960’ lardan beri getirilen maden işçileri artık bu kasabaların yerlileri olmuş. Ocaktan çıkan işçiler elbiselerini tavana asıp duşlarını alıyorlar ve tertemiz giyiniyorlar. Tavanda asılı giysiler masalsı bir dünya tadı veriyor mekana. Sonra evinin yolunu tutuyor herkes. Bazıları da kafede bir şeyler atıştırıyor. Bu Türk işçilerinden davud bozçelik de evinin yolunu tutanlardan. Kızı kapıyı açıyor babasına sevgiyle. Kırşehirli Davud bey yeni aldığı evinin bahçesinde ağırlıyor bizi. Kızları, oğlu ile birlikte olmanın keyfini çıkarıyor. Kahvesini yudumlarken günlük gazetelere göz atıyor. Türk televizyonlarını izlemek için çanak antenini düzelterek biraz bahçeyle ilginiyor. Biraz alış veriş ederek yolda sohbet . Bugün kentte eğlence var. Kent merkezindeki eğlenceyi oğlu çok seviyor. Davud bey 1972 de almanya’ ya gelmiş. Bugün Alman vatandaşı olmayı istemiyor gerekçesi de “bana alman denmesini istemiyorum”. O da Türkiye ‘ de gördüğü ve dinlediği “Almancılara” kanarak hayaller kurmuş. Yine de Annesi babası Türkiye’ ye dönünce tek başına kalsa da devam etmek istemiş davud bey. İlk madene girdiği gün ödü kopan Davud bey sonra yılların nasıl geçtiğini anlamaz. Madencinin soluduğu, yediği içtiği taştır diyor herkes. Varolan maden işçisi sayısını yarı yarıya azaltmaya çalışan Almanya bu konuda güçlüklerle karşılaşıyor. Çocuklarını okutan Davud bey Türkiye’ de kalsaydı bu kalitede yaşamı olacağına inanmıyor. Türk devletini arkasında hissetmek istiyor insanlar bunu herkesle konuşurken anlıyoruz. Ekrem bey de 20 yıldır madende babası da 1960Larda maden işçisi olarak gelmiş ve 30 yıl madende çalışmış. O zamanlar Almanya’ da televizyon siyah beyaz , evlerde de banyo tuvalet yoktu diyen Ekrem bey babasının şartlarının çok daha ağır olduğunu anlatıyor. Kütahyalı Ekrem bey eşini kaçırarak evlenmiş. Çocuklar olunca buzlar çözülmüş. Ünser hanımın madenci eşi bugün hastanede yatıyor. Madenci hastalığından depresyona giren eşinin durumu tehlikeli. Madenci eşi olmak hiç kolay değil. Son cümle: madenin karanlık dehlizlerinden yaşamın aydınlığına çıkmak pek kolay olmuyor. Biz konuşurken orada iki öğrenci kızı ders çalışırken yakalıyoruz sohbet için. Maden işçilerinin kızları okuyor artık. Onlar Almanaya’ da doğmuş olsalar da Türkiye’yi seviyor. Onu istiyorlar. Yarım Türkçeleriyle duygularını anlatıyorlar. Her iki ülkede de yabancı olmaktan şikayetçi genç kızlar. Kendilerini Almanya’ da daha rahat ve özgür hissdiyor onlar. Yürekleri Türkiye’ ye çağırıyor onları. Eşlerini yine de Türkiye’ den istiyorlar.
İsminur Lone Yalçınkaya Sivas göçmeni bir işçi ailesinin kızı. Danimarka’ya geldiğinde on yaşlarındadır. Burada okur. Dilini öğrenir. Ticaret lisesini bitirir. Akrabasıyla mutsuz bir bir evlilik yapar. Oğlu Ozan en büyük kazancıdır. Ozan , Danimarka doğumlu ve Türkçe bilmeyen sevimli bir çocuk. Annesinin yoldaşı, canı ve her şeyi. İşe giderken , yolda, trende hep birlikteler… İsminur hanım 23 yıldan beri Danimarka parlamentosuna giren ilk Türk kökenli milletvekili. 18 yaşlarında politikaya ilgi duyan İsminur hanım tüm Danimarkalı politikacılar gibi otobüsle işine gidip gelen bir parlamenter. Burada başbakan da bisikletle işine gidiyor zaten. Danimarka’ da politikaya girmek çok zor değil. Çünkü ülke gençlere alt yapıyı hazırlıyor. İsminur hanım ilk kez gittiği partide kendisine gösterilen sıcak ilgiyi ve samimiyeti bu gün bile sevgiyle hatırlıyor. O günden beri partinin üyesi olan İsminur hanım Türk gençlerin politika ile ilgilenmesi gerektiğini düşünüyor. Varolan fırsatlardan yararlanmak gerektiğinin altını çiziyor İsminur hanım. Bugün Danimarka’ da Türk olmak pek kolay değil. Her iki toplumun da birbirlerine önyargılı olması birbirlerine açılmayı engelleyen en önemli faktör. Danimarkalılar Türkleri sırtlarında bir yük olarak görüyorlar. Türk toplumu geldiği yıllar olan 1960lı, 1970li yılların değerleriyle yaşamakta bu gün bile. Türk toplumunun en derin sosyal yaralarından biri olan; zoraki evlilikler Danimarka’ da yasaları bile değiştirmiş. Bugün 25 yaşından önce evlenerek Danimarka’ya yerleşmek mümkün değil. İsminur hanım yabancı kadınlarla ilişkili bir dernek kuruluşunda bulunur ve kadınların dertlerini daha yakından hisseder. Kadınların toplum dışındaki yaşamlarını sosyalleştirmeye çalıştıklarını söylemek mümkün. Bugün milletvekili olmasına karşı ailesi ile çeşitli sorunlar yaşamış olan İsminur hanım politikada bir yer edinince ailesi tarafından onaylanır. Bugün gençken aile içinde yaşadığı sıkıntıları pek konuşmak istemeyen İsminur hanım aile içinde kız çocuğunun omuzlarına çok ağır yükler konduğunu söyleyebilmekte bize. Danimarka’ da bir diğer önemli sosyal yaramız; evden kaçan kızlar sorunu. Evde çok sıkılan ve bunaltılan Türk gençleri sosyal danışmanlık ve kendilerine verilen hukuki avantajlardan yararlanarak evden kaçmakta. Fakat bunun bedelini genç kızlar çok ağır ödemekteler. Özgürlüğü bilmeyen, onu nasıl kullanacağına dair bir fikri bulunmayan kızların iki kültür arasına sıkıştığı gözleniyor. Türk toplumu kaçan kızları toplumlarından dışlayarak onları tamamen kaybetmekteler. İsminur hanım bu konuda Danimarka kurumlarının da Türk kültürünü bilmemesini büyük bir eksiklik olarak görüyor. Medyada geniş yer verilen İsminur hanım olumlu bir Türk kadını modeli toplum için. Yabancılarla ilgili bir çok yargının değişmesinde rol alan İsminur hanım bir çok çalışmaya imza atar. Merkez Demokratları Partisinin yabancılarla olan ilişkini olumlu kılar. Danimarkalılara vermemiz gereken Türk kültürü bilgisi, sıcak insan ilişkileri belki de… bunu yapabilmek için önce kendimizi tanımamız gerekiyor elbette. İsminur hanım gibi Avrupalı Türkler ne kadar çok parlamentoya girerse Türklerin kendini anlatması o kadar kolaylaşacaktır. O yalnız ama güçlü bir kadın. Kendine güvenerek mücadele eden ve bu mücadeleyi sürdüren bir Türk kadını. İ
sminur Lone Yalçınkaya Sivas göçmeni bir işçi ailesinin kızı. Danimarka’ya geldiğinde on yaşlarındadır. Burada okur. Dilini öğrenir. Ticaret lisesini bitirir. Akrabasıyla mutsuz bir bir evlilik yapar. Oğlu Ozan en büyük kazancıdır. Ozan , Danimarka doğumlu ve Türkçe bilmeyen sevimli bir çocuk. Annesinin yoldaşı, canı ve her şeyi. İşe giderken , yolda, trende hep birlikteler… İsminur hanım 23 yıldan beri Danimarka parlamentosuna giren ilk Türk kökenli milletvekili. 18 yaşlarında politikaya ilgi duyan İsminur hanım tüm Danimarkalı politikacılar gibi otobüsle işine gidip gelen bir parlamenter. Burada başbakan da bisikletle işine gidiyor zaten. Danimarka’ da politikaya girmek çok zor değil. Çünkü ülke gençlere alt yapıyı hazırlıyor. İsminur hanım ilk kez gittiği partide kendisine gösterilen sıcak ilgiyi ve samimiyeti bu gün bile sevgiyle hatırlıyor. O günden beri partinin üyesi olan İsminur hanım Türk gençlerin politika ile ilgilenmesi gerektiğini düşünüyor. Varolan fırsatlardan yararlanmak gerektiğinin altını çiziyor İsminur hanım. Bugün Danimarka’ da Türk olmak pek kolay değil. Her iki toplumun da birbirlerine önyargılı olması birbirlerine açılmayı engelleyen en önemli faktör. Danimarkalılar Türkleri sırtlarında bir yük olarak görüyorlar. Türk toplumu geldiği yıllar olan 1960lı, 1970li yılların değerleriyle yaşamakta bu gün bile. Türk toplumunun en derin sosyal yaralarından biri olan; zoraki evlilikler Danimarka’ da yasaları bile değiştirmiş. Bugün 25 yaşından önce evlenerek Danimarka’ya yerleşmek mümkün değil. İsminur hanım yabancı kadınlarla ilişkili bir dernek kuruluşunda bulunur ve kadınların dertlerini daha yakından hisseder. Kadınların toplum dışındaki yaşamlarını sosyalleştirmeye çalıştıklarını söylemek mümkün. Bugün milletvekili olmasına karşı ailesi ile çeşitli sorunlar yaşamış olan İsminur hanım politikada bir yer edinince ailesi tarafından onaylanır. Bugün gençken aile içinde yaşadığı sıkıntıları pek konuşmak istemeyen İsminur hanım aile içinde kız çocuğunun omuzlarına çok ağır yükler konduğunu söyleyebilmekte bize. Danimarka’ da bir diğer önemli sosyal yaramız; evden kaçan kızlar sorunu. Evde çok sıkılan ve bunaltılan Türk gençleri sosyal danışmanlık ve kendilerine verilen hukuki avantajlardan yararlanarak evden kaçmakta. Fakat bunun bedelini genç kızlar çok ağır ödemekteler. Özgürlüğü bilmeyen, onu nasıl kullanacağına dair bir fikri bulunmayan kızların iki kültür arasına sıkıştığı gözleniyor. Türk toplumu kaçan kızları toplumlarından dışlayarak onları tamamen kaybetmekteler. İsminur hanım bu konuda Danimarka kurumlarının da Türk kültürünü bilmemesini büyük bir eksiklik olarak görüyor. Medyada geniş yer verilen İsminur hanım olumlu bir Türk kadını modeli toplum için. Yabancılarla ilgili bir çok yargının değişmesinde rol alan İsminur hanım bir çok çalışmaya imza atar. Merkez Demokratları Partisinin yabancılarla olan ilişkini olumlu kılar. Danimarkalılara vermemiz gereken Türk kültürü bilgisi, sıcak insan ilişkileri belki de… bunu yapabilmek için önce kendimizi tanımamız gerekiyor elbette. İsminur hanım gibi Avrupalı Türkler ne kadar çok parlamentoya girerse Türklerin kendini anlatması o kadar kolaylaşacaktır. O yalnız ama güçlü bir kadın. Kendine güvenerek mücadele eden ve bu mücadeleyi sürdüren bir Türk kadını.
Mardin Savruk’ da doğar Bayram Balcı. Çiftçi , kalabalık bir ailenin çocuğu olarak. Mardin’in çokkültürlü, çok dilli, çok dinli havasında büyür. Anadili arapçadır. Okula gidince Türkçe öğrenir. İlk kez mardin’ e gittiğini asla unutamaz. Heyecan ve sevinçtir Mardin. Annesi bölgede yaygın olan böbrek hastalığından ölür. Yeni anne gelir ve onunla birlikte fransa macerası başlar. Günlerce Fransayı hayal eder kardeşler. Eşyalarını koyacak yer bulamazlar. Vedalaşmalar uzar. Her türk gibi Almanya ya gitmek isteyen mehmet bey Fransa’ da mecburen kalır aslında. Peugot fabrikasında çalışır yıllarca. Bugün iyi ki Fransa’ da kalmış babam diyor Bayram bey. Fransa’yı demokratik bir ülke olarak tanımlıyor. Paris’i çok sevmese de havasını özlüyor. Onun aşkı OrtaAsya. Fransız vatandaşı olunca tanışır OrtaAsya ile ve bir daha da ayrılamaz. Sayısız kereler gider Ortaasya’ya bursla. Başına komik öyküler de gelir. Oradan başlıklar,şapkalar ve takkelerle dolu döner kolları. Çeşitli anlamlar taşıyan simgelerdir bu şapkalar. Siyasal bilimleri bitiren Bayram beyin doktora tezi OrtaAsya ve orada rasladığı Türk okulları. Sayısız makale yazan Bayram bey bugün bir çok dil konuşan, araştıran bir akademisyen. Hem okullardan hem dış İşlerinden burs alarak tüm bölgedeki Özbek ve Türkmenlerle ilgili çalışıyor. En son Suudi Arabistan ‘ a göç etmiş yaşayan özbekleri incelemiş. Ayrıca özbekce –Fransızca sözlük çalışmasını bitiren bayram bey çalışınca her şeyin olduğuna inanıyor. Çalışanı destekliyor bu ülke diyor. Onu hasetle dinliyor insan doğrusu. Devletin desteklediği bilim ülkesinin önünü açar elbette.