Hayatınız hayalleriniz kadar olur
Nevval Sevindi: Hayatınız hayalleriniz kadar olur AMSTERDAM: Kadın sorunlarıyla ilgili bir dizi konferans vermek üzere Hollanda’ya gelen gazetemiz yazarlarından Nevval Sevindi’nin bu konferansları büyük ilgi gördü. Avrupa’da yaşayan Türk toplumuna ait ilk nesil kadınların istisnalar hariç Türkiye’deki kadınlara oranla daha çok baskı gördüklerine değinen Sevindi, bunun çözümünün kendini geliştirmekten geçtiğini söyledi. Gazeteci yazar Nevval Sevindi, dünya kadınlar günü ile ilgili olarak Zaman Gazetesi ve Feza Tv’nin düzenlediği etkinlikler çerçevesinde bir dizi konferans vermek üzere Hollanda’ya geldi. Kadın ve kadınların toplumsal sorunları üzerine yaptığı araştırmalar ve yazdığı kitaplarla tanınan Sevindi’nin ülkenin değişik yerlerinde verdiği konferansları büyük bir ilgi gördü. Benzer çerçevde konferanslar vermek üzere Anadolu’yu turlarken araya Hollanday’ı sıkıştırdığını belirten Sevindi, yaşanılan coğrafyalar farklı olsa da aynı kültürel bağlardan gelindiği için Avrupa’daki Türkün de Anadolu’daki Türkün de benzer sorunlara sahip olduğu görüşünde. Türkiye’deki kadınlara oranla Avrupa’daki Türk kadınlarının daha çok şiddete uğradığını söyleyen Sevindi, sözlerine şöyle devam etti: “Göç kuşakları adlı televizyon programını yaparken de çok fazla tecrübe sahibi oldum. Avrupa’daki Türkler maalesef ekseriyetle Türkiye’dekilere göre biraz daha fazla kapalılar. Eşlerini okula göndermemişler. Kendileri de gitmemiş. Dil bilmeyen kadın dış toplumla bağını koparmış, içine kapanık hale gelmiş. Ben beş yıl güneydoğudaki kadınlar üzerinde araştırmalar yaptım. Orda da çok sorun var. Mesele yurttaş olabilme meselesi aslında.” Nevval Sevindi’ye göre Avrupa’ya gelen ilk nesil çok büyük zorluklar yaşadı. Ama bu zorlukların aşılmasında ne yaşadıkları toplum ne de Türkiye esaslı bir çözüm bulmak için hiç bir çaba sarf etmedi: “Türkiye buradaki insanları sadece bir ekonomik kanal olarak gördü. Bu insanlara sadece para ağacı olarak bakıldı. Bu insanların ne gibi sorunları var. Kültürel, toplumsal sorunların aşılmasında ne yapabilirimi hiç düşünmedi. İstisnalar hariç geldikleri ülkelerde pek bir şey yapmadı. Ne dil öğrenmesi için imkan hazırlandı ne onun bilgi becerisini geliştirmesi için imkanlar sunuldu. Ama bunun aksine ikinci ve üçüncü nesil bana göre parlak bir geleceğe sahip olacak. İlk nesle kıyasla. Tabii ki Avrupa standartlarında değil. Birde şu sorun var anne veya baba kendi eksikliklerini çocuklarında giderme yolunu seçiyorlar. Avukat olamayan baba oğlunu avukat yapamaya uğraşır, doktor olmayan anne ise kızının doktor olmasını ister.” Feminizm ilk Osmanlı’da kullanıldı Toplumda oluşan önyargının aksine kadın haklarını savunmanın feministlik anlamına gelmediğini esasında feministliğin yanlış tanımlandığını bundan dolayı da negatif anlamlar içeriyormuş gibi göründüğünü belirten Nevval Sevindi, aslında feminizmin ilk osmanlıda kullanıldı diyor: “Feminizm ilk olarak 1880’lü yılarda Osmanlı’da kullanıldı. Kimi kadın yazarların çıkardığı kadın dergilerinde bu konular o zaman tartışıldı. Bu tarihlerde Avrupa’da bırakın kadın haklarını hak denen bir şey yoktu. Batı hukuk üstünlüğünü kabul ederken kadınları atlamıştı. Kadınlar kendi mücadelelerini vererek zorlu bir yol aştılar ve hukuki haklarını aldılar. Yoksa Batı’da ve Doğu’da kadına bakış arasında çok fark yoktu. Tam tersi bile söylenebilir. Batı’da kadın bir şeytan ve cadı olarak yakıldı Ortaçağ’da.” Peki bu bu tarihsel gerçekliğe rağmen neden doğunun kadını hep bir meta olarak gördüğü ve ona hiç değer vermediği anlatılır? Nevval Sevindi bu tespitlerin aslında bir önyargıdan, daha da ötesi bilinçli bir yanlış provokasyondan kaynaklandığı görüşünde: “Avrupa’nın kadını ikinci sınıf gören tarihi anlayışı unutup doğuya laf söyleyenlerin asıl amaçları farklı. Bugün kadına yapılan zulüm, eziyet ve haksızlığın en büyük kaynağı olarak din gösteriliyor. İslamiyet en başta olmak üzere. Bence bu çok basma kalıp bir laf. Çünkü Budist Çin’ de kadınlara bakış ve yapılanlar inanılır gibi değildi. Bu gün bile Çin’ de tek çocuk yasası yüzünden aileler kız bebeklerini öldürüyorlar. Japonya Şinto dininden ve kadının toplum ve aile içindeki konumu ikincil. Afrika’ da animist ya da Hıristiyan topluluklara bakın yine kadın çok aşağılanır. Bunu anlatmakta amacım Doğu’ da kadının ezilme nedeni “din” değil, ataerkil gelenekler, yaşam tarzı ve din gibi gösterilen inanışlardır. İslamiyet’le hiç ilgisi olmayan bir çok gelenek Müslümanlık postu altına gizlenmekte. Batı bu gelenekleri kadını hukuk devletinin kanatları altına alarak kırabildi. Kadını ülkenin vatandaşı kabul ederek, ona “olumlu ayrımcılık” yapmak zorunda kaldı. Bence bizde de kadınlar için yeni yasalar hızla çıkarılmalı ve kadınlar “sosyal köle” olmaktan kurtarılmalıdır. Çünkü Türkiye’nin gelişmesi ve demokratikleşmesi buna bağlı. Erkekler iktidarı kaybetmesin diye Türkiye geleceğini kaybedemez. Kadınlar örgütlenmeli ve topluma seslenmelidir. Yoksa Türkiye Avrupalı olma şansını kaybedecek. Bunu görmeyen ancak kör sayılabilir. Dünyayı izleyen herkes kadın ve erkeğin ortak bir sosyal, ekonomik yapılanma içinde ülkeyi kalkındırdığını görüyor. AB’ye girmemiz için kadını toplumsal hayatın içinde görmek gerekiyor. Kadınlar kendi hayatları hakkında karar verebilmeliler. Okumak, eş şeçmek, istediği yerde yaşamak, çalışmak, kendi iradesi ile giyinmek, karar vermek ve politik özgür kararını vermek ve de karar merkezlerinde bulunmak onun hakkıdır. Bu hakkın hediye edilmesini beklemeyin. Unutulmamalıdır ki, hayatımız hayalerimiz kadar olur.” Basri Doğan – Yasin Yağcı / Amsterdam Notice: Attachments are automatically scanned for viruses using Reply Reply All Forward Delete Previous Next