Analiz

Balkanlarda Türk kıyımı sistematik

Şubat 4 2012Yorum Yok Kategori: Analiz

Balkanlar Savaşında, Türk Dünyasının Katliamı, Soykırımı ve Acı Çileleri
Yazan: Sadun Köprülü

Acı baskılarla, Asimilasyon politikasıyla yaşamakta olan Türk
Dünyasında Kardeşlerimiz, Soydaşlarımız bugün olduğu gibi eskiden
yüzlerce katliam, soykırım acısıyla yüz binlerce Türkler öldürülerek,
şehit olmuşlardır,

 

Kimliksiz ne çok insan var!

Ocak 31 2012Yorum Yok Kategori: Analiz

KİMLİKSİZLER

Ortaokuldaydım yanımdaki arkadaşım evlerinde hiç namaz kılınmadığı için namaz kılan görmediğini söylediğinde şaşkınlığa düşmüştüm. “Senin anneannen yok mu?” diye sormuştum.

Çünkü 19 Mayıs veya 29 Ekim beni Kuzey Koreli yapmamıştı Kurtuluş Savaşı’na katılan dedelerim ve ninelerimden kültürel kimliğim su içiyordu.

 

NeoNazi eylem değil Nazi hortlaması

Aralık 9 2011Yorum Yok Kategori: Analiz

http://www.euractiv.com.tr/politika-000110/analyze/neo-nazi-eylemleri-derin-avrupa-ve-bizim-medya-022929

Srebrenica soykırımı

Aralık 2 2011Yorum Yok Kategori: Analiz

Bugün 10 Kasım

Kasım 10 2011Yorum Yok Kategori: Analiz

Atatürk’ün 73. ölüm yıldönümü.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunu bir kez daha saygıyla ve sevgiyle anıyoruz.

Türkiye, bugün dünyada ve bölgesinde güçlü ve saygın bir ülke durumunda ise bunu kuşkusuz öncelikle Atatürk’e borçluyuz.

 

Batı’da bir köy

Temmuz 18 2010Yorum Yok Kategori: Analiz, Güncel

Doğu’ya yatırım yapılmadı,o yüzden terör var diyenler hiç

Ege köylerinin durumuna değinmezler.

Ege’deki yoksulluk,göç,eğitim sorunları açılmaz.

İşte, Manisa’nın Selendi ilçesine bağlı Kazıklı köyü 60 yıl sonra elektriğe kavuşmuş!

Ne elektronik eşya biliyorlar, ne cep telefonu ….

Türkiye’nin sorunlarını bir bütün olarak görmeyen

ve göstermeyenler yalanı ideoloji haline getirenlerdir.

Ey Vatanım Güzel Kırım

Mayıs 28 2009Yorum Yok Kategori: Analiz

“Yıl 1944… 18 Mayıs gecesi saatler 23.00’ı vururken Kırım Tatarlarının evlerinin kapısı da vuruluyordu. Uyku şaşkını açılan kapılardan içeri silahlı askerler giriyordu. Evdekilere sadece on dakika veya onbeş dakika veriliyordu. Emir büyük yerdendi; Stalin emretmişti. ” www.gazeteport.com  

Cengiz Aytmatov

Haziran 12 2008Yorum Yok Kategori: Analiz

Büyük yıkılışların ortasında yaşamış ve halkının, insanlığın ruhunu yazmış büyük bir yazarı kaybettik. Issık Göl’de gezen ruhu şad olsun.

rahmetli AYtmatov’la sayısız kez birlikte olmaktan,onun ağzından 1940′lı yıllarda postacılık yaptığını,at sırtında aldığı yolda korktğunu dinledim. Onunla birlikte Issık Göl’de ve Kırgızistan’da birlikte oldum.Avrasya coğrafyasında Ruslar dahil herkesin Aytmatov’a nasıl hayranlık beslediğini,onun kitaplarıyla büyüdüklerini sevinçle söylediğine tanıklık ettim. Büyük yazar kendi kültürünün ve ülkesinin ruhunu aktaran,arayan,yazan yazardır.

Dr. Osman Nuri ARAS

Mart 5 2008Yorum Yok Kategori: Analiz

Hocalı Katliamı’nın 16. Yılında Dağlık Karabağ Sorunu Azerbaycan, Ermenistan ve İran arasında yerleşen Dağlık (Yukarı) Karabağ; Kafkaslarda önemli bir geçit noktasında bulunmaktadır.

Dağlık Karabağ Sorunu’nun Tarihi Geçmişi Dağlık Karabağ, jeopolitik ve jeostratejik öneme sahip coğrafi konumu dolayısıyla bölgedeki güçlerin, ele geçirmek için tarihin hemen her devrinde sürekli mücadele verdiği, savaşlar yaptığı bir bölge olmuştur. Tarihi süreçte elde edilmesi veya elde tutulması uğruna savaşların yaşandığı Dağlık Karabağ’da verilen mücadele, 19. yüzyılda Ermeni nüfusunun bölgeye yerleştirilmesi şekline dönüşmüştür. Rusya’nın Kafkasya’da izlediği politikanın bir parçası olarak 19. yüzyıl başlarından itibaren bölgeye, hem İran hem de Anadolu’dan getirilen Ermeniler yerleştirilmiştir. Rusya’nın bölgeye ilişkin uyguladığı politika sonucunda bölgede Ermeni nüfusu artmıştır. Ermenilerin nüfus yoğunluğunun artmasıyla birlikte bölgedeki nüfus dengesi de değişmiştir. Bir yandan nüfus yoğunluğu lehlerine dönen, diğer yandan Rusların desteğini arkasına alan Ermeniler adım adım bölgeye hâkim olmaya ve Dağlık Karabağ toprakları üzerinde hak iddia etmeye başlamıştır. Ermeniler, Dağlık Karabağ’da mutlak hâkimiyeti elde etmek amacıyla 1830’lardan itibaren Türk yerleşim alanlarına karşı çeşitli saldırılarda bulunmaya başlamıştır. Göçlerle kademeli olarak Ermeni nüfusu artırılan Dağlık Karabağ, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) döneminde “özerk bölge” statüsüne kavuşturulmuştur. 1918 yılında kurulan Ermenistan, Dağlık Karabağ’ı da topraklarına katmak ve böylece “Büyük Ermenistan” hayallerine ulaşma adına bir adım daha atmak amacıyla, SSCB döneminde de mücadelesine devam etmiştir. Öte yandan 19. yüzyılda Ermeni nüfusunun Karabağ’a yerleştirilmesi şekline dönüşen mücadele, 20. yüzyılın başlarından itibaren bölgede yaşayan Azerbaycan Türklerinin anavatanlarından sürgün edilmesi şeklinde yeni bir boyut da kazanmıştır. Karabağ Savaşı, Hocalı Katliamı Her iki ülkenin henüz Sovyet ittifakında yer aldığı dönemde Ermenistan, Azerbaycan’a askeri müdahalede bulunmuştur. SSCB’nin dağılma sürecine girdiği 80’li yıllarda ise Ermenistan’ın bölgedeki hak iddiası yeni bir ivme kazanmıştır. Ermenilerin 1988’de Karabağ’ı Ermenistan’a bağlamak üzere başlayan müdahalesi 1992’de Ermenistan ve Azerbaycan arasında genel savaşa dönüşmüştür. Sürgünler ve savaş sürecinde hile, baskı ve Rus desteğinden yararlanarak Karabağ’da yaşayan Türk halkını soykırıma tabi tutan Ermeniler, planlarını gerçekleştirme, emellerine varma adına bölgede birçok katliam yapmıştır. Savaşta Ermeniler tarafından bölgede işlenen en acımasız uluslararası suçlardan biri, 16 yıl önce bugün (25-26 Şubat 1992 gecesi) Hocalı şehrinde gerçekleştirilen katliamdır. Hocalı katliamında Ermenistan silahlı güçleri, Rus birliklerinin yardımıyla Hocalı’ya saldırarak şehri terk edememiş suçsuz ve silahsız masum insanları acımasız şekilde katletmiştir. O gece esir alınan sivil halkın çeşitli işkencelerle öldürüldüğü, bölgede daha sonra yapılan tetkikatlardan anlaşılmıştır. Canlı şahitlerin ifadeleri ve basın organlarında yayımlanan film ve resimlerde görünen insanlık dışı cinayetler, Ermenilerin soykırım amacıyla bu operasyonu gerçekleştirdiğini göstermektedir. Savaşın Faturası Ermenilerin gerçekleştirdiği katliamlarla, işkencelerle, birçok insan hakkını ihlallerle dolu Karabağ Savaşı’na, 12 Mayıs 1994’te Azerbaycan ve Ermenistan arasında yapılan bir ateşkesle virgül konuldu. Ancak, 1988 yılında başlayan savaş sonucunda, Rusya’nın aktif desteği ve katılımı ile Azerbaycan topraklarının beşte biri Ermenistan tarafından işgal edilmiştir. İşgal edilen topraklar Dağlık Karabağ ve çevresindeki şehirlerden oluşmaktadır. Savaşta, 20 bin insan ölmüş, 50 bin insan yaralanmış, 5 binden fazla insan esir düşmüş ve bir milyon insan da anavatanlarından sürgün edilmiş ya da göç etmek mecburiyetinde kalmıştır. İşgalden Günümüze Sorunun Etkileri İmzalanan ateşkesten sonra sorunu diplomatik yollarla ve barışçıl bir ortamda çözmeye çalışan Azerbaycan’ın ve problemin doğrudan taraflarından olan Ermenistan’ın yanı sıra bölge ülkeleri ve uluslararası etkinliğe sahip olan önemli ülkelerin problemin çözümünde müdahil oldukları görülmektedir. Ancak, işgalden günümüze geçen süre içerisinde devamlı gündemde olmakla birlikte, Karabağ sorunu siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı henüz çözüme kavuşturulamamıştır. AGİK Minsk Grubu, Rusya, ABD ve Türkiye bu bölge için yeni bir barış planı yapmışlarsa da sorunla ilgili kesin bir anlaşmaya varılamamıştır. Karabağ’ın işgalinin, hem Karabağ’ın ekonomik yapısına, hem Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından serbest piyasa şartlarına göre yeniden yapılanma sürecinde olan Azerbaycan ve Ermenistan’a, hem de bölgenin işgali nedeniyle Ermenistan ile sınırını kapayan Türkiye’ye ekonomik açıdan etkisi olmuştur. Ermenistan bağımsızlığını kazandığı günden itibaren, Kafkasya’daki bölgesel istikrarsızlığın bir parçası olmuştur. Rusya’nın askeri imkânlarından önemli derecede faydalanan Ermenistan, sadece bölge ülkeleri için değil, bütün Doğu-Batı küresel ilişkileri için tehlike kaynağı olmaya devam etmektedir. Dağlık Karabağ Savaşı’nın ve savaş sonrası işgalin bölgeye birçok etkisi olmuştur. Savaş sona ermekle birlikte işgal sürecinin birçok olumsuz yansıması bulunmaktadır. Savaş ve işgalin siyasi, hukuki, insan hakları ve ekonomik boyutları bölgeye tesir eden temel faktörlerdir. Bölgede siyasi istikrarın en büyük tehdidi olan bu anlaşmazlık beraberinde birçok insan hakları ihlalini getirmiştir. Söz konusu hak ihlalleri arasında şunlar yer almaktadır: Yaşam hakkı ihlali, işkence, sivil halkın haklarının ihlali, yaralı ve hasta insanların haklarının ihlali ve esir haklarının ihlali. İki ülke arasında ateşkesin imzalanmasının üzerinden ondört yıl geçmesine rağmen Ermenistan, Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sinin işgalini yasadışı olarak hala sürdürmekte ve savaş dolayısıyla vatanlarından sürgün edilmiş yaklaşık bir milyon sivil halk, Azerbaycan geneline dağılmış geçici mülteci kamplarında yaşamaya devam etmektedir. Azerbaycan yönetiminin özveriyle yürüttüğü bazı sosyo-ekonomik kalkınma programlarına rağmen, ülkede mülteci durumuna düşmüş bir milyondan fazla insan halen birçok haktan mahrum olarak yaşamaktadır. Uluslararası hukuk açısından bakıldığında ise Ermenilerce birçok sözleşme ve protokolün ihlal edildiğini görmek mümkündür. Dağlık Karabağ sorunu ve sorunun çözüme kavuşturulmaması, ekonomik açıdan başta savaşa taraf ülkeler olmak üzere, bölge ülkelerini ve bölge ile işbirliği yapan birçok ülkeyi olumsuz şekilde etkilemektedir. Sorunun varlığı, aynı zamanda ülkelerinin bölgesel ve uluslararası ekonomik entegrasyonunu da engellemektedir. Kısaca Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgali, Güney Kafkasya’da ekonomik gelişmenin, bölgesel ve uluslararası ekonomik işbirliğinin ve siyasi istikrarın önündeki en önemli engel olmuştur. Karabağ’ın işgali, genel olarak değerlendirildiğinde; yeniden yapılanma, dünya piyasaları ile entegre olma, yabancı yatırımları ülkeye çekme gibi ekonomik hedefler bakımından Ermenistan için de iyi bir netice vermemiştir. Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgali devam ettiği, dolayısıyla sınırları kapalı kaldığı sürece ekonomik açıdan söz konusu hedeflerine ulaşması imkânsız gözükmektedir. Mevcut durum, aynı zamanda Ermenistan’da karaborsa ve kaçakçılık temelli bir ekonomi ve mafya ağı kuran ticaret baronları denilen bir zümrenin oluşmasına da yol açmıştır. Öte yandan Bakü-Ceyhan petrol boru hattı, Bakü-Erzurum doğal gaz boru hattı ve Bakü-Kars demiryolu projelerinin Tiflis geçişli belirlenmesi ile Ermenistan, bölgedeki uluslararası öneme sahip projelerden de dışlanmıştır. Sorunun Çözüm Yolu ve Çözümün Muhtemel Etkileri Batı, doğu ve güney istikametindeki uluslararası öneme sahip yolların kavşağında yerleşen ve üç deniz arasında stratejik bir öneme sahip olan Kafkas-Hazar bölgesi bu özelliklerinin yanı sıra önemli petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip olması nedeniyle, geçmişte olduğu gibi, çağdaş dünyanın da güçlü devletlerinin çatışma merkezlerinden biridir. Bölgeyi önemli ve vazgeçilmez yapan unsurlar öncelikle; jeopolitik konumu ve önemi, sahip olduğu enerji kaynakları ve yeraltı zenginlikleri, tarihî, çok kültürlülüğü, etnik ve dil çeşitliliğidir. Hazar Havzası ve Orta Asya’nın kavşak noktasında olan Azerbaycan ise, konumu itibariyle bölgedeki en önemli ülkedir. Bölgedeki çatışma noktalarından en önemlisi ise Karabağ’dır. Karabağ sorunu başta olmak üzere bölgedeki problemlerin temelinde, bölgenin stratejik öneme sahip zengin petrol ve doğal gaz rezervleri ve söz konusu enerji rezervlerinin dünya piyasalarına ihracı ile ilgili güzergâhların tespiti de yer almaktadır. Elbette sorun, bünyesinde Rusya’nın bölgede varlığını ve etkinliğini devam ettirme mücadelesini de kapsamaktadır. Ermenistan, komşu ülkelerin topraklarını işgal ve bölgede etnik sorunları alevlendiren bir tutum ile yeni toprak iddialarında bulunduğu sürece, ne kendi ekonomik ve sosyal sorunlarını çözebilecek ne de bölge istikrarının sağlanmasına yardımcı olabilecektir. TASAM

Muz Cumhuriyeti ve Marco vakası

Aralık 17 2007Yorum Yok Kategori: Analiz

“Tatil için geldiği Türkiye’de, 13 yaşındaki bir İngiliz kıza cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla yargılanan 17 yaşındaki Alman M.W.’nun cuma günü tutuksuz yargılanmasına karar verildikten sonra ülkesine dönmesi, Almanya’da bayram havası estirdi. ” Doğru, İngiliz ailenin tecavüz şikayeti üzerine yakalanan Marco Almanya’da şenlikle karşılandı! İngiliz kızın ailesi de karara tepkili elbette. Ancak SPD milletvekili Vural Öğer “Türkiye muz Cumhuriyeti değildir” demiş. Çok garip bir yorum.Yine de bu yorum üzerinden Almanya bir muz cumhuriyetidir diyebiliriz. Neden mi? Almanya yeni bir yasa çıkarmaya hazırlanıyor.O yasada Marco (onlar büyük ihtimal Türk çocukları olacak) girdiği hapisten yıllarca kurtulmayacak da ondan.İşte yasa:

Almanya’da “gençleri korumak” kapsamında düzenlenen bir yasa, tartışmaları beraberinde getirince son dakikada geri çekildi. Alman yetkililerin “Pazartesi yürürlüğe girecek” demesinin ardından muhalefet partileri, AB ve İngiliz basınının tepkileri üzerine geri çekilen yasa şu çılgın teklifleri içeriyordu: * 14-17 yaş arasında bir çift, sokakta öpüşürse, yakınlaşırsa para cezasına çarptırılacak. * Suçun tekrarında hapis cezası öngörülecek. * Ebeveynler çocuklarını banyo yaparken ya da havuzda fotoğraflarını çıplak olarak çekip internete verirse, çocuk pornografisini yaymaktan ceza alacak. KIZIN EVİNE GİDEN HAPSE GİRER * 18 yaşın altındaki gençlerin aşkını, beyazperdeye yansıtan yönetmenler üç ay hapis cezası alacak. * Genç çift sinemada öpüşürse, “Sinema bileti alıp suça hazırlık yapan” erkek hapis cezası alacak. * Doğum günü partisi sonrası erkek çocuğun kız arkadaşını evde ziyaret etmesi de kendisine cezaevinin yolu gösteriyor. İşte çelişkiler ülkesi Almanya ve muz cumhuriyeti arayan Öğer’e hedef olacak yasa….. Öte yandan Marco’nun Noel Babası Öğer ne demişti:M.W.’nun 8 aydır tutuklu yargılanması nedeniyle birçok olumsuz eleştiri alan Türkiye’ye destek, Öger Turizm’in sahibi ve Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPD) milletvekili Vural Öger’den geldi. Öger, Alman Berliner Morgenpost gazetesine yaptığı açıklamada “Türkiye muz cumhuriyeti

Sayfa 1 / 612345»...Sonraki »