Belgelerin eksikse yak yık diyen diyene

Nisan 22 2011Yorum Yok Kategori: Güncel

 

“72 saate ağır fatura” (Milliyet)

“Boş yere kriz” (Bugün)

“Yaktılar Yıktılar Kazandılar”(Güneş)

“Peki Bu Stressi Neden Yaşadık?”(Hürriyet)

MUSTAFA AKYOL YAZDI:
Komplolar ve aptallıklar
25 Nisan 2011 Pazartesi

Washington Post gazetesinin Charles Krauthammer adlı ünlü bir köşe yazarı var. Epey neo-con ve ekâbir bir kalem; dolayısıyla kendisinden hazzettiğimi hiç söyleyemem. Ama bir zaman önce okuduğum bir paragrafı epey hoşuma gitmişti. “ Washington’daki herhangi bir kafa karıştırıcı olguya açıklama ararken” dedi adam:

Her zaman komplo yerine aptallığı, hilebazlık yerine beceriksizliği tercih edin. Aksi takdirde, Washington’dakilere fazla kredi vermiş olursunuz.”

Bu alıntıyı aklıma getiren olay ise, geçen hafta Türkiye’yi sarsan “veto krizi” oldu. Yüksek Seçimi Kurulu’nun BDP destekli “Bağımsızlar”ı veto ettiğinin duyulmasıyla birlikte, çoğu yorumcu “komplo” ve “hilebazlık” açıklamalarına sarıldı. BDP’liler haksız bir biçimde hükümeti, başkaları da spekülatif bir biçimde “derin devlet”i suçladı. Oysa olayın bir “eksik evrak” meselesi olduğu çok geçmeden ortaya çıktı.

Derin mi, beceriksiz mi?

Gerçi “komplo” ve “hilebazlık” açıklamalarında hala ısrar edenler yok değil. Bir tarafta “YSK evrak eksikliğini niçin bildirmedi”’ diyenler, diğer tarafta da “BDP’liler niye her şeyi hazır etmedi” diye soranlar var. Bunların bir kısmı da “yemezler, işin içinde iş var!” demeye devam ediyor.

Belki haklıdırlar. Ama belki de Krauthammer’ın açıklaması doğrudur. Yani, “aptallık” biraz ağır ve kaba laf olacak ama, sadece insani hatalar ve hukuki hantallıklar vardır ortada. Türkiye’de devlet sistemi normalde hep tıkır tıkır mı işliyor ki, çıkan her arızanın nedeni iyi planlanmış bir “ provokasyon” olsun?

Bu soruyu “veto krizi” vesilesiyle soruyorum, ama kapsama alanı aslında daha geniş. Son yıllarda “derin devlet” hakkında geliştirdiğimiz komplo teorileri için de geçerli. Mesela PKK’nın doğuda bir karakol basmasının ve bu sırada genelkurmayın vaktinde destek yetiştiremeyişinin açıklaması ne? “ Böyle terör eylemleri olsun da vesayetimiz sürsün, hatta darbeye bahane çıksın” diyen cuntacılar mı? Ya da insani hatalar ve kurumsal beceriksizlikler mi?

Türkiye’de bu işleri benden çok iyi daha bilenler var. Yazdıkları kitaplara, makalelere bakıyorum. “Tam da o gün falanca makinanın çalışmaması bir tesadüf müydü”, ya da “polis tam da o saatte o sokağı neden boş bırakmıştı” gibi sorularla dolu. Benimse verebilecek hiç bir cevabım yok. Ama cevap arayanların hep komploya yönelmesi, buna karşılık hatalar, beceriksizlikler, tesadüfler gibi açıklamaları baştan elemesi tuhaf.

İmamın muhafız alayı

Tabii bu komplocu zihniyet, sadece “derin devlet” muhaliflerine değil, onların muhalifi olan solcu, Kemalist veya ulusalcı gruplara da hakim. Onlar da, karşılarında her yeri kuşatan, her şeyi planlayan bir “İslamcı komplo” olduğuna inanıyor. (Mesela, serbest kalmasını dilediğim gazeteci Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” kitabı, tam da böyle paranoid çağrışımlar yapıyor. Çünkü, bana sorarsanız, olsa olsa “imamın muhafız alayı” vardır ortada; yani Gülen Hareketi, en fazla, kendisini açıkça hedef alan, “Anadolu denizinde boğma” tehditleri savuran laikperest bir kadroya karşı kendini savunuyor olabilir.)

Nihayetinde, bana öyle geliyor ki, Türkiye’deki her toplumsal kesim ve her siyasi güç merkezi, kendi muhaliflerini gerçekte olduklarından daha güçlü, daha kurnaz ve daha kötü niyetli sanıyor.

Bunun öyle olmadığını anlatmaya kalktığınızda aldığınız cevaplar ise standart:

Sen de amma safsın!”… Ya da; “Bizi bu kadar saf mı sanıyorsun?!

Oysa söz konusu “saflık”, tam da ihtiyacımız olan şey olabilir. Özellikle de kuşkuculuk konusunda eksiğimiz değil fazlamız olduğu aşikarken

Zarardan dönmek’

‘Güle oynaya seçime gidiyormuşuz, YSK’nın kararı her şeyi berbat etmiş’! YSK’nın 12 bağımsız adayı veto etmesinin birçok şeyi berbat ettiği doğru ama, ‘seçime güle oynaya gittiğimiz’ doğru değil. Sadece, iktidar çevresi kendi çalıp kendi oynuyor, onun dışında kimsenin güldüğü, oynadığı yok! (Nuray Mert)

Bağımsızlar

22 Nisan 2011

YSK “veto”lu adaylara seçim yolunu açtı. Leyla Zana ve arkadaşları seçime katılacaklar. Kurulun itirazlarını görüştüğü saatlerde Van, Batman ve Diyarbakır’dan şiddet görüntüleri yansıyordu ekranlara. Bismil’de yaşanan can kaybı bölgedeki gerilimi artırdı.(Derya Sazak)

“Can çekişen derin devletin intihar saldırısı”

Hayır, bağımsız adaylara vurulmaya çalışılan son darbeden bahsetmiyorum” (Serdar Turgut)

 

“Bedeli bu kadar ağır olmayabilirdi”

Selahattin Demirtaş, YSK’nın kararını değerlendirdi: Yanlış kısmen düzeltildi

(Kim yanlış yapmış eksik belge veren adaylar mı?Mahkumiyet kararları olmasına rağmen avukatlarının vermediği dilekçeler mi ? Kim yanlışı yapan?Elbette T.C. ebedi suçlu göster sen ak kaşık ol!)

 

 

 

 

 

Bugün gazete manşetlerine bakınca hiç okumadan gazeteci olmak ve terör yapana

Prim veren manşetler atmak ne kadar kolaymış diyor insan. Batı demokrasilerinde eşine rastlanmayacak medya manşetleri ve köşe yazarları sıkıcı buldukları için YSK açıklamasını okumamışlar. Terör yapan ve onu destekleyen sözcülerle ayni cümleleri kurmakta sakınca görmemişler. Terör kazandırır ana fikrini de güçlendirmeyi  gazetecilik saymışlar.Bir kaç köşe okuyunca bile  durduk yerde YSK’nın yasaklama yaptığını ya da YSK’nın derin devlet diye değerlendirildiği komiklikte yorumlar insanı hayrete düşürüyor en hafif anlamıyla.

YSK belgeleri eksik olan Bağımsızların sorunlarını yasal nedenleriyle sıralamasına rağmen okutamamış  ünlü Türk büyükleri köşecilere.

Bir tek manşet yok bunu doğrudan anlayabileceğiniz en çok satanlar arasında.

En taraftar olan bile “boş yere” sanıyor YSK kararını!

 

Yüksek Seçim Kurulu geçtiğimiz Pazartesi günü 12 Bağımsız adayın adaylığını iptal etmişti. Ardından eksik belgelerin getirilmesi durumunda adayların başvurularını tekrar değerlendireceğini açıklayan YSK  kararı aşağıda:

YSK adına yapılan dört sayfalık açıklamada, bu kişilerin itiraz süresi içinde verdikleri yeni yargı kararlarının yeniden incelemesinin yapıldığı, bu belgeler ışığında Harun Özcan, Mehmet Hatip Dicle, Leyla Zana, Mehmet Salih Yıldız, Ertuğrul Kürkçü, Gülten Kışanak ve Sebahat Tuncel‘in milletkvekili adayı olmalarında engel durumlarının bulunmadığına karar verildiğini bildirdi.

Açıklamada, İsa Gürbüz, Çiçek Otlu ve Şerafettin Efe’nin itirazlarının reddine, Abdullah Kızılay ve Nezir Sincar’ın ise dosyalarının incelemelerin devam ettiği kaydedildi.

KURULUN AÇIKLAMASINDAN
Yüksek Seçim Kurulundan (YSK) yapılan açıklamada, ”Anayasa’nın 76/2′nci maddesinde belirtilen nitelikte bir ceza mahkumiyeti nedeniyle milletvekili seçilme hakkını yitirmiş kişiler, bu haklarına ancak ve sadece 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 13/A maddesi uyarınca talepleri üzerine mahkemece verilecek ‘yasaklanmış hakların geri verilmesi’ kararıyla kavuşabileceklerdir” denildi.
Açıklamada, 1 Haziran 2005′te yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) döneminde bir kişinin anayasanın 76/2′nci maddesinde sayılan yüz kızartıcı suçlardan olan hırsızlık suçunu işlediği, hakkında verilen hapis cezasının para cezasına çevrildiği örneği verilerek, şunlar kaydedildi:

”Bu durumda TCK’nın 53. maddesindeki hak yoksunluğu hapis cezasının sonucu olarak uygulandığında bu kişi 53. madde çerçevesinde hak yoksunluğuna maruz kalmayacaktır. Ancak anayasanın 76/2′nci ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 11/f maddesi bu tür suçlardan verilen cezaların türüne ve miktarına bakılmaksızın affa uğramış olsa dahi ömür boyu seçilme hakkından yoksunluk getirmektedir. İşte 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesi ile ilgisi bulunmayan ve seçim mevzuatından kaynaklanan bu yoksunluğun giderilmesi için yasaklanmış hakların geri verilmesi kurumuna yeniden ihtiyaç duyulmuş ve ayrıca yine benzer biçimde belirli mahkumiyetlerden dolayı bazı mesleklerin icrası ve hakların kullanılmasının imkansız hale geldiği anlaşılınca 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’na 13/A maddesi eklenmek suretiyle söz konusu kurum yeniden düzenlenmiştir.”

Bu maddenin eklenmesine ilişkin gerekçede yasaklanmış hakların geri verilmesi yolunun kapalı tutulmasının uygulamada ciddi sorunlara yol açacağının belirtildiği ve cezaya mahkum olan kişilerin süresiz olarak kullanmaktan yasaklandıkları hakların tekrar kullanabilmelerine imkan tanıyan düzenleme yapılmasına ihtiyaç duyulduğunun ifade edildiği kaydedildi.

Açıklamada ”İşte bu nedenledir ki 5352 sayılı Adli Sicil Yasası’nın geçici 2. maddesinde anayasanın 76. maddesinde veya bazı özel yasalarda sayılan ve affa uğramış olsa dahi bazı görevleri üstlenmeyi veya bazı hakları kullanmayı engelleyen suç ve mahkumiyetlerin adli sicil arşivinden silinemeyecekleri kabul edilmiştir” denildi.

5237 sayılı TCK’ya ilişkin mahkumiyetler yönünden ortaya çıkan duraksamaların giderilmesi açısından birinci fıkradaki ”5237 sayılı TCK dışındaki kanunların beli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkumiyete bağladığı hak yoksunlukları” ifadesi ile kastedilenin ne olduğu konusu da irdelendi.

Kurula intikal eden bazı taleplerde bu düzenlemeyle TCK dışındaki yasalarda düzenlenen suçlardan verilen cezalardan doğan hak yoksunluklarının düzeltilmesinin istendiği ifade edilen açıklamada, bu istenmişse de bu düşüncede isabet bulunmadığı kaydedildi.

YASAKLANMIŞ HAKLARIN GERİ VERİLMESİ
Açıklamada şöyle denildi:
”Esasen madde metninden ve gerekçesinden de anlaşılacağı üzere mahkumiyet hangi yasadan kaynaklanmış olursa olsun, şayet bu mahkumiyet 5237 sayılı yasa dışındaki herhangi bir yasa hükmü gereğince hükümlü yönünden süresiz hak yoksunluğu doğuruyorsa bu yoksunluğun giderilmesi için süre ve diğer koşullar gerçekleştiğinde yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilmesi mümkündür. Bütün bu açıklamalardan sonra bir kez daha vurgulanması gereken husus şudur: Anayasanın 76/2′nci maddesinde belirtilen nitelikte bir ceza mahkumiyeti nedeniyle milletvekili seçilme hakkını yitirmiş bulunan kişiler, bu haklarına ancak ve sadece 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 13/A maddesi uyarınca talepleri üzerine mahkemece verilecek yasaklanmış hakların geri verilmesi kararıyla kavuşabileceklerdir.”

Açıklamada, başvuruların kabul edildiği tarihte yapılan bu hukuki saptamalar sonrasında kurulun 17 Nisan 2011 tarihli kararı ile Harun Özcan, Abdullah Kızılay, Hatip Dicle, Leyla Zana, İsa Gürbüz, Çiçek Otlu, Mehmet Salih Yıldız, Ertuğrul Kürkçü, Nezir Sincar ve Gültan Kışanak’ın seçilmeye engel mahkumiyetleri olduğu ve bu adayların başvuru tarihi itibariyle memnu hakların iadesine ilişkin bir karar ibraz etmediklerinden milletvekili adaylıklarının iptal edilmesine karar verildiği hatırlatıldı.

YSK‘nın söz konusu kararında, ayrıca, Sebahat Tuncel‘in kesinleşmiş, erteli cezasına ilişkin deneme süresi henüz bitmediğinden, Şerafettin Efe’nin ise yatırması gereken parayı yatırmadığından bağımsız milletvekili adaylıklarının iptal edildiği belirtildi.

KANUNLARDA MEMNU HAKLARIN İADESİ KURUMUNA YER VERİLMEMİŞTİR
YSK, daha önceleri yürürlükte olan memnu hakların iadesi kurumuna 1 Haziran 2005′de yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda yer verilmediğini belirtti.   

YSK‘nın milletvekili adaylığı iptal edilen yedi adayın milletvekili olmaya engel durumlarının bulunmadığına ilişkin yapılan yazılı açıklamasında, kurulca gerçekleştirilen görüşmeler sırasında ”yasaklanmış hakların geri verilmesine” ilişkin kararların şikayet yoluna başvuranlar tarafından süresi içerisinde ibraz edilip edilmediği, ayrıca bağımsız milletvekili adaylarının istenilen belgeleri ibraz etmedikleri gerekçesiyle adaylıklarının iptaline ilişkin karara yönelik şikayet yoluna başvurma olanaklarının bulunup bulunmadığı hususunun tartışıldığı belirtildi.

Adayların eksikliklerinin YSK tebliğinden itibaren 2 gün içerisinde giderme olanaklarının bulunduğu, ancak yasada bağımsız milletvekili adayları yönünden böyle bir imkanın doğrudan tanınmadığını ifade edilen edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
”İncelemeler sonrasında saptanan eksiklikler il seçim kurulları aracılığıyla tüm başvurulan milletvekili adaylarına veya vekillerine bildirilmiş ise de mevcut yasal düzenlemenin seçime siyasi partilerin listesinden veya bağımsız olarak katılan milletvekili adayları arasında gözetilmesi gereken fırsat eşitliğini ortadan kaldırır nitelikte bulunması karşısında belgelerinde eksiklik bulunduğu saptamasıyla adaylıklarının iptaline karar verilerek bu karar kendilerine bildirilen bağımsız adayların da tebliğden itibaren 2839 sayılı kanunun 13 ve 14. maddelerinde ön görülen 2 günlük süre içerisinde belge ibraz edebilecekleri, ayrıca yine aynı süre içerisinde 298 sayılı kanunun 131. maddesinde düzenlenen şikayet yoluna kurul nezdinde başvurabilecekleri kabul edilerek diğer hususların incelenmesine geçilmiştir.”

Anayasanın 76. maddesinin birinci fıkrasında 25 yaşını doldurmuş her Türk’ün milletvekili seçilebileceğine, milletvekili seçilmeyi engelleyici şartların, aynı maddenin ikinci fıkrasında yer aldığı anımsatılan kararda, bazı suçlardan mahkum olma veya belirli süreyi aşan hapis cezasına mahkumiyet hallerinin milletvekili seçilme konusunda kesin bir engel oluşturulduğunu anlatıldı.
Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

”Yerleşmiş ve süreklilik kazanmış uygulamaya göre, engel mahkumiyeti bulunduğu için seçilme yeterliliğine sahip olmayan kişiler adli ve yargısal bir işlem ve kurum olup geleceğe yönelik olarak sonuç doğuran ve ceza mahkumiyetinden doğan süresiz hak yoksunluklarının giderilmesini sağlayan bu işlemi gerçekleştirdikleri, bir başka deyişle bu husustaki talepleri üzerine yasaklanmış olan hakları mahkemece verilecek kararla iade edildiği takdirde seçilme haklarına kavuşabilmektedir.”

Memnu hakların iadesinin yürürlükten kaldırılan 765 sayılı TCK’nın 121 ve 124. maddeleri ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 416 ve 420. maddelerinde düzenlendiği hatırlatılan açıklamada, bu iki kanunun 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlükten kaldırılıncaya kadar uygulandığının herkes tarafından bilinen bir gerçek olduğu hatırlatıldı.

”Ancak aynı tarihte yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda memnu hakların iadesi kurumuna yer verilmemiştir” ifadesine yer verilen açıklamada, şöyle devam edildi:

”Buna gerekçe olarak da 5237 sayılı TCK’da esas alınan yaptırım teorisinin sürekli hak yoksunluğunu benimsememesi gösterilmiştir. Gerçekten de 765 sayılı TCK’nın 20, 25, 31, 33, 34 ve 41. maddelerinde düzenlenmiş bulunan ve bir kısmı müebbetten süren hak yoksunlukları, 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinde güvenlik tedbiri olarak düzenlenmekle beraber bu yoksunlukların cezanın infazının tamamlanmasıyla birlikte sona ereceği kabul edilmiştir. Bu kanunda ömür boyu süren bir hak yoksunluğu söz konusu olmadığı için bundan böyle yasaklanmış hakların geri verilmesi kurumunun yöntem ve esaslarını gösteren yeni bir düzenleme yapılmasına da ihtiyaç olmadığı düşünülmüştür.

Oysa anayasanın milletvekili seçilme yeterliliğini düzenleyen 76-2 ve buna dayalı olarak 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 11. maddesinde bazı mahkumiyetlerin ‘affa uğramış olsa bile’ milletvekili seçilmeye engel olacağı belirtilmektedir. Ayrıca 1 Haziran 2005 tarihi itibariyle yürürlükte olan çeşitli özel kanunlarda belirli suçlardan mahkumiyet ‘affa uğramış olsa bile’ bazı görevlere getirilmeye ve bir kısım hakları kullanmaya engel olarak kabul edilmiştir.

5237 sayılı TCK’nın yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2005 tarihi itibariyle bu kanunun 53. maddesinde öngörülen hak yoksunlukları cezanın infaz süresi ile sınırlı olarak sonuç doğurmakta iken, anayasal ve yasal düzenlemelerde aynı mahkumiyete bağlanan hak yoksunlukları ise süresizdir. Uyum yasalarının çıkarılacağı sonraki süreçte 5435, 5720, 5728, 5786 sayılı kanunlar ile değişiklik yapılmış ise de ‘affa uğramış olsa bile’ ibareleri muhafaza edilmiş veya aynı sonucu doğuracak biçimde ‘TCK’nın 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile’ ifadesi getirilmiş hatta 7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanunu bütünüyle yürürlükten kaldırılarak yerine 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun yürürlüğe konulmasına rağmen bu kanunun da 3. maddesinin ikinci fıkrasının a/2 bendinde ‘affa uğramış olsa bile’ ibaresi korunmuştur.”

Açıklamada, TCK’da düzenlenen hak yoksunluklarının infaz süresiyle sınırlı olmasına karşın bazı ayrıksı düzenlemeler nedeniyle gerek TCK’da gerekse diğer kanunlarda öngörülen suçlara ilişkin mahkumiyetlerden doğan süresiz hak yoksunluklarının halen bazı özel yasalarda bulunduğuna işaret edilerek, şu görüşlere yer verildi:

”Milletvekili seçilme hakkının ceza mahkumiyeti nedeniyle yitirilmesi de bunlardan biridir. Nitekim bu husus Anayasa Mahkemesinin 14 Nisan 2011 günü Resmi Gazete’de yayımlanan kararında da ‘…cezanın milletvekili seçilmesine engelleyen anayasanın 76. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilenlerden olup olmadığının saptanabilmesi ve mahkumiyete bağlı hak yoksunluğu öngören bazı özel yasalardaki hükümler nedeniyle mahkemelerde verilen mahkumiyet kararlarının kayıt altına alınmasında yasal ve anayasal bir takım gereklilikler bulunmaktadır’ denilerek vurgulanmıştı.”

AA

Yorumunuzu Paylaşın