BAHÇENİN AYDINLIĞI
Şimdiki çocuklar bahçe bilmezler. Onlar evlerin eşya dolu arka balkonlarını ve yemek yenen ön balkonları bilirler. “Sakın sarkma” lafını bin kez duyarlar, yine de içlerinden gelen boşluğa doğru uzanma tutkusudur. Onlar kapalı mekanları içinde bugün internet’e hapsedilmiş ruhlarına cevap ararlar. Herşeyi biliyor olmanın ukalalığıyla ters ters bakarlar.
Benim çocukluğumun iki bahçesi vardı; biri anneannemin eski rum evinin kocaman bahçesi. İçinde kümesi ve keçi ağılı olan, buz gibi su akıtan tulumbanın bekçilik ettiği kuyulu bahçe.
Bir asma vardı ki korukları salkım saçak. Sıra sıra saksılarından çiçekler fışkıran bahçe. Ful batırılmış domateslerin baygın kokusuna karışan yasemin, hanımeli kokuları. Akşam sefaları renk renk kırmızı acı biberlerin yanında, küpeler şıkır şıkır işveli. Taşlıkta suyun bıraktığı son nemin kokusu , başdöndürücü.
Bu bahçede açılan gözlerim doğanın gönlüne bir hançer gibi saplanırdı kedilerin peşinden koştururken. “Bahçemiz bilginin gölgesindeydi /Bahçemiz duyguyla bitkinin karıştığı yerdi / Bahçemiz bakışın, aynanın ve kafesin kesiştiği noktaydı. / Bahçemiz belki de yeşil saadet çemberinin bir parçasıydı.”*
Kendi evimizin bahçesi ondan küçüktü, çünkü artık bir apartman lüksünde buluşuyorduk onunla. Arka bahçede horozumuz tüm tavukları duvara dizerken babam minicik bir kuzu getirdi anasıyla birlikte. Çoban anneme süt sağmasını öğretti biz taze süt içelim diye. O minik kuzu evin içinden çıkmaz oldu. Yan komşumuzun kızları da sevsin diye bahçe duvarında bir delik açtık. Bu delikten dostluk ve sevgi aktı kahvaltı masalarına bahar günleri. Kadınların şen kahkahaları dedikodulara eşlik etti. Çiçekler daha azdı ama tavşanımız bile geldi bahçeye. Kapatıldığı kutunun üstündeki tüm yastıkları savurup annemlerin yatağına koşan o tavşanı arar gözlerim zaman zaman. Kafeste kanaryamız hiç susmadan yarınları muştulardı cıvıl cıvıl. “ O günlerde Tanrının ham meyvasını çiğniyordum uykuda/ Suyu felsefesiz içiyor/ Dutu, bilgisiz topluyordum/ Çayırkuşu şakıdığında gönlüm dinleme hazzıyla yanardı/ Kah, yalnızlık, yüzünü camın arkasına dayar,/ Kah heyecan, elini duygunun boynuna dolardı / Düşünce oyun oynardı.”*
Biz doğanın içinde eriyen ruhumuzu gönlümüzle yıkardık. Baharda yaseminin kokmadığı bir eve ev demezdik. Bahçede tırtıl ve sümüklü böcekleri izlerken insan olmayı öğrenirdik. Bizi şiddete değil , duygunun koynuna sokan maceralar yaşardık karanlık yaz gecelerinde. Bahçenin önemini o zamanlar bilmezdik. Asfalt Osman’ın dümdüz ettiği güzelim evlerimizden ve bahçelerimizden lanetli bir çirkinliğin pençesine düşeceğimizi henüz bilmediğimiz ıslak İzmir geceleriydi onlar. Çocuklarının her dediğini yapan ana babalar değil, seven ana babaların olduğu günler. “Bayram yağmuru gibi bir şeydi yaşam/ sığırcıklarla dolu bir çınar/ ışık ve taşbebekti yaşam/ bir kucak özgürlüktü/ Yaşam, musiki havuzuydu o zaman.”*
Şimdi bahçelerimiz yok artık. Yeşil gözlü baharlara hasretiz. Nefretle sarsılan yüreklerin sıkıntısı var havada. Sanki , rahmet indi inecek.
*Suyun Ayak Sesi, Sepehri İyi Şeyler Yay.
NEVVAL SEVİNDİ