Akşam Gazetesi

Mart 29 2011Yorum Yok Kategori: Güncel

Bugünlerde evliliğe daha çok ihtiyaç var

Gazeteci, yazar Nevval Sevindi ile yeni kitabı ‘Ruhunu Arayan Aşk’ sebebiyle buluştuk ve aşkı konuşmaya doyamadık. Kitap, kadınlara ve erkeklere, aşıklara, olmak isteyenlere veya kaybetmek üzere olanlara müthiş tüyolar

veriyor.

Antropoloji okumuş, bir dönem devlet memuru olarak çalışmış ve 1989′da dahil olduğu medya serüveninde onlarca kitaba imza atmış, onlarca program yapmış, ödüller kazanmış bir isim Nevval Sevindi. 1997′de Fethullah Gülen’le ilk röportajı yapan gazeteci olarak popülarite kazanan Sevindi, İzmirli olduğu için mi bildiğini söylemekten geri durmuyor, gazeteci olduğu için mi bu kadar korkusuz, çok okuduğu, bildiği için mi çok konuşuyor, hayata aşık olduğu için mi aşk kitaplarını bu kadar ustalıkla kaleme alıyor; bilemedim. Onu bir siyaset programında hararetle tartışırken veya bir profesörü köşeye sıkıştırmışken görenler, ‘Fırtınalı İlişkilerde Kullanma Kılavuzu’ alt başlığıyla yazdığı kitaba şaşırabilirler. Şaşıranlar sakın ola kitabını okumadan veya bir programını baştan sona seyretmeden karşısına çıkmasın zira Sevindi’nin en çok kızdığı şey ne yaptığını bilmeden eleştiriler.
- Aşkı nasıl tarif ediyorsunuz?
Aşk kültürle alakalı bir kavramdır ama şimdi cinsellikle açıklanıyor. åşık oldum derken aslında cinsel ilgi duydum demek istiyorlar. Ruhu olmayan aşk olmaz diyorum. Bu ruh da bizim kültürde aşkla ifade edilir. Aşk derken hayatın tamamına bakışı anlıyorum. Sadece bizimle ilgili bir aşkı kaybetme hali yok, dünyada da insan kendi anlamını ve aşkı kaybetti. Bunları anlatmak istedim kitapta.
- Kitabı yazma fikri nasıl doğdu?
Zaman içinde kavramlar anlamsızlaştırıldı. Beni kışkırtan, aşk başlığı altında çok fazla olayın ekrana ve basına yansımış olmasıydı. Medyanın sunduğu örnekler bunlar ve hayat da bu örnekleri seyretmekle geçiyor, bunların anlamı ne peki? Bunlardan bir ders çıkartmalıydım.
- Fırtınasız aşk yaşanmaz mı acaba?
Fırtına sizin içinizde var, aşık olunca savruluyorsunuz çünkü belki de ‘aşık olmam’ dediğiniz birine aşık olmuşsunuzdur. Savrulma sizin içinizdedir, bunu anlayamaz ve karşı tarafa yönlendirirseniz o zaman ilişki de savrulmaya başlıyor. Karşı tarafın da savrulmaları var, o nedenle birbirinizin yanında duracak irade ve gücü geliştirmek için ne yapmak gerekiri keşfetmek lazım. Sevmenin tek karşılığı var, karşınızdakini olduğu gibi kabul etmek.

ALDATMAK AYIPTIR!
- Bunu yapmak ne kadar kolay görünüyor ama ne kadar zor!
Hep bir hayalimiz, hedefimiz var; kafamızda bir model belirliyoruz. Şöyle özellikleri olmalı, böyle nitelikleri olmalı diye. Ancak pat diye aşık olduğunuz kişinin hiç de öyle biri olmadığını görüyorsunuz. Kabul etmek en iyisi, kendimizi olduğumuz gibi kabul ettiğimiz zaman karşımızdakini de olduğu gibi kabul edebilme yeteneğine kavuşuruz. Nerede olduğunuzu bilmezseniz 50 yaşında şişirilmiş dudaklarla oturursunuz, 20 yaşında 50 yaşındaymış gibi karalar bağlarsınız.
- Kadının ilişkide yaptığı hataları sıralamışsınız, siz hangisini yaptınız?
Erkeğe ‘sana ihtiyacım yok’ demek en kötü mesajdır. Ben bunu yaptım maalesef, doğrudan söylemedim ama bu mesajı verdim. Bana ihtiyacın yoksa neden yanımdasın diye düşünmüştür, zaten baştan dumura uğramış! Erkek güç göstermek ister, kadın bunu yapmamalı. Korumak ister erkek, bu da en büyük değeridir. Bunu kabul ederseniz de size bağlanır.
- Kadınlar hangi hatayı yapıyor en çok?
Erkeği güvence ve poliçe gibi kullanmak!
- Bütün erkekler aldatır mı?
Ben bütün erkekler diyemem ama hepsi aldatılmaya teşvik ediliyor. Çevre de medya da erkekleri aldatmaya teşvik ediyor. Eskiden babamın zamanında çok ayıp ve aşağılık bir şey olarak kabul edilirdi aldatmak. Aldatmak erkekçe bir davranış değildir babama göre, annemle 55 yıl evli kaldılar. ‘Erkek olsa zaten karısıyla mutlu olmayı becerir, karısı da onu mutlu edebilir’ derdi. Ruhsuz bedeni doyurma çabasıdır aldatma. Hırpalanan bedenden kaçar ruh.
- Aşk illa gelir mi bir gün?
Aşk içimizde varsa bize gelebilir ama onu çok uzaklarda arıyoruz, oysa yakınlarımızdadır aşk.
- Evlilik önemli mi?
Dünya tarihi boyunca evlilik her zaman kutsaldır. Her zaman değerli, hatta bugünlerde daha da değerli; erkek de kadın da tek eşle pekala mutlu olur. Bugün evlilik insanları yalnızlıktan kurtarıyor. Evliliğin kötülenmesi hainliktir bu yüzden.
- Neden kendi hayatımızı bilerek cehenneme çeviriyoruz?
Çok doğru bir soru bu; konuşmaya gelince herkes konuşuyor. Söyleriz, doğruyu biliriz, böyle olması gerekir deriz. ‘Olmuş olduğunuz şey olabileceğiniz tek şeydir’ der düşünür Gasset; olacak diye bir şey yoktur. Yoksa 50 yaşına gelip de ‘annem izin verseydi balerin olacaktım’ diye üzülmenin lüzumu yok. Yaşamak başlı başına bir nimet, yaşama sevincini diri tutmak sizinle ilgili. 99 kişi doğruyu söyler ama yanlışı yapar.

SEVİLMEYEN BİR TİP OLDUĞUM KESİN
- Hararetli tartışmalarda sizi tanıyanlar ve aşk kitaplarınızla sizi tanıyanlar çelişkiye düşmüyorlar mı?
Şunu söylemem lazım; Türkiye’nin sevmediği bir tip olduğum kesin. Gruplaşmış zihniyetin reddettiği bir şeydir bu. Özgün insan tipini reddeder. Ben özgün, sınırları ve etiketleri belirlenmiş biri değilim. Ne devlet memuruyken ne gazeteciyken öyle biri oldum. Hatta hep sorun oldum, varlığım sorun oldu. İdeallerim için her şeyi yaparım, korkusuzum. Temenna etmekten hoşlanmam, bütün kadınlara koruyucu bir sevgiyle bakar ve onlar için mücadele ederim. Eyvallahım yoktur, laf altında kalmam, anında karşılık veririm. Ne iktidarlar ne de kendi küçük iktidarlarına sahip kişiler tarafından sevilirim. Onaylanması mümkün olmayan biriyim. Beni sevip anlamak için yetkin bir yetişkin olmak gerekiyor. Bir çocuk bahçesine benzeyen Türkiye’de böyle yetişkin kaç tane var bilmiyorum ama var olan yetişkinlere talibim (gülüyoruz). Merak etmiyoruz ama yargılamayı seviyoruz. Beni hiç okumamış ve sadece birkaç dakika ekranda görmüş biri ne diyebilir? Canımın istediği gibi davranıyorum, bu bile korkunç geliyor. ‘Akıllı bir kadın gibi görünmek istiyorsan saçların sarı olmamalı’ dediler zamanında ama kimseyi dinlemedim.

PORNOGRAFİK MAGAZİN YAPILIYOR
- Medya dünyasındaki dostluklar ve yaşananlar sizi ne kadar tatmin ediyor?
Medya dünyasında kendinize uygun birini bulmak, konuşmak için bile olsa kolay değildir, bir tane vardı ve ben buldum, evlendik (gülüyor). Eşim Kerem Çalışkan, son derece duyarlı, değerleri olan biridir, asla mesleğini kullanarak kimseye yanaşmamıştır, taviz vermeyen biridir o yüzden sert görünür. Gerçek bir insandır, büyük bir edebiyat ve şiir tutkusu vardır. Dans ediyor, şiir okuyor, keyifli yemekler yiyoruz. Böyle insanlar da var. Medyada kadın olarak kendi bileğinizin gücüyle bir şey yapmak istiyorsanız işiniz zordur. Ayağınızdan çeken çoktur, egonuz tavan yapmalıdır. Ukala olmalısınız yer edinmek için. Fakat mesleğin araştırma, farklı kültür ve insan tanıma konusunda çok faydasını gördüm. Dünyayı gezdim, insanlar tanıdım. Zıtlıkları gördüm.  
- Haksız yere ‘bir yere’ gelenler için ne diyeceksiniz?
Bilgisi olmayan, tecrübesiz, gaflar yapan çok sayıda televizyoncu var. Üzülüyorum, kötü örnek oluyorlar. Elbette iyiler de vardır ama sunucu kalmamış. Haber okuyanlar kötü…
- İklim Bayraktar olayı için ne düşündünüz?
Son derece magazineldi her şey. Bu teşvik edilen, normal görülen hatta kullanılabildiği için de zevkle izlenen bir durum. Hatta o kadar magazinel ki buna artık pornografik magazin yapılıyor diyebilirim. İşin içinde kadın olunca ortalık iyice şenleniyor. Gazeteciye vurmak için de iyi, olmayanı kullanmak için de. Haberler haber olmaktan çıkıyor, gerçekten haber yaptığınızda araştıracaksınız, gerçeği söylemeye cesaretiniz olacak. Yapılan habercilik değil, gazeteler de öyle. Yapılan bir komplo varsa herkes zarar görüyor. Burada bir çamurdan söz ediliyorsa kimse kurtulamaz. Ülke adına bir zaafiyet bu, medyanın var olmadığı bir demokrasi olamaz.

KIZIMI ANLAMAYA ÇALIŞIYORUM
- Hayattan zevk alıyor musunuz?
Olabildiği kadar. Eşimle mehtap seyretmeye gideriz sık sık, bir arkadaşım ‘Neden seyrediyorsunuz ki’ diye sordu oysa mehtap şiirlerde, şarkılarda, edebiyatta büyük yer tutar.  Ruhu da yaşatmak, beslemek lazım. Aşk arayışı işte tam da ruhu canlı tutabilmek içindir. Ölene kadar aramak bu yüzdendir. Aşkın halleri vardır, Mevlana gibi çok geç yaştayken bir dostta da bulabilirsiniz aşkı, böylece 800 yıl ayakta kalabilirsiniz.
- Yaşamınızdaki dönüm noktaları nelerdir sizin aşkı arama yolunda kat ettiğiniz?
On yılda bir dönüm noktaları yaşadım ben, 18-19 yaşındayken ilk evliliğimi yaptım ve İran’a, çok farklı bir kültüre gittim. Son devrimi yaşadım orada. Sonraki dönem dünyayı anlama dönemidir. 28′e kadar yeniden evlenmiş ve çocuk sahibi olmuştum. Tek başıma her şeyin üstesinden gelmek benim harcım değil, bunu anladım. Uzaklardakileri değiştirmek için uğraşırken yakınımdakileri ihmal etmiştim. 38 yine bir dönüm noktasıdır, kanser geldi ve 49′da yeniden geldi. Her dönemimde hem büyük imtihanlardan geçmek hem de değişimi gerçekleştirmek fırsatını buldum. Çok zorlu süreçlerden geçtim. Hepsinden de zevk aldım.
- İsyan etmediniz mi hiç?
38 yaşıma kadar çok öfkeli biriydim ben, o zaman fark ettim ki bu öfkeden kurtulmalıyım. Kanser sayesinde öfkeyle hesaplaştım. Artık ender öfkeleniyorum ama o zaman kimse karşımda durmasın (gülüyor). Daha fazla empati yapmaya başladım.
- Kızınızla aranız nasıl?
Çok iyi. Zaman zaman kızımı da dinlemediğimi, onu anlamadığımı fark ettim. O yüzden daha çok dinlemeye çalışıyorum, ben konuşmaya odaklıyımdır. Nedenleri anlamaya çalışıyorum, anlarsam yardımcı olabilirim. Evini ayırdı 6 ay önce, o yokken gittim ve yemekler hazırladım geçen gün. Çok hoşuna gitti. Vay beni terk ettin demek de mümkün, ilişkiyi bu seviyeye getirmek de mümkün.

ELİF AKTUĞ
elif.aktug@aksam.com.tr

Yorumunuzu Paylaşın