Sevindi Girişimciliği Anlattı
29 Mart 2010 Pazartesi Saat 20:17
Gazeteci-Yazar Nevval Sevindi bir girişimcideki en büyük özelliğin cesaret olduğunu söyledi. Gazeteci-Yazar Nevval Sevindi ŞUGİŞKAD’ın düzenlediği konferansta girişimciliği anlattı.
Gazeteci-Yazar Nevval Sevindi bir girişimcideki en önemli özelliğin cesaret olduğunu söyledi. Gazeteci-Yazar Nevval Sevindi Şanlıurfa’lı kadınlara girişimciliği anlattı. MOZAİK AVM konferans salonunda Şanlıurfa Girişimci İş Kadınları Derneği tarafından düzenlenen ‘Değişim İçin Girişimcilik’ adlı konferansa ilgi ve katılım yoğun oldu. ‘
Van’da Akdamar Kilisesi yılda bir kez ibadete açıldı.
İnanç turizmine milyonlarca Ermeni gelecek ve Van kalkınacak diye uçan balonların arkasından bakarken gerçekleri düşünelim.
Şiire kapalı bir dünyada yaşadığımız malum. İncelikler, zerafet ve duygu arka kapı nöbetçisi gibi günümüzde.Herkes kapkaçcı bir duygu ve düşünce dünyasının içinde günü gözlüyor. Herşey televizyon dizisine dönüşünce gerçekliklik kazanıp alışılıyor.
21 Mart bütün Türk dünyasında ve İran’da büyük bayramlarla kutlanır.
Ne yazık ki, biz yıllardır Nevruz’u “olaylı mı geçecek, olaysız mı?” bekleyişine indirgemiş durumdayız. Militan anlayışın Nevruz’u “o sadece bizim,Türkler kutlamasın” gibi binlerce yılı red eden bir cehalet maalesef.
Sadece Türk kültürü binlerce yıldır kutlamıyor,İranlılar Zerdüşt gelenekten beri kutluyor Nevruz’u.
Hem de en büyük milli bayram olarak.
Maalesef 85 yıldır devlet kültürel mirasına sahip çıkmayı bile öğrenemedi. Kültür denince “eğlence v.s” anlayan zavallılık Devlet Resim Heykel Müzesi’nde
hırsızlıkla birleşti.
8 Mart’ın 100.yılını kutluyoruz. Yakılan,öldürülen tekstil işçisi kadınlardan bugünlere geldik. 100 yıl içinde kadınlar vahşi kapitalizm tarafından sömürülen, çocuklarıyla birlikte en düşük ücretlerle uzun saatler çalışanlardı. O günden bugüne gelen talep:”eşit işe eşit ücret” !
Bugün bile Batı’da eşitlik sağlanamadığı gibi dünyanın bir çok yerinde de gerçekleşmedi.
“Bir lahza sonra kendimizi Şişli tepesinde bulur ve Maslak yolunu tutardık!Kendi süratimiz etrafımızda rüzgar yapardı,….Ah,öğle üstü güneşle kavrulan ıssız tepelerde otomobille giden insanlara kolaylık olan bu gölge ve bu rüzgar….
Bunalmış,kavrulmuş,bu kızgın yol üstünden sizi otomobil “kurander”li bir dehlizde gibi rüzgar sademelerine uğratarak,akıntıda götürür;karşımıza kah bir koru çıkar,kah öteden Kanlıca tepesini,kah beride Yuşa dağını görürsünüz; bazen Boğaziçi’nin kapanmış bir parçasına rast gelirsiniz;göl gibi durur.Kah sırtı çıkınca önünüze birdenbire Karadeniz yayılır; içine yuvarlanacakmışsınız gibi başınızı döndürür. Daha sonra ağaçlıklı bir bayır….Otomobilin motoru durmuştur, kendi sikletinizle ve frenlere dayanarak,derin bir sükut içinde mütemadiyen,döne çevrile iniyorsunuz. İşte ilk evler,işte Tarabya,deniz ,rıhtım!”
Refik Halit Karay (Ago Paşa’nın Hatıratı)