İyiliğin Sesi

Kasım 1 2009bir Yorum Kategori: Güncel

1950’lere kadar bir ruh ve medeniyet sahibi edebiyatçılar varlığını sürdürdü. Bu Cumhuriyet’in taze kanıyla nefes alıp veren eski ruhun senteziyle gerçekleşti. Ancak yeniler yeni bir ruh inşasını gerçekleştiremedi. Bunu Ziya Osman Saba’nın yazılarını, şiirlerini, eleştirilerini okuyunca çok net göreceksiniz. Yazılar 1928 ila 1957 arasını kapsıyor. Bu dönemin bugün için anlamı daha da özeldir kanımca.
Ziya Osman Saba dostluk,civanmertlik, tevazu ve bilgelik gibi değerleri hal diliyle yaşamış bir sanat,edebiyat adamı. Ondan Cahit Sıtkı Tarancı’nın yakın arkadaşı olarak haberdar olmuştum küçük yaşlarda. Ama bir portre,bir kimlik halinde okutulmamıştı. Hem de benim gibi bir edebiyat delisi bile ona ulaşamamıştı. Bilgi yoktu maalesef.

“Konuşanlar bir hüzünle sesinde” kitabı bu fırsatı sunuyor bize. Yazılar,söyleşiler ve mektuplarla Ziya Osman Saba’yı olduğu kadar Cahit Sıtkı’yı ve diğer ünlü şairleri,hikayecileri tanıyoruz. Herkesi sevgiyle kucaklayan,hararetle kamuya sunan ve müthiş bir eleştiri yeteneğiyle edebiyat tarihine mal eden yazar Cumhuriyet döneminin kültür ve sanat hayatını bize anlatıyor.Tanıtıyor. sadece ve sadece sanat,edebiyat için yazan,estetik duygusu Batı ile Doğu sentezi olan Ziya Osman ;”yasak değilse ben kendi kendimi anlatmış olayım” der.Böylece her türlü sınırı,ideolojiyi red eder. Hukuk okuduğu halde en mütevazi işlerde çalışır ki edebiyattan kopmasın diye. Dostluk ne anlama gelir tarif edebilmek bugünkü edebiyat dünyasında (diğer alanlarda olduğu gibi) çok zordur,o bize Yaşar Nabi ile olan dostluğu yanı sıra Cahit Sıtkı’yla ruh kardeşi gibi varolmanın hafifliğini yazar en doğal haliyle. Benim Amerikalı yazarların kitap önsözlerinde kıskançlıkla okuduğum destek veren, okuyan dostların çokluğu Ziya Osman için de geçerlidir. En ünlü isimler dostturlar. Saatlerce dost meclislerinde,edebiyat sohbetlerinde fikir alış verişi yapar zihin ve ruh idmanıyla zenginleşirler.Fransız diline ve edebiyatına hakim olan Ziya Osman’ın üzüntüsü:” Yarın öleceksin deseler,yegane üzüntüm, dünyada bırakacağım sevdiklerimle yazamadığım eserlerimdir” der. Çünkü hep bir aile geçindirmenin sorumluluğuyla çalışmak zorunda kalmış, edebiyata harcayacak mesaisi hep kısıtlı olmuştur.
Necip Fazıl’ı her zaman över. Onunla Baudelarie arasında bir akrabalık görür. “Kaynamış ruhlarımız bir derdin potasında” diyen şairin hislerini anlatırken güçlü,tabiatı yazarken sıradan olduğunu da belirtir.”ben ve Ötesi”kitabını çok önemli bulur. Zor bulunur ruh ve duygu derinliği vardır şairde: “Söndürün lambaları uzaklara gideyim,/ Nurdan bir şehir gibi ruhumu seyredeyim.” Necip fazıl’ın ferdiyeti içine geniş bir cemiyet sığabilmiştir der (s.37) Bireyselliği küçümseyenlere şamardır!
Galatasaray lisesinde yatılı okuyan,annesini erken yaşta kaybetmiş Ziya Osman okulda sınıf ve sıra arkadaşı olan Cahit Sıtkı Tarancı ile onun ölümüne kadar sıkı dost kalır. Onun keşfini şu satırlarda anlatırken aklımıza neler gelmez ki: “Belki Cahit Sıtkı’nın ömrü de ebedi bir suküt olarak kalacaktı , eğer, taze fidanların üzerine balta ile yürüyenler yanında,kıymetleri sezebilen bir Peyami Safa bulunmasaydı.”(s.27)
Onun annesizliğinde kendini bulan yazar şu şiire bayılır: “Tavan bir anne gibi eğilmiş üzerime, Duvarlar etrafımda kardeşlerim gibidir.” (Odamda Suküt şiiri)
Sabri Esat’ın ilk kitabı çıkar kimseden ses çıkmaz bir tek o yazar ve onun mısrasıyla seslenir edebiyat çevresine: “Eğilmezsem sesimi duymuyor bu adamlar….”(s.32)
Varlık dergisinde çalışan,yazan,düzelten Ziya Osman derginin kurucusu Yaşar Nabi’nin hikayeciliğini beğenir. Kıyasıya da eleştirir hem de onun dergisinde!(s.45)
Sait Faik’ten,Bedri Rahmi Eyüpoğlu’ndan, Cahit Uçuk’tan, Reşat Enis’ten özgün hikayeciler diye söz eder. 1990’lı yıllarda Reşat Enis romanlarının analizlerini yazmıştım edebiyat dergilerinde. Kimsenin ilgisi yoktu , oysa toplumun anlaması gereken yapı taşlarındandı Reşat Enis.
Abdülhak Hamid Türk şiirinin gururudur der ve devam eder:” Hamid bizim için mukaddes bir sembol, bir bayrak gibi bir şeydi.O gittikten sonra başsız bir ümmet gibi kaldık.”(s.61) Onu çocuklarımız,gençlerimize okuttuk mu? Hayır!
Bugünkü taklit ve sözümona pop ürünler, Türkçe özürlü yazarlar için , meşhur edenlere ağıt olarak alttaki satırlar: “Tahditçi zihniyetin bir başka mahzuru da sanat kıymeti olmayan demagojik edebiyata yol açması ve bu edebiyatın suni surette şişirilmiş mahsulleri altında hakiki istidatları(yetenek) mahkum etmesidir.”(s.63)
İstanbul ve Boğaziçi’ni onun gibi anlatan çıkmamıştır. Estetik zevkin şahikası oradadır işte. Onları bilmeden nasıl sevilir İstanbul. Abdülhak Şinasi Hisar’ın şahane kitabı “Boğaziçi Mehtapları”nı yazar.(s.92)”Son ahenginin,akislerini ancak yakalayabildiğimiz bitmiş bir şarkı gibi ancak ne olduğunu tahmin edebildiğimiz Boğaz!” (s.93)
Keşke İstanbul’u almasaydık, İstanbul’u keşke yabancılar alsaydı bizim gibi bozmazlardı yazık oldu ,İstanbul bize layık değil sözlerini genç yaşlı birçok insandan duymuş bir faniyim. Kulaklarımı yıkatmak isteği duyarım hep aklıma geldikçe. Ziya Osman saba ne der bilir misiniz: “Dünyanın en güzel köşesinde, o en güzel köşeye layık insanlar,bütün kibarlıkları,bütün zarafetleriyle yaşamışlar,onlar dertlerini tamamladıktan sonra, içlerinden bir sonuncusu,o en güzel köşeye en layık bir sanatkar, orayı en güzel bir şekilde ebedileştirip bırakmıştır.”
“Bu kitabı okuduktan sonra Boğaz suları bana her zamankinden dah Türk olarak akıyor gibi geliyor”. (s.95)
Orhan Veli,Oktay Rıfat, Necati Cumalı,Behçet Necatigil,Melih Cevdet Anday,Fazıl Hüsnü Dağlarca ‘yı yaşadığı sosyal dünyada okuyup seveceksiniz yeniden. Onlar temel taşlarımız gerçekten.
Cahit Sıtkı’nın ölümünden sonra yazdığı yazılar bütün sevgisini, dostluğunu ve bir o kadar iyi eleştirmenliğini ortaya koyuyor. Bu yazılarda Cahit Sıtkı lise öğrencisiyken babasına yazdığı bir paragraf var:” Babacığım,hayatta başarı yalnız aç kalmamakta değildir . Asıl başarı göçüp gittikten sonra ardında bir eser bırakmaktadır. Bu eseri meydana getirmek için saadeti yasak telakki etmeli.benim de çizilmiş bir mefkurem vardır. Ben, her şeyden evvel, yaşamış olduğuma delil olmak için,bir eser meydana getireceğim.” 1929 yılında bir lise öğrencisi idealinden söz ediyor.(s.212) Bugün ne yöne gideceğini bilmeyen liseliler normal karşılanırken dünya kadar da üniversite öğrencimizin mefkuresi yoktur.İşte bu eğitimin de , kültürün de, edebiyatında meselesidir. “Çocuğa daha ilk mektepten –şiir demiyorum-güzellik zevki aşılanmalıdır “diyerek bugünkü banallığın , zevzekliğin nedenini ilan eder bize. Güzelden zevk almayı öğrenen güzelliği arar çünkü. “O zaman çocuğa, doğru yolu göstermek ve bir kere “hakiki güzel”i bulduktan sonra ,ona “güzel”in mertebeleri arasında en zevkli seyahati yaptırmak lazımdır.”(229)
Ziya Osman Saba edebiyatımızdaki “acıklı iskemle kavgasının “ nedenini açıklar: Edebiyatımıza henüz hakiki bir eleştirmenin gelmemiş olmasıdır.” (s.220) Eleştirmenin tarifini de verir:” Alim olduğu kadar sanatkar da olacak, Türk edebiyatının en değerli tarihini yazabildiği gibi kıymetleri de meydana çıkarabilecek bir sanatkar sezişine sahip olacak”.
Bir ruh derinliği sunan bu kitaptan çok şey öğreneceksiniz.
“Eski bir evde olmak,orda ,Eyüp Sultan’da”diyen şairi seveceksiniz.

Konuşanlar bir hüzünle sesinde, Alkım yayınları
Derleyen:Tahsin Yıldırım

  1. kerim diyor ki:

    buyukbaba , buyukanne

    onlar Mısır geldi 1920 kimden Girit

    i am from egypt ..looking for my cretan turkish relatives or at least my cretan family origin informations

    i hope you could help or direct me to the right way

    my turk relatives in ankara

    veya turkish air force pilot mostly between 1935 -1965

    please any informations or direction you share or advise could be helpful

    karim ………….

Yorumunuzu Paylaşın