Nisan 22, 2009

Gıda terörünü durdurmak için

Nisan 22 2009Yorum Yok Kategori: Güncel

*Tarım Bakanlığı, vatandaşın ‘güvenli gıdaya’ ulaşmasını sağlamak için devrim niteliğinde iki karar aldı.*

Zirai ilaç satışı ‘reçeteye’ bağlandı. Kiraz bitine, elma kurdu ilacı verilemeyecek; komşu için ilaç alınamayacak… Toprağını analiz ettirmeyene gübre satılmayacak; devlet desteği verilmeyecek! Avrupa’dan geri dönen domatesler, armutlar vesilesiyle öğrendik ilaç kalıntılı meyve ve sebze üretildiğini. Anladık ki ‘fiyatlar düşmüşse’, ortalık domatesten armuttan geçilmiyorsa ‘ihraç ürünlerimiz’ iade edilmiş… Ama konunun muhatabı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bu durumun değişmesi; Türk halkının da Avrupalı gibi ‘güvenli’ gıdaya erişimini sağlamak için 4 önemli adım attı. Biz de bu düzenlemelerin mimarı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları’nın kapısını çaldık… Aysel ALP YAZIYOR *Vatandaş ne zaman ilaç, gübre kalıntısı var mı yok mu endişesi taşımadan meyve sebze yiyebilecek? * Üretilen gıdada ilaç ve gübre kalıntısının standardın üzerinde olmasını engellemek için dünyada ilk kez 4 adımı aynı anda atan tek ülke olduk. İlaç bayiliklerinin düzenlenmesi; reçeteli ilaç; sertifikalı tarım danışmanlığı ve geriye doğru izlenebilirlik. Artık kimse ilaç bayiinden kafasına göre ilaç alamayacak. Bu bir devrim. *Güvenli gıda için ilk neşteri nereye vurdunuz? *İlaç bayiliklerinden, ben bunlara ‘zirai eczaneler’, adını verdim. Beşeri eczacı olmak için 5 yıl okunuyor; oysa zirai eczane açmak için eğitim şartı bulunmuyordu. Bir inceleme yaptırdım 6 bin zirai eczaneden 2 bin 117′si tarım eğitimi almamış olanlar; bunun içinde okuryazar da var ilk okul mezunu da; madenci… İşte bunları ıslah etmeye karar verdik. Öncelikle yeni bayii olabilmek için üniversite mezunu olma şartı getirdik. İkincisi sınava tabi tuttuk. Çünkü bu toplum sağlığını ilgilendiriyor. Beşeri eczacı bir ilacı yanlış verse en fazla bir kişinin hayatı tehlikeye girer; ama zirai eczane yanlış verdiğinde o bitkiyi tüketen yüzlerce insanın sağlığı tehlikede demektir. *Sınavın sonucu ne oldu? *3 bin 500 kişi başvurdu. Sadece 25 kişi kazandı. Düşünebiliyor musunuz? Meslek kuruluşları sınava itiraz ettiler, olur mu böyle şey dediler… Hiç hoplamayın, dedik. Koç gibi sınav yaptık. Mevcut bayiler ne olacak, hani aralarında okuryazarların da olduğu…. Bu bayileri de sınava sokacağız. Geçenler bayii olacak. Kazanıyorsa helal olsun. İsterse ilkokul mezunu olsun. Kimyacısı da madencisi de girsin… *İkinci adım ne oldu?* Nasıl ilaç alabilmek için reçete gerekiyorsa; ilaç alabilmek için de reçete şartı getirdik. Bakın, bunlar devrim gibi değişiklikler. Zirai eczaneler de reçetesiz bir gram ilaç yazamaz, dedik. Çiftçi komşusu için ilaç alamaz; kiraz biti için elma kurdu ilacı kullanılamaz.. 10 dönüm bağın ihtiyacı olan ilaç neyse onu alacak. Ben merkezden hangi bölgede, hangi üretim için ne kadar ilaç satıldığını artık görebileceğim. *İyi ama reçeteyi kim yazacak? * Bakanlık içinden 5 bin 520 personeli eğittik. Bir diğer tedbir; sertifikalı tarım danışmanı. Kurum dışı serbest gezen veteriner ya da ziraat mühendisi arkadaşları kursa ve sınava tabi tuttuk. Çiftçiye desteklemelerden yararlanması için tarım danışmanı tutma şartı getirdik. Maaşının yarısını da ben ödeyeceğim; dedik. Böylece10 dönüm bağın ihtiyacı olan ilacı alacak; komşusu için alamayacak. Salatalıklara, domateslere, meyvelere kafalarına göre ilaç kullanamayacaklar. Bitkinin istediği ilaç ihtiyacı oranında kullanılacak. Ozonu da insanları da Kurtardık *Tarımsal amaçlı bazı ilaçları da yasakladınız?* Türkiye’de satılmakta olan 126 aktif maddeyi yasakladık. Bu bin 200 dolayında ilacı yasaklamak anlamına geliyor. Metil bromür, diye bir ilaç vardı. Bir molekül etil bromür, 100 bin molekül ozonu yok ediyor. Kanada’da yapılan toplantıda her ülkeye tedavülden çekme süresi vermişlerdi; Türkiye’ye 2015′e kadar süre verilmişti. Ama biz 2008 Temmuz’unda bitirdik. Ozonu yok ettiği gibi; insana geçiyordu. Hem ozonu hem insanı kurtardık. *Gübre konusunda ne yaptınız? * Aynı sistemi gübrede de uygulayacağız. Gübre satışlarına da esaslar getiriyoruz. Herkes gübre bayii olamayacak. Ve gübre kullanmak için toprak analizi yaptırmak gerekecek. Dnya kadar gübre satılıyor; devlet de gübre desteği veriyordu. Toprak analizi şartı yoktu. Analiz yapmazsan o toprağın o gübreyi isteyip istemediğin ya da ne kadar istediğini nereden bileceksiniz? *Ne kadar gübre kullanıyor Türkiye? * Türkiye genelinde kullanılan gübre; kullanılması gerekinin yüzde 40′ı. Ama tarım yapılan yerlerde kullanılması gerekenin iki katı fazla kullanılıyor. İşte bunu engelleyeceğiz. Hem toprağımızın kirlenmesini önleyeceğiz hem de insan sağlığının olumsuz etkilenmesini… AB üyelik müzakerelerinde tarım faslı en korkulan bölümdü… Ben, tarama sürecinde tarım ve kırsal kalkınma başlığını yürüten heyetin başındaydım. Orada 22 kurum ve kuruluşla çalıştık. Çok güzel bir ekip ruhu oluşturduk. Sayın Babacan’ın da en çok korktuğu tarımdı. Ama en başarılı geçen tarım oldu. AB Komisyonu Tarım Bakanımız Sayın Mehdi Eker ile Sayın Babacan’dan izin istedi; “Bizi şaşırttınız bu çalışmayı Hırvatistan’a verebilir miyiz” diye. Bu bizim için onur vericiydi. hürriyet — AYFER AKŞİT SOSYAL HİZMET UZMANI Hasta Hakları Birim Sorumlusu http://balkovani.blogcu.com/ ————————————————– Tarım Bakanlığı’ndan devrim gibi iki karar Tarım Bakanlığı, vatandaşın ‘güvenli gıdaya’ ulaşmasını sağlamak için devrim niteliğinde iki karar aldı. İlaç fiyatları yükselir üretim düşer Zirai ilaç satışı ‘reçeteye’ bağlandı. Kiraz bitine, elma kurdu ilacı verilemeyecek; komşu için ilaç alınamayacak… Toprağını analiz ettirmeyene gübre satılmayacak; devlet desteği verilmeyecek! Avrupa’dan geri dönen domatesler, armutlar vesilesiyle öğrendik ilaç kalıntılı meyve ve sebze üretildiğini. Anladık ki ‘fiyatlar düşmüşse’, ortalık domatesten armuttan geçilmiyorsa ‘ihraç ürünlerimiz’ iade edilmiş… Ama konunun muhatabı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bu durumun değişmesi; Türk halkının da Avrupalı gibi ‘güvenli’ gıdaya erişimini sağlamak için 4 önemli adım attı. Biz de bu düzenlemelerin mimarı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları’nın kapısını çaldık… Vatandaş ne zaman ilaç, gübre kalıntısı var mı yok mu endişesi taşımadan meyve sebze yiyebilecek? Üretilen gıdada ilaç ve gübre kalıntısının standardın üzerinde olmasını engellemek için dünyada ilk kez 4 adımı aynı anda atan tek ülke olduk. İlaç bayiliklerinin düzenlenmesi; reçeteli ilaç; sertifikalı tarım danışmanlığı ve geriye doğru izlenebilirlik. Artık kimse ilaç bayiinden kafasına göre ilaç alamayacak. Bu bir devrim. Güvenli gıda için ilk neşteri nereye vurdunuz? İlaç bayiliklerinden, ben bunlara ‘zirai eczaneler’, adını verdim. Beşeri eczacı olmak için 5 yıl okunuyor; oysa zirai eczane açmak için eğitim şartı bulunmuyordu. Bir inceleme yaptırdım 6 bin zirai eczaneden 2 bin 117’si tarım eğitimi almamış olanlar; bunun içinde okuryazar da var ilk okul mezunu da; madenci… İşte bunları ıslah etmeye karar verdik. Öncelikle yeni bayii olabilmek için üniversite mezunu olma şartı getirdik. İkincisi sınava tabi tuttuk. Çünkü bu toplum sağlığını ilgilendiriyor. Beşeri eczacı bir ilacı yanlış verse en fazla bir kişinin hayatı tehlikeye girer; ama zirai eczane yanlış verdiğinde o bitkiyi tüketen yüzlerce insanın sağlığı tehlikede demektir. Sınavın sonucu ne oldu? 3 bin 500 kişi başvurdu. Sadece 25 kişi kazandı. Düşünebiliyor musunuz? Meslek kuruluşları sınava itiraz ettiler, olur mu böyle şey dediler… Hiç hoplamayın, dedik. Koç gibi sınav yaptık. Mevcut bayiler ne olacak, hani aralarında okuryazarların da olduğu…. Bu bayileri de sınava sokacağız. Geçenler bayii olacak. Kazanıyorsa helal olsun. İsterse ilkokul mezunu olsun. Kimyacısı da madencisi de girsin… İkinci adım ne oldu? Nasıl ilaç alabilmek için reçete gerekiyorsa; ilaç alabilmek için de reçete şartı getirdik. Bakın, bunlar devrim gibi değişiklikler. Zirai eczaneler de reçetesiz bir gram ilaç yazamaz, dedik. Çiftçi komşusu için ilaç alamaz; kiraz biti için elma kurdu ilacı kullanılamaz.. 10 dönüm bağın ihtiyacı olan ilaç neyse onu alacak. Ben merkezden hangi bölgede, hangi üretim için ne kadar ilaç satıldığını artık görebileceğim. İyi ama reçeteyi kim yazacak? Bakanlık içinden 5 bin 520 personeli eğittik. Bir diğer tedbir; sertifikalı tarım danışmanı. Kurum dışı serbest gezen veteriner ya da ziraat mühendisi arkadaşları kursa ve sınava tabi tuttuk. Çiftçiye desteklemelerden yararlanması için tarım danışmanı tutma şartı getirdik. Maaşının yarısını da ben ödeyeceğim; dedik. Böylece10 dönüm bağın ihtiyacı olan ilacı alacak; komşusu için alamayacak. Salatalıklara, domateslere, meyvelere kafalarına göre ilaç kullanamayacaklar. Bitkinin istediği ilaç ihtiyacı oranında kullanılacak. Ozonu da insanları da Kurtardık Tarımsal amaçlı bazı ilaçları da yasakladınız? Türkiye’de satılmakta olan 126 aktif maddeyi yasakladık. Bu bin 200 dolayında ilacı yasaklamak anlamına geliyor. Metil bromür, diye bir ilaç vardı. Bir molekül etil bromür, 100 bin molekül ozonu yok ediyor. Kanada’da yapılan toplantıda her ülkeye tedavülden çekme süresi vermişlerdi; Türkiye’ye 2015’e kadar süre verilmişti. Ama biz 2008 Temmuz’unda bitirdik. Ozonu yok ettiği gibi; insana geçiyordu. Hem ozonu hem insanı kurtardık. Gübre konusunda ne yaptınız? Aynı sistemi gübrede de uygulayacağız. Gübre satışlarına da esaslar getiriyoruz. Herkes gübre bayii olamayacak. Ve gübre kullanmak için toprak analizi yaptırmak gerekecek. Dnya kadar gübre satılıyor; devlet de gübre desteği veriyordu. Toprak analizi şartı yoktu. Analiz yapmazsan o toprağın o gübreyi isteyip istemediğin ya da ne kadar istediğini nereden bileceksiniz? Ne kadar gübre kullanıyor Türkiye? Türkiye genelinde kullanılan gübre; kullanılması gerekinin yüzde 40’ı. Ama tarım yapılan yerlerde kullanılması gerekenin iki katı fazla kullanılıyor. İşte bunu engelleyeceğiz. Hem toprağımızın kirlenmesini önleyeceğiz hem de insan sağlığının olumsuz etkilenmesini… AB üyelik müzakerelerinde tarım faslı en korkulan bölümdü… Ben, tarama sürecinde tarım ve kırsal kalkınma başlığını yürüten heyetin başındaydım. Orada 22 kurum ve kuruluşla çalıştık. Çok güzel bir ekip ruhu oluşturduk. Sayın Babacan’ın da en çok korktuğu tarımdı. Ama en başarılı geçen tarım oldu. AB Komisyonu Tarım Bakanımız Sayın Mehdi Eker ile Sayın Babacan’dan izin istedi; “Bizi şaşırttınız bu çalışmayı Hırvatistan’a verebilir miyiz” diye. Bu bizim için onur vericiydi. (Aysel ALP, Hürriyet, 22 Nisan 2009) —————————————– Kamu malı zehirler İster istemez “Allah” diyeceksiniz” diyor manen, Dünya … İfrat (aşırı), Tefrit (yetersiz), Vakar (ne eksik ne fazla), orta yol. Aşırı ve yetersiz olan her şey zararlı. Doyacak kadarı karar, fazlası ve eksiği zarar. İfrat “kapitalizm” , tefrit “kominizm” olarak benzetebiliriz. Önce “kominizm” ardından “kapitalizm” çöktü. Ya da zararlı yönleri açığa çıktı… Tarihsel süreci incelediğimizde, gücü elinde bulundurma çabasındaki insanlar arasında menfaat kavgaları her döneme damgasını vurmuştur. Dünya nimetlerini her Millet kendi toplumuna aktarmak çabasında. “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne”anlayışı hakim. İnsanlar manen “Sen çalış ben yiyim” diyor adeta. Çizgi filmlerdeki kahramanların nöbetle birbirinin kafasına tokmak vurmasına benziyor. Sırası gelen diğerini tokmaklıyor. Herkes diğerini çakarken kendi de batıyor.Görünen bu. Sarkaç etkisi. Dengeye gelene kadar devam eder. Gücü eline geçiren bazıları kamuya ait olanı kendi saflarındakilere helal sayma eğilimindeler. Bu her dönemde olan bir durum. Garip karşılamıyorum ama doğru da bulmuyorum. Maalesef sel gelince çoluk çocuk dinlemiyor. Öyle bir felaketten sakının ki… Fitne uykudadır, uyandırana lanet olsun… Dini cemaatler siyasallaştığı için, işler karıştı. Fenerli derneğin vergi istisnası malum. Buna benzer yapılar vergi alamayan bir devlet yapısına doğru gider. Cemaatlerin kendi yağıyla kavrulan yapıları ; siyasal bağlantıları ile daha da toplumun geniş kesiminin dolaylı desteğine kavuşmasını sağladı. Şu var ki vergiler toplumun genelinden alınır. Harcarken de genele yayılmalı veya vergi istisnaları daha dikkatli yapılmalı. Kısır döngünün bitirilmesi gerek. Kan davası gibi hala eskilerin icraatlarıyla oyalananlar var. “Dünle beraber dünde kaldı düne ait ne varsa bu gün yeni şeyler söylemek lazım, cancağızım.” Mevlana. “Kuş gördüğü yuvayı yapar” yazımda bahsetmiştim. Kutuplaşma var. Kısır döngü… Mühürü kapan işi götürme sevdasına düşüyor. Diğerleri bileniyor. Zamanı gelince o da aynısını yapıyor. Çözüm yasaklarla olmuyor. Bu anlaşılana dek çekişme sürer gider. Şimdi sıkıntıya uğrayan yarın fırsatı ele geçirince aynısını yapmamalı ama bu çok zor. Evrimleşme ile alakalı. Maddi olarak evrimleşen insan manen de terakki ediyor elbet. Terakki öğrenmeyle alakalı. Toplumsal yaşamın gereklerini öğrenmeden huzurlu ortam oluşmuyor. Deneme yanılma şeklinde de olsa öğrenmeden olmuyor. Kamu malının zehir etkisi de korkarım deneyimle öğrenilecek. Saygılar Ahmet Bektaş. 1 Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ++++++++++++++++++++++++++++++ Gerek aynı, gerek farklı türlerden gen aktarımı yapılarak üretilen ürünlere Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) diyoruz. Genlere bu müdahale, tarımda bazı sakıncalar yarattı. Şöyle ki: Örneğin domatesin daha serin iklimlerde yetişmesi için kuzey denizinde yaşayan bir balığın antifriz geni domatese aktarılırsa, bu balığa karşı alerjisi olan biri bu domatesi yadiğinde alerjik reaksiyon gösterebilir. Viyana Üniversitesi’nin yaptığı bir çalışmada, GDO larla beslenen fareler üç – dört nesil sonra üreme yeteneklerini kaybettiler. Rusya Bilimler Akademisi’nde yapılan bir araştırma sonucunda, GDO larla beslenen farelerin yavrularının %56 sı üç haftalık iken öldüler. İtalya Ulusal Enstitüsü’sünde yapılan araştırmada, GDO’ların farelerin bağışıklık sisteminde tahribat, kan yapısında bozulma, tüm iç organlarda küçülme gibi sonuçlara yol açtığı gözlemlendi. 2 Antibiyotiklere direnç oluşuyor ++++++++++++++++++++++++++ Bundan başka, GDO’larda antibiyotiklere dirençli genler kullanılıyor. Bu gıdaları yiyenlerde antibiyotiklere karşı direnç oluşuyor. Amerika’da, her yıl, antibiyotiklere karşı oluşan direnç nedeniyle ilaçların tesir etmediği on binlerce kişi hayatını kaybediyor. 3 Şirketler yalan söyleyip zengin oluyor ++++++++++++++++++++++++++++++++ GDO’lu tohumların üretimini ABD şirketleri yapıyor Şirketler, GDO’lu tohumları satabilmek için, bunların verimi arttıracağını ve açlığa çare olacağını söylediler. Halbuki aradan geçen 13 yıllık sürede dünyadaki açların sayısı 850 milyondan 1 milyara yükseldi. Amerikan Tarım Bakanlığı’nın resmi verilerine göre GDO’ların verimi arttırmadığı görülüyor. O halde neden tohumların genetiği değiştiriliyor? 11 GDO’lu bitkiler, yabani otlara karşı kullanılan tarım ilaçlarından etkilenmiyor 22 Haşarat o ürüne zarar veremiyor. Ürün zehir salgıladığı için yemeye kalkan böcek ölüyor. 4 Yerli tohumlar yok oluyor +++++++++++++++++++++ Bir müddet sonra verim azalmaya başladığı halde, çiftçi, GDO’lu tohumdan vazgeçemiyor. Çünkü 2006′da çıkarılan bir yasaya göre çiftçi, kendi geliştirdiği tohumu ticari amaçla kullanamayacak Ve, kendi ihtiyacı üzerinde tohum bulundurursa 10 bin lira ceza ödeyecek. Böylece yerli tohumlar sınırlandırılacak ve giderek yok olacak. Bundan başka, genetiği değiştirlmiş ürün, tozlaşma yoluyla, komşu tarlalardaki normal ürünlerin de genetiğini değiştirebiliyor. Şirket bunu tesbit ettiğinde, “Bana telif hakkı ödemeden benim GDO’mu kullanmışsın” diyerek bir şeyden haberi olmayan çiftçi aleyhine dava açabiliyor. 5 Çiftçi istese bile GDO lu tohumdan vazgeçemiyor. +++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++ Örneğin GDO’lu soya ektiğinizde, ilacını kullanınca, soya dışındaki tüm bitkiler ölüyor. Daha sonra soyadan vazgeçip örneğin buğday ekmeye kalktığınızda, toprağa sinmiş olan soya ilacı sizin buğdayınızı düşman olarak algılayıp öldürüyor. Bir kere GDO’lu bir ürünü ekmeye başladınız mı, ilanihaye aynı ürünü ekmek zorunda kalıyorsunuz. Yani elinizi verdiğinizde kolunuzu değil, tüm vücudunuzu kaptırıyorsunuz. 6 GDO’lu ürünler hangileridir +++++++++++++++++++++++ Şu anda dünyada genetiği değiştirilmiş 4 ürün var: Mısır, soya, kanola ve pamuk. Ancak mısır ve soya işlenmiş olarak yaklaşık 1600 gıda maddesinin içinde mevcut olduğu için, GDO’lu ürün yemediğinizden emin olamazsınız. 7 İntihar eden tohumlar ++++++++++++++++++ Tohumlar intihar ettiği için, yani GDO’lu üründen tohum elde edemediğiniz için, tohumu her sene şirketten almak zorundasınız. 8 İntihar ettiren tohumlar +++++++++++++++++++ İlk intihar olayları Hindistan’da görüldü. Şirketler GDO’lu tohumların fiyatlarını acımasız bir şekilde yükseltince, bu tohumlara mahkum kılınmış çiftçiler arasında yaygın intihar olayları görülmeye başlandı. +++++++++++++++++++++++ Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık ile yapılan söyleşiden alıntıdır. Aydınlık, 1 Mart 2009 +++++++++++++++++++++++ Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl’ın açıklamaları Norveç’in kuzeyindeki Spitsbergen adasında “Svalbard Küresel Tohum Deposu” adı verilen ambar, Mart 2008 itibariyle resmen faaliyete başladı. Donmuş bir dağın 130 metre altına inşa edilen ambarda şu anda dünyanın dört bir yanından yaklaşık 3 milyon farklı tohum özel ambalajlarda saklanıyor. Kuzey Kutbu’na 1100 kilometre uzaklıkta olan buzdağı ambarında bazı dayanıklı tohumlar 1000 yıl kadar bozulmadan kalabilecek. Her türlü nükleer saldırıya, patlamaya ve depreme dayanıklı olan bu tohum deposuna “kıyamet tohum deposu” da deniyor. Dünya üzerindeki tüm tohum çeşitlerini biraraya getirmeyi hedefleyen ambarın amacı, gelecekte dünyanın başına gelebilecek nükleer savaş, meteor düşmesi veya iklim değişimi gibi bir felaket durumunda, tohum çeşitliliğinin korunmasını sağlamak. Bu depo projesinin ardında, Tarım sektörünü ellerinde tutan GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) devlerinin “dünyayı ekonomik ve genetik olarak ele geçirme” planları var. Nisan 2009′da Türkçe’ye çevrilen “Ölüm Tohumları/ Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar” adlı kitabın da yazarı olan Engdahl ile söyleşiden bölümler: – Svalbard Küresel Tohum Deposu’nun yöneticileri kimler? Öncelikle, bu ambarın Global Crop Diversity Trust (GCDT- Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü) aracılığıyla işletildiğini söylemeliyim. Nisan 2009 rakamlarına göre 123 milyon dolarlık bir finansmanları var. Roma’da kurulan bu örgütün başında Kanadalı Margaret Catley-Carlson bulunuyor. 1998′e dek New York merkezli Nüfus Konseyi’nin de (Population Council) başkanıydı. Bu konsey John D. Rockefeller’ın nüfusu düşürmek amacıyla 1952′de kurduğu, aile planlaması adı altında gelişmekte olan ülkelerde kısırlaştırma çalışmaları yürüten bir konsey. Diğer GCDT üyeleri arasında Hollywood Dream Works Animation’a başkanlık eden Lewis Coleman da var. Coleman, ABD’nin en büyük Pentagon anlaşmalı askeri endüstri şirketi olan Northrup Grumman Corporation’ın da kurul başkanıydı. – Svalbard Küresel Tohum Deposu’nun finansörleri kimler? – Geçen yıl şirketin aktif yönetiminden çekilerek kurduğu Bill-Melinda Gates Vakfı aracılığıyla kendini Asya ve Afrika’daki çiftçilere yardıma adayacağını beyan eden Microsoft’un kurucusu Bill Gates! – Dünyanın en büyük patentli GDO tohum ve tarım kimyasalları devi ABD’li DuPont / Pioneer Hi-Bred! – Yine bir ABD’li GDO devi Monsanto! – İsviçre menşeli GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi Syngenta! – 1970′lerde 100 milyon dolarlık bir kaynakla “Yeşil Devrim” diye bilinen tohumda gen devrimini başlatan ve tarımsal değişim ile ideal genetik saflığı sağlama çalışmalarını yürütmek üzere dünyanın en büyük vakıflarından birini kuran petrol devi Rockefeller! – ABD, İngiltere, Norveç, Almanya, İsviçre ve Kanada’dan da devlet fonları aktarılıyor. Yani özetle, GDO’lu tohumları az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayarak tarlalardan orijinal tohumların kökünü kazıyan şirketler, şimdi dünya üzerindeki tüm orijinal tohumları olası bir kıyamet günü için kutuplarda buzdan bir adaya saklıyor. Dünyanın pek çok ülkesinde “zaten var olan” tohum depolarına ne gibi bir felaket gelecektir ki, Svalbard’a muhtaç kalınacaktır? Ebu Garib tohumları nerede? – Nükleer savaş, iklim değişimi veya meteor düşmesinin dışında bir felaketten mi söz ediyorsunuz? Evet, planlı bir felaketten söz ediyorum. Bunu anlamak için yalnızca 2003 Amerikan bombardımanından sonraki Irak’a bakmak yeterli. Irak medeniyetlerin beşiği ve binlerce yıl önce buğday tarımının doğduğu yerdir. Ebu Garib’de yüzlerce yılda geliştirilen buğday tohumu çeşitlerinin yer aldığı bir tohum bankası bulunuyordu. Amerikan bombardımanından sonra o tohum mahzeni tarihe karıştı. Artık kimse o tohumların nerede olduğunu bilmiyor. Düşünün, dünyadaki tüm tohum çeşitleri NATO destekli Svalbard’da biraraya getirilip kontrol altına alındığında, dünyadaki diğer paha biçilmez tohum bankalarını savaşlar ve terörist eylemler ile yok etmek çok kolay olacak! Sonrasında da Monsanto ve DuPont gibi devler kendi GDO tohumlarını tüm dünya çiftçilerine tek elden sunabilecekler. Yani tüm tohum çeşitlerini ele geçirdikten sonra dünyanın diğer tohum bankalarını, tekel oluşturabilmek amacıyla yok edebilirler. www.gidahareketi.org http://www.timeturk.com/abdli-gazeteciden-dehset-veren-iddialar-69340-haberi.html GÜNGÖR URAS YAZDI ABD’nin biyo-teknoloji devlerinden Monsanto’nun ürettiği, genetiği değiştirilmiş mısır tohumunun Almanya’da üretimi yasaklandı. Federal Almanya Tarım Bakanlığı son haftalarda yoğun baskı altındaydı. Kısa bir süre içerisinde mısır ekimine başlayacak olan Alman çiftçiler, Tarım Bakanı Ilsa Aigner’in, genleri değiştirilmiş “MON 810” türü mısır tohumunun yasaklanıp yasaklanmayacağı konusunda acilen karar vermesini istiyordu. Bakan Aigner’in üyesi olduğu Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi içerisinde de, sadece hayvan yemi olarak öngörülen bitkinin ekilmeye devam edilmesine izin verilmemesi isteniyordu. Tarım Bakanı Aigner ise endişeli değil. Zira diğer Avrupa ülkeleri de bu mısır türünü yasakladı. Başkaları hayvanlarını düşünüyor Almanya’dan önce Fransa, Avusturya, Macaristan, Yunanistan ve Lüksemburg da genetiği değiştirilmiş mısır tohumunun ithalini ve üretim yapılmasını yasaklamıştı. Yukarıdaki bilgiler 15 Nisan 2009 tarihinde Almanya’dan yayın yapan DW’nin Türkçe haber sitesinde yayınlandı, haberi aynen aktardım… (Bu haber ile ilgili bir açıklama yapayım. Almanya’da mısır genelde hayvan yemi olarak kullanılıyor. Almanlar hayvan sağlığı ve doğa dengesini dikkate alarak genetiği değiştirilmiş tohumu yasaklıyor. Bizde ise mısır büyük ölçüde hayvan yemi olarak tüketiliyor ama, biz mısır ununu değişik şekillerde insan gıdası olarak kullanıyoruz. Yeni doğan çocuklarımızdan yaşlılarımıza kadar her yaştaki insanımız mısırdan üretilen nişastayı ne de mısır şurubunu ‘sıvı şekeri’ kullanıyor.) Biz insanımızı umursamıyoruz Şimdi de bir başka haber. Bu haber de 25 Nisan 2009 tarihinde Vatan Gazetesi’nde yayımlandı. Levent İçgen yazıyor: “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ın (GDO) Türkiye’ye tohum olarak ve üretilmiş olarak ithalinin ve Türkiye’de üretilmesinin önünü açacak olan “Biyo Güvenlik Yasa Tasarı” önümüzdeki günlerde TBMM’nin gündemine girecek. Tasarının görüşüleceği komisyona üye 5 milletvekili ABD Tarım Bakanlığı tarafından ABD’ye davet edildiler. Milletvekillerine, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ın önemi anlatıldı. Bu arada en büyük mısır tohumu üreticisi Monsanto firmasında da ağırlandılar.” Biz uzun süredir mısır tohumunu ithal ediyoruz. İthal ettiğimiz mısır tohumunun GDO olup olmadığını bilen yok. TMO arada sırada mısır ithal ediyor. İthal edilen mısırın GDO özelliğine sahip olup olmadığından habersiziz. Son yıllarda mısır para etmeyen ürünlerin yerini aldı. İkinci olarak yetiştirilir oldu. Bu nedenle yılda 4 milyon tonun üzerinde üretmeye başladı. Bu üretim bizim 3.8 milyon tonluk mısır tüketimimizi karşılayabiliyor. Geçen yıl TMO yanlışlıkla ithalat yaptı. Depolarında 232 bin ton mısır stoğu var. Şimdi bu mısırların nasıl değerlendirileceği tartışılıyor.

Sayfa 1 / 11