Saba Tümer’le Bu Gece
Habertürk sitesinde video izleyiniz. Saat:23.00′de başlayan programda 24.00′de olacağım
“Pembe Güç” Derneğinin kurucusu Nermin Cebi ile birlikte kansere karşı güç birliğini konuşacağız
Habertürk sitesinde video izleyiniz. Saat:23.00′de başlayan programda 24.00′de olacağım
“Pembe Güç” Derneğinin kurucusu Nermin Cebi ile birlikte kansere karşı güç birliğini konuşacağız
Anne baba olmak ne demek?Bu sorunun cevabını vermeden çocuk sahibi olmamak gerekiyor. Anne baba olmak, biyolojik bir sonuç değildir.Haberleri bu açıdan analiz ettiğinizde çocuk ve ebeveyn ilişkilerinin ne kadar sağlıksız olduğunu anlıyorsunuz. Bugün haber olan bir intihar olayında haber içeriği buna iyi bir örnek:
NİLGÜN CERRAHOĞLU ‘İtalya’da Gladio Mahkemeleri Kurulmadı!’
“İlk kez bir darbenin ortaya çıkarılması, toplumun tüm kesimlerine nüfuz etmiş, en tepelere tırmanmış bir örgütün yakalanması herkesi sarsıyor. Yakalanan isimler toplumun ‘tanınmış’ insanları” diyor bir yazar 12. dalganın ardından ve konuyu şöyle bağlıyor: “Ergenekon’a çok benzeyen bir örgüt İtalya’da yakalanmıştı. Şu ünlü P-2 Locası. Yedi bin beş yüz kişi tutuklanmıştı. Çoğu toplumun yakından tanıdığı isimlerdi…”
TRT’DE ’ULUSAL GÜNLER’ TEMİZLİĞİ Geçen yıl 23 Nisan’da “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Özel Uygulama Talimatı” yayınlayan ve program akışını, hangi radyoların hangi anonsu yapacağına kadar ayrıntılı planlayan TRT, bu yıl bu uygulamadan vazgeçti. Günlük normal program akışı sürecek, o gün yayın yapan programcıları kendi inisiyatiflerinde konuya yer verirse verecek. Yani ulusal değerlerimizi temizleyelim programı devreye girecek!
*Tarım Bakanlığı, vatandaşın ‘güvenli gıdaya’ ulaşmasını sağlamak için devrim niteliğinde iki karar aldı.*
Zirai ilaç satışı ‘reçeteye’ bağlandı. Kiraz bitine, elma kurdu ilacı verilemeyecek; komşu için ilaç alınamayacak… Toprağını analiz ettirmeyene gübre satılmayacak; devlet desteği verilmeyecek! Avrupa’dan geri dönen domatesler, armutlar vesilesiyle öğrendik ilaç kalıntılı meyve ve sebze üretildiğini. Anladık ki ‘fiyatlar düşmüşse’, ortalık domatesten armuttan geçilmiyorsa ‘ihraç ürünlerimiz’ iade edilmiş… Ama konunun muhatabı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bu durumun değişmesi; Türk halkının da Avrupalı gibi ‘güvenli’ gıdaya erişimini sağlamak için 4 önemli adım attı. Biz de bu düzenlemelerin mimarı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları’nın kapısını çaldık… Aysel ALP YAZIYOR *Vatandaş ne zaman ilaç, gübre kalıntısı var mı yok mu endişesi taşımadan meyve sebze yiyebilecek? * Üretilen gıdada ilaç ve gübre kalıntısının standardın üzerinde olmasını engellemek için dünyada ilk kez 4 adımı aynı anda atan tek ülke olduk. İlaç bayiliklerinin düzenlenmesi; reçeteli ilaç; sertifikalı tarım danışmanlığı ve geriye doğru izlenebilirlik. Artık kimse ilaç bayiinden kafasına göre ilaç alamayacak. Bu bir devrim. *Güvenli gıda için ilk neşteri nereye vurdunuz? *İlaç bayiliklerinden, ben bunlara ‘zirai eczaneler’, adını verdim. Beşeri eczacı olmak için 5 yıl okunuyor; oysa zirai eczane açmak için eğitim şartı bulunmuyordu. Bir inceleme yaptırdım 6 bin zirai eczaneden 2 bin 117′si tarım eğitimi almamış olanlar; bunun içinde okuryazar da var ilk okul mezunu da; madenci… İşte bunları ıslah etmeye karar verdik. Öncelikle yeni bayii olabilmek için üniversite mezunu olma şartı getirdik. İkincisi sınava tabi tuttuk. Çünkü bu toplum sağlığını ilgilendiriyor. Beşeri eczacı bir ilacı yanlış verse en fazla bir kişinin hayatı tehlikeye girer; ama zirai eczane yanlış verdiğinde o bitkiyi tüketen yüzlerce insanın sağlığı tehlikede demektir. *Sınavın sonucu ne oldu? *3 bin 500 kişi başvurdu. Sadece 25 kişi kazandı. Düşünebiliyor musunuz? Meslek kuruluşları sınava itiraz ettiler, olur mu böyle şey dediler… Hiç hoplamayın, dedik. Koç gibi sınav yaptık. Mevcut bayiler ne olacak, hani aralarında okuryazarların da olduğu…. Bu bayileri de sınava sokacağız. Geçenler bayii olacak. Kazanıyorsa helal olsun. İsterse ilkokul mezunu olsun. Kimyacısı da madencisi de girsin… *İkinci adım ne oldu?* Nasıl ilaç alabilmek için reçete gerekiyorsa; ilaç alabilmek için de reçete şartı getirdik. Bakın, bunlar devrim gibi değişiklikler. Zirai eczaneler de reçetesiz bir gram ilaç yazamaz, dedik. Çiftçi komşusu için ilaç alamaz; kiraz biti için elma kurdu ilacı kullanılamaz.. 10 dönüm bağın ihtiyacı olan ilaç neyse onu alacak. Ben merkezden hangi bölgede, hangi üretim için ne kadar ilaç satıldığını artık görebileceğim. *İyi ama reçeteyi kim yazacak? * Bakanlık içinden 5 bin 520 personeli eğittik. Bir diğer tedbir; sertifikalı tarım danışmanı. Kurum dışı serbest gezen veteriner ya da ziraat mühendisi arkadaşları kursa ve sınava tabi tuttuk. Çiftçiye desteklemelerden yararlanması için tarım danışmanı tutma şartı getirdik. Maaşının yarısını da ben ödeyeceğim; dedik. Böylece10 dönüm bağın ihtiyacı olan ilacı alacak; komşusu için alamayacak. Salatalıklara, domateslere, meyvelere kafalarına göre ilaç kullanamayacaklar. Bitkinin istediği ilaç ihtiyacı oranında kullanılacak. Ozonu da insanları da Kurtardık *Tarımsal amaçlı bazı ilaçları da yasakladınız?* Türkiye’de satılmakta olan 126 aktif maddeyi yasakladık. Bu bin 200 dolayında ilacı yasaklamak anlamına geliyor. Metil bromür, diye bir ilaç vardı. Bir molekül etil bromür, 100 bin molekül ozonu yok ediyor. Kanada’da yapılan toplantıda her ülkeye tedavülden çekme süresi vermişlerdi; Türkiye’ye 2015′e kadar süre verilmişti. Ama biz 2008 Temmuz’unda bitirdik. Ozonu yok ettiği gibi; insana geçiyordu. Hem ozonu hem insanı kurtardık. *Gübre konusunda ne yaptınız? * Aynı sistemi gübrede de uygulayacağız. Gübre satışlarına da esaslar getiriyoruz. Herkes gübre bayii olamayacak. Ve gübre kullanmak için toprak analizi yaptırmak gerekecek. Dnya kadar gübre satılıyor; devlet de gübre desteği veriyordu. Toprak analizi şartı yoktu. Analiz yapmazsan o toprağın o gübreyi isteyip istemediğin ya da ne kadar istediğini nereden bileceksiniz? *Ne kadar gübre kullanıyor Türkiye? * Türkiye genelinde kullanılan gübre; kullanılması gerekinin yüzde 40′ı. Ama tarım yapılan yerlerde kullanılması gerekenin iki katı fazla kullanılıyor. İşte bunu engelleyeceğiz. Hem toprağımızın kirlenmesini önleyeceğiz hem de insan sağlığının olumsuz etkilenmesini… AB üyelik müzakerelerinde tarım faslı en korkulan bölümdü… Ben, tarama sürecinde tarım ve kırsal kalkınma başlığını yürüten heyetin başındaydım. Orada 22 kurum ve kuruluşla çalıştık. Çok güzel bir ekip ruhu oluşturduk. Sayın Babacan’ın da en çok korktuğu tarımdı. Ama en başarılı geçen tarım oldu. AB Komisyonu Tarım Bakanımız Sayın Mehdi Eker ile Sayın Babacan’dan izin istedi; “Bizi şaşırttınız bu çalışmayı Hırvatistan’a verebilir miyiz” diye. Bu bizim için onur vericiydi. hürriyet — AYFER AKŞİT SOSYAL HİZMET UZMANI Hasta Hakları Birim Sorumlusu http://balkovani.blogcu.com/ ————————————————– Tarım Bakanlığı’ndan devrim gibi iki karar Tarım Bakanlığı, vatandaşın ‘güvenli gıdaya’ ulaşmasını sağlamak için devrim niteliğinde iki karar aldı. İlaç fiyatları yükselir üretim düşer Zirai ilaç satışı ‘reçeteye’ bağlandı. Kiraz bitine, elma kurdu ilacı verilemeyecek; komşu için ilaç alınamayacak… Toprağını analiz ettirmeyene gübre satılmayacak; devlet desteği verilmeyecek! Avrupa’dan geri dönen domatesler, armutlar vesilesiyle öğrendik ilaç kalıntılı meyve ve sebze üretildiğini. Anladık ki ‘fiyatlar düşmüşse’, ortalık domatesten armuttan geçilmiyorsa ‘ihraç ürünlerimiz’ iade edilmiş… Ama konunun muhatabı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bu durumun değişmesi; Türk halkının da Avrupalı gibi ‘güvenli’ gıdaya erişimini sağlamak için 4 önemli adım attı. Biz de bu düzenlemelerin mimarı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları’nın kapısını çaldık… Vatandaş ne zaman ilaç, gübre kalıntısı var mı yok mu endişesi taşımadan meyve sebze yiyebilecek? Üretilen gıdada ilaç ve gübre kalıntısının standardın üzerinde olmasını engellemek için dünyada ilk kez 4 adımı aynı anda atan tek ülke olduk. İlaç bayiliklerinin düzenlenmesi; reçeteli ilaç; sertifikalı tarım danışmanlığı ve geriye doğru izlenebilirlik. Artık kimse ilaç bayiinden kafasına göre ilaç alamayacak. Bu bir devrim. Güvenli gıda için ilk neşteri nereye vurdunuz? İlaç bayiliklerinden, ben bunlara ‘zirai eczaneler’, adını verdim. Beşeri eczacı olmak için 5 yıl okunuyor; oysa zirai eczane açmak için eğitim şartı bulunmuyordu. Bir inceleme yaptırdım 6 bin zirai eczaneden 2 bin 117’si tarım eğitimi almamış olanlar; bunun içinde okuryazar da var ilk okul mezunu da; madenci… İşte bunları ıslah etmeye karar verdik. Öncelikle yeni bayii olabilmek için üniversite mezunu olma şartı getirdik. İkincisi sınava tabi tuttuk. Çünkü bu toplum sağlığını ilgilendiriyor. Beşeri eczacı bir ilacı yanlış verse en fazla bir kişinin hayatı tehlikeye girer; ama zirai eczane yanlış verdiğinde o bitkiyi tüketen yüzlerce insanın sağlığı tehlikede demektir. Sınavın sonucu ne oldu? 3 bin 500 kişi başvurdu. Sadece 25 kişi kazandı. Düşünebiliyor musunuz? Meslek kuruluşları sınava itiraz ettiler, olur mu böyle şey dediler… Hiç hoplamayın, dedik. Koç gibi sınav yaptık. Mevcut bayiler ne olacak, hani aralarında okuryazarların da olduğu…. Bu bayileri de sınava sokacağız. Geçenler bayii olacak. Kazanıyorsa helal olsun. İsterse ilkokul mezunu olsun. Kimyacısı da madencisi de girsin… İkinci adım ne oldu? Nasıl ilaç alabilmek için reçete gerekiyorsa; ilaç alabilmek için de reçete şartı getirdik. Bakın, bunlar devrim gibi değişiklikler. Zirai eczaneler de reçetesiz bir gram ilaç yazamaz, dedik. Çiftçi komşusu için ilaç alamaz; kiraz biti için elma kurdu ilacı kullanılamaz.. 10 dönüm bağın ihtiyacı olan ilaç neyse onu alacak. Ben merkezden hangi bölgede, hangi üretim için ne kadar ilaç satıldığını artık görebileceğim. İyi ama reçeteyi kim yazacak? Bakanlık içinden 5 bin 520 personeli eğittik. Bir diğer tedbir; sertifikalı tarım danışmanı. Kurum dışı serbest gezen veteriner ya da ziraat mühendisi arkadaşları kursa ve sınava tabi tuttuk. Çiftçiye desteklemelerden yararlanması için tarım danışmanı tutma şartı getirdik. Maaşının yarısını da ben ödeyeceğim; dedik. Böylece10 dönüm bağın ihtiyacı olan ilacı alacak; komşusu için alamayacak. Salatalıklara, domateslere, meyvelere kafalarına göre ilaç kullanamayacaklar. Bitkinin istediği ilaç ihtiyacı oranında kullanılacak. Ozonu da insanları da Kurtardık Tarımsal amaçlı bazı ilaçları da yasakladınız? Türkiye’de satılmakta olan 126 aktif maddeyi yasakladık. Bu bin 200 dolayında ilacı yasaklamak anlamına geliyor. Metil bromür, diye bir ilaç vardı. Bir molekül etil bromür, 100 bin molekül ozonu yok ediyor. Kanada’da yapılan toplantıda her ülkeye tedavülden çekme süresi vermişlerdi; Türkiye’ye 2015’e kadar süre verilmişti. Ama biz 2008 Temmuz’unda bitirdik. Ozonu yok ettiği gibi; insana geçiyordu. Hem ozonu hem insanı kurtardık. Gübre konusunda ne yaptınız? Aynı sistemi gübrede de uygulayacağız. Gübre satışlarına da esaslar getiriyoruz. Herkes gübre bayii olamayacak. Ve gübre kullanmak için toprak analizi yaptırmak gerekecek. Dnya kadar gübre satılıyor; devlet de gübre desteği veriyordu. Toprak analizi şartı yoktu. Analiz yapmazsan o toprağın o gübreyi isteyip istemediğin ya da ne kadar istediğini nereden bileceksiniz? Ne kadar gübre kullanıyor Türkiye? Türkiye genelinde kullanılan gübre; kullanılması gerekinin yüzde 40’ı. Ama tarım yapılan yerlerde kullanılması gerekenin iki katı fazla kullanılıyor. İşte bunu engelleyeceğiz. Hem toprağımızın kirlenmesini önleyeceğiz hem de insan sağlığının olumsuz etkilenmesini… AB üyelik müzakerelerinde tarım faslı en korkulan bölümdü… Ben, tarama sürecinde tarım ve kırsal kalkınma başlığını yürüten heyetin başındaydım. Orada 22 kurum ve kuruluşla çalıştık. Çok güzel bir ekip ruhu oluşturduk. Sayın Babacan’ın da en çok korktuğu tarımdı. Ama en başarılı geçen tarım oldu. AB Komisyonu Tarım Bakanımız Sayın Mehdi Eker ile Sayın Babacan’dan izin istedi; “Bizi şaşırttınız bu çalışmayı Hırvatistan’a verebilir miyiz” diye. Bu bizim için onur vericiydi. (Aysel ALP, Hürriyet, 22 Nisan 2009) —————————————– Kamu malı zehirler İster istemez “Allah” diyeceksiniz” diyor manen, Dünya … İfrat (aşırı), Tefrit (yetersiz), Vakar (ne eksik ne fazla), orta yol. Aşırı ve yetersiz olan her şey zararlı. Doyacak kadarı karar, fazlası ve eksiği zarar. İfrat “kapitalizm” , tefrit “kominizm” olarak benzetebiliriz. Önce “kominizm” ardından “kapitalizm” çöktü. Ya da zararlı yönleri açığa çıktı… Tarihsel süreci incelediğimizde, gücü elinde bulundurma çabasındaki insanlar arasında menfaat kavgaları her döneme damgasını vurmuştur. Dünya nimetlerini her Millet kendi toplumuna aktarmak çabasında. “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne”anlayışı hakim. İnsanlar manen “Sen çalış ben yiyim” diyor adeta. Çizgi filmlerdeki kahramanların nöbetle birbirinin kafasına tokmak vurmasına benziyor. Sırası gelen diğerini tokmaklıyor. Herkes diğerini çakarken kendi de batıyor.Görünen bu. Sarkaç etkisi. Dengeye gelene kadar devam eder. Gücü eline geçiren bazıları kamuya ait olanı kendi saflarındakilere helal sayma eğilimindeler. Bu her dönemde olan bir durum. Garip karşılamıyorum ama doğru da bulmuyorum. Maalesef sel gelince çoluk çocuk dinlemiyor. Öyle bir felaketten sakının ki… Fitne uykudadır, uyandırana lanet olsun… Dini cemaatler siyasallaştığı için, işler karıştı. Fenerli derneğin vergi istisnası malum. Buna benzer yapılar vergi alamayan bir devlet yapısına doğru gider. Cemaatlerin kendi yağıyla kavrulan yapıları ; siyasal bağlantıları ile daha da toplumun geniş kesiminin dolaylı desteğine kavuşmasını sağladı. Şu var ki vergiler toplumun genelinden alınır. Harcarken de genele yayılmalı veya vergi istisnaları daha dikkatli yapılmalı. Kısır döngünün bitirilmesi gerek. Kan davası gibi hala eskilerin icraatlarıyla oyalananlar var. “Dünle beraber dünde kaldı düne ait ne varsa bu gün yeni şeyler söylemek lazım, cancağızım.” Mevlana. “Kuş gördüğü yuvayı yapar” yazımda bahsetmiştim. Kutuplaşma var. Kısır döngü… Mühürü kapan işi götürme sevdasına düşüyor. Diğerleri bileniyor. Zamanı gelince o da aynısını yapıyor. Çözüm yasaklarla olmuyor. Bu anlaşılana dek çekişme sürer gider. Şimdi sıkıntıya uğrayan yarın fırsatı ele geçirince aynısını yapmamalı ama bu çok zor. Evrimleşme ile alakalı. Maddi olarak evrimleşen insan manen de terakki ediyor elbet. Terakki öğrenmeyle alakalı. Toplumsal yaşamın gereklerini öğrenmeden huzurlu ortam oluşmuyor. Deneme yanılma şeklinde de olsa öğrenmeden olmuyor. Kamu malının zehir etkisi de korkarım deneyimle öğrenilecek. Saygılar Ahmet Bektaş. 1 Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ++++++++++++++++++++++++++++++ Gerek aynı, gerek farklı türlerden gen aktarımı yapılarak üretilen ürünlere Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) diyoruz. Genlere bu müdahale, tarımda bazı sakıncalar yarattı. Şöyle ki: Örneğin domatesin daha serin iklimlerde yetişmesi için kuzey denizinde yaşayan bir balığın antifriz geni domatese aktarılırsa, bu balığa karşı alerjisi olan biri bu domatesi yadiğinde alerjik reaksiyon gösterebilir. Viyana Üniversitesi’nin yaptığı bir çalışmada, GDO larla beslenen fareler üç – dört nesil sonra üreme yeteneklerini kaybettiler. Rusya Bilimler Akademisi’nde yapılan bir araştırma sonucunda, GDO larla beslenen farelerin yavrularının %56 sı üç haftalık iken öldüler. İtalya Ulusal Enstitüsü’sünde yapılan araştırmada, GDO’ların farelerin bağışıklık sisteminde tahribat, kan yapısında bozulma, tüm iç organlarda küçülme gibi sonuçlara yol açtığı gözlemlendi. 2 Antibiyotiklere direnç oluşuyor ++++++++++++++++++++++++++ Bundan başka, GDO’larda antibiyotiklere dirençli genler kullanılıyor. Bu gıdaları yiyenlerde antibiyotiklere karşı direnç oluşuyor. Amerika’da, her yıl, antibiyotiklere karşı oluşan direnç nedeniyle ilaçların tesir etmediği on binlerce kişi hayatını kaybediyor. 3 Şirketler yalan söyleyip zengin oluyor ++++++++++++++++++++++++++++++++ GDO’lu tohumların üretimini ABD şirketleri yapıyor Şirketler, GDO’lu tohumları satabilmek için, bunların verimi arttıracağını ve açlığa çare olacağını söylediler. Halbuki aradan geçen 13 yıllık sürede dünyadaki açların sayısı 850 milyondan 1 milyara yükseldi. Amerikan Tarım Bakanlığı’nın resmi verilerine göre GDO’ların verimi arttırmadığı görülüyor. O halde neden tohumların genetiği değiştiriliyor? 11 GDO’lu bitkiler, yabani otlara karşı kullanılan tarım ilaçlarından etkilenmiyor 22 Haşarat o ürüne zarar veremiyor. Ürün zehir salgıladığı için yemeye kalkan böcek ölüyor. 4 Yerli tohumlar yok oluyor +++++++++++++++++++++ Bir müddet sonra verim azalmaya başladığı halde, çiftçi, GDO’lu tohumdan vazgeçemiyor. Çünkü 2006′da çıkarılan bir yasaya göre çiftçi, kendi geliştirdiği tohumu ticari amaçla kullanamayacak Ve, kendi ihtiyacı üzerinde tohum bulundurursa 10 bin lira ceza ödeyecek. Böylece yerli tohumlar sınırlandırılacak ve giderek yok olacak. Bundan başka, genetiği değiştirlmiş ürün, tozlaşma yoluyla, komşu tarlalardaki normal ürünlerin de genetiğini değiştirebiliyor. Şirket bunu tesbit ettiğinde, “Bana telif hakkı ödemeden benim GDO’mu kullanmışsın” diyerek bir şeyden haberi olmayan çiftçi aleyhine dava açabiliyor. 5 Çiftçi istese bile GDO lu tohumdan vazgeçemiyor. +++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++ Örneğin GDO’lu soya ektiğinizde, ilacını kullanınca, soya dışındaki tüm bitkiler ölüyor. Daha sonra soyadan vazgeçip örneğin buğday ekmeye kalktığınızda, toprağa sinmiş olan soya ilacı sizin buğdayınızı düşman olarak algılayıp öldürüyor. Bir kere GDO’lu bir ürünü ekmeye başladınız mı, ilanihaye aynı ürünü ekmek zorunda kalıyorsunuz. Yani elinizi verdiğinizde kolunuzu değil, tüm vücudunuzu kaptırıyorsunuz. 6 GDO’lu ürünler hangileridir +++++++++++++++++++++++ Şu anda dünyada genetiği değiştirilmiş 4 ürün var: Mısır, soya, kanola ve pamuk. Ancak mısır ve soya işlenmiş olarak yaklaşık 1600 gıda maddesinin içinde mevcut olduğu için, GDO’lu ürün yemediğinizden emin olamazsınız. 7 İntihar eden tohumlar ++++++++++++++++++ Tohumlar intihar ettiği için, yani GDO’lu üründen tohum elde edemediğiniz için, tohumu her sene şirketten almak zorundasınız. 8 İntihar ettiren tohumlar +++++++++++++++++++ İlk intihar olayları Hindistan’da görüldü. Şirketler GDO’lu tohumların fiyatlarını acımasız bir şekilde yükseltince, bu tohumlara mahkum kılınmış çiftçiler arasında yaygın intihar olayları görülmeye başlandı. +++++++++++++++++++++++ Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık ile yapılan söyleşiden alıntıdır. Aydınlık, 1 Mart 2009 +++++++++++++++++++++++ Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl’ın açıklamaları Norveç’in kuzeyindeki Spitsbergen adasında “Svalbard Küresel Tohum Deposu” adı verilen ambar, Mart 2008 itibariyle resmen faaliyete başladı. Donmuş bir dağın 130 metre altına inşa edilen ambarda şu anda dünyanın dört bir yanından yaklaşık 3 milyon farklı tohum özel ambalajlarda saklanıyor. Kuzey Kutbu’na 1100 kilometre uzaklıkta olan buzdağı ambarında bazı dayanıklı tohumlar 1000 yıl kadar bozulmadan kalabilecek. Her türlü nükleer saldırıya, patlamaya ve depreme dayanıklı olan bu tohum deposuna “kıyamet tohum deposu” da deniyor. Dünya üzerindeki tüm tohum çeşitlerini biraraya getirmeyi hedefleyen ambarın amacı, gelecekte dünyanın başına gelebilecek nükleer savaş, meteor düşmesi veya iklim değişimi gibi bir felaket durumunda, tohum çeşitliliğinin korunmasını sağlamak. Bu depo projesinin ardında, Tarım sektörünü ellerinde tutan GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) devlerinin “dünyayı ekonomik ve genetik olarak ele geçirme” planları var. Nisan 2009′da Türkçe’ye çevrilen “Ölüm Tohumları/ Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar” adlı kitabın da yazarı olan Engdahl ile söyleşiden bölümler: – Svalbard Küresel Tohum Deposu’nun yöneticileri kimler? Öncelikle, bu ambarın Global Crop Diversity Trust (GCDT- Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü) aracılığıyla işletildiğini söylemeliyim. Nisan 2009 rakamlarına göre 123 milyon dolarlık bir finansmanları var. Roma’da kurulan bu örgütün başında Kanadalı Margaret Catley-Carlson bulunuyor. 1998′e dek New York merkezli Nüfus Konseyi’nin de (Population Council) başkanıydı. Bu konsey John D. Rockefeller’ın nüfusu düşürmek amacıyla 1952′de kurduğu, aile planlaması adı altında gelişmekte olan ülkelerde kısırlaştırma çalışmaları yürüten bir konsey. Diğer GCDT üyeleri arasında Hollywood Dream Works Animation’a başkanlık eden Lewis Coleman da var. Coleman, ABD’nin en büyük Pentagon anlaşmalı askeri endüstri şirketi olan Northrup Grumman Corporation’ın da kurul başkanıydı. – Svalbard Küresel Tohum Deposu’nun finansörleri kimler? – Geçen yıl şirketin aktif yönetiminden çekilerek kurduğu Bill-Melinda Gates Vakfı aracılığıyla kendini Asya ve Afrika’daki çiftçilere yardıma adayacağını beyan eden Microsoft’un kurucusu Bill Gates! – Dünyanın en büyük patentli GDO tohum ve tarım kimyasalları devi ABD’li DuPont / Pioneer Hi-Bred! – Yine bir ABD’li GDO devi Monsanto! – İsviçre menşeli GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi Syngenta! – 1970′lerde 100 milyon dolarlık bir kaynakla “Yeşil Devrim” diye bilinen tohumda gen devrimini başlatan ve tarımsal değişim ile ideal genetik saflığı sağlama çalışmalarını yürütmek üzere dünyanın en büyük vakıflarından birini kuran petrol devi Rockefeller! – ABD, İngiltere, Norveç, Almanya, İsviçre ve Kanada’dan da devlet fonları aktarılıyor. Yani özetle, GDO’lu tohumları az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayarak tarlalardan orijinal tohumların kökünü kazıyan şirketler, şimdi dünya üzerindeki tüm orijinal tohumları olası bir kıyamet günü için kutuplarda buzdan bir adaya saklıyor. Dünyanın pek çok ülkesinde “zaten var olan” tohum depolarına ne gibi bir felaket gelecektir ki, Svalbard’a muhtaç kalınacaktır? Ebu Garib tohumları nerede? – Nükleer savaş, iklim değişimi veya meteor düşmesinin dışında bir felaketten mi söz ediyorsunuz? Evet, planlı bir felaketten söz ediyorum. Bunu anlamak için yalnızca 2003 Amerikan bombardımanından sonraki Irak’a bakmak yeterli. Irak medeniyetlerin beşiği ve binlerce yıl önce buğday tarımının doğduğu yerdir. Ebu Garib’de yüzlerce yılda geliştirilen buğday tohumu çeşitlerinin yer aldığı bir tohum bankası bulunuyordu. Amerikan bombardımanından sonra o tohum mahzeni tarihe karıştı. Artık kimse o tohumların nerede olduğunu bilmiyor. Düşünün, dünyadaki tüm tohum çeşitleri NATO destekli Svalbard’da biraraya getirilip kontrol altına alındığında, dünyadaki diğer paha biçilmez tohum bankalarını savaşlar ve terörist eylemler ile yok etmek çok kolay olacak! Sonrasında da Monsanto ve DuPont gibi devler kendi GDO tohumlarını tüm dünya çiftçilerine tek elden sunabilecekler. Yani tüm tohum çeşitlerini ele geçirdikten sonra dünyanın diğer tohum bankalarını, tekel oluşturabilmek amacıyla yok edebilirler. www.gidahareketi.org http://www.timeturk.com/abdli-gazeteciden-dehset-veren-iddialar-69340-haberi.html GÜNGÖR URAS YAZDI ABD’nin biyo-teknoloji devlerinden Monsanto’nun ürettiği, genetiği değiştirilmiş mısır tohumunun Almanya’da üretimi yasaklandı. Federal Almanya Tarım Bakanlığı son haftalarda yoğun baskı altındaydı. Kısa bir süre içerisinde mısır ekimine başlayacak olan Alman çiftçiler, Tarım Bakanı Ilsa Aigner’in, genleri değiştirilmiş “MON 810” türü mısır tohumunun yasaklanıp yasaklanmayacağı konusunda acilen karar vermesini istiyordu. Bakan Aigner’in üyesi olduğu Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi içerisinde de, sadece hayvan yemi olarak öngörülen bitkinin ekilmeye devam edilmesine izin verilmemesi isteniyordu. Tarım Bakanı Aigner ise endişeli değil. Zira diğer Avrupa ülkeleri de bu mısır türünü yasakladı. Başkaları hayvanlarını düşünüyor Almanya’dan önce Fransa, Avusturya, Macaristan, Yunanistan ve Lüksemburg da genetiği değiştirilmiş mısır tohumunun ithalini ve üretim yapılmasını yasaklamıştı. Yukarıdaki bilgiler 15 Nisan 2009 tarihinde Almanya’dan yayın yapan DW’nin Türkçe haber sitesinde yayınlandı, haberi aynen aktardım… (Bu haber ile ilgili bir açıklama yapayım. Almanya’da mısır genelde hayvan yemi olarak kullanılıyor. Almanlar hayvan sağlığı ve doğa dengesini dikkate alarak genetiği değiştirilmiş tohumu yasaklıyor. Bizde ise mısır büyük ölçüde hayvan yemi olarak tüketiliyor ama, biz mısır ununu değişik şekillerde insan gıdası olarak kullanıyoruz. Yeni doğan çocuklarımızdan yaşlılarımıza kadar her yaştaki insanımız mısırdan üretilen nişastayı ne de mısır şurubunu ‘sıvı şekeri’ kullanıyor.) Biz insanımızı umursamıyoruz Şimdi de bir başka haber. Bu haber de 25 Nisan 2009 tarihinde Vatan Gazetesi’nde yayımlandı. Levent İçgen yazıyor: “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ın (GDO) Türkiye’ye tohum olarak ve üretilmiş olarak ithalinin ve Türkiye’de üretilmesinin önünü açacak olan “Biyo Güvenlik Yasa Tasarı” önümüzdeki günlerde TBMM’nin gündemine girecek. Tasarının görüşüleceği komisyona üye 5 milletvekili ABD Tarım Bakanlığı tarafından ABD’ye davet edildiler. Milletvekillerine, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ın önemi anlatıldı. Bu arada en büyük mısır tohumu üreticisi Monsanto firmasında da ağırlandılar.” Biz uzun süredir mısır tohumunu ithal ediyoruz. İthal ettiğimiz mısır tohumunun GDO olup olmadığını bilen yok. TMO arada sırada mısır ithal ediyor. İthal edilen mısırın GDO özelliğine sahip olup olmadığından habersiziz. Son yıllarda mısır para etmeyen ürünlerin yerini aldı. İkinci olarak yetiştirilir oldu. Bu nedenle yılda 4 milyon tonun üzerinde üretmeye başladı. Bu üretim bizim 3.8 milyon tonluk mısır tüketimimizi karşılayabiliyor. Geçen yıl TMO yanlışlıkla ithalat yaptı. Depolarında 232 bin ton mısır stoğu var. Şimdi bu mısırların nasıl değerlendirileceği tartışılıyor.
Çatalca’da cinnet….Medyanın klasik başlığı:Cinnet! Erkekler çıldırdı anlamında kullanılıyor sanırım.Erkek bebeğini duvardan duvara vuruyor ve sigara söndürüyor yafta:cinnet! Karsını ve aileyi temizliyor adı:cinnet, kendi çocuklarını öldürüyor başlık:cinnet!
Bu ülkede hiç mi sosyal bilimci yok mu?Sosyal bilime inanmış bir adet siyasi kimlik yok mu? Adli Tıp karmaşasına bakanın sosyal bilime inancı mı kalır diyor birileri, hepimiz mi cinnet geçiriyoruz? Çatalca’daki cinayetleri işleyen katile bakıyoruz, diğerleri gibi söylenenler:Sessiz, sakin, karınca ezmez ve benzeri tanımlamalar….Sonra kapı arkasına saklanan 9yaşındaki yeğenine bile acımayan bir manyak! Türk milleti sessiz sakin insanları ,farklı olmayan,renksiz ruhsuz tipleri böyle tarif ediyorsun da farklı,renkli ve bağımsız davrananlar için neler dediğini bir düşün. Demek ki, gerizekalı bebekleri anlamak da zor.Sizin bakış açınıza göre;melek gibi bebek uslu bebek! Öğrenme zorluğu çeken bir çok çocuk geç teşhis edildiğinden daha geri konuma düştü bundan dolayı ben çevremden biliyorum. Bunun tersine de kentlerde rastlıyoruz.Canı ne isterse yapsın,her dediği yapılsın,keyfine göre hareket etsin ve her dediği olmadığında sinir krizlerine girsin modeli! Bu çocuklara istediğiniz kadar dil öğretin,Avrupa’lara gönderin okusun diye.Sonra genç kızların boğazını kesiyorlar, analarının boğazını kesiyorlar. Toplum serseri mayın gibi dolaşan ölüm makineleriyle dolu. Çatalca’daki katliamı yapan katil 2 yıldır işsiz pompalı tüfek,ruhsatsız tabanca,bir yığın mermi sürüsüyle….Nereden ?Nereden? Trafikte adam ez tatil süresi kadar içerde kal, ruhsatsız silah taşı adam öldür indirimlerle ceza civcive dönsün, 30 yıl saklan daha iyisi var (dünya hukuk literatüründe var mı çok merak ediyorum) zaman aşımından elini kolunu sallayarak dolaş,yurda dön ne istersen yap! Silahsız insan kalmadı artık.Maganda,ayı bir çok tip trafikte adam öldürüyor, hem ayağına basan hem vuran hayvan ayni(hayvanlara haksızlık gerçi)! İnsan gibi şerefli bir mertebeye varamamış bu yaratıklar nerede yetiştiriliyor?Okullar, Milli(!) eğitim , bakan, başbakan nasıl insan yetiştiriyoruz diye merak etmiyor mu?Biz nasıl bir vatandaş,nasıl bir birey yetiştiriyoruz diye soran yok mu bu ülkede? Anneler babalar nasıl eğitim veriyoruz diye düşünüyorlar mı?Hiç düşünmüyorlarsa bu nedir? Çocuklara sınırları öğretilmelidir.Ne yanlış,ne kötü öğretmeliyiz ve bunu anlatırken kendimizde uygulamalıyız elbette.ne dediğimize dikkat etmeliyiz. Haram,helal öğretilmez ise,çocuklar gençler nasıl ayrım yapacak? Anne baba sevgisine ihtiyacımız var.SEVGİ ye ihtiyacımız var.Hepimizin. Ülkenin şiddetle,silahla mücadele kampanyası açması gerekiyor.Bu kampanya “Hukuk reformuyla”mümkün.Adaletin olmadığı yerde demokrasi olmaz. Adaletin olmadığı yerde millet,insan olamaz. Nefret olur sadece. Acilen adalet duygusu.Vicdan aramalıyız . Cinnet geçirmemek için ne yapılması gerekiyor sorusunu sorun.
Dış görünüşe göre insanları değerlendiren,önyargılarla donanmış günümüz insanını “Britain’s Got Talent” adlı yarışmada yakıp yıkan Susan Boyle adlı yarışmacı kadın olağanüstü bir sese sahip. Bütün kışkırtıcılığı “tek tip”leşmeye doğru olan yargıları yerle bir etti Boyle. İçimizdeki güzellik dışarıdan görülmeyebilir. Güzellik biyolojiyle sınırlı değildir.
Geçtiğimiz hafta ingiltere’de popstar benzeri britain’s got talent adlı yarışmada mükemmel perfomansı ile seyirciyi ve izleyicileri kendine hayran bırakan kadın. özellikle profesyonel bir şarkıcı olmak istiyorum dediğinde kendine alaylı gözlerle bakan seyircileri ve jüriyi şok etti. İngiltere’deki popstar yarışmasında bir sürpriz yaşandı. Yarışmacılar arasındaki 48 yaşındaki Susan Boyle, kimsenin ihtimal vermemesine rağmen, sergilediği performansla jüriyi şaşkına çevirdi. İngiltere’de yapılan popstar yarışmasında sürpriz bir yıldız adayı ortaya çıktı. Kıyafeti, yürüyüşü ve fiziki görünümüyle bir yıldız adayı olmaktan çok uzak görünen ve izleyicilerin alaylı bakışları altında sahne çıkan Susan Boyle (48) adlı yarışmacı, sergilediği performansla jüriyi şaşkına çevirdi. ITV1’in düzenlediği yarışmada şarkı söyleyen Boyle, güçlü sesiyle büyük alkış alırken, sesinden etkilenen bazı jüri üyelerinin de ağladığı görüldü. Yerel bir kilisede çalışan Boyle, hiç evlenmediğini ve öpüşmediğini anlattı. Sefiller müzikalinden ‘I dreamed a dream’ şarkısının muhteşem bir versiyonunu söyleyerek bütün jüri üyelerini ve salondaki misafirleri sergilediği performansla şaşkına çevirdi.
Ama ondan önemlisi Kıbrıs’a nasıl bakıyoruz?Türkiye kısır siyasi çekişmelerini, rant kaygılarını,kayırmacılığı adaya taşıyacağına çok temel sorunları çözmekle yükümlüdür.
Bugün adada herkes devlet memuru!Bu gelişmeye katkı mı, bunu yapan iktidar çok mu seviliyor? Yooo…. İşte,iktidar değişikliği kapıda. Türkiye adadaki Türkler üzerinde oynanan oyunlara seyirci durumunda. 1955-63 ve 1974 sonuna kadar Türk gençlerine 17 yaşında bile hemen Avustralya,Kanada vizesi verilmesinin hikmetini çözememiştir. Üzerinde düşünen de olmamıştır.PKK’ya yataklık yapan Yunanistan STK’lar aracılığıyla, entelektüel kesimle oynayarak geçmişi unutturmaktadır. Bugün 50-60 yaşında olanlar ne eziyetlere maruz kaldıklarını,nasıl öldürüldüklerini ve aşağılandıklarını biliyor.İşte onlardan biri diyor ki:Ben Rumla kardeş olamam.Çünkü bireysel tarihimde ölüm var,aşağılanma var.Biz hep esaret altındaydık,onlar serbestti.u İngiliz gözünde de öyleydi, Yunan gözünde de.Bu günkü özgürlüğümüzün anlamını ben çok iyi biliyorum.Her türlü soruna rağmen özgür kalmak daha değerli diye düşünüyorum. Bizim köyümüzün nasıl Rumlaştırılmaya çalışıldığını yaşadım. Acı olan bu tarihi unutan Türkiye! Bu günkü Kıbrıs’taki hükümet. Eğitimde fırsat eşitliği adı altında tüm özel okulları,kolejleri kapattılar. Çocuklarımız Güney’e gidiyor. Orada okul müfredatında Christmast var,23Nisan veya 19Mayıs yok.Burada okuyan çocuklarla aralarında kültürel farklar oluştu. Onlar Rum kültürü içinde büyüyorlar farkında olmadan.Anne babalar da bireysel tarihlerinden, ada tarihinden söz etmiyorlar. Çocuklar birlikte yaşamın hep mutlu geçmişi var sanıyor. Bizi de ilkokulda “İngiltere kraliçesi yaşasın”diye bağırtırlardı.Kraliçe resimli bardaklar verirlerdi. Babamız anamız bu bize ait değil evladım der kırardı.Kendi kültürümüzün köklerini, kimliğimizi öğretirlerdi. 1974’den sonra Rumlardan başka düşmanlar da türedi:Tanıdıklara paylaştırılan mallar, partililere verilen haklar gibi maddiyatın peşine düşüldü. Kim olduğumuz saklandı gizlendi. Daha geçen gün Rum TV’sinde ilkokullar arası bilgi yarışması vardı. Soru: İsa’yı kim öldürdü? Çocuk cevap verdi:Türkler Sunucudan cevap:Cevap yanlış ama düşmanı doğru söylediğiniz için tam puan!” Anlatılanları geceler boyu dinleyince ben de Türkiye’ye “tam puan” diyorum.kendini terk edilmiş hisseden Kıbrıslı Türkler hastalanıyor.kanser oluyor.Küçücük adada 6000 kanser hastası var.Bir tane radyoterapi cihazı,doktoru yok.YOK! Bu hastalar Güney’e gidiyor.Günde 60 hasta Güney’e geçiyor.Aşağılanıyor.Ölümle savaşıyor.Sevdiklerinden ayrı ölüyor. Neden ? Rumların ilkokul kitapları dahil tüm eğitim Türk düşmanlığı üzerine kurulmuş durumda. AB yasalarına aykırı olarak sınırları belli olmayan bir ülke AB üyesi yapıldı.Çözümsüzlük yaratıldı. Çözüm Türklerden bekleniyor.Tamam dedi Türkler.Hoşgörülü ve alicenap kültürüm hem de Anan planına. Ama yine Rumlar sevinemedi.Bu ne ya!Bunlar çözüm istiyor. Olmaz. Rum tarafı asla çözüm istemiyor.Taviz istiyor.Kıbrıs’a gidip saçma sapan yazılar yazmayın milleti dinleyin. Ustalar yapıyı tersine yapar Esnaflar işine hileler katar Zamane kadısı altına tapar Doğru hak,şeriat sürülmez oldu. der Karacaoğlan kaç yüz yıl önceden. Hiç bir reform yapamayan varolan iktidar başarısız performans sergiledi.Kötü bir koalisyon tecrübesi yaşattı halka.Yolsuzluklar da cabası…… Bugün:UBP kazandı.İktidara gelenler ellerindeki gücü iyi kullanamıyor sonra kaybedince “ah!vah!” ediyor.
Kanser her an yanıbaşımızda.Bir çok insan ya da yakınlarımız kanserle tanıştı.Kanserden korkmak ise çare değil. Kanser=ölüm demek değil,on yıl öncesine göre bile bilim çok ilerledi.Bir çok kanser türü artık mücadele edilebilir durumda.Yeter ki, erken teşhis için duyarlı ve bilgili olun.Nisan kanser ayı.Bilgilenin.
Türkiye’de 2023’te yılda 600 bin kişinin kanser olacağı tahmin ediliyor. ABD’de her yıl 1,4 milyon yeni hasta ve dünyada 8 milyon yeni hasta bu kervana katılıyor. Dünyada her yıl 5 milyonu ölümle sonuçlanıyor, Türkiye’de 50 bin yılda ölen hasta sayısı. İnsanların neden hastalandığını bilmemiz gerekiyor. Bu açıdan tarama merkezleri ve her türlü sağlık ittifakları önemli. Taramalar hayat kurtarmakta.Bir çok ülkede ölümlerde %30 ölümleri azalttı. Elle muayene mtlaka öğrenin.40yaşından sonra mamagrafiye gidin. kendinizi ihmal etmeyin. ay önce gögüs kanseri olduğumu öğrendim.6 kür kemoterapinin 3. sünü aldım.11 yaşında oğlum,6 yaşında kızım var.Saçalarım döküldü.şu an peruk kullanıyorum. çocuklara söyliyemedim.Çok zor.Ama geçicek biliyorum.Paylaşın demişsiniz ama şu an nasıl olduğumu bildiğinize eminim.Kitabınızı alıp okucam.TŞK.
Gönderim Zamanı: 16-04-2009 03:07:55
URL : http://www.kanseritedaviet.com Kimlik bilgisi : http://ws.arin.net/cgi-bin/whois.pl?queryinput=85.97.3.27 Yorum: Merhaba. Kanserle ilgili son gelismelere yer verdigim ve henuz yeni hayata gecirdigim bir web sitem var. Arastirma yaparken rasladigim bu yaziniza hem fikirlerinizi almak hem de daha cok insana ulasabilmek icin yorum birakmak istedim. Web sitemi ziyaret edip yorumlarinizi paylasabilirsiniz cok sevinirim. Yayin hayatinizda basarilar dilerim. Bu yazı için yapılmış tüm yorumları burada görebilirsiniz: http://www.bilgiagi.net/?p=1883#comments >Mesaj: kanserle yasıyorum kitabınızı aldım cok beyendim aynı yollardan bende gectim. bizlerin duygularını en güzel sekilde kaleme almıssınız tesekküler ederiz. ben 10.12.2007de over ca teşihiyle amilyat oldum6,kur kemotorepi ve radyoterapi aldım allaha sükürler olsun bu kötü asamaları geçtim su anda 3 ayda 1kontrolerime gidiyorum allah bu hastalıkta kimseyi yannız birakmasın mesajıma cevap verirseniz. benisevindirirsiniz simdiden tesekkür ederim.Neriman
Gönderim Zamanı: 25-04-2009 15:34:07
mektup:Mesaj: Tam 8 ay oldu .. tedavi süreci bitti – yeni bir bir pencere açılacak diyor herkes – ama ben hala çok korkuyorum — bu korku hiç geçer mi ?? Tanrı nın esenliği hep Sizinle olsun Sevgiler – Seda
Gönderim Zamanı: 13-12-2009 17:21:24
merhaba,
zor olan tedavi sürecini bitirmişsiniz tebrik ederim.Yeni pencere açılması demek;artık önünüzdeki süreçte kendi gönlünüze dönün,yapmak istediklerinizi bir liste haline getirin, okumadıysanız kitabımı okuyun fikir verecektir.Yepyeni bir hayata başladığınızı hayal edin ve bu hayatta ne yapmak istersiniz?Pencereyi aralayın.
Korku pencere kapalı olduğu sürece kalır.Korkuyu başka dostlarla,insanlarla yenebilirsiniz.Dışarı çıkın. Dost edinin. Olanlarla iletişimi güçlendirin. Korku geçecektir.
sevgilerimle
mektup:
Mesaj: NEVVAL HANIM, merhaba sizin mevlana ile ilgili yazılarınızı özellikle takip etmekteyim.ben 2002 yılında fars dili ve ed bölümünü dereceyle bitirdim.ardından türk dili ve ed. bölümünü bitirdim ve bir okula sözleşmeli türkçe öğretmeni olarak atandım.bu iki bölümü de evliyken okudum iki çocuğum ve eşimden ayrı olarak okudum. ancak okulumda uğradığım haksızlıklar ve sözleşmeli öğretmen damgası benim sağlığımı bozdu.geçen hafta memeografi çektirdim ve memelerde kanser düşündürmeyen dokular görüldü. bu durum iyice psikolojimi etkiledi.daha sonra kansere dönüşür endişesi ve okulda yaşadıklarım ve hayata karşı verdiğim bu mücadelede kendimi yalnız hissediyorum yaşadıklarımı size anlatmak ve kitaplaştırmak istiyorum. ilginize teşekkürler.
Gönderim Zamanı: 10-12-2009 10:03:42
Mektup:
Adres: keçiören ankara
Mesaj: Nevval hanım ben 27 yaşında 1.5 yıllık evli genç bir bayanım.Kansere geçen yıl yakalandım.Rahatsızlığımı ilk öğrendiğimde tabi şok yaşadım,kendimi toparladıktan sonra,bana yaşama ümidi verecek kitaplar aradığımda ilk sizin kitabınızı okumuştum.içinde her ne kadar iç karartıcı şeyler olsa bile,yaşama azminizle,hayata karşı duruşunuzla bana umutlu olmayı ve bu hastalığın karşısında güçlü olmayı kitabınızla öğretmiştiniz.Teşekkürler,şimdi iyiyim hamd olsun,fakat yine de bazen güçsüz hissediyorum kendimi…çocuğum olmadığı için kendimi eksik hissediyorum,ya olmazs a diyorum.biliyorum ben herşeyden önemliyim,önce kendimi düşünmeliyim..neyse böyle işte desteğinizi ve bana ablalığınızı bekliyorum.sevgiyle ve sağlıkla kalın ablacım.
Gönderim Zamanı: 03-01-2010 00:13:26
TÜRKİYE’NİN İLK KADIN THESAURUSU BASIN TOPLANTISI 10 NİSAN 2009 Cuma
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Türkiye’de kadın çalışmaları, toplumsal cinsiyet, kadına yönelik şiddet, feminist politikalar, kadın örgütleri, kadın duruşu, kadın hareketleri vb kısaca kadına ilişkin ne varsa o alanda daha doğru, daha hızlı, daha uygun bilgiye ulaşmak için kadınlık alanına özgü ortak kavramlar dizini oluşturma girişimini tamamladı. Türkiye Kadın hareketi adına, hep birlikte bir ilki gerçekleştirdik. Üç buçuk senede hazırladığımız, Kadın Konulu Kavramlar Dizini, Türkiye Kadın Thesaurusu onlarca uzman ve akademisyenin ortak çabasıyla ortaya çıktı. Türkiye’nin büyük emekle hazırlanan ilk kadın thesurusunu hatta ilk thesaurusunu tanıtmak ve sevincimizi sizlerle paylaşmak için 10 Nisan 2009 Cuma günü sizleri aramızda görmekten mutlu olacağız. Saygılarımızla, Thesaurus Komisyonu Yer : Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı Kadir Has Cad. No.8, Fener Vapur İskelesi Karşısı (Tarihi Bina) Fener-Haliç Tarih : 10 Nisan 2009, Cuma Saat : 11.00-12.00 NOT:Bu çalışmanın antropoloji bölümü tarafımdan yapılmıştır.