paradigma değişimi
Türkiye’nin kültürel örgütlenmesi 1980′den sonra yerle yeksan oldu. Bu çöküş sonucu toplum evlerine hapsoldu.Geleneksel kültürel örgütlenmemiz olan tarikat,cemaat gibi dini modellerin üstünde yeniden bir yapılanma oluştu. Sosyal yapının boşluk kabul etmezliği teorisince yapılanan sistemde İran İslam devriminin de etkisi oldu. Çalışması oldu.Bu sisteme dayalı olan Sayın Erbakan’ın siyasi partisi toplumda başarılı çalışmalar yaparken alternatif yapılar oluşturulmadı. Paradigma değişimi talep eden topluma, değişime önderlik eden lider kişi/kurum/parti çıkmadı. Milliyet’ten Metin Münir analizini şimdi okuyun.Fikirlerinizi gönderin.
Metin Münir mmunir@milliyet.com.trKapitalizm çöktü, yaşasın AKP 12 Mart Perşembe 2009 Ekonomin çöküş halinde olması seçimlerde AKP’nin aleyhinde olacak mı? Kurala göre, ondan önceki yıllarda ekonomi yükselişte olsa bile, seçim yılında ekonomik kriz varsa iktidardaki parti oy kaybeder. Hatta iktidarı kaybeder. Çok partili ilk seçimlerin yapıldığı 1950’den beri Türkiye’de hep böyle oldu. Ama, inanıyorum ki, bu defa olmayacak. AKP, gidişini durdurmak bir yana, varlığını inkâr ettiği ekonomik krizden olumsuz etkilenmeyecek. Oy oranı küçülmek yerine, büyüyecek. Bu büyüme bir toprak kayması azametinde bile olabilir. Bunun akla gelen ilk nedeni muhalefetin gülünç derecede etkisiz olmasıdır. Meclis’in muhalefet sıraları tahta at dolu hipodrom ahırları gibi. AKP’nin alternatifi yoktur. Baykal, Erdoğan’ın alternatifi değil, garantisidir. Baykal’dan memnun olmayabilirsiniz ama o kendinden memnundur: Karikatürist dostumuzun dediği gibi, “İktidar geçici, muhalefet bakidir.” Çelişki gibi görünecek ama ekonomik kriz AKP’nin oyunu azaltmak yerine artıracak. Çünkü yaşamakta olduğumuz durum bir ekonomik kriz değil paradigma değişikliğidir. Nasıl 1988’de komünizm çöktü ise şimdi de kapitalizm veya kapitalizmin bir türü çökmekte. Wall Street kapitalizmin Berlin Duvarı idi, yıkıldı. Nerede duracağı belli olmayan bu düşüşte görülmemiş şeyler yaşanabilir. İnsanlar bunu hissediyor ve korkuyor. İşsizlik artacak, yoksullar daha yoksul olacak, orta sınıfa yeni katılmış eski sıralarına dönecekler. Bu durumda halkın çoğunluğu en güvenli liman olarak AKP’yi görecek. Kömür ve erzak dağıtıyor Korunma güdüsüyle halk kapı kapı dolaşan, kendi aksanıyla konuşan, yeşil kart veren, kömür ve erzak dağıtan, okul çocuklarına bedava kitap ve defter sağlayan AKP’ye daha fazla yönelecek. Bunları alanları hor görenlere, dilencilikle suçlayanlara değil. Kazanan AKP olacak. Cumaları camileri dolduran. Tarikatları sosyal güvenlik kurumlarından örgütlü ve zengin. İftar çadırlarının mucidi. Tesettür taburlarının komutanı. Devlet ihalelerinden özel hesaplara milyarlarca dolar aktaran ve aktarmaya devam eden ve bir kısmını saçmaya hazır AKP. Ekonomik çöküntü fanatizmi, yabancı düşmanlığını, korumacılığı, otoriter yönetimi besler, bunlar da AKP’nin gıdasıdır. Zaten otoriter ve fanatik eğilimlere sahip olan Erdoğan’a bu seçimler ve bu ekonomik kriz ilaç gibi gelecek. AKP o kadar iyi örgütlenmiştir ki popülaritesi geçtikten sonra bile bu örgütlenmenin gücüyle iktidarını sürdürebilir. Aynen mollaların İran’ında olduğu gibi. Beyaz Türkler insan zekâsına hakaret olan CHP ve Baykal’a tahammül etme uyuzluğunu göstermenin bedelini silinmekle ödeyecekler. Tıpkı 1789 ihtilalindeki Fransız asil sınıfı gibi. Sizi Atatürk bile kurtaramaz. Ahlak bezirganlığı Ahlak denince ilk aklıma din geliyor, sonra cinsel taassup. Neden, acaba? Hırsızlık, yalancılık, toplumsal değerler ( din, milliyet, vatan, ideoloji, v.b.) üzerinden yapılan sömürü her nedense ikinci planda kalıyor. Çünkü öyle öğretildi, İlkokulda “din ve ahlak” dersi vardı; çok faydalı şeyler öğrendik elbet. Yaşımız ilerledikçe ahlakın sadece cinsel taassupla sağlanamayacağı gerçeğini tecrübe ile fark ettik. Kolaycı yaklaşımla hazırlanmış binlerce vaaz dinledik, camilerde… Çoğunda açık, saçıklık ve içkinin kötülendiği; insanları nefis terbiyesine davet eden, geçmiş zamanın tozlu raflarından indirilmiş, güncel olmayan hikayeler… Milli şuur olmayınca, din sadece narkoz vazifesi görüyor. İleri toplum olma şuuru olmadığından elde avuçta ne varsa satmak eğilimi var. Yani toplum sadakaya endeksli. Şu bilinç oluşmalı. Bol bol üretelim hepimiz yiyelim. Teknolojik imkanları elde edelim. Maalesef sadece dini esaslarla gidilebilir sanıyor insanlar. Bu da tek ayakla gitmeye benziyor. Allah’ın fenni kanunları da var. Biri malum yazılı kanunları, kuran; diğeri fıtri olan fenni kanunları. Fenni kanunları ihmal edilince de insanlar mesul oluyor. Fenni şartlara uyanlar yazılı şeriata uyduğunu sananları esir etmesi veya işgal etmesi bu hakikattendir. Aciz bir toplum esarete mahkumdur, acizlik bahane olmuyor. İlahi sistem kusursuz işliyor; o kadar da adil… Yani dinsiz de olsa insan fenni şartlara uysa başarılı olur. Dindarlar ise kuru söylemleri bırakmadıkça başarısız olur. 80 öncesini hatırladım. Faşist, kominist, emperyalist tartışmalarını… Oysa üçü de bizim toplumun ürettiği bir ideoloji değil. Bizde taraftarları oluştu ve kraldan çok kralcı kesildiler. Kendi toplumumuz üretmeli kendi ideolojisini. -Sosyal adalet, -Her alanda özgürlük, -Köleliği reddeden bir yapı. (Asgari ücretle çok uluslu şirketlere kölelik) Ne dersiniz eski ideolojilerden sıyrılıp yeni, taptaze bir ideoloji oluşturamaz mıyız? ‘Ortak akıl’ oluşturarak mümkün olur kanısındayım. Yeter ki niyet halis olsun. Gizlenen hedefler olmasın. “Neyi arıyorsan sen O’sun.” Saygılar. Ahmet Bektaş