Mart, 2009

2009 SEÇİM DEĞERLENDİRMESİ

Mart 31 2009Yorum Yok Kategori: Güncel

Asıl seçim dersi: Millet AKP’ye alternatif arıyor, ama henüz bu ortada yok!

48 milyon seçmen. 41 milyonu sandığa gitmiş, 7 milyonu gitmemiş. AKP’ye 15 milyon oy. CHP’ye 9, MHP’ye 6 milyon oy. Gerisi de azalarak diğer partilere dağılıyor. 2009 seçimleri önyargıların ve ezberlerin bozulması açısından çok faydalıydı. Neydi ezber? AKP yüzde 50’nin üstüne çıkabilir, asla inmez! Bu kadar yedirdiler bu millet oy verir, millete güvenilmez. Bunlar doğru çıkmadı. AKP yüzde 39’a düştü. Yani Başbakan’ın koyduğu yüzde 42 çıtasının altına! Türk milleti:”Ben kimsenin tapulu malı değilim” dedi. Seçmenlerin yüzde 35-40 oranındaki büyük kesiminin sadakati yok. Hiçbir partiye bağımlılık hissetmiyor. O seçimde kimi beğenirse oraya kayıyor. Mobilitesi yüksek bir kitle! Tam Türklere uygun bir davranış sergiliyor. Ben 1994-95’de sahada çalışırken seçmenin partilerinden kopuşu yaşadığına tanıklık ettim. Dünyada ideolojilerin çöktüğü bu dönemde, Türkiye arayışa girdi. Buna cevap verecek siyasi yapı,lider ve siyaset bulunamadı.Bu nedenle eski RP içinden çıkan ve “değiştim” denen AKP yeni algısı yarattı. ”Miş” gibi yaparak ve iktidarda değişerek topluma bir seçenek oluşturdu. Bu dönemde uzun yıllar Türkiye’yi yöneten sağ merkez partiler yıprandı. İç kavgalarla küçüldü. Yok oldular. Bu partilerin yok olması ona oy veren seçmenlerin yok olduğu anlamına gelmiyor. O seçmenler ölmedi.İçi ısınmasa da çaresizlikte boş arsada çadırı kurmuş olan AKP’ye verdi oylarını. 2009 yerel seçimlerinde AKP tek başına en yüksek oyu alsa da “kafa tutacak” liderlikten düşürülüyor. AKP’ye CHP veya MHP alternatif olsa blok oy kaymaları olması gerekirdi. Oysa yükselmeler %3 gibi sınırlı bir yapıda. Çünkü hepsi denenmiş liderler,politikalar ve yapılar.Merkez oyların AKP’ye akması AKP’yi merkez parti yapmadığını görüyoruz. AKP sağdaki boşluğu değerlendirdi AKP ilk kurulduğunda “yeni” algısı insanlara cazip geldi. Ama hiçbir yapısal reformları yapmaması, 2002’de seçim beyannamesinde bulunan değişim maddelerinin yapılmaması, 2007’de çıkarılması ve unutturulmaya çalışılması seçmende kızgınlık yarattı. Seçmen aldatılmış duygusuna kapıldı. AKP merkez sağdaki boşluğu değerlendirmiştir.Potansiyel seçmeni çekememiştir. İlk seçim döneminde kararsızlar %30 civarındaydı.2009 yerel seçimlerinde oy kullanmayan seçmen %17’ye düştü. Bu seçimlerde katılımın %80 gibi yüksek oranda olması, tüm dünyada olduğu gibi, değişim dönemlerinin talebidir.Ya kadroların değişimi istenmektedir,ya külliyen değişim! “Gururlanma padişahım senden büyük Allah var!” demek için padişah adamlar tutarmış. Şimdi de “senin kibirli hallerinden büyük millet var!” sonucu çıktı. Başbakanla ilgili CNN’de yapılan araştırmada sonuçlarında Başbakan;”tahammülsüz,otoriter,sert ve kırıcı” çıkmış. Millete kabadayılık sökmedi AKP Erdoğan’ın karizması üzerine kurulmuş bir partidir.Bu aşınmaya başladı demek ki.Davos’a rağmen millet “one minute” dedi. Kabadayılık aşınmaya neden oldu. Türkiye’nin turizmden geçinen kıyı bölgeleri el değiştirdi ve yeniden CHP’ye geçti. Trakya el değiştirdi. Çünkü çiftçi perişan ve tarım politikalarının zavallılığı tokat gibi AKP’ye çarptı. AKP krize aldırmadı, küçümsedi.Çiftçiler, insanlar yoksullaştı. OECD’ye göre Türkiye gelir dağılımı en bozuk ülkeler arasındadır. Yine de, blok oy kaybına uğramadı. Bunun nedeni muhalefet partilerinin zayıflığıdır. AKP merkez “mış” gibi yaparak iktidara geldi. Şimdi yeni oluşumlara ihtiyaç duyulduğu ortada.Ama başka adres bulamadığı için seçmenler AKP’den ayrılamadı. Küçük partilere gitmelerinin nedeni de, bari gönlümün sevdiğine gideyim halidir. AKP muhalefete yüklendi. Seçmen muhalefetin varlığının red edilmesine de itiraz etti. Kıyıların el değiştirmesi yaşam tarzıyla da yakından ilgilidir. Bu konuda yapılan akademik çalışmaların getirdiği tartışmalar da seçmeni korkuttu. Canını sıktı. Seçmen farklı olan saygı istiyor.Demokrasi farklılığın adıdır. Farklı olan tek bireye bile sahip çıkma,hakkını koruma sistemidir. Doğu’da AKP’ye tepki oyları G.Doğu’da ise sorunun sadece ekonomik olmadığını siyasi meselenin, kimlik siyasetinin öne çıktığını görüyoruz. DTP‘nin yükselmesinin ardında, AKP’nin dengesiz ve karmaşık politikalar uygulaması yatmakta. Güven kaybına uğramış ve samimiyetsiz bulunmuştur. DTP verilen oyların “PKK” sempatisi olduğunu savunsa da, oylar AKP’ye tepkidir. Seçmen yasal politik yapının ve TBMM’nin içinde olmayı önemsemektedir. Türkiye partisi olarak yerini almayı DTP istiyor mu, istemiyor mu? G.Doğu’yu ve Kürt vatandaşlarımızı dikenli tellerle çevirmedik bölgede. Neden DTP Batı bölgelerinde G.Doğu başarısını gösterememektedir? Batılı Kürt DTP’ye gitmiyor Çünkü Batı’da yaşayan Kürtlerin tercihi DTP değil. Bu kadar basit. Bölgeyle sınırlı DTP. 5 milyondan fazla Kürt-Türk evliliği var. Kürt seçmen yüzdesi 17-20 aralığı. DTP kaç aldı? Yüzde 5! Gerisi nerede? Onlar DTP’yi neden tercih etmiyor? Yapılan araştırmalarda Batı’da yaşayanların %20’si “ben Kürdüm demiyor, annem babam Kürt “diyor. Yani milletin bir parçası. Bölgede ise, “Türko senin neyine Ahmedi” diye D.Bakır’dan dışarı atılması sevinçle söyleniyor.Bu ne demek? Bunun tepkisi karşıda “Kürdo senin neyine Batı” diye atılsa ne olacak? Bu siyaset değildir. Başbakan İzmir’i istiyorum dedi, kaybetti. D.Bakır’ı istiyorum dedi, kaybetti. İstanbul.’da bir milyon oy istiyorum dedi tersi oldu.”%47’nin altı başarısızlık” dedi altına düştü. Seçim sandığı başında “en büyük referandum” dedi ve cevabını aldı. Urfa’da ceket koysak kazanır dendi, içindeki adam kazandı. Demek ki, ayrım yapmak, ayrıcılık, dilini “biz ve onlar” diye kullanmak faydalı değil. Rant siyasetine tepki Bu nedenle AKP yerel seçime Başbakanla girdi. Adaylar geride kaldı. Denizli’de ,Balıkesir’de, Manisa’da Bel.BAşk. çalışmalarından şikayet olmamasına rağmen ya kaybettiler, ya da oyları geriledi. Dramatik kayıplar gerçekleşti. Bu iktidara ve mal mülk dağıtsa da partiye karşı kızgınlıktı. Ranta açılan yerler seçmeni kızdırdı. Millet “ne dağıtırsan dağıt biz kimlik siyasetinde yer buluyoruz”dedi bölgede. AKP ve Başbakan Eşref Fakıbaba olayını iyi değerlendirmeli. Bir şeye müdahale ederrseniz tepki buluyorsunuz. Antalya tokadı Gül’e de değdi Antalya’da AKP çok sarsıldı.CHP adayının Cumhurbaşkanı tarafından mağdur edilmiş olması da kazanmayı anlamlı kıldı.Bu tokat Cumhurbaşkanı’na da değdi. Türkiye , piyano çalan tek belediye başkanı olan Menderes beyi kaybetti! İzmir direndi, kale durumunu korudu. Yaşam tarzı kavgası İzmir’de en etkili sorun oldu. Kentleri “hizmet alamazsınız” diye tehdit eden iktidar sonuç alamadı. Bu ne Ankara Çankaya’da, ne Antalya’da tutmadı! Başbakan ilk kez tüm sandıklar açılmadan konuşma yaptı. Bu konuşmada 22 Temmuz balkon konuşması tarzı ve içeriği tekrarlandı. Sonucun ayni olmayacağını ne bilelim diyor seçmen. Milletin mesajını aldık diyen Başbakan bunun sonuçlarını bakalım ülkeye yansıtabilecek mi? Rakiplerin zayıflığıyla övünmesi AKP için bir artı değil. Kazanç değil.”Sonuna kadar özgürlük” sözü veren Başbakan bunu 7 yıl önce de yaptı ama otoriter yapı geldi çöktü ülkeye.Yasalarda hiçbir değişiklik gerçekleştirilmedi. Farklı olmak yaşamı zorlaştıran bir durum.Prof. Binnaz Toprak araştırması bu nedenle çok tartışıldı. Anadolu’da devamlı gezen biri olarak bir çok gözlemim, duyumum var elbette. Büyüyenler maddi ve manevi “her şeye müsait” duruma geldiler! Zorbalık,tehdit ve sadece bizden olanlar her şeye sahip olsun en çok şikayet konusu. Krizi sandık tokadıyla kabul etti Konuşmasında “küresel finans krizinin olduğu dönemde bu seçimi yaşadık “diyen Başbakan krizin teğet falan değmediğini kabul etti. Kampanyada reddettiği kabul edildi yani. İlkeli olduğu için adayların bir kısmını (Urfa gibi) dışarıda bıraktığını söyleyen Başbakan ceket benzetmesiyle ne kadar etik davrandı? Milleti küçümseme oy alamazsın. Kibir en büyük felakettir bu topraklarda. Ayni saatlerde Melih Gökçek’in Çankaya’da oturanlar aleyhine söylediklerine hayret ettim. Onlar seçmen değil mi? Onlar milletin bir parçası değil mi? Nasıl ve ne hakla milleti küçümsüyor bu siyasetçi? Onu dördüncü kez seçtiren nedir? Sadece ona duyulan aşk mı??? Milleti küçümsemeye başlayan siyaset ve siyasetçiler sandıktan çıkamazlar. Uzun vadede tavada eriyen yağ gibidir gelecekleri. Bu seçimde de kadınlar yoktu. Yerel seçimlerde %1 ile temsil edilen kadınlardan büyük illerde seçilen sadece 2 kadın başkan olabildi.3.225 belediye var. Kadınlar olmadan ranta dur demek mümkün değil! Yaşam kalitesini yükseltmek şart kentlerde. Bunu nasıl yapacağız? Bu seçimlerin en karlısı MHP çıktı. Kentlilerin gönlünü kazanmaya başlayan MHP ilerleyecek. Saadet Partisi yüzde yüz yükselse de, çok hızlı gidemeyecek Daha radikal olana kaymayacak Türkiye. Türkiye yepyeni, reformcu bir parti ve siyasetçiler bekliyor.Dürüst insanlar bekliyor. Yapısal reformlar yapılmalı. AB yolunda hızla ilerlemeli ve kalkınma projelerini hayata geçirmeliyiz. Adalete ihtiyacı var Türkiye’nin. Hepimiz daha fazla adalet istiyoruz. Bir an önce hukuk reformu .Düşünce özgürlüğü yasaları diyor millet. Daha fazla eğitimden pay. Yoksulluktan kurtulmak istiyor millet. Bir an önce. Hemen . Bugün. İş ve aş. Dünyada saygın bir ülke. Bunları bütün partiler okumuştur umarım. NEVVAL SEVİNDİ Tufan Türenç Hürriyet’te yazdı.1Nisan09 Türk siyaseti kritik dönemeçte SEÇMEN sayısı arttı, katılım çok yüksek oldu ama buna karşın AKP’nin oyu düştü. Üstelik AKP oyu düşen tek parti oldu. ……Bu seçenek siyasal yelpazede eksik olan “merkez sağ parti”dir. M.Yılmaz Hürriyet’te yazdı: “Merkez sağ boşluğu” 3.Nisan “Merkez sağda şu anda herkesin iştahı kabardı”diyen prof. Sencer Ayata Devrim Sevimay / SORU-CEVAP ‘ta 6.Nisan /Milliyet Ben 2006′dan itibaren “merkez sağda boşluk var” dedikçe işte AKP var nerden çıktı merkez sağ diyorlardı.2007 seçimlerindeki bütün röportajlarımda,tv programlarında söyledim.Hem de bu sitede yazdıklarımı,baısnda çıkan yaızları bulup okuyabilirsiniz. 3 yıldır buna inanmayanlar şimdi açığı gördü. ANCAK u arada eski merkez sağ partiler eritildi,yok edildi.Türk siyaseti yenilerini mi bekliyor? Siyasetin eniden yapılanması şart bence. Nevval Sevindi(6Nisan) Hamburg,17.04.2009 Üzgünüm… Kaygılıyım… Anadolu´nun yirmi hanelik köyünde 6. çocuk olarak Dünya´ya gelen, aynı „Baba Beni Okula Gönder“ kampanyasındaki gibi ağabeyleri tarafından Babalarından kaçırılarak okuması sağlanan; Anadolu´nun köylerinde öğretmenlik yaparak pek çok öğreci yetiştiren; eşinin eğitimi için Almanya´ya gidip, zor koşullarda mesleğinin gereğini yerine getirme bilinciyle Türk Çocuklarının eğitimine katkıda bulunmaya çalışan bir Atatürk Türkiye´sinin öğretmeniyim. Elimin erdiği kadarıyla, ömrümü geleceğimiz olan gençlerin iyi yetişmesine veren bir eğitim emekçisiyim. ÇYDD ne, depremde yıkılan okulları onarmaya, okula giderken sıkıntıda olan gençlere maddi desteklerle, yabancı düşmanlığına karşı mücadeleyle, yazarak eğitim alanındaki görevimi yerine getirmeye çalışıyorum. Şunu da iyi biliyorum ki, değerli insan Prof. Türkan Saylan´ın öncülüğünde ÇYDD´nin eğitimleri için elini uzattığı o çocuklardan öyleleri çıkacak ki, benim ve benim gibilerinin yaptıkları hiç kalacak geleceğimiz olan çocuklarımızı yetiştirmede ve güzel ülkemiz Türkiye´ye hizmet etmede… Yabancı ülkede yaşayan bir Türk kadını olarak Çağdaş Türk kadınlarıyla da gurur duyuyorum. Ne yazık ki, son zamanlarda sergilenen durumlar, kırsal kesimin kızlarının cahil bırakılmasına, ülkemin insanlarının Atatürk´ün öncülüğünde kurulan çağdaş Türkiye´nin yolunun kesilmesine çalışılıyor sanki! İnsanlar bugün ne olduğu bilinmeyen nedenlerle cezalandırılıyor. Suçu olanlar cezalandırılsın ama sap samana karıştırılarak Atataürkçü,çağdaş kişilere yargısız infazlar yapılıyor gibi bir izlenim verilmeye başlandı. Bu nedenle üzgünüm, kaygılıyım… Türkiye´mizin güzel insanlarının haketmedikleri muameleyle karşı karşıya bırakılmalarını kınıyorum. Nebahat Emekli Öğretmen ve Yazar Nevval hanım, 9 askerimiz şehit edildi.Kürdistan’ın sınırlarını çizdik diyenler bundna sorumludur.Apo Apo diye sayıklıyanlar bundna sorumludur. Ayrıca hükümet de Filistin diye kendini yerlere attı,uluslararası alanda “van minut” dedi neden PKK’yı iktidarda olduğu halde bitiremiyor? Neden gösteriler düzenlemiyor Filistin gibi?Türban gibi? Her Cuma neredeler? Nerede cevaplar? biliyorum.TŞK.
Gönderim Zamanı: 29-04-2009 12:07:55

Bugün

Mart 30 2009Yorum Yok Kategori: Haberler

Cem TV’de 18.00 CNN Reha Muhtar programı saat:23.00′de

Soylu:5.4′ün altında çekilirim dedi adaylığını koydu!

Mart 30 2009Yorum Yok Kategori: Güncel

Erkek dediğin önce birinci sayfalara çıkmak için “çekileceğim” der, sonra aday olur ki erkekliği belli olsun. Tabandan yükselen ses böyle diyor. Ama esas şaşırtan AKP yandaşı medya ile,dinci denilen medyanın canhıraş bir şekilde Soylu’yu desteklemesi.her gün onların ya TVsinde ya gazete manşetlerinde çok ilginç! Alternatif çıkmasından korkanlar mı var yoksa. Bana son kongrede demokrasiye aykırı ne varsa yapan birinin demokrasi çığlıkları ne kadar inandırıcı dersiniz?CAndan Erçetin söylüyor arka planda:Yalan..yalan….

Türkiye genelinde DP %2.2(yazıyla iki nokta iki) ;onurlu bir insan 5.4 ‘ün yarısından daha az olan 2.2′yi başarı olarak kabul edemez,ettirmeye çalışan adamlarına “biraz yüzün kızarsın yahu”der. Değil mi?Aydın Ayaydın Vatan gazetesinde yazdı:”Bu seçimde Süleyman Soylu ile Salih Uzun sınıfta kaldı”. Gerçekten çekilecek olan Zeki Sezer gibi istifa eder.Sonra işi kongreye bırakır.Gerçek konuşan böyle konuşur.(14.MAYIS09 BUGÜN ZEKİ SEZER ADAYLIĞINI KOYDU.YUH!ÜLKEMİZ BE DEDİĞNİ BİLMEZ İNSANLARIN ELİNDE OYUNCAK MIDIR?) GİK toplantılarından çıkan sonuç:partinin yıldızı bizi bırakma ne olur!!diyenlerin yüzü kızarmaz,onu öven gazetecilerin kızarmaz ve bembeyaz bir yüzle delegeler bakar kalır 5.4′ün altında kalana -”GİK ve BAşkanlık Divanı’na yakın kaynaklar kasanın bomboş olduğunu, maaşların verilemediğini söylüyor. 15 ayda gelirlerle birlikte kaynakların nereye gittiğinin şeffaf hesabının verilmesi Genel Başkan’ın görevidir.”" ****** parayla yazı yazanlara ne denir? Neden hep ayni adamlar övgü düzüyor dersiniz? ********* 22 Temmuz seçimlerinin ardından partinin başına geçen Süleyman Soylu’nun Türkiye’yi adım adım dolaşması da partiyi ayağa kaldırmaya yetmedi. Kırsalda başarılı sonuçlar alınmasına karşın özellikle büyük şehirlerdeki sonuçlar, DP’de hayal kırıklığına yol açtı. Soylu, Yalova, Aydın, Bursa, Muğla, Ardahan ve Mardin’de seçimi kazanmayı bekliyordu. İlk sonuçlara göre; DP 34 ilçe ile 52 beldede seçimleri kazandı. İl bazında ise Yalova ile yetinmek zorunda kaldı. DP’nin umudu, daha önce iktidar partisinden seçilen ancak daha sonra kendilerine katılan belediye başkanlarıydı. Bu durumda olan illerden Bursa ve Aydın’da belediye başkanlığını kazanamadı. Geçen dönem Bursa belediye başkanı seçilen Hikmet Şahin, yüzde 5′te kaldı. 1946 yılında çok partili hayata geçilmesinin ardından defalarca tek başına iktidar olan “Kırat” geleneğini önümüzdeki dönemde zorlu günler bekliyor. 1954 yılında Türk siyasi tarihinde bir partinin aldığı en yüksek oy olan yüzde 57′yi bulan DP’nin erimeye başlaması, merkez sağın kan kaybetmesiyle paralellik gösteriyor. 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatının ardından Süleyman Demirel’in Köşk’e çıkmasıyla birlikte partinin başına geçen Tansu Çiller, her seçimde bir öncekinden daha düşük oy aldı. 3 Kasım 2002 seçimlerinde ise parti ilk kez, 9,7 ile barajın altında kalarak Meclis’e giremedi. Seçimin ardından Çiller istifa ederken partinin başına Mehmet Ağar geldi. Ağar, merkez sağda birlik için Anavatan Partisi ile birleşme çalışmaları yaptı. Bu amaçla DYP olan partinin ismini, DP olarak değiştirdi. Ancak birleşme hüsranla sonuçlandı. Bunun ardından cumhurbaşkanlığı seçimlerinde DP’nin Meclis’i boykot etmesi, partideki büyük erimeyi başlattı. 22 Temmuz 2007 seçimlerinde 5,4 ile tarihî bir yenilgi alan Ağar, genel başkanlıktan istifa etti. Ağar’ın istifasının ardından sahneye çıkan dönemin İstanbul İl Başkanı Süleyman Soylu, ‘beyaz yürüyüş’ başlatarak Türkiye’yi karış karış dolaştı. Bunun semeresini Ağar’ın desteklediği adaya karşı kongreyi kazanarak elde etti. Seçim sürecinde ikinci beyaz yürüyüş ile 290 bin kilometre yol yaptı, 54 il ve 475′e yakın ilçeye gitti. İlçe ve beldelerde dahi miting düzenledi. Ancak Soylu’nun büyük çabası, Hazine yardımı alamadığı için ekonomik sıkıntı da yaşayan DP’deki erimeyi durduramadı. Sandıkların açılmaya başlamasının ardından DP, kırsaldan gelen oylarla umutlandı. Ancak il merkezlerinden sonuçların gelmesiyle umut, yerini hüzne bıraktı. Anavatan yüzde 1′in altına düştü Merkez sağın diğer partisi Anavatan ise seçimlerde ciddi bir varlık gösteremedi. Rize’de adı geçse de Türkiye genelinde yüzde 1′in altına indi. Yerel seçimlere Salih Uzun’un genel başkanlığında giren Anavatan’da, Mesut Yılmaz ve Erkan Mumcu döneminde olduğu gibi kan kaybı sürdü. Soylu: YSK, seçimi baltaladı Oyunu iki çocuğu ve eşiyle birlikte İstanbul Gaziosmanpaşa’daki Dobruca İlköğretim Okulu’nda kullanan Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Süleyman Soylu, seçim öncesi aldığı kararlarla gündeme gelen YSK’ya ağır eleştirilerde bulundu. Soylu, “YSK seçimi baltalamak dışında hiçbir şey yapmadı. Güvensizlik oluşturmak dışında hiçbir şey yapmadı. Seçimi kolaylaştırıcı unsurları ortaya koymadı. Böyle bir anlayış içinde Türkiye’nin çağdaş devletler seviyesine çıkması söz konusu değil. Türkiye’nin acilen bir kamu reformuna ihtiyacı var.” dedi. VATAN”ın sorularını yanıtlayan Soylu”nun sözleri şöyle: “5.4″ün altında oy alırsam giderim” dediniz. Neden böyle bir çıkış yaptınız? Türk siyaseti güvenilirliğini kaybetti. Türk siyaseti, sözüne güvenilir, itibarlı, millete verdiği sözün arkasında duran siyaset kimliği arıyor. Seçim kaybedeceksiniz, koltuğunuzu muhafaza etmeye çalışacaksınız, bunun için partinizi daraltacaksınız, sonra dönüp Türkiye”ye talip olacaksınız. Mümkün mü? Seçim sonunda ben bu partinin 15 aylık genel başkanı olacağım. Genel Başkanlık sürecimde millet bizi tanıyıp tasvip etmişse, bu millet bize oy verir. Seçimin geneli, yereli olmaz. İktidarların daha avantajlı kabul edildikleri yerel seçim için bu iddiada bulunmanız siyasi hayatınız açısından bir risk değil mi? Partinin tabanını da, teşkilatını da, Türkiye”deki durumu da görüyorum. Benim açımdan bu iddia sıfır risktir. 5.4 alınacak oy, bu oranı muhafaza etmek bile bana göre bir başarı falan değildir. Türkiye”nin bu kötü halinde, iktidarın tartışıldığı, anamuhalefetin çözüm üretemediği bir süreçte DP Türkiye”nin önüne yeni alternatif koymak zorundadır. Bunun ölçüsü 5.4 değildir. Bu alt limittir. DP”nin hedefi yeni bir alternatifin yeşertilebileceği oy oranı ile Türkiye”yi karşılaştırmaktır. Sizin ilk seçiminiz olacak. Kendinize haksızlık etmiş olmuyor musunuz? Bu benim seçimim. DP yeni bir yapı oluşturdu ve seçime gidiyor. Millet de bu yeniliği tasvip edip etmediğini ortaya koyacak. …” **** Vatan’da yayınlanan bu söyleşiden önce de Serpil Yılmaz Milliyet gazetesindeki köşesinde S.Soylu’nun 5.4 altında kalırsa gideceğini yazdı. Bu önemli bir iddia elbette. 29.Mart yerel seçimlerinde , Soylu yönetimindeki DP eğer 5.4′ün altında kalırsa Sayın Soylu’nun 30 Mart günü istifasını vermesi gerekir. Bu iddianın gereğini umarız yerine getirir.Türk kamuoyu ve DP tabanı bu işin takipçisi olacaktır. Yakın takip başladı. ******** Süleyman Soylu’nun 5.4 yemini Süleyman Soylu genel seçimler için büyük konuştu. Eğer aldıkları oy, 22 Temmuz seçimlerinden düşük olursa, Soylu görevi bırakacak… Önceki akşam Yeni Asır TV ve İzmir TV ortak canlı yayınlanan “Seçime Doğru Özel” programına katılan DP Genel Başkanı Süleyman Soylu, Yeni Asır Yayın Grubu Başkanı Şebnem Bursalı ile yazı işleri müdürleri Nevzat Dönmez, Kadir Sıvacı, Muzaffer Oktay ve gazeteci yazar Hadi Özışık’ın sorularını yanıtladı, çarpıcı açıklamalarda bulundu. DP SİTESİ Arınç-Akçalı-Soylu sandığa gömüldüler!… Seçimler yapıldı ve sandıklar açıldı. Sandıklar bazılarını sevindirdi, bazılarını da sandığa gömdü. Eski TBMM Başkanı, AKP Genel Başkan Danışmanı ve Manisa Milletvekili Bülent Arınç, AKP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Manisa Milletvekili Hüseyin Tanrıverdi, AKP’ nin diğer Manisa milletvekilleri, AKP İl Teşkilatı, AKP Alaşehir İlçe Teşkilatı ve Kırat’ ı bir gecede terk edip ak yolcu olan siyasetçiler Adnan Özdişçi ve yandaşları ile DP Genel Başkan Yardımcısı Rıza Akçalı ve DP Genel Başkanı Süleyman Soylu seçmenin verdiği dersle Manisa’ da adeta sandığa gömüldüler. Manisa’ nın yeni MHP’ li Belediye Başkanı Cengiz Ergün’ e başarılar ve tebrikler. Özellikle Alaşehirli kronik siyaset pehlivanları, sizler bu konuda şerbetlisiniz, sizlerin seçmenden yediğiniz ilk tokat bu değil.Bu güne kadar girdiğiniz bütün seçimleri kaybettiniz ama yenilmeye doymadınız.Atalarımız, “ Yenilen pehlivan güreşe doymaz!…” diye boşuna söylememiş. Şimdiden iddia edeyim bunlar yedikleri bu seçmen tokadına rağmen yapılacak ilk “Milletvekili Genel Seçimlerinde” yine hiçbir şey olamamış gibi seçmenin karşısına çıkarlar. O günü de yaşarsak göreceğiz, ne yazık ki akıbetleri yine aynı olacak. Çünkü halk, her seçimde bunlar neredeyse başka yere gitmekte kararlı. Bu karar 1991’ de verildi. *** Tanrıverdi, *Özdişçi’ yi bir gecede DP İlçe Başkanlığı’ ndan istifa ettirmeniz işe yaradı mı? *Temayül yoklamasında 17 oy alan Özdişçi’ yi 170 oy alan adayın önüne geçirdiniz de ne oldu? Bütün bunların yanlış olduğunu yazdığım zaman bıyık altından güldünüz ve şimdi tekrar açık seçik soruyorum. Dersinizi aldınız mı, canınız yandı mı, yediğiniz Alaşehirli tokadı acıttı mı? *** Daş’a başarılar!… Kadir Daş, Alaşehir’ de bir ilk gerçekleşti üç dönem üst üste belediye başkanı oldunuz. Hayırlı uğurlu olsun. Başarılar diliyorum. İlk seçimde Ertuğrul Basmacı’ ya karşı aldığın başarı senin ve partinindi ama ikinci ve üçüncü başkanlıkları AKP hediye etti dersem haksızlık yapmış olmam,alınan 245 oy farkı da size bir ders vermeli. Ayrıca başarında 1991’ de benim uyguladığım propaganda tarzını devam ettirmenin de önemli bir payı var. İkinci ve üçüncü seçimlerde desteğim senden yana olmuştur. Bunu binlerce Alaşehirli bilmektedir. Sana da yakın boyacı Kazım Demir, temizleyici Şükrü Eroğlu, Ferit Karpat bunu bilen isimlerden sadece bir kaçıdır. Bildiğiniz gibi benim belediyede çalışan bir yakınım ve imar rantı bekleyen bir metre kare arsam yok. Başkan Daş, bir saniye sesli düşünmeni isterim. Eski D(Y)P’ li, dava arkadaşlarımın yanında yer alıp; “ Ey hemşehrilerim, Alaşehir’ i iktidar nimetlerinden ayırmayın” diyerek ev, ev dolaşsam sonuç nasıl olurdu acaba? MHP’ li de değilim ama ben bir Alaşehir sevdalısı olarak Alaşehir’ in çıkarlarını öne çıkararak sizi destekledim. Çünkü tecrübenizle Özdişçi’ den daha iyi hizmet vereceğinize inandım. İnşallah benim ve oy verenlerin yüzünü kara çıkarmazsınız. *** Seçimin yükselen yıldızları: SP Genel Başkanlığına beş ay önce seçilen Prof. Dr. Numan Kurtulmuş Başkanlığında seçime giren SP; il genel de aldığı oy yüzdesiyle seçimlerin yükselen yıldızıdır. SP, AKP gibi hazineden trilyonlarca yardım almıyor. Partisine ve Milli Görüş’ e inanan insanların verdiği mütevazı desteklerle bu başarıya ulaştı. SP’ nin aldığı sonuçtan siyasi deneyimlerime göre benim çıkardığım mesaj ; “Saadet”, gümbür, gümbür geliyor şeklindedir. Ayrıca CHP İstanbul adayı Kılıçdaroğlu ile İl Başkanı Gürsel Tekin’ de bu seçimlerin yükselen yıldızlarıdır. *** Seçimlerin sönen yıldızı Merkez sağın en büyük ulu çınarı DP. Süleyman Soylu’ nun liderliğinde il genelde aldığı oyla hezimete uğradı. Manisa’ da Rıza Akçalı ile Kırat dip yaptı. Açıkçası sandığa gömüldüler. Soylu, Ağar’ ın %5.4’ ün altına düşersem giderim demişti. Bizlere bu sonuçtan sonra haydi güle, güle demekten başka söz kalmadı. DP’ ye yeni bir süvari gerek. Bu süvari, yeni yüz ve taze kan, toplumda karşılığı olan bir isim, kamuoyunda tanınan biri ayrıca uluslararası ilişkileri olan başarılı bir umut adamı olmalı. DP teşkilatları geçmişte yaptıkları gibi yanlış kapılarda ve adreslerde dolaşırlarsa doğru yolu bulamazlar. Açıkçası CHP’ den İlhan Kesici’ yi istifa ettirerek veya Abdüllatif Şener’ e giderek, Mehmet Ali Bayar’ la tekrar deneyerek, Çiller’ in yalısının önünde nöbet tutarak Kırat’ ı şahlandıramazlar. *** AKP inişte AKP’ nin il genelde yedi puan inişte oldu görüldü. AKP bütün iktidar olanaklarını sonuna kadar kullanmasına rağmen bu sonucu aldı. En önemlisi yapılan yerel seçimin iktidar değiştirmeyeceği gerekçesiyle bu sonuca ulaştı. Yedi puan ne demek biliyor musunuz? Hazine yardımı alacak kadar oy alan bir parti demektir. Tevfik Diker 19-20.Dönem Milletvekili 0 532 264 50 95 sayın nevval hanım bence süleyman soylu ve ekipi batmıştır.derhal istifa etmeli,sözünü arkasında olmalı,o da diğerleri gibi tarih oldu,ben uşak ve konya ve cevrelerinde yaptıgım analizde söyleman soylu defteri kapanmıstır.
Gönderim Zamany: 30-03-2009 11:04:44
>Konu: yazık oldu..
Mesaj: sizlere bir kAÇ ay önce sayın soylunun 29 mart akşamı elveda diyeceğini uzun uzun yazmıştım. bu bir istek yada temenni değidi bu sözler görünen köy kılavuz ,istemez misali gerçeklerin taa kendisiydi.üzüldükde ama yine bir sözümü varya kendi düşen ağlamaz sayın soyluda şu an onu yapıyor .ağlamıyor ellerini kafasının üstüne koyuyor ben nerde yanlış yaptım diyor..ve hemen aklına verdiği o sözler geliyor…yine ona sözüm ilimizin bir meşhur deyimi ile söyleyeyım geçti borun pazarı sür eşeğini niğdeye derım demesınede ortada pazarda kalmadı oda bıtı. sayın soylunun bu işi yapamayacağını söylemiştim. yine sizle çok önceleri paylaşmak istedğim bir konu olan şayet razı olursa çillerden başkası dp yanı kıratı şahlandıramaz.. inşallah onun dönüşü olur sizide ekibinde görmek nasip olur derim saygılarımla.
Gönderim Zamany: 31-03-2009 17:47:03
>Konu: inş dp nin başında sizi görürüz
Mesaj: NevaL ABLa ben güngörenden hakan soner duman aslen elazığ/baskilliyim..sizin dp NiN GeNeL Baskanı oLManızı çok istiyorum inşallah Kongrede oLursunuz saygıLarımLa…
Gönderim Zamany: 04-04-2009 02:13:53
mektup: habibyk500@mynet.com
Konu: af ola..
Mesaj: nevval hanımkaç zamadıre bır ıkı satır bıle yazamadık öncelikle af ola …… lakın mumkun olduğunca sizlerin ekrandakı proğramlarınız konuk olarakkatıldığınız bir çok proğramı izlemeye çalışıyoz çalışmasınada evdekıçocuklar sağolsun bıraz dırdırda etmıyorlar değil….off baba ne her gun buyayınları ızlemekten bıkmadınmı deselerde bazen aile içi ufak tartışmalardayerını alıyor…yınede onlar uyukuya dalınca sızın proğramlarda bazen geçsaatlere uzaytınca keyıflı yorumlarınızı pür dikkat izliyiyoruz… velhasıl bu aralar gundemımız bellı varsa yoksa 29 mart akşamı çıkacaksonuçlar ve siyasi partı lıderlerının ben bu kaDAR oy alamassam sen bukadar oy alamassın şöyle yapacanmı yok ben yapmayacam ya sen sen ne yapacangıbı birbirlerine söyledıklerı sözlerde seçim vaadlerı gıbı havada uçuyor… tabbıkı onlarda bir şeyi bilmeliler her koyun kendı bacağından asılcak 29mart akşamı kımısı ceketını alıp gıdecek kımısde geri dönme adına ceketınıpartıye koyup bir müddet sonra giitiği gibi partısıne sessızce dönecek… sizlerde iyi biliyorsunuzkı DP lideri sayın SOYLUNUNDaa BUGUNLERDE 5.4DEMECI VAR SİTElerde altında kalırsak partıyı bırakacam sözleri yanı 5 .4gıbı bir oy oranının altında kalıp kalmayacağınıa 29 mart akşiamıgöreceğizde iyi biliyozkı yerel seçimlerde özellikle küçük yerleşimyerlerınde partıye değilde adaya verıyorlar şahsen oda bıraz ona guvenmıyordeğilde yoksa normal seçim olsa bu kadar iddaalı konuşmaz 5-.4 bunu başarıgörecekse o bu koltuğu şimdiden bıraksın derim.. yine dile getirdim bir çok yazımda sayın çillerin dönüş macaresaı olmadığımüddetçe DP meclıste temsılı zor tabııkı sayın çillerde artık hiç yokmuderse o zaman DP şansı hjiç olmayacak gibi….. saygılarımla niğde habip yuksel ….
Gönderim Zamany: 14-03-200912:40:16
Sevgili Nevval hn, >Konu: serzeniş
Mesaj: Nevval hanım sygılarımı sunuyorum.ne olacak bu partinin hali varmı bir düşündügünüz.diye rahatsız ettim sizil cevabınızı bekliyorum.ben şuan ilçe teşkilatını bırakmak üzereyim bir yol gösterirseniz sevincem.tekrar saygılar. c AYDIN AYAYDIN /VATAN GAZETESİ Numan Kurtulmuş iyi bir sınav verdi 29 Mart’ta yapılan mahalli idareler seçimi, ilk kez partilerinin başında seçime giren üç lider için de bir sınav oldu. Bu sınava SP lideri Numan Kurtulmuş, DP lideri Süleyman Soylu ve Anavatan Partisi lideri Salih Uzun katıldılar. Sonuçlara bakıldığında Numan Kurtulmuş sınavı geçmiş gibi gözüküyor, Süleyman Soylu ile Salih Uzun ise sınıfta kaldılar. Recai Kutan liderliğindeki Saadet Partisi 22 Temmuz genel seçimlerinde ülke genelinde yüzde 2.34 oranında oy alarak hayal kırıklığı yaratmıştı. Kutan bunun sonucunda görevini Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’a devretti. Kurtulmuş, Recep Tayyip Erdoğan gibi Necmettin Erbakan geleneğinden. Ancak ülke genelinde fazlaca bilinen bir isim değildi. Saadet Partisi’nin başına gelince acaba tutar mı endişesi vardı. Prof. Dr. Numan Kurtulmuş başkanlığındaki SP, 29 Mart yerel seçimlerde iyi bir performans gösterdi. Gerek miting meydanlarında ve gerekse katıldığı TV programlarında karizmatik bir lider görüntüsü verdi. Konuşmaları son derece tutarlı ve ayakları yere basan bir lider izlenimi bıraktı. Konuşmalarını gerilim üzerine kurmadı, aynı gelenekten geldiği AKP ile beklendiği gibi kavgaya girmeyerek sadece hedeflerini ve düşüncelerini ortaya koydu. Seçim boyunca medyadan da çok fazla destek görmemesine rağmen oylarını yüzde 100’ün üzerinde artırarak yüzde 5.31’e çıkarmayı başardı. Bu sonuç gösteriyor ki önümüzdeki genel seçimlerde Numan Kurtulmuş liderliğindeki Saadet Partisi’nin yüzde 10’luk baraj sorunu olmayacak. Aynı tabanda siyaset yapan AKP’den rahatsızlık duyanların adresi muhtemelen SP olacaktır. AKP, seçim sonuçlarını iyi yorumlayıp kendisine çekidüzen vermezse önümüzdeki seçimlerde tabanının bir bölümünü SP’ye kaptırabilir. DP ve Anavatan da 29 Mart seçimlerine SP gibi yeni liderleri ile girdi. Ancak SP’de görülen başarı ne DP’de, ne de Anavatan’da görüldü. DP lideri Süleyman Soylu ile Anavatan lideri Salih Uzun seçmenden gerekli desteği görmedi. Süleyman Soylu liderliğindeki DP’nin 22 Temmuzda aldığı yüzde 5.42 oranındaki oyu, yüzde 3.82’ye geriledi. Demek ki Soylu DP’de tutmadı. Kendisi de bu mesajı almış olacak ki, Genel Başkanlığı bırakıyor. Bir dönem Türk siyasetine damgasını vuran Anavatan Partisi de, yeni lideri Salih Uzun ile 29 Mart’ta girdiği seçimlerde adeta silindi. Yani Salih Uzun da Anavatan’da tutmadı. Görünen o ki, bu iki lider dışında merkez sağda birleştirici olacak bir lidere ihtiyaç var. Bu ihtiyaç giderilirse Ağar ile Mumcu’nun başaramadığı birleşmiş bir merkez partisi ile önümüzdeki seçimler için bir umut ışığı doğabilir. *** AKP bu görüntüler ile eridi İster sevelim ister sevmeyelim. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan karizmatik bir lider. 6.5 yıllık iktidarı döneminde de önemli işler yaptı. Başbakan Erdoğan’ın en önemli özelliği halka yakın olan bir lider görüntüsü vermesi. Erdoğan’ın bunu gösteriş olsun diye yapmadığına eminim. Halka yakın olma onun genlerinde var. Halkla bütünleşmeyi başarmasına rağmen son zamanlarda izlediği gerilim politikası ile halk nezdindeki kredisinin bir bölümünü tüketmişe benziyor. Ancak medya, işveren, sivil toplum kuruluşları ile kavgası ve en son kredi kartları konusundaki tüketicilere yönelik demeçleri Erdoğan’ın hanesine eksi olarak yazıldı. Buna rağmen Erdoğan hâlâ halk nezdindeki gücünü önemli ölçüde muhafaza ediyor. Başbakan Erdoğan’ın tersine, partilileri ve bakanları zaman içinde halktan tamamen koparak farklı bir görüntü çizmeye başladı. Son olarak Bakan Kürşad Tüzmen’in seçim çalışmalarında adeta halkla alay edercesine üstü açık bir arabanın direksiyonuna geçip, adayını ve partilileri de arkaya alıp Mersin sokaklarında dolaşması, ekmek parası bulamayan halkın tepkisini çekti. Bu yetmemiş gibi seçim sonuçlandıktan sonra Mersinlilere yönelik eleştiri biçimi AKP’li bir bakanın halktan nasıl koptuğunu ortaya koyuyordu. Recep Tayyip Erdoğan, ne kadar halkla bütünleşse de bakanlarının böyle bir görüntü vermesi AKP’nin kan kaybını hızlandırır. AKP bu konuda kendisini yenilemez ise önümüzdeki seçimlerde yüzde 30’un da altına düşeceğini şimdiden hesaplamalı. sayın nevval hanım hampalarıyla birlikte Soylu 1trilyon borç yaptı. Genel Kurul’a partinin mallarının satışı için izin kağıtlarını da sunacak.İl başkanları ses çıkarmıyor neden?Hadi (ışıksız) Stardan atıldı iyice mecbur buna. Partiye kilit vurmak bnların misyonu biliyruz. Utanma ise lugatlarınd ayok abla.
Gönderim Zamany: 26.04.2009 11:04:44
AYKUT ÇIRAY YAZDI Neden Olağanüstü Kongre, Neden Cindoruk? Aytun Çıray aytunciray@turktime.com DP bu ayın onaltısında olağanüstü kongresini yapacak. Olağanüstü kongre ihtiyacına kim karar vermişti? DP Genel Başkanı Süleyman Soylu’nun önerisi ile yetkili organlar. Neden? Çünkü son seçimde DP’nin aldığı oy, olağanüstü durum ilânını gerektirmekteydi de ondan. % 3,7, yani gittikçe “sıfır noktası”na yaklaşan bir süreç. Ve sıfıra en yakın oy oranının komutanı Süleyman Soylu’ydu. Sorumlusu da… Çünkü komutanlar başarılan ve başarılamayan herşeyden sorumludurlar. Nitekim o da sorumluluğunun farkında olmalı ki… Şerefli her siyasi gibi TGRT’de “Bırakıyorum” dedi. Seçim öncesinde verdiği sözü tutacağını gösteren ahlâklı davranış sergiledi. *** Tam bu süreçte demokrat ruhun asli sahipleri oturup düşündüler… Düşünüp bir karara vardılar… Ve Hüsamettin Cindoruk aday olmaya karar verdi. Neden? Neden bir fani olarak elde ettiklerinin üzerinde bir şey kalmamışken bu işe soyundu acaba? Hırsı mı? Olamaz, Başbakanlığı reddetmiş birisi için bu gerekçe olamaz. Çıkar? Var olmakla yok olmak arasına getirilmiş bir partide mi? Üstelik hayat hikâyesinde “maddiyat” paragrafı olmayan biri Cindoruk. *** “Neden aday?” sorusunun işte cevabı: “Bugün ülkemiz, demokrasi tecrübemizde daha önce hiç görülmemiş bir dönemden geçiyor. Ekonomi güvenlik sorunu haline getirildi, yatırımlardan vazgeçildi… İnsan onuruna ve hakkaniyete dayalı üretim ekonomisi yok edildi… İşsizlik ilk defa sosyal patlamalara gebe olacak kadar arttı… Kutsal İslâm dinimiz yerine, ‘Ilımlı İslâm’ adı verilen bir din anlayışı empoze edilmeye çalışılıyor… Sürekli farklılıklara yapılan vurgu nedeniyle terör azdı… Dış ilişkiler karşılıklılık ilkesinden saptırıldı. Adalet ve güvenlik sistemleri yıpranıyor… Bunun nedenlerinin başında merkez siyasetteki dağınıklıktır. Benim misyonum, Demokratik Merkez’in genç temsilcilerini bir araya getirerek “Yeni Bir Umut Siyaseti”nin önünü açmaktır. Milletimizin içine düşürüldüğü yoksulluk, gelecek kaygısı, güvensizlik ve çaresizlik yerine… Alternatif ekonomik ve sosyal politikalar ortaya koyabilecek bir büyük merkezi oluşturmak” mektup:Sevgili Nevval hn, >Konu: M.Ali derler ona
Mesaj: Nevval hanım saygılarımı sunuyorum.M.Ali BAyar niye saldırıyor acaba diye düşünenlere hatırlatalım.demirel’in danışmanıyken ,ondan ekmek yerken onun borusunu öttüren Bayar şimdi Çalık’a danışman . Bol paraya danışan/man her türlü soysuza kuyruk olur biz çok gördük. Cindoruk kazanacak. —————————————————— Hatırlayın diye gönderdim SİYASET *25 Aralık 2007* ‘TOKİ – AKP, DP’yi ele geçiriyor’ *Güneş Yazarı Talat Atilla, yazısını bir espriyle noktaladı. O espri neydi?* Basında ilk olarak *GERÇEK GÜNDEM* Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş’ın yazdığı *AKP – TOKİ – DP* ilişkisi, *Güneş Gazetesi*’ne de taşındı. Güneş Yazarı Talat Atilla, Yarkadaş’ın geride bıraktığımız günlerde kaleme aldığı bir yazısından hareketle, şunu dile getirdi: *”Nevşehir’de teğmene yumruk atan TOKİ bürokratı Sadık Soylu, DP Genel Başkan adayı Süleyman Soylu’nun yeğeniymiş…”* İşte Talat Atilla’nın* “DP – TOKİ – AKP üçgenini oluşturan”* yazısı: *Bize Yeğenini Anlat!* * TALAT ATİLLA – GÜNEŞ* Hatırlarsınız; Nevşehir’de yapılan açılış töreninde bir teğmenimize yumruk atılmıştı. AK Parti’li bir bürokratımız, bir ordu mensubumuzu dövmüştü. Her ne hikmetse bu olayın üzerine medya hiç gitmedi. (Güneş ve bir iki gazete hariç) Bir nevi üstü örtüldü. Basındaki bu karartmayla ilgili ortalıkta çok ilginç iddialar dolaşıyor. Dayak yiyen teğmen olayının haber yapılmaması için araya girenlerin cesareti nereden geliyor olabilir? Bir düşünün isterseniz? Cevabını çabuk bulacağınıza eminim! Dayak yiyen teğmen olayında ilginç bir tevakufa dikkatinizi çekmek istiyorum; Nevşehir’deki açılışta Teğmeni yumruklayan AK Parti’li bürokrat Sadık Soylu, DP Genel Başkan adayı Süleyman Soylu’nun öz yeğeniymiş. Süleyman Soylu ile hiç tanışmadım, yaşlı siyasetçilerden bıkan bir insan olarak aslında kendisine sempatim de var ama kafamızdaki sorulara cevap bulmak da hakkımız. Merak ediyorum; DP Genel Başkan adayı Süleyman Soylu, bu olaydan sonra yeğeni Sadık Soylu’yu arayıp, *”Hangi hakla bir ordu mensubunu döversin yeğenim?”* dedi mi acaba? Ya da, yeğeninin yanlış yaptığına dair basına tek kelimelik bir demeci oldu mu? DP, tarihinin tüm süreçlerinde orduya karşı hep saygılı oldu, orduyu peygamber ocağı bildi. Unutulmamalı ki; Hiç bir bürokrat, ‘Türk Subayına’ meydan dayağı çekecek kadar kuvvetli olamaz, hiçbir lider adayı da bu olayı kınamadıkça lider olamaz! Bu böyle biline! Süleyman Soylu’nun AK Parti ile olan hukuku, akrabası Sadık Soylu ile de sınırlı değil. Sabah’ın usta kalemlerinden Mahmut Övür, 30.11.2004 tarihinde Süleyman Soylu ile ilgili bir makale kaleme almış. Övür, “AK Partide sürpriz bir isim: Süleyman Soylu” başlıklı yazısında, *”Eski DYP’li Süleyman Soylu’yu AK Parti’de görmek kimseyi şaşırtmamalı.”*ifadesini kullanıyor. Mahmut Övür siyasi kulisleri iyi takip eden bir gazetecidir. Süleyman Soylu o dönemde AK Parti ile *ciddi bir ünsiyet bağı kurmamış olsaydı*, Övür bu satırları sütununa taşımazdı. Üstelik bu yazı tekzip de edilmemiş. Elbette AK Parti ile siyaset yapmak, ya da yapmayı istemek son derece meşru bir haktır ama başka bir partinin lider adayı için en azından kazanç hanesine yazılamaz… Yazımızı bir espri ile bağlayalım; *Dikkat! AK Parti DP’yi de ele geçiriyor! * – Yazıcı Formatı – Gönder – Yorum Yaz ‘da bugün 3üncüsü çıkan yazılarıma bkz. yarınınki yazının başlığı: s soylu kimdir? Memet Arif Demirer

Seçim Gecesi

Mart 27 2009Yorum Yok Kategori: Haberler

pazar günü saat 18.00′den itibaren SkyTürk’teyim saat:23.00′de Kanaltürk

Çorum’da markalaşma

Mart 25 2009Yorum Yok Kategori: Güncel

Yerel değerlerimiz yok oluyor diye ağlanmak yerine ,elimizdekileri dünya sahnesine nasıl çıkarabilirim diye düşünmek gerekiyor. Bu nedenle Çorum’da Hitit Üniversitesi ve DM Danışmanlık ortaklığında 21-22 Mart tarihlerinde bir programa katıldım.Konu:Krizde “Halkla ilişkiler,ekonomi ve markalaşma”

Bu programda ben marka kent ve markalaşmada kültürün önemi üzerine konuştum. Çorum 7-8 bin yıllık Hitit uygarlığının yanı sıra Frig, Roma,Bizans, Selçuklu uygarlıklarının bir çok hazinesine sahip. Çorum Hitit uygarlığı hazinesinin üstünde oturan yoksul,muhtaç bir adama benziyor. Tüm dünyanın destinasyonu olabilecek bu olağanüstü hazine beş yıl önce harika bir müzeye kavuştu. Her şey çok yavaş ilerliyor. Neden? Çünkü Çorum kendi şehir kültürüne, kimliğine,tarımına,ürünlerine sahip çıkmamış. Çıkmadı. Çorum leblebisiyle meşhur ancak iri ,iri nohutlar yok. Yeli nohutunu kaybeden Çorum nohutu Kütahya’dan getiriyor.Yerli tohumlarımızı kaybediyoruz.60km. uzağında İskilip var 550 yıllık Osmanlı yerleşimi. Osmanlı şehzade kentlerinden biri olan Çorum Ahilik merkezi aynı zamanda. Kriz dönemleri yenilikler, değişim için fırsat penceresi olabilir rahatlıkla. Hastalık da bir krizdir. Ben de kanser oldum.Ağlayıp sızlanmak yerine bilgilendim,araştırdım ve toplumsal bir faydaya dönüştürdüm.Hem ben kazandım,hem toplum.Her kriz yeni bir açılımdır. Fırsattır. Dünya bugün kimlik ve kültür ihracatıyla iktidar sahibi olmanın stratejilerini yapmaktadır. Kimliğinizi seviyor ve tanıyorsanız, çare ona kapanmak değil dünyaya açılmak ve yarışmaktır. Örneğin;Mevlana dünya markası ve UNESCO Mevlana yılı yaptı.Türkiye bunu hiç kullanmadı.ABD’de 5 milyon satan Mesnevi’yi ve Mevlana’yı Batılılar kendilerine göre yorumlayıp,İslam dışı filozof diye pazarlamaktadır.En Müslüman geçinen hükümet döneminde Mevlana yılı habersiz geçti gitti!!! Çorum dünyaya bakmak zorunda.Kurumları,STK’ları ve zenginleri bu kimliğin parçası olduğunu fark etmeliler.Çarpık çurpuk kent yapılanması güzelim tarihi evlerin yanında yükselmekte.Güzelim taş mektebin yanında yükselen korkunç apartman gibi….. Çorum’da çıkan kazı sonuçlarından bir Hitit yemekleri kitabı ve Hitit ekmekleri tarifleri çıktı. Metro Alman girişimciliğiyle Hitit ekmek tariflerinin patentini almış durumda. Çorum uyurken daha çok şey gidebilir…..Bir çok kentimiz ayni durumda maalesef. Köksüzlük, kimliğinden habersizlik Türk şehir medeniyetini yok etmekte. Marka olma ve medeni yaşama standartlarımızı kaybetmekteyiz. Kaliteli yaşam herkesin hakkı ancak bu lafla olmuyor. Emek ,finans, gönüllülük gerekiyor. AVRUPA’DAN İKİ ÖRNEK Glasgow: 1990’da Avrupa başkenti seçilen Glasgow 1961’de sanayi kenti olarak 1.1 milyon nüfusa sahipti. Bu sağlıksız sanayi kenti 1991’de nüfusu 662.000’e düştü. 1980’lerin başında bu gidişi gören yöneticiler iki yönlü stratejiler geliştirdiler. Yani orada ahbap çavuş değil,vizyon sahibi insanlar yönetici oluyor tabii. 1984’de 4 oteli olan kentte 2005’de 114 otele ulaşıldı.Ulusal ekonomiye 14.1 milyon pound net ekonomik geri dönüşüm gerçekleşti.Sanat etkinlikleri dahil Glasgow’a toplam 555.000 gezi düzenlendi.1.7 milyon insan outdoor etkinliklere katıldı. İskoç kimliğini ,dizayn alanını kullanarak devam ediyor. Fransa’dan Lille:Kord –Pas-de-Calais bölgesinde Belçika sınırında en büyük şehir Lille. Lille2004 projesi için 193 irili ufaklı kentle işbirliği yapılmış,500 gönüllü “Lille2004 Elçileri” adıyla etkinlikleri düzenlemi.17bin sanatçı katılmış.Açılış şenliklerine 9milyon insan katıldı.Otellerde doluluk oranları yüzde30 artı.2bin ropörtaj yayınlandı.Lille opera binası, 12 kültür merkezi ve bir çok restorasyon yapılmış.”Fransa’nın en Flemenk kenti” diyerek Lille farklı kültürel kimliğini de kullanmıştır. Çorum, bir an önce kaliteli şehir ve yaşam için ,işsiz gençlerine alan açmak için, eğiitm için, geleceği için yola çıkmalıdır.Bir büro kurmalı ve farklı bilim dallarından 30-40 kişiyle vizyon çizmelidir.Projelendirmelidir elindekileri. Merhaba Saygıdeğer Büyüğüm,
Nasılsınız? Siyasi hayatla iç içe olmadığınız zamanlarda Anadolu turlarınız olurdu hep.Arada da olsa sizi bağrına basmak isteyen insanlar yollarınızı gözlerdi ve hayranlarınız,sevenleriniz için bir güzellik olurdu bunlar.
Şimdi elinizde, gerçekleşecek bu tip projeleriniz var mı?Yeniden eski programlarınız olucak mı?
Böyle bir planınız olursa eğer sizi takip eden biri olarak haberdar olmak isterim.Şu an Eskişehir ya da Afyon benim sık bulunduğum mekanlar dahilinde olduğu için yeniden görüşme arzusuyla sizi aramızda görmekten onur duyarız.
Saygılarımla,
Burak Mavili.

CNN’de

Mart 23 2009Yorum Yok Kategori: Haberler

Reha Muhtar’ın programında “Çok Farklı” prof.Nilüfer Narlı, Cüneyt Ülsever,Hüseyin Gülerce tartıştık.

Konu:Cemaatler,tarikatlar ve demokrasi Yazarlar 25 Mart 2009 Yalçın BAYER ybayer@hurriyet.com.tr ’Manalı demokrasi tartışması’ CNN’de Reha Muhtar’ın ’Çok Farklı Programında’ önceki akşam ’Tarikatlar, Cemaatler ve Demokrasi’ konusu tartışıldı. Yazarlar 25 Mart 2009 Yalçın BAYER ybayer@hurriyet.com.tr ’Manalı demokrasi tartışması’ CNN’de Reha Muhtar’ın ’Çok Farklı Programında’ önceki akşam ’Tarikatlar, Cemaatler ve Demokrasi’ konusu tartışıldı. From: zidena To: Subject: YAZIK SÝZE HEP DE ÇOK Date: Fri, 27 Mar 2009 23:57:51 +0200 (EET) Reha muhtarın programını esefle izledim ve Fethullah GÜLEN ve ZAMAN gazetesi hakkında söylediklerinizi size hiç yakıştıramadım.YAZIKLAR OLSUN …Bu zamana kadar sizi hep destekledik sizin haberiniz yok ama herkeze sizin vefalı olduğunuzu ii biri olduğunuzu anlattım ama nafileymiş…Keşke daha isabetli olsanız doğruları söylesenizz olmaz mı…Yazıklar olsuuun Ne deyim…. ALLAHINDAN BUL NEVVAL:… Cevap:Kimliksiz,imzasız mektup yazanlara yazıklar olsun

Çanakkale savaşı ve kültür

Mart 19 2009Yorum Yok Kategori: Güncel

Çanakkale savaşı neden önemli? Neden yıllarca ilkokullarda,liselerde bunu doğru dürüst okuyamadı çocuklar? Neden Çanakkale’ye gitmek çok yeni bir moda? şehitliklerimiz üzerinden az mı yol geçirdiler cahil yöneticiler dersiniz….

NEVVAL SEVİNDİ 01.06.2004 SALI “Çanakkale’den bir kaptıkaçtıya binersiniz. Kentten çıkıp biraz yükseldiniz mi, boğaz rüzgarı püfür püfür eser. Bir yanınız deniz, bir yanınız çamlık, zeytinlik; alabildiğine maviler, yeşiller, sarılar, küme küme kırmızı gelincikler. İçiniz bir hoş olur. Çünkü bu toprak, kahramanlık destanları anlatır size karış karış. Çanakkale Boğazı’na baktıkça, bir kıtayı bir kıtaya bağlayan su köprüsünün ne demek olduğunu anlarsınız.” Truva kenti ülkemizin sınırları içinde bir antik kent. Onu kültürel hazine olarak pazarlayanlar kentin arkeolojik buluntularını kaçıran, sergileyen ülkeler. Şimdi filmiyle Truva kenti ve öyküsü pazarlanıyor. ‘Çanakkale Savaşı tarihin en son yüz yüze gerçekleşen kahramanlık destanıdır.’ diyen İngilizler, Avustralyalılar kültürel bir pazarlama içindeler. Savaşı kazanan ve en güzel değerleri temsil eden taraf Türkler diye vurgular İngiliz belgeleri. Ancak bizim bir Çanakkale destanı hamaseti dışında kültürel pazarlamamız yok. Anzaklar her yıl dedelerinin ruhu için binlerce kilometre gelir de bizim dedelerimiz için kimse bir metre yürümez. Yürekleri titreten, içeriden bir bakışla Çanakkale’yi anlatan bir film yapmadık. Yapamadık. Bu savaşı bir barış pazarlamasına çeviremedik. İstanbul daha yeni 551. yılını kutladı. Yine bol hamaset, çocukça canlandırmalar dışında bir İstanbul fethini dünyaya pazarlayacak filmimiz yok. İstanbul ki, bütün kesişme noktalarında var olan zengin tarihiyle kültürel bir pazar zaten. Mevlana dünyanın hayran olduğu, son yıllarda Batı’da en çok satan şairimiz, filozofumuz ve sufimiz. Bütün değerlerimizin yapı taşlarını dizmiş bu ustanın hayatını anlatan bir filmimiz yok. Onun hayatını ayrıntılarıyla ne kadar biliyoruz? Sadece kulaktan dolma, dön babam dön hamaset var. Şeyh Galip, olağanüstü güzellikte divanı, hayatı ve yenilikçi dünyasıyla bir dönemi en iyi anlatacak geçmişimizden bir elmas, kim filmini yapacak? Aydın bunalımlarından kurtulup ne zaman iç dünyamızın, kültürel hazinelerimizin filmini yapan çıkacak? Bir film yapmak bir dünya kurmaktır. Bizim kuracak dünyamız yok belki de. Kültürel fetih planımızı düşünmeye ne zaman başlayacağız? Ne geçmişimizi, ne ortak Anadolu mirasını, ne yakın dünü, ne bugünü kültürel pazara sunma başarısı gösteremiyoruz. Bu marketin raflarında bize ait hiçbir şey yok. Folklorik özellikler taşıyan gösteri ve tanıtımlar çok demode. Bakın, Zeugma mozaiklerine İstanbul’da sergilenmesin diye kıyamet koptu. Şimdi Zeugma kentinin tamamını yer üstüne çıkaracak vakıf ve para yok oldu. Bakan Erkan Mumcu konuyla çok yakından ilgilendi ve sergilenmesinden yana olmakla birlikte sonuç alamadı. Türkiye’nin dünya kültür pazarında var olması gerekiyor. Bunun ne planı, ne yapımcısı ortalıkta görünmüyor. Türkiye de, diğer ülkeler gibi kültürel pazarlamayla geleceğini var edebilir. Fransa hem Paris kentini pazarlıyor, hem Fransız kültürünü. İspanya, İngiltere, İtalya, Yunanistan aynı şeyi yapıyorlar. Biz AB’ye girip zengin olma hayali kurmadan önce kendimiz olma hayali kurmalıyız. O zaman kültürümüzü var etmeyi, pazarlamayı ve elde edeceğimiz sentezi kurgulayabiliriz kanımca. İstanbul bir müze kent olarak yapılandırılmalı, korunmalı. “Bu şehrin terbiyesinde şiirden sanata, muaşeretten dine kadar her şeyde İstanbul’un payı vardır. O bizim hakiki ruh mimarımızdır.” diyen A. Hamdi Tanpınar ne kadar haklı değil mi? Ruh ahengimizi bulamamak ne hazin. Şimdi kendimizi keşfetme zamanı. Çünkü kendimiz dışında başka bir yazgımız yoktur. AŞAĞIDAKİ YAZIYI DA 2005′DE YAZDIM. O güzelim “Osmanlı Bursa”yı yıkıp döktüler, verimli toprakları sanayi ve konutla donattılar. Gide gide bir arpa boyu yol alıp asla geri getirilemeyecek tarih, kültür, şehir ve köklerinden oldu insanlar. Kökler dediğimde Çanakkale’ye gidiveriyor aklım. 90 yıl sonra kalbimizdeki yeri sorgulanan, yeniden keşfedilen Çanakkale… Şehitlerini unutan bir milletin 1974’te milli park ilan edilmesiyle akla gelen Çanakkale… Henüz sahip çıkıldığından söz edemeyeceğimiz şehitler diyarı… Her konuda hafızasızlığımızın yüz karası olacak Çanakkale… Anzakların ilgisiyle uyandığımız, şehitlerimizin gözyaşlarını göremediğimiz diyar. Büyük bir yenilgiyi başarıya, ilgiye, tarihe dönüştüren Anzakların hayran kaldığı şehitlerimizin ve onların kültürünün mekanı savaş tepelerinde geziyorum. Tarihimizin ve kültürümüzün en parlak sayfasını nasıl gömdük biz betonların altına? Bomba Sırtı denen savaşın sembolü olmuş yere siperlerin birbirine sekiz metre yaklaştığı bu olağanüstü 200 metrelik siper kuşağının üstüne otopark yapanların cahilliği kalbimde ateşler yakıyor. İlk şehitlerimizin gömüldüğü bu alanda arabasını bırakarak sembolik kurulmuş (yani altı boş) şehitliğe gidenlerin anlam yoksunluğu her şehidi acaba neresinden vuruyordur diye düşünüyorum. Hangi İngiliz kurşunu bu kadar acımasız olabilirdi? Çanakkale Savaşı’nın belkemiği olan Alçıtepe noktasını gördünüz mü? İngilizlerin savaşta ele geçirmek için canhıraş savaştığı ve bizim vermediğimiz bu önemli Alçıtepe’miz bugün çitle çevrili. Bağ yapmışlar şarap üretmek için; çünkü özel sektöre kiralanmış. Şehit kanı ne kadar kırmızı olur acaba? Barış Parkı Projesi’nden çeşitli seçilivermiş tesadüfi yatırımlara 23 trilyon verildi bugüne kadar. Yol genişletme, betonlama faaliyetleri motorlu araçlar için cazibeler yaratma hevesi doludizgin. Oysa dünyada bu engellenen bir şey. Burada ziyaret “anlamadan bakınma” değil, bilerek, hissederek anlama hatta bir meditasyon alanı yaratmak. Kaybettiğimiz ruhu kazanmak için birkaç kilometre bile yürümekten üşenenlerle nasıl olacaksa?.. Yanlış yazılar, bilgiler, rakamlar, heykeller, İngiliz tüfekleri tutan askerlerimiz, yazıtlar turistik bir yere yakışacak özensizlikte. Oysa şehitler eğlence turizminin aracı değildir sanırım! 25 yıldır devletin, akademisyenlerin, aydınların ve de hiçbir kurumun ilgisini çekmeyen köklerimizin pırıltılı yıldızlarının gömülü olduğu lavanta kokulu topraklarla artık yüzleşme zamanı derim. Savaşı kaybedenler, ağız dolusu “gavur” denilenler 1922’de gelip ölülerinin mezarlarına, kemiklerine sahip çıktılar. Yazlık konutların, kooperatiflerin mutfak pencereleri mi bakar acaba bu tepelere? Biz ne zaman sahip çıkacağız kültürümüze? Biz ne zaman sahip çıkacağız bizi besleyen, saklayan toprağımıza? Tarlalarımıza daha ne kadar düşünmeden evler, yazlıklar, fabrikalar dikeceğiz? Sonra kanserden, cehaletten ölürken ardımızda “beton hayatlar” bıraktık diye mi övüleceğiz? Ermeni tehcirinin olduğu yıllarda 25 milyon kilometrekarelik Osmanlı topraklarında beş imparatorluğun dünya paylaşım savaşı dönüyordu. Her yerden Müslümanlar sürülüyordu, mallarına ve canlarına el konuyordu. Ne yazık ki, onları yazan, araştıran ya da filme çeken insanlarımız olmadığından acıları sessiz çığlıklar halinde bir kandil gibi gök kubbede asılı kaldı. Tarihinde hiç tehcir vakası olmayan Osmanlı neden bunu yaşadı diye hiç düşünmeden konuşulanlara bakınca o dönemin hukukunu bugün yargılama merakında olanlara soruyorum: Bugününü yargılayabilir misin? Hadi, biraz cesaret… 05.04.2005

RANT toplamak kimin işi?

Mart 18 2009Yorum Yok Kategori: Güncel

“AKP’li Fatih Belediyesi’nin Sulukule’de kentsel dönüşüm çerçevesinde kamulaştırma ve yıkım kararı alınması sonrası, iki mahalledeki konutların yüzde 50’si el değiştirdi. ’Romanlar’ borçlandırılıp TOKİ’nin yaptığı dairelere taşınırken, başkan danışmanı ve bazı aracılar, değerleri katlanacak daireleri, belediyenin gösterdiği emsal fiyatın biraz üzerinden, üçüncü kişiler adına toplamaya başladı.” Hürriyet’e bugün manşet olan konu İstanbul için bir yüzkarasıdır.”Bundan bizde çok var ne olacak ki “diye dayılananlar da her iki dünyada lanetleneceklerdir.

İnsanları buralar kamulaştırılacak diye korkutup ellerindeki yerleri kapatanlar ahlaksızdır.UNESCO heyeti bile geldi Sulukule’yi ziyaret etti.İstanbul belki tarihi miraslar listesinden çıabilir dedi böyyük Başkan’a vız geldi tırıs gitti. Büyük mimar kulağı tıkalı olandır. Bu nedenle şehirlerimizin halinden,perişanlığından mimarlar sorumludur derim 20yıldır. GEÇEN ay AKP’den istifa eden Fatih Belediye meclis üyesi Yakup Karoğlu, meclis tutanaklarına da geçen konuşmasında Sulukule projesiyle ilgili şunları söyledi: “Fatih’te pek çok proje baştan sona gizli yapıldı. Sulukule bunlardan biri. Hiçbirimizin haberi olmadı. Belediye başkanı Sulukule ile ilgili bir sunum yaptı; işte yüzde 1’i çalgıcı, zurnacı, yüzde 47’si ilkokul mezunu bile değil dediler. Cahil insanlar demek istiyor. Doğrudur o insanlar sizin nezrinizde cahil ama siz de çok kurnazsınız. Kentsel dönüşümün seyrine baktığımızda, bölgedeki hak sahiplerinin yüzde 50’si el değiştirmiş, Sulukule rant kapısı olmuştur. Endişem şu; yarın oralarda meskenler yapılacak, kimler oturacak, beddualar alacığız. Başkaları da diyecek ki ’falan şahıs da bakın orada oturuyor, Allah belasını versin’ diyecek.” Haramzade olmayan da gerçeği söylüyor. Başbakan ne diyor?Sadece oylarımızı nereye vereceğiz? Hizmete. İdeolojiye değil. Kimden devraldık biz hükümeti? MHP-DSP-ANAP. Benim vatandaşım kaç yıllığına bunlara iktidarı vermişti? 5 yıllığına. Niye bırakıp gittiler? Kaçtılar yahu kaçtılar. Bu vatandaşa ihanettir. Onların yaptığı modern hırsızlıktır.” DEMEK HIRSIZLIĞIN MODERN OLANI İŞLİYOR TIKIR TIKIR. Beypazarı’nı örnek bir belediye haline getiren Mansur Yavaş ve ekibidir.İdeolojik olsa 400′e yakın eski evi restore edeceğine yıkar geçerdi ve arkadaşlarıyla otururdu o evlerde değil mi ama…Nedense akıllı değilmiş Mensur bey yavaş kalmış yavaş…. ŞİMDİİİ…BU İKİYÜZLÜLÜKLE AHMET ALTAN’IN YAZISINDAKİLERİ BİRLEŞTİRİN BAKALIM SONUÇ NE? Ahmet Altan’dan ”Ben ikiyüzlülükten sıkılırım. Kurnazlıklar bunaltır beni. Onun için açık konuşalım. Ve, bütün AKP lilere ve dindar kardeşlerimize net bir şekilde soralım: Gazzede Müslüman çocukların öldürülmesi mi sizi o kadar öfkelendirdi yoksa.. o çocukları öldürenlerin Yahudi olması mı? Ya da, Müslüman, Hıristiyan, Ermeni, Yahudi, Mecuzi, Budist hiç fark etmez.. ben çocukların öldürülmesine karşıyım mı diyorsunuz? Gerçekten siz ne diyorsunuz? Ne dediğiniz pek anlaşılmıyor çünkü. Gazzede küçücük çocukların öldürülmesine bu ülkede gösterilen tepki, bu toplumun bir vicdanı olduğunun işaretiydi. Başbakan, o çocuklar için Davosta bütün diplomatik kuralları altüst eden bir çıkış yaptı ve hem dünyadan hem Türkiyeden büyük bir destek buldu. Haklı bir çıkıştı ve hak ettiği alkışı aldı. Peki, ne oldu Davos fatihi kahraman başbakana? Niye Darfur konusunda suspus şimdi? Darfurda üç yüz bin insan öldü. Binlerce çocuk var ölenlerin arasında. Üstelik o çocukları sadece öldürmediler. Aşağılıkça bir de ırzına geçmişler çocukların. Nerde peki….. sizin o gökgürültüsü gibi patlayan vicdanınız? Darfurda Müslüman çocukların ırzına geçip öldürenlerin de Müslüman olması mı sizi böylesine suskun kılıyor? Müslümanları Müslümanlar öldürürse ses çıkarmayacak mıyız? Bir an durun. Ve, kendinize bir sorun. Eğer Darfurda o çocukların ırzına geçip öldürenler Müslüman değil de Yahudi olsaydı böyle sessiz mi kalacaktınız gene? Bunun cevabını kendinize verin. Kendinize verin bunun cevabını. Gerçek cevabın ne olduğunu hepimiz biliyoruz, değil mi? Biliyoruz ki o Müslüman çocukları öldürenler Müslüman olmasaydı yeri göğü inletirdik. Bu, ikiyüzlülük değil mi peki? İkiyüzlü bir vicdan olabilir mi? Başbakan da, Meclis başkanı da, başbakanı destekleyen partidaşları da, Gazze için ayağa kalkan dindarlar da aslında ölen çocuklar için üzülmemiş miydi yoksa? Çocukları bahane mi etmişlerdi? Meclis Başkanı Köksal Toptan, Sudan devlet başkanı, seçilmiş biri diyor. Eeee, ne olacak? Seçilmiş birisi, silahlı milis örgütleri kurup onları ordu desteğinde, köy baskınlarına göndererek yüz binlerce insanı öldürtebilir mi? Seçilmek, insanlara cinayet serbestîsi mi veriyor? Seçildikten sonra istediğini öldürtebilir misin? Çocukların ırzına geçmek serbest mi seçilmişlere? Bu nasıl bir savunma? Bir söyleyin bana ne olur, Gazzede “mazlum”u tutanlar, neden Darfurda “zalim”i tutuyor? Sudanda Arap Müslümanlar, Afrikalı Müslümanları öldürüyor. Bunun için “Cancavit” denilen milis örgütleri kuruyorlar, bu milisler Afrikalıların köylerini basıyor, kadınlarla çocukların ırzına geçiyor, öldürüyor, evleri yakıyor. Desteklediğimiz insanın yaptırdıkları bunlar. Bütün bu yapılanları destekliyor musunuz gerçekten? Çocukların ırzına geçsinler mi? İnsanları öldürsünler mi? Köyleri yaksınlar mı? Bu yapılanların aynısını Yahudiler yapsaydı destekleyecek miydiniz? Vicdanımızın verdiği hüküm, zalimin dinine göre değişiyor mu? Zalim Yahudileri lanetliyor ve zalim Müslümanları alkışlıyor muyuz? Peki, ya ölen çocuklar? Gazzedeki çocukların yardıma ihtiyacı var. Darfurdaki çocukların da yardıma ihtiyacı var. Sudan Devlet Başkanı El Beşiri savunmak, onun yargılanmasını önlemeye çalışmak, Darfurda daha fazla çocuğun ölmesi demek. Gazzedeki çocukları kurtarmak için ayağa kalkan başbakan, neden Darfurdaki çocukları ölüme gönderen bir adamı savunuyor? Bunun mantıklı bir cevabı var mı? Yoksa bunun, utandıracak kadar mantıklı bir cevabı mı bulunuyor? Sudanda çıkarları olan Çin de El Beşiri çok mantıklı bir hesapla destekliyor. Bu mantık biraz içinizi bulandırmıyor mu? Gazzede çocukları savunanlar, Darfurda çocukları öldürenleri savunuyorlarsa, o zaman “vicdan”dan değil “hesap”tan söz etmemiz gerekiyor. Çocukları “hesap”larımıza alet mi ediyoruz? Niye yapıyoruz bunu? Vicdanlı ve dürüst olmak, “hesaplı” olmaktan iyidir bence. “Hesap” insanı makam sahibi yapar da, “vicdan” daha önemli bir işe yarar, insanı insan yapar.” ——————– Kültürel kimliği olmayan şehirleri ruhu kaybolmuş insanlar,politikacılar yapılandırır.Ranta teslim eder.N.S

Tecavüz eden eğitimciler

Mart 16 2009Yorum Yok Kategori: Güncel

Çocuklarımız kime emanet?Eğitimde bu kaçıncı şok acaba? Gazetelerde okuduklarımızı nasıl hazmedeceğiz?Liseli kızlara tecavüz etmek normalleşti mi yoksa?Gençleri beğenmeyenler 50-60 yaşında adamların tecavüzlerine ne diyor?Bu ne ikiyüzlülüktür? spora gidene taciz ve tecavüz haberlerinden çocuklarımızı spora veremez hale geldik feryadını duyan yok mu? Bugün Müge Anlı ile Tatlı Sert programında kafası kesilen kızın komşusu yaşlı amca şunu söyledi:” Köyde dağdaydım.Su içmeye dereye inerken ayıyla karşılaştım.Saldırmaya hazırlanıyor. Onunla insanla konuşur gibi konuşmaya başladım:ya sen utanmıyor musun,buraya su içmeye geldim beni öldürmek istiyorsun diye.Bir süre dinledi.Sonra vallahi billahi ayı başını öne eğdi gitti.” Ayıları neden korumalıyız anlaşıldı mı?

Emekli öğretmen, ilköğretimde 5 yıl okuttuğu 14 yaşındaki kız öğrencisine (Ders çalıştırıyorum) bahanesiyle 2 yıl boyunca tecavüz etti. İlköğretim öğrencisi kız korktuğu için başına gelenleri kimseye anlatamazken emekli öğretmeni tecavüze tanık olan 18 yaşındaki kızı ele verdi. Gözaltına alındıktan sonra, evinde yapılan aramada kızla ilişkilerinin kayıtlı olduğu 200 CD ele geçirilen emekli öğretmen tutuklandı. Arkadaşlarının dışladığı 8′nci sınıf öğrencisi okuldan alınırken, babasını ele veren lise öğrencisi kız İstanbul’daki yakınlarına sığındı. Recep AKTEPE / ANTALYA (AHT) Antalya’nın Manavgat İlçesi’ndeki Toros İlköğretim Okulu’ndan 2 yıl önce emekli olan 56 yaşındaki sınıf öğretmeni Muhsin Ş.’nin, 1′nci sınıftan 5′nci sınıfa kadar okuttuğu 14 yaşındaki K.S.’ye 2 yıl boyunca tecavüz ettiği ortaya çıktı. Emekli öğretmeni, aynı okulun lise bölümünde okuyan 18 yaşındaki kızı C.Ş.’nin polise yaptığı ihbar ele verdi. Polis operasyonunda Muhsin Ş.’nin evinde kızla ilişkilerinin kayıtlığı olduğu 200 CD ele geçirildi. EŞİ SAKLADI KIZI İHBAR ETTİ Manavgat’ta tüyler ürperten olay 18 yaşındaki lise öğrencisi C.Ş.’nin, öğrencisiyle ilişkiye giren babasını yakalamasıyla ortaya çıktı. Genç kız durumu annesi H.Ş.’ye anlattı. Mahalleye rezil olmaktan korkan H.Ş., öğretmenlik ataması bekleyen oğlu C.Ş. ile birlikte olayı gizlemeye karar verdi. (HAYATTA VİCDAN DİYE BİR ŞEY VARSA KÜÇÜK ÇIKARLAR İÇİN İNSAN HAYATINI ÇÖPE ATMAYANLARA AİTTİR EMİNİM.REZİL OLMAK MI?KİME?HİÇ Mİ AYNAYA BAKMAZ İNSAN?) Lise öğrencisi C.Ş. ise durumu 1 hafta gizleyebildi. Vicdan azabına dayanamayan kız babasını polise ihbar etti. EVİNE BASKIN DÜZENLENDİ İhbar üzerine Antalya Asayiş Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliği ekipleri harekete geçip emekli öğretmenin Manavgat İlçesi Şelale Mahallesi’ndeki evine baskın yaptı. Sabaha karşı yapılan operasyonda 2 çocuk babası emekli öğretmen Muhsin Ş. ve suçu gizlediği ifade edilen eşi H.Ş. gözaltına aldı. Polis evde yaptığı aramada emekli olduktan sonra öğrencilere ders verdiği öğrenilen Muhsin Ş.’nin kullandığı belirlenen bilgisayar ile 200 CD’ye el koydu. TECAVÜZ DOLU 200 CD Polis emekli öğretmenin evinde ele geçirdiği CD’lerde öğrencisine zorla tecavüz ettiği görüntüler izleyenlerin kanını dondurdu. Pazarcı eşi H.Ş. ile birlikte ifadesi alınan emekli öğretmen Muhsin Ş., adliyeye sevk edildi. Nöbetçi mahkeme, suçu gizlediği iddia edilen H.Ş.’yi serbest bırakırken emekli öğretmen tutuklanıp cezaevine kondu. Polis, başka kurbanların olduğundan şüphelenirken emekli öğretmenin el konulan bilgisayarı incelemeye alındı. KAMERAYA ÇEKİP TEHDİT ETTİ Emekli öğretmenin tehditlerinden korktuğu için tecavüze boyun eğdiği öğrenilen öğrenci K.S. tecavüz olayını anlattı. Öğretmeninin ‘ders çalıştırma’ bahanesiyle evine götürdüğünü ve kendisine zorla tecavüz ettiğini anlatan K.S., “O gün tecavüz olayını kamera ile kaydetmiş. Görüntüleri bana gösterip olayı kimseye anlatmamam için tehdit etti. Çok korkuyordum, fakat her istediğinde de istediklerini yapmama zorluyordu” dedi. KİMSE NE YAŞADIĞIMI BİLMİYOR Korkudan 2 yıl boyunca kimseye bir şey anlatamadığını belirten K.S., “Defalarca aileme anlatmayı düşündüm, yapamadım, psikolojim bozuldu. Derslerime çalışamaz olmuştum” diye konuştu. Arkadaşları tarafından dışlandığını söyleyen Kevser, “Kimse ne yaşadığımı bilmiyor. Bazı arkadaşlarım beni suçladı. Anneleri benimle konuşmalarını istememiş. Yalnız kalıp, iteklendim. Bu nedenle kaydımı başka bir okula naklettirmek istiyorum” diye konuştu. ÖLDÜRMEYİ DÜŞÜNDÜM Kızına 2 yıl boyunca öğretmeni tarafından tecavüz edildiğini öğrenince şok geçiren bir otelde işçi olarak çalışan M.S., “Duyduğum anda öğretmeni öldürmeyi düşündüm. Böyle bir insan olamaz. Çocuğumuzun geleceğini ve kendisini emanet ettiğim kişi, bütün hayallerimizi yıktı. Adalete güveniyorum, öğretmenin gerekli cezayı alacağından eminim. Bu saatten sonra tek derdim kızımın sağlığına kavuşması. İşimi bıraktım zamanımı kızımla geçiriyorum” dedi. KÖMÜR DAĞITMIŞ Polis, tutuklanan Muhsin Ş. ile ilgili dosyanın kapatılmadığı başka kurbanların bulunup bulunmadığının araştırıldığını söyledi. İyiliksever görünmek için çevresine kömür yardımı yapan Muhsin Ş.’nin komşuları da olayın şokuna girdi. Babasına tanık olduktan sonra bunalıma giren ve lise öğrencisi C.Ş. de Manavgat’ı terk etti. Polise sığınan 18 yaşındaki genç kız İstanbul’da bulunan yakınlarının yanına gönderildi.

Mehtap TV’de

Mart 12 2009Yorum Yok Kategori: Haberler

Kahve Molası programı

Saygıdeğer büyüğüm,Mehtap Tv’de belgesel içerikli programınızı izledim ve o kadar keyif aldım ki sizi uzun süredir ekranlarda göremeyen biri olarak.İnşallah birgün İstanbul’da sizi mekanınızda da ziyaret etmeyi istiyorum.Şu anda Sky Türk’te de izliyorum sizi,Nette fotoğraflarınızı devamlı gördüğüm için tvde de hiç yabancı değildi bana,sanki her zaman geldiğim bir evmiş gibi geldi.Sizin de müsadenizle birgün gerçek bir misafir olabilirim inşallah.İzlerken beni en çok duygulandıran şeylerden biride kızınızın,eşinizin,arkadaşınızın ve kardeşlerinizin yorumlarının yanında benim böyle bir fırsata sahip olamamamdan ötürü notumun noksanlığı oldu.Hatta yanımda altı arkadaşım vardı ve onlarada sizi izlettim, bayan arkadaşın biri güzelliğinizi dile getirdi.Çok keyifli bir sohbetti.Kendini disipline adayan,otokontrol sahibi,insani değerleri taşımayı bilen,hissiyatı da yanında taşıyan değişik kulvarlarda ilerlemeyi yeğlemiş bir çok kitleye hitabeden,çok yönlü ve anlamlı bir programdı.Yarım saatliğinede olsa evinize konuk ettiniz bizleri.Vtr’lerde hoştu gayet kahvenizi içemedik ama içmiş kadar olalım. Yalnız siyasi yaşamınızı bitirdiğinizi dile getirdiniz çok hayret içinde kaldım o anda.Hayırdır saygıdeğer büyüğüm,sizi uzaklaştıran ne oldu acaba?Yerel seçimlerde olmayacak mı faaliyetleriniz?Sizin gibi kararlı,mücadele eden biri için ne olabilir ki caydıran neden.Yinede herşeyin hayırlısı olsun.Elbetteki vardır mantıklı bi nedeni ve hayırlara çıkar. Ekranlarda her zaman sizi görmeyi ümidediyoruz,kulağımıza küpe olan bir çok şey oldu ve olmaya da devam edecek inşallah.Sadece size değil,Eskişehir’e yolunuz düştüğünde mutlaka ama mutlaka telefonunuzu bekliyorum ve misafirliğiniz beni/bizi çok şereflendirecek inşallah.Tamam mı ablacım. Sonsuz saygı ve sevgilerimle ellerinizden öperim.Sağlıcakla kalın. Burak Mavili Çok Kıymetli Nevval Hanım Efendi, Size şükranlık hislerimi bildirmek istiyorum. 2004 Haziranı 2005 te olabilir. Da platformu düzenlenmşiti Kazan’da. Orada Türk Tatar düğünü olmuş, onun sunuculğunu iki arkadaş yapmıştık. İsmim fatih kutlu. Sizinle o gelişinizde tanışma bahtiyarlığına erişmiştim. Uzun zamandır da teşekkür yazmak istiyordum ama bir türlü elim değmiyordu. Nihayet şimdi fırsatını buldum. Mehtap Tv’de Pazar günleri yayınlanan Kahve Molası Programında sizin konuk olduğunuz bölümü seyrettim. Seyrederken büyük bir haz ve zevk aldım. Keşke bu söyleşi sürüp gitseydi, dur durak bilmeden… Kültürle yoğrulmuş, hayatı araştırmayla geçmiş insanlarla ve olaylarla içli dışlı olmuş, onları çok iyi okumuş Sizin gibi büyüğümü dinlemek büyüledi şahsen. Öyle ortak düşüncelerimiz varmış ki… Ben de boş işlerle uğraşıyorum zehabına kapılmıştım. Özellikle Aile Tarihi ile ilgisi söylediğiniz şeyler etkiledi. Keşki imkan olsaydı sizden bol bol istifade edebilseydim. Rabbim gözlerinize fer, dizlerinize derman, kaleminize güç kuvvet versin. Kemali edeple ellerinizden öpüyorum. Saygılarımla Fatih Kutlu/Tataristan-Kazan

Sayfa 1 / 212»